Etiket: Nurettin Aksoy

  • ‘Bütün Alevi dergahları müftülüklere tahsis edilmiş, bu duruma sessiz kalmayacağız’

    ‘Bütün Alevi dergahları müftülüklere tahsis edilmiş, bu duruma sessiz kalmayacağız’

    PİRHA- Osmancık ilçesindeki Koyunbaba Türbesi’nin Alevilere kapatılıp bitişiğine ise cami yapılmasına tepki sürüyor. HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, tüm dergahların “işgal altında” olduğunu ifade ederken KAB-FED Başkanı Muharrem Erkan ise yakın zamanda dergah bahçesinde cem yürüteceklerini belirtti.

    Çorum’un Osmancık İlçesi’ndeki Koyunbaba Türbesi/Dergahına yönelik asimilasyon politikaları sürüyor. Alevilere kapalı olan dergah, uzun yıllardır kapıları kilitli halde tutuluyor.

    2015 yılında dergahın aşevini mescide dönüştürenler şimdi ise söz konusu alanın hemen bitişiğine cami yapmakta.

    MHP’li Belediye tarafından yürütülen cami inşaatına karşılık Alevi toplumunun tepkileri sürüyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Koyunbaba Türbesi’ne ilişkin uzun yıllar boyunca hukuk mücadelesi yürüttüklerinin altını çiziyor. Ancak Aksoy, mücadelelerinde yalnız kaldıklarını, Alevi örgütlerinin desteğini alamadıklarını da söylüyor.

    27. CAMİ İÇİN DERGAH ÖNÜNDE TEMEL ATILDI!

    Dede Nurettin Aksoy, yapılan cami ile birlikte türbenin siluetinin bozulduğunu ifade etti. Dede Aksoy, Alevilerin kitlesel cem yaptığı alan üzerine cami yapıldığını belirterek “150-200 yıllık çamlar kesildi. Henüz 40 günlük itiraz süreci bekletilmeden inşaata başladılar. Osmancık İlçesinde 26 cami ve mescit olmasına karşılık Alevilerin bir tek bu dergahı vardı. Çorum’da birçok dergah aynı şekilde camiye dönüştürüldü. Yani dergahlar işgal altında” diye konuştu.

    DERGAHIN ANAHTARI TOKAT’TA TAKILI KALDI!

    Konuyu yakından takip eden isimlerden birisi de Dede Satılmış Özcan. Osmancık’ta yaşam süren Özcan, Koyunbaba Kültür Derneği‘nin de başkanlığını yürütmekte. Satılmış Özcan, dergaha yönelik hamlenin ilk olarak aşevini mescide çevirerek yaptıklarını, ancak oluşan tepkiler ardından söz konusu alanın kapatıldığını söyledi. Özcan, sonraki süreçte dergah bitişiğine farklı yapılar daha inşa edildiğini belirterek şunları aktardı:

    Dergahı hiçbir zaman bize teslim etmediler. O nedenle cemleri de dışarıda yapıyorduk. Son cemimizi de pandemiden önce yapabilmiştik. Burası Alevi inanç merkezi ancak anahtarını bize vermiyorlar. Bunun için Koyunbaba Derneği’nden bir ekip, yakın zamanda Ankara’ya kadar gidip Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile de görüştü. 1 Eylül’de cem yapmayı planlıyorduk, anahtarı bize vereceklerini söylemişlerdi ancak ‘İş, Tokat Kültür Müdürlüğü’ne takıldı’ denildi. Alevilere Koyunbaba Türbesi’nin içerisinde ibadet yaptırmak istemiyorlar. Koyunbaba Kültür Derneği olarak dergahı istiyoruz ancak vermiyorlar. Avukatlar beni arayıp ‘Mahkemeye gidelim’ dediler ancak ‘Bizi burada yanlış yorumlarlar. Osmancık gaddar bir yer. Camiye karşıymışız gibi gösterirler’ dedim. Onlar ise bize karşı olduklarını söylemeyip yer vermiyorlar!

    Yaşananlara karşılık tepkisel bir eylem yapabilmemiz için Tokat Pir Sultan Abdal Derneği’nden beklentimiz oldu. Bizim başımız oraya bağlı. Muharrem Erkan, ‘Bir bakalım, vali ile görüşelim, sonrasında geniş kapsamlı bir tepki gösterelim’ dedi.”

    “ÇELİŞKİLİ BİR DÖNEMİN İÇERİSİNDEYİZ”

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu (KAB-FED) Başkanı Muharrem Erkan ise konuyla ilgili Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne görüşme talebi ilettiklerini aktardı. Erkan, Koyunbaba gibi birçok dergah ve türbenin cami gölgesinde kaldığını belirterek şunları söyledi:

    “Ülkede ciddi derecede anti demokratik uygulama var. Ne yazık ki yasa ve kanun diye bir şey de yok. Siz ne yaparsanız yapın onlar bildiğini uyguluyor.

    Önümüzdeki günlerde Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu olarak Koyunbaba Türbesi’nin içerisinde cem birlemeyi düşünüyoruz.

    Koyunbaba’daki süreci birçok yerde yaşıyoruz. Örneğin Hacı Bektaş, bizim Yol ulumuz. Yol önderimizin merkezine dahi 1826’da cami yapılmış. Her tarafta benzer uygulamaları yapıyorlar, ne yazıktır ki toplumsal olarak bir refleksin olmamasının yanı sıra bir de yandaş bir Alevi yapılanması oluşturuldu. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu işe çanak tutuyor. Yani çelişkili bir dönemin içerisindeyiz.

    “SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Muharrem Erkan, türbenin önünde yapılan cami için itirazlarının süreceğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Türbe alanı içerisinde değil dışarısında cami yapılıyor. Alan içerisine dair daha önceden bir grup tarafından camiye çevirme gibi durum söz konusuydu. Namaz kılınıyordu onunla ilgili tepki göstermiştik ama adamlar yine yapacaklarını yaptılar.

    Türkiye’de Alevilerin rahat girdiği, sahip olduğu bir dergah dahi yok. Başta Hacı Bektaş Dergahı dahi işgal altında. Bir de işin kötü tarafı bütün Alevi dergahları müftülüklere tahsis edilmiş durumda. Ama bu duruma sessiz kalmayacağız. Orada daha önceden de yaptığımız gibi cem yapacağız.”

    Eren GÜVEN/ÇORUM 

     

  • Dede Aksoy: Koyunbaba Türbesi’ne yapılan caminin iptali için mahkemeye gideceğiz

    Dede Aksoy: Koyunbaba Türbesi’ne yapılan caminin iptali için mahkemeye gideceğiz

    PİRHA- Çorum’un Osmancık ilçesinde Koyunbaba Türbesi’ne cami yapılmasına tepki gösteren HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, “Daha önce kitlesel olarak cem yaptığımız açık alana cami temeli attılar. 200 yıllık çam ağaçlarını kestiler, Koyunbaba’nın silüetini bozdular. Avukatımızla birlikte caminin iptali için konuyu mahkemeye taşıyacağız” dedi.

    Çorum’un Osmancık İlçesi’nde bulunan Koyunbaba Türbesi/Dergahı, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının sık sık hedefi haline gelen önemli inanç merkezlerinden biri. İlk olarak 2015 yılında türbenin yemekhanesi müftülük tarafından mescide çevrilip imam atanmıştı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi, türbenin kendilerine devredilmesi için 2013, 2014 ve 2015’te birçok kez Tokat’taki Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ve Çorum Valiliği’ne başvuruda bulunarak hukuk mücadelesi başlatmıştı.

    Son olarak dergâhın önüne cami temeli atıldı. MHP’li Belediye Başkanı Ahmet Gelgör, 5 Aralık 2019’da yapılan Koyunbaba Kültür Derneği’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada dergâhın gerçek sahiplerine verilmesi ve yanına bir cemevi yapılması sözünü vermişti. Ancak Gelgör, belediye başkanı seçildikten sonra sözünü tutmadı, Koyunbaba Türbesi ve Dergahı’nın önünde, Alevilerin cem yaptığı alana cami temeli attı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Koyunbaba Türbesi’ne cami yapılmasına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “200 YILLIK ÇAM AĞAÇLARINI KESTİLER, KOYUNBABA’NIN SİLÜETİNİ BOZDULAR”

    Daha önce Koyunbaba Türbesi’yle ilgili mahkeme süreçleri yaşadıklarını ifade eden Nurettin Aksoy, “Dergâhımızı istedik onlar dergâhımızın önüne cami yaptılar. Daha önce kitlesel olarak cem yaptığımız açık alana cami temeli attılar. 200 yıllık çam ağaçlarını kestiler, Koyunbaba’nın silüetini bozdular. Yasadışı, kanunsuz bir şekilde camiyi inşa ettiler. Yaşananları Alevi kurumlarına ilettim ama şimdiye kadar hiçbir şey yapılmadı. Alevilerin şimdilik böyle bir derdi yok anlaşılan. Avukatımızla birlikte caminin iptali için konuyu mahkemeye taşıyacağız” diye konuştu.

    PİRHA/ÇORUM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Koyunbaba Dergahı’nın önüne cami yapılmasına tepki: Müsade etmeyeceğiz!

  • Dede Nurettin Aksoy: İnancımızı korumak adına Çorum’da Rıza Şehri projesi yapılıyor-VİDEO

    Dede Nurettin Aksoy: İnancımızı korumak adına Çorum’da Rıza Şehri projesi yapılıyor-VİDEO

    PİRHA – HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Alevi inancını korumak adına Rıza Şehri projesini yaptıklarını belirterek, “Şu anda çocuklarımızı ve geleceğimizi kaybetmek üzereyiz. Çünkü çocuklarımız zorunlu din derslerine maruz kalıyor. Bir zehir vardır, bir de bu zehrin panzehiri… İşte biz bunu yapmaya çalışacağız. Gücümüzün yettiği kadar inancımızı korumak adına bu proje yapılacak” diye konuştu.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Mayıs 2022’de temeli atılan “Rıza Şehri” projesinde gelinen aşamayı anlattı.

    Dede Nurettin Aksoy, projeyle birlikte toplumun, birçok ihtiyacını karşılayabileceğinin altını çizdi.

    Yaklaşık sekiz dönümlük bir alanı kapsayacak olan Rıza Şehri projesinde ilk olarak yaşlılara dönük huzurevi için çalışmalara başlandı. Mevcut inşaatın son bulması halinde çocuk bakımevi, anaokulu, kadın ve gençlere yönelik kurslar, müze ve galeri için de yeni binaların inşasına geçilecek.

    “CEMEVLERİ YENİ BİR VİZYON KAZANMALI”

    Dede Nurettin Aksoy, ‘Rıza Şehri’ projesini özellikli kılan detaylara da değindi. Mevcut cemevlerinin artık yetersiz kaldığını söyleyen Aksoy, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bundan 30 yıl önce Avrupa ve Türkiye’de büyük bir çaba ve gayretle bir araya gelip yolumuzu, erkanımızı yürütebileceğimiz cemevleri yaptık. Bu cemevleri 30 yıl içinde kimi görev ve hizmetlerden başka belli başlı alanın dışına çıkamadı. Yani çocuklarımıza yönelik bir yatırım olmadı. Şu anda cemlerimize 50 ve 60 yaş üstü insanlar geliyor. Bu şu anlama geliyor; cemevleri yeni bir vizyon kazanmadıkça, gelecek nesillere dokunmadıkça 10-15 yıl sonra cemlere kimse gelemeyecek. Bu aynı zamanda tükeneceğiz anlamına da geliyor. Biz 30 yıl önceki bu heyecanı şimdi burada çocuklarımıza, gençlerimize dokunmak, kurslar vermek ve yaşlılarımıza hizmet etmek, kendi kültürümüzü inancımızı yaşamak adına Rıza Şehri inşa ediyoruz. Bu Rıza Şehri için önce bizim bir alana ihtiyacımız vardı. Özel bir şahıs üzerinden Çorumlu bir ailenin desteği ile bu arsaları kazandık. Şu anda 7800 metrekare bir alanımız var. Bu alanı değerlendirmek için ihtiyaçlar neyse onları tespit ederek inşaya başladık. Şu anda Huzurevi, misafirhane inşaatı devam ediyor. Yaşlarımıza burada hizmet edip, ağırlayacağız. Orta alanda ise amfi tiyatro mevcut altında ise otopark var. Karşısında ise müze, galeri, kadın ve gençlik kültür merkezi ile çocuklarımızla ilgili bakımevi – kreş olacak. Üst tarafta ise bir tiyatro salonu altında ise yemekhane ve konferans salonları olacak. Burası 7’den 70’e bütün ihtiyaçlarımızı sağlayacağımız bir yaşam alanı olacak.”

    “İNANCIMIZI KORUMAK ADINA BU PROJE YAPILACAK”

    Nurettin Aksoy, okullara imam atanmasına yönelik protokolleri işaret ederek, Rıza Şehri projesi ile benzer girişimlere karşı gelineceğini vurguladı. Zorunlu din derslerinin “İnsanlık suçu” olduğunu söyleyen Dede Nurettin Aksoy şöyle devam etti:

    “Şu anda biz, çocuklarımızı ve geleceğimizi kaybetmek üzereyiz. Çünkü çocuklarımız zorunlu din derslerine maruz kalıyor. Mesela benim torunum, sınıfta sıra üstünde namaz kılarak din eğitimi alıyor. Bir zehir vardır, bir de bu zehrin panzehiri olmak zorunda. İşte biz bunu yapmaya çalışacağız. Gücümüzün yettiği kadar Yol’umuzu, erkanımızı, geleneklerimizi, inancımızı korumak adına bu proje yapılacak.

    “EĞİTİM VE ÇOCUKLARIMIZ ÜZERİNDEN KATLİAM YAPILIYOR!”

    Bizler bilimsel bir eğitimden yanayız. Gerici bir sistemi asla kabul etmiyoruz. Çocuklarımızın da bizim rızamız olmadan asla bir dini eğitim almasını istemeyiz. İnancımızın dışında, başka bir inancı dayatmak bir insanlık suçudur. Biz Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da, Gazi’de, Kerbela’dan bu tarafa katliam yaşadık. Ama şu andaki katliam eğitim ve çocuklarımız üzerinden yapılıyor. Asimilasyon sistemi ile geleceğimiz değiştiriliyor. Asıl önlenmesi gereken inanç katliamıdır. Buna mutlaka bir çare bulmamız lazım. Şiddetle karşı çıktığımızı da belirtiyorum.”

    Eren GÜVEN-Kamil Murat DEMİR/ÇORUM

  • HBVAKV Çorum şubesi deprem bölgesine yardım gönderdi -VİDEO

    HBVAKV Çorum şubesi deprem bölgesine yardım gönderdi -VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Çorum şubesi, Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu’nun katkılarıyla hazırladığı 8 tırlık yardımı deprem bölgesine gönderdi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi, Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu’nun katkılarıyla hazırladığı 8 tırlık yardımı deprem bölgesine gönderdi.

    HBVAKV Çorum Şubesi/Cemevi Başkanı Dede Nurettin Aksoy, gönderdikleri yardımlara ilişkin şunları dile getirdi:

    “Danimarka’daki federasyonumuzun katkılarıyla, onların lokmalarıyla bu tırları hazırladık. İki günlük yardım hazırlığımızı deprem bölgesine gönderiyoruz. Talepleri gözeterek hazırladık bu yardımları. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Hızır ayındayız, Hızır yoldaşınız olsun. Yurt dışındaki tüm Alevi örgütlerimize selamlarımızı gönderiyoruz. Lokmaları kabul olsun. Dayanışma ve birlik içinde bugünleri aşacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HBVAKV Çorum Şube Başkanı Aksoy: Rıza Şehri projesi Alevilerin desteğiyle inşa edilecek

    HBVAKV Çorum Şube Başkanı Aksoy: Rıza Şehri projesi Alevilerin desteğiyle inşa edilecek

    PİRHA-Dede Nurettin Aksoy, Çorum’da inşa edilen ‘Rıza Şehri’ projesi için Avrupa’daki temaslarını sonlandırdı. Dede Aksoy, “Devletten de belediyeden de bir talebimiz yok” dedi. Aksoy, vali ve kaymakamın açılış töreninde alanı terk etmesinin ardından verilen sözlerin tutulmadığını, cemevinin Alevilerin dayanışmasıyla yapılacağını ifade etti. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, 2022 yılında temeli atılan “Rıza Şehri” projesinin tanıtımı için Avrupa’daki temaslarını sonlandırdı. Birçok Alevi örgütüne projenin detaylarını anlatan Aksoy, şimdi gelecek lokmalar ile projeyi hızlı bir şekilde hayata geçirmek istediklerini ifade etti.

    Dede Nurettin Aksoy, 5,5 dönümlük arsa üzerine inşa edilen ‘Rıza Şehri’ projesinin, çocuk bakımevi, kreş, anaokulu, kadınlara ve gençlere yönelik kurslar, müze, galeri, yaşlı bakımevi gibi birçok kesime hitap edeceğini vurguladı.

    VERİLEN SÖZLER TUTULMADI!

    Söz konusu proje için iş insanları da maddi yardım talebinde bulunacaktı ancak Mayıs 2022’de yapılan açılış törenindeki konuşmalar nedeniyle mülki amirler, alanı terk etmişti. Nurettin Aksoy, bu durum sonrasında verilen sözlerin de gerçekleşmediğini belirterek, Avrupa’daki Alevi örgütlerinin bu projeye destek vermesi gerektiğine dikkat çekmişti.

    Alevi toplumunun desteği ile inşa edilecek ‘Rıza Şehri’ projesinin tanıtımı için Fransa, Almanya, Danimarka gibi ülkeleri gezen Dede Nurettin Aksoy, gördükleri ilgiden ötürü gelecek günlerde konuya ilişkin bir de basın açıklaması yapacaklarını belirtti.

    Projenin inşası için havanın iyileşmesini beklediklerini söyleyen Aksoy, “Proje, insanların çok büyük ilgisini çekti. Alevi toplumunun şimdiye kadar yapamadığını ilk defa Çorum’da yaparak Rıza Şehri’ni kuracağız” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    HBVAKV Çorum Şube Başkanı Aksoy, ‘Rıza Şehri’ projesini Avrupa’daki Alevilere tanıtıyor

  • HBVAKV Çorum Şube Başkanı Aksoy, ‘Rıza Şehri’ projesini Avrupa’daki Alevilere tanıtıyor

    HBVAKV Çorum Şube Başkanı Aksoy, ‘Rıza Şehri’ projesini Avrupa’daki Alevilere tanıtıyor

    PİRHA-Dede Nurettin Aksoy, Çorum’da inşası süren “Rıza Şehri” projesinin tanıtımı için Avrupa ülkelerine gitti. Dede Aksoy projeye ilişkin “Geçmiş dönemde dergahlarımızın gördüğü işlevi göreceğiz. 7’den 70’e herkesin ihtiyacının karşılandığı, çocuklarımızın gelip dergahta eğitim aldığı, Alevilik konusunda bilgilerin alındığı bir ortam olacak” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Mayıs 2022’de temeli atılan “Rıza Şehri” projesinin tanıtımı için Avrupa’daki Alevi örgütlerine ziyarette bulundu.

    Dede Nurettin Aksoy, inşası süren “Rıza Şehri” projesinde gelinen aşamayı da PİRHA’ya değerlendirdi. Dede Aksoy, proje tanıtımı için Belçika, Hollanda ve Danimarka’da tanıtımlar yaptığını belirterek, şu anda ise Fransa’da girişimlerinin sürdüğünü aktardı.

    TOPLUMUN BİRÇOK İHTİYACINI KARŞILAYACAK PROJE!

    Nurettin Aksoy, söz konusu proje için 5,5 dönümlük arsa satın aldıklarını belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Bu arazi için bir şahsa 4 milyona yakın para ödedik. Şu anda arazinin tapusu bizde. Var olan HBVAKV Şube binamızla birlikte toplamda 7,5 dönümlük bir arsamız var. Bu arsanın üzerine bir Rıza Şehri, yani çocuk bakımevi, kreş, anaokulu, kadınlara ve gençlere yönelik kurslar, müze, galeri, yaşlı bakımevi olan bir projeden bahsediyoruz. Huzurevinin, yani yaşlı bakım evinin temeline başladık.”

    KENDİ KENDİNİ İDAME EDEN BİR PROJE!

    Nurettin Aksoy, yaşlı bakım evi projesinin 2023 yılı sonunda hayata geçebileceğini belirtti. Aksoy, Rıza Şehri projesinin finansı için iş insanlarından maddi destek sözü aldıklarını ancak verilen sözlerin tutulmadığını anlatarak şunları söyledi:

    “İş insanları bize yardım edecekti ancak olmadı. Açılış gününde tören alanına gelen vali, belediye başkanı, mülki amirler, yapılan konuşmaların ardından alanı terk etti. Öyle olunca iş adamları da terk etmiş oldular. Bu nedenle biz öncelikle yaşlı bakımevi kısmını faaliyete geçireceğiz. Verilecek bu hizmetlerde, yaşlı bakım evinde parası olan ücret ödeyecektir ama parası olmayanlardan da tabii ki ücret almayacağız. Bizler kendi yağ ve tuzumuzda kavruluyoruz. Gençlerimize ise içerisinde internet kullanabilecekleri bir eğitim alanı da sunacağız. Ayrıca büyük bir tiyatro salonu ve çok amaçlı bir de yemek salonu projemiz var. Kendi kendini döndürebilecek bir ortam hazırlıyoruz.”

    “ALEVİLİĞİ DİRİ TUTACAK BİR PROJE”

    Dede Nurettin Aksoy, ‘Rıza Şehri’ projesinin Aleviliği diri tutacak bir çalışma olacağını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Rıza Şehri projesi, geçmiş dönemde dergahlarımızın gördüğü işlevi görecek. 7’den 70’e herkesin ihtiyacının karşılandığı, çocuklarımızın gelip eğitim aldığı, aynı zamanda çocuklarımızın okulu olduğu, Alevilik konusunda bilgilerin alındığı bir ortam olacak.
    70 bin Alevinin şehir merkezinde bir arada yaşadığı bir ortamda, çocuklarımızın okullarda dini eğitimler aldığı bir ortamda bu projenin bir karşılığı olacaktır. Yani asimilasyonun önüne geçilecektir. Örneğin yaşlılarımız çeşitli yerlere gönderiliyor ve kendine ait olmayan bir inancı yaşatmaya çalışıyorlar. Bizler de bunların hepsini görerek ihtiyaçtan kaynaklı bu projeyi hazırladık. İleriye dönük bir projenin yanı sıra ihtiyaçlarımızın karşılandığı, dini baskılardan dolayı intihar ettiği, bir kadının zulüm çektiği, Hakk’a yürürken elimizden tutanın olmadığı, ‘Zoraki Ramazan’da aç bırakıyorlar, namaz sureleri öğretiyorlar’ gibi birçok serzenişte bulunan insanlara yönelik bu Rıza Şehri projesini hazırladık ve yapıyoruz.”

    “TÜM CEMEVLERİNİN BÖYLE PROJELERİ OLMALI”

    Rıza Şehri projesi konusunda tüm Alevi kamuoyuna da öneride bulunan Aksoy, “Şu anda Alevilerin senede 3-5 defa cem yaptıkları, cenaze yıkamaktan başka bir işlevi olmayan cemevlerinin ileriye dönük; gençlerine, kadınlarına, yaşlılarına bakamayacağı ve 10-15 yıl sonra 60 yaş üstünün de ceme gelmeyeceği öngörülüyor. O nedenle bütün cemevlerinin böyle projeler hazırlaması lazım. Bizim de çocuklarımıza, yaşlılarımıza sahip olacağımız, hizmet edeceğimiz bir alan bu Rıza Şehri” diye konuştu.

    Fransa’dan sonra Almanya’ya gideceğini de belirten Nurettin Aksoy, 22 Ocak’ta büyük bir dayanışma gecesi yapacaklarını vurgulayarak, “Orada bu projeyi taçlandırmış olacağız” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Dede Aksoy: AKP’nin Alevi çocuklara ve dedelere yönelik programı siyasi rant amaçlı-VİDEO

    Dede Aksoy: AKP’nin Alevi çocuklara ve dedelere yönelik programı siyasi rant amaçlı-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi Başkanı Nurettin Aksoy dede, AKP’nin gençlik kampı ve Kerbela gezisi programlarına tepki gösterdi. Aksoy, “Bunun sadece siyasi rant amacı ile Alevi çocuklarına ve dedelerine yönelik bir girişim olarak düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    AKP’nin organize ettiği Hacıbektaş Gençlik Kampı ve Kerbela gezisine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi Başkanı Nurettin Aksoy Dede “Bunu sadece siyasi rant amacı ile Alevi çocuklarına ve dedelerine yönelik bir girişim olarak düşünüyorum” dedi.

    “HÜKÜMETİ SAMİMİ BULMUYORUM”

    Programlar için kendilerine yönelik gelen daveti “Bizden dede talepleri oldu fakat “hayır” dedik. İkinci olarak da bizden 10 genç istediler; buna da “hayır” dedik” ifadeleri ile anlatan Aksoy, hükümeti samimi bulmadığını söyledi.

    Aksoy şöyle konuştu:

    “Gençlik kampında neler konuşulacak? Kim ders verecek? Çocuklarımızı Alevi kampına götüren samimi bir devlet, İçişleri Bakanlığı olsaydı, mesela bu kampa Alevi dedelerini getirip, müfredatı ile ilgili hiç yorum yapmadan onlara bir ders verdirebilirdi. Kendisinin götürmesine gerek yok kamplara izin verebilir, bütçe ayırabilirdi. Nasıl ki Avrupa bu işi çözdüyse o şekilde çözebilir. Avrupa, inancı ve müfredatı ile ilgili herhangi bir yorum getirmiyor. Sadece yasalara uygun olup olmadığına bakıyor. Her inancın kültürün ya da inancının yaşaması için bir bütçe ayırıyor ve diyor ki “Onlar benim vatandaşım.”

    “ALEVİ GENÇLERİ VE DEDELERİNE YÖNELİK SİYASİ RANT AMAÇLI BİR GİRİŞİM”

    “Aleviler bu ülkenin vatandaşı ise cumhuriyetin kuruluşundan bu tarafa vergisini verdiyse, askerliğini yaptıysa çocukları neden işe alınmıyor?” diye soran Aksoy, AKP’nin girişimini samimi bulmadığını kaydetti. Aksoy, “Bunun sadece siyasi rant amacı ile Alevi çocuklarına ve dedelerine yönelik bir girişim olarak düşünüyorum” dedi.

    Aksoy, şube faaliyetlerine de değinirken, şunları söyledi:

    “Pandemiden önce 300’ün üzerinde çocuğumuza burs verdik. Çocuklar, semah, halk oyunları, bilgisayar gibi yetenek konularında üç ay kurs alıyor. Biz onlara Alevilik tarif etmiyoruz. Çocuklar, gördükleriyle, yaşadıklarıyla, deyişlerle, dostluklarıyla, arkadaşlıklarını pekiştirerek kendisini ifade etme şansına sahip oluyor. Hayata daha pozitif bakıyor ve mücadele alanının içine giriyor. Az ile yetinmeyi, dostluğu, paylaşımı daha artırmayı, elde ettiklerini başkasıyla paylaşmak gibi bir sistemin içine giriyor. Vakfımızda İngilizce kurs alıp da yetenek sınavında başarılı olan çok öğrencimiz var. Müzik alanında üniversiteleri kazanıp, öğretmen olan gençlerimiz var. Hala atamayı bekleyen gençlerimiz var. Bir ülke düşünün ki İçişleri Bakanı Alevi çocuklarını çok önemsiyor ve kamp yaptırmayı istiyor ama geri planda da işsiz bırakıyor. Alevi çocuklarının geleceği ile ilgili bir programı bile yok.”

    “ALEVİ KURUMLARININ GELECEKLE İLGİLİ YATIRIMI OLMALI”

    Türkiye’nin bir seçim sürecine girdiğini hatırlatan HBVAKV Çorum Şubesi Başkanı Nurettin Aksoy, “Seçimler yaklaşıyor. Sadece geçici bir rant elde etmek için onun hazırlığı mı; yoksa başka bir düşünce mi var? Şu anda karanlık. Sonuçlarını göreceğiz. Alevi gençleri, dedeleri buraya ne kadar katılım sağlayacaklar? Ne kadar ciddiye alınacağını göreceğiz. Ama Alevi kurumlarının da gelecekle ilgili bir projesi, yatırımı olmalı. Şimdiye kadar tarihimizi yazan bir yazarımız, hekimimiz, hukukçumuz yok. Buna benzer eksikliklerimizi tamamlayacak şekilde çalışmalarımızı sürdürmeliyiz. Alevi kurumlarının, Alevi çocukları ile ilgili hem ekonomik, hem felsefi, hem de inanç bakımından çalışmalar yapması gerekiyor” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Dede Aksoy: Devletin bütçesiyle Kerbela’ya giden dedeler düşkün ilan edilmeli-VİDEO

    Dede Aksoy: Devletin bütçesiyle Kerbela’ya giden dedeler düşkün ilan edilmeli-VİDEO

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şube Başkanı Dede Nurettin Aksoy, AKP tarafından organize edilen 300 dedenin Kerbela’ya götürülme programını eleştirdi. Dede Aksoy, “Ekonomik olarak en zor sürecin yaşandığı bir dönemde hiçbir Alevi dedesinin umre veya Hac ziyaretine gitmesine gerek yok. Gidenler düşkün ilan edilip bu yoldan el etek çektirilmeli” dedi.

    HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, iktidarın Alevi politikaları hakkında PİRHA’ya değerlendirme yaptı. Dede Aksoy öncelikle yakın zamanda İçişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının, cemevlerinin ihtiyaçları konusunda yapmış olduğu ziyaretlere değindi.

    “Bizim istediğimiz talep, eşit yurttaşlık, cemevlerinin yasal statü kazanması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Aleviliğe yönelik hakaret içeren yasa dışı suç sayılabilecek sözlerin hukuk karşısında karşılığının olmasıdır” diyen Dede Nurettin Aksoy şunları söyledi:

    “ÖNCE CEMEVİMİZ İBADETHANE OLARAK GÖRÜLSÜN”

    “Bizim maddi olarak herhangi bir talebimiz olmadı. Cemevini yasal statü olarak görmeyen, cemevlerine ‘cümbüş evi’ diyen, cemevlerini yok sayan ya da kültür merkezi olarak gören, bir zihniyetin Alevilere yapacağı yoktur. Alevileri sevdiğinden ya da samimi bir duygu ile yaklaşımı yok. Bu samimi olmayan tekliflerin neticesinde birçok cemevi belki de ufak tefek yardım da almıştır. Ama bizim tek istediğimiz önce cemevimizi bir saygı ve ibadethane olarak görülmesidir.”

    “BAŞKALARININ KAZANCI İLE KERBELA’YA GİTMEYİ DOĞRU BULMUYORUM”

    Dede Nurettin Aksoy, Alevi toplumunun inanç mekanları hakkında Alevi olmayanların yorum yapmaması gerektiğini de vurguladı. “Cemevinin resmiyetinin ne olup olmayacağını dışarıdakilerin söylememesi gerekir” diyen Aksoy, iktidarın Kerbela gezisini de şu sözlerle eleştirdi:

    “Alevi olmayan ya da orada Alevi olup cem olmayan, cemevinde kendini bulamayan ilgili ibadetleri yerine getirmek istemeyen, korkan, çekinen ya da kendi çıkarları için söylemden uzak duranların cemevini tarif etmesi doğru değil. Cemevlerini yok sayacaksın, ‘cümbüş evi’ diyeceksin, Alevi dedeleriyle ilgili farklı yorumlar getireceksin ondan sonrada Alevi dedelerini talepleri diye Hac ziyareti ya da Umre ziyaretine götüreceksin. 500 dedenin ismini yazdırdığı söyleniyor. Bu kadar sayıya ulaştıklarını sanmıyorum. Ama bu kişilerin dedeliği ne ölçüde dedelik? Hizmetlerini yerine getiriyor mu? Talibi tarafından kabul görüyor mu? Ben bunun talibi tarafından kabul görmediğini, taliplerinin olmadığını, sadece kendi nefsi üzerinden yaptıklarını düşünüyorum.

    Önce dedenin, cem yaparken ya da bir hizmet yürütürken taliplerinin rızalığını alması gerekiyor. Bu dedelerin hangisinin taliplerinin rızalığını alıp ismini yazdırdığını da bilmiyoruz. ‘Dedeyim’ deyip ismini yazdıranın da dedelik sıfatıyla ilgili bir bilgimiz de yok. Ocakla ilgili bir temsili var mı? Taliple ilgili bir hizmeti, bir rızalığı var mı? Ben hiçbir dedenin kendi talibinden rızalık alarak bir başkasının kazancı üzerinden nereden geldiği belli olmadığı bir sistemle umre, Hac, Kerbela ziyaretini yapmasını doğru bulmuyorum. Bir dede, kendi bütçesi ile umreye, Hacca gidebilir, Avrupa’yı gezebilir, diğer inançları ziyaret edebilir.

    “KERBELA’YA GİDENLER YOLDAN EL ETEK ÇEKTİRİLMELİ”

    Dede Nurettin Aksoy, son olarak Alevi toplumunun yaşadığı ekonomik krize dikkat çekti. “Şu anda biz Alevi vatandaşları işsizlikle terbiye ediliyor” diyen Aksoy, dedelerin, iktidarın projelerine dahil olmaması gerektiğini şu sözlerle dile getirdi:

    “Çocuklarının işe alınmadığı, ekonomik olarak en zor sürecin yaşandığı bir dönemde hiçbir Alevi dedesinin umre veya Hac ziyaretine gitmesine gerek yok. Gitmemeli, gidenlerin de düşkün ilan edilip bu yoldan el etek çektirilmeli diye düşünüyorum”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Aleviler, zalime direnişinden dolayı Hüseyin’i kendilerine şiar edinmişlerdir’

    ‘Aleviler, zalime direnişinden dolayı Hüseyin’i kendilerine şiar edinmişlerdir’

    PİRHA-Hüseyin Öz ve Nurettin Aksoy Dede, Muharrem ayının Alevi toplumu için anlam ve önemini anlatarak, “Yezitler, zalimler olduğu sürece Kerbelaların olması da kaçınılmazdır. Her zalimin karşısına da Hüseyin gibi bir direniş önderi her zaman çıkar” dedi.

    Ankara’da Hüseyin Gazi Dergahı Dedesi olan Hüseyin Öz ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Cemevi Dedesi Nurettin Aksoy, Muharrem ayının Alevi toplumu için anlam ve önemini anlattı.

    Muharrem ayının ve Masumu Paklar orucunun tarihsel arka planını anlatan Öz ve Aksoy, ‘Yezitler olduğu sürece Kerbelaların olması da kaçınılmazdır’ dedi. Alevilerin, nerede bir mazlum toprağa düşerse orayı Kerbela olarak gördüklerini de belirten Öz ve Aksoy Dede, yakın geçmişte yaşanan Maraş, Çorum, Sivas, Dersim ile diğer katliamları da aynı şekilde yas olarak gördüklerini ve ibadetlerine eklediklerini vurguladı.

    “MASUMU PAKLAR DEDİĞİMİZ 3 GÜNLÜK ORUÇ, HZ. HÜSEYİN’İN AMCASININ OĞULLARI İÇİNDİR”

    Hüseyin Gazi Dergahı Dedesi Hüseyin Öz, Muharrem ayının oruç tutmanın ötesinde bir tür ‘yas hali’ olduğunu ifade etti.

    Muharrem ayının tarihçesine değinen Öz, “Hz. Hüseyin’e Yezit tarafından Medine’de yaşama hakkı tanınmıyor. Çeşitli yöntemlerle kendisine baskı yapıyorlar. Yezit, Hz. Hüseyin’in kendisine biat etmesini istiyor. Yezit, Medine valisine talimat gönderiyor ve ‘Hüseyin’i çağıracaksın bana biat etmesini sağlayacaksın’ diyor. Hz. Hüseyin de Yezit gibi bir zalime asla biat etmeyeceğini söylüyor. Hüseyin’in çevresindeki insanlar toplanıyor ve ne yapalım diye konuşuyorlar. Küfe’den Hz. Hüseyin’e bir davet geliyor. ‘Gelin burada yaşayın, biz size tabi olmak istiyoruz’ diyorlar. Küfe’ye gitme fikri ağır basıyor Hüseyin’de. Amcasının oğlunu 2 oğluyla birlikte önden Küfe’ye gönderiyor. Bu çağrı doğru mu değil mi diye öğrenmeleri için. Çağrının doğru olduğunu öğreniyorlar ve Hz. Hüseyin’e haber gönderiyorlar. Küfe’ye gelmesini istiyorlar. Ardından Yezit, iki oğluyla birlikte kalan Hüseyin’in amcasının oğlunun kaldığı evi öğreniyor ve onu katlediyor. Masumu paklar dediğimiz 3 günlük oruç, Hz. Hüseyin’in amcasının oğlu ve onun iki oğlu içindir.

    “HER ZALİMİN KARŞISINA HÜSEYİN GİBİ BİR DİRENİŞ ÖNDERİ HER ZAMAN ÇIKAR”

    Amcasının çağrısı üzerine Hz. Hüseyin ailesi ile birlikte yola çıkıyor ve Kerbela denilen bölgeye geliyor. Buraya geldiğinde Yezit’in orduları tarafından önleri kesiliyor ve esir alınıyorlar. Orada hepsi katlediliyorlar. Muharrem orucu dediğimiz 12 günlük oruçta Kerbela’da katledilenler için tutuluyor. Bu ikisi de yas orucudur. Bir sevdiğimizi kaybederiz de yemeyiz, içmeyiz, gülmeyiz, dünyevi faaliyetlerden uzaklaşırız ya bu oruçlar öyle tutuluyor. Hüseyin’in zalim Yezit’e karşı direnişini canlı tutmak, o gün Kerbela’da yaşananları unutturmamak ve günümüz zalimlerine karşı uyanık olmak için Aleviler bu yas orucunu tutuyor. Yezitler, zalimler olduğu sürece Kerbelaların olması da kaçınılmazdır. Her zalimin karşısına da Hüseyin gibi bir direniş önderi her zaman çıkar” diye konuştu.

    “ALEVİLER, NEREDE BİR MAZLUM TOPRAĞA DÜŞTÜYSE ORAYI KERBELA OLARAK GÖRMÜŞLERDİR”

    Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Cemevi Dedesi Nurettin Aksoy da, mazlum olan birilerinin, bir inancın ya da bir toplumun bir zalime karşı çıkmasının, boyun eğmemesinin, biat etmemesinin Aleviler tarafından her zaman kabul gördüğünü dile getirdi.

    Muharrem ayının yüzyıllar önce ‘Matem’ olarak ibadete dönüştürüldüğünü söyleyen Aksoy, “Aleviler, birlik ve beraberlik içinde kendi inançlarına göre dizayn edip bir yol sürmeye başlamışlardır. Kerbela sadece Arap yarımadasındaki bir yerin adı değildir. Kerbela yüreklerde taşınıyor, vicdanlarda taşınıyor. Aleviler, nerede bir mazlum toprağa düştüyse orayı Kerbela olarak görmüşlerdir. Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, Dersim’i ve diğer katliamları da aynı şekilde yas olarak görmüşler ve ibadetlerine eklemişlerdir.

    “ALEVİLER, ZALİME DİRENİŞİNDEN DOLAYI HZ. HÜSEYİN’İ KENDİLERİNE ŞİAR EDİNMİŞLERDİR”

    Aleviler, ibadetlerini birlik beraberliğe dönüştürüp gelecek yönünden en azından acıları unutmamak, katliamları unutmamak ve bir daha yaşanmasın diye sürekli hatırlatmak adına da Muharrem ayında Matemi yas olarak niyet veriyorlar. Gülbenklerimizle, lokma paylaşımlarımızla, aşurelerimizle bir daha mazlumlar çile çekmesin, acılar yaşamasın diye ibadetimizi yapıyoruz. Aleviler bunu İslamiyetin içinde bir şey olarak düşünmemişlerdir. Dünyadaki tüm mazlumların yaşadığı zulümleri kendilerine dert edinmişlerdir. Savaşlardan, açlıktan, yoksulluktan dolayı bir kişi Hakk’a yürüyorsa bunu Aleviler yüreğinde hissederler ve bunun için de yas tutarlar. Simgesel olarak da İmam Hüseyin’in direnişi, boyun eğmemesi, biat etmemesi dolayısıyla da kendilerine onu şiar olarak kabul etmişlerdir” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Nurettin Aksoy dede ve talipleri Abdal Musa Türbesini ziyaret edip cem oldular -VİDEO

    Nurettin Aksoy dede ve talipleri Abdal Musa Türbesini ziyaret edip cem oldular -VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Çorum Şubesi Cemevi Başkanı Nurettin Aksoy, Antalya’da bulunan talipleri ile birlikte Abdal Musa Türbesini ziyaret etti. Ardından yapılan cemde konuşan Aksoy, “Alevilikte cem ihtiyaç kaynaklıdır. Sonradan kabul görme ya da sonradan ilave etme cemler de duyuyoruz. Örneğin Kurban Bayramı’nda sabah cemi, sabah namazı yaptıklarını söylüyorlar. Alevilikte böyle bir şey yok” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi/Cemevi Başkanı Nurettin Aksoy, Antalya’da bulunan talipleri ile birlikte Abdal Musa Türbesini ziyaret etti, ardından cem yapıldı.

    Abdal Musa Türbesi ziyareti sonrasında hazırlanan lokmalar paylaşıldı. Ardından ise muhabbet cemi gerçekleştirildi. Karşılıklı rızalık alınarak başlanılan cemi, HBVAKV Çorum Şubesi Başkanı Dede Nurettin Aksoy, HBVAKV Antalya Şubesi Nurettin Erdoğan, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, yol yürütücüsü ve aynı zamanda Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Zakir Süleyman Demir, Zakir Hayri Aslanboğa ile Akın Gülyurt yürüttü.

    “ALEVİLERİN EN BÜYÜK KURBANI NEFSİDİR”

    Dede Nurettin Aksoy, cemde yaptığı konuşmada, “Gönülleri birlemek gerekiyorsa cem olur, düşkünlük şaşkınlık var ise bundan kurtulmak için cem olur, doğa Hızır bereketini verir. Yıl sonunda kışa girerken birlik cemi olur. Birlik cemi insanların kendi lokmasından rızalık aldığı bir cemdir. Lokmasıyla o toplumda kabul gördüğü bir cemdir. Alevilikte cem ihtiyaç kaynaklıdır. Sadece belli tarihli cemler de vardır. Sonradan kabul görme ya da sonradan ilave etme cemler de duyuyoruz. Örneğin Kurban Bayramı’nda sabah cemi, sabah namazı yaptıklarını söylüyorlar. Alevilikte böyle bir şey yok. Alevlerin en büyük kurbanı nefsidir. Nefsi kurban etmektir. Nefsi ıslah etmektir. Can incitmek değildir. Adaktır niyettir, o ayrı bir şey. Alevilerin Kurban Bayramı’nda katliam yapmak gibi, kurban kesmek gibi bir alışkanlığı yoktur. Ama son zamanlarda bunlar yaşanıyor. Alevilerde Allah vicdanın içindedir, vicdan dışı bir Allah, bir tanrı Alevilere ait değildir. Vicdan muhasebesini yaptıran bir yoldur, bir erkandır. İtikattır, inançtır. Bunu yaptıran akıl ve bilinçtir. Bunları kullanamayan zaten insanlıktan çıkmış olur” diye konuştu.

    Konuşmanın ardından sohbetler edildi. Sonrasında deyiş ve nefeslerle 12 hizmetin yürütüldüğü cem gerçekleştirilerek, lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • ‘Taleplerimiz yerine getirilsin; dedelere maaş istemiyoruz, para ile inanç yapılmaz’

    ‘Taleplerimiz yerine getirilsin; dedelere maaş istemiyoruz, para ile inanç yapılmaz’

    PİRHA- Cemevlerine ibadethane yerine ‘kültür merkezi’ statüsü verileceği, dedelere maaş ödeneceği iddialarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. HBVAKV Çorum Şube Başkanı Dede Nurettin Aksoy ve PSAKD Bursa Şube Başkanı Ali Öztürk, “Bu yapılacak olanlar Alevilere iyilik gibi görünse de aslında çok büyük bir kötülük olacak. Devlet dedelere maaş vererek, cemevlerinin elektriğini, suyunu ödeyerek Alevileri bölmeye çalışacak. Bunları kabul eden dedeleri cemevlerimize asla sokmayacağız. Para ile inanç yapılmaz” ifadelerini kullandılar. 

    Hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi, hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığını yazarak, “Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde” dedi. Selvi ayrıca, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü de belirtti.

    Selvi’nin bu iddialarına Alevilerden tepki gelmeye devam ediyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Dede Nurettin Aksoy ve Bursa Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Şube Başkanı Ali Öztürk, bu durumun kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bunları kabul eden dedelerin cemevlerine girmesine izin verilmemesi gerektiğini söylediler. Kurum yöneticileri, iktidarın bu tür politikalarla Alevileri bölmeye çalıştığını da vurguladılar.

    “BU YAPILANLARLA ALEVİLERİ BÖLMEYE ÇALIŞACAKLAR”

    HBVAKV Çorum Şube Başkanı Dede Nurettin Aksoy, hükümetin kendilerini de ziyaret ettiğini ve gerçekleştirilmek istenenlerin Alevilerin asıl talepleri olmadığını ifade ederek şunları dile getirdi:

    “İçişleri Bakanlığı tarafından gelen heyet burada bizimle de görüştü. Bu bölgedeki cemevlerine öncülük etmek ve taleplerimizi iletmek için görüştük. Bize gelmeden önce Yozgat’a ve Alaca’ya gittiler. Oradaki cemevlerini ziyaret ettiler. Bize geldiklerinde cemevlerinin boyası, badanası, çatısı, tamiratı gibi konuları sordular. Bu yönde ihtiyacınız var mı, dediler. Biz de Alevilerin taleplerinin bunlar olmadığını dile getirdik. Taleplerimizin cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, eşit yurttaşlık hakkı, zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi herkesin bildiği konular olduğunu söyledik. İnancımıza müdahale etmemelerini, Aleviliği yeniden dizayn etmemeleri gerektiğini söyledik.”

    “ASIL TALEPLERİMİZ YERİNE GETİRİLMELİ”

    “Bu taleplerimizin hükümet cephesinde bir karşılığının olacağını, bunların gerçekleştirileceğini zaten düşünmüyorduk” diyen Aksoy, şöyle devam etti:

    “Biz Aleviler olarak maaş istemiyoruz, elektriğimizin, suyumuzun ödenmesini istemiyoruz. Tabii bunlar da konuşulur ama asıl temel taleplerimiz öncelikle yerine getirilmelidir. Hükümetin Alevilerin asıl taleplerini gerçekleştireceğine inanmıyoruz. Bu yapılması planlananların da bir asimilasyon politikasının parçası olduğunu düşünüyorum. Bu yapılacak olanlar Alevilere iyilik gibi görünse de aslında çok büyük bir kötülük olacak. Devlet dedelere maaş vererek, cemevlerinin elektriğini, suyunu ödeyerek Alevileri bölmeye çalışacak. Belediyelerle ve hükümetle arası iyi olan kişileri destekleyecekler, onları oralara getirmeye çalışacaklar. Böylelikle Alevileri kontrol altında tutmaya çalışacaklar. Diyanet’in, devletin Alevilerini yaratmaya çalışacaklar. Alevileri karşı karşıya getirmeye çalışacaklar, diye düşünüyorum.”

    “BUNLARI KABUL EDEN DEDELERİ CEMEVLERİMİZE SOKMAYACAĞIZ”

    PSAKD Bursa Şube Başkanı Ali Öztürk ise konuya ilişkin; “Cemevlerinde kültürümüz de vardır ama orası bizim inanç merkezimizdir. Kabul edilene kadar da mücadelemize devam edeceğiz.” dedi.

    Cemevlerinin içinde çok kültürlü çok amaçlı etkinlikler yapıldığını ancak orada esas ibadet yaptıklarını vurgulayan Öztürk, “Cemevlerimizin içinde aş evlerimiz vardır, gasilhanemiz vardır. Doğumdan ölüme kadar hizmet eden bölümlerimiz vardır.” ifadelerini kullandı.

    Alevilerin Türkiye’de yok sayılmasını ise Öztürk şu cümlelerle ifade etti:

    “Türkiye’de sinagog, kilise ve camii gibi yerler ibadethane olarak kabul edilirken, kendi memleketimizde ibadethanemiz kabul edilmiyor. Kültür merkezi olarak tanımlanıp Kültür Bakanlığı’na mı bağlanacak? Oranın içerisinde inancımız yok olup gidecek. Böyle bir şeyi asla izin vermeyiz.”

    Konuşmasının devamında Öztürk, dedelerin kültür merkezi statüsünde maaş alması durumunu da yorumladı.

    Öztürk, “Dedelerimize de maaş verilecekmiş. Bunları kabul eden dedeleri cemevlerimize asla sokmayacağız. Para ile inanç yapılmaz. Para alan dede camiye gidip vaaz verebilir. Onu da camii kabul etmez.” dedi.

    Öztürk, “Bizim vergilerimizle katkı yapılacaksa o zaman bizim cemevlerimizin, bizim inanç yerlerimizin; imarları belirlenecek ve ibadethane sayılıp giderlerini devlet karşılayacak. Bunu kendimiz yapıyoruz. Devletin yapması lazım” vurgusunda bulundu. Öztürk, “Ancak bunu ‘kültür merkezi’ olarak yapamayacaklarını, bunu kabul eden dedelerin de dernek yöneticilerinin de düşkün sayılacağını kaydetti.

    Helin YILMAZ-Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

     

  • Dede Nurettin Aksoy, Çorum Katliamı’nı anlattı: Bize kastedenleri biliyorduk-VİDEO

    Dede Nurettin Aksoy, Çorum Katliamı’nı anlattı: Bize kastedenleri biliyorduk-VİDEO

    PİRHA-Dede Nurettin Aksoy, Çorum Katliamı’nın 41. Yılında döneme ait tanıklığını anlattı. Aksoy, katliamda yaşamını yitirenleri ancak 29 yıl sonra anabildiklerine işaret ederek “Sayısal olarak çoğalmadığımız ve geçmişte olanları araştırmadığımız sürece yeni katliamların olmayacağının garantisi yok” dedi. Dede Nurettin Aksoy, Alevilerin örgütlenip birlik olması gerektiği mesajını da verdi.

    Çorum Katliamı’nın ilk fitili, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın 27 Mayıs 1980’de Ankara’da öldürülmesi ile yakıldı. Bu saldırıyı bahane eden gerici-faşist gruplar, Çorum’da cami hoparlöründen “Alevilere ölüm” anonsunun ardından saldırıya geçti. Çocuk ve yaşlıların da olduğu savunmasız bir çok insan vahşice katledildi.

    Temmuz sonuna kadar süren saldırılar sonucu en az 57 kişi hayatını kaybetti. Alevi ve solculara ait yüzlerce ev ve dükkan ise tahrip edildi.

    “ÇORUM’U SAVUNDUK”

    Döneme tanıklık edip direnenlerden biri olan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şube Başkanı/ Dede Nurettin Aksoy, katliam sürecine dair konuştu. Çorum’da yaşadıklarının Maraş’taki kadar savunmasız olmadığına işaret eden Aksoy, 1980 yılında henüz 18 yaşında bir genç olduğunu belirtti. Aksoy, saldırılar henüz başladığında “Olanları tam algılayabilmiş değildim” diyerek şunları söyledi:

    “Ama en azından bize kast edenlerin kim olduklarının farkındaydık. Yani Çorum’u savunduk. Barikatlar kuruldu ve büyük bir katliamı önledik. Neticesinde bir Maraş olmaması için büyük bir direnç sergilendi. Yediden yetmişe, Çorum halkı, faşizme karşı Cumhuriyet tarihinin en büyük direnişini gerçekleştirdi. Fakat Çorum, emperyalist güçlerin uygulamak istediği darbenin son ayağı oldu.

    Darbenin getirdiği ağır baskılar neticesinde Aleviler, solcular, sosyalistler, büyük baskı altındaydı. Ve bu baskının halen travmasını yaşıyoruz. Halen meydanlara çıkmada sıkıntı yaşıyoruz. Bizler 2008 yılında Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği’ni kurarak 2009 yılında da anma etkinliklerini gerçekleştirmek için çaba harcadık. Ancak ve ancak 2010 yılında, yani bu yıl 11’ncisini gerçekleştirdik. Alanlara çıkmada bir Sivas kadar olamadık.

    Çorum’da hiçbir sıkıntı olmadığı halde, bütün izinlerin alınmış olmasına rağmen insanlar sokağa çıkmaya ikilemde kalıyor. Ama sonuna kadar bu yönlü mücadelemize devam edeceğiz.

    “ÖRGÜTLENMEDEN HİÇBİR ŞEY OLMUYOR”

    Dede Nurettin Aksoy, Çorum Alevi Kültür Merkezi’nin 2. kuruluş yılında anma etkinliklerine başladıklarının altını çizdi. Aksoy, yitirdikleri canları ancak 29 yıl sonra anabildiklerini söyleyen Nurettin Aksoy, “Yani örgütlü olduktan sonra anma yapabildik. Bu demek oluyor ki örgütlenmeden hiçbir şey olmuyor” diye de not düştü.
    Dede Nurettin Aksoy, Çorum Katliamı’na dair Alevi toplumunun kimi taleplerinin olduğunu da dile getirerek “Kadeş Meydanı’nda bir Barış Anıtı’nın yapılması, yargılamanın topluca yapılıp gerçek faillerine ulaşılması, katliamın sebeplerinin ortaya çıkarılması ve bir daha katliam yaşanmaması için böyle bir çabamız var” ifadelerini kullandı.

    “ACILARIMIZ ÇOK BÜYÜK”

    Aksoy, Çorum Katliamı’na dair geçmişte “Ekinler kan içinde” isimli bir belgesel çalışması yaptıklarını ancak bu yönlü çalışmanın genişletilebileceğini belirterek şunları söyledi:

    “Çorum olaylarını hatırlamayanlar ya da Çorum olaylarından sonra doğan gençlerimize, ‘Gerçekten böyle oldu’ diyerek ancak ve ancak kendi halkımızı ikna edebildik. Fakat halen aileler konuşmuyor. Tam anlamıyla istediğimiz bir belgesel olamadı.

    Halkımızı uyanık durmaya, bir daha böyle bir katliamın yaşanmaması için tedbirlerin, sebeplerin araştırılıp yüzleşilmesi gerektiğini belirttik. Ancak bu yüzleşmenin de demokrasi ve eşit yurttaşlık üzerinden gerçekleşmesi gerektiğini belirtiyoruz. Yoksa birilerinin mahkum edilmesi bizleri rahatlatacak şeyler değil. Acılarımız çok büyük. Kerbela’dan bu güne bir tek Alevilere değil bütün mazlum insanlar katledildi. Çünkü sistemin, zalimlerin zulümleri ancak mazlum insanlar üzerinde oluyor. İnsanlarımız aç susuz bırakılıyor. Ülkemizde şu andaki durumumuz hiç iç açıcı değil.

    “YARGILAMA İLE SADECE DAVANIN ÜSTÜ ÖRTÜLDÜ”

    Dede Nurettin Aksoy, Çorum Katliamı’nın hukuki boyutuna da değindi. Aksoy, katliam sonrası hukuki sürecin işlemediğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “Çünkü katliamından sonra yargılama Erzincan’a alındı. Darbe olduktan sonra münferit bir olaymış gibi sıradan bir durummuşçasına, iki kişinin arasında olmuş bir kavga gibi yargılamalar oldu. O dönemde o baskılar altında Erzincan’a gidip gelme, davayı sürdürme, canların katilleri ile ilgili sorgulama hiç bizim istediğimiz gibi olmadı. Mağdurlar yine her zamanki gibi mağdur oldu. Yargılama döneminden bir Cumhuriyet Başsavcısı gelip belgeselimiz için konuştu. Yargılama şeklinin çok olumsuz olduğunu, yani davaya hiçbir katkı sunulmadığını, sadece üstünün örtüldüğünü söyledi.

    “İNSANLAR MARAŞ’TA, ÇORUM’DA, GAZİ’DE OLMALILAR”

    Bütün canlarımıza sesleniyoruz; böyle günlerde Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de olmak gerek. Sayısal olarak çoğalmadığımız ve geçmişte olanları araştırmadığımız sürece yeni katliamların olmayacağını garantisi yok. Ne zaman ki birlik olup meydanlarda haykırırsak, unutturmayacağımızı dile getirdiğimiz zaman başarılı oluruz. İnsanlarımız bize sahip çıkarak Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’ da olsunlar.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Aksoy: Devlet hangi katliamla yüzleşti ki Çorum Katliamı ile yüzleşsin-VİDEO

    Aksoy: Devlet hangi katliamla yüzleşti ki Çorum Katliamı ile yüzleşsin-VİDEO

    PİRHA- Çorum Katliamı’nın 41.yıl dönümünde gerçekleşecek anmaya katılım çağrısında bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Cemevi Başkanı Nurettin Aksoy, “Arşivlerin açılmasını,  yargılanmaların toplumsal olarak yapılmasını katliamı temsil edecek bir anıtın yapılması gibi talep ediyoruz” dedi.

    41. yılına giren Çorum Katliamı her yıl olduğu gibi bu yılda kitlesel bir yürüyüş ve anma ile lanetlenecek.

    3 Temmuz’da yapılacak anmayı sahiplenme çağrısında bulunan HBVAKV Çorum Şube ve Cemevi Başkanı Nurettin Aksoy, devletin hala katliamlar ile yüzleşmediğine dikkat çekti.

    “3 TEMMUZ SABAHI ANMAYI GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”

    Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına her yıl 15 gün önceden anma hazırlıklarına başlandığını ifade eden Aksoy, 3 Temmuz sabahı yürüyüşle anmanın yapılacağı alana geçeceklerini söyleyerek, “Çorum’dan her yıl olduğu gibi 15 gün, 20 gün kala hazırlıklar başlıyor. Emek ve demokrasi platformuyla toplantılar, istişareler yapılıyor, mezar ziyaretleri gerçekleştiriliyor. Birlikte aldığımız kararlarla yapacağımız etkinliklerin formatı ortaya çıkıyor. Sivas’a gidiyoruz ve dönüşte gelen misafirlerimiz ile lokmamızı paylaşıyoruz.. Ertesi gün de hazırlıklarla 2 Temmuz akşamı bitmiş oluyor. 3 Temmuz sabahı da yürüyüşümüz anma etkinliğimiz başlıyor” dedi.

    Çorum’da arşivlerin açılması ve devletin yüzleşmesi açısından neler söyleyeceksiniz? Çorum katliamının arşivleri açılmadı.

    Ülke tarihinde gerçekleşen hiçbir katliamın faillerinin açığa çıkarılmadığı belirten Aksoy, “Devlet, sadece Çorum da değil bütün katliamlarda hiçbir zaman arşivleri açmadı. Biz sürekli arşivlerin açılmasını, yargılanmaların toplumsal olarak yapılmasını ve katliamı temsil edecek bir anıtın yapılmasını talep ediyoruz. Ama ne derecede, nasıl gerçekleşecek? Bu konuda sonuna kadar da söylemlerimizi dile getireceğiz, mücadelemizi yapacağız” ifadelerini kullandı.

    Sizce Devlet Çoruma ilişkin arşivlerini neden açmıyor?

    Çorum Katliamı ile yüzleşmenin failler için ağır sonuçları olacağını kaydeden Aksoy, “Çorum Katliamı ile yüzleşilmedi. Dışardan kurgulanarak buraya taşınmış ve bir algı üzerinden bu katliam yapılmış. Nasıl olacak? Kimler suçlanacak? Devletin hangi birimleri bu işin içinde açığa kavuşacak. Ama hiçbir zamanda bunu yapmayacaklar. Hangisi ile yüzleşti ki, bununla yüzleşsin. Yüzleşecekleri ile ilgili bir beklentimiz yok” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ÇORUM

     

  • HBVAKV Çorum Şube Başkanı Aksoy: Çorum’da Rıza Şehri oluşturacağız!-VİDEO

    HBVAKV Çorum Şube Başkanı Aksoy: Çorum’da Rıza Şehri oluşturacağız!-VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, 4 dönümlük arazi üzerine yapacakları sosyal tesise ilişkin bilgi verdi. “Çocuklarımızın cemevimize neden gelmesi gerektiği ile ilgili cevap vermeye çalışacağız” diyen Aksoy, “Bir tür Rıza Şehri oluşturmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Çorum Cemevi’nin yanında yapılacak olan sosyal tesise ilişkin konuştu. Nurettin Aksoy, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ile Çorum Hacı Bektaş Veli Derneği binalarının fiziki olarak yetersiz kaldığına işaret ederek pandemi sürecinde dahi vakıflarının işlevini yitirmediğini ifade etti.

    Aksoy, aktif olarak tüm hizmetlerinin devam ettiğini belirterek “Özellikle yaşlılarımızı düşünerek hareket ediyoruz. 4-5 senedir vakfımıza gelen yaşlılarımız, çaylarını içiyor, sohbetlerini yapıyor, yemeklerini yiyorlar. Pandemi süreci olmasına rağmen 300’e yakın insanımıza mekanımızda hizmet veriyoruz. Olanaklar yetmediği için kota koymak zorunda kalıyoruz” dedi.

    Aksoy, çocuklar için her alanda kursların devam ettiğini de söyleyerek “Yıl sonunda etkinlikler yapılarak öğrendiklerini sergiliyorlar. Vakıf olarak iyi bir yolda, iyi bir hizmetteyiz. Tabii ki bunu daha da taçlandırmak isteriz” ifadelerini kullandı.

    “ÖNCELİĞİMİZ TİYATRO SALONU YAPMAK”

    Vakıf olarak cemevinin yanındaki 4000 metre²’lik arsayı satın aldıklarını, arsa üzerinde yapılacak tesis için proje hazırladıklarına başladıklarını ifade eden Aksoy, sözlerine şöyle devam etti:

    “Burada büyük bir yaşlılar evi yapılacak. Hem iş istihdamı hem de canlarımızın uzak bölgelere gitmemesi, kendi mekânında, kendi inancıyla, kendi muhabbetiyle hayatlarının son zamanlarında rahat etsin istiyoruz. Çorum’un her mahallesinde belediye tarafından yapılan gençlik merkezleri var. Bulunduğumuz yer açısından en büyük mahalle olmamıza rağmen bize ait bir kültür merkezi yok. Tiyatro, seminer, konferans alanında insanları bir araya toplayacak salonumuz yok. Uzak yerlere de götürüp getirmesi de sıkıntı olduğundan dolayı biz önce bir tiyatro ve konferans salonu yapmayı düşünüyoruz.”

    DERGAHLARIN TANITILDIĞI MÜZA PROJESİ

    Çorum civarında dergahların işgal edildiğine dikkat çekip, Alevi değerlerinin yok edildiğini vurgulayan Aksoy, “Dergahlarımızın sadece belli izleri kalmış. Kaybedilen değerlerimizi kayıt altına aldık ama bunlar yeterli olmuyor. Çocuklarımız, gençlerimiz bu dergahlarla ilgili gelecekte asıl bilgilerle buluşacaklar. Sonradan uydurulan hikayelerle değil, gerçek tanıtımların olduğu bir müze de yapacağız” diye konuştu.

    “RIZA ŞEHRİ OLUŞTURACAĞIZ”

    “Çocuklarımızın cemevimize neden gelmesi gerektiği ile ilgili cevap vermeye çalışacağız” diyen Aksoy, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Çocuk kreşi, dersliklerin olacağı, eğitimlerinin alınacağı, kendisini orada rahat ettireceği bir rıza şehri oluşturacağız. Bununla ilgili projenin bünyesinde herhangi bir değişiklik olmadı ama ufak tefek ilaveler de olmuyor değil. Bina projesinin fiziki yapısını, biçimlendirme, ayarlama durumu gibi yardımlara tabii ki ihtiyacımız oluyor. Bununla ilgili de bir animasyon hazırladık onu da bütün canlarımızda paylaşacağız.

    Tabii ki zor olan her şey emek ister. Kolay bir şeyinde değeri, artısı olmaz. HBVAKV Çorum Şube olarak hem gurbetteki canlarımızın katkılarıyla hem de Çorumlu canlarımızla birlikte bu tesisi yapacağımıza inanıyorum. Bunu başaracağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • HBVAKV Çorum Şube Başkan Aksoy: Cemevimizdeki çalışmalarla çekim merkezi olduk-VİDEO

    HBVAKV Çorum Şube Başkan Aksoy: Cemevimizdeki çalışmalarla çekim merkezi olduk-VİDEO

    PİRHA- Pandeminin herkes gibi kendilerini de etkilediğini ifade eden HBVAKV Çorum Şube ve Cemevi Başkanı Nurettin Aksoy, bu süreçte de Alevi canların lokmalarıyla almış oldukları arsanın projesini tamamladıklarını söyledi.

    Haberin videosu;

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube ve Cemevi Başkanı Nurettin Aksoy, pandemi öncesi yaptıkları çalışmaları ve iki bloktan oluşacak olan kültür merkezi ve yaşlı bakımevi projesini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İNANCIMIZI YÜRÜTECEK GENÇLER YETİŞTİRDİK”

    Pandemi öncesi dönemde cemevinde düzenlenen çalışmalara duyulan ilginin fazla olmasından kaynaklı kendilerine yetmediğini belirten Aksoy, şunları dile getirdi:

    “Kadın kollarımızın yürüttüğü çalışmalarla ihtiyaç sahiplerine katkıda bulunuyorduk. Bilgisayar kurslarından, eğitime destek kurslarına kadar birçok alanda resmi kurumları da zorlayarak aldığımız desteklerle gençlerimize yol açtık, başarılı olmaları için elimizden geleni yaptık. Aynı zamanda semah ve saz kurslarımız aracığıyla inancımızı yürütecek gençlerde yetiştirdik. Dönem dönem kutsal mekânlara gençlerimizi götürüp gezdiriyorduk. İlhan Cem Ersever ile ortak Çorum Alevi Kültür Merkezi semah modülünü Milli Eğitim Bakanlığına kabul ettirdik. Hakka uğurlama erkanlarını yürütecek gençler yetiştirdik.”

    “İKİ BLOKTAN OLUŞAN YAŞLI BAKIM EVİ VE KÜLTÜR MERKEZİ YAPACAĞIZ”

    Avrupa ve Türkiye’den bir çok canın lokmalarıyla bir arsa alarak kültür merkezi ve yaşlı bakım evi projesi hazırladıklarını ifade eden Aksoy, “iki bloktan oluşacak arsamızın birisinde yaşlılara ait 120 kişilik bakıma muhtaç olanlara bakımevi yapacağız. İkinci binamız ise kültür merkezi. Bir tiyatro salonu, etkinlik salonu, konferans, müze, galeri, yemekhane bir market ve derslikler olacak. Müze ve galeriyi çok önemsiyoruz, önem veriyoruz. Bununla ilgili çalışmamız var. Türkiye’de ki ve bölgedeki ocaklarla ilgili çalışmamız var. Bölgedeki ocaklarımızın maketlerini, fotoğraflarını, resimlerini yapıp sergilemek istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Aksoy son olarak, Alevi yaşamı ve inancını yeni nesillere doğru anlatmak için daha fazla çaba içinde olacaklarının altını çizerek, “bunu da başaracağız ve rıza şehrini kuracağız” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ÇORUM

     

     

     

  • Çorum HBVAKV Başkanı Aksoy: İnancımıza göre Hakk’a uğurlamayı başardık-VİDEO

    Çorum HBVAKV Başkanı Aksoy: İnancımıza göre Hakk’a uğurlamayı başardık-VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Alevi inancına göre Hakk’a uğurlama yapmayı başardıklarını ancak bazı köylerde hala asimilasyon yaşandığına dikkat çekti. Bu asimilasyonun dedeler tarafından yapıldığını vurgulayan Aksoy, “İnananlar için bütün kitaplar kutsaldır, inananlar için muhabbetler kutsaldır, bizim cemevimiz de bize göre kutsaldır” dedi. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Alevilikte Hakk’a uğurlamaya dair değerlendirmelerde bulundu.

    8 yıldır erkan yürüttüklerini aktaran Aksoy, Hakk’a yürüme erkanlarında yöre ve köylere göre farklılıklar olduğunu söyledi.

    “SAMSUN, YOZGAT VE AMASYA GİBİ YERLERDE DE HİZMETLERİMİZİ YERİNE GETİRİYORUZ”

    “Gerçek bir Alevi Yol-Erkan yürümüş, ikrarlı hizmet etmiş, gönül bağı olmuş, göz gönül katmış bir Alevi canı muhabbet ederek kaldırıyoruz” diyen Aksoy, şunları ifade etti:

    “Muhabbet ederken, nasıl ki cemlerimizde muhabbet edip, nasıl rızalık alıyorsak, darına, divanına duruyor ve söz geldiğinde neyi söyleyeceğimiz belli ise deyiş, duaz-ı imamlarımızla… Hakk’a yürüme erkanını ve sırlamayı öyle gerçekleştiriyoruz. Bu konuda yetiştirdiğimiz bir dedemiz var. Şu anda da erkan yürütüyor. Bu bölgede de, çağrıldığı yerde Samsun, Yozgat ve Amasya gibi yerlerde hizmetlerimizi yerine getiriyoruz.”

    “ALEVİ RİTÜELLERİYLE HAKK’A YÜRÜME ERKANINI YÜRÜTMEYİ BAŞARDIK”

    Yıllarca yürütülen cemlerin çoğunda Alevi yol ve erkanına uymayan bir söylemin olduğunu vurgulayan Aksoy, sözlerine şöyle devam etti:

    “Örneğin burada bir dede var. Geliyor bu cenaze erkanını ben yapacağım diyor. Köylü vatandaşa bizim aracımızı götürüyor. Birkaç deyiş, Duvaz-ı imam söylüyor ve ardından şapkayı çeviriyor ve namaz kıldırıyor. Başka bir inancı yaşamakla, yaşatmak bir dedenin ne kadar görevi? Bu dedelerin buna dikkat etmesi gerekiyor. Bu konuda biz de yıllarca sıkıntı çektik ama biz başardık. Ayrışan ayrıştı, kalan kaldı. Ama şu andaki Alevilerin %95’ine hizmet ediyoruz, %80’e yakını dede ile sırlama görevini yapıyor. Bazıları da buradan çıktıktan sonra %10-15 gibi, bazı köylerde oluyor.  Hüseyin Dede Garkın Ocağından bir dede,  ‘Dede cenaze kaldırmaz, dede cenaze işlerine karışmaz, cenaze hocayla namazla kalkar, diyor. Bu yüzden Türkmen bölgesine giremiyoruz. Bunun sebebi bir dede. Biraz da kendimizde aramamız gerekiyor. Böyle dedeler de mevcut.”

    BÜTÜN KİTAPLAR, İNANÇLAR NASIL KUTSALSA BİZİM DE CEMEVLERİMİZ KUTSALDIR” 

    “Dilimizi sürekli yenileyerek, tazeleyerek kendi inancımıza, yolumuza bakıyoruz” diyen Aksoy, “Bir başkasının inancı, bir başkasının kitabı, inananlar için bütün kitaplar kutsaldır, inananlar için muhabbetler kutsaldır, bizim cemevimiz de bize göre kutsaldır” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ÇORUM

  • Aksoy: Zorunlu din dersi çocuklarımızı inancımızdan koparıyor, müdahale etmeliyiz-VİDEO

    Aksoy: Zorunlu din dersi çocuklarımızı inancımızdan koparıyor, müdahale etmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy Dede, zorunlu din dersinin Alevi çocuklarını asimile ettiğini, kendi inancından kopardığını  belirterek, buna müdahale edilmesi gerektiğini söyledi. 

    Alevi çocukların okullarda asimilasyonuna neden olan din dersleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın kararlarına rağmen hala zorunlu olarak devam ediyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy Dede, 1980’den itibaren zorunlu din dersi olduğunu hatırlatarak, “1980’lerde bununla ilgili mücadele daha kolayken, bugün bu mücadele alanı zor. Nasıl ki Avrupa laik, demokratik, bilimsel uygulamalı bir eğitim getirdiyse, din eğitimini aileye bıraktıysa Türkiye’de bunu yapabilir” dedi.

    “ZORUNLU DİN DERSİ ÇOCUKLARIMIZI KENDİ İNANCINDAN KOPARIYORSA MÜDAHALE ETMELİYİZ”

    Türkiye’de eğitim alanının ve okulların tam bir facia ve Kerbela olduğunu belirten Aksoy, şunları ifade etti.

    “26 yıldır Yol, erkan yürütmüş Alevi, Kızılbaş bir dede olarak, çocuğumun ve torunumun Sünni bir eğitimden geçmesi benim Yol ve erkanımın, geleceğimin, inancımın bitmesi anlamına gelir.
    Bunun içindir ki, bizim çocuklarımıza dini eğitimi vermemiz gerekiyor. Fakat bizim vereceğimiz dini eğitim bir yanlışın üzerinden yanlış gitmesiyle değil, yani kısasa kısas değil. Başka bir inanç tartışılmaz, inançlar kötülenmez, inançlar kutsaldır, değerlidir. Ama nereye kadar? Başka bir yere zulmetmiyorsan, katliam yapmıyorsan, bir misyonerlik yapmıyorsan. Çocuklarımızı zorunlu din eğitimi adı altında kendi inançlarından koparıyorsa, o zaman bizim de müdahale etmemiz, kendi çocuklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor.”

    “BAZI TALİPLERİMİZ EKONOMİK NEDENLERLE CEMAATLERE GİDİYOR”

    Zorunlu din dersiyle mücadele konusunda insanların çekindiğini, zorlandığını söyleyen Aksoy, “İnsanlar sokağa çıkamıyor, sesini duyuramıyor, hatta bazı insanlar onu (din dersi) versinler diyebiliyorlar. İşte bu açıdan Aleviler, dedeler, pirler, Yol sürenler, Alevi yazarları, Alevi örgütleri, başkanlarının bu konuya eğilmesi gerekiyor. Cemlere gittiğimizde çok az çocuğumuz var. Bu  Sünni eğitimin geleneğinden gelen ve ekonomik nedenlerden dolayı bazı taliplerimiz cemaatlere gidiyor” dedi.

    “KOYUN BABA DERGAHI CAMİYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    “Kendimizi anlatmakta da sıkıntı çekiyoruz. Kendimizi birbirimize anlatmamız gerekmiyor ama yapılan söylem, muhabbetin yanı sıra biraz da eyleme dönüşmesi gerekiyor” diyen Nurettin Akoy Dede, “İşte kendi coğrafyamızda bütün dergâhlarımız işgal edilmiş, Oğuzlar içerisinde Karadonlu Can Baba var. Etrafı hep dolu. Yani bir tek Karadonlu Can Baba’nın dergâhı kalmış. Koyun Baba Dergâhı şu anda camiye dönüştürüldü. 5 yıldır davalıyız ve mücadele veriyoruz. Elvan Çelebi, Baba İlyas’ın torunları yine öyle” diye konuştu.

    “BÜTÜNÜYLE ASİMİLASYONUN İÇİNDEYİZ”

    Bu konuda belgesel yaptıklarını belirten Aksoy, bütünüyle bir asimilasyonun içerisinde olduklarını kaydetti.

    Asimilasyonun içinden çıkmanın ancak büyük bir mücadeleyle, büyük bir özveriyle, büyük bir çaba ve gayretle olacağını ifade eden Nurettin Aksoy, şöyle devam etti:

    “Çünkü geçmişte bu bina bile asimilasyona en büyük katkısı olan, bizden başka inançların kurulduğu, kullandığı, geçmiş zamanda burada FETÖ’ye bağlı bir dersanenin olduğu yerdi. 10 yıl önce geldik çıkardık ve kendi çocuklarımıza, öğrencilerimize burada saz, semah, İngilizce, matematik konusunda kurslar veriliyor. Kursun sonunda da kendi cemlerini kendileri yapıyor. Dertli Divani’yi, Muharrem Temiz’i, zakirlerimizi, âşıklarımızı getirerek cem yapıyoruz. Ancak bu şekilde görerek… Görmeden olmaz. Başka bir inanç gibi destanlaştırarak, ezberlettirerek değil. Bazı canlarımız Alevilikle ilgili farklı şeyler bekliyorlar. Kendi simgeleri yetmemiş gibi. Sen darı didar olursan, cemal görürsen, dara durursan, hâllenirsen, dostluk sevgi ve barış olursa, bunlar zaten bütün inançlarda var. Bütün inançları toplasan bizim içimize sığmaz, biz bütün inançların içine sığımayız. Bu açıdan bugünkü sistemin yani hükümetin ya da eğitim sisteminin asimilasyonu sadece bize değil. Anadolu’da kadim inançlar geçmişte yok oldular. Ezidiler, Süryaniler yok. Çorum’da Rumlar yaşıyordu, Hristiyanlar vardı; bunların hepsi bitti.
    Şu anda Aleviler kaldı. Alevilerin de direncine bağlı. Ne kadar dayanabilirse, o şekilde dayanacaklar.”

    Cebrail ARSLAN/ÇORUM

     

  • Camiye dönüştürülen Koyunbaba Dergahı için temyiz talebi reddedildi

    Camiye dönüştürülen Koyunbaba Dergahı için temyiz talebi reddedildi

    PİRHA –  Çorum’un Osmancık İlçesi’nde bulunan ve camiye dönüştürülen Koyunbaba Dergahı için yapılan temyiz kararı Danıştay tarafından reddedildi. Karara tepki gösteren HBVAKV Çorum Şube Başkanı Aksoy, “26 caminin ve bir o kadar da kuran kursunun olduğu bir bölgede bir tek Alevilere ait Koyunbaba Dergahı’nın dahi Aleviler tarafından kullanılmasına tahammülleri yok” dedi. Avukat Doğan Öksüz de davanın takipçisi olacaklarını belirterek, AHİM’e kadar gideceklerini söyledi. 

    Çorum’un Osmancık İlçesin’de bulunan Koyunbaba Türbesi’nin camiye dönüştürülmesi konusunda Çorum İdare Mahkemesinde açılan davanın reddedilmesi üzerine karara karşı Danıştay nezdinde temyiz yoluna başvuru yapılmıştı. Ancak Danıştay 10.Hukuk Dairesi  iki cümleyle gerekçe yazarak temyiz talebini reddetti.

    Konuya ilişkin Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy ve davanın Avukatı Doğan Öksüz ile konuştuk.

    “4 YIL SÜREN DAVAMIZ İKİ CÜMLEYLE REDEDİLDİ”

    Osmancık Koyunbaba Türbesi’nde yüz yıllardır Alevi-Bektaşi geleneklerinin yürütüldüğünü, insanların orada kurbanlarını tığladığını ve cemlerin yapıldığını hatırlatan HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, sürece ilişkin şu bilgiler paylaştı:

    “Koyunbaba Türbesi’nin asıl ismi Seyit Ali Sultan’dır. Yüz yıllardır bu gelenekler orada yaşatılıyor. Son yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü oraya bakım amaçlı el koyduğunda cemaatler orayı mekan tutu. Osmancık’ta Alevi toplumu olarak bir araya geldiğimizde AKD’nin buluşmasında bir araya geldiğimizde bir cem ihtiyacı duyduğumuzda Koyunbaba’nın o şekilde devam ettiğini farkına vardık ve taleplerimiz oldu. Tarikat orayı boşalttı bu sefer de Tokat Bölge Müdürlüğü’ne talebimizi ilettik fakat bizim taleplerimiz iki sene sürmesine rağmen Kayunbaba’da bir mahalle muhtarının ve mahalle sakinin verdiği dilekçe 13 gün içinde sonuçlandı ve orası camiye dönüştürüldü. Yani Koyunbaba’daki aşevi ve cemevimiz camiye dönüştürüldü. Biz Çorum Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurduk. Mahkeme oldu ve biz kaybettik. Daha sonra Danıştay’a müracaat ettik. Danıştay davamız yaklaşık 4 yıl bekletildi. Bu bekleme neticesinde de geçen hafta iki cümlelik bir sebeple bizim talebimiz reddedildi.”

    AKSOY: BÜYÜK BİR ASİMİLASYON VAR, BİR KORKU HAKİM

    6 bine yakın Alevi nüfusu olan Osmancık’ta Alevilerin kendilerini ifade edemediğini kaydeden Aksoy, “Büyük bir asimilasyon var. Orada bir dernek bile kendini toparlamıyor, bir korku hakim olmuş. İnsanlar kendi dergahlarına sahip çıkamıyor. 26 caminin ve bir o kadar da kuran kursunun olduğu bir bölgede bir tek Alevilere ait Koyunbaba Dergahı’nın dahi Aleviler tarafından kullanılmasına tahammülleri yok” dedi.

    “ÇAĞRILARIMIZ KARŞILIK BULMUYOR”

    Aksoy, yapacağı çağrılarının karşılık bulmadığını, asimilasyonun hızla devam ettiğini ve eğitimin de bu sisteme dahil olduğunun altını çizerek, “Alevi inancının geleceği üzerinden çocuklarımızı, inancına sahip çıkacak ya da bilinçlendirecek bir duruma daha sıkı sarılmamız, sahiplenmemiz gerekiyor” dedi. Aksoy, bu davanın takipçisi olacaklarını belirterek, “Bizler bunun karşısında sessiz kalmamamız gerekiyor. Koyunbaba sahipsiz değildir onun davasını, mekanını elde etmek için mücadele edeceğiz” dedi.

    Davanın hukuki sürecini ise Avukat Doğan Öksüz değerlendirdi. Koyunbaba Türbesi’nin 2013-2014-2015 yıllarında taraflarına tahsisi konusunda Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na dilekçe verdiklerini hatırlattı.

    “KONU ALEVİLER OLUNCA İKİ CÜMLEYLE SOMUT BİR GEREKÇE SUNMADAN REDDEDİLDİ”

    2016 yılında Danıştay’a yaptıkları başvurunun 4 yıl sürdüğüne dikkat çeken Aksoy, “Aradan 4 yıl geçtikten sonra Danıştay 10. Dairesi ilgili 2016/2651 esas sayılı kararı ile sadece 2 cümleyle ‘idari yargılama usul kanunu 49. Maddede belirtilen temyiz sebepleri bulunmamaktadır’ şeklinde iki cümleyle bizim temyiz talebimizi reddetti. Burada biz 4 yıl sadece bu iki cümleyi yazmak için bekletilmesinde bir kasıt arıyoruz. Bizim netice AİHM’ye gitme sürecimizin önünde bir engel. Bu iç hukuk yolunu tüketmemiz gerekir. Maalesef 4 yılı biz Danıştay’da boş yere harcamış olduk. Özellikle 10. Hukuk Dairesi Ayasofya kararında din ve vicdan hürriyetinden demokrasiden tarihe saygıdan bahsederken konu Alevilerin inanma hakkı olduğunda ise maalesef sadece iki kelimeyle somut bir gerekçe sunmadan bizim bütün iptal ya da temyiz gerekçelerimize tek tek cevap vermeyi dahi gerek görmeden 2 cümleyle bizim talebimizi reddetmiş gözüküyor” diye konuştu.

    “BİZİ AVRUPA MAHKEMELERİNE MAHKUM EDECEKSİNİZ”

    İç hukuk yollarını tüketmek için tekrar başvuru yaptıklarını kaydeden Öksüz, dilekçede, ‘Biz burada artık İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden hukuk mücadelemizdeki bir engeli daha ortadan kaldırmak için başvuruyoruz. Bizi anlaşılan odur ki yine Avrupalılara mahkûm edeceksiniz. Biz bunu kendi içimizde halletmek isterdik” ifadelerini kullandığını söyledi.

    “KOYUNBABA TÜRBESİ ŞU ANDA CAMİ”

    Koyunbaba Türbesi’nin Aleviler için önemine vurgu yapan Av. Öksüz, şunu söyledi:

    “Osmancıkta 26 cami var, Onlarca mescitte Kur’an kursu var ve Alevilerin de tek bir dergâhı var orada. Sadece Osmancık Alevileri değil, Çorum, Tokat, Amasya, Samsun bütün bölge Alevilerinin çok önemli bir inanç merkeziydi orası. Tıpkı İstanbul’daki Karaca Ahmet gibiydi. Ancak ihtiyaç gerekçesiyle birkaç kişiden dilekçeler alındı bizim camiye ihtiyacımız var şeklinde mahalle halkından. Cami yapıldı şu anda. Biz araştırma yaptık gerçekten bir camiye ihtiyaç var mı 26 cami olmasının ötesinde aynı civarda 5 tane cami tespit ettik mahalle halkına yakın 800 metre, 500 metre yakınlarda. Onları da dosyaya kazandırdık. Ama maalesef öyle bir karar çıktı.”

    Karar düzeltme dilekçesinin cevabı geldikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne gideceklerini kaydeden Av. Doğan Öksüz, “Anayasa Mahkemesi’nden muhtemelen istediğimiz sonucu alamayacağız. Çünkü burada ibadethane sayılıp sayılmaması hususunda kilitleniyor. Alevi inancının bir inanç kabul edilip edilmemesi hususuna, Diyanet İşleri de dilekçelerinde İslam’ın genelinde de olmasa Aleviliğin bir felsefe olduğunu dile getirmişlerdi, onu kabul etmiyorlardı. Mahkeme de o doğrultuda bir karar vermiş oldu bu şekilde” dedi.

    “DİYANET BİZİ MEZHEPÇİLİKLE SUÇLADI”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’na gönderdikleri dilekçede mezhepçilik suçlamasına maruz kaldıklarına dikkat çeken Öksüz, şunları kaydetti:

    “İslamiyet’in ibadethanesi camidir. Siz mezhepçilik yapıyorsunuz’ dedi. Biz de dedik ki, ‘bu ülkede yaklaşık 15 milyon Alevi-Bektaşi inancına sahip vatandaşımız var. 81 il valisi, 99 merkez valisi, 454 il vali yardımcısı, 957 kaymakam, 5252 il müdürlüğü, ilçe müdürü, 120 bin Diyanet personeli, 10 binlerce şef, yeni atanan rektörler, dekanlar ve tamamında Sayıştay, Anayasa Mahkemesi üyeleri… Alınan Alevi sayısı kaç? Sıfır. Şimdi dedik ki 100 metrekarelik bir yerin her türlü masrafı kendisine ait olmak üzere ibadethane olarak tahsisini isteyen Alevi-Bektaşilerin taleplerinin karşılığı mezhepçilik midir? Bunu sorguladık mahkemede ama maalesef karşılığı bu oldu. Mahkeme de buna bir cevap vermiş oldu. İnsan Hakları Mahkemesi, ‘Alevilerin inanma hakkı vardır diyor’ ve buna saygı göstermek zorundadır. Daha önce kararları vardır. Aleviler eğer cemevlerini, dergâhlarını ibadethane olarak belirlemiş iseler buna devletin bir yorumu karşı durması olamaz diyor’ ama burada bir devlet ideolojisini sergilemiş oldu mahkeme” diye konuştu.

    Semra ACAR/ÇORUM

  • Çorum HBVAKV Başkanı Aksoy: Yezit sistemini ortadan kaldırmamız gerekiyor-VİDEO

    Çorum HBVAKV Başkanı Aksoy: Yezit sistemini ortadan kaldırmamız gerekiyor-VİDEO

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Başkanı Nurettin Aksoy Çorum Katliamı’na ilişkin PİRHA’ya konuştu. Aksoy, “Bizim asıl mücadelemiz Kerbela’dan bugüne yalan yanlış iftiralarla bizi katleden Emevi, Yezit sistemini ortadan kaldırmadığımız sürece mazlumlara yönelik katliamlar son bulmayacaktır” dedi.

    HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy Dede, Çorum Katliamı’na ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    Çorum Katliamı nasıl gerçekleşti, nelere tanık oldunuz?

    Nurettin Aksoy: “1962 doğumluyum o zamanlarda 18 yaşındaydım. O zamanlarda hemen hemen her genç bir siyasal anlayışa (Fraksiyon) sahipti. Benim de kendime göre bir siyasal anlayışım bir davam vardı. Çorum’da bu siyasal bilinçle yaşadık” diye konuşan Aksoy, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “1978 Maraş Katliamı yaşandıktan sonra böyle bir katliam sırasının Çorum’a geldiğini Çorumda da böyle bir katliam yaşanacağını öngörülerimizle Çorumdaki hareketlilik ve Çorumu ziyaret edenleri düşündüğünde her şey aşikârdı. Robert ALEXANDIR PECK isminde bir Amerikalı Çorum’a geldi dolaşıyor ve bir hazırlık yapılıyor. Saat kulesi civarında ne olduğu belli olmayan insanlar geceleri toplu halde dolaşıyordu. Yazılamalar vardı. O dönemde bölüngü de olanlar nöbet tutuyorlardı. Saldırı olacağına dair 3 aylık bir öngörü vardı. Bu zaman neticesinde Sazak’ın ölümünden 2 gün sonra ilk saldırıda barikatlar kuruldu. Bir yeşil hat şu an hala var. Yeşil hat bir barikat ya da çatışma olarak görülmese de yaşayanlar tarafından ayrıştığı, o günden bugüne bu ayrışmanın devam ettiği ortada. Bir tarafta Sünni vatandaşlar bir tarafta ise Alevi vatandaşlar.

    İlk çatışma sağ sol çatışması olarak başladı. Fakat sonrasında içimizde solcu Sünni vatandaşları ayırmak için de mezhepsel bir çatışmaya dönüştürüldü. Bu çatışma 1.5 ay sürdü.”

    -Çatışma neden o kadar uzun sürdü?

    O dönem verilen demeçler, o dönemin MC hükümetinin “Mil önü halkının barikatları yıkın, Mil önü halkı ne gerekiyorsa yapsın, olaylar dursun” şeklinde. Sanki olayları Mil Önü halkı çıkarmış gibi oysaki Mil önü saldırılara karşı halkı savunmada. Maraş’ta yaşadıklarımızı tecrübe edinerek Çorum bir direniş haline geldi.

    Buradaki çok amaçlı bir olay hem Alevileri sindirmek hem solcuları sindirmek hem de o bölgede göçe neden olmak. Aynı Maraş’taki gibi. Tabii ki Çorumda da göç oldu ama çok etkileyici bir göç olmadı.

    Emperyalist güçler bu tür çatışmalar çıkardı, 12 Eylül darbesinin bir hazırlığı diyebiliriz. Eylül 80 darbesi ile Çorum olayları arasında 2.5 aylık bir süreç var. Bu süreçte Çorum bastırılacaktı, Çorum’da bir katliam yapılacaktı. Çorum’dan Fatsa’ya kadar gidecekti. Zamanın başbakanı bir Çorum bir Fatsa olmasa ne olur şeklinde demeçleri vardı.

    -O dönemki süreci biraz anlatır mısın?

    O dönemde çok susuzluk çektik. Köylerden ekmeğimiz, yiyecek içecek geliyordu. Hemen hemen çatışma olan tüm yerlerde barikatlar vardı. Orada herkes nöbet tutuyordu. Nöbet tutamayanlar, kadınlar evlerinin önünde bulgur pilavları, ekmek pişiriyordu. Gelen giden herkes yiyebiliyor. O günkü dayanışmayı bugün özüyle anlatma şansımız yok. Ama yediden yetmişe bütün fraksiyonlar hiçbir ayrımcılığa, ikinciliğe neden vermeden saldırıları bertaraf etti.

    Çorum direnişinin gerçeklerini orada yaşayanlar iyi irdelenirse bence daha iyi bir birliktelik sağlanır.  Ezilen halkların, kendi hak ve hukuk talepleri konusunda daha iyi bir birliktelik sağlanacaktır. Geçmişteki mücadelen bugünkü mücadele daha zor. Bizim asıl mücadelemiz Emevi zihniyeti ile olmalı. Kerbela’dan bugüne yalan yanlış söylemler üzerinden, iftiralar üzerinden katliamların olmasına zemin hazırlayanları ve bu sistemi ortadan kaldırmak gerekir.

    Peki o dönemde size saldırıp ta sonradan tanıştığınız, birlikte konuştuğunuz, pişman olduğunu söyleyen ifade eden oldu mu?

    Çorum’la ilgili belgeseller çektik yayınlandı. Hala da var. Yeterli olmadı, yeterli insanlara ulaşılamadı. Konu ile ilgili belgeler, resimler vs ortadan kalktı. Zaman aşımı çok oldu. 30 yıl gibi bir süreçten sonra biz bu işlere başladık. Niye? Örgütsüzdük. Belgeselde yayınlanan söyleşide ülkü ocaklarına bağlı bir kişinin Almanya’dan gelmiş bir kadınla eşini öldürüp, paralarını alıp, MHP binasında paylaştıklarını  anlatıyordu. Bunu kendisinden bizzat dinlemiş olduk. Çorum’da yaşanan katliam 12 Eylül darbesine hizmet etti. 24 Ocak kararlarının geçmesine, emekçilerin kazanılmış haklarının zay olmasına neden oldu. Zorunlu din derslerinin ortaya çıkmasına, daha dindar, daha kindar daha gerici bir yapının yaratılmasına sebep oldu.

    -Peki şimdi buradan geriye baktığınızda Çorum Katliamı’nın yıl dönümünü yaşıyoruz. Arkasından Sivas, Gezi, Suruç, Sur, Cizre gibi birçok katliam yaşandı. Bunlarla bağını nasıl kuracağız?

    Şimdi bu coğrafyada Yemen’den Afrika’ya, Somali’ye, Irak’ta Türkiye’de, İran’da, Suriye’de bu ve buna benzer coğrafyada Fırat sürekli kana bulandı, Dicle, Anadolu kana bulanmış, bunların hepsi bir egemen gücün kendi düzenini kurmak, kendine ait bir yaşam sistemini ayakta tutmak, mazlum olan inançları bertaraf etmesinin sonucu. Ezidilerin, Süryanilerin, Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin Alevilerin yaşamı inancı, geleneklerini kapitalist sistemde devam ettirme şansı direncine, örgütlenmesine bağlı.

    Mesela Alevilerin Avrupa’da bu kadar örgütlenme şansı bulması ve örgütlenmesi Anadolu’da yaşayan halklar için bir umut olmuştur. Bu gidişle Anadolu’da yaşaması belki 40-50 yıl alabilir. 40-50 yıl sonra Alevilik geleneksel olarak bir hikâyeye dönüşmüşte olabilir. Şu anda çoğu bölgelerde de bu şekilde. Ama Aleviliğin Avrupa’da 300-500 sene yaşama imkanının olduğunu düşünüyorum.

    Turabi KİŞİN -Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Nurettin Aksoy Dede: Koyunbaba Türbesi işgal altında; AİHM’ye gideceğiz

    Nurettin Aksoy Dede: Koyunbaba Türbesi işgal altında; AİHM’ye gideceğiz

    PİRHA – Çorum Osmancık’ta bulunan Koyunbaba Türbesi’ne İmam atanmasını ve devam eden hukuki süreci HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy ile konuştuk. Aksoy, yıllardır dergahlarının işgal altında olduğunu belirterek, “Bu baskılar yeni değil yüz yıllarıdır bunlarla karşı karşı karşıyayız. Birlikte olursak bunların üstesinden geliriz” dedi.  

    Çorum Osmancık’ta 26’ya yakın cami ve mescid var. Osmancık’ın içinde 4000-4500 Alevi var. Alevilerin ibadet edecekleri Koyunbaba Türbesi’ne imam atandıktan sonra ibadet edecekleri yer kalmadı. Çorum Osmancık’ta bulunan Koyunbaba Türbesi için Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi, türbenin kendilerine devredilmesi için 2013, 2014 ve 2015’te birçok kez Tokat’taki Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ve Çorum Valiliği’ne başvurdu bulunarak hukuk mücadelesi başlattı.

    “KOYUNBABA TÜRBESİ 12 YIL ÖNCE TADİLAT GEÇİRDİ”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy Dede, konuyu PİRHA’ya değerlendirdi.

    Koyunbaba Türbesiyle dört yıldır ilgilendiklerini söyleyen Aksoy, Osmancık’ta bulunan tek cem yürütülen Koyunbaba Türbesi’nin nasıl cemevine dönüştürüldüğünü anlattı.

    Koyunbaba Türbesi’nin 50-60 önce Kültür Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçtiğini söyleyen Aksoy, Koyunbaba Türbesi’nin yol üstünde olduğunu belirtti. Aksoy, 12-13 yıl önce türbenin bir tadilat geçirdiğini, tadilattan sonra oranın temizlik işlerini yapmak için birinin atandığını söyledi.

    Türbeye giden Alevi vatandaşların kurbanlarını kestiklerini ve ardından cem ibadetini yerine getirdiklerini söyleyen Nurettin Aksoy, “Türbe yol üstünde olduğu içinde Sünni vatandaşlar da gidiş-gelişte orada namaz kılıyordu. Türbenin bahçesinde ya da türbenin içinde, aş evinde değil” dedi.

    Dört yıldır Koyunbaba Türbesi’nde cem yaptıklarını ve lokma dağıttıklarını söyleyen Aksoy, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak Koyunbaba Türbesi’nin bakımını üstlenmek istediklerini ve bunun için de kaymakamlığın tahsis edeceği birinin maaşını ve sigortasını yatırmak üzere türbenin bakımını üstlenerek Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne dilekçe verdiklerini ancak dilekçelerine olumsuz cevap geldiğini söyledi.

    “AŞ EVİNİ MESCİDE DÖNÜŞTÜRDÜLER”

    Koyunbaba Mahallesi Muhtarı Bahri Eke’nin müftülüğe, “Türbenin yanındaki yapının ramazan ayı nedeniyle ibadete geçirilmesi için din görevlisinin görevlendirilmesi” istemli dilekçe verdiğini ve mahalleden de desteklerin geldiğini söyleyen Aksoy, “1,5 sene bizim dilekçemize cevap vermeyen müftülük ve valilik 13 gün sonra aş evimizi tamir ederek bacalarını kapatarak mescide dönüştürüp bir hoca atadı” diye konuştu.

    “AHİM’E BAŞVURUDA BULUNACAĞIZ”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açtıklarını söyleyen Aksoy, açtıkları davayı kaybettiklerini ve bir üst mahkemeye yani Danıştay’a dava açıklarını oradan da red aldıklarını ancak kendilerine ilamı gelmediği için AİHM başvuruda bulunamadıklarını söyledi.

    Aksoy, mahkeme sürecinde, “Diyanet İşleri Başkanlığı da bizim açtığımız davaya karşı dava açtı ve  avukat parasını bizden talep etmek için icra kağıdı gönderdi. Bir senedir bu icranın gelip kapımıza dayanıp bizden tahsil edileceğini bekliyoruz” dedi.

    “OHAL NEDENİYLE CEM YAPAMADIK”

    OHAL nedeniyle geçtiğimiz yıl Koyunbaba Türbesi’nde cem yapamadıklarını söyleyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi Başkanı Nurettin Aksoy,  şöyle devam etti:

    “Osmancık Alevi Kültür Dernekleri Şubesi Başkanı Ali Görmez ve diğer yönetimi Koyunbaba’da etkinlik yaptılar. Kaymakamla, emniyet müdürüyle, belediye başkanıyla birlikte bir şey yapmaya kalktılar.  Etkinlikte konuşma yapan bir mülkü amir de bu bölgede evliyaların çok olduğunu, Koyunbaba’nın da bir evliya olduğunu, bunun yanı sıra Ebussuud’u da evliyalar listesine katıp bizim mekanımızda ecdadlarımızın kemiklerini sızlattılar.

    Dört yıldır hukuk mücadelesi verdiklerini söyleyen Aksoy, şu anda Koyunbaba Türbesi’nde İmam’ın görev yaptığını ve türbenin mescit olarak geçtiğini aktardı.

    “DERGAHLARIMIZ İŞGAL ALTINDA”

    Alevilere yönelik tutuklamaların ve baskıların arttığını söyleyen Aksoy, mücadele çağrısında bulanarak şunları kaydetti:

    “Bunlar  beklenilen şeyler. Bunlar bizi yıldırmayacak. Biz birbirimize sahip çıkarsak, bir olursak bunların üstesinden geleceğimize inanıyoruz. Bu tutuklamalar, Diyanet’in söylemleri yeni değil. Yüz yıllardır bulunduğumuz bölgede dergahlarımız işgal altında. Hem Diyanet tarafından hem vakıflar hem de müftülük tarafından. Hatta bir kısmı da yobaz Alevi dedeleri tarafından işgal edilmiş. Kendine ait olmayan ritüeller, bizim dergahlarımızı boyalarla badana yaparak bize ait olmayan bir ayetler yazılarak değiştirilmiş, geçmişe yönelik simgelerimiz, isimlerimiz, inanç değerlerimizin oradaki simgelerinin hepsi silinmiş. Dergahlarımız işgal altında. Bu saldırılar bizleri daha diri tutmalı. Bunun da  üstesinden geleceğimize inanıyorum.” (HABER MERKEZİ)