Etiket: Nurettin Sönmez

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: 10 Ekim katliamı önceden tasarlanmış planlı bir katliamdı-VİDEO

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: 10 Ekim katliamı önceden tasarlanmış planlı bir katliamdı-VİDEO

    PİRHA – Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 2015 yılında 104 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Ankara Gar katliamının 8’inci yıldönümünde, Attalos Heykeli önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan basın açıklamasında, “Katliam göz göre göre geldi. 10 Ekim katliamından önce aynı merkezden planlandığı düşünülen 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları yaşandı” denildi.

    Gar katliamında yaşamını yitirenler anılırken, sloganlar atıldı. “Unutmadık, unutturmayacağız. Barış mücadelemiz sürecek” ve katliamda yaşananların fotoğraflarının yer aldığı pankartlar açıldı. Katliamda yaşamını yitirenlerin adları tek tek okunurken, kitle “Yaşıyor” karşılığını verdi. Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına KESK Şubeler platformu dönem sözcüsü Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez tarafından okundu.

    “BARIŞ GÜVERCİNLERİMİZİ UNUTMADIK”

    Sönmez’in okuduğu basın açıklamasında ise şunlara yer verildi:

    “Cumhuriyetin 100 yıllık tarihinin en büyük katliamlarından birisi olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı üzerinden tam 8 yıl geçti… 10 Ekim 2015’te düzenlediğimiz Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne yapılan saldırıda 104 arkadaşımızı yitirdik, 500’e yakın arkadaşımız ise yaralandı. Elbette bizler 8 yıl geçmesine rağmen planlı bir şekilde katledilen barış güvercinlerimizi unutmadık. Bizlerin yüreği kan ağlarken birilerinin statlarda barış karanfillerimizi yuhalatmasını unutmadık. İnsanlık suçları işleyen cani bir örgüte selam yollayanları unutmadık. Bizler ülkemizin geleceğine kara bir leke olarak düşen katliamda yitirdiklerimizi birer birer toprağa defnettiğimiz sıralarda katliamı önlemek bir yana adeta yol veren iktidar yetkililerinin anketlerle oy hesabı derdine düşmesini unutmadık. Katliam milyonların yüreğinde derin yaralar açarken, acının bir nebze olsun hafiflemesi için katliamın gerçek sorumlularının yakalanmasını beklerken yetkililerin “kokteyl örgüt” diyerek ilk karartmayı yapmalarını unutmadık.  Barış karanfillerimizin aileleri, yakınları, avukatları ve biz mücadele arkadaşları katliamın gerçek suçlularının açığa çıkması için kılı kırk yararak belge ve delil ararken kimi görevlilerin delilleri dolaplarda unutmalarını kimisini de imha etmelerini unutmadık.”

    “10 EKİM KATLİAMI ÖNCEDEN TASARLANMIŞ ‘PLANLI BİR KATLİAMDI”

    “Katliam göz göre göre geldi. 10 Ekim katliamından önce aynı merkezden planlandığı düşünülen 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları yaşandı. Her üç katliamın sadece planlaması değil sözümüz ona ‘ihmaller zinciri’ de büyük benzerlikler taşımaktadır. Her ne hikmetse her üç katliamın öncesinde güvenlik güçleri ortadan kaybolmuş, arama noktaları kaldırılmıştır! Her üç katliamın dava süreci de birkaç maşaya ceza verilerek kapatılmak istenmektedir. Ve katliamlar zincirinin iktidarı sarsılan AKP’nin yeniden çoğunluğu sağlamasıyla bıçakla kesilir gibi kesilmesi sürecin politik arka planı için kafalardaki en önemli soru olarak varlığını korumaktadır.”

    “BU KATLİAM BAŞKENTİN ORTASINDA GÜVENLİK BÜROKRASİNİN GÖZLERİ ÖNÜNDE GERÇEKLEŞTİ”

    “10 Ekim Ankara Gar katliamı, Türkiye devletinin başkentinin ortasında, bütün güvenlik bürokrasinin gözleri önünde gerçekleşti. Katliamı gerçekleştiren canilerin istihbarat tarafından takip edildiği, canlı bomba ihbarının olduğu, katliam sorumlularının istihbarat görevlileri ile katliam öncesinde ve sonrasında görüştüğü çok sayıda belge ile kanıtlandı. Katliamı gerçekleştiren IŞİD katilleri, patlama malzemeleri ile binlerce kilometre yolu adeta elini kolunu sallayarak, herhangi bir kontrole tabi olmadan geçti. Gelinen aşamada ortaya çıkan gerçekler bu katliamın göz göre göre yapıldığını göstermektedir. Dava süreci de iktidarın ve siyasallaşan yargının katliama bakış açısını ele vermektedir. Katliam sorumlusu olmasına karşın kimliği tespit edilemediği iddia edilen, fotoğraf ve videolarda apaçık görünen ve X-Y diye kodlanan kişiler hakkındaki dosyada 5 yıldır tek bir işlem yapılmamıştır. Katliamla bağlantılı oldukları tespit edilen ve açık kimlikleri bilinen IŞİD militanları hakkında bir işlem yapılmadığı gibi, bütün evraklar avukatlarca sunulmasına karşın savcılığın aldığı kısıtlılık kararıyla dosya gizlenmektedir. Katliamın planlayıcısı ihbar edildiği, katliamdan bir gün önce kimlik bilgileri tespit edildiği halde hakkında hiçbir işlem yapmayan kamu görevlileri ve yargılama boyunca delilleri gizleyerek, evrak göndermekten imtina ederek görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında tek bir işlem yapılmamıştır. Kamu görevlilerinin sorumluluklarını ortaya seren mülkiye müfettişleri raporunun elde edilmesi için açılan ve kazanılan davaya rağmen bugün hala evraklar katılan avukatlarına verilmemiştir. 8 yıldır katliamın aydınlatılması, gerçek faillerin açığa çıkarılması için talep edilen esaslı bilgi ve belgelerin neredeyse tamamı, büyük bir engelleme gayretiyle reddedilmiştir. 10 Ekim Barış Şehitlerinin Mirasına Sahip Çıkacağız! Barış Karanfillerimiz bu ülkenin eşitlikçi, laik, insan haklarına dayalı, demokratik bir hukuk devleti olması için mücadele eden herkesin yüreğindedir.”

    10 EKİM KATLİAMININ UNUTTURULMAK İSTENMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”.

    “Hiçbir canımızın hatırasına gölge düşürülmesine, anma etkinliklerimizin engellenerek, müdahale edilerek 10 Ekim Katliamının unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. Adalet mücadelemiz bu katliamda katillere yol verenler ve katliamın asıl sorumluları yargı önüne çıkarılıncaya ve cezalandırılıncaya kadar devam edecektir. Bugün; 42 ilde defnettiğimiz canlarımızın, yüzlerce yaralımızın ve on binlerce yoldaşımızın sözü işçilerin, kamu emekçilerinin eylemlerinde ve grevlerinde, kadınların özgürlük mücadelesinde, ekoloji savunusunda yaşıyor. Bizler IŞİD’e ve IŞİD zihniyetine, gericiliğe, laiklik karşıtı faaliyetlere, halklarımızın düşmanlaştırılmasına teslim olmadık, olmayacağız. Bir kez daha savaş rüzgârlarının estirildiği bu dönemde ülkemizde, bölgemizde ve dünyada bedeli ne olursa olsun barış politikasını savunacak, emek ve demokrasi mücadelesini yükselteceğiz. Yitirdiğimiz arkadaşlarımızın bizlere bıraktığı en değerli miras olan emek, barış, demokrasi mücadelesini hep beraber, kol kola omuz omuza büyütmeye kararlıyız.  Bugün Filistin halklarının özgür geleceğine yönelik saldırıları kınıyoruz. Bir kez daha belirtiyoruz, emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacak diyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA

  • Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Sönmez: ÇEDES projesine şiddetle karşı çıkıyoruz-VİDEO

    Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Sönmez: ÇEDES projesine şiddetle karşı çıkıyoruz-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümetinin okullara imam atamasına tepki gösteren KESK Antalya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Eğitim-Sen Şube Başkanı Nurettin Sönmez, “AKP iktidarı kendi istediği gibi düşünen, istediği gibi yönlendirip kanalize edebileceği bir toplum yaratmak istiyor. Düşünen, üreten, sorgulayan bir gençlik istemiyor. Bundan dolayı ÇEDES projesi aslında bunu bir parçası, kabul etmiyoruz” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ önceleyerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)’ kapsamında okullara ‘manevi danışmanlık’ hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.

    KESK Antalya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü, Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez okullara imam atanmasını PİRHA’ ya değerlendirdi.

    AKP MHP iktidarının özellikle son dönemlerde eğitimi kendi ideolojik düşünceleri doğrultusunda şekillendirmeye yönelik çok büyük adımlar atmaya başladığını belirten Sönmez, “Zaten bu, 4+4+4 ile birlikte, onun öncesinden başlayan bir kırılma noktasıydı. Eğitimde tamamen imam hatiplerin sayısının artırılması, müfredatlara daha çok ve çeşitli seçmeli derslerin yerleştirilmesi ile birlikte eğitimin gericileştirilmesi, bilimsel ve laik eğitimin özünden uzaklaştırılması için çok büyük adımlar atılmıştı” dedi.

    “AKP, SORGULAYAN BİR GENÇLİK İSTEMİYOR

    Gelinen noktada iktidarın kendi ideolojik düşünceleri doğrultusunda insan tipi yetiştiremediğini görerek son dönemlerde tarikatlarla, vakıflarla, derneklerle ve farklı farklı kurumlarla protokoller imzaladığına dikkat çeken Sönmez, “Milli Eğitim Bakanlığı kendi asli eğitim görevini bir anlamıyla bilimsel düşünen öğretmenlerin kontrolünden çıkartıp bu derneklerin cemaatlerin vakıfların kontrolüne vermiş oldu” şeklinde ifade etti.

    Eğitimle uzaktan yakından ilgisi olmayan çeşitli tarikatların, cemaatlerin, kurumların temsilcileri okullara geldiğini, öğrencilere seminerler verdiğini ve çeşitli kültürel faaliyetler yürüttüklerini ifade eden Sönmez, “Öğrenciler ne olduğu belli olmayan çalışmalara götürülüyor, okullarda bilimsel eğitimin özünden koparılmış bir çalışma yürütülüyor. Çünkü kendi istediği gibi düşünen, kendi istediği gibi yönlendirip kanalize edebileceği bir toplum istiyor ve düşünen üreten sorgulayan bir gençlik istemiyor. Dolayısıyla buna uygun bir eğitim politikası izliyor” dedi.

    “AKP KENDİSİ GİBİ DÜŞÜNEN TOPLUM İSTİYOR

    ÇEDES projesinin bunun bir parçası ve önemli bir ayağı olduğunu vurgulayan Sönmez, “Nedir bu? Bu proje okullarda rehber öğretmenlerin yerine bir anlamıyla dini telkinler verecek olan imam, din adamı kadrosundan kişilerin okullarda istihdam edilmesini beraberinde getiriyor. İyi insan yetiştirme, çevreye duyarlı insan yetiştirme, Türk aile yapısına uygun insan yetiştirme adı altında, aslında bir anlamıyla AKP gibi düşünen AKP gibi yaşamını kurgulayan, eğitimini ona göre alan ve siyasal hedeflerini de ona göre kurgulayan bir insan modeli yetiştirmenin bir aracı haline getirdiler” diye konuştu.

    “16 EYLÜL’DE, İZMİR’DE OLACAĞIZ

    ÇEDES projesinin önce İzmir’de başladığını daha sonra Eskişehir’de uygulamaya konulduğunu söyleyen Sönmez, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

    “Yüzlerce din görevlisi okullara atanarak, öğrenciler çeşitli yerlere götürülüp, çeşitli tarikatların kontrolüne verilip, bilimsel kriterlerden uzak çalışmaların içerisine itiliyor. Bu durum, çocukların psikolojisini de bozacak şekilde pedagojik ve bilimsel yaklaşımdan tamamen uzak, eğitimde yeri olmaması gereken bir hal alıyor.

