Etiket: ocak sistemi

  • Hüseyin Alca: Devletin kurduğu Cemevi Başkanlığını tanımıyoruz, dedeler memurlaştırılıyor-VİDEO

    Hüseyin Alca: Devletin kurduğu Cemevi Başkanlığını tanımıyoruz, dedeler memurlaştırılıyor-VİDEO

    PİRHA – Uzun yıllar Alevi kurumlarında hizmet veren Hüseyin Alca, devletin Alevileri bölmek amacıyla Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı kurduğunu öne sürerek, Alevilerin bu kurumu tanımadığını söyledi. Alca, Alevi toplumuna birlik ve örgütlü mücadele çağrısı yaparken, devletten maaş alan dedelerin ise “memur” haline getirildiğini ifade etti.

    Yaklaşık 50 yıl önce Dersim’den İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’ne göç eden Hüseyin Alca, göçün temel nedenleri arasında ekonomik sıkıntılar, bölgede yaşanan baskılar ve çocuklarının eğitim ihtiyacının bulunduğunu söyledi.

    Baba Mansur Ocağı’ndan gelen Alca, uzun yıllar İzmir’deki Alevi kurumlarında yöneticilik yaptığını ancak bugün ocak hizmeti yürütmediğini belirtti. Köyde tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaya çalıştığını ifade eden Alca, geçim koşullarının zorlaşması nedeniyle göç etmek zorunda kaldıklarını anlattı.

    “KÖYDE OCAK SİSTEMİ VARDI, ÇOK DEĞERLİYDİ”

    Çocukluk yıllarında köylerde yürütülen inanç hizmetlerini yakından görme fırsatı bulduğunu belirten Alca, ocak sisteminin Alevi toplumunun temel kurumlarından biri olduğunu söyledi.

    Her ocağın kendi talipleri bulunduğunu ifade eden Alca, geçmişte pirlerin, mürşitlerin ve rayberlerin yılın belirli dönemlerinde taliplerini ziyaret ederek sorunlarını dinlediğini, yol ve erkân konusunda rehberlik yaptığını anlattı.

    Alca, o dönemde yaşanan ilişkiyi şu sözlerle anlattı:

    “Talipler gelen Pir, Mürşit veya Rayber’lere ‘yarım elma gönül alma’ diyerek hakkullah verir, Pir de ‘Allah eyvallah’ derdi. Karşılıklı rızalık oluşurdu. İnsanlar itikatlıydı. Pir’in evine gelip Hızır duası vermesi onları mutlu ederdi.”

    Kentlere göçle birlikte ocak sistemi, musahiplik, ikrar ve pir-talip ilişkilerinin büyük ölçüde köylerde kaldığını ifade eden Alca, metropollerde bu bağların zayıfladığını söyledi.

    “KENTE GÖÇ EDİNCE CENAZE ERKANLARINI YÜRÜTMEKTE ZORLANDIK”

    Göç ettikleri ilk yıllarda cenaze ve nikâh gibi inançsal hizmetleri yerine getirirken ciddi sorunlar yaşadıklarını belirten Alca, bazı imamların kendilerine olumsuz yaklaştığını söyledi.

    Alca, “Bize ‘Siz camiye gelmiyorsunuz, işiniz düşünce bize geliyorsunuz’ diyorlardı. Bu nedenle kendi inanç hizmetlerimizi yerine getirebileceğimiz bir mekâna ihtiyaç duyduk” dedi.

    Bu ihtiyaç sonucunda Helvacı Cemevi’nin yapımını tamamladıklarını belirten Alca, cenaze erkânlarını ve diğer inançsal ritüelleri burada yürütmeye başladıklarını ifade etti.

    Kent yaşamında ocak sistemini sürdürmenin zorlaştığını dile getiren Alca, özellikle gençlerin Aleviliğe ilgisinin azalmasının inançsal ritüellerin devamlılığını zorlaştırdığını söyledi.

    “CEMEVLERİMİZ YASAL STATÜYE KAVUŞSUN”

    Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı tanımadıklarını belirten Alca, şöyle konuştu:

    “Çünkü devlet bizi astı, kesti, yaktı; bitiremedi. Şimdi de kendilerine göre bir kurum oluşturarak Alevileri bölüp parçalamaya çalışıyorlar. Biz bu kurumu tanımıyoruz.”

    Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık talep ettiğini hatırlatan Alca, “Bu ülkede askerlik yapıyoruz, vergimizi ödüyoruz, yurttaşlık görevlerimizi yerine getiriyoruz. İnanç alanında da eşitlik istiyoruz. Cemevlerimizin yasal statüye kavuşmasını talep ediyoruz” dedi.

    “HERKES KENDİ İNANCINI KENDİSİ TANIMLASIN”

    Alevi toplumuna birlik ve beraberlik çağrısında bulunan Alca, örgütlü bir şekilde cemevlerine sahip çıkılması gerektiğini söyledi.

    “Biz birlik ve beraberlik içinde olmadığımız sürece sistem bizi bölüp parçalayarak yönetmeye devam eder” diyen Alca, bazı dedelerin devletten maaş almasını da eleştirdi.

    Alevilikte maaş anlayışının bulunmadığını belirten Alca, talibin verdiği hakkullah lokmasının önemli olduğunu vurgulayarak, “Devletten maaş alanlar artık dedelik değil memurluk yapıyor” ifadelerini kullandı.

    Alca, sözlerini eşit yurttaşlık talebini yineleyerek tamamladı:

    “Herkes kendi inancını kendisi yürütsün, kendisi tanımlasın. Başkalarının tanımıyla bir inanç sahibi değiliz ve bunu kabul etmiyoruz. Biz kendi ayaklarımız üzerinde durmaya çalışıyoruz. Bize dokunmasınlar, bizi kırmasınlar, yakmasınlar. İnancımızı yaşatırız. Biz adaleti ve eşitliği savunuyoruz. Bu konuda kimseye minnet edecek durumda değiliz.”

    Semra ACAR – PİRHA

     

     

  • Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de kültürel soykırım çalışması yaptığını vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken,toplantıya katılan dedelerin, “maaş”, “Diyanet’ten pay verilsin” gibi konuşmalar yaptığı ortaya çıktı.

    Alevi toplumu ve kurumlarının ise, toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, ‘Dedeler Zirvesi’ne dair sorularımızı cevapladı.

    “ABDÜLHAMİT’TEN DEVRALINAN BİR MANTIKTIR”

    PİRHA: Dersim’de, katliamın başlangış tarihi olan 4 Mayıs’ta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Bu ne anlama geliyor?

    Zeynel Kete: 4 Mayıs, Dersim toplumsal hafızasında, Dersimliler tarafında Roja Reş (Kara Gün) olarak tanımlanan bir gündür. Dersimliler buna Tertele demişler. Kavramlar çok önemlidir. Bu yönüyle kavramları kendi hakikatiyle buluşturmak lazım. Sistem de bunu biliyor. Yani Nehak anlayış diye tanımladığımız devletçi anlayış kavramların içeriğini ya boşaltır ya da halkların ulusal düzeydeki belirli günlerin, haftaların içlerini de boşaltmaya çalışıyor.

    Bu mivalde düşündüğümüzde 89 yıl önce alınan kararın yıl dönümünde anma yaptığı bir günde, Dersim’e çıkartma yapmaları öyle kendiliğinden, sıradan bir takvim değil. Yani şu söyleniyor: 89 yıl önce yapmış olduğumuz çalışma hala devam ediyor. Bize bunu söylüyorlar. Hala devam ediyor bu.

    4 Mayıs’ta Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı bünyesinde Dersim’e 81 il ve yurt dışında 130 tane ocaklara kayyum olarak atanacak, toplumsal meşruiyeti olmayan, kendi talibinden ve Reahaq coğrafyası toplumsallığından rıza almayan kesimlerle beraber yeniden bir kültürel soykırım çalışması yapılıyor.

    Aslında bu Abdülhamit’ten devralınan bir mantıktır. Çünkü Abdülhamit’in Kızılbaşları vardı. Abdülhamit kendi döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun son bakiyesini kurtarmak açısından ne yaptı? Reahaq coğrafyasına özel olarak yetiştirdiği, bu inancı bilen, biraz daha halkla diyalog kurmaya çalışan, çok karşıtlık oluşturmayan özel olarak eğitilmiş asimilatörleri gönderdi.

    Bu coğrafyaya gönderilirken bir tarafta Emevi İslam’ı yumuşak bir şekilde anlatılarak işte bir sentez oluşturmaya çalışıyorlardı. Yapılmak istenen şudur. Dersim’de herhangi bir birey ve ocak evladı kendi tarihsel hakikatinden uzaklaştığı anda aslında kendi Kürtlüğünde de uzaklaştı. Bunu nereden biliyoruz? Bunu raporlarda biliyoruz. İster askeri olsun, ister bürokrat olsun, o dönemde çeşitli uzmanların yazmış olduğu raporların hepsi ortak akıl şudur. Reahaq ve Kürtlük birbiriyle bağlıdır. Eğer gerçekten de Reahaq’tan uzaklaşırsa, ana dilini, kültürünü, inancını unutursa, Kürtlüğünü de unutur. Asıl proje budur.  Abdülhamit’ten devir alınan bir proje. 4 Mayıs’a denk gelmesi de bundan dolayıdır. Devlette devamlılık esastır mantığı bu anlama geliyor.

    Ama şu bilinsin Dersim döneminde de halkın ve bu coğrafyada yaşanan binlerce yıllık komünal kültürün dışında hareket eden Nehakla anlaşanlar o günde lanetleniyordu, bugünde lanetleniyor.

    Bizler Reahaq evlatları olarak pirler, mürşidler, ocağımızın toplumsal hafızası cem erkanı yürüttüğü zaman cem meydanında bulunan talip topluluğunda rızalık almadan cem meydanı açılmıyor. Şimdi siz talip topluluğundan rızalık almadınız, ocağınızdan rızalık almadınız, pirinizde, mürşidinizde, rayberinizden, müsahibinizden rızalık aldınız mı? Almadınız. Toplumsal hürriyetiniz var mı? Yok.

    “PİR-TALİP TOPLULUĞU YENİDEN İKRARLAŞMALIDIR”

    -Toplantıya katılanlarda ocak evladı, karşı çıkanlarda. Pir-Talip ilişkisi bu örneğe bakarak yeniden mi güncellenmeli?

    Zeynel Kete: Katılanlara baktığımızda, büyük bir bir kesimi bu inancın takip ettiricisi ocak evlatlarıdır. Dersimli olan var, Adıyamanlı olan var. Reahaq coğrafyasında olanlar vardır. Bunların bir kısmı cemevlerinde zaten hali hazırda cemevi başkanıdırlar. Yıllardır bu asimilasyon anlayışına hizmet etmişlerdir. Fotoğrafta gördüklerimin %90’ı zamanında Cem Vakfı kültüründen gelmiş. Oradan icazet almış. Belki bir kısmı da ocak evladı da olmayabilir. Çünkü o dönem kendilerine bir yazıyla el veriliyordu.

    Pir-Talip topluluğunun yeniden ikrarlaşması, ocak kültürünün yeniden canlanması için ne yapmalıyız? Bu çok önemli bir sorundur. Bütün asimilasyon politikalarına rağmen hala devlet Dersim’de eğer ocağa yöneliyorsa o zaman şunu sormalıyız. Niye ocağa yöneliyor? Demek ki hala çekindiği bir nokta var. Hala ocakta direnen bir damar var. İlerisi için bu damarın emen kesminin bakası için riskli olabileceğini tahmin ettiklerinden dolayıdır ki buna yöneliyorlar. Çünkü hakikat nerede kaybedilmişse oradan aranacak. Hakikat nerede ser verirse de oraya da yöneliyorlar.

    İnşa süreci geçmişin ne olduğu gibi ne de modernizmin içinde boğdurtmak. Ama mümkün mertebe bu hakikati devam ettiren yol evlatlarının hepsi talip topluluğuna gitsinler. Taliplerle görüşsünler. Tekrar yeniden taliplerini kayıt altına alsınlar. Müsahiplik, pirlik, mürşüdlük, rahberlik ikrarlı yeniden tazelesinler. Herkes bulunduğu bölgedeki kutsal hafızalarıyla yeniden ilişkilensin. Ana diliyle cem erkanları yürütülsün. Jiyar diyarlara gidilsin.

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı ve bir ocak evladı olarak son dönemlerde yapmış olduğumuz geleneksel erkanlarımızda halkımızın kendi tarihsel hafızasına, analarının anılarına, diline müthiş bir ilgisi var. Cemleri yürüttüğümüzde hepsi böyle büyük bir duygu seli içinde. Geçmişle tekrar yeniden ikrarlaşmak, bağ kurmak arayışı vardı. Çünkü modernizm bu konuda ciddi sorun yarattı ve mevcut sistem içileşen dernek hattı da çökmek üzeredir. Bu çerçevede halkta güçlü bir arayış var.

    “OCAK PİRLERİ KENDİ TALİPLERİNİ ARSIZA DÜŞÜRMESİNLER”

    -Fiziksel kırımın yanında bir de inançsal kırım yanı var. Dersim’de ve genelde Alevilikle ilgili nasıl yürütülüyor?

    Buraya katılanlardan basına yansıyan fotoğrafları da gördüğüm kadarıyla ben kadın görmedim. Yani oraya topladıkları o asimülatörler, Yol’un hafızası bunlara düşkün diyor. Yol’un hafızası kendi talibinden, pirinden, mürşidinden rızalık almadan yol adına bu tip çalışmalara katılan Nehak’ın sofrasına gideni, bağdaş kuranı asla ve asla kabul etmez. Pirlerimiz bize diyorlardı “Ey can, yolunu arsıza, hırsıza, nursuza düşürme. Muhannete gitme. Kadı darına varma.”

    Eğer Dersim’deki pirler, mürşidler, rayberler hakikati kendisine yol edinen ve Yol’a ikrar veren canlar tarihsel misyonlarını oynayabilselerdi Reahaq Alevi inancındaki o komünal, demokratik, ahlaki, politik inancı hafızayı güncelleyebilselerdi bugün bunlar olmazdı. Devlet devletliğini yapıyor zaten. Sorunun en büyük nedeni biziz.

    Bir çağrıda bulunuyorum: Ocak pirleri kendi taliplerini arsıza düşürmesinler.

    “VERECEĞİMİZİ CEVAP HAKİKATİMİZLE TEKRAR YENİDEN İKRARLAŞMAK, OCAKLARIMIZLA BİRLEŞMEKTİR”

    -Dersim’in üzerinden bu kadar politika uygulanmasını neye bağlıyorsunuz. Neden Dersim?

    Ulus devlet anlayışı kendisini inşa ederken kendi muteber vatandaşını yaratmış. Bir de muteber olmayan vatandaşını yaratmıştı. Şimdi muteber olmayan vatandaşı Kürt’tür. Kürtçe konuşur. Alevidir, Bektaşi’dir. Dersim etnik yapı olarak tekçi anlayışa uymuyor. Kürt’tür. İnanç olarak, etno-dinsel yapı olarak uymuyor. İnanç olarak da yine bu tekçi anlayışın belirlemiş olduğu inancın çizgisinin dışındadır. Çünkü Hakk inancıdır. Burası Kürt, Reahaq inancının ser çeşmesidir.

    Böylelikle imparatorluklar döneminden Cumhuriyet modernitesine kadar Dersim’e bir yönelim olmuş. Ama en planlı, programlı yönelim ulus-devlet dönemi yani cumhuriyet modernitesi döneminde olmuştur. Bu minvalde Dersim’in çok değerli ozanı Şeyh Gazi’nin konuyla ilgili bir sözü vardır; İmparatorluklar döneminde de, Cumhuriyet döneminde de, Tanzimat döneminde de bize düşen katliamdı, ölümdü. İşte neden Dersim? sorusunun cevabı buradadır.

    Çünkü Dersim’de bu coğrafyada geleneksel damar var. Aryenik damar bu coğrafyada güçlüdür. Kürtlük damarı güçlüdür. Kültürel direniş damarı güçlüdür. Yani bir atom zerresi kadar da olsa bile bu kültürel direniş damarı, bu kaç bin yıllık Aryenik kültür, Reahaq kültürü bu coğrafyada yeniden filizlendiğinde, tarihsel hakikatiyle bütünleştiğinde gerçekten de güçlü bir direniş sergiledi.

    Ezidiler için Lâleş neyse, Müslüman camia için Mekke neyse Kürt Alevi inancının ser çeşmesi Dersim’dir. İç Anadolu’daki bir kesim Bektaşilerin merkezi de Hacı Bektaş’tır.

    Dersim düşürüldüğünde, Dersim hakikatinden uzaklaştırıldığında, Dersim karşıt Alevilikle donatıldığında, Türk İslam Aleviliği Dersim’e egemen olmaya başladığında bir coğrafyada yok edilir. Eğer Dersim’i çökertirlerse, tarihsel hakikatinden uzaklaştırırlarsa, ciddi boyutuyla Malatya, Adıyaman, Sivas, Elazığ, Erzincan gibi yerleşkelerdeki Kürt-Alevi inancı da yok edilir. Hafıza burasıdır. Bu saydığımız çeperdeki illerdeki bütün ocakların yeri de burası. 12 ocağın ziyaretlerinin merkezleri burasıdır. Kadim yer burasıdır. Mekan burasıdır. Siz bir toplumu mekansız bıraktığınızda, hafızasız bıraktığınızda doğal olarak mekansız kaldı mıydı, hafızasız kalır. Hafızasız kaldı mıydı, çok rahatlıkla üzerinde deney yapabilecek bir kadavraya döndürebilirsiniz.

    Barış döneminde, Abdülhamit’ten beri devralınan raporlardaki hareketlerden alınan feyzle bugün Dersim’e yönelimesi ahlaki değil. Bu süreçte Dersim’deki pirler, ocak evlatları kendi enerjilerini rıza toplumuna, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaya harcasalar, ikrarlı ve rızalı yaşamı daha rahat inşa edebiliriz.

    Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı da verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle tekrar yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir. Dersim bu konuda doğasıyla, toprağıyla, taşıyla, tarihsel hafızasıyla ve diliyle yeniden ikrarlaşarak bu karşıt çalışmayı boşa çıkara bilmelidir.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Alxas Köyü’nde sulu tarım başlattı!-VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Alxas Köyü’nde sulu tarım başlattı!-VİDEO

    PİRHA – Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, hayata geçirdiği projeleriyle bölgenin adeta kaderini değiştiriyor. 3500 metre boru hattı döşeyerek Alxas köyüne su taşıyan ekip, bölgede ilk kez sulu tarıma başladı. Platformun sözcülüğünü yapan Ahmet Güden, “Yeniden özümüzle buluşmak istiyoruz. Amacımız tekrar o topraklarda yaşamı yeşertmek” diyerek karşı göçe başladıklarını anlattı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, Alevilerin yoğun göç verdiği Maraş Elbistan’nın Alevi köylerinde 2019 yılında başladıkları çalışmalarda gelinen süreci anlattı.

    Maraş coğrafyasında yaşanan göç durumunu tersine çevirmenin amaçlandığı proje kapsamında halk, kolları sıvayıp bölgenin ihtiyaçları için birtakım yeniliklere imza attı.

    Ahmet Güden, bölge halkının tekrar ata topraklarına dönerken yeni nesil tarımsal üretim tekniklerini de beraberinde götürdüklerinin altını çizdi.

    ÖNCELİK, BÖLGE CAZİBESİNİ ARTTIRMAK!

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, öncelikle bölgenin ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gelişimini sağlamak istediklerini vurguladı. Güden, “Üretimi güçlendirebilirsek işte o zaman bu topraklarda yaşayan insanların da bölgenin de kaderini değiştirmiş olacağız” diye ekledi.

    “KÖYLERİMİZİ MEZARLIĞA DEĞİL YAŞAM ALANLARINA ÇEVİRELİM’

    Ahmet Güden, bölge insanının dünyanın birçok ülkesine göç ettiğini söylerken, göçün temel sebeplerine de şu sözlerle değindi:

    “Bizler bu çalışmamızı Maraş’ta başlattık ama sadece Maraş’ta değil, esas olarak Reya Hakk coğrafyasına baktığımızda ciddi bir göç vardı. Bu göçün amacı bölgenin demografik yapısını değiştirmeye yönelikti. Yani bölgeden Kürtlerin ve Alevilerin çıkarılması söz konusuydu. Örneğin 1972’de ben okula gittiğimde bir köyde 40 öğrenci vardık. Ancak 90’lı yıllarda bir çocuk dahi kalmamıştı. Çünkü bütün köyler boşalmış, her şeyimizi geride bırakarak buralara gelmiştik. ‘Mutlaka döneceğiz’ diyorduk. Yoksa bu dünya ortamında kaybolacağımızı biliyorduk. 2019 yılında ‘Köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanlarına çevirelim’ çağrısında bulunmuştuk.

    İLK GÖREV: AĞAÇLANDIRMA VE TARIMSAL FAALİYET

    Ahmet Güden, proje kapsamında ilk olarak ağaçlandırma çalışması yapıldığını anlattı. Ekonomik altyapıyı tarımsal üretim üzerine kurmak istediklerini belirten Güden, dil ve inanç kimliğinin korunması adına da hedeflediklerini aktardı. Güden şöyle devam etti:

    “Gelinen aşamada 300 bibi aşkın kayısı, badem, ceviz ve goji berry ürünleri dikildi. Bölgedeki çeşitliliğe katkıda bulunmak için böyle bir çalışma başlatmıştık. Bu çağrımız toplumda ciddi karşılık buldu. Bugün bölgedeki 12 köyden bahsedecek olursak geri dönüp evlerini yapanların sayısı da 100’ü geçti. Her geçen gün de geri dönüşler oluyor. Zaten ilk olarak ‘coğrafyaya tekrar nasıl dönebiliriz?’ üzerinde duruyorduk. Çünkü geri dönemezsek ağır sonuçlar olacaktı. ‘Ax, ziman, îman’ bizlerin sloganımızdı. Yani ‘Toprak, dil ve kültürümüz’… Bir ağaç kendi köklerinden koparsa kurur. Kültürümüz mutlaka coğrafyayla bağlantılıdır, özellikle de Alevilerde ziyaretlerimiz bazen bir ağaç, bazen bir taş, bazen de akıp giden sudur. Haliyle bütün kutsallarımız da orada kalmıştı. Yani bizler yeniden özümüzle buluşmak istiyoruz. Her halkın kök kültürü vardır. Bu kültür kendi ana dili ile yaşar. Şehirlere geldiğimizde kültürümüzü de kaybettik. Onun için kültürümüzle bir arada kalmamızın yolu o coğrafya yeniden dönmektir.”

    3500 METRELİK BORUYLA BÖLGEYE SU TAŞINDI!

    Ahmet Güden, Yaşamı Yeniden İnşa Modeli ile Alxas köyünde bir ilke imza atıldığını da anlattı. 3500 metrelik boru hattı döşenerek köylerine su taşıdıklarını söyleyen Güden, şu bilgileri paylaştı:

    “Nurhak eteklerinde akıp giden bir akarsu var, bu su kanalı Alxas köyü ve Sinemmilli Aşiretinin olduğu köylerden geçip, Elbistan ovasını sulayıp oradan sonra da Ceyhan Nehri’ne akar. Tarihten bu yana ilk defa bizim Alxas köyleri bu suyu kullanmaya başladı. Yani artık sulu tarıma geçildi. Yaklaşık 3500 metrelik boru hattı döşenerek bu durum gerçekleştirildi. Bizler hidroelektrik santrallerine karşı olduğumuzdan dolayı güneş enerjisi ile doğaya zarar vermeden kurak topraklarımızı suyla buluşturmayı hedeflemiştik şu an bu gerçekleşmiş durumda. Artık mısır, ayçiçeği, pancar ve goji berry yetiştiriliyor. Her geçen gün o toprakların ne kadar verimli olduğunu kanıtlamaya devam edeceğiz.”

    “AMACIMIZ, O TOPRAKLARDA TEKRAR YAŞAMI YEŞERTMEK”

    Ahmet Güden, bölgede kurumsallaşmanın gerektiğini de vurguladı. “Aksi halde örgütlenemezsiniz” diyen Güden, Yaşamı Yerinden İnşa Hareketi olarak ekonomik model konusunda kooperatifçiliği tercih ettiklerini belirtti. Güden, bölgede bir kooperatif kurup faaliyete başladıklarını da sözlerine ekledi.

    Ahmet Güden, kolektif çalışmaların önemini vurgulayarak Demokratik Alevi Dernekleri ile bölgede yaptıkları faaliyetlere de değindi. Güden, 2025 yılında Ali Haki Edna adına bir kütüphane yapılması kararı alındığı bilgisini de paylaştı. Ahmet Güden sözlerine şöyle devam etti:

    “Reya Hakk coğrafyasında katliamlar gerçekleştirildi, bu katliamları boşa çıkarmanın yolu dönüp o topraklarda yaşamı yeniden inşa etmekten geçiyor. Önümüzdeki ay Maraş Katliamı’nın yıl dönümü olacak. Birçok kurum, şahsiyet, protesto edecek ancak bu artık klişeleşmiş bir durum. Bunların da ötesinde bir şey söylemek, yapmak lazım. Katliamı boşa çıkartmanın yolu orada yeniden yaşamı inşa etmektir. Yakılıp, yıkılan coğrafyanın yeniden inşa edilmesi lazım. Yoğunluklu göçlerin olduğu yerlere baktığınızda Dersim, Maraş, Malatya, Mardin, Hakkari gibi illerde özellikle göç var. Bu göç politikalarına karşı çıkmanın yolu, güçlü bir üretim ile tekrar geri dönmektir. Coğrafyamızda eğer üretimi güçlendirebilirsek hem göçü durdurabileceğiz hem de tersine göçün başlatılmasına öncü olacağız. Bizler Ata topraklarımızdan vazgeçmeyeceğimizin çağrısını yapıyoruz. Pilot bölge olarak Maraş’ı seçtik fakat bu projenin genel anlamda boşaltılan bölgede hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Amacımız tekrar o topraklarda yaşamı yeşertmektir. Tabii yaşamın tüm boyutlarıyla oralarda bir çaba gösteriyoruz.

    “OCAKLARIMIZI YENİDEN İNŞA ETME ÇABASINDAYIZ”

    Ayrıca ocaklarımızı yeniden inşa etme çabasındayız. Kantarma Köyü Maraş’ta Aleviler açısından son derece önemli. Oradaki ocak evini özüne uygun bir şekilde restore edip bir Akademi olarak Alevilere hizmet sunmasını istiyoruz. Bu sebeple tüm kanaat önderlerimize, pirlerimize, analarımıza çağrıda bulunuyoruz; bizler, sizin talibiniziz. Sizden talebimiz, ‘Ocaklarımızın etrafında kenetlenin’ diyoruz. Alevi felsefesinin daha önceden olduğu gibi yeniden görünür kılınması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Bu anlamda inşa sürecinde herkesin yerini alması gerektiğinin altını çiziyoruz.”

    Eren GÜVEN-Rozerin TEK/İSTANBUL

  • Hacıbektaş’ta Alevi Ocakları konuşuldu: Ocaklar günümüzde işlev kaybına uğradı-VİDEO

    Hacıbektaş’ta Alevi Ocakları konuşuldu: Ocaklar günümüzde işlev kaybına uğradı-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri kapsamında “Ocakların dünü ve bugünü” konulu panel yapıldı. Araştırmacı Yazar Hamza Aksüt, ocakların günümüzde işlev kaybına uğradığını belirtirken, Araştırmacı Yazar Piri Er ise Alevilerin, ocak ve secere ilişkisini konuşması gerektiğine vurgu yaptı. Prof. Dr. Ali Yaman ise “Ocak sisteminin darbe yemesi asıl Cumhuriyet dönemindedir” dedi. 

    3 gün sürecek olan Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri’nin ilk günü olan bugün “Ocakların dünü ve bugünü” konulu panel yapıldı. Hacıbektaş Belediyesi’nin konferans salonunda yapılan panele çok sayıda yurttaş katıldı.
    Panelde, moderatörlük yapan Abbas Tan, “Alevi kurumları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Kültür Merkezini işgal ettiler. Bu kadar kişi bu kadar küçük bir alanda panel yapmak zorunda kaldık” dedi.

    HAMZA AKSÜT: GÜNÜMÜZDE OCAKLAR İŞLEV KAYBINA UĞRAMIŞTIR

    Araştırmacı Yazar Hamza Aksüt, dün bilinirse bugünün de bilineceğini belirterek, “Bu Alevi toplumu için çok faydalı olur. Ocağın ne olduğunu aslında ne olmadığını anlatacağım. Alevi Ocağı seyitlerin toplamından oluşur. Ocak; türbe, ziyaret, tekke değildir. Ocaklar seyit ve taliplerden oluşur. İmam Hüseyin’in soyundan gelenlere seyit denilir. Seyitlerin belli aşiretleri işat etmesiyle ocaklar ortaya çıktı. Şu an, günümüzde ocaklar işlev kaybına uğramıştır. Alevilerin yaşadığı yerlerde Alevi köyleri yan yanaysa ocaklar işlevini kaybetmiştir. Ocaklarda kimlik bozulması var, ocaklar farkında olmadan kendi kimliğini bozuyor. Ocakların Osmanlı’dan önce de olduğuna dair birçok belge var elimizde” dedi.

    ALİ YAMAN: OCAKLARI OLUŞTURAN ÜÇ UNSUR: SOY, KERAMET VE HİZMETTİR

    Prof. Dr. Ali Yaman ise “Hepimizin ailelerine, dedemizin, babaannemizin, evlerin her yerine sinmiş. Ben Hıdır Abdal Ocağı’nın bir evladıyım. Alevilik çok büyük bir coğrafi alana dağılmıştır. Varto’da göreceğiniz gelenekler Bergama’da karşınıza çok farklı çıkar” dedi.

    Yaman şunları kaydetti:

    “Keşke kurumlarımız bir araştırma merkezi kurarak ocaklar üzerine çalışmalar yürütselerdi. Benim için ocakları oluşturan 3 unsur vardır. İlki bir soy belirliyor kendine kişi, ikincisi hep bir keramet vardır, üçüncüsü de hizmettir. Soy, keramet ve hizmet, ocakları anlatan bir noktadır. Ocak sisteminin darbe yemesi asıl Cumhuriyet dönemindedir. Cumhuriyet’te kentlere göç, ocak sistemini ciddi anlamda zedeliyor. Dede talip ilişkisi büyük oranda kopuyor. Kurumlar, inanç eğitimi sağlayacakları okullar geliştirmeleri gerekiyor. Ocak sisteminin güncellenmesi zorunlu hale gelmiştir, dedelerini yetiştirecek bir eğitim sistemine ihtiyaç vardır.”

    “ALEVİLERİN, OCAK VE SECERE İLİŞKİSİNİ KONUŞMASI GEREKİYOR”

    Araştırmacı Yazar Piri Er, Alevilerin, ocak ve secere ilişkisini konuşması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Ben ocakların daha çok sorunlarından bahsedeceğim. Ocakların nasıl oluştuğuna dair benim tespit ettiğim en az 10 farklı görüş vardır. Hamza Aksüt ocakları seyitlerin aşiretlere şekil vermesi ile oluştuğunu söyledi ve soylarını secereye bağladı. Sadece Axuçhan Ocağı’nın seceresine baksak en az 3 ayrı secere var. Hangi secereye güveneceğiz. Alevilerin, ocak ve secere ilişkisini konuşması gerekiyor” dedi.
    Panel soru cevap ile devam etti.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • DAD Ana Fatma Cemevi’nin düzenlediği muhabbete ilgi yoğun oldu!-VİDEO

    DAD Ana Fatma Cemevi’nin düzenlediği muhabbete ilgi yoğun oldu!-VİDEO

    PİRHA – DAD Ana Fatma Cemevi’nin düzenlediği muhabbette konuşan Pir Seyfi Muxundî, Ocak sistemini değerlendirerek “Ocaklar Alevi inancının temel okuludur” dedi. Yol Hizmetkarı Enver Cemal Şahin ise sunumunda Alevi inancını “Akıl ile bilimin birleştiği yer” şeklinde yorumlayarak “Alevilik de çağın koşullarına göre kendini şekillendirmeli” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi, “Haklar ve inançlar, gelenekleri ve dilleriyle vardır” başlığı ile muhabbet düzenledi. TÜMBEL-SEN Genel Merkezinde yapılan programa ilgi yoğun oldu.

    Çerağ uyandırılarak başlanan muhabbetin açılış konuşmasını DAD Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak yaptı. Karabudak, Alevilerin günümüzde de katledildiğini vurgulayarak “Sivas’ın ateşi günümüzde de sürüyor. Bugün Madımak halen yanmaktadır. 30 yıl oldu Madımak’ın davası halen görülmedi. Aleviler olarak bu topraklarda her gün katlediliyoruz. Cemevlerimiz halen yok sayılıyor. Biz de kendi imkanlarımızla inancımızı yürütmeye çalışıyoruz” dedi.

    Mustafa Karabudak’ın açılış konuşması ardından dara duruldu ve analar, çerağ uyandırdı.

    ALEVİ İNANCININ TEMEL OKULU OCAKLARDIR”

    Programın ilk konuşmacısı Pir Seyfi Muxundî (Seyfettin Elaldı) oldu. “Alevilikte ocaklar” başlığını değerlendiren Muxundi, ocakların Alevi inancının temel okulu olduğunu söyleyerek şu bilgileri paylaştı:
    “Ocağın sönmesi ilim ve bilimin yıkılması demektir. Zeus, ateşi vermez, Prometheus ise ondan ateşi çalar. Alevilerin, ateşi saklaması da tarihsel bir gelenektir. Ocakların görevi, topluma inançsal bilgi vermek ve dayanışmayı sağlamaktır. Ocakların başında Ana ve Pir bulunur. Osmanlı, ocakları tarumar edince analar ikinci plana itilmiştir. Ama kimi ocaklar bunu terk etmemiştir. Son zamanlarda ise ananın önemi yeniden belirmiştir.
    Ocakların aynı zamanda psikolojik iyileştirme özelliği de vardır. Dua ve beklenti söz konusudur. Dersim bölgesinde 12 ocak olduğu söylenir ve ocaklar bizim kıblemizdir. ‘Ocakta kül eksik olmaz’ sözü aynı zamanda talibi işaret eder. Eğer talip eksik olursa ocak da olmaz.”

    “ALEVİLİK AKIL İLE BİLİMİN BİRLEŞTİĞİ YERDEDİR”

    Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin ise “Bilimsel Yol duygusallığa yer vermeyen, araştıran bir süreçtir” diyerek Alevi inancı ile evrenin nasıl yorumladığına işaret etti. Şahin, “Maddenin olmadığı yerde birey dahi olmaz” diyerek şu konuşmayı yaptı:
    “Maddenin içine daldığımızda deryaya dalarız. Alevi öğretiminde olan her şey bir uyumu oluşturur ve o oluşum Hakk’tır. Evrendeki her parça bütünü oluşturur. Damla deryadadır ve o deryada her şey vardır.  İnsan Hakk’tandır ve Hakk da herşeyden tecelli eder. Her nereye bakarsak Hakk’ın cemalini görürsün. Hakk biziz. Başka yerde aramamalıyız. Alevilik bir doğa inancıdır. Hakk’a yürüdüğümüz zaman da toprağa karışıp başka canlılara hayat olacağız. Yani her şey döngüsellik içindedir ve doğadaki tüm gelişmelerin bir şekilde açıklaması vardır.
    Alevilikte bilimsel karşılığı ‘devriye’ olan döngüde her şey yaşanır ve bu dünyada kalır. Yani cennet, cehennem, cin, peri yoktur. Alevilik akıl ile bilimin birleştiği yerdedir. Eğer biz 1000 yıl önceki dedelerimizin yaptıklarını yaparsak orada kalırız.”

    “ALEVİLİK DOĞRU MECRADA GİDİYOR”

    Programın devamında Yazar Piri Er aktarımda bulundu. Kitap çalışmaları hakkında sunum yapan Er, “Anamız çerağ uyandırırken söylediği sözlere dikkat ettim ve dedim ki ‘Alevilik doğru mecrada gidiyor’. Genelde ‘Ya Muhammed Ya Ali’ diye bağlarlar ve 12 imamları da katarlar. Ben çerağın tek olması gerektiğini düşünürüm. Çünkü bizde üçlü kavram aslında tektir. Yani her ne kadar ‘Hakk, Muhammed, Ali’ de deseniz bu kavramlar ayrı değildir. Bunu Pir Sultan da söylüyor zaten” ifadelerini kullandı.

    Yapılan konuşmalar ardından lokmalar dağıtıldı. Zakir Hıdır Çelebi’nin okuduğu deyişler ardından program son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Amaç Aleviliğin kurumsal yapısıyla ilgili toplumsal çalışmalar yapmak-VİDEO

    Amaç Aleviliğin kurumsal yapısıyla ilgili toplumsal çalışmalar yapmak-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Alevi Düşünce Derneği’nin diğer Alevi kurumlarından ayıran inanç boyutlu çalışmalar yapmak yerine toplumsal, ekonomik çalışmalar yapmak. İnanç çalışmalarını zaten yapan Alevi derneklerinin var olduğunu belirten Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, kurumların sadece inançsal çalışmalar yapmak yerine, kişisel gelişim, ekonomik ve toplumsal çalışmalar yapmaları gerektiğini de ekledi. 

    2016 yılından beri faaliyette olan Avrupa Alevi Düşünce Derneği, örgütlenmesini daha çok yurt içinde yapan ancak Avrupa’da örgütlenmeyi hedefleyen bir Alevi kurumu. Genel merkezi Ankara olan derneğin İzmir, İstanbul Bakırköy, Beylikdüzü, Bahçelievler ve Şişli şubeleri mevcut. Ayrıca Avcılar ve Beyoğlu şubeleri de kurulma aşamasında. Avrupa’da ise Alman’yanın Berlin ve Münih kentinde temsilcilikleri olan dernek Sırbistan ve Karadağ’da da örgütlenme çalışmaları yapıyor.

    Avrupa Alevi Düşünce Derneği’ni diğer Alevi kurumlarından ayıran en büyük özellik ise inanç merkezli çalışmalar yapmıyor olması. Derneğin Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, kuruluş amaçlarını, çalışmalarını ve ne yapmak istediklerini PİRHA’ya anlattı.

    GAYE ALEVİLİĞİN KURUMSAL YAPISIYLA İLGİLİ ÇALIŞMALAR YAPMAK

    İlk çıkış noktalarının İngiltere olduğunu söyleyen Abbasoğlu, süreç içerisinde beraber yola çıktıkları arkadaşlarının bazılarının partileşme çalışmaları olduğunu bunun için onlarla bir yol ayrımına girerek tekrar Türkiye merkezli bir örgütlenmeye gittiklerini ifade etti. Herhangi bir kurum, parti ya da düşünceyle bir arada olmadıklarını kaydeden Abbasoğlu, bağımsız bir kuruluş olarak hareket ettiklerini ve gayelerinin Aleviliğin kurumsal yapısıyla ilgili toplumsal ve ekonomik çalışmalar yapmak olduğunu vurguladı.

    KENTLEŞEN ALEVİLERİN SIKINTILARI

    Aleviliğin yüzyıllardır süre gelen kültürel ve tarihsel bir gelişimi olduğunu hatırlatan Abbasoğlu, şu anda kentleşen Alevilerle ilgili bir çalışma yaptıklarını belirterek kentleşen Alevilerin sıkıntılarını şöyle anlattı:

    “Kentleşen Alevilerin en büyük sıkıntılarından birisi cemevi veya cemevinin yaratmış olduğu cenazeyi kaldırma ile  cenazeden sonra yapacak olan ritüellerin sıkıntıların olması. Çünkü Aleviler kendi köylerinde ve yerleştikleri yerlerde bunu kolaylıkla yapabiliyordu ama büyük kentlerde ibadethane olarak sadece caminin olması ve kendilerini burada uzakta görmesi veya o cemaatin Alevilerin kabul etmemesiyle birlikte zorunlu bir ihtiyaçla birlikte ortaya çıktı.”

    KURUM DEDE İLİŞKİSİ

    Aleviliğin temel taşlarından birinin inanç önderliği ve en önemli kurumsal kimliğinin bulunduğu yerin ocaklar olduğunu vurgulayan Abbasoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Her aile bir ocağa bağlıdır ve ocağın bir dedesi var. Ocak da kendi içerisinde o dedeyi yetiştirir. Tekke ve zaviye kanunuyla birlikte bu sürecin bir bitiş noktası oluştu ve dergahlar kapatıldıktan sonra ocağın süre gelen nesilden nesle olan aktarımı bir noktadan sonra tükenmeye başlandı. Şimdi dedenin 5 çocuğu var ama 5’i de bir değil. Siz de bunu sorgulayamazsınız dedenin çocuğu dededir ‘sen dede değilsin’ diyemezsin. Bunu bir talip söyleyemez bunu bir başka dede de söyleyemez. O da diyecek ki ‘sen bunu neye göre değerlendiriyorsun’. Burada bir çelişki oluşmaya başlanır. Ve dedelerin toplum üzerindeki eski güvenirliği ve saygınlığının yitirilme süreci başladı her kurumda her yapıda. Çünkü insanız çürütülmüşlük veya kötü meziyet ve yetenek aslında dedelerde de olabilir. Sonuçta herkesin ortak noktası belki soydan gelen bir farklılık ama sonuçta insanız ve insanın nefsi ve karakter yapısı vardır. Herkes birbirine uymuyor kardeşler arasında bile farklılıklar olabilir. Bu da kendi içerisindeki sizin yüz tane yaptığınız iyiliğin karşısında yaptığınız bir tane yanlış hepsini bitirilebiliyor.

    Yeni nesil Alevi topluluğunda dedelere olan saygının sorgulanma durumunda asıl sıkıntı başlıyor. Bu sefer kurumlar saygın kurumun asıl noktası olan dedelerinse saygınlığı tartışılmaya başlandıysa asıl sıkıntı burada kurumsal yapıların saygınlığı daha önemli bir plana gelmeye başlıyor çünkü insanlar orayı daha önemsemeye başlıyor. Dede sadece orada görevini yapan bir memur veya bir görevli statüsüne geliyor.

    Bizce Alevilik inançsal anlamda yaratana en yalın şekilde ulaşabilen yegane inanç temelli bir oluşum. Çünkü özünde insan var. Yaratanı insanda görmek, yüreğinde hissetmek bunu bir rehbere ona buna da gerek yok. Rehber kültür için, tarih için çünkü Alevilerin yazılı bir kaynağı yazılı bir tarihi yok. Bu tarih canlı bir tarih dede, dedeyi kuruttuğunuz zaman yok ettiğiniz zaman, o ocağı yok ettiğiniz zaman, ocağın yanan ateşini siz söndürdüğünüzde o zaman farklı ateşler çıkacak.”

    “KURUMLAR İNSANLARA FAYDALI ÇALIŞMALAR YAPMALI”

    Alevi kurumlarının gelirini cemevlerinden kazanan kurumlar yerine kendi ekonomik kazançlarını üretimden gelen çalışmalar yaparak elde etmeleri gerektiğini ifade eden Abbasoğlu, kurumların insanlara faydalı çalışmalar yapmaları gerektiğini söyledi. Kendilerinin girişimcilik eğitimi vermek için KOSGEB ile protokol imzaladıklarını ve bu eğitimi almak için tek koşulun derneğe üye olmak gerektiğini dile getiren Abbasoğlu, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Alevi iş insanlarına katkı sunabilmek kendi projelerini yapabilmeleri ve üretime katkı sunabilmek ve bunun haricinde eğitim ve istihdama yönelik özel projelerimiz var. Yani iş atölyeleri oluşturmaya başlayacağız Beylikdüzü şubemizde. Milli eğitimle protokol imzaladık tüm meslek kurslarını açıp bunlarda insan yetiştirmek için. Bunun yanında hem yurt içi hem yurt dışı istihdam noktasında çalışmalar yapmayı hedefledik. Alevi kurumlarının amacının sadece inançsal boyutu değil de Alevi insanın kişisel anlamda gelişeceği şeyler de sunması lazım. Bunu yapamazsak zaten bir yerlerde tıkanırız. Sadece tarikat mantığı gibi içi boş, korkuların çok fazla olduğu, özgürlüğün çok daha az olduğu bir topluma dönüşürüz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dede Uluşan: Alevilikte hayati olan Ocak sistemin korunması gerekiyor- VİDEO

    Dede Uluşan: Alevilikte hayati olan Ocak sistemin korunması gerekiyor- VİDEO

    PİRHA- Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Ali Duran Uluşan, Alevilikte hayati olan Ocak sistemin korunması gerektiğini vurgulayarak, “Ocak bir zincirin halkası gibidir. Bu sistemde herkes birbirinden sorumludur, herkes birbirine hesap verir. Talibin ocağa, ocağın da talibe sahip çıkması lazım” dedi.

    20 yıla yakındır hizmet yürüten Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Ali Duran Uluşan, farklı şehirlerde yaşayan talipleri ile yılda bir kereye mahsus Görgü Cemi tutuyor. 

    “Biz talibin ayağına gidiyoruz, buralarda hizmetimizi yürütüyoruz ve yolun sürmesi için pirin ve talibin birbirini bulması gerekiyor” diyen Dede Uluşan, taliplerin şehirlere savrulmasından dolayı zamana uymak zorunda olunduğunu hatırlatıyor.

    İbadetin de artık şehirlerde zaman kavramı içerisinde şekillendiğinin altını çizen Uluşan, belli bir postta oturmakla taliplerin sürekli gelemeyeceğini vurgulayarak, “Biz talibimizin ayağına gidip hizmet yürütüyoruz” diyor.

    “TALİBİMİZ YOLA, İNSANLIĞA AYKIRI DAVRANIRSA DÜŞKÜN İLAN EDİLİR”

    20 yıldan beri hizmet yürüten ve farklı şehirlere savrulan talipleriyle yılın bir günü Görgü Cemi’nde buluştuğunu belirten Uluşan, 1 yıl boyunca taliplerin ve pirin ne yaptığının sorgulandığını vurguladı.

    Düşkünlük kurumunun, toplum yasaları olduğunu hatırlatan Uluşan, “Düşkünlük denen bir kurumumuz var. Eğer talibimiz yola, insanlığa aykırı bir davranışa girerse ceza verilir. Bu da düşkünlük demektir. Düşkün insanın evine, düğününe, cenazesine varılmaz. Aynı masaya oturulmaz, birlikte çalışılmaz. Onu toplum dışı ederiz. Hiçbir insan toplum dışı kalmayı göze alamaz. Bir insanı döversin, eziyet edersin ama bedenen yorgunluğu geçer. Toplum dışı ettiğin insan ise bu acıya katlanamaz” dedi.

    “RIZALIKTA SADECE İNSAN DEĞİL HAYVANIN HATRI DAHİ SORULUR” 

    Cemde ve toplumsal ilişkilerde her şeyin rızalık üzerine olduğunu belirten Uluşan, toplumsal rıza olmadan kimsenin aklanamayacağını ifade etti. Sadece insanlar değil, hayvanların dahi hatırı sorularak rızalık alındığının altını çizen Uluşan şöyle konuştu:

    “Peki sadece insanların hatrı mı sorulur? Elbette hayır. Dolayısıyla hayvanların hatırı bile sorulur. Ordu’da Hoy denilen bir köyümüz vardır. Dedem bundan 150 yıl evvel o köye gidiyor. Kamber onu belli bir noktada karşılar ve köyE götürecektir. Orada aslen Ermeni aile vardır. O Ermeni Ahmet Ağa dedemin yolunu keser. Köyünüzdeki İbrahim Çavuş’tan razı değilim, benim köpeğimi yaraladı diyor. Orası yalan yeri değildir, inkar mümkün değildir. Köpeğin bağlı ve zarar verecek durumda olmadığı anlaşılıyor. Köpek havlayınca paniğe kapılıyor ve o an köpeğe sopa ile vuruyor.  Dedem git o hayvanın gönlünü yap ondan sonra görgü duası edeceğim diyor. Bir yıl boyunca bir daha ki görgüye kadar o hayvana et taşıyor. Dedem yanına 2 şahit vererek gidiyor ve köpeği sıvazlıyor. Saldırmaz ise bilin ki razıdır diyor. Dedem o kişiye görgü duası yapıyor. İşte bizde sadece insanın hatIrı değil hayvanın hatırı da güdülür.”

    “ŞEHİRLERE SAVRULDUK, ZAMANA UYMAK ZORUNDA KALDIK” 

    “Köklerimizden, yerlerimizden ayrıldık. Büyük şehirlere savrulduk. Dolayısıyla postumuzda oturuyor olsak taliplerimiz her zaman gelemez” diyen Uluşan, köyden çıkılıp şehirlere savrulmanın olduğunu söyledi. Zamanın şartlarına uyulmak zorunda kalındığını belirten Uluşan konuşmasına şöyle devam etti:

    “Biz talibin ayağına gidiyoruz, buralarda hizmetimizi yürütüyoruz. Aleviler olarak inancımızı yaşatmanın bir yolunu bulmuşuz. Hizmetlerimiz genelde kışın. Çünkü yazın çalışma zamanıdır, ekmek kapısıdır. Hasat ambara girdiği zaman hizmet başlar. Ama günümüz şartları insanları savurdu. Şimdi ise şehirlerde yapılamıyor. Kültürümüzü, kökümüzü  ve geleneklerimizi unutmazsak o kadar çok yaşar ve o kadar çok mutlu oluruz. Köylerde pir-mürşit-talip sistemi yaşıyor ve yaşatılıyordu. Ama şimdi pir talibine gidiyor.”

    Alevilikte hayati olan Ocak sistemin korunması gerektiğinin altını çizen Uluşan, “Osmanlı vurdu, kırdı, yaktı, astı da  ne oldu? Ocak sönmedi, çünkü ocağa sahip çıkıldı” diye konuştu. Ocak sistemi içinde herkesin birbirinden sorumlu olduğunu hatırlatan Uluşan son olarak şunları vurguladı:

    “Yolun sürmesi için pirin ve talibin birbirini bulması gerekiyor. Ocak siteminin korunması lazım. Olmazsa olmaz üç şey vardır; musahiplik, görgü cemi ve düşkünlük sistemi. Bunlar olduğu zaman dengede olur, birini alır isen denge şaşar. Talibin ocağa, ocağın da talibe sahip çıkması lazım. Yüzyıllarca böyle çözüldü. Ocak bir zincirin halkası gibidir. Bu sistemde herkes birbirinden sorumludur. Herkes birbirine hesap verir. Hiçbir zaman Osmanlı kadısının önüne gidip hesap vermemişiz. Kendi hesabımızı kendimiz görmüşüz. Dermanı başka yerde aramaya gerek yok. Biz bize yeteriz. Yeter ki değerlerimizin farkına varalım. Ocakta yemek pişer, evi ısıtır. Ocak yanmaz ise yemek pişmez, ısınamayız ve karanlık olur. Manevi değerlerde ocağın sönsün denir. Ocağı söndürmemek lazım. Bu sorumluluğu bilerek herkesin elini taşın altına koyması lazım. Osmanlı vurdu, kırdı, yaktı, astı da ne oldu? Ocak sönmedi çünkü ocağa sahip çıkıldı.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR