Etiket: ocaklar

  • ‘Alevi Ocak sistemini ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız’-VİDEO

    ‘Alevi Ocak sistemini ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız’-VİDEO

    PİRHA-Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında ‘Anadolu ve Balkanlarda Alevi Topluluklar, Ocaklar, Dergâhlar’ panelinde Alevi ocak sisteminin önemine değinilerek kentlerde de Alevi ocak sisteminin yürütülebileceği ve pir, ocak sisteminin Aleviliğin her şeyi olduğu vurgulandı.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği ve bu yıl üçüncüsü yapılan Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında ‘Anadolu ve Balkanlarda Alevi Topluluklar, Ocaklar, Dergâhlar’ konulu panel yapıldı.

    Panele konuşmacı olarak Üryan Hızır Ocağı Evladı ve Gazeteci Veli Büyükşahin, Yazar Ayhan Aydın ve Araştırmacı Yazar Hamza Aksüt katıldı.

    “ALEVİLİĞİ ALEVİ YAPAN ŞEY ALEVİ OCAK SİSTEMİDİR”

    Üryan Hızır Ocağı Evladı ve Gazeteci Veli Büyükşahin Alevi Ocak Yapısına ilişkin şöyle konuştu:

    “Alevi ocaklarına ve Aleviliğin ne olduğuna ilişkin çok büyük tartışmalar var. Alevi toplumu kapalı bir toplum her şeyi kendi içerisinde yaşıyor. Asimilasyon çabaları ve yok etme çabaları çok fazla. Aleviliği Alevi yapan şey Alevi ocak sistemidir. Tek başına aileyle dedeyle bir ocak ocak olmaz. Aleviler kırdan kentlere göç etmeye başladılar. Modernleşmeye başladılar. Kentlerde cemevlerimiz kuruldu derneklerimiz kuruldu ama ocak sistemi ve pir talip ilişkileri organik olarak orada yaşıyor. Dedelik mürşitlik taliplik bir görevdir, mirastır aslında. Şehirlerde kentlerde ocak sistemi bence varlığını sürdürebilir. Sosyal bilimciler de aynı böyle tarif ediyorlar. Dünyada yaşadığımız her yerde saldırıya o kadar açık haldeyiz ki güvenli bir ortam arıyoruz. Siyasal anlamda o ortamı partilerle sağlayabiliriz. Ama inanç anlamında bir topluluk bir cemaat hali zorunluluk. Kent ortamında da ocaklar varlığını sürdürebilir ama yeni koşullara göre bunu sürdürmek lazım.

    “OCAK SİSTEMİNİ AYAĞA KALDIRMANIN YOLLARINI ARAMALIYIZ”

    Her perşembe mutlaka herkes ceme katılacak diye bir şey yok. Mutlaka yapması gereken dönemler var ama yazın mesela kentlerde çalışma durumundan kaynaklı dedeler de ceme gidemezler. Tekrar ocak sistemini 21. Yüzyılda ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız. Kent merkezlerinde hem kentleşebiliriz hem sosyal anlamda cemevlerimizde birçok şeyimizi yaratabiliriz ama miras anlamında gelen ocak sistemimizi kentlerde de sürdürebiliriz. Biz bu ocakların evlatları olarak bu konuda elimizi taşın altına koymamız lazım. Alevilerin sınırlarını diğer topluluk belirliyor. Bizim sınırlarımızı insanlar belirliyor ama bizde onlarınkini belirliyoruz. Dolayısıyla bu konuda tüm toplulukların buna böyle yaklaşması lazım.”

    “PİR VE DEDE OCAĞI ALEVİLERİN HER ŞEYİDİR”

    Araştırmacı-Yazar Hamza Aksüt de Alevi topluluklara ilişkin konuşarak şunları dile getirdi:

    “Anadolu Aleviliği diye bir kavram şu an pek sık kullanılmıyor. Aleviler sadece Ortadoğu’da değil Balkanlar’da da var. İran Irak sınırında 8 ile 10 milyon Alevinin olduğu değişik kaynaklarda mevcut. Suriye’de, Ürdün’de yine Aleviler var. Alevi coğrafyası denince sadece Anadolu Alevileri söz konusu değildir. Aleviliği ve Alevileri günümüze getiren dede ocaklarıdır. 5 temel pir ocağı var. Suriye’de Alevi Araplar büyük çoğunlukta. Afrin ve yöresinde Alevi Kürtler var. Türkiye’de de abartıldığı kadar Alevi nüfusu yok. Dede ocaklarına değinirsem pir ocağı ve mürşit ocağı var. Ağuçan Ocağı en kalabalık talip olarak görünüyor. Ağuçan Ocağı farklı etnisiteleri barındırıyor. Diğer ocaklar farklı etnisite barındırmaz. Herkesten Alevi olur ama herkes Seyit olamaz. Hacıbektaş Ocağının asıl talipleri Abdallardır. Aleviler farklı etnisitelerdendir ama diyelim Sivas Alevileri diye bir şey olmaz. Sivas’taki Aleviler olur, Anadolu Alevileri olmaz Anadolu’daki Aleviler olur. Pir ve dede ocağı Alevilerin her şeyidir. Ocaklar şehirlerde rahatlıkla örgütlenir.”

    “ALEVİ BEKTAŞİ AYRIMINI BALKANLARDA DA GÖREBİLİYORUZ”

    Yazar Ayhan Aydın ise Anadolu ve Balkanlar’daki Alevi topluluklara ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Bektaşilik sonradan gelişen tarikat sistemidir. Buradaki topluluklar Alevi Kızılbaş Türkmen soyluluğudur. Ocak sistemi vardır. Seyit Ali Sultan Dergahı’nda bunu görebiliriz. 1826’da 2. Mahmud’un Bektaşiliği yasaklamasıyla Balkan Rumeli Anadolu Bektaşiliği başka yöne kaymıştır. Bulgaristan ve Yunanistan’da tamamen Türkçe konuşan Türk toplulukları vardır. Balkanları bu anlamda ikiye ayırabiliriz. Anadolu Kızılbaş Ocak sisteminin uzantısı olan tümüyle Türklerden oluşan topluluk Bosna Hersek’te Kosova’da Pir Balım Sultan topluluğudur. Farklı unsurlardan insanlar Bektaşiliğin sistemine uydukları zaman Bektaşiliğe girebiliyorlar. Alevi Bektaşi ayrımını Balkanlar’da da görebiliyoruz. Hacı Bektaş, Çelebilerin merkezi ama aynı zamanda Babagan kolu dediğimiz inanç merkezinin de merkezidir.”

    “HACIBEKTAŞ, SERÇEŞME OLMAZ ÖZELLİĞİNİ HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEDİ”

    Hacıbektaş serçeşme olma özelliğini tarihte hiçbir zaman kaybetmemiştir. Balkan ülkelerindeki Bektaşi Alevi toplulukları Sarı Saltuk’u kutsarlar. Sarı Saltuk Hacıbektaş’ın vekili olarak düşünceyi oralara kadar götürmüştür. Seyit Ali Sultan kutup yıldızımızdır. Birçok kentte hala dergahlarımız ocaklarımız açık. Balkanlardan gelen canlarımız bu erkanları sürdürüyorlar. Arnavutluk’ta bir Bektaşi devleti kurulmaya çalışılıyor. Devletlerin işin içine karıştığı sistemlerle değil yolumuzu erkânlarımızı değerleriyle sürdüren gerçek ozanlarımıza dedