Etiket: nuri dersimi

  • Sanatçı Cihan Çelik, Koçgiri ezgisi okuduğu için hakkında dava açıldı: Yılmayacağız!-VİDEO

    Sanatçı Cihan Çelik, Koçgiri ezgisi okuduğu için hakkında dava açıldı: Yılmayacağız!-VİDEO

    PİRHA – Müzisyen Cihan Çelik hakkında 2013 yılında seslendirdiği bir Koçgiri ezgisi nedeniyle dava açıldı. Çelik, tüm baskılara rağmen müziğinde ısrarcı olacağını belirterek, “Terörist, anarşist, bölücü suçlamalarıyla bizleri ekonomik anlamda bir dar boğazın içerisine sokuyor. Açılan davalarla ‘ifşa edilmiş’ oluyorsun ancak çalıp söylemekten yılmayacağız” dedi. 

    MHP destekli AKP hükümeti süresince muhalif duruşu olan kültür-sanat çalışanları, yasaklama ve yargılamalarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Hukuki bir dayanağı olmadan Kürt sanatçıların konserleri iptal edilirken, yıllar önce söyledikleri ezgiler sebebiyle de yargılamalar gündeme geliyor.

    Müzisyen Cihan Çelik, Kürt ve Alevi kimliklerinin izinde müzik üretmeyi sürdürüyor. Ancak Cihan Çelik hakkında seslendirdiği bir Koçgiri ezgisi nedeniyle ilk kez dava açıldı.

    2013 yılında katıldığı bir müzik programı “Terör örgütü propagandası yapmak” şeklinde yorumlandı. Çelik’in, televizyon programında seslendirdiği ‘Koçgiri başladı harba’ eseri de suç unsuru sayıldı. Cihan Çelik, açılan dava nedeniyle 14 Kasım 2024’te ilk kez hakim karşısına çıkacak.

    “AÇILAN DAVALARLA ‘İFŞA’ EDİLMİŞ OLUYORSUN”

    Yaşananlarla ilgili PİRHA’ya konuşan Cihan Çelik, sanatçılara dönük baskı politikalarını değerlendirdi. Çelik, bir müzisyen olarak ülkedeki gidişattan memnun olmadığını ifade ederek şunları söyledi:

    “Müzisyenleri dar bir alana sıkıştırıyorlar ve bizler orada iş yapmaya çalışıyoruz. O alanda yapılan iş sonucunda da çeşitli kovuşturmalara maruz kalıyorsunuz. Bu durumda olan birçok müzisyen arkadaşımız var. Ayrıca dernek gecelerine, konserlere, belediyelerin organizasyonuna da çıkamaz duruma geliyorsun. Çünkü ifşa edilmiş oluyorsun. İşte bu karşı taraftaki adam, ‘terörist, anarşist, bölücü’ suçlamalarla zaten seni ekonomik anlamda bir dar boğazın içerisine sokuyor, bir de peşinden kovuşturmalar falan olunca moralen daha bir bu işi yapmak istemiyorsun. O nedenle farklı alanlara zorlanıyorsun. Halimiz bu şekilde işte.”

    “EZİLEN HALKLAR, MÜZİKLE KENDİNİ VAR EDER”

    Dünya genelinde ezilen, baskılanan halkların, müzikle kendini var ettiğini söyleyen Cihan Çelik, değerlendirmesine şu cümlelerle devam etti:

    “Siyahlar da Kürtler de müzikle kendini var eder. Bu politika şunu gösterdi ki ‘bunlar, bu müzikleri; halayları, govendleri olduğu sürece yılmayacak ve devam edecekler. Bunun önünü kesmek için ne yapmak lazım? Bunları ya bu alandan mümkün mertebe daha tatlı su balığı haline getireceğiz ya da bunlar bu haliyle giderse, yeniden o coşku devam ederse’ bu onların politik anlamda hiç hazzetmedikleri bir durum. Biz de bu unsurlardan biri olduğumuzdan dolayı karşımızda bu ‘devlet …’ neyi deriz artık bilmiyorum ama karşı karşıya geliyoruz. Haliyle ekonomik sıkıntılarla birlikte kaliteli iş de üretemez duruma geliyorsun. Çünkü senin çıkacağın mekan, yapacağın işleri bir şekilde belirliyor. Mesela konsere çıkacağım zaman başka şeyler yapıyorum ama bir türkü bara gidince o kaliteli müziği yapma şansım yok. Ben de piyasadaki birçok şeyi, orada gelen talebi karşılamak durumunda kalıyorum ve ben haliyle ben olmaktan çıkıyorum.”

    “SUSTURMA, BASTIRMA, YILDIRMA AMAÇLI”

    Cihan Çelik, 2013 yılında katıldığı bir televizyon programında okuduğu eser sebebiyle hakkında şikayet olduğunu belirterek “Onca sene geçmiş niye bugün dava açılıyor?” sorusunu da gündeme getirdi. Çelik, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Devletin ‘barış süreci’ dediği bir dönemdi ve o zamanlar IŞİD’in saldırıları vardı. Buna karşı Alişer efendinin bir ezgisini okudum. Bununla birlikte Meçhuli’nin bir ezgisini de seslendirdim. Buna binaen hakkımda soruşturma açıldı ve eserdeki sözler nedeni ile ‘propaganda yapmışsın’ deniliyor. Alişer efendinin 100 yıl önce yazdığı

    ‘Kürdistan’ın orduları, mahvettiler barbarları/Vatan için öleceğiz, istemeyiz Moğolları’ diye bir sözcük geçiyor. 1921’de yazılmış ve altında da ‘yapılan tetkikler sonucu bu eserin 1921 yılında Sivas’ta Koçgiri isyanı döneminde yazıldığı’ neticesine vardıkları yazıyor. Madem bu sonuca vardınız mahkeme ne için? Bu mahkeme tamamen susturma, bastırma, yıldırma amaçlı. Gittiğim bir ortamda diyelim ki konsere çıkıyorum, flamalar, konuşmacılar, belki devletin hiç hoşuna gitmeyecek şeyler de olabilir. Avrupa’dasın, ben neye müdahale edebilirim ya da niye etmeliyim? Bunlar benim dışımda gelişen şeyler.”

    “DEVLET POLİTİKASI BASTIRMA, DEVŞİRME, DÖNÜŞTÜRME YÖNÜNDE”

    Cihan Çelik, müzik hayatı boyunca ilk kez hakkında dava açıldığını belirterek şöyle devam etti:

    “Daha önceden çıktığım, belki de hoşlarına hiç gitmeyecek çok daha büyük konserlerim de oldu ancak hiç böyle bir durum yaşamadım. Bir kere, soruşturmaya giren eser 100 yıllık bir ezgi. 100 Yıl önce bu sorun çözülmüş olsaydı bunlara da gerek kalmazdı. Yüzyıl kaybettik bir yüzyıl daha kaybetmeyelim diyorum.

    Maraş, Koçgiri, Malatya, Dersim, Çorum ve Hatay’a kadar olan bölge insanların çok sıkıntı yaşadığı, katliamlara maruz kaldığı bölgeler. Haliyle buralardan çıkan muhalif sanatçıların sesi o halkın bir nevi söyleyemediği ama içinden cesaret edip söyleyen birileri olduğu zaman da sempati uyandırdığı bir durum. Hiçbir hükümet, bunu istemez, çünkü politikası bastırma, devşirme, dönüştürme yönünde. Bu politikada çoğu zaman başarılı da olmuşlardır. Bunu ilk denediği yer ise Koçgiri’dir. Bugün Koçgiri’de ana dilini konuşan insan sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Benim böylesine Kürtçe bilmem dahi çok tuhaflarına gidiyor, ‘Sen bu Kürtçeyi ne nereden öğrendin?’ gibi sorularla bile karşı karşıya gelebiliyorum. Şaka gibi… Bir de bu alanda yaptığımız derlemeler; Alişer efendinin gerek muhalif kimliği; 1921 isyanı sonrası Nuri Dersimi ve Alişer affedilmeyen tek iki kişi. Biz de ısrarla onun ezgilerini, o dik duruşunu sergilediğimiz zaman karşımıza böyle şeyler çıkıyor. Belki ilk kez mahkemeye çıkacağım ama ekonomik anlamda bizim kendi içimizde dahi; kurumlarımızla zaten bir tür abluka altındayım. Beni, kaç sayıda Sivaslıların gecesinde görebilirsiniz? Göremezsiniz. Avrupa sayesinde bugüne kadar müzik yapabildim.

    “GERİ ÇEKİLMEYİ SİNDİREMİYORUM”

    Hem Alevi hem Kürt kimliğimle müzik yapan birisiyim. Alevi deyişlerinin sadece Türkçelerini değil, Kürtçelerini de Alişer efendinin birçok şarkısına da müzikler yaptım. ‘Koçgiri başladı harba’ eserini benden önce çok kişi okudu ama benimle özdeşleşti. Buna benzer birçok eser bugün Koçgiri’de değil sadece, Kürtçe okunan birçok yerde popüler. Mîro, Arix, Dowo ve daha birçoğu Koçgiri’ye ait eserler. Birçok müzisyen arkadaşımız pek tarihçesini bilmese de bunları okuyor ama biz inadına, ısrarla bu durumu sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü biz haklı olan tarafız. Geri çekilmeyi bırakıp gitmeyi de açıkçası sindiremiyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘Seyit Rıza toplumun vicdanıdır’-VİDEO

    ‘Seyit Rıza toplumun vicdanıdır’-VİDEO

    PİRHA- Son zamanlarda tartışma konusu edilmeye çalışılan Seyit Rıza’nın Dersim için ne ifade ettiğini Demokratik Alevi Dernekleri eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu’ya sorduk. Kulu, “Seyit Rıza’yı tartışmaya açmak, itibarsızlaştırmak, onu bir halk önderi olmaktan çıkarmak kimin işine gelir? Seyit Rıza ile ilgili itibarsızlaştırmada bulunan, onu işbirlikçi, hain yahut da düşman göstermeye çalışanlar 1937-38’den önce devletle iş tutanlardır” dedi.

    Seyit Rıza, 1863’te Ovacık’a bağlı Lertik/Ağdat (Dumantepe) köyünde doğdu. Batı Dersim Şıx Hesenan (Şeyh Hasan) aşiretinin Yukarı Abasan kolundan olan Seyit İbrahim’in altı oğlundan biridir.

    Seyit Rıza, Dersim Katliamı’ın yaşandığı 1937’nin yazında daha fazla kan dökülmemesi adına barış görüşmeleri yapmak üzere Erzincan’a doğru yola çıktı. Tarihler 10 Eylül 1937’yi gösterdiğinde Seyit Rıza ve yanında bulunanlar tutuklandı ve Elazığ’a sevki yapıldı.

    Adalet Bakanlığı’ndan gelen talimat üzerine, düzmece bir mahkemeyle, 1937 yılında 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yarısı 5 yol arkadaşı ve oğlu ile birlikte Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. İdam edilebilmeleri için 74 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı 54’e indirilirken, oğlu 17 yaşındaki Resik Hüseyin’in yaşı ise 21’e yükseltildi.

    Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilişinin üzerinden tam 86 yıl geçerken, mezar yerleri dahi henüz bilinmiyor. Dersimliler ise 86 yıldır seyitlerinin ve yakınlarının mezar yerlerini arıyor.

    Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamı sonrasında Dersim’in coğrafyası, kültürü, dili ve inancına yönelik topyekûn bir harekata girişilmiş, resmi rakamlara göre 12-16 bin, bağımsız araştırmacı ve tarihçilere göre ise 50-60 bin civarında Dersimli çocuk, yaşlı, kadın yaşamını yitirdi.

    Dersimliler ve dostları her 15 Kasım’da ve Dersim Katliamı’nın kararının verildiği tarih olan 5 Mayıs’ta ‘hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik’ diyorlar. Her yıl sadece Dersim’de ve Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde anmalar yapılarak bellek taze tutuluyor.

    Son zamanlarda tartışma konusu edilen, geçmişte de dönem dönem pozisyonu tartışma konusu edilmeye çalışılan Seyit Rıza’nın Dersim için ne ifade ettiğini, dosyamızın bu ilk bölümünde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu’ya sorduk.

    “SEYİT RIZA İŞBİRLİĞİNİ REDDETİĞİ İÇİN İDAM EDİLDİ”

    Seyit Rıza’yı tartışmaya açmak, itibarsızlaştırmak, onu bir halk önderi olmaktan çıkarmak kimin işine gelir? diye soran Kulu, “Bununla ne elde etmek istediklerini, amaçlarını iyi irdelemek gerekiyor. Seyit Rıza Hakk ve hakikatini kendi coğrafyasında, kendi kimliği ve inancıyla yaşamak isteyen biridir. Devlet bir şey yaptı. Dersim Katliamı’nı hayata geçirmek için, önce toplumun ‘ri sıpi’ (beyaz yüzlü) dediğimiz önderlik yapan, adalet ve vicdan sahibi, topluma karşı sorumluluk taşıyan insanları itibarsızlaştırarak yahut da düşürerek, işbirlikçi yaparak işe başlamak istedi. İşte Seyit Rıza bunu reddeden bir yerde durur” dedi.

    “SEYİT RIZA, BU TOPLUMDA VİCDANINA, ADALETİNE, AHLAKINA GÜVEN DUYULAN KİŞİDİR

    Devletin, toplumda diz çökmeyen, sisteme, zulme, boyun eğmeyen Seyit Rıza ve arkadaşlarını, onun gibi toplumda vicdani, ahlaki, politik, kendi inancına ve kimliğine sahip çıkaran insanları asarak, bir toplumun hafızasını, inancını, kültürünü, direncini kırmak istediğine dikkat çeken Kulu, “Seyit Rıza ile ilgili itibarsızlaştırmada bulunan, onu işbirlikçi, hain yahut da düşman göstermeye çalışanlar 1937-38’den önce devletle iş tutanlardır. Bugün Seyit Rıza’nın itibarsızlaştırması üzerine söz kuran her birinin geçmişi çok kirlidir. Seyit Rıza, bu toplumda vicdanına, adaletine, ahlakına güven duyulan kişidir” değerlendirmesinde bulundu.

    “SEYİT RIZA İNANCIN VE KİMLİĞİN SEMBOLÜDÜR”

    Gerek Alişer, Zarife, Hasan Hayri gerek Nuri Dersimi veyahut da her bir rehberimiz için itibarsızlaştırma politikası güdenlerin vicdan ve ahlakının sorgulanması gerektiğini vurgulayan Kulu, şunları ifade etti:

    “Eğer birileri, bir kelam yazıyorsa kime ve neye hizmet ettiğine bakacaksınız. Onlar Kürt ve Alevi hakikatini ortadan kaldıran sistemin sadece işbirlikçileridir.
    Seyit Rıza Dersim için bir öncü. Barışı, kardeşliği, beraber yaşama ve birbirine saygıyı sembolize eder. Biz de biliyoruz, dünya da biliyor. Atatürk Seyit Rıza’yla görüştü. O biat istedi. Seyit Rıza biz günahsız, Osmanlı’yla da barış içinde yaşamaya çalıştık. Özerklik ve kendi kimliğimizle, inancımızla yaşamak istiyoruz, dedi. Mustafa Kemal ‘Hayır. Siz Türk ve Müslüman olacaksınız’ dedi. O da ‘ben sizin önünüzde boyun eğmem’ dedi.
    Seyit Rıza bir sembol. Hikmetinden değil duruşuyla, vicdanıyla, ahlakıyla, kendi inancı ve kimliğine bağlılığıyla bizim için semboldür, rehberdir.”

    Eyüp HANOĞLU-Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Seyit Rıza bu toplumun hafızasıdır, köşe taşıdır -VİDEO

    Gazeteci Güleç: Seyit Rıza boyun eğmeyişin bir sembolüdür -VİDEO

  • Dersim İnşa Kongresi’nden Seyit Rıza ve Nuri Dersimi açıklaması

    Dersim İnşa Kongresi’nden Seyit Rıza ve Nuri Dersimi açıklaması

    PİRHA- Yazar Haydar Beltan’ın Seyit Rıza için “1916 yılından 1936 yılına kadar istisnasız her yıl devletle görüştü, kendisi gidemeyince çocuklarını gönderdi ve bir direnişi de yoktur” sözlerine bir tepki de Dersim İnşa Kongresi Eş Başkanları Ali Çatakçin ve Hülya Yer’den geldi. Yapılan yazılı açıklamada, Dersim’in tarihsel kimliğini temsil eden Sey Rıza ve Nuri Dersimi’ye saldırmak, Dersim’in kimliğini, kültürünü, dilini ve inancını yok saymaktır” denildi. Açıklamada, ayrıca HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü’ye karşı ise seviyesiz karalama kampanyası yapıldığı kaydedildi. 

    Dersim Belediyesi tarafından 12 Ağustos tarihinde organize edilen Veyvé Kıtavu (Kitapların Düğünü) adlı kitap tanıtma etkinliğinde Yazar Haydar Beltan’ın Seyit Rıza için “1916 yılından 1936 yılına kadar istisnasız her yıl devletle görüştü, kendisi gidemeyince çocuklarını gönderdi ve bir direnişi de yoktur” sözlerine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Yazılı bir açıklama yapan Dersim İnşa Kongresi Eş Başkanları Ali Çatakçin ve Hülya Yer, Dersim önderi Sey Rıza’ya karşı karalama kampanyası ve Dersim halkı ve değerlerinin örgütlü kötülükle karşı karşıya olduğunu belirttiler.

    “Dersim’in tarihsel kimliğini temsil eden Sey Rıza ve Nuri Dersimi’ye saldırmak, Dersim’in kimliğini, kültürünü, dilini ve inancını yok saymaktır” denilen açıklamanın tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

    DEMOKRATİK KAMUOYUNA

     

  • Nuri Dersimi ve eşinin Afrin’de bulunan mezarları tahrip edildi

    Nuri Dersimi ve eşinin Afrin’de bulunan mezarları tahrip edildi

    PİRHA- Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı grupların girdikleri Afrin’in Şera ilçesinde, Kürt aydını Nuri Dersimi ve eşi Feride Dersimi’nin mezarlarına saldırı düzenlediği bildirildi.

    Yerel kaynaklardan ulaşan bilgilere göre, Şera ilçesinde Dr. Nuri Dersimi ve eşi Feride Dersimi’nin Henan Kabristanı’ndaki mezarları ÖSO tarafından tahrip edildi.

    Bölgede bilinen en önemli ziyaretgahlardan olan Henan Ziyaretgahı kabristanında bulunan caminin içerisindeki kıymetli eşyaların da çalındığı öğrenildi. Henan Kabristanı’nda çok sayıda kanaat önderi ve tarihe mal olmuş çok sayıda insanın mezarı bulunuyor. (HABER MERKEZİ)

     

  • Afrin’de yaşayan Makbule Ala anılarında kalan Aleviliği PİRHA’ya anlatı-VİDEO

    Afrin’de yaşayan Makbule Ala anılarında kalan Aleviliği PİRHA’ya anlatı-VİDEO

    PİRHA – Afrin’de yaşayan Makbule ana anılarında kalan Aleviliği Pirha’ya anlatı. ”Buralara nasıl geldiğimizi şu an çok bilen yok ama anlatılanlar bize kadar geldi. Çok eski zamanlarda Osmanlı zulmünden Maraş/Elbistan, Malatya ve Adıyaman taraflarından kaçıp gelindiği hep anlatılır, diyen Makbule Ala “Bizde yemin edilirken Hüseyin Ağa Ocağı üzerine yemin edilirdi” ifadelerini kullanarak bağlı oldukları ocağa işaret ediyor.

    HABERİN VİDEOSU:

    Makbule Ala altmış yaşında. Afrin merkeze 10-13 km uzaklıktaki Mabeta kasabasında yaşıyor. Dört kız ve üç erkek çocuğu var ve hayat arkadaşını bir kaç yıl önce kaybetmiş. Makbule ana anılarda özlemle anarak yaşadığı aleviliği şöyle anlatıyor.

    “Buralara Afrin/Mabeta’ya nasıl geldiğimizi şu an çok bilen yok ama anlatılanlar bize kadar geldi. Çok eski zamanlarda Osmanlı zulmünden Maraş/Elbistan, Malatya ve Adıyaman taraflarından kaçıp gelindiği hep anlatılır. Biz gelişimizi beş babaya (nesle) kadar biliyoruz. Babam bazı zamanlar Türkiye’ye gidiyordu. Geldiğinde bize kuzeyde akrabalarımız olduğunu söylüyordu. Bizim soyadımız Ala. Bu soy isimden kuzeyde akrabalarımız olduğunu hep söylerdi.”

    “MALATYA, MARAŞ, ELBİSTAN, ADIYAMAN TARAFLARINDAN GELDİK”

    Yaklaşık 40 yıldır Cem görmediğini belirterek konuşmasına devam eden Makbule ana “bizim buralara Maraş, Elbistan taraflarından Hüseyin Ağa ve oğlunun adı Hamdi’ydi o birlikte buralara geliyordu. Ben o zamanlar daha küçüktüm, nenem onlardan bize bahsediyordu. Ama ben onun oğlu Hamdi dedeyi gördüm. O zamanlar at üzerinde buralara geliyorlardı. Genellikle ocak ayında karın kışın yoğun olduğu zamanlarda geliyorlardı. Hüseyin dedenin buralara gelişi 100 yıl öncelerdeydi. Büyüklerimiz onların Malatya, Maraş, Elbistan taraflarından geldiklerini söylüyorlardı. Yemin edilirken Hüseyin Ağa Ocağı üzerine yemin edilirdi” diyor.

    “HER ZAMAN ALEVİ OLDUĞUMUZU SÖYLEDİK”

    “Biz hala Aleviyiz” diyor Makbule ana “Aşure orucu ve Hızır orucunu tutuyoruz. Şimdi çok iyi yaşayamasak da Aleviliğimizi, yine de ayakta kalmış olmamıza şükredip bereket versin diyoruz. Şimdi nasıl çemberde isek, yüz yıllar boyu çemberde kaldık. Bu kadar etrafımızdaki Sünni köy arasında hep Alevi olduğumuzu söyledik, onlarda bize Alevi köyü gözü ile baktılar. Bizde hep bir söz oldu ‘kızınızı dışarıya vermeyin’ diye. Adetlerimizde boşanma hiç yoktu. Alevilik yolu hep doğruluk dürüstlük üzerine oldu. Çevre köylerde biliyordu biz kimseyi ve canlıları öldürmezdik. Çevre köyler birebir bunları söylüyorlardı. Konuşarak anlaşacağımızı sorunlarımızı aşacağımızı biliyorduk” ifadelerini kullanıyor.

    “ÖZÜMÜZÜ KORUDUĞUMUZA İNANIYORUM”

    Biz kısmende olsa muharrem orucunu tutuyoruz. Uzun yıllar yaşadığımız zorluklar baskılar ve etrafımızdaki çemberden dolayı büyük oranda adetlerimizden uzaklaştık ama özümüzü koruduğumuza inanıyorum, diyen Makbule Ala geçmişe dair anılarını tazeleyerek anlatıyor.

    “Hatırlıyorum önceden aramızda köyümüzde olan sorunların çözümü için illa dedenin gelişi beklenirdi. Dede geldiğinde bu iki sorun yaşayan kişi yada aileyi yan yana getirir çözüm olurdu. Ölümlerde dede çağrılırdı kaldırmak için. Bir kişi kızını dışarı evlendirmek istese dedeye sorulurdu. Dedelerin buraya gelmediği zamanlarda Şabo’nun evi dediğimiz bir ev vardı. Zaten dede geldiğinde de oraya gelirdi. Dede geldiğinde köylüler evlerinde ne varsa o eve götürürler dede de ihtiyacı olanlara dağıtırdı. Dedenin gelmediği bir süre bu adet daha devam etti. Lokma olarak hazırladığımız Hızır ekmeğini de bu eve götürüyorduk.”

    “BASKILARDAN ÖTÜRÜ İBADETLERİMİZİ GİZLİ YAPIYORDUK”

    Türkiye’de olduğu gibi Suriye’de de rejim baskısından dolayı ibadetlerini gizli yapmak zorunda kaldıklarına işaret ediyor. “Dedelerimiz genellikle kış aylarında, ocak ayında gelirdi. Dedeler geldiğinde köyün dışında olsun cem zamanı olsun güvenlik için 12 kişi evin önünde cem yapılırken nöbet tutardı. Bu durum yine de çevre köylerde fark ediliyordu. Ondan dolayı şikayet ediliyorduk. Kış ayında yapılan bu cemler keyiften değil, zulümden katliamdan kaçmak içindi. Bu zulümlere karşı kendimizi koruduk” diyor.

    “İKİ TANE ZİYARETİMİZ VAR; BERBEROJ VE YAĞMUR BABA”

    Kasabalarında hala iki tane ziyaretlerinin bulunduğunu belirten Ala devamla şunları belirtiyor. “Burada iki tane ziyaretimiz var. Birisi Berberoj diğeri de Yağmur Baba. Yağmur Baba’ya her cuma gidip lokma dağıtanlar oluyor, ama biz genellikle Berberoj’a gidiyoruz. Ama genel olarak kurban ve adaklarımızı Zeynel Abidin Türbesi’ne ve Siti Zeyneb’e götürüyoruz. Zeynel Abidin Hama ve Humus arasında bulunuyor. Siti Zeynep  ise Şam’dadır. Ben çok gittim Zeynel Abidin’e benim bir oğlumun adı da Zeynel Abidin’dir.”

    “NURİ DERSİMİ DEDEMİN EVİNDE KALMIŞ”

    Makbule Ala’nın anılarında kalan bir önemli konuda Nuri Dersimi oluyor. Aleviliğin buralarda canlı kalmasında Nuri Dersimi’nin de etkili olduğunu belirterek konuşmasına devam eden Ala bu anılarını şöyle anlatıyor. “Buralarda Alevilik üzerine etkileri oldu. Nuri Dersimi yaklaşık iki yıl dedemin evinde kalmış. Türkler o zaman Nuri Dersimi’nin başına altın ödülü koymuştu. Onun kellesini getirene altından ödül vereceklerini vaad ediyorlardı. Nuri Dersimi hikayelerini de bize nenem anlatıyordu. Nenem giller yanına gittiğinde onlara saz çalıyormuş. Üç kızı varmış, Türkiye tarafında kalmış ama onları deniz üzerinden yanına büyük zahmet çekerek getirtmiş.”

    “BİZ KENDİMİZ OLDUKÇA DAHA GÜÇLÜ OLACAĞIZ”

    Alevi adetlerimizi yaşamayı çok uzun zaman önce bırakmak zorunda kaldığımız için şimdi dağınığız fakat şimdiden bir kısım gençlerimiz Alevi inancını, adetlerini araştırma peşine düşmüş durumdalar ifadelerini kullanan Makbule Ala konuşmasını şöyle tamamladı “Özümüzü koruyoruz ama adetlerimizi çoktandır yapmıyoruz.  Alevi olmamızla başımız dik. Şimdi çevremizle hiç bir düşmanlığımız yok. Herkes birbirine kardeşçe yaklaşıyor. Sünnilik, Alevilik bizi bir birimizden uzaklaştırmıyor. Biz kendimiz oldukça daha güçlü olacağız. Herkes gibi bizde kendi kökümüzle buluşacağız.”

    PİRHA/AFRİN