Etiket: ocağı

  • Ana Yalıncakoğlu: Dersim ve Hacıbektaş çok ciddi asimilasyon saldırısı ile karşı karşıya!-VİDEO

    Ana Yalıncakoğlu: Dersim ve Hacıbektaş çok ciddi asimilasyon saldırısı ile karşı karşıya!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis (Büyükyurt) köyünde İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine tepki gösteren Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Ana Sevim Yalıncakoğlu, son zamanlarda Dersim’e yönelik yoğun bir asimilasyon girişimlerinin olduğunu belirterek iktidarın tamamen zorlamalarla bu işleri yapmalarının kabul edilebilir bir yanı olmadığını söyledi.

    Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis (Büyükyurt) köyünde planlanan cami yapımına ilişkin PİRHA’ya konuşan, Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, Aleviliğin ve ocaklarımızın en önemli merkezi olan Dersim ve Hacıbektaş’ın çok ciddi asimilasyon saldırısı altında olduğunu belirtti.

    “ALEVİLERİ SELÇUKLUDAN GÜNÜMÜZE KATLETİLER BİTİREMEDİLER ASİMİLASYONLAMI BİTİRECEKLER”Alevileri

    asimile etme telaşının yeni olmadığını vurgulayan Yalıncakoğlu, “Alevi inancını, yolunu, erkanını kabul etmeme, yok edemiyorsa da değiştirme asimile telaşı aslında çok yeni değil, geçmişten bugüne devam ediyor. Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet denedi, başaramadı. Biz aslında bugünü yaşarken sanki geçmişte tarihin aynısını yaşıyoruz” dedi.

    Alevilerin yürüttükleri mücadeleler sonucunda cemevlerinin ibadethane olduğunu artık inkâr edilemez bir noktaya geldiğini ifade eden Yalıncakoğlu, “Alevileri bitiremediler tersine Aleviler daha da güçlendi. Alevileri bitiremeyeceğini anlayan zihniyet asimilasyon politikalarına hız vererek tarihte görülmemiş bir şekilde Alevi köylerine cami yapma girişimlerine başvurdu” diye konuştu.

    “DİYANETİN ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPMA GİRİŞİMİ BİR ZULÜMDÜR”

    Diyanetin geçmişte cumhuriyet kanunlarında var olan köy olma statüsünden hareketle Alevi köylerine cami yapma hamlesine giriştiğini belirten Yalıncakoğlu, “Köy kanununda mutlaka camisi de olacak yazdığı için müftülük bu noktadan tutarak zorla Alevi köyüne cami yapmaya çalışıyor. Zaten ben vergimi her türlü harcımı veriyor vatandaşlık görevimi de yapıyorum. Çocuklarımı askere de alıyorsun. Dolayısıyla ben verdiğim verginin karşılığı olarak yol, su, elektrik vb hizmetlerin hepsi benim hakkım. Sen bunu bana vermek için camiyi şart koşuyorsun” diyerek tepki gösterdi.

    “DÜZGÜN BABA TÜRBESİNE MESCİT YAPILMASI KABUL EDİLEMEZ”

    Son zamanlarda Dersim’e yönelik yoğun bir asimilasyon girişimlerinin olduğunun altını çizen Yalıncakoğlu, “Aleviliğin ve ocaklarımızın en önemli merkezi olan Dersim’e ve Hacıbektaş’a çok ciddi bir asimilasyon saldırısı altında. Alevilerin ziyaretgahı olan Munzur Baba’nın girişine müftülük tarafından mescit yapıldı. Neden mescit yaptılar? Orası bir Alevi ziyaretgahı. Mescit Alevilerin ibadethanesi değil ki. Alevilerin ibadethanesi cemevidir İhtiyaç olan camilerin bulunduğu mekanlara elbette yapılabilir. Ama Alevi yaşam alanlarının bulunduğu yerlere ibadet yeri yapılacaksa bu cemevi olmalıdır” diye belirtti.

    “DEVLETİN ALEVİLERİN İBADETHANESİNİ KABUL EDİP ETMEMESİNİN HİÇBİR ÖNEMİ YOK”

    Devletin Alevilerin ibadetini kabul edip etmemesinin kendileri açısından hiçbir öneminin olmadığına işaret eden Yalıcakoğlu, “Burada devletin bize saygı göstermesi gerekiyor. Çünkü ben bu ülkede eşit yurttaşım. Yurttaş olmanın gerekliliklerini yerine getirirken almam gereken hizmetleri almıyorsam bu ayrımcılıktır, bu zalimlik, bu açık açık hak yemektir” dedi.

    “TÜRBELERİMİZE, ZİYARETGAHLARIMIZA TARİKATLAR YERLEŞTİRİLİYOR”

    Diyanetin Alevilerin ziyaretgahlarına restorasyon yapma anlayışından vazgeçmesi gerektiğini belirten Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, konuşmasının devamında şunları sıraladı:

    “Alevilerin cemevlerini kriminalize etmekten vazgeçin. Ziyaretgahlarımızı tarihten günümüze gelen tekkelerimizi bağlamından koparmaktan vazgeçin. Türbelerimize, nişangahlarımıza tarikatları yerleştirmekten vazgeçin. Bırakın Anadolu’yu Balkanlarda dahi yapıyorsunuz. Cami beraber yaşadığımız Sünni canların ibadethanesi sonuna kadar saygı duyuyoruz. Ama bizim ibadethanemiz cemevidir. Siz de artık bizim cemevimize saygı duymak zorundasınız.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Dede Özden: Eğitim dinselleşti, her okula mescit yapılıyor; çok tehlikeli-VİDEO

    Dede Özden: Eğitim dinselleşti, her okula mescit yapılıyor; çok tehlikeli-VİDEO

    PİRHA-Hükümetin okullara imam atamasının ardından mescit zorunluluğunu da getirmesine tepki gösteren Şah Ahmet Sultan Ocağı Dedelerinden Mustafa Özden, “Ülkenin adım adım şeriata doğru götürülmesi için çocukların beynini yıkanmak istiyorlar. Bu çok tehlikeli bir durum. Buna karşı durmamız gerekiyor” dedi.

    AKP hükümeti tarafından okullara imam atanması ve ardından anaokullarına mescit açılmasının zorunlu hale getirilmesine ilişkin Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mustafa Özden,  PİRHA’ya açıklamada bulundu.

    “EĞİTİM SİSTEMİ TAMAMEN GERİCİLEŞTİ”

    Şu anki eğitim sisteminin tamamen gerileştiğini belirten Özden, “Her adımda bir gericilik. Anadolu liselerine cami yaptılar bu ortaokullara kadar indi ve hala devam ediyor. Bu insanları kendi istedikleri doğrultuda eğitebilmek dinci bir nesil yobaz bir nesil yetiştirmek için anaokullarına kadar geldi” dedi.

    “ÇOCUKLARIN TATİLLERDE GEZMEYE İHTİYACI VAR , KURAN KUSLARINA DEĞİL”

    Anaokulunda ilkokulda okuyan çocuklara yazın Kur’an kursu açıldığını belirten Özden, “Çocukların gezmeye tozmaya psikolojik olarak gelişmeye ihtiyaçları var. Neden yaz tatil oluyor?  Çocuklar bütün yorgunluklarını atsınlar gelişimini tamamlasınlar koşsun yüzsün ip atlasın oynasın diye. Ama biz ne yapıyoruz? Kafasını örtüyoruz. Özellikle kız çocuklarının eline torba verip içine de Kur’an koyup doğru Kur’an kursuna çocukları gönderiyoruz” diyerek tepki gösterdi.

    “EVRİM TEORİSİNE KARŞI OLAN İKTİDAR BİLİMDEN UZAKLAŞMIŞTIR”

    Evrim teorisine karşı olan iktidarla, bilimden uzaklaşmış bir iktidarla karşı karşıya kaldıklarını belirten Özden, “Hakikaten ben bir eğitimci olarak bundan çok rahatsızım. Evrim teorisine karşı olan bir iktidar artık yobazlığa eyvallah demişse, bilimi bir kenara koyduysa bu iş bitmiş bilimden uzaklaşmıştır. Bir bilimin bilim olabilmesi için matematik ispattan geçmesi gerekiyor hiçbir bilim matematik ispattan geçmedikçe bilim adını alamaz” dedi.

    “OKULLARDA BİLİM DERSLERİ DİN DERSİNDEN DAHA AZ GÖRÜLÜYOR”

    Eğitimde matematiğe bağlı kalınması gerekirken artık okullarda matematik dersinin seçmeli durumuna düştüğünü belirten Özden, “Okullarda din dersleri 4 saat matematik 2 saat böyle bir duruma geldi neredeyse. Bizim zamanımızda 5 saat matematik bir saat din dersi vardı oda seçmeli dersti” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSİ İLE YETİNMEDİ EĞİTİMİ DAHA DA GERİYE GÖTÜRDÜ”

    12 Eylül askeri darbesinden sonra Kenan Evren tarafından din dersinin seçmeli ders olmaktan kaldırıldığını zorunlu hale geldiğini hatırlatan Özden, “Ama AKP bununla da yetinmedi 15 Temmuz ihtilalinden sonra daha da bu konuda pervasızlaştı.Din derslerini saatlerini çoğalttı bilimle, pozitif bilimlerle ilgili derslerin saatlerini ise kıstı daraltı. Bu derslerin neredeyse 20 saatten fazlası din ile ilgili dersler olmaya başladı.  Eskiden İmam Hatiplerde Kur’an kursu vardı, şimdilerde ise cami ve mescit var.  Ama şimdi İmam Hatib’lerin dışında bütün okullara dahi cami, mescit yaptılar” ifadelerini kullandı.

    “ÇOK TEHLİKELİ BİR DURUM”

    Eğitimde yaşanan dinselleşmeyi tehlike olarak gördüğünü dile getiren Özden, “Bu çok tehlikeli bir durum. Buna karşı durmamız gerekiyor. Benim görüştüğüm birçok kişi aldığı üç kuruş maaşıyla çocuğunu özel okula veriyor. Çocuğunu bu uygulamalardan uzak tutuyor” şeklinde konuştu.

    “YANLIŞA HER ZAMAN KARŞI ÇIKMALIYIZ”

    Özgen son olarak şunları vurguladı:

    “Her cemde bunları vurguluyorum. Her tarafta doğru ve dürüst olmamız lazım. Cem yaparken doğruluktan ayırmayacağız diyoruz kendimize. Bunu burada diyeceğiz ama dışarıda da bunu söyleyeceğiz. Bunu görmemezlikten gelmeyelim. Bir Alevi bir Bektaşi olarak nasıl ki cemevinde kendimiz isek sokaklarda kendimiz olacağız. Bunu mutlaka vurgulamamız ve karşı çıkmamız lazım.”

    Cebrail ARSLAN/ISPARTA

     

     

  • ‘Mücadelemizin yegâne amacı sadece cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi mi?’-VİDEO

    ‘Mücadelemizin yegâne amacı sadece cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi mi?’-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârlarından Mustafa Sazcı, cemevlerinin yapım ve işleyiş süreçlerinde sorunlar yaşandığını belirterek, “İbadethane statüsü verilince ülkede Aleviler adına ne gibi şeyler değişecek? Bizim bütün bu mücadelemizin yegâne amacı cemevlerinin sadece ibadethane olarak kabul edilmesi mi?” diye sordu.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârından Mustafa Sazcı, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİLİK ÖZÜ İTİBARİYLE ‘MEKANSIZ’ BİR İNANÇTIR”

    PİRHA:Cemevlerinin yapılma fikrini ve cemevlerinin tarihsel arka planınına ilişkin ne söylemek istersiniz?

    MUSTAFA SAZCI: Bu konuyu gerçek manada kavrayabilmek, anlayabilmek için aslında hem teolojik açıdan hem de sosyo-politik açıdan bir inceleme yapmak gerekiyor. Alevi Bektaşi inancında büyük bir mekan kutsama, mekanlara kutsiyet atfetme durumu var. Ancak bu kutsama basit bir şekilde mekan sevicilikten öte, içerisinde derin bir anlamı barındırıyor. Bu kutsanan mekanlardan tekke, türbe, ocaklar, Hakk ve hakikat yolu Aleviliğin yol ve erkanının sürdürüldüğü, kişinin hamken pişirildiği, aynı zamanda hizmet sahiplerinin yetiştirildiği, kâmil insan otakları olması hasebiyle kutsanırken, bunun dışında kalan makamların, niyazgahların, nazargahlar, Alevi Bektaşi inancının batini felsefesinden kaynaklık kutsanmıştır. Aynı zamanda bu batini felsefenin Vahdet-i vücûd’cu felsefenin dışavurumu olarak kutsanmıştır.

    Peki, nedir bu dağ, taş, tepe, ağaç ve su kutsiyetinin anlamı? Kısaca özetlemek gerekirse fakir ve himmet aldığı pirler Alevi Bektaşi inancının şöyle özetler: Alevi Bektaşi inancı dayatılması ve dayandırılmak istenen tüm semavi dinlerin, inançların aksine 72 millete bir nazarda bakan insanları diline, dinine, ırkına, cinsiyetine, cinsel yönelimine göre ayırmayan, canlı cansız bütün varlıkları yek vücut gören, bu doğrultuda cümlesini, Hakk’ın ve hakikatin farklı donlardaki tezahürü olarak yorumlayan bir inançtır.

    Bu yüzden ikrarlı bir Alevi Bektaşi, insan cemali sureti rahman kabul ettiği gibi Veysel’in sadık yari kara toprağa da, dağı da taşı da, börtü böceği de aynı nazardan gözetir. Bu yüzden Alevi Bektaşiler bu derin ve mükemmel felsefeyi Ortodoks zihniyetin baskılarına rağmen çeşitli takiyeler ile Munzur Gözeleri, Üçler taşı, Köklem Dede Türbesi niyazgahı mekân kutlamalarıyla sürdürmüşlerdir.

    Bunun dışında Alevi Bektaşilikte ayriyeten bir ibadet alanı kutsama yoktur. Çünkü cem ahenk ve düzenini bozmayacak cemin temel düsturlarına uygun her mekânda icra edilebilir. Cem ibadetinde maksat da zaten muhabbettir. Muhabbet yolu ile müşküllerin giderilmesi toplumsal düzenin sağlanmasıdır.

    Ancak yine de geçmişte köylerimizde cemler nerede yapılıyordu konusuna değinmek gerekiyorsa, bunları öncelik sırasına göre söyle özetleyelim. Öncelikle köyde bulunan ocakzâdenin, pirin, rehberin evi hanesi kullanılırdı. Eğer ki bu ocakzade yok ise müsahipliği olan bir canın evi kullanılır, eğer musahip bir can da yoksa köyde evi cem için uygun gerekli genişlikte ve güvenlikli olan herhangi bir canın evi de kullanılırdı. Bunun dışında özellikle baskı süreçlerinde kilerler hatta ve hatta ahırlar dahi kullanılmıştı.

    Buradan da anlayacağımız üzere Alevilikte ibadet alanı belli bir yer dediğin dört duvar arası bir mekan değildir. Hatta inancımızın temel düsturlarından birisi de la-mekan mekânız bir inanç. Bu yüzden Hakk ve hakikat yolunu sürdüğümüz her mekan bizlerin ibadethanesidir.

    Fakat 1990 yıllardan itibaren göçle birlikte talip, rehber pir ve mürşit ilişkisinin bozulması ocak sistemin eski ehemmiyetini yitirmesi ve 90’larda kimlik siyasetinin yükselmesi ve farklı etnik, dini toplulukların haklı talepleri yükseldi. Alevi Bektaşilerde kendi ibadetlerini yapabilecekleri belli mekanları ihtiyaç duymuşlar ve bu ihtiyaçlarını da dillendirmeye başlamışlardır. Modern anlamda ilk cemevleri de 1990’lı yıllarda yapılmaya başlanmıştır diyebiliriz.

    -Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    Burada tüm için bunu söylemek doğru olmasa da özellikle belediyeler tarafından inanç insanlarını danışılmadan tahsis edilen ve inşa edilen cemevleri Alevi mimarisine uygun olmamakla beraber Cemin aşk ve şevk içerisinde özüne uygun yürütülmesine de elverişli değil.

    Hemen aklıma gelen birkaç örneği aslında yasını söylemek gerekiyorsa, cem için düzen hakkında en bilinen sözlerden birisi de eşikteki ile döşektekinin birliğidir, yani eşit olmasıdır. Ama bakıyorsunuz bu dediğimiz mekanlara talip dededen bihaber dede talipten bihaber talip düz bir alanda otururken, dede kürsü gibi yüksekçe bir yerde. Oysa eski cemler nasıldı diye düşünecek olursakta dede taliple aynısı seviyede postunun üzerine oturdu ya da döşek de otururdu. Döşeyin yükselmesi, yastığın artması talip ile pir arasındaki ilişkinin zedelenmesine de yol açmıştır. Özellikle bugün de bunu gözü açık bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Pir ile talip arasında aynı zamanda yapay hiyerarşiye de sebep olmuştur.

    Buna ek olarak cemin bir özelliği de insanın cemal cemale olabilmesidir. Canlar cemal cemale olacak ki karşındaki Hakk tecelligahına niyaz eyleyebilsin. Aynı zamanda bu ceme gelen kişiler itikadı bütün kişilerde, geldiğinde yalan söylemez çünkü yüzünün kızaracağını bilir, cemal cemale olduğunu görüneceğini bilir. Bu yüzden yalan söyleyemez bundan dolayı cem uyum içerisinde yürür.

    Ama günümüz cemlerine bakıyoruz durum tam tersi. İnsanlar sanki bir amfide tiyatro izliyorlarmış gibi bir durum söz konusu. Kısacası bu konu çok mühim. Bu yüzden bu ibadet alanlarının da bu doğrultuda düzenlenmesi yeni inşaatların da Alevi inanç insanlarına danışılarak inşa edilmesi gerekiyor.

    “İBADETHANE STATÜSÜ VERİLİNCE ÜLKEDE ALEVİLER ADINA NE GİBİ ŞEYLER DEĞİŞECEK?”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki kim inkâr ederse etsin; Aleviler vardır, Alevilik haktır. Bir ibadet alanı olan cemevlerimizin misyonunu tartışmak hiçbir yetkilinin haddine değildir. Bir mekana ibadethane misyonu yükleyecek olan o inanca mensup olan insanların beyanıdır. Bu yüzden kimse bu konuyu tartışma haline getiremez.

    Cumhuriyet tarihi içerisinde Alevilik her zaman tartışma konusu olmuş, Alevi inancı tartışma konusu olmuş, Alevilerin haklı talepleri tartışma konusu olmuş. İktidarlar da kendi makbul bulduğu Alevi’yi yaratmak için çeşitli politikalar üretmiştir.

    Bir taraftan ‘Alevilikte ibadet yoktur, muhabbet ibadet değildir’ gibi ifadeler kullanılırken, diğer yandan birileri de AKP iktidarına ibadethanemizi cemevi olarak kabul ettirme derdindeler. Ben iki tarafın da aslında başlı başına biraz sorun teşkil ettiğini düşünüyorum.

    Birinciden başlayacak olursak uzun süredir reformist Alevilerin kullandığı bir ifade, çok sığ bir düşüncenin ürünü. İbadet semavi dinlerde olduğu gibi yalnızca Tanrı’ya yapılan ritüellerin bütünü değildir. Birçok inancın kendine has kendine uygun yaptıkları ibadetler vardır. Muhabbeti sazı, semahı, darı, gülbengi ile birlikte ayni cem de Alevilerin ibadetidir.

    Yüzyıllardır kullanılan ayn-i cemdeki ayin kelimesi de zaten ibadet ile eş anlamlıdır. Gel gör ki ibadet deyince tüyleri diken diken olan bu canlarımız her konuşmalarında ayin-i cem ifadesini kullanmaktan da hiç geri kalmıyorlar. Ek olarak İslam ve diğer semavi dinler bu kelimeleri kavramları kullanıyor diye biz de bunları tamamen asimilasyonun bir ürünü olarak addedip inancımızdan soyutlarsak, Alevilikten geriye birkaç nefes ve birkaç erkan dışında hiçbir şey kalmayacaktır.

    Bir diğer hususta mevcut iktidardan talep edenlerin hali. Biz demiyor muyduk ‘devlet bizim inancımızı tanımlayamaz.’ Bir ibadet yerini ibadethane yapan o inanca mensup insanların beyanıdır.

    Şu soruların cevabını vermek gerekiyor:

    -Antidemokratik uygulamaları ile bilinen AKP Hükümeti’nin vereceği karara niçin bu kadar bel bağladık? İbadethane statüsünün verilmesi birilerinin işine gelmeyecekse niçin ibadet alanlarını devletin tanımasına izin veriyoruz?

    -İbadethane statüsü verilince ülkede Aleviler adına ne gibi şeyler değişecek?

    -İbadethane denilince bomboş beton yığınları olan o mekanlar dolup taşacak mı?

    -Alevilerin yaşadığı hak ihlalleri sona mı verecek?

    -Bizim bütün bu mücadelemizin yegâne amacı cemevlerini sadece ibadethane olarak kabul edilmesi mi?

    “TUĞLAYI ÇEKENLERİN ARASINDA ALEVİLER DE OLMALI”

    -Aleviler haklarını alması için nasıl bir yol izlemeli?

    AKP hükümeti ve kurduğu antidemokratik saray rejimi her geçen gün ülkeyi bir uçuruma doğru sürüklemekte ve yarattığı korku imparatorluğu başta Aleviler olmak üzere hak talep eden birçok halkı, etnik kimliği, dini kimliğin varlığını da tehdit etmektedir.

    Yalnızca bununla kalmamakta, bütün politikaları ile sermaye sınıfı dışında tüm toplumsal kesimler için hayatı çekilmesi zorunlu bir işkence haline dönüştürmektedir. İnsan en temel haklarından yoksun bırakılmakla beraber temel haklarını talep eden kişiler de çeşitli uydurma gerekçelerle gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Durum böyleyken bu iktidardan ve bu düzenden ve bu düzen içinde siyaset yapanlardan medet ummamak gerekir.

    Alevi hak mücadelesinin kazanım elde etmesi, Alevilerin tahayyül ettiği bir ülkenin kurulması, bu rejim içinde mümkün değildir. Bu yüzden Alevlerin, iktidarın böl parçala yönet taktiği ile mücadeleyi sekteye uğratmasına elverişli ortamı yaratmaması, yine iktidar tarafından ortaya atılan suni tartışmaları da boşa çıkarması gerekir.

    Büyük bir yönetememe krizi içerisine girmiş olan AKP’nin 20 yıldır inşa ettiği saray rejiminin yıkılışında Alevi hareketinin de büyük bir katkısı olmalı, tuğlayı çekenlerin arasında Alevilerin de bulunması gerekir.

    Bugün tüm toplumsal muhalefetin AKP ile gireceği son kavgada Alevi hareketinin vereceği mücadele AKP sonrası dönemde Alevilerin durumunu belirleyecek yegâne gerçekliktir.

    Alevi hak mücadelesini zafere götürecek olanlar ancak ve ancak Alevi hareketinin kendi örgütlü mücadelesi kendi örgütlü gücüdür. Alevi hareketi bu bilinçle gücünün farkına varıp toplumsal örgütlenmesini hünkarın ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ düsturuyla sağlaması gerekir. Onun dışında düzen partilerinin ve diğer siyasi hareketlerin boyunduruğu altına girmek temsiliyet görevini onların eline bırakmak, güneş varken mum ışığına tamah etmeye benzer.

    Yüzyıllardır verdiğimiz haklı mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Yeniden inşa edilecek sistemde haklı taleplerimiz ve mücadele, birikimimizle masaya bizlerin oturup, ibadethane statüsünün verilmesi ile kalmayıp, eşit yurttaşlık hakkımızın da yeriden iade edilmesini talep etmeliyiz.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO
    7-‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’
    8-‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’
    9-‘Alevilerin sorunu anayasaldır, çözümü de meclistir’
    10-‘Cemevleri koz haline geldi; Alevilerin özgürleşmesinin önü kesilmek isteniyor’
    11-‘Alevi kurum yöneticileri, Alevilerin menfaatini koruyan çizgide siyaseti kurmalıdır’
    12-‘Cemevleri binaları kutsanmamalı; hiyerarşiyi reddeden yatay örgütlenme yapmalıyız’
    13-‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmadan Alevilik tanınmaz’
    14-‘Aleviliği derneklere sığdıramayız, yozlaştırır’
    15-‘İktidarın bir elinde havuç, bir elinde sopa politikasına biat etmemeliyiz’