    Biz laik bilimsel demokratik bir eğitim anlayışından yanayız ve bu anlayışı hayata geçirmek için TÖS’den TÖB-DER’den bu yana mücadelemizi yürütüyoruz. Köy okullarının kapatılması ile birlikte zaten köyler imamların düşünce yapısına terk edilmişti. Şimdi de merkezdeki okullar aynı şekilde terk ediliyor. Dolayısıyla bunlara karşı bir mücadele yürütüyoruz. Onlarca kurumla birlikte Eğitim-Sen’in öncülüğünde, Alevi bileşenleri, Veli-Der başta olmak üzere, laik, bilimsel, demokratik, ana dilde eğitimden yana kurum ve kuruluşlar ile siyasal yapılar başta olmak üzere bir çalışma yürütüldü ve 16 Eylül’de, İzmir’de bir miting gerçekleştireceğiz.”

    “İKTİDARIN DAYATMASINA GELMEYECEĞİZ”

    Ayrıca ÇEDES projesine karşı Antalya’da bütün bu kurumlarla birlikte çalışmalar yürüttüklerini söyleyen KESK Antalya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez, “İktidarın bu dayatmasına gelmeyeceğimizi, laik, bilimsel, ana dilde eğitim anlayışından yana olduğumuzu, bunun hayata geçirilmesi gerektiğini ve laikliğin, laik eğitimin, laik yaşamın ve eşit yurttaşlığın bu ülkede hakim olabilmesi için mücadelemizi hep birlikte yürüteceğiz. ÇEDES dediğimiz bu projeyede, bu yönüyle şiddetle karşı çıkıyoruz, hep birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Sönmez: Okullarda tek tip insan yetiştirmeye dönük eğitim anlayışı dayatılıyor-VİDEO

    Sönmez: Okullarda tek tip insan yetiştirmeye dönük eğitim anlayışı dayatılıyor-VİDEO

    PİRHA- KESK Antalya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü/Eğitim-Sen Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, okullara imam atanmasının tek bir inanç ve mezhep politikası izlendiğini söyleyerek, bunun kamusal eğitimde eşitsizlik olduğunu ifade etti.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösterirken, birçok kentte eylemler yapılıyor.

    Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, çocukların ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirildiğini ifade ederek, bu süreçte güçlü bir itirazın örgütlenmesi çağrısında bulundu.

    “REJİME UYGUN İNSAN TİPİNİ OKULLARDA YARATMAK İSTİYORLAR”

    İktidarın ideolojik bir rejim inşa etmek istediğini ve bu rejime uygun insan tipinin okullarda yetiştirilmek istendiğini belirten Erdoğan, “AKP iktidarının 2002 yılından itibaren en çok üzerinde değişiklik yaptığı üzerinde durduğu değiştirmek dönüştürmek istediği alan eğitim alanı bir kere bunu görmek lazım. Bunu yapabilmesi için eğitimin özünün bir kere değiştirmesi dolayısıyla bilimsel özünden hızla uzaklaştırması, laiklik ilkesinin eğitimden çıkartılması eğitimdeki müfredatta bilimsel içerikli müfredatları değiştirmesi, öğrencinin bedensel ruhsal psikolojik olarak gelişimi sağlayacak olan derslerinin sayısının azaltılması gibi aksatılması gerekiyordu ve bunları yapmaya başladı” dedi.

    “EĞİTİM CEMAATLERE VE TARİKATLARA HAVALE EDİLDİ”

    Erdoğan, devletin eğitimi tarikatlara havale etmesinde sebebin ideolojik-politik olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:

    “Aslında 2010 onlardan sonra da Millî Eğitim Bakanlığı’nın kendi yapması gereken eğitimin iş ve işlemlerini çeşitli tarikatlarla cemaatlerle vakıflarla protokolleri imzalayarak doğrudan onlara havale etmeye ve bu tarikatların okullara bu protokoller aracılığıyla girmesine yol açtı. Antalya’da da daha önce TÜRGEV ile imzalanmış olan protokollerin bazılarını mahkeme yoluyla bizim başrolümüzün sonucunda iptal ettirmiştik. Ama bu iktidara hiçbir şekilde geri adım attırmadı. Hem bakanlık eliyle diyaret işleri başkanlığıyla imzalanan protokoller ve bu TÜRGEV ve diğer diğer benzer vakıflarla, tarikatlarla imzalanan protokoller bakanlık merkezinde ve yerellerde de il milli eğitim müdürlükleri aracılığıyla imzalanarak eğitim tamamen bir şekliyle çeşitli tarikat ve vakıfların insafına havale edilmiş ve terk edilmiş oldu” diye konuştu.

    “LAİLK-BİLİMSEL EĞİTİMDEN UZAKLAŞILDI”

    Milli Eğitime yeni atarmış olan milli eğitim bakanının da daha önce biliyorsunuz. Milli Eğitim Bakanlığındaydı o bakan ve o zamanki düşünceleri görüşleri önerileri yapmak istedikleri düşünüldüğünde karma eğitimi dahi ortadan kaldırabilecek bir anlayışla olduğunu ve bu doğrultuda milli eğitimi yönetmek istediğini biliyoruz. Bunun içinde bu bakanı tercih ettiğini tahmin ediyoruz. Önümüzdeki süreçte ne yazık ki eğitim sistemi tamamen Cumhuriyetin ilanından sonra oturtturmaya çalışılan laik bilimsel eğitim anlayışından uzaklaşmış bir medrese eğitimi şekline dönüşecek.”

    “TÜM TOPLUMSAL MUHALEFETİN DE BÜTÜNLÜKLÜ OLARAK BİR KARŞI DURUŞ GÖSTERMESİ GEREKİR”

    Eğitim sendikaları, Alevi örgütleri, demokratik kitle örgütleri ile bu hamlelere karşı örgütlü karşı koyuşun hayati önem taşıdığını söyleyen Erdoğan, “Bunun mücadelesini sadece Eğitim Sen’in vermiş olması yeterli değildir. Çünkü bu doğrudan tüm toplum kesimlerini ve halkı ilgilendiriyor. Bundan sonra ki sürecin nasıl bir siyasal bir atmosfere everileceğinin bir göstergesi. Buna dönük muhalefetin de bütünlüklü olarak bir karşı duruş göstermesi gerektiği düşünüyoruz. Laik eğitim anlayışı dediğimiz zaman devletin her bireyin eğitim hakkının olduğunu ve bu eğitim hakkını bir kamusal hak olarak bütün çocukların eşit bir şekilde yararlanacağı bir şekliyle vermesi gerektiğini söylüyoruz.Oysa burada sadece bir dini ve sadece bir mezhebin politikasının izlendiği ve bu doğrultuda bir insan tipi yetiştirmeye dönük eğitim anlayışının dayatıldığını görüyoruz. Buna karşı ortak mücadele gerekli diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    -Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    -‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    -‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    -‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    -‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    -‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    -‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO
    -‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    -‘Okullara imam atanması eğitimin tarikatlara teslim edilmesidir, karşı koymalıyız’-VİDEO

     

  • Kesk Antalya: Halktan, emekten yana bütçe için herkesi birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz-VİDEO

    Kesk Antalya: Halktan, emekten yana bütçe için herkesi birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Artan yoksulluk ve ağırlaşan yaşam koşullarında TBMM’de 2023 Bütçesi görüşüldüğünü belirten Antalya KESK Şubeler Platformu Nurettin Sönmez, “Her şeyin Saray’dan belirlendiği, bütçe hakkımızın elimizden alındığı, parlamentonun dahi göstermelik hale getirildiği bir süreçteyiz. Halktan yana bir bütçe gerçekleşinceye kadar mücadelemizi kesintisiz olarak sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    TBMM’de görüşülen 2023 bütçesi ile ilgili Antalya KESK Şubeler Platformu, Eğitim Sen Antalya Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi. KESK Antalya Şubeler Platformu adına basın metnini dönem sözcüsü Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez tarafından okundu.

    Artan yoksulluk ve ağırlaşan yaşam koşullarında TBMM’de 2023 Bütçesi görüşüldüğünü belirten Sönmez, “Her şeyin Saray’dan belirlendiği, bütçe hakkımızın elimizden alındığı, parlamentonun dahi göstermelik hale getirildiği bir süreçteyiz. Maaşlarımızdan ödeyeceğimiz vergilere, yararlanacağımız kamu hizmetinden, faturalarımıza kadar hayatımızın her alanı bütçe ile belirleniyor” dedi.

    Bütçeler bir ülkede kaynakların, gelirlerin kimlerden toplandığını ve söz konusu gelir ve kaynakların kimler için kullanılacağını gösteren belgeler olduğunu vurgulayan Sönmez, şunları ifade etti:

    “Buradan hareketle bir ülkedeki mevcut sistemin kimden veya kimlerden yana olduğunu anlamanın en kolay yolu bütçesine bakmaktır.

    Kaynaklar, gelirler kimlerden toplanıyor, kimlerin faydası için kullanılıyor? Temel soru budur. Şu çok nettir ki, bütçeler, yoksuldan alıp zengine verme politikasının en temel aracı olarak kullanılmaktadır. Çünkü bütçelerin temel kaynağını oluşturan vergilerin tüm yükü başta biz emekçiler olmak üzere halka yıkılırken; vergi istisnası, muafiyeti, affı, indirimi, teşvik, hazine garantisi  gibi yollarla  zenginler, patronlar kollanmaktadır.

    Toplanan vergiler artık bize yol, su, elektrik olarak dönmemekte, aksine yol, su, köprü, tünel için ayrıca yüklü miktarda para alınmaktadır. Vergilerimiz, hizmet alsak da almasak da Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri denilen Şehir Hastanesi, yol, köprü, tünel yapan şirketlere, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine Hazine garantisi olarak aktarılmaktadır. Kamu hizmetilerine ayrılan kaynaklar-yatırımlar gittikçe azaltılmakta, sağlık ve eğitim başta olmak üzere kamu hizmetleri piyasalaştırılmaktadır.

    Kadınların en temel ihtiyacı olan toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme her seferinde göz ardı edilmekte, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik programlar için neredeyse hiç kaynak ayrılmamaktadır.

    2023 yılı bütçesi bir faiz bütçesidir. AKP+MHP iktidar bloğu son yıllarda giderek anaparaya yetişecek oranda faize kaynak ayırmaktadır.

    2023 yılı bütçesi aynı zamanda bir seçim bütçesidir. İktidarın kimi kesimlere bir miktar kaynak aktarması tamamen seçime endeksli olup kaşıkla vereceğini kepçeyle toplayacağı yeniden değerleme oranlarından da anlaşılmaktadır.

    Maliye Bakanı Nebati’nin iddiasının aksine 2023 bütçesi de diğer bütçeler gibi enflasyonist bir bütçedir. İktidarın ajandasına uygun rakamları açıklamakla görevlendirilen TÜİK rakamlarına göre Ekim enflasyonu %85,5, ENAG’a göre ise %185,3’tür.

    TÜİK rakamları doğru ise 2023 yılı yeniden değerlendirme oranının neden %122,9 olarak belirlendiği sorusunu her vatandaşımız iktidara sormalıdır. Memurun, işçinin, emeklinin, asgari ücretlinin maaşını hesaplarken TÜİK enflasyon oranını esas alan iktidar kendi alacağına sıra gelince her nedense TÜİK rakamlarını esas almamaktadır.

    2023 bütçesi son yıllardaki diğer bütçeler gibi bir otoriterleşme ve savaş bütçesidir.

    2023 yılı bütçesi toplumsal ilişkilerin ve yaşam tarzlarımızın dinsel referanslarla şekillendirilmeye çalışılacağına, laiklik karşıtı faaliyetlerin devam edeceğine dair de ciddi veriler sunmaktadır. Din hizmetlerine ayrılan payın 2023 bütçesinde %117 artırılması bu duruma yeterince açıklık getirmektedir.

    Sırtını halka, emekçilere yüzünü ise sermayeye ve patronlara dönen bu bütçelerle geldiğimiz yer ortadadır. Emeği ile geçim mücadelesi veren milyonlar derin bir yoksullaşma ve güvencesizleşmeye itilmiştir. Hayat pahalılığı ve işsizlik kronik bir hale gelmiştir. Türkiye “Asgari Ücretliler Ülkesi”ne dönüştürülmüş, emeğin milli gelirden aldığı pay gittikçe düşürülmüştür.

    Kamu hizmetleri alanı piyasalaştırma, özelleştirme, yatırımların kısılması yolu ile alabildiğine daraltılmıştır.

    Ekonomiden, iç ve dış politikaya, istihdamdan güvenliğe, eğitim ve sağlıktan barınma hakkına kadar akla gelebilecek her alanda adeta çıkmaz bir sokağa sürüklenmiş bulunuyoruz.

    Ülkedeki işsizler ordusu büyümüş, kronik hale gelen işsizlik çalışanların ücretlerini, çalışma koşullarını, sendikal haklarını baskılamanın aracına dönüştürülmüştür.

    Derin bir toplumsal yoksulluk, artan mafyalaşma, yolsuzluk ve buna karşı çıkan herkesin baskı ile sindirmeye dayalı bir yasaklar ülkesi tablosu ile karşı karşıyayız.

    KESK olarak yıllardır iktidarda kimin, kimlerin olduğuna aldırmaksızın bu tablonun değişmesi için fiili ve meşru bir mücadele yürütüyoruz. Bu uğurda ihraçlar da dahil olmak üzere birçok bedel ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Ancak bedeli ne olursa olsun iktidarların kapı kulu olmayı reddetmeye, iktidarların memuru değil, halkın kamu emekçisi ve mücadele örgütü olarak sadece kendimiz için değil, herkes için halktan, emekçiten yana istemeye devam edeceğiz.

    Bu talep sadece bizim değil iktidarın sermaye yanlısı bütçelerine karşı toplumun %99’unun talebidir. Bu gerçekleşinceye kadar mücadelemizi kesintisiz olarak sürdürmeye devam edeceğiz.

    2023 yılı bütçe sürecinde temel taleplerimizin dikkate alınması için “Halktan, Emekten Yana Bir Bütçe” başlığı altında yakın günlerde hayata geçireceğimiz eylem ve etkinlikler programımızı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

    Bu çerçevede:

    9- 18 Kasım 2022 tarihlerinde çalıştığımız işyerlerinde toplantılar, forumlar, bildiri, broşür dağıtımı yaparak emekçiden alıp sermayeye aktaran bu bütçeye karşı birlikte mücadele olanaklarını tartışacağız.

    16- 17 Kasım 2022 tarihlerinde bütçe taleplerimizi içeren kokartlarımızı takacağız.

    9 Kasım – 9 Aralık 2022 tarih aralığında; işyerleri önünde stantlar açarak temel taleplerimizi içeren ve TBMM’ye sunulacak imza kampanyası düzenleyeceğiz.

    Bütçe sürecinin sonlanacağı aralık ayının son haftasına kadar KESK’e bağlı tüm sendikalarımızın merkez ve şube yöneticileri ile birlikte işyeri alan çalışmaları yapacağız.

    Elbette sermaye yanlısı bu bütçeden sadece kamu emekçileri ve emeklileri mağdur olmuyor, toplumun çok geniş kesimi bugün yoksulluk ve yoksunlukla hayatını sürdürmeye çalışıyor. Bu nedenle bütçe karşıtı eylem ve etkinliklerimizi örgütlerken merkezi ve yerel düzeyde diğer emek meslek örgütleri ve demokrasi bileşenleri ile mücadele sürecini ortaklaştırmak için girişimlerde bulunuyoruz. Ortaya çıkacak planlama, eylem ve etkinlikleri sizlerle, emekçilerle paylaşacağımızı ifade etmek istiyoruz.

    Bu vesileyle bir kez daha başta kamu emekçileri olmak üzere tüm emekçileri, dar gelirli vatandaşlarımızı kadınları, gençleri Halktan, Emekten Yana Bütçe için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA 

  • ‘Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bir an önce ek ders ücretlerini ödesin’

    ‘Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bir an önce ek ders ücretlerini ödesin’

    PİRHA- 31 Aralık tarihine kadar ödenmesi gereken öğretmenlerin ek ders ücretleri ödenmedi. Konuya ilişkin açıklama yapan Eğitim-Sen, “Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bu sorunu bir an önce çözmeli ve eğitim emekçilerinin hak ettiği ücretleri bir an önce ödemelidir” dedi.

    Öğretmenlerin maaş karşılığı dışında girmiş oldukları dersler için aldıkları ek ders ödemeleri Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ödenmedi. Konu ile ilgili olan görevliler farklı gerekçeler göstererek sorumluluklarını birbirlerine yüklerken, konuya dair Eğitim-Sen Antalya Şubesi yazılı açıklama yaptı.

    Kepez İlçesi’nde çalışan öğretmenlerin uzun zamandır ek ders ücretlerini zamanında alamadığına dikkat çekilen açıklama, “Geçtiğimiz yılın hesaplarının aralık ayı sonunda kapatılacak olmasına rağmen 31 Aralık mesai bitimine kadar ödenmesi gereken ek ders ücretleri hala ödenmedi. Diğer ilçelerde ödenmesine rağmen Kepez İlçesi’nde ödenmemiş olması ve eğitim emekçilerinin bu ilçede sürekli bu tür ödemelerde sorun yaşıyor olmaları kabul edilemez bir durumdur” denildi.

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Ödemelerin zamanında yapılması konusunda yönetmelikler açıktır.  Eğitim emekçileri iktidarın mahkum ettiği yoksulluğa ve sorumsuzca davranan görevlilerin keyfiyetine mahkum değildir. Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü sorunun bazı okul müdürlüklerinden kaynaklandığını, okul müdürleri ise ilçe milli eğitim görevlilerinden kaynaklandığını belirtmektedirler. Görevini yapmayan her kim ise gerekli soruşturmalar yapılmalıdır. Bu konuda yazılı başvurumuzu yapacağız. Sorun çözülmez ise demokratik haklarımızı kullanacağız.

    Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bu sorunu bir an önce çözmeli ve eğitim emekçilerinin hak ettiği ücretleri bir an önce ödemelidir. Bundan sonraki aylarda da zamanında ödenmesi sağlanmalıdır. Eğitim Sen Antalya Şubesi olarak konunun takipçisi olacağımızı bir kez daha vurguluyoruz.”
    PİRHA/ANTALYA

     

  • Sönmez: Mülâkat adı altında kadrolaşmayı dayatarak ülkeyi yönetemezsiniz

    Sönmez: Mülâkat adı altında kadrolaşmayı dayatarak ülkeyi yönetemezsiniz

    PİRHA- Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez, mülakatta elenen öğretmen adayları için açıklama yaparak “iktidar kayırmacılığa ‘mülâkat’ diyerek kadrolaşıyor” ifadelerini kullandı.

    Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez, ataması yapılmayan öğretmenlere ilişkin açıklama yaparak “Bakanlık, ataması yapılmayan on binlerce öğretmenin haklarını gasp ettiklerini kabullenmektedir” dedi. Sönmez, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Ücretli öğretmen” uygulamasını da eleştirdiği yazısında “Köy okullarını açmayarak yeterli sayıda öğretmen ataması yapmayan iktidar kayırmacılığa ‘mülâkat’ diyerek kadrolaşıyor. KPSS sınavlarında yüksek puan almalarına rağmen binlerce eğitim emekçisi, mülakatlarda eleniyor ve kendilerine verilen listeler üzerinden hukuksuz bir şekilde atamalar yapılıyor” dedi.

    Nurettin Sönmez, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Milli Eğitim Bakanlığına alınmamasını da eleştirerek yazısında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu uygulama iktidarın söyleyecek sözünün olmadığını göstermektedir ve Bakanlık, ataması yapılmayan on binlerce öğretmenin haklarını gasp ettiklerini kabullenmektedir. Yönetemiyorlar. Kamu emekçilerinin özlük haklarını yok sayarak, mülâkat adı altında kadrolaşmayı dayatarak ülkeyi yönetemezsiniz.

    Milli Eğitim Bakanlığının ana muhalefet partisi liderine karşı tutumunu kınıyoruz. Öğretmen atamalarının yeterli sayıda, şeffaf olarak yapılmasını istiyoruz. Eğitim Sen olarak bilimsel bir eğitim anlayışının hâkim olması ve eğitimin sorunlarına birlikte çözüm üretebilmek için mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ANTALYA