Etiket: ocak

  • Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de kültürel soykırım çalışması yaptığını vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken,toplantıya katılan dedelerin, “maaş”, “Diyanet’ten pay verilsin” gibi konuşmalar yaptığı ortaya çıktı.

    Alevi toplumu ve kurumlarının ise, toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, ‘Dedeler Zirvesi’ne dair sorularımızı cevapladı.

    “ABDÜLHAMİT’TEN DEVRALINAN BİR MANTIKTIR”

    PİRHA: Dersim’de, katliamın başlangış tarihi olan 4 Mayıs’ta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Bu ne anlama geliyor?

    Zeynel Kete: 4 Mayıs, Dersim toplumsal hafızasında, Dersimliler tarafında Roja Reş (Kara Gün) olarak tanımlanan bir gündür. Dersimliler buna Tertele demişler. Kavramlar çok önemlidir. Bu yönüyle kavramları kendi hakikatiyle buluşturmak lazım. Sistem de bunu biliyor. Yani Nehak anlayış diye tanımladığımız devletçi anlayış kavramların içeriğini ya boşaltır ya da halkların ulusal düzeydeki belirli günlerin, haftaların içlerini de boşaltmaya çalışıyor.

    Bu mivalde düşündüğümüzde 89 yıl önce alınan kararın yıl dönümünde anma yaptığı bir günde, Dersim’e çıkartma yapmaları öyle kendiliğinden, sıradan bir takvim değil. Yani şu söyleniyor: 89 yıl önce yapmış olduğumuz çalışma hala devam ediyor. Bize bunu söylüyorlar. Hala devam ediyor bu.

    4 Mayıs’ta Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı bünyesinde Dersim’e 81 il ve yurt dışında 130 tane ocaklara kayyum olarak atanacak, toplumsal meşruiyeti olmayan, kendi talibinden ve Reahaq coğrafyası toplumsallığından rıza almayan kesimlerle beraber yeniden bir kültürel soykırım çalışması yapılıyor.

    Aslında bu Abdülhamit’ten devralınan bir mantıktır. Çünkü Abdülhamit’in Kızılbaşları vardı. Abdülhamit kendi döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun son bakiyesini kurtarmak açısından ne yaptı? Reahaq coğrafyasına özel olarak yetiştirdiği, bu inancı bilen, biraz daha halkla diyalog kurmaya çalışan, çok karşıtlık oluşturmayan özel olarak eğitilmiş asimilatörleri gönderdi.

    Bu coğrafyaya gönderilirken bir tarafta Emevi İslam’ı yumuşak bir şekilde anlatılarak işte bir sentez oluşturmaya çalışıyorlardı. Yapılmak istenen şudur. Dersim’de herhangi bir birey ve ocak evladı kendi tarihsel hakikatinden uzaklaştığı anda aslında kendi Kürtlüğünde de uzaklaştı. Bunu nereden biliyoruz? Bunu raporlarda biliyoruz. İster askeri olsun, ister bürokrat olsun, o dönemde çeşitli uzmanların yazmış olduğu raporların hepsi ortak akıl şudur. Reahaq ve Kürtlük birbiriyle bağlıdır. Eğer gerçekten de Reahaq’tan uzaklaşırsa, ana dilini, kültürünü, inancını unutursa, Kürtlüğünü de unutur. Asıl proje budur.  Abdülhamit’ten devir alınan bir proje. 4 Mayıs’a denk gelmesi de bundan dolayıdır. Devlette devamlılık esastır mantığı bu anlama geliyor.

    Ama şu bilinsin Dersim döneminde de halkın ve bu coğrafyada yaşanan binlerce yıllık komünal kültürün dışında hareket eden Nehakla anlaşanlar o günde lanetleniyordu, bugünde lanetleniyor.

    Bizler Reahaq evlatları olarak pirler, mürşidler, ocağımızın toplumsal hafızası cem erkanı yürüttüğü zaman cem meydanında bulunan talip topluluğunda rızalık almadan cem meydanı açılmıyor. Şimdi siz talip topluluğundan rızalık almadınız, ocağınızdan rızalık almadınız, pirinizde, mürşidinizde, rayberinizden, müsahibinizden rızalık aldınız mı? Almadınız. Toplumsal hürriyetiniz var mı? Yok.

    “PİR-TALİP TOPLULUĞU YENİDEN İKRARLAŞMALIDIR”

    -Toplantıya katılanlarda ocak evladı, karşı çıkanlarda. Pir-Talip ilişkisi bu örneğe bakarak yeniden mi güncellenmeli?

    Zeynel Kete: Katılanlara baktığımızda, büyük bir bir kesimi bu inancın takip ettiricisi ocak evlatlarıdır. Dersimli olan var, Adıyamanlı olan var. Reahaq coğrafyasında olanlar vardır. Bunların bir kısmı cemevlerinde zaten hali hazırda cemevi başkanıdırlar. Yıllardır bu asimilasyon anlayışına hizmet etmişlerdir. Fotoğrafta gördüklerimin %90’ı zamanında Cem Vakfı kültüründen gelmiş. Oradan icazet almış. Belki bir kısmı da ocak evladı da olmayabilir. Çünkü o dönem kendilerine bir yazıyla el veriliyordu.

    Pir-Talip topluluğunun yeniden ikrarlaşması, ocak kültürünün yeniden canlanması için ne yapmalıyız? Bu çok önemli bir sorundur. Bütün asimilasyon politikalarına rağmen hala devlet Dersim’de eğer ocağa yöneliyorsa o zaman şunu sormalıyız. Niye ocağa yöneliyor? Demek ki hala çekindiği bir nokta var. Hala ocakta direnen bir damar var. İlerisi için bu damarın emen kesminin bakası için riskli olabileceğini tahmin ettiklerinden dolayıdır ki buna yöneliyorlar. Çünkü hakikat nerede kaybedilmişse oradan aranacak. Hakikat nerede ser verirse de oraya da yöneliyorlar.

    İnşa süreci geçmişin ne olduğu gibi ne de modernizmin içinde boğdurtmak. Ama mümkün mertebe bu hakikati devam ettiren yol evlatlarının hepsi talip topluluğuna gitsinler. Taliplerle görüşsünler. Tekrar yeniden taliplerini kayıt altına alsınlar. Müsahiplik, pirlik, mürşüdlük, rahberlik ikrarlı yeniden tazelesinler. Herkes bulunduğu bölgedeki kutsal hafızalarıyla yeniden ilişkilensin. Ana diliyle cem erkanları yürütülsün. Jiyar diyarlara gidilsin.

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı ve bir ocak evladı olarak son dönemlerde yapmış olduğumuz geleneksel erkanlarımızda halkımızın kendi tarihsel hafızasına, analarının anılarına, diline müthiş bir ilgisi var. Cemleri yürüttüğümüzde hepsi böyle büyük bir duygu seli içinde. Geçmişle tekrar yeniden ikrarlaşmak, bağ kurmak arayışı vardı. Çünkü modernizm bu konuda ciddi sorun yarattı ve mevcut sistem içileşen dernek hattı da çökmek üzeredir. Bu çerçevede halkta güçlü bir arayış var.

    “OCAK PİRLERİ KENDİ TALİPLERİNİ ARSIZA DÜŞÜRMESİNLER”

    -Fiziksel kırımın yanında bir de inançsal kırım yanı var. Dersim’de ve genelde Alevilikle ilgili nasıl yürütülüyor?

    Buraya katılanlardan basına yansıyan fotoğrafları da gördüğüm kadarıyla ben kadın görmedim. Yani oraya topladıkları o asimülatörler, Yol’un hafızası bunlara düşkün diyor. Yol’un hafızası kendi talibinden, pirinden, mürşidinden rızalık almadan yol adına bu tip çalışmalara katılan Nehak’ın sofrasına gideni, bağdaş kuranı asla ve asla kabul etmez. Pirlerimiz bize diyorlardı “Ey can, yolunu arsıza, hırsıza, nursuza düşürme. Muhannete gitme. Kadı darına varma.”

    Eğer Dersim’deki pirler, mürşidler, rayberler hakikati kendisine yol edinen ve Yol’a ikrar veren canlar tarihsel misyonlarını oynayabilselerdi Reahaq Alevi inancındaki o komünal, demokratik, ahlaki, politik inancı hafızayı güncelleyebilselerdi bugün bunlar olmazdı. Devlet devletliğini yapıyor zaten. Sorunun en büyük nedeni biziz.

    Bir çağrıda bulunuyorum: Ocak pirleri kendi taliplerini arsıza düşürmesinler.

    “VERECEĞİMİZİ CEVAP HAKİKATİMİZLE TEKRAR YENİDEN İKRARLAŞMAK, OCAKLARIMIZLA BİRLEŞMEKTİR”

    -Dersim’in üzerinden bu kadar politika uygulanmasını neye bağlıyorsunuz. Neden Dersim?

    Ulus devlet anlayışı kendisini inşa ederken kendi muteber vatandaşını yaratmış. Bir de muteber olmayan vatandaşını yaratmıştı. Şimdi muteber olmayan vatandaşı Kürt’tür. Kürtçe konuşur. Alevidir, Bektaşi’dir. Dersim etnik yapı olarak tekçi anlayışa uymuyor. Kürt’tür. İnanç olarak, etno-dinsel yapı olarak uymuyor. İnanç olarak da yine bu tekçi anlayışın belirlemiş olduğu inancın çizgisinin dışındadır. Çünkü Hakk inancıdır. Burası Kürt, Reahaq inancının ser çeşmesidir.

    Böylelikle imparatorluklar döneminden Cumhuriyet modernitesine kadar Dersim’e bir yönelim olmuş. Ama en planlı, programlı yönelim ulus-devlet dönemi yani cumhuriyet modernitesi döneminde olmuştur. Bu minvalde Dersim’in çok değerli ozanı Şeyh Gazi’nin konuyla ilgili bir sözü vardır; İmparatorluklar döneminde de, Cumhuriyet döneminde de, Tanzimat döneminde de bize düşen katliamdı, ölümdü. İşte neden Dersim? sorusunun cevabı buradadır.

    Çünkü Dersim’de bu coğrafyada geleneksel damar var. Aryenik damar bu coğrafyada güçlüdür. Kürtlük damarı güçlüdür. Kültürel direniş damarı güçlüdür. Yani bir atom zerresi kadar da olsa bile bu kültürel direniş damarı, bu kaç bin yıllık Aryenik kültür, Reahaq kültürü bu coğrafyada yeniden filizlendiğinde, tarihsel hakikatiyle bütünleştiğinde gerçekten de güçlü bir direniş sergiledi.

    Ezidiler için Lâleş neyse, Müslüman camia için Mekke neyse Kürt Alevi inancının ser çeşmesi Dersim’dir. İç Anadolu’daki bir kesim Bektaşilerin merkezi de Hacı Bektaş’tır.

    Dersim düşürüldüğünde, Dersim hakikatinden uzaklaştırıldığında, Dersim karşıt Alevilikle donatıldığında, Türk İslam Aleviliği Dersim’e egemen olmaya başladığında bir coğrafyada yok edilir. Eğer Dersim’i çökertirlerse, tarihsel hakikatinden uzaklaştırırlarsa, ciddi boyutuyla Malatya, Adıyaman, Sivas, Elazığ, Erzincan gibi yerleşkelerdeki Kürt-Alevi inancı da yok edilir. Hafıza burasıdır. Bu saydığımız çeperdeki illerdeki bütün ocakların yeri de burası. 12 ocağın ziyaretlerinin merkezleri burasıdır. Kadim yer burasıdır. Mekan burasıdır. Siz bir toplumu mekansız bıraktığınızda, hafızasız bıraktığınızda doğal olarak mekansız kaldı mıydı, hafızasız kalır. Hafızasız kaldı mıydı, çok rahatlıkla üzerinde deney yapabilecek bir kadavraya döndürebilirsiniz.

    Barış döneminde, Abdülhamit’ten beri devralınan raporlardaki hareketlerden alınan feyzle bugün Dersim’e yönelimesi ahlaki değil. Bu süreçte Dersim’deki pirler, ocak evlatları kendi enerjilerini rıza toplumuna, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaya harcasalar, ikrarlı ve rızalı yaşamı daha rahat inşa edebiliriz.

    Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı da verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle tekrar yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir. Dersim bu konuda doğasıyla, toprağıyla, taşıyla, tarihsel hafızasıyla ve diliyle yeniden ikrarlaşarak bu karşıt çalışmayı boşa çıkara bilmelidir.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • TÜİK ve ENAG Ocak ayı enflasyon verilerini açıkladı!

    TÜİK ve ENAG Ocak ayı enflasyon verilerini açıkladı!

    PİRHA- TÜİK ve ENAG Ocak ayı enflasyon verilerini açıkladı. ENAG, Ocak ayı enflasyonu yüzde 6,32 olarak hesaplarken, TÜİK yüzde 4,84 olarak açıkladı.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) 2026 yılının ilk enflasyon verisini açıkladı.

    ENAG’ın yayımladığı verilere göre Ocak ayı Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) bir önceki aya göre yüzde 6,32 oranında arttı. Böylece, E-TÜFE’nin yıllık bazdaki artış oranı yüzde 60 olarak açıklanırken yıllık enflasyon artış oranı ise yüzde 53,42 olarak hesaplandı.

    TÜİK’in açıkladığı verilere göre Ocak ayı enflasyonu yüzde 4,84 olarak hesaplanırken yıllık enflasyon ise yüzde 30,65 oldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sivas Kösedağ’da yapılmak istenen pomza maden ocağına tepki-VİDEO

    Sivas Kösedağ’da yapılmak istenen pomza maden ocağına tepki-VİDEO

    PİRHA-Sivas’ın Zara ilçesinde bulunan Köse Dağı’nda yapılmak istenen pomza maden ocağına tepki gösterilerek açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, “Pomza maden ocağı işletmelerinin Kösedağ eteklerinde yaratacağı zararların bilincinde olup “dur” demek zorundayız. Kösedağ yaşamdır, yaşamımızı savunmak zorundayız” denildi.

    Sivas’ın Zara ilçesinde bulunan Köse Dağı’nda yapılmak istenen pomza maden ocağına karşı Kösedağ Çevre Komitesi öncülüğünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, ‘Doğama dokunma, yok olmasına izin verme’ pankartı açıldı.

    “POMZA KUM OCAĞINA DUR DEMEK ZORUNDAYIZ”

    Yapılan açıklamada, “Pomza maden ocağı işletmelerinin Kösedağ eteklerinde yaratacağı zararların bilincinde olup “dur” demek zorundayız. Köylüler, muhtarlıklar öncülüğünde ortaklaşa bu karardan vaz geçilmesi için hukuki itirazlarını yaptılar. Ancak daha da önemlisi toplumsal duyarlılık. Madencilik doğaya ve canlı varlıklara en fazla zarar veren etkinliklerinden biridir” denildi.

    “YAŞAMIMIZI SAVUNMAK ZORUNDAYIZ”

    Kösedağ’ın birçok köyün ve binlerce insanın içme, sulama suyunu sağladığı vurgulanam açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Maden işletme projesi hayata geçirilirse ne köylüler temiz su kullanabilir ne de Tokat, Amasya ve Samsun üzerinde Karadeniz’e akan Yeşilırmak temiz tutulabilir. Gözenekli pomza tozu derelere karışırsa hem depolarımız bulanacak hem tarlalarımız tuzlanacaktır.

    Çıkacak toz, bitkisel toprağı kaplayacak, tarım veriminin düşmesi ve hayvanlarımızın mera alanları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Dünyada sadece Kösedağ’da yetiştiği bilinen bazı endemik bitki türü yok olacak, ekosisteme telafisi olmayan zararlar verilecektir.

    Projenin bütün çevre faktörlerine olan etkileri belirlenecek, değerlendirilecek, alınması gerekli önlemler ile bu önlemlerin etkinliği araştırılacak ve karar organlarına çevre sorunları açısından en doğru yol gösterilecektir. Eğer etkiyi azaltma imkânsız ise o bölgedeki madencilikten vazgeçilmesi gerekecektir. Kösedağ yaşamdır, yaşamımızı savunmak zorundayız.”

    PİRHA/SİVAS

  • Derweşgewr Ocağı Rayberi bir asrı aşan ömrüyle Aleviliğe ve ocağına sahip çıkıyor-VİDEO

    Derweşgewr Ocağı Rayberi bir asrı aşan ömrüyle Aleviliğe ve ocağına sahip çıkıyor-VİDEO

    PİRHA- Mazgirt’in Dewreşgewr köyünde Dewreşgewr Ocağı taliplerinin gelip niyaz olduğu, cemlerini tuttuğu, lokmaların pay ettiği ocak evi yıkılmayla karşı karşıya. Dewrêşgewr Ocağı Rayberi Mehmet Ali Coşkun, yıllarca hizmet yürüttüğü ocağın yıkılmayla karşı karşıya kalmasının acısını yaşarken, Alevi inancının zorluklarına dikkat çekiyor.

    Dersim inanç sistemi, aşirete dayalı olan ocaklık üzerinde temellenen bir inanç hiyerarşisi olarak tanımlanabilir. Dewrêşgewranlılar da bu sistemin içinde kerameti tescilli bir ocak olarak yerini almıştır.

    Dewrêşgewr ocak/aşireti mensupları, Mazgirt’in Kupık köyünün yarısında, Dewrêşan mezrasında, Goma Lotê’nin tamamı, Miraliyan ve eskiden Mazgirt’e bağlı şimdi Dersim merkeze bağlanan Tırkêl köylerinin tamamında, Varto’ya bağlı Şorik, Xarik, Tatan, Badan, Çorsan köylerinin bir kısmında, yine Kars’ın Göle ilçesinin Gundik ve Gulistan köylerinde ve Erzurum Şenkaya ve Bingöl Karlıova’ya bağlı birkaç köyde yaşıyorlar.

    Dewreşgewr Ocak/aşiret iki dillidir. Kupık, Dewrâşan, Goma Lotê Kürtçenin Kurmanci lehçesini, Miraliyan, Tırkêl ve Varto ise Kırmancki lehçesini konuşmaktadırlar. Esas dilin Kürtçenin Kurmanci lehçesi olduğu kuvvetle muhtemeldir. Zira hem isminin etimolojisinde, hem de ilk yerleşim ve dağılım yeri olduğu belirtilen Bağın ve oradan da Kupik köyü, Dewrêşan mezrası, bu dili kullanmakta, Varto’ya yerleşenlerin de buradan gitmeleri ile, ilk gidenler olan yaşlıların Kurmanci lehçesini konuştukları, ancak bölgenin Kırmancki konuşması nedeniyle onlardan sonraki kuşakların bu dili konuştukları bilinmektedir.

    Mazgirt’in Dewreşan köyünde Dewreşgewr Ocağı’nın mekanı yıkılmayla karşı karşıya. Yüzlerce yıldır, talip topluluklarına, pirlere, mürşidlere, Rehberlere ev sahipliği yapmış, Yol’un sembol merkezlerinden biri olan, cemlerin tutulduğu lokmaların pay edildiği mekanın yıkılmayla yüzyüze kalması 110 yaşındaki Dewrêşgewr Ocağı Rayberi Mehmet Ali Coşkun‘u yaralayan konulardan biri.

    Dewrêşgewr Ocağı Rayberi Mehmet Ali Coşkun‘un tekke diye adlandırdığı ocak merkezi halen mistik yanını koruyor. Ocağı ayakta tutmaya çalışan cisirler, yüzyılların tanıklığını, yaşanmışlığını ve Yol’u ayakta tutmanın gayretindeler.

    Taliplerin zaman zaman geldiği ve ocağın halen sahipleri tarafından korunduğu Dewreşgewr Ocağı’nın bir asrı aşan ömrüyle korumaya çalışan Mehmet Ali Coşkun, Aleviğin ve seyitliğin zorluğuna dikkat çekiyor.

    Dewrêşgewr Ocağı Rayberi Mehmet Ali Coşkun, ocağın yıkılmak üzere olduğunu büyük bir hüzünle anlatarak, zengin insanların olduğunu ama paralarını vermediğinden yakınıyor.

    Dilinden dökülen her cümlede Aleviliğin “ateşten gömlek giymek, fırına girip yanmadan çıkmak” olduğunu hatırlatan Mehmet Ali Coşkun, rızasız olan hiçbir şeye tenezzül edilmediğini paylaşıyor. Düşkün olanın lokmasının alınmadığını ifade eden Mehmet Ali Coşkun, Pir-Talip ilişkisinin öneminin altını çiziyor.

    Alevi toplumunun itikatının zayıfladığını vurgulayan Dewrêşgewr Ocağı Rayberi Mehmet Ali Coşkun, “Meydan, dağılmış ve bozulmuş.Çünkü Alevilik zor iş ve bunu herkes yerine getirmez” diyerek Yol’u yürütmenin ne kadar derin bir bilgi, birikim ve bağlılığa denk geldiğini bir kez daha hatırlatıyor.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Alevi Ansiklopedisi çalışmaları devam ediyor

    Alevi Ansiklopedisi çalışmaları devam ediyor

    PİRHA- Alevi Ansiklopedisi çalışmaları devam ediyor. Alevi Ansiklopedisi, Türkçe ve İngilizce olmak üzere, yayına iki dilli başlayacak. İlerleyen aşamalarda Kırmancki (Zazaca), Kurmanci, Almanca ve Fransızca gibi ek diller hayata geçirilecek.

    Rıza Şehri Akademisi davetiyle başlatılan Alevi ansiklopedisi çalışmaları devam ediyor. Akademisyenler, araştırmacılar, yazarlar, entelektüeller, Aleviliğe dair çalışmaları ve ilgisi olan herkesin Alevi Ansiklopedisine katkıda bulunmaya çağıran Rıza Şehri Akademisi, gelinen aşamaya dair şu bilgiler aktardı:

    “Alevi Ansiklopedisi, Türkçe ve İngilizce olmak üzere, yayına iki dilli başlayacaktır. İlerleyen aşamalarda Kırmancki (Zazaca), Kurmanci, Almanca ve Fransızca gibi ek diller hayata geçirilecektir.

    Örneğin, “semah”, “ocak”, “talip”, gülbenk”, “cemevi” vb. gibi tarihsel, sosyolojik, folklorik, etnografik, teolojik klasik madde girişlerinin yanı sıra “Alevi karşıtı ayrımcılık”, “Alevilikte sözlü kültür”, “Alevilerde kuşaklar arası travma”, “toplumsal cinsiyet eşitsizliği”, “Aleviler ve mizah”, “Alevilik ve travma”, “Kureyş Ocağı”, “Alevi Katliamları”, Alevi Diasporaları”, “Alevi Müziği”, “Alevi hafızası”  vb. farklı konseptlerde hazırlanmış, belirli bir tarihsel dönem, olay, süreç ve/veya durumla ilişkili; Alevi tarihi, coğrafyası, sosyolojisi, antropolojisi, teolojisi, folkloru, siyaseti, ekonomisi vd. alanlarda Alevi kültürüne ve coğrafyasına ışık tutacak yazılar da hazırlanabilir.

    ALEVİ TOPLUMUNUN SOSYO-KÜLTÜREL VE SİYASAL ÇEŞİTLİLİĞİNİ KAPSAMA AMACINDADIR

     Alevi Ansiklopedisi, Alevi toplumunun sosyo-kültürel ve siyasal çeşitliliğini kapsama amacındadır ve özellikle tartışmalı konularda farklı perspektiflerden hazırlanmış içerikleri yayımlama vizyonuyla hareket etmektedir.

    Alevi Ansiklopedisi, destekleyici Alevi kurumlar, Yayın Kurulu & Bilimsel Danışma Kurulu ve teknik ekip olmak üzere üç ana ayaktan oluşmaktadır.

    Rıza Şehri Akademisi davetiyle başlatılan projede, Türkiye’den ve Avrupa’dan çeşitli Alevi kurumlar ile akademik planda Alevilik çalışmaları çerçevesinde faaliyet yürüten çeşitli platformlar, destekçi olarak yer almaktadır. Rıza Şehri Akademisi, projenin diğer kurumlarla ilişki kurmasında; kamuoyunda duyurusunda ve tanıtımında; maddi altyapısının hazırlanmasında ve sürdürülmesinde rol üstlenmektedir.

    Yayın Kurulu, Ansiklopedinin diğer kurullarıyla eşgüdüm haline; ancak yayım sürecinin örgütlenmesi ve yürütmesinde bağımsız olarak; Bilimsel Danışma Kurulunun örgütlenmesinde ve sürece dahil edilmesinde ve ansiklopedinin akademik-bilimsel kriterler çerçevesinde uluslararası nitelik kazandırılmasında görev almaktadır.

    Bilimsel Danışma Kurulu, yayım sürecinde, Yayın Kurulunun bilgi ve uzmanlığını aşan konularda alanındaki bilgi ve deneyimine danışılacak bir uzmanlar kurulu olarak düşünülmektedir. Yanı sıra, dönem dönem örgütlenecek ortak toplantılarda, sempozyum ve workshoplarda, yine bilgi ve deneyimiyle Alevi Ansiklopedisi’ne katkı sunabilecek bir uzamanlar ağı olarak değerlendirilmektedir. Teknik Ekip, Ansiklopedi web sitesinin yapımında, yürütmesinde ve görsel materyallerin hazırlanmasında sorumluluk üstlenmektedir.

    Alevi Ansiklopedisi, uzun yıllara yayılacak, adım adım içeriğini zenginleştirerek genişleyecek bir online bilgi platformu olarak tasarlanmıştır.”

    PİRHA/ALMANYA

     

     

  • 11’inci Ağuçan anma etkinliği yapıldı -VİDEO

    11’inci Ağuçan anma etkinliği yapıldı -VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Bargıni köyünde Dersim Katliamı’nda katledilen 24 Barginili anıldı.

    Bargini Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, Ağuçan anması düzenledi. 5 Ağustos’ta Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Bargini (Karabakır) Köyü’nde yapılan anma, katledilen kişiler için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

    Anmaya, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eşbaşkanı Musa Kulu, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Arslan, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE)  Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Dersim milletvekili Ayten Kordu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Sunuculuğunu Ağuçan Ocağı Sosyal, Yardımlaşma ve Kültür Derneği Başkanı İnanç Dolu tarafından anma, gulbang okunmasıyla başladı. Ardından kurum temsilcileri tarafından yapılan konuşmalarda iktidarın asimilasyon politikalrına dikkat çekilerek, mücadele çağrısı yapıldı.

    Konuşmaların ardından Yazar Turabi Saltık, Alevi ocaklarına dair değerlendirmede bulundu. Doç, Dr. Ayfer Karakaya Stumf da, Alevi kültür mirasıni korumak için oluşturmaya başladığı Alevi Bektaşi dijital arşivi projesini yurttaşlarla paylaştı.

    Anma etkinliği lokma dağıtımı ve okunan deyiş ve nefeslerle tamamlandı.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

    Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

    PİRHA – Depremin üzerinden bir ay geçti. Binlerce insan hayatını kaybetti, binlerce bina yıkıldı. Bazı binalar da yetkililerin kararıyla yıkıma uğratıldı. Yıkıma uğrayan yapıların arasında Alevilerin kutsal mekanları var. Adıyaman Bulam’da Üryan Hızır Ocağı’na ait 150 yıllık ev de valilik kararıyla yıkıldı. 

    6 Şubat’ta Maraş merkezli depremlerde büyük yıkım gerçekleşen Adıyaman’da çok sayıda insan hayatını kaybetti, yaralandı. Binlerce bina yıkılırken, çoğu da ağır hasarlı.

    Adıyamanlı, Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin, Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’da Ocak evinin valilik emriyle yıkıldığını PİRHA‘ya anlattı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN KÜLTÜREL MİRASLARI ENKAZA DÖNÜŞTÜRÜLMEK İSTENİYOR”

    150 yıllık tarihi olan Alevi Ocak evinin kaymakamlık ve valilik emriyle yıkıldığını belirten Büyükşahin, “Bu mirasa enkaz muamelesi yapılmamalıydı. Bu tür tarihi, kültürel ve inançsal özellikleri dikkate alınarak bir uygulamanın yapılması gerekirdi. Çok ama çok üzgünüz” dedi.

    Büyükşahin, “Deprem felaketiyle birlikte maalesef çok sayıda canımızı kaybettik. Felaket her yönüyle devam ediyor. Göçük altındaki canlarımıza bile enkaz muamelesi yapıldı. Bilmemiz gerekir ki insani dramın yanında o coğrafyanın kültürel, inançsal tarihide yok ediliyor. İnsani kırımın yanında bir kültürel kırımında da eşiğindeyiz. Depremin olduğu Alevi coğrafyasında Alevi toplumunun çok önemli kültürel mirasları var. Yüzlerce yıl öncesinden gelmiş olan miras var. Bu konuda yetkililerin çok hor yaklaştığını onu enkaza dönüştürmek istediklerine tanık oluyoruz. Bunun örneklerinden bir tanesi benim de evladı olduğum Üryan Hızır Ocağı’nın Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’da bir ocak evimiz var. Yüzyılı aşkın süredir cemlerin yapıldığı bir evimiz, Kutsal Tarik’in olduğu evimiz, cem evimizin olduğu büyük odamız var. Burası maalesef iki gün önce iş makinalarıyla yıkıldı, param parça edildi. Orası öyle bir yer ki beş kuşak dedemizin babam Hasan Dede, amcam Hamo Dede, onun babası Hüseyin Dede, kardeşi Mamo dede, babaları Miro Dede, onun babası Hüseyin Dede… Hasan efendilerin, büyük Hamo dedelerin,  Kalender dedelerin, Opi Usun, Ali ağanın, Yusuf Dede, Sabri Dede, Hüseyin Dede ve nicelerinin 1850 yıllardan beri var olan en az 150 yıllık tarihi olan, cem cemaat olunan, bir evden bahsediyoruz. Orada hem ocağımızın tarihi var hem de o günden bugüne sürekli cem cemaatlerin yapıldığı bir yer. Tarihsel, kültürel ve inanç anlamında bize akan bir miras ve dolayısıyla yapılması gerekli olan tek şey onun bu özelliklerinin dikkate alınarak bir uygulama yapılmasıydı” dedi.

    “CEM YAPTIĞIMIZ ODAYA AHŞAP BİR TAHTA DEĞERLENDİRMESİ YAPAMAZSINIZ”

    Veli Büyükşahin şöyle devam etti:

    “Depremden sonra gördüğümde duvarlarında yıkıklar vardı. Şeritler çekildi ve hızlı bir şekilde ağır hasarlı denilip, yıkılma tehlikesi var diye iş makinalarıyla yıktılar. Dolayısıyla kültürel mirası da inanç mirasını da beş kuşakla gelen mirası da yok ediyorsunuz aslında. Orası sadece bir ev değil; büyük oda dediğimiz cem yaptığımız odaya sadece bir ahşap tahta muamelesi yapamazsınız. Çünkü orada en az 5 tane Alevi piri cem yapmış, cemaat yapmış, ikrar almış, yol sürdürmüş, hızır cemleri yapmış, müsahiplik cemleri yapmış. Tarik orada müsahiplerin sırtına çalınmış, hızır lokmaları, aşureler orada yapılmış ve orada toplumun sorunları çözülmüş. Dolayısıyla devletin yapması gereken onu koruma altına almak. Eğer yıkılması zorunluysa da buna uygun tedbirleri almak o dokuyu korumak oradaki taşın da ahşabın da zarar görmemesi için tek tek çıkarmak ve aslına uygun yeniden yapması gerekirdi.”

    “ALEVİ PİRLERİNİN SÖZLERİNİN, DUALARININ SİNDİĞİ BİR OCAK EVİ”

    Haber aldığımız anlardan beri bazı girişimlerde bulunmaya çalıştık ancak sonuç alamadık. Niye? Kepçeler girdi. İlk önce yaptıkları cemlerin yapıldığı odayı yıkmak oldu. Dolayısıyla yetkililerin o bölgede deprem bölgesinde bizim kültürel mirasımızda, inancımızda çok önemli bir yeri olan mekanlarımıza nasıl hor yaklaştıklarının gösterilmesi açısından çok önemli bir veri. Orası sadece bir taş, tahta, duvar yada bir kerpiç değil. Alevi tarihselliği içinde kendi kültürü, inancı, yolu barındırıyor. Bu evde en az beş altı pirin sözleri, gülbengleri, duaları, o sazlardan çıkan deyişler ve aramızda olmayan yüzlerce yıl önceden yaşamını yitirmiş çok sayıda insan orada cem cemaat olmuş. Onların ruhunu taşıyor. Onların sözlerinin içine sindiği bir ocak evinden evden bahsediyoruz. Orası sadece dört duvarı olan bir ev değil.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN SAHİP ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Büyükşahin, bu yıkımın incitici olduğunu söyledi ve Alevilere çağrıda bulundu.

    Büyükşahin, “Bunun hesabının sorulması lazım. Alevi coğrafyasındaki mirasa sahip çıkmak gerekiyor. Kim sahip çıkacak? Elbetteki başta bizler… Ocakzadeler, talipler ve Alevi örgütlerinin buna dönük bir proje geliştirilmesi gerekiyor. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki enkaz altında canlar varken bile orayı bir moloz yığınına çevirdiler. Oraya da öyle yaklaşıyorlar. Orası sadece bir moloz yığını değil; orası bir ocak evi. Bir ocak evine yaklaşmak gerektiği gibi saygıyla, hürmetle yaklaşmak gerekir. Pir Hüseyin’in, Pir Miro’nun, Pir Mamonun, Pir Hüseyinin emanetine saygılı yaklaşmak gerekiyordu. Ocağımızın Tarik’ine kim olursanız olun saygılı yaklaşmak gerekirdi. Çok büyük bir haksızlık ve saygısızlıkla karşı karşıyayız. Bu saatten sonra neler yapılabilir tartışmak gerekiyor. Ben de o evde doğmuş, orada büyümüş ilk cemlerine orada katılmış biri olarak,  her Adıyaman’a gittiğimde orayı ziyaret etmeden geçemezdim.  O odada oturup babamın dedelerinin dedeleriyle bağ kurmaya çalışan biri olarak Alevi yolundan yürüyen biri olarak çok incindim.  Orayı yıkmak, orayı herhangi bir moloz yığını gibi görmek Alevi yoluna, inancına, ocaklarına büyük bir hürmetsizlik. Çünkü o mekanlar kendiliğinden kutsal olmuyorlar. O mekanlar insanlar orada yaşadıkları, orada yaptıkları cemler, orada okudukları deyişler, okudukları kitaplar, oradaki Alevi toplumsallığı kutsallaştırdı. Toplumun bu konuda duyarlı olması, Alevi toplumunun sahip çıkması gerekiyor. Acı bir olay. Dur dememiz gerekir” diye konuştu.

    Berfin YILDIZ/ PİRHA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Veli Büyükşahin: Devletin hegemonyasına karşı Alevi ocak sistemimizi geliştirmeliyiz -VİDEO

    Veli Büyükşahin: Devletin hegemonyasına karşı Alevi ocak sistemimizi geliştirmeliyiz -VİDEO

    PİRHA- Hacıbektaş’ta ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayında konuşan Gazeteci Veli Büyükşahin, “Alevi ocakları yatay şekilde örgütlenen bir yapıda ve devletin hegemonyasına karşı kendisini kapatmıştır. Bunu yapmadığımız sürece kendi içimizdeki tartışmalar da bizi tüketecektir. Herkesi bir Alevi dairesi içerisinde tutmalıyız” dedi. 

    7 Alevi çatı kurumunun 17-18 Eylül’de ortaklaşa düzenlediği ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayında çok sayıda katılımcı fikir beyan etti ve sonuç bildirgesi kamuoyu ile paylaşıldı.

    Çalıştaya katılan Gazeteci Veli Büyükşahin konuşmasında, Alevi dünyasının kentleşme ve modernleşme ile birlikte ciddi sorunlar yaşadığını ve asimilasyona açık hale geldiğini belirtti. Saldırılara karşı Alevilerin birliktelik oluşturması gerektiğini de vurgulayan Büyükşahin, devletin hegemonyasına karşı ocak sisteminin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

    “KENTLEŞME VE MODERNLEŞMEYLE BİRLİKTE ASİMİLASYONA AÇIK HALE GELDİK”

    Devletin şiddet aygıtlarının yanında kültürel anlamda da Aleviler üzerinde bir hegemonya kurduğunu ifade eden Büyükşahin, “Bizi bizimle ikna ediyorlar. Son bir, bir buçuk yılda İçişleri, Kültür Bakanlıklarının ve iktidarın çeşitli örgütlerinin cemevlerini gezip genel merkezlerimizin altını boşaltmaya çalışmasının da amacı budur. Asimilasyona açık hale geliyoruz. Geçmişte kentleşmeden, modernleşmeden önce kendimizi koruma araçlarımız vardı. Alevi ocak sistemi aslında Alevi inancını, kültürünü, yaşam biçimini bir şekilde koruyan bir özelliğe sahipti. Ama kentleşme, modernleşme ile birlikte bu konuda ciddi sorunlar yaşandı ve saldırılara, asimilasyona açık hale geldik” diye konuştu.

    “ALEVİ DÜNYASININ YAPMASI GEREKEN EN ÖNEMLİ ŞEY BİR ARAYA GELMEKTİR”

    Alevi dünyasının son 20-30 yılda bir gelişen ayrım noktaları olduğunu söyleyen Büyükşahin, “Farklı Alevilik noktaları var. Farklı Alevi gelenekleri oluşuyor. Alevi dünyasının yapması gereken en önemli şey bir araya gelmektir” dedi.

    “DEVLETİN HEGEMONYASINA KARŞI ALEVİ OCAK SİSTEMİMİZİ GELİŞTİRMELİYİZ”

    Aleviler olarak ocaklarına, ritüellerine, inançlarına, kültürlerine sahip çıkmaları gerektiğini vurgulayan Veli Büyükşahin, Alevi kurumlarının aralarındaki ilişkiyi sağlıklı bir şekilde kurmaları ve ilerletmeleri gerektiğini söyledi.

    Cemevlerinin Alevileri ne kadar yansıttığını sorarak sözlerine devam eden Büyükşahin, son olarak şunları kaydetti:

    “Sadece lokma vermek, cemlere gitmek bizi Alevi yapar mı? Alevi kurumları Alevilerin sosyal, siyasal ihtiyaçları için çok kıymetli şeyler yapıyorlar ancak Alevi kurumlarının ve cemevlerinin varlığı tek başına bizi asimilasyona karşı korumada yetersiz kalıyor. Çünkü işin inanç boyutu kalmayınca siz bir kuşak sonra birçok şeyi kaybediyorsunuz. Hükümet 1500 küsür cemevini gezerek, cemevlerimizi genel merkezlerimizden koparmaya çalıştı. Alevi ocak sistemini tartışmalıyız. Bu sistemleri güçlü bir şekilde hayata geçirmeliyiz. Çünkü Alevi ocakları yatay şekilde örgütlenen bir yapıda ve devletin hegemonyasına karşı kendisini kapatmıştır. Bunu yapmadığımız sürece kendi içimizdeki tartışmalar da bizi tüketecektir. Herkesi bir Alevi dairesi içerisinde tutmalıyız.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Pir İbrahim Kete’ye Almanya vize vermedi

    Pir İbrahim Kete’ye Almanya vize vermedi

    PİRHA- Şıx Çoban Ocağı pirlerinden İbrahim Kete, davet edildiği Dersim Kültür Festivali’ne gitmek için Almanya Konsolosluğuna yaptığı vize başvurusu ‘Geri dönmeyecek’ denilerek reddedildi. Karara tepki gösteren Pir Kete, “gri pasaportlu dedelerin yüzlercesi gidip geliyor. Hacca gönderiliyor. Bunlara vize veriliyor da bana niye verilmiyor. Ölçü nedir?” diye sordu.

    Almanya’nın Frankfurt kentinde 3-4 Haziran tarihleri arasında yapılacak olan Dersim Kültür Festivali hazırlıkları devam ederken, festivale davet edilen Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete’nin vize başvurusu ‘Geri dönmeyecek’ denilerek reddedildi.

    Vize başvurusunun reddedilmesine ilişkin PİRHA‘ya konuşan Pir İbrahim Kete, “Almanya ‘da 3 yıl çalıştım, geri geldim. İki evladım Almanya’dadır. Arada bir gidip gelirdim. Bir sorun yoktu. Dönem dönem gider talip topluluğumla cem olurduk” diyerek yıllarca Almanya’ya gidip geldiğini ve bir sorun yaşamadığını aktardı.

    “GRİ PASAPORTLU DEDELERE VİZE VERİLİYOR DA BANA NEDEN VERİLMİYOR?”

    Pir İbrahim Kete, Avrupa Dersim Kültür Festivali’ne resmi olarak davet edildiğinin altını çizerek, “Bu festivaller kültür sanat festivalleridir ve yasaldır. Ayrıca Alevi dünyasında bir çok kurum yetkilisi, gri pasaportlu dedelerin yüzlercesi gidip geliyor. Hacca gönderiliyor. Bunlara vize veriliyor da bana niye verilmiyor. Ölçü nedir? Hakikati yaşatan ve dile getirenlere bu hukuksuzluk ve engelleme niye?” diye sordu.

    “CEM EKRANINI YÜRÜTMEM YASAKLANMIŞTIR”

    Yasaklananın inancın kendisinin olduğuna dikkat çeken Pir İbrahim Kete, şunları belirtti:

    “Pirlerimizle cem erkanı yürütecektik. Cem erkanını yürütmem yasaklanmıştır. Bu Alman devletinin kararı mıdır? Almanya Aleviliği kabul eden bir devlettir. Bunu niye yapıyor olabilir? Cem erkanı yürütmem gerekçe olarak inandırıcı görülmemiş. Ayrıca gidip geri dönmeyeceğim belirtilmiş. 75 yaşındaki birisi bu yaştan sonra Almanya da mı kalacak? Bu bana inandırıcı gelmedi. Anlaşılan Almanya devletinin de makul Alevileri vardır.

    Bu kararı kınıyorum. Reya Heq Alevi pirlerini inandırıcı bulmamaları, hakikatimize yönelik uluslararası düzeyde bir yönelmenin olduğu anlamına geliyor. Ayrıca Dersim kültürüne de bir tahammülsüzlük devam ediyor. İkrarlı pirler her şart altında hakikati dile getirmeliler.”

    Diren KESER/ADANA

  • Tüketici enflasyonu açıklandı TÜİK: Yüzde 48,69, ENAG: Yüzde 114.87

    Tüketici enflasyonu açıklandı TÜİK: Yüzde 48,69, ENAG: Yüzde 114.87

    PİRHA- Ocak ayına dair enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK’e göre enflasyon ocakta aylık bazda yüzde 11, yıllık bazda yüzde 48,69, ENAG ise son 12 aylık artışı yüzde 114.87 olarak gerçekleştiğini açıkladı.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre enflasyon ocakta aylık bazda yüzde 11, yıllık bazda yüzde 48,69 arttı. Üretici enflasyonu ise yüzde 93’e ulaştı.

    Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise, ocak ayına ilişkin enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre enflasyon ocak ayında aylık yüzde 15.52 artarken, son 12 aylık artışı ise yüzde 114.87 olarak gerçekleşti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    PİRHA- Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konulmasına tepki gösteren Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, ziyaretlerin, özelde de Ana Fatma ziyaretinin kadın kutsallığının mekanı olduğunu belirtti. Kete, “Bizler toprağa bir ağaç dikerken bile rızalık alırız, bu kutsal mekanı şantiye haline, turistik tesis haline getirirken kimden rızalık aldın? Analarımızın buna razı olmayacağını hiç düşündün mü? Bu zulüm niye?” diye sordu.

    Dersim başta olmak üzere Alevilerin kutsalları üzerinde tahribatlar devam ediyor. Son olarak Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konuldu.

    Tepkiler üzerine tabela kaldırılırken, aslan heykeli yerinde duruyor.

    Konuya dair Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA- Munzur Gözeleri başta olmak üzere ocak ve ziyaretler ‘peyzaj’ çalışması adı altında özünden uzaklaştırılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ziyaretlerin inançtaki yeri nedir?

    Zeynel KETE: Alevi inancında kom olmanın, cıvatın, cemal cemale gelmenin, inancın yeniden canlanmasında, akışkan olmasında mekânın, jiyar u diyarların önemi büyüktür. Hakikatin, kültürün, inancın, dilin, geleneğin, tarihin yeni kuşaklara aktarıldığı mekanlardır. Ziyaretler bir toplumun ikrar ve rızalık esası üzerine yaşamasının canlandığı yerlerdir. Jiyarlarımız, kutsal mekanlarımız Hakk’ın cemalidir.
    Zamanın ve mekânın ruhuna uygun yaşam ikrarlı yaşamdır. Toprak mülk değildir. Hérda Dewreştir, Hakk’ın görünür olduğu yerdir, kimliktir, Ana mezındır ( Büyük Ana). Her şeyden önce Ana Fatma’nın mekanıdır.

    “ZİYARETLERİMİZ GEÇMİŞİN ANDA BİRLEŞTİĞİ YERLERDİR”

    -Ana Fatma ziyaretine de beton dökülüp müdahale edildi.

    Beton dökülerek meftun edilen mekan Ana Fatma’nın cemalidir, nurudur. Ana Fatma ziyareti bizim için Ana kadının kemaleti karşısında dar-didar olduğumuz, inancımıza yönelik özümüzü dara aldığımız, tutum belirlediğimiz mekandır. Bu mekanlar bizi nahaktan uzaklaştıran Hakk’a yakın eden mekanlardır. Buralarda kendi toplumsallığımızı kutsarız.

    Ziyaretlerimiz yaşam ölçülerimizin sürekli yenilendiği, geçmişin anda birleştiği yerlerdir. Hele bu mekânın bir kadın ziyareti olması daha da önemlidir. Buraya beton dökülmesi eril zihniyetin kadının bilgeliğine, özgürlük arayışına, nuruna, tahammülsüzlüğün göstergesidir.

    “SIRADAN BİR İŞ OLARAK GÖRÜLMEMELİ”

    -Bu sıradan bir peyzaj çalışması mıdır?

    Kesinlikle değildir. Yaşam kaynağımız olan, yeniden doğuşun, varoluşun, kendinden var eden, Xweza (kendinden doğuran), kadın ( jin) yaşamın varoluşu sembolü olan bir mekana beton dökülmesi nahak zihniyetin sıradan, rastgele, hizmet için yaptığı bir iş değildir.

    En kutsalımız olan, mürşid-i makam olan, kendinden doğuran, var eden, güneşin sembolü olan kadın ve yaşam anlayışına, bilgeliğine, eril zihniyet Hakk kapısına, planlı, hesaplı, amaçlı ‘beton döktüm, dondurdum’ demek istenmiştir.

    Dersim 38 Katliamı sırasında önce kutsallara, ziyaretlere, ocaklara, ocak pirlerine yönelmeleri boşuna değildi. Bu kutsallar binlerce yıllık hafızamız, arşivimiz, bizi biz yapan değerlerimizdir. Bir toplum bu kültürel değerleri ile var olur.  Toplumsallığımız bu mekanlarda canlanır. “Beton dökme” deyimi, varlığını, toplumsallığını dondurma, yok etmedir.  Toplumsallık yok edildi mi kültürde yok olur. Rêya Hakk Alevi inancında politik, kültürel bir direniş hattı vardır. Aynı zamanda zulme karşı mücadele ederken, ikrar tazelediğimiz mekanlardır. Yeniden dirilişin mekanlarıdır.

    “BU KUTSAL MEKANA YÖNELİK YAPILANLAR ERİL ZİHNİYETLE İLGİLİDİR”

    -Alevi inancında doğa ne anlama geliyor, son dönemlerde kutsal mekanlara yönelik saldırıların nedeni sizce nedir?

    Rêya Hakk Alevi inancında doğaya müdahale, iktidar kurma, denetim altına alma yoktur. Doğa nesne değildir yaşamın kendisidir. İlk dönemlerde kadın doğa ile özdeş tutulmuştur. Doğa ile bu uyumlu ilişki Nahak zihniyetin yaşam alanını daraltan ilişkidir. Doğa üzerinde, kutsallar üzerinde erkek iktidarı belirleyici olunca kadın toplumda düşürüldü.

    Bugün bu kutsal mekana yönelik yapılanlar bu eril zihniyetle ilgilidir. İktidarcı, tekçi zihniyet Gürsel Erol üzerinden kutsallarımızı özelleştirilmiş, mülk haline getirmiş, değerlerimiz üzerinde güç kullanmıştır. Toplum bütün değerleri ile beraber, doğası ile beraber çarmıha gerilmiştir. En kutsala yönelmek bir kişinin aklı değildir. Ortada örgütlü bir güç söz konusudur.

    “YANLIŞ YAPTIĞINIZI KABUL EDİN VE ANA FATMA’NIN DARINA DURUN”

    -Benzer tabloyu son yıllarda bir çok ziyarette görüyoruz. İsimler kazıtılarak reklam da yapılıyor. Bu konuda ne demek istersiniz?

    Gürsel Erol’a seslenmek isterim. Bu kadar zulüm niye? Bizim yol ulularımız bu kutsal mekanlara bir çöp bile taşımayıp, sadece bu mekanlarda teberik niyetine toprak götürürlerdi. Teberik alınmasını engellemenizin altındaki ruh hali ne ola ki?

    Bizler toprağa bir ağaç dikerken bile rızalık alırız, bu kutsal mekanı şantiye haline, turistik tesis haline getirirken kimden rızalık aldın? Analarımızın buna razı olmayacağını hiç düşündün mü?

    Binlerce yıldır bu mekanlarda ayağımız toprak yüzü gördü. Hava, su, ateş ve toprak ikrarlaştı. Bedenimiz ruhumuz, çar anasıra ikrar ve rızalık verdi. Ateşi, suyu, toprağı betona gömmenin manası nedir? Bu nefsani hırs niye? Binlerce yıllık toplumsal hafızamızı betona gömerken, binlerce yıllık birikimi yığına mı çevirmeyi düşündünüz?

    Hakk aşkına, pir aşkına, anaların verdiği lokmaların, uyandırdığı çerağların aşkına hizmet diye tanımladığımız bu zulümden vazgeçmesi çağrısında bulunuyorum.

    Hiç mi anaların yakarışı aklınıza gelmedi. Sabah güneş doğarken ” Ya Tîja Ana Fatma, Ya Tîja Hometé ” sozlerini ne tez unuttunuz. Yol ulularından, pirlerden hiç mi lokma almadınız, hiç mi Hakk kelamını dinlemediniz? Bizler biliriz ki hakikat bin bir donda on sekiz bin alemde kendini gösterir, ne beton nede başka bir şey hakikati gizleyemez. Yanlış yaptığınızı kabul edin ve Ana Fatma’nın darına durun.

    “BU ŞANTİYEYİ HİÇ Mİ GÖRMEDİK?”

    -Bu konuda başta Dersim halkı ve kurumları olmak üzere Alevilerin yeterli tepki verdiğini düşünüyor musunuz?

    En başta şu sorunun cevabını vermek lazım. Bu şantiyeyi hiç mi görmedik?

    Bütün bunlar yaşanırken Ana Fatma jiyarı şantiye halindeyken bu coğrafyada yaşayan Dersimliler, halkın iradesini temsil ettiklerine inanan siyasiler, seçilmişler, Munzur, Dersim, Ana Fatma ile ilgili söz kuranlar, deyiş söyleyenler, yazanlar, çizenler, ocak evlatları, sanatçılar, hepimiz bu zulmat deryasının kirine pasına bulanmışız.

    Zaman Hakk kelamını dile getirmenin zamanıdır. Analarımızın yüzüne bakabilmek için, tarihe iz bırakmak için, hep birlikte söz söylemenin, gayret etmenin zamanıdır. Bu kutsal mekan aslına dönmeli.

    ‘Bu coğrafya çok zulüm yaşadı, çok ihanet gördü, her gün her saat jiyar ve diyarlarımız acı keder içindedir’ diyerek irlikte cem olup Ana Fatma’nın darına durmanın zamanıdır.

    Diren KESER/ADANA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Aday: Ana Fatma Ziyaretinde yapılan yeleli aslan heykeli kaldırılmalıdır

    Ana Fatma Ziyaretinde Gürsel Erol yazılı tabletler kaldırıldı

    Sinan Kırmızıçiçek’ten Gürsel Erol’a tepki: Dersim halkının rızalığını aldınız mı?

    Gürsel Erol’a tepki: Ana Fatma Ziyaretinin dokusunu bozarken kimden izin alındı?

     

  • ‘Dersim’deki bütün kutsal mekanlarımıza heykel, büst, mezar, reklam konulmamasına karar verilmiştir’-VİDEO

    ‘Dersim’deki bütün kutsal mekanlarımıza heykel, büst, mezar, reklam konulmamasına karar verilmiştir’-VİDEO

    PİRHA-Düzgün Baba mekanında bir araya gelen Ocak evlatları ve kurum temsilcileri yaptıkları ortak açıklamada, “Hasret Gültekin, Sivas’ta katledilen canlar ile birlikte ele alınmalı, heykelinin kutsal mekânlar dışında sivil alanlara konulması ilgililere tavsiye edilmiştir. Dersim’deki bütün kutsal mekânlarımıza heykel, büst, mezar, reklam vb. şeylerin konulmamasına karar verilmiştir” diyerek alınan kararları paylaştı.

    Haberin videosu;

    Düzgün Baba mekanında bir araya gelen Ocak evlatları, talipleri ve kurum temsilcileri, Düzgün Baba Cemevi bahçesine konulan ve daha sonra kaldırılan Hasret Gültekin’in heykeli ve reklam panoları hakkında ortak bir açıklama yaptı.

    Kureyşan Ocağı Piri Süleyman Yıldız tarafından okunan ve Mursaê Dewreşi’nin şiirinin bir bölümü paylaşılan açıklamanın tamamı şöyle:

    Kemerê Duzgıni ra çifte Heliye Doğani
    Perenê ra sonê hetê Erzıngan u Tercani
    Car u imdat dane Xınıs u Vani
    Çerx u pewraz dane Sam u Hemedani
    Yenê sonê Urimê Şevaji Cemê Pir Sultani
    Cerenê ra Kêmerê Duzgıni, leê Wayıri, bimbarekê mekani.

    Türkçesi (Düzgün Baba Dağı’ndan çifte kılavuz kartallar / Uçar giderler Erzincan ve Tercan’a doğru / Car ve imdat verirler Hınıs ve Van’a / Çark-ı pevraz dönerler Şam ve Hemedan’da / Gelirler Urum’un Sivas’ına Pir Sultan cemine / Dönerler Düzgün Baba’ya, Wayır’ın /Sahibimizin mekanına.)

    Düzgün Baba kutsal mekanında birilerince evvela “Sivas Şehitleri” adına söz konusu cemevi alanında bir orman alanı oluşturulmuştur. Bir milletvekili ve bir belediye başkanınca da şahıslarının reklamını yapar nitelikte işler yaptıkları (yol inşası ve bank koyma) görülmüştür. Akabinde de cemevi bahçesinde Hasret Gültekin heykeli dikilmiştir. Gelen tepkiler üzerine heykel kaldırılarak muhafaza altına alınmıştır. Dersimin kıblegâhı olan Kureyş Evladı Düzgün Baba mekanına siyasi vb. nedenlerle konulan heykel, yol-bank vb. reklam araçları Ocakzadeler, ziyaretçiler ve yol talip evlatları tarafından tepki ile karşılanmıştır.

    Bu gelişmelerle birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin çağrısı ile 25 Temmuz 2020 tarihinde Düzgün Baba mekanında bir toplantı çağrısı yapıldı. Bu toplantı, başta Kureyşan Ocağı olmak üzere bir çok ocaktan, Avrupa ve Türkiye’den Dersim kurum temsilcileri ve halkın geniş katılımı ile gerçekleştirildi. Toplantının başlangıcında “sorunun çözümü için, bu toplantıdan çıkan sonucun bağlayıcı olacağı” karar altına alındı. Toplantıda ortaya çıkan ortak iradenin bir deklarasyonla ilan edilmesine gelince; Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri “aramızda değerlendirme yapmak istiyoruz” diyerek toplantıdan ayrıldılar. Döndüklerinde, “yaptığımız görüşmeler sonucu; anıt ya Düzgün Baba’ya dikilir, ya o odada kalır, anıtı geri de almayacağız” açıklamasında bulundular.

    Aşağıda kamuoyuna açıklayacağımız kararlar Pir Sultan Derneği adına toplantıya katılanlardan birkaç temsilcisi dışındaki katılımcılarının ortak iradesini yansıtmaktadır. Kamuoyuna bildirilir.

    1. Bu kutsal mekanı ziyaret edenler yalın ayak yürüyerek Düzgün Baba’yı ziyaret ederler. Bu hassasiyet dikkate alındığında, Kureyş ve Düzgün Baba adına deyiş, Hak Kelamı icra eden, mekanda cem ritüeli gerçekleştiren değerli Hak aşıklarından Sey Qaji, Baba Kâzım, Weliye Wuşenê İmami, Şa Haydar, Mursaye Dewreşi, Dewres Sılema, Davut Sulari ve Hasan Efendi bile; ne bu mekana gömülmek, ne de büst ve heykellerinin bu mekanlarda sergilenmesini istemişlerdir. Pir Sultan’ın heykelinin Hz. Hüseyin’in türbesi önüne konulması ne kadar yanlış ise, söz konusu heykelin kutsal mekanlarımızın önüne konulması da o denli yanlıştır.

    2. Dernekler hizmet ve kültürel kurumlardır, inançsal temsiliyetleri yoktur. İnanç temsiliyeti ocaklarımızındır.

    3. Kişisel çıkarları için kutsal değerlerimizin reklam aracı olarak kullanılması doğru değildir. Halkımızın itikadi hassasiyetleri kişisel arzulara feda edilmemelidir.

    4. Bu tarz yaklaşımlara izin verildiği taktirde bu inanç ve kültürün yozlaşacağı aşikardır.

    5. Hasret Gültekin, Sivas’ta katledilen canlar ile birlikte ele alınmalı, heykelinin kutsal mekanlar dışında sivil alanlara konulması ilgililere tavsiye edilmiştir.

    6. Dersim’deki bütün kutsal mekanlarımıza heykel, büst, mezar, reklam vb. şeylerin konulmamasına karar verilmiştir.

    7. Heykelin konulması da kaldırılması da başta Kureyşan Ocağı olmak üzere Dersim’in diğer ocakları, talipleri ve kurumların bilgisi dışında gerçekleşmiştir. Daha sonraki süreçte bazı art niyetli kimseler heykel üzerinden bir tartışma yaratarak Alevi camiası arasına nifak sokmaya çalışmış, insanlarımızı karşı karşıya getirmiş, kutsal değerlerimizi tartışma konusu yapmaya çalışmışlardır. Kimsenin heykel üzerinden Dersimi zan altında bırakmasına, şantaj yapmasına, yanlış bilgi ile Alevi camiasını bölmeye hakkı yoktur. Sivas Şehitleri bizim canlarımızdır. Biz kutsallarımızı korumak amaçlı bu kararları aldık. Amacımız kimseyi incitmek değildir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Dersimliler yüzünü ocaklarına çevirip, cümle canın etkisiz hale getirilmesine dur demeli’-VİDEO

    ‘Dersimliler yüzünü ocaklarına çevirip, cümle canın etkisiz hale getirilmesine dur demeli’-VİDEO

    PİRHA- Pir Zeynel Kete, Munzur gözeleri, Ovacık vadisi başta olmak üzere, Rêya Heq Alevi inancı için kutsal kabul edilen mekanların turizm, maden arama çalışmaları, taş ocakları çalışmaları kapsamında rant alanına açılmasını Dersimlilerin kabul etmeyeceğini belirtti. Kete, “Dersimlilerin yüzünü kendi ocaklarına çevirerek, kutsal mekanlarının darına durarak, direnen inanç gerçekliğinden güç alarak, ya Xızır deyip rızasızlığa karşı durmaları gerekiyor” dedi.

    Son dönemlerde Dersim coğrafyasına yönelik çeşitli şirketlerin rant çalışmaları bir biri ardına başlatılıyor. Doğa ve inanç alanlarının talanına yol açacağını belirten Dersim kurumları ve Dersimliler sesini yükseltiyor.

    “ASIL AMAÇ, RÊYA HEQ ALEVİ İNANCININ DİRENEN SON KALESİNİ KENDİ HAKİKATİNDEN UZAKLAŞTIRARAK DENETİM ALTINA ALMAKTIR”

    Konuya dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Demokratik Alevi Dernekleri Adana Şubesi Eş Başkanı Şeyh Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete, Dersim’in  Rêya Heq Alevi inancın son halkası olduğuna dikkat çekerek, “Dersim’in tarihsel hafızasına, antik inancına, ağırlıklı olarak aryenik kültürüne, kutsal topraklarına, ziyaretlerine, nişangahlarına, ziyaretlerine, herda devreşe, mekane Duzgun’a, evliyalara, embiyalara, devreşlere, ocâklar diyarına, kutsallarına, Rêya Heq Alevi inancının serçeşmesine, direnen inanç gerçekliğine, direnen halk gerçekliğine, diline, kültürüne yönelik kırım hala devam etmektedir. Asıl amaç, Aryenik kültürün, Rêya Heq Alevi inancının direnen son kalesini kendi hakikatinden uzaklaştırarak denetim altına almaktır.

    Kete, şöyle devam etti:

    “Yaşadığımız demi devranda, Alevî süreklerinin günümüzde yaşadığı sorunların anlaşılması, nedeninin, niçininin, nasılının bilinmesi için Cumhuriyet modernitesininin ötekilere yönelik politikalarını bir daha gözden geçirmeleri gerekiyor. Bütün bu yaşananlar bir sürecin sonucudur. Aleviler ve özelde Dersimliler kendilerine dayatılan, zorla giydirilen çağdaş, uygarlık, modernlik gömleğini niye giydiklerini, kimler tarafından niçin giydirildiğini, kendilerine nelere malolduğunu, kendilerinden neleri alıp götürdüğünü bilince çıkarmazlarsa, bu gömleği nasıl çıkaracaklarını öğrenemeyecekler.”

    “RÊYA HEQ ALEVİ COĞRAFYASI, YENİDEN ŞARK ISLAHAT PLANI VE BİR TERTELE İLE KARŞI KARŞIYA”

    Dersim’e yönelik; tedip ( hizaya getirme), tenkil (cezalandırma), tehcir (göçertme), tasfiye (etkisizleştirme, ortadan kaldırma) siyasetinin çeşitli araçlarla ve yöntemlerle hala devam ettiğine dikkat çeken Kete, şunları vurguladı:

    “Özellikle son dönemlerde Dersim’in kutsal mekanlarına yönelik, çeşitli kalkınma ajanslarının, şirketlerin çalışmaları, rant alanına açılması , turistik tesislerin yapılması, bu rant projeleri ile ilgili çalışmaların yapılması Rêya Heq Alevi coğrafyası, herda devreş, mekane Duzgunun yeni bir kırımla karşı karşıya olduğu manasına gelir. Yeniden şark ıslahat planı, yeniden bir tertele ile karşı karşıya. Bölge insansızlaştırılacak, yüzlerce aile binlerce nüfus yerinden edilip göçe zorlanacaktır. Madem işsizliği önlemek için yapılacaksa, istihdam alanı yaratılacaksa, ekolojik dengeler gözetilerek, halkın kutsalları korunarak, yöredeki halkla beraber, kararlar ortaklaşa alınarak, tek taraflı değil halkın iradesi esas alınarak, tarafsızlığı bilinen birden fazla özerk bilimsel kurumdan öneriler alınarak, hiçbir şey gizlenmeden çalışmalar yapılabilinir. Bu tip etkinlikler ve istihdam alanları için uygun olacak birçok yer bulunur. Neden kutsal mekanlar? Neden SİT alanları? Kutsal alanlar söz konusu olduğunda niye Dersim’in Ocak pirlerinin önerileri esas alınmıyor? Halkın işsizliği, açlık bahane edilerek, on binlerce yıllık kutsallarımız yok edilme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Açlık işsizlik insanların bir hakikati midir? Karınca bile kendine bir iş bulurken, aç kalmazken kâinatın aynası olan insanın aç kalması insanın hakikatine uygun mudur?”

    “DEVLET DERSİMLİLERE İŞ ALANI AÇACAKSA ÖNCELİKLİ OLARAK, KHK’LİLERİ GÖREVİNE İADE ETSİN”

    “100 yıl önce Dersim’in nüfusu bugünkü nüfusundan kat ve kat fazla iken kimse açlıktan ölmüyordu ve herkesin bir gayreti vardı” diyen Kete, sözlerine şöyle devam etti:

    “Nüfus bu kadar azalırken, teknoloji bu kadar gelişirken, üretim araçları yenilenirken, tarımda ve hayvancılıkta yeni yöntemler ve teknolojiler varken, gençliğin büyük bir kesimi okumuş üniversite bitirmişken işsizlik neyin nesi? Devlet Dersimlilere iş alanı açacaksa öncelikli olarak, KHK ile görevinden uzaklaştırılan kamu çalışanlarını görevine iade etsin, binlerce üniversite mezununa alanları ile ilgili iş versin. Önce buradan başlanabilir. Ayrıca köye geri dönmek isteyip kendi köylerinde toprakları üzerinde varlığını devam ettirmek isteyen binlerce aile vardır, bunlara yasal imkanlar tanınarak serbestlik ortamı oluşturmak ile işe başlanır.”

    “DERSİMLİLER YÜZÜNÜ KENDİ OCAKLARINA ÇEVİREREK RIZASIZLIĞA KARŞI DURMALARI GEREKİYOR”

    Dersim’in, Rêya Heq Alevi inancının direnen son kalesi olduğunu belirten Kete, şunları söyledi:

    “Özellikle Munzur gözeleri, Ovacık vadisi merkezli olmak üzere, Rêya Heq Alevi inancı için kutsal olarak kabul edilen mekanların turizm, maden arama çalışmaları, taş ocakları çalışmaları “istihdam” adı altında doğal yapısının bozularak, rant alanına açılması Dersimlilerin kabul edeceği bir şey değildir. Doğa tahakküm altına alınarak, doğa üzerinde yaşamını devam ettiren cümle can etkisiz hale getirilmek isteniyor. Dersimliler, tarihsel anlamsallığından, toplumsallığından, inançlarından uzaklaştırmaya zorlanmaktadır. Yane Rêya Heq Alevi inancı ve kutsal mekanları coğrafyaları anlamsal intihara sürüklenmekte ve ölümle yüz yüze bırakılmaktadır.

    Dersimlilerin yüzünü kendi ocaklarına çevirerek, kutsal mekanlarının darına durarak, direnen inanç gerçekliğinden güç alarak, ya Xızır deyip rızasızlığa karşı durmaları gerekiyor. İkrar ve rızalığı esas alan, ahlaki ve politik bütün güçleri, inançların demokratik damarını savunanları, emek, barış, demokrasi, insan hakları mücadelesi verenleri, toplumsal ekoloji savunanları bu yaşananlara karşı demokratik bir çerçevede mücadele etmeleri gerektiğine inanıyorum.”

    Diren KESER/ADANA

     

  • Ocakzade Pirlerine ‘Gelin Hakk meydanında cem olalım, ikrar verelim’ çağrısı

    Ocakzade Pirlerine ‘Gelin Hakk meydanında cem olalım, ikrar verelim’ çağrısı

    PİRHA- DAD, Ocakzadelere çağrıda bulunarak, “Gelin hep beraber taliplerimizle, hak aşkı Hızır gayreti ile, hak meydanında, kutsal bir mekanda cem olalım. Ya hak, Ya Hızır, ya şahı merdan, ya Ana Fatma diyelim, kutsal mekanlarınıza sığınalım, sazımız, sözümüz, avazımız, çarkı pervazımız gök kubbeye ulaşsın” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, “Yola ikrar veren, yol yürüyen tüm Ocakzade Pirlerine çağrımızdır” başlıklı açıklama yayınladı.

    “BÜTÜN CANLARIN BİR ARAYA GELEREK, MEYDAN KURARAK, DAR DİDAR OLMALARININ ZAMANIDIR”

    “Yaşadığımız dem tarihi sorumlulukları omzumuza yüklemiştir, bunun yarını geç olabilir, bekle gör pozisyonuna giremeyiz” denilen açıklamada “Bir an önce yola ikrar veren yola talip olan, edep erkan bilen bütün canların bir araya gelerek, meydan kurarak, Dar Didar olmalarının zamanıdır. Kutsal mekanlarımızın; dergahlarımız, nişangahlarımız, ocaklarımız ve yol ulularımızın manevi huzurunda bu sorumluluğu hissetmeliyiz” ifadelerine yer verildi.

    “BİZ HAKKI DA HAKİKAT-İ DE KELAM SÖYLEMEYİ DE, EDEP ERKANI SERDAR OLANLARIN YAŞAMINDA ÖĞRENDİK”

    Açıklamanın devamında, şunlar dile getirildi:

    “Gelin hep beraber ariflerin ve hakikatçilerin ortaya koymuş oldukları hakikaten gıdığımızı alarak yol alalım. En zor anlarda meydan kurmamızın nedeni, halk ve inanç önderlerinin ser çeşmesinde şelale olmuşların, çerağ gibi nur saçmışların, serden geçenlerin davasına olan bağlılığımızdandır. Biz Hakkı da hakikat-i de kelam söylemeyi de, edep erkanı Serdar olanların yaşamında öğrendik, bize miras kaldı, o değerlerle bugüne geldik. Bu yolun Pirleri, Serdarları en zor anda bedenlerini iradelerine çerağ yaparak serden geçtikleri için Şer’i Yezdan oldular. Bundan dolayı, mağduriyetleri mazlumiyetlerin gerekçesidir. Bundandır Ali’siz yol yürünmez, meydan kurulmaz, çerağ uyanmaz. O nurdur ki Kırklar Meclisinde Muhammed Mustafa’ya Hızır aklı olmuştu. Bu mana derinliğini bilmeyenlerin Ali ismini ağızlarına almaları beyhudedir. Manayı marifet, sırrı hakikati bilmemektir.”

    “GELİN HEP BERABER TALİPLERİMİZLE, HAK AŞKI HIZIR GAYRETİ İLE, HAK MEYDANINDA, KUTSAL BİR MEKANDA CEM OLALIM”

    Açıklamanın sonunda “Gelin hep beraber taliplerimizle, Hakk aşkı, Xızır gayreti ile, Hakk meydanında, kutsal bir mekanda Cem olalım. Ya Hakk, Ya Xızır, ya Şah-ı Merdan, ya Ana Fatma diyelim, kutsal mekanlarınıza sığınalım, sazımız, sözümüz, avazımız, çarkı pervazımız gök kubbeye ulaşsın” denilerek, “Bir olmazsak yolun hakikatini görünür kılamayız. Bir olmanın, iri olmanın, diri olmanın tam da zamanıdır. Özümüz darda, yüzümüz yerde, hak divanında, Pirlerimizin  huzurunda cem olalım” çağrısı yapıldı.

    Açıklamanın tam metni şöyle:

    “İnsanlık olarak zorda ve darda olduğumuz demi Devranlarda geçiyoruz. Zor anlarda “Medet Ya Xızır”diyerek gayret etmenin tam da zamanıdır. Bu hak kelamı, zulme karşı gayret etmenin ifadesidir.

    “TÜM İNSANLIK NEMRUDİ ZİHNİYETLERE KARŞI KOMLAŞARAK HAKK MEYDANI KURMANIN ZAMANI”

    Hakyol Alevi sürekleri darda-zorda kaldıklarında bu zor anları aşmak için, Xızır aklında meydan kurarak, Cem olarak, Alileşerek aşmışlardır. Bütün Hakk ve Hakikat yolcuları; peygamberler, evliyalar, pirler, mürşitler ancak ve ancak Xızır aklı ile kom olarak yol almışlardır. Bizler için zor zamanlarda “dardayım darda, yetiş Ya Xızır “nidası Xızır’a çağrı iken, meydan kurup yol açanın ise Şer’i Yezdan olduğunu bir kez daha yaşayarak öğrendik. Tüm insanlık Nemrudi zihniyetlere karşı komlaşarak Hakk meydanı kurmanın zamanı olduğunu biliyor. Hak meydanında hak kelamı söylenir.

    “CÜMLE CAN XIZIR’IN NURU İLE VARLIK BULUR”

    Cümle Can Xızır’ın nuru ile varlık bulur. İnsanlık ancak ve ancak “Ya Hakk Ya Xızır” diyerek hak meydanında cemal cemale gelerek, Hakk kelamı söyleyerek zorda kurtulur. Doğru zamanda doğru kelamı söylemek ibadet sayılır.

    Tarih, yola ikrar veren bütün Alevi süreklerinin omzuna yükümlülük yüklemiştir. Ya Cem olup Dar Didar olacağız, ikrar birliğine varacağız ya da içteki Nehakla hınzırlı yolda ikrarsız, nursuz, pirsiz, ocaksız, erkansız bir şekilde NeHak zihniyetin sofrasında yer alacağız. Zaman hak çerağını, Hızır aklını, Şer’ i Yezdan’ ın direncini kendimize delil yapma zamanıdır. Bu zamanlarda “ağzımız çiğ söze, midemiz Çiğ lokmaya mühürlüdür”deme zamanıdır.

    “HAKİKAT ARAYIŞINDA OLAN HER SÜREK HAK MEYDANDA BİR ARAYA GELMELİDİR”

    Hak yol Alevi sürekleri zor anlarda birbirinin Xızır’ı olarak zorluğu aşmışlardır. Hızır zor günün dostudur, dostsuz dünya karanlıktır. Birbirimizin darına yetişmek, birbirimizin Xızır’ı olmak zorundayız. Bizler biliyoruz ki Hakk aşkı Xızır gayreti ile kurulacak meydanda keramet vardır. Bu meydanda “El ele El Hakka”denilerek birbirimize yar oluruz, kendine yar olan toplumu ile yar olur, toplumu ile yar olan kainata ikrar verir. Özellikle bu zor anlarda tüm Alevi sürekleri Pir ve talipleri ile Cem olmalı Dar Didar ve ikrarlaşmalıdır. Hakikat arayışında olan her sürek Hak meydanda bir araya gelmelidir.

    “YOLUMUZUN PİRLERİ EZELİ VE EBEDİ TARİHTE BİRLEŞTİRDİLER”

    Hak meydanında çerağ uyandırılmadan kelam söylenmez. Ana kadın eline aldığı çerağın sağına, soluna ve önüne niyaz olduktan sonra çerağı uyandırır. Sağı ezel, solu ebed önü ise yaşadığımız hali ifade eder. İçinde bulunduğumuz hali bilince çıkarmak için çerağın ziyasında ezeli görmemiz gerek. Özellikle son 30 yılda yaşadıklarınız bize neler kattı, inancımızda neler alıp götürdü geleceğimizi inşa etmemiz için bilmemiz gerekiyor. Geçmişimizi bilmezsek çerağın sağına nasıl niyaz oluruz. Geçmişimiz tarihimizdir, kimliğimizdir, varlık nedenimizdir. Yol adına bütün yaşanmışlıkları hak meydanına getirip, kayıp ve kazanımlarımızı rıza toplumu sürekleri ve rızalığıyla vicdan ve adalet terazisinden geçirerek görünür kılmalıyız. Biliyoruz ki “birimiz kırkımız kırkımız birimiz”düsturu ile binlerce yıldır Nehak zihniyete muhtaç olmadan bugüne geldik.

    Yolumuzun pirleri ezeli ve ebedi tarihte birleştirdiler. İnsanlık tarihi Nehak zihniyete karşı meydan kurarak Cem olarak bugüne gelmiştir. İnsanı suret-i Haktan gören bir inancın tarihi, insanlığın tarihidir. Bundan dolayı Alevi tarihi meydan kurup, komlaşarak, zulme karşı Serdar olanların tarihidir. Yaşadığımız dem tarihi sorumlulukları omzumuza yüklemiştir, bunun yarını geç olabilir, bekle gör pozisyonuna giremeyiz. Bir an önce yola ikrar veren yola talip olan, edep erkan bilen bütün canların bir araya gelerek, meydan kurarak, Dar Didar olmalarının zamanıdır. Kutsal mekanlarımızın; dergahlarımız, nişangahlarımız, ocaklarımız yol ulularımızın manevi huzurunda bu sorumluluğu hissetmeliyiz. Kutsallarımız bizden bunu bekliyor.

    “HAKKIN NURUNDA CEMAL CEMAL’E GELMELİYİZ”

    “Hak aynamız, Hızır hikmetimiz,Şer’i Yezdan’direncimiz” deyip Hakkın nurunda cemal cemal’e gelmeliyiz. Yola ikrar veren serden geçen pirlerimiz, gündüz zalimin zulmünden saklanarak,gece karanlıklarında ise yol yürüyerek talibe gitmişlerdi. Tüm mesele aydınlıkta yürümek değil, keramet odur ki, karanlıkta yol yürümektir. Bütün yol ulularımız karanlık anda hak aşkı Hızır gayreti ile Alileşerek yol yürümüşlerdir. Yolda Serdar olanların tüm marifeti budur.

    “MANAYI MARİFET, SIRRI HAKİKATİ BİLMEMEKTİR”

    Gelin hep beraber ariflerin ve hakikatçilerin ortaya koymuş oldukları hakikaten rızalığımızı alarak yol alalım. En zor anlarda meydan kurmamızın nedeni, halk ve inanç önderlerinin ser çeşmesinde şelale olmuşların, çerağ gibi nur saçmışların, serden geçenlerin davasına olan bağlılığımızdandır. Biz Hakkı da hakikat-i de kelam söylemeyi de, edep erkanı Serdar olanların yaşamında öğrendik, bize miras kaldı, o değerlerle bugüne geldik. Bu yolun pirleri, Serdarları en zor anda bedenlerini iradelerine çerağ yaparak serden geçtikleri için Şer’i Yezdan oldular. Bundan dolayı, mağduriyetleri mazlumiyetlerin gerekçesidir. Bundandır Ali’siz yol yürünmez, meydan kurulmaz, çerağ uyanmaz. O nurdur ki Kırklar Meclisinde Muhammed Mustafa’ya Xızır aklı olmuştu. Bu mana derinliğini bilmeyenlerin Ali ismini ağızlarına almaları beyhudedir. Manayı marifet, sırrı hakikati bilmemektir.

    “GELİN ÇİĞ SÖZ SÖYLEYENLERE KARŞI HEP BERABER CEM OLALIM, KUTSALLARIMIZIN DARINA DURALIM”

    “Aslanı gördüm meşede/ Kırk mum yanar bir şişede/ Yedi iklim dört köşede/ Ali’yi gördüm Ali’yi”. İşte manayı marifet sırrı hakikat buradadır. Bu manaya ermeyenler, hakikat-i bilmeyenler, Ali ismini ağzına alıp manasını bozmasınlar, çiğ söz söylemesinler. Bilinmelidir ki alevilikteki her kelam,her kavram binlerce yıllık yaşanmışlıkları bünyesinde barındıran, mana yüklü deryalardır. Her söz, sazın telinde, turna avazında, Pir nefesinde hakikat-i bugüne kadar taşımıştır. Pirin nefesi binlerce yıllık bu enerjinin devamıdır. Hak meydanında “hizmet bizden nefes Pirden”sözü boşuna denilmemiştir! Gelin çiğ söz söyleyenlere karşı hep beraber gayret edip yola hizmet edelim, Pirlerimizin nefesini hak edelim, cem olalım, kutsallarımızın darına duralım.

    “BU YOLDA “KULA KULLUK” EDİLMEZ, YOLA TALİPLİK EDİLİR”

    Hak yol Alevi inancı binlerce yıldır her türlü Nemrudi zihniyetten uzak, deryada ısrar ederek bugüne gelmiştir. Alevi inancını zamandan ve mekandan bağımsız ele almak, ya da zaman ve mekanını değiştirmek, Hızır Paşa’nın kapısına kul olmaktır. Bilmezler mi ki bu yolda “Kula kulluk” edilmez, yola taliplik edilir. Yol yürüyenin, ikrar verenin ve ikrarında duranın, Erkan yürütenin, çerağ uyandıranındır. Ancak ve ancak talip hanesine uğrayarak pir  olunur. Yol kimseden secere istemez, yolun seceresi talibin kendisidir. Ali ismi hak meydanında, Kırklar Meclisinde, Miraçta, Xızır aklı ile yol göstererek mana kazanmıştır. Meydana gelmeyen, talibe uğramayan, mekansız, rızasız, erkansız, pirsiz, nursuz, haksız, kelamsız, bir şekilde Ali’yi Alisizleştirenlere, söyleyecek sözümüz olmalı.

    Gelin hep beraber taliplerimizle, Hakk aşkı Xızır gayreti ile, hak meydanında, kutsal bir mekanda Cem olalım. Ya Hakk, Ya Xızır, ya Şah-ı Merdan, ya Ana Fatma diyelim, kutsal mekanlarınıza sığınalım, sazımız, sözümüz, avazımız, çarkı pervazımız gök kubbeye ulaşsın.

    “RIZA ALINMADAN YAPILAN HER GAYRET HAKSIZLIKTIR”

    Kainattaki cümle can hak meydanında rızalıkla mekan tutmuştur. Alevi inancında mekan mülk değildir, hakkın görünür olduğu meydandır. Alevi hakikat deryasında hiçbir zerre mülk değildir. Bu yolun dilini, erkanını, meydanını, sazını, avazını mülk edinenler görünürde bir Ocağa mensup olsalar da hakkın huzurunda Pir olamazlar.bilinmelidir ki kişiye değil ocağa ikrar verilmiştir. Ocaklarında rızalık almayanlar Pirlik yapamaz. Talibin varsa Pir’sin yoksa birsin. Geçmişten bugüne Hakk ve Hakikat uğrunda gayret edenlerin ağızlarında çiğ söz, midelerinde çiğ lokma geçmemiştir. Çiğ söz söyleyen, çiğ lokma yiyen, Şah-ı Merdan’ı dünyalıklarına mülk edilenlere rızalık vermeyeceğiz, meydanlarına mihman olmayacağız.

    Rıza alınmadan yapılan her gayret haksızlıktır, gayretin içinde rızalık, hak aşkı, Hızır aklı yoksa, marifet sahibi olunmaz, olsa olsa Nehak zihniyete ortak olunur. Gayretlerini ister ” Meclis” ister ” Ocak”ismi ile tanımlasınlar rızasız gidilen yolun menzili NaHak zihniyete varır. Bizim nazarımızda gidilen yol hakikate götürmelidir. Gidilen yol hakikate götürmezse demi olmaz, demi olmayanın devranı olmaz, Devran yoksa kurulan meydanda Nur olmaz. Nursuz, demsiz,devransız, bir mecliste hak kelamı söylenmez, hak zuhur etmez, meydan kurulmaz. Meydan kuramayan Şah-ı Merdan’ın, Ana Fadime’nin nurundan nasibini almaz , böylelerine “cemalin nur içinde olsun”denilmez.

    “SÖYLENEN SÖZ KIRK KAPI KIRK MAKAMDAN GEÇMEMİŞ PİŞMEMİŞ İSE, ÇİĞ SÖZDÜR”

    Aleviliğin en güzel sözlerinden biri”yol bir sürek binbir”sözüdür. Her sürek kendi kökleri üzerinde durursa hakikati yaşatır, anlamlı olur. Farklı sürekleri Hacı Bektaş-ı Veli’ye bağlamak,tekleştirmek Hacı Bektaş-i Veli’nin kemalettine de uyumaz. Son dönemlerde Hakk adına, Xızır adına, Ali adına sarf edilen sözler, yol adına yüz kızartıcıdır. Söylenen söz kırk kapı kırk makamdan geçmemiş pişmemiş ise, çiğ sözdür. Rıza toplumu adına söylenen her söz, kurulan her meydan, toplanan her meclis ayrıştırıcı değil birleştirici olmalıdır. Bir olmak, diri olmak, iri olmak adına söylenen her söz barışı tesis etmelidir. Bu hakikaten hareket edilirse yolun sözü özü pak olandır. Sözü, aklı, zihni, dili, ruhu paklanmadan ocaklar adına söylenen her söz meydanda karşılık bulamaz. Meydan açmak, meclis kurmak ancak ve ancak, zihni pak, aklı pak, nuru pak, pür-u pak olanlarla ikrarlaşılır. Nehak zihniyete meydan açanlar, ancak ve ancak rızasız lokma yerler, mülk edinirler. Yol adına bir çağrıda bulunacaksa, bir söz söylenecekse Yunus’un dediği gibi olmalıdır: Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/ Söz ola bal ile yağ ede ağulu aşı

    “PİRLERİMİZ TOPLUMSAL HAFIZAMIZDIR, VARLIĞIMIZ, BİRLİĞİMİZ, DİRLİĞİMİZDİR”

    Tarih boyunca NeHak zihniyet kutsal mekanlarınıza, Ocaklarımıza, Pirlerimize saldırmıştır. Ocaklarımız, Pirlerimiz toplumsal hafızamızdır, varlığımız, birliğimiz, dirliğimizdir. Zalimin zulmüne karşı ocaklarımıza sığınarak bugünlere geldik. Direnen inanç gerçekliğini, ocaklarımızda, Pirlerimizin gayretlerinden öğrendik. Kutsal mekanlarımız da ruhsal ve bedensel ikrarlaştık. Bundan dolayıdır ki zalim her dönem zulmünü Ocaklara ve Pirlere yöneltmiştir. Pirler serden geçtikleri için Serdar olmuşlar. Pirlerimiz idam edilmiş, sürgüne gönderilmiş, derileri yüzülmüştür ama Pir nefesi bugüne kadar susmamış hak kelamını söylemiştir.

    “HAKİKAT BU COĞRAFYADA DOĞDU, BU COĞRAFYADA YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Hala direnen inanç gerçekliğini ayakta tutan, zalimin zulmüne karşı hakikat-i haykıran ikrarlı talip topluluğu mevcuttur. Rêya Heq Alevi mensupları kendi mekanlarında Hakk ve hakikati canlı tutmaktadır. Nehak zihniyet ile el ele vererek bu hakikati yok etmeye çalışmaktadırlar. Hakikat bu coğrafyada doğdu, bu coğrafyada yok edilmeye çalışılıyor. Bunca zulme , baskıya, asimilasyona rağmen; ziyaretlerden, ocaklardan, nişangahlardan, kutsal mekânlardan, Pirlerin nefesinden alınan güçle Hakk meydanında çerağ uyanıyor. Bu cefaya dayanmayanlar, yolun Hınzır paşaları “Ocak evlatları”  yada ” Dede”olarak meydana çıkmaları çerağı nurlamak için değil, söndürmek içindir. Bu akıl Nehak zihniyetin aklıdır. Zamanın ve mekanın ruhuna uymayan söz söylendiğinde, söyleyene değil söyletene bakılır.

    Bütün bu yaşananlara karşı “Ya Xızır”deyip çarka girmeliyiz. Vicdan ve ahlak sahibi her can zamana ve mekana karşı sorumludur. Yola ikrar veren bütün canlar tarihsel vicdana karşı sorumluluk bilincine davet ediyoruz. Gelin Hakk meydanında Pirlerimizin huzurunda dara durun. Hangi talipten, hangi ocaktan, hangi pirden rızalık aldınız, söyleyin biz de bilelim. Pirin eşiğine niyaz olunmamış ise, rızalık alınmamış ise yapılan her iş Nehak zihniyetin aklına hizmet eder.. kendilerine ” Dede”deyip rızalık almadan yola girenlerin gidecekleri yerleri Nehakın eşiği olur. Bunlar hakkın nazargahı ve mekanında yer alamazlar. İnsanlığın Gönül şehrinde kırk tane çarşı pazar vardır. Bu pazarda mal alınıp mal satılmaz. Bu pazarın terazisi güldür, gül alınır gül satılır. Çarşı pazar küllü güldür. Bu pazarda ele, bele, dile nazar edilir, gönül pazarında hezar olunur, akıl, marifet sahibi olunur.

    “Akıl gel beri gel beri/ Bir gönüle nazar eyle/ Görür göz işitir kulak/ Söyler dile nazar eyle”

    Nazar eğlenmesini bilmeyenler hezar eyleyemez. Kutsal olan yol ise o zaman bu geleneğin sürdürülmesi ve kutsalların ahlaki anlam deryası ile var olması için; yola ikrar veren,, taliplerin hanesine uğrayan, pirinin darına duran bütün canlara çağrımızdır.

    Gelin cem olalım, yol darda ise yolcu da zordadır. Ocaklar ve Pirlerimiz yolumuzun örgütlü gücüdürler. Binlerce yıldır bu inancı bugüne getirdiler. Bütün bu yaşananlar omzumuza tarihi sorumluluklar yüklemiştir. Meydan kurup, hak kelamını söyleyip, cem olalım, birbirimizin darına duralım. Bütün Alevi süreklerinin ikrarlı Pirleri ile, talip topluluğu ile, cem de buluşalım, bir çerağ uyandıralım. Nerede bir çerağ uyandırılırsa Şer-i Yezdan orada nurdur, Xızır hazır nazırdır.

    Bir olmazsak yolun hakikatini görünür kılamayız. Bir olmanın, iri olmanın, diri olmanın tam da zamanıdır. Özümüz darda, yüzümüz yerde, hak divanında, Pirlerimizin  huzurunda cem olalım. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD Ankara Şubesi: Hasta mahpusların acilen infazları durdurulmalıdır

    İHD Ankara Şubesi: Hasta mahpusların acilen infazları durdurulmalıdır

    PİRHA-İHD Ankara Şube, İç Anadolu Bölgesi Hapishaneleri 2020 Ocak, Şubat Mart ayı hak ihlalleri izleme raporunu açıkladı. “Hapishanelerde (en az) 590’ı ağır olmak üzere (en az) 1.564 hasta mahpus bulunmaktadır” denilen raporda, hasta mahpusların da acilen infazlarının durdurulması istendi. 

    İHD Ankara Şube, İç Anadolu Bölgesi Hapishaneleri 2020 Ocak, Şubat Mart ayı hak ihlalleri izleme raporunu açıkladı.

    Raporda, 2020 yılı Ocak-Şubat-Mart aylarında İç Anadolu Bölgesi’ndeki cezaevlerinde başta sağlık hakkı olmak üzere sorunlar giderilmemiş, mahpusların “insanca yaşam” koşulları sağlanamamış, mahpuslar şiddete uğramış, iletişim haklarından mahrum bırakılmıştır” denildi.

    İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu’na başvurular, avukat ziyaretleri, mahpusların yolladığı mektuplar, mahpus-aile görüşmelerinin aktarılması sonucunda derlenen bilgiler ışığında hazırlanan raporda şunlar kaydedildi:

    “2020 Ocak-Şubat ve Mart aylarında İç Anadolu Bölge Hapishaneleri için 33 kişi İHD’ye başvurmuştur. Bunlarla ilgili olarak gerekli olan kamu kurumlarına yazıları yazılmıştır.

    COVİD-19 SALGINI VE HAPİSHANELERDE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER

    Hapishaneler mahpusların bir arada ve kalabalık koğuşlarda yaşadıkları göz önüne alındığında hijyenin sağlanmasının, kişisel koruyucu tedbir uygulamasının neredeyse imkansız olduğu söylenebilir. Yoğunluğun ve hapishanelerdeki hareketliliğin de göz önüne alındığında salgın hastalığın ne kadar hızlı yayılabileceği aşikardır. Ancak ailelerden ve mahpuslardan gelen bilgilere göre hapishanelerde gereken önlemlerin alınmadığı anlaşılmaktadır.

    Türkiye’de toplam 355 Ceza evinde 294.000 bin tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Bunların yaklaşık 11.000’i kadın mahpustur, 3.100 civarında çocuk cezaevlerinde tutulmakta ve 784 bebek anneleriyle birlikte cezaevlerinde tutulmaktadır.

    31 Mart 2020 tarihinde açıklanan İHD’nin belirlemelerine göre, hapishanelerde (en az) 590’ı ağır olmak üzere (en az) 1.564 hasta mahpus bulunmaktadır.

    İç Anadolu Bölge Hapishanelerinde İHD’ye ulaşan başvuru ve bilgilere göre 228 hasta mahpus bulunmaktadır. Bunların 79’i ağır hasta mahpustur.

    Dünya Tabipler Birliği Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi’ne göre (1981): 1.a. Her insan ayrımcılık yapılmaksızın yeterli tıbbi bakım görme hakkına sahiptir.

    Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirge’ne göre 4. Hekim, tıbbi açıdan sorumlu olduğu kişinin bakımıyla ilgili bir karar verirken klinik yönden bütünüyle bağımsız olmalıdır. Hekimin temel görevi, izlediği kişilerin sıkıntılarını azaltmaktır; kişisel, toplumsal ya da politik hiçbir güdü, bu yüce amaçtan daha üstün sayılmayacaktır.

    Türk Tabipler Birliği, Aralık 1994’te konuyla ilgili yayınladığı bildirgede kelepçelerin açtırılmasını ‘hekimin görevi’ olarak nitelendirmektedir.

    Avrupa İşkencenin ve İnsanlık-dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) Genel Raporunda da kelepçeli olarak tedavinin uygun olmadığı vurgulanmaktadır.

    Büyük bir sorun olan ve kamuoyunun vicdanını kanatan hasta mahpusların yaşamış oldukları sorunlar çözüm üretilmeden ortada durmaktadır. Teşhis ve tedavisi yapılmadan adeta işkence çektirilen, hapishanede hayatını kaybeden ya da ölümüne ramak kala bırakılıp kısa sürede hayatını kaybeden insanların olduğu bir toplum, adalete olan inancını da kaybeder. Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavileri yapılmalı, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazları durdurulmalıdır.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘İmam hatipler kadar içinde cemevi olan okullara da karşıyız’-VİDEO

    ‘İmam hatipler kadar içinde cemevi olan okullara da karşıyız’-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Halkalı’da yapılan kamuoyunda da Alevi İmam Hatip Lisesi olarak adlandırılan Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesine tepkiler büyüyor. İstanbul Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “Devlet tarafından asimilasyon için baskılar yapıldı, farklı yollar denendi hiçbirisi başarılı olmadı. Ancak daha büyük, daha lüks okullar yaparak Alevi çocuklarını burada eğitip asimilasyonun yolunu açmayı düşünüyorlar” dedi.

    Birçok kişinin Alevi asimilasyon politikası olarak değerlendirdiği Dosteli Yardım Eğitim ve Kültür Vakfı ile Milli Eğitim Bakanlığının ortak projesi olan ve temeli 2015 yılında atılan Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi yeni eğitim öğretim dönemine hazır.

    Alevi kamuoyunda Alevi İmam Hatip Lisesi olarak da bilenen lise ile ilgili tartışmalar ve liseye tepkiler de devam ediyor. Konuya ilişkin Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Diyanete ve İmam hatip okullarına karşı geldiklerini ancak Alevilerin de İmam Hatip benzeri okullar yapmaya başladıklarını belirten Şahin, “Bu sistemin bize dayattığı bir olaydır. Devlet tarafından asimilasyon için baskılar yapıldı, farklı yollar denendi hiçbirisi başarılı olamadı. Ancak daha büyük daha lüks okullar yapıp  Alevi çocuklarını burada eğitip asimilasyonun yolunu açmayı düşünüyorlar” diye konuştu.

    “OKULLAR DİN DERSLERİNE YÖNELMİŞ DURUMDA”

    Bu okulu yöneten yöneticilerinin niyeti iyide olsa dede yetiştirmek için kullanılan bu sistemin yanlış olduğunu ifade eden Şahin, yıllarca İmam Hatip okullarını istemedikleri gibi içinde cemevi olan bir okula da karşı olduklarını  belirterek şöyle devam etti:

    “Bizim okullarda fiziğe, matematiğe ve sosyal derslere ağırlık vermemiz gerekirken şimdi ağırlıklı din derslerine yönelinmiş durumda. Bu okulun içinde de cemevi var. Cemevi olduğu zamanda laik bir yaşama çok ters düşmüş olur. Çünkü hem okuyup hem cemevi yapmış oluyorsun. Diğer taraftan da imam hatipte okuyacak abdestini alacak ve namazın nasıl kılındığını öğretecek. Biz onlara laf söylediğimiz zaman kendimize de biraz iğneyi batırmamız lazım. Bu nedenle ben bu tür okullara karşıyım.”

    “DEDE SOYUNDAN GELMEYEN DEDELİK YAPAMAZ”

    Okulda dedelerin yetişecek olmasına tepki gösteren Şahin, şunları kaydetti:

    “Dede soyundan gelmeyen birisi dedelik yapamaz. Ancak el verirse ‘Babacı’ veya ‘Değnekçi’ olunur. Dede yetiştirilecekse ocakzade çocuklarından dedelik yapmak isteyenleri toplayıp ocaklarda yetiştirmek gerekir. Böyle okullarda harman çorman dede yetiştirilemez. Türkiye’nin birçok bölgesinde yoksul ailelerin çocukları gelip burada kalacak. Ama o çocuk kimdir ve kimin çocuğudur? Çocuk belki çok iyidir ve iyi bir yapıya sahiptir ama başka bir dalda, başka bir alanda daha başarılı olabilir. Çocuğu imkansızlıklar çerçevesinde getirip burada okutup burada imkanları daha güzel diye bu işte yetiştirmek o çocuğa ve aileye ayrı bir kötülük yapmaktır.”

    “CAMİ-CEMEVİ PROJESİNE KARŞI OLDUĞUMUZ GİBİ BU OKULA DA KARŞIYIZ”

    Daha önce de Alevileri asimile etmek için yapılan cami-cemevi projesini hatırlatan Şahin, şunları dile getirdi:

    “Cami-cemevi projesinin toplumun karşı çıkması ile yanlış olduğunu gördük. Ayrıca cami-cemevi projesini darbeci zihniyetle geçmişte birlikte yaptılar. Biz o zaman da karşısındaydık, bugün de karşısındayız. Ve bu projenin yanlış olduğunu söylüyoruz. Bu okullar daha farklı şekilde işletilse daha faydalı olur diye düşünüyorum.”

    Türkiye’de yoksul Alevi ailelerin çok olduğuna dikkat çeken Şahin, “Aleviler gittikçe yoksullaşıyor. Yoksul aileler çocuklarının hayatlarını daha iyi bir şekilde idame ettirmek için çocuklarını imkansızlıktan dolayı yollayabilirler. Ama öyle dedelerimiz ve Aleviliğine bağlı insanlarımız var ki o kadar yoksulluklarına rağmen Alevi inancını bugüne kadar buraya getirdiler ve bu insanların çocuklarını asla buraya göndereceklerini düşünmüyorum. Toplumu ve Aleviliği çok önemsemeyen aileler ancak çocuklarını gönderirse gönderirler.”

    “PROJE OKULA DESTEK VEREN ALEVİ CANLAR BİRAZ DAHA DÜŞÜNMELİ”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin son olarak Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesine destek olan kurum ve dedelere şu çağrıda bulundu:

    “Aleviliği öğretmek ve dede yetiştirmek istiyorsanız farklı projeler üretilebilir. Lüks yaşamak bizim de hakkımız ama bu kadar lüks okullar asimile yoluna gider. Dede yetiştirilecekse türbelerimizin, ocaklarımızın en yoğun olduğu yerde bu kadar lüks olmayan ama bu tür bir mekanda 300-500 değil de 50-100 arası dede yetiştirilebilinir. Ve her yıl farklı yerlere gönderilseler o zaman ona dede deriz biz. Örfü, adet, gelenekleri ve görenekleri ile ocakta yetişen bir dede olursa toplum bundan çok daha verim alabilir. Yolumuzu buraya kadar getiren o dedelere ihtiyacımız var. Bu okulda yetişen öğrenciler hangi dededen ders alacak, hangi dede ne öğretecek bunlara? Ben onu da çok merak ediyorum. Hangi dede hangi hizmeti verecek belli değil bu okulda. Bu nedenle bu okula destek veren Alevi canlarımıza biraz daha düşünmelerini söylüyorum. Çünkü bu okulda halka dedelik yapacak bir öğrencinin yetişeceğini düşünmüyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Asimilasyonun en büyük aracı eğitim’-VİDEO

    ‘Asimilasyonun en büyük aracı eğitim’-VİDEO

    PİRHA – Zorunlu din derslerine ve okullarda mescit yapılmasına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Bizim 30 yıldır verdiğimiz mücadelenin ana taleplerinden bir tanesi zorunlu din derslerinin kaldırılması. Ama bu talep hükümetlerin ya da devletin bir kulağından girip öbür kulağından çıkmasıyla beraber seçmeli din dersleri çıkarttılar. Bu da yetmedi okullarda mescit uygulaması programı var” diye konuştu.

    Gün geçtikçe gericileşen eğitim sisteminde sadece tekçi Sünni İslam anlayışı dayatılıyor. Yaşanan bu tekçiliğe karşı eşit, laik, bilimsel ve anadilde eğitim talepleri yükseliyor.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz zorunlu din derslerine, okullarda mescitlerin yapılmasına, özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’ne ve eğitimde yaşanan gericiliğe ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    1980 darbesi sonrasına bakıldığında asimilasyona neden olan en büyük aracın eğitim olduğuna dikkat çeken Deniz, “İmam hatiplerin açılması, zorunlu din derslerinin dayatılması Alevi öğrencilerini inançsal boyutta çok ciddi etkilemiştir. Hala da etkilemeye devam etmektedir. 30 yıldır verdiğimiz mücadelenin ana taleplerinden bir tanesi zorunlu din derslerinin kaldırılması. Ama o talep hükümetlerin ya da devletin bir kulağından girip öbür kulağından çıkmasının yanı sıra bir yandan da seçmeli din derslerini çıkarttılar. Bu yetmedi okullara mescit uygulaması programını koydular” diyerek tepki gösterdi.

    “KATİLLERİNİZİ SEVİN MESAJI VERİLİYOR”

    Zorunlu din derslerinin uygulamalı olarak mescitlerde yaptırılacağını dikkat çeken Deniz, günümüzde okulların türbe yeşiline boyandığına ve duvarlarına Osmanlı padişahlarının resimlerinin asıldığına değindi. Bu durumun Alevi öğrencilere “Katillerinizi sevin, bunlar iyidir, asıl suç sizdedir, sizin yol önderlerinizdedir, ulularınızdadır” mesajı verdiğini kaydeden Deniz, “Karşısında Yavuz Sultan Selim’in resmi var. Yani bir Alevi öğrenci her gün onu görmek zorunda kalıyor. Bunun bilincinde olan öğrenciler ya okuldan soğuyor ya da eğitimden soğuyor kendini okula ve eğitime vermiyor. Bilinçsiz olan öğrenciye ise kendi katili sevdiriliyor farkında olmadan. Dolayısıyla aslında bir bütün olarak düşünmek gerekiyor.” dedi.

    “BİZ DEDELERİN SERTİFİKA İLE DEDE OLMASINA KARŞIYIZ”

    Laikliğe aykırı olan bu eğitim sistemi ile aynı zamanda Alevilerin tepkisini azaltacak adımların atılacağına ve özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’nin açılmasının bu adımlardan biri olduğuna dikkat çeken Deniz, “Başta dede yetiştirileceği söylendi. Alevi kurumları olarak biz dedelerin bir kursla, sertifikayla, diplomayla, dede olmasına karşıyız. Bizim 700 yıllık bir ocak sistemi geleneğimiz var. Her yol önderimiz yolda ve ocakta pişer. Yani sertifikayla, birilerinden aldığı kursla hele hele sistemden aldığı kursla yetişemez. Buna karşıyız” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİ DEDESİ YETİŞTİRME LİSESİ ALEVİLERİN ÖNÜN KESECEK BİR TAKTİK”

    Okullarda mescit yapılmasına, çocuklara zorunlu din dersleri ile birlikte uygulamalı olarak Sünni Hanefi inancının dayatılmasına laiklik ekseninde karşı çıktıklarını dile getiren Deniz, özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi ile “Biz de size Alevi lisesi yaptık. Onun içinde de cemevi var, niye ona itiraz etmiyorsunuz?” denilerek Alevilerin taleplerinin önünün kesilebileceğini vurguladı. Deniz, “Aslında Alevilerin itirazının önünü kesecek bir taktik var ortada. Yalnız bu taktiğe bazı Alevi kanaat önderleri, yol önderleri bu yanlışa düşmekte ve orada kendine yer edinmekte. Bu daha sonra devletin bize emsal olarak göstereceği ve bizim birçok talebimizi de karşılıksız bırakacak önünü kesecek bir sürece götürür. Bakacaksak eğer sisteme, gerçek laiklik üzerinden değerler üzerinden bakmamız gerekiyor.” dedi.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARINA KARŞI ALTERNATİFLER GELİŞTİRİLMELİ”

    Eğitim sistemindeki asimilasyon politikalarına yönelik alternatiflerin üretilmesi gerektiğini vurgulayan Deniz, asimilasyon politikalarına karşı sadece yılda bir okul başlamadan önce miting yaparak, ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerinin önünde birer basın açıklamasıyla tepki göstererek ve bireylerin zorunlu din derslerine karşı dava açarak aldığı kararlarla bir sonuca varılamayacağını kaydeden Deniz sözlerini şöyle tamamladı:

    “Zorunlu din dersleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ile yasaklanmıştır ama hükümet bunu uygulamıyor. Çünkü tehlikeli. Yani bugüne kadar yaptıklarının yanlış olduğunu kabul etmek zorunda kalmış olacaklar. Bunu gerekirse sivil itaatsizlik eylemleriyle gerekirse farklı yöntemlerle daha çok kamuoyu yapıp Alevi canlarımızın duruşunu daha da netleştirmemiz gerekiyor. Tek başına sadece basın açıklamalarıyla iki kurum başkanının yan yana gelip ‘Biz de böyle düşünüyoruz’ demesiyle bu işlerin olmadığını gördük. 30 yıllık hak talep mücadelemizde kazanım olarak elimizde var sıfır. Sadece Alevileri ve Aleviliği meşrulaştırdık mücadeleyle ama yasal olarak aldığımız hiçbir hakkımız yok. Ne AİHM kararlarını dayatabiliyoruz ne bireysel olarak burada Türkiye’de kazanılmış davalar kişiye özel ve çocuğa özel olmuş oluyor. Bir emsal teşkil etmiyor. Emsal teşkil etmediği için de milyonlarca Alevi çocuğu yine bu asimilasyon politikalarına maruz kalıyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Güngören Cemevi Başkanı: Bizim dedelerimiz imamlardan daha bilgili ve inançlı-VİDEO

    Güngören Cemevi Başkanı: Bizim dedelerimiz imamlardan daha bilgili ve inançlı-VİDEO

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın ‘cemevlerine imam atanmalı’ şeklindeki açıklamalarına İstanbul Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Güngören Şubesi Başkanı Zeynel Abidin Özbay tepki gösterdi. Özbay, “Dedelerimiz onlardan daha bilgili. Tunceli Cemevine imam atamak istemelerinin sebebi Dersim 12 ocağın olduğu bir bölge ve ziyaretlerin yoğun olduğu bir yerdir. Bu bölgeyi kırmak istiyorlar” dedi. 

    Tunceli Cemevi’ni ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın gençlere Kur’an öğretilmesi için cemevlerine imam atanması şeklindeki sözlerine Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    İstanbul Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Güngören Şubesi Başkanı Zeynel Abidin Özbay, Tunceli Cemevi’ni ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın gençlere Kur’an öğretilmesi için cemevlerine imam atanması şeklindeki sözlerine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “İMAM ATAMALARININ NEDENİ ALEVİ ZİYARETLERİNİN ORADA ÇOK OLMASI”

    Diyanet İşleri Başkanı’nın Tunceli Cemevi’ne imam atayalım sözüne sadece güleceğini belirten Özbay, “Bizim dedelerimize ne olmuş. Dedelerimiz onlardan daha bilgili. İmam atamak istemelerinin sebebi ise Dersim’de 12 Alevi Ocağının olması ve ziyaretgâhların çok yoğun olduğu bir bölge olmasındandır. Ve bu bölgeyi kırmak istiyorlar” diye konuştu.

    “DEVLETLE ÇALIŞAN ALEVİLER VAR”

    Dersim’in kendisine göre Aleviliğin başkenti olduğunu belirten Özbay, “Dersim’e sıkça gitmeye başladılar. Oradaki iki- üç arkadaşımızı kandırmışlar ve devletin yanında olan Aleviler var. Bizim yolumuz yoldur diyenler arkamızdan kuyumuzu kazanlar. Bizim dedelerimiz daha bilgilidir, daha inançlıdır ve Kur’an-ı Kerim’i de onlardan daha iyi bilirler” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİN ORADA YAPMAK İSTEDİĞİ BİZİM İÇİMİZE ÇOMAK SOKMAK”

    Yaşananların yüz kızartıcı bir şey olduğunu vurgulayan Özbay son olarak şunları kaydetti:

    “Tunceli’den Avrupa’ya ve Umreye bazı Alevi dedelerini gönderdiler. İnanın Avrupa’ya ve Umreye gitti denilen dedeleri bir cemevi başkanı incelemeye aldı ve valilikte bunlarla görüştüğü zaman hiçbirinin cemevine bağlı olmadığını, Kur’an-ı Kerim’i bilmediklerini sadece basında açıklama yapılsın diye ‘Tunceli’den 10 tane cemevi dedemizi aldık gönderdik’ şeklinde yansıtıldı. Halbuki öyle bir şey yok. Bunların içinde sadece biri dedeydi. Gidenlerin çoğu dede değildi. Devletin orada yapmak istediği bizim içimize çomak sokmak. Bizim de bu çomağa karşı dik durmamız lazım. Amaçları iyi görünüp arkamızdan kuyumuzu kazmaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ağuçan Ocağı Pirlerinden Ulugerçek: Her önünüze gelene dede derseniz ocaklara yazık olur-VİDEO

    Ağuçan Ocağı Pirlerinden Ulugerçek: Her önünüze gelene dede derseniz ocaklara yazık olur-VİDEO

    PİRHA-Ağuçan Ocağı pirlerinden Hidayet Ulugerçek, Dersim’de AKP eliyle kurulmak istenen Alevi Akademisi’ne tepki gösterdi. Pir Ulugerçek, “Asimilasyon politikalarının bir ucudur bu. Biz bunu istemiyoruz” dedi. 

    AKP’nin Coşkun Kökel eliyle Dersim’de kurdurmak istediği Alevi Akademisi’ne Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Ağuçan Ocağı pirlerinden Hidayet Ulugerçek de akademiye tepki gösteren Alevi pirlerinden birisi. Pir Ulugerçek, bu akademinin asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu belirterek, akademiye karşı olduğunu kaydetti.

    “DEDELER OCAKTAN GELİR”

    Dedelerin ocaklarda yetiştiğini vurgulayan Pir Ulugerçek, “Çocuklarımızı biz yetiştiriyoruz. Ocakta kül eksik olmaz demişler. Bir mürşit ocağı olarak bu konuda daha çok çaba sarf etmemiz lazım” dedi. Söz konusu Alevi Akademisi ile birlikte Alevi yol ve inancının dejenere edileceğine dikkat çeken Pir Ulugerçek, el verilen bazı dedelere de gönderme yaptı.

    “HER ÖNÜNÜZE GELENE DEDE DERSENİZ OCAKLARA YAZIK OLUR”

    Pir Sultan’ı astıranın kendi talibi olduğunu da hatırlatan Pir Ulugerçek, yetiştirilen insanların Alevi kültürünü bozduğunu da ekledi. Pir Ulugerçek, sözlerini şöyle tamamladı: “Her önünüze gelene dede derseniz ocaklara yazık olur. Biz kendi çocuklarımızı kendimiz yetiştirmeliyiz. Çünkü bu bir asimilasyon politikasıdır.” (HABER MERKEZİ)

  • Rumelifeneri’nin içindeki Sarı Saltuk’a sahip çıkma çağrısı-VİDEO

    Rumelifeneri’nin içindeki Sarı Saltuk’a sahip çıkma çağrısı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da Marmara ile Karadeniz’in kesiştiği Rumelifenerinin içinde Alevilerin önemli olan Sarı Saltuk türbesi bulunuyor. 1263 yılında burada Rumeli’ye gittiğine inanılan Sarı Saltuk’un bu kültürün en önemli simgelerinden biri olduğunu söyleyen Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın, Saltuk’u Balkanların Hacı Bektaşı’ı olarak tanımlıyor.

    Rumeli Hisarı Mahallesi İstanbul’un Avrupa yakasında bulunan Sarıyer ilçesinde Rumelihisarı semtine bağlı.

    Alevi ocak ve ziyaretlerinden biri olan ve en önemlisi Dersim’de bulunan Sarı Saltuk’un bir nişangahı da İstanbul Sarıyer Rumelihisar’da fenerin içinde yer alıyor. Karadeniz ve Marmara’nın kesiştiği bir noktada yer alan Sarı Saltuk türbesinin birçok düşünce ve inanıştan ziyaretçisi bulunuyor.

    İstanbul Rumelihisarı’nda Karadeniz ve Marmara Denizi’nin kesiştiği bir noktada Rumelifeneri’nin içinde bulunan Alevilerin inanç merkezi Sarı Saltuk türbesini Derveş Cemal Ocağı mensubu İmam Yılmaz, Şıx Delil Berxecan Ocağı mensubu Haşim Turhan ve Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın ziyaret ederek çerağlar uyandırıldı.

    Rumelihisarı’nda bir deniz feneri içinde yer alan Sarı Saltuk türbesinde ilk defa çerağ uyandıran Derveş Çemal Ocağı mensubu İmam Yılmaz, Şıx Delil Berxecan Ocağı mensubu Haşim Turhan ve Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın  PİRHA’ya konuştu.

    KARADENİZ VE MARMARA’NIN KESİŞTİĞİ NOKTADA

    Derveş Cemal Ocağı mensubu İmam Yılmaz, “Burada yer alan Sarı Saltuk türbesi ve nişangahı konum olarak Karadeniz ile Marmara Denizi’nin kesiştiği bir noktadır. Denizde yolunu kaybeden ve darda kalana yardımcı olmuş yol göstermiştir. İlmi, yolu, irfanı ve ehlibeyti öğretmek için onlara bir nevi fener olmuştur” diye konuştu.

    Sarı Saltık türbesinin konumuna baktığımızda burada çok az sayıda yol talibinin kaldığını görüyoruz” diyen Yılmaz sözlerine şöyle devam etti:

    “Sarı Saltuk türbesinin burada olması çok eskilere dayanıyor. Bir fenerin içinde yer alması çok önemli ve anlamlıdır. Buraya çok canımız ziyarete geliyor. Bu nedenle buraya bir cemevinin yapılması bizlerin arzusudur. Bu türbede bir cem yapılmıyor. Burası çevredeki esnaf ile komşuların koruması ve denetiminde. Sarı Saltuk türbesinde hizmet verecek bir dede ve talip bulunmuyor. En büyük eksilikte budur. Keşke bir imkan olsa da bunu gerçekleştirsek. Türbeye farklı görüş ve inançtan insanlar da geliyor. Sarı Saltuk’un kim olduğunu Sünni canlarımız da bizim kadar biliyorlar. Sadece gelen canların lokmaları pay ediliyor.”

    SARI SALTUK TÜRBESİ’NDE İLK KEZ ÇERAĞ UYANDIRILDI

    Yılmaz’dan sonra söz alan Dersim Şıx Delil Berxecan ocağına mensup Haşim Turhan ise bize Sarı Saltuk türbesinde gerçekleştirdiği ritüelleri şu şekilde ifade etti:

    “Bugün ilk kez burada delil ve çerağ uyandırıldı. Daha önce sadece niyazlaşmak için geliniyordu. Bir Newroz gününde burada olup bu ritüeli gerçekleştirmek bizler için anlamlıdır. Kendimizle Sarı Saltuk türbesinin Tacı Şerifine bir lale getirdik. Bu lale sevgiyi ve baharın gelişini temsil ediyor. Tacı Şerif 12 dilimden oluşuyor. Tacı Şerifteki 12 dilim 12 İmam’ı temsil ediyor. Gül suyumuzu Allah, Muhammet ve Ali aşkına döktük. Gülsuyunu mistik ve tasavvuf manasındadır. Enerjisi güçlüdür. İnsanlar gülsuyu döktüğünde bedenindeki enerjiyi ortaya çıkarır. Bir de Sarı Saltuk Türbesine biberiye yağı döktük. Biberiye yağı ise kutsal mekanların bulunduğu coğrafyada enerjinin yayılması ve ortamın dengelenmesi için yapılan bir ritüeldir. Bir de Şahkulu Sultan Dergahı türbesinden teberik getirdik. Pirden pire armağan olarak alıp bu pirimizin bahçesine getirdiğimiz teberiği bir ritüel olarak koyacağız. Ve son olarak Allah, Muhammet, Ali adına çerağımızı uyandırdık.”

    SARI SALTUK’UN YEDİ YERDE MAKAMI BULUNUYOR

    Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın’da Sarı Saltuk’a ilişkin bilgiyi verdi:

    “Sarı Saltuk 1263 yılında burada Rumeli’ye gittiğine inanılan ve bu kültürün en önemli simgelerindendir. Sarı Saltuk sadece Anadolu’da değil özellikle Balkan coğrafyasında alperen ve eren bir kimliktir. Balkanlar’da ana olarak yedi yerde makamı var. Türkiye’de de en az yedi yerde mekanı var. En bilindik mekanı Dersim Hozat’takidir. Ancak İstanbul’da bulunan makamı çok eskiden bilinmiş olsa bile Alevi Bektaşi camiası çok yakın bir dönemde fark edebildi. Yaygın söylentiye göre Selçuklu döneminde İzzettin Keykavus döneminde yaşadığına inanılan Sarı Saltuk burada Çepni boyları ile birlikte Rumeli Feneri’nden hareket ederek Karadeniz üzerinden bugünkü Romanya’nın Babadağ dediğimiz bölgesine gittiğine inanılıyor ve söyleniyor. Ancak tek başına gitmemiş. Kendi çevresindeki muhipleri, talipleri, gönüldaşları ve yol arkadaşları ile gitmiş. Böylece bir oba olarak gittiğini anlıyoruz. Sarı Saltuk’un bugün bulunduğu bu nokta aynı zamanda denizcilik açısından da çok önemli bir yerde bulunuyor.”

    Denizcilerin yardımına koşan biri olduğuna da inanılan Sarı Saltuk’un Rumelifeneri’nin içinde bir makamının da yer aldığını söyleyen Aydın, “Makam ulu erenlerin bir dönem kaldığı, eğlendiği ve onlarla anılan zaman geçirdiği yere onların anısını yaşatmak adına sonradan yapılmış ve türbe işlevi gören yerdir. Burası da Sarı Saltuk’un ayak basıp Karadeniz’e açıldığı yer olarak biliniyor. Burası İstanbul’daki en önemli makamıdır. Sarı Saltuk menkıbesi  yüzyıllarca Anadolu ve Balkanlar’da birliğin, dirliğin, hoşgörünün, barışın simgesi olmuştur” dedi.

    Aydın, Sarı Saltuk’un bunun dışındaki makamlarını ise şöyle sıraladı:

    “Sarı Saltuk karizmatik ve güçlü bir önder olduğundan gittiği ve ayak bastığı yerlerde Hristiyan’ı ile Müslüman’ı ile ziyaret edilen türbelere sahiptir. En belli başlıları Bulgaristan’da Kaliagra Varna’ya yakındır. Kaliagra burnunda Sarı Saltuk makamı vardır. Osmanlı arşivlerinde de burada yaşadığı ve tekkesi olduğunu görebiliyoruz. Makedonya Ohrid’de Sveti Naum dünyanın en eski manastırında da Sarı Saltuk’un bir süre kaldığı ve orada saygıdan dolayı ona makam vererek ismini zikrediyorlar. Arnavutluk’ta Kurye kentinde bir mağarada, Kosava’da İpek Şehrinde, Bosna-Hersek’te Bilagay’da makamları var. Tüm makamları suya yakınlığı ile dikkat çekmektedir. En önemli ziyaret yerlerinden biri Romanya’daki Babadağ’dır.”

    “BALKANLARIN HACI BEKTAŞ’I SARI SALTUK’TUR”

    Sarı Saltuk’un Selçuklular zamanında yaşamış ve halk hareketinin en büyüğü olan Babailer İsyanı’nın içerisinde Barak Baba’nın piri olarak ön plana çıktığını söyleyen Aydın sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Balkan bölgesinde en yaygın inanç olduğu için Balkanların Hacı Bektaş’ı Sarı Saltuk’tur. Sarı Saltuk adına çok eser yayınlanmıştır. İlk büyük derleme Cem Sultan tarafından yapılmıştır. Cem Sultan Rumi isimli vezirine bir görev vererek yedi yılda Sarı Saltuk ile ilgili bütün söylenceleri derleyip Saltuk Nameyi çıkarmıştır. 200 yıl sonra yazılan bir eser olduğuna göre birçok rivayetler ve konularda buraya girmiştir. Sarı Saltuk il ilgili çok bilgi olmadığından bazıları onun kimliğini değiştirerek Sünni bir kimliğe büründürmek istiyor. Namazında, orucunda, niyazında bir insan olarak gösterilmek isteniyor. Ancak tarihi gerçekler ile bu uyuşmuyor. Çünkü o atı ile darda ve zorda kalan insanlara gidip yardımcı olan bir önderdir. Dolayısı ile kimlik değiştirilmeye çalışılıyor.”

    “SAHİP ÇIKMAZSAK İNANÇ MERKEZLERİMİZ ELİMİZDEN ALINACAK”

    Sarı Saltuk’a sahip çıkılması çağrısında bulunan Aydın, “Sarı Saltuk’un kimliğinin değiştirilmesi ve asimile edilmeye çalışılması Alevi Bektaşi tarihinin de en ciddi şekilde darbe yediği noktalardan birisi olacaktır. Yunus Emre ve diğerlerinde böyle oldu. Eğer toplumumuz, derneklerimiz, vakıflarımız, aydınlarımız, yazarlarımız akıllarını başlarına almazlarsa daha çok darbeler yiyeceğiz. Ve kendi inanç merkezlerimiz ve mekanlarımız elimizden teker teker çıkacaktır. Sarı Saltuk Alevilerin Hızır’ıdır. Çünkü Sarı Saltuk zalimin ve zulmün karşısındadır. Bugünde zulüm günlerindeyiz” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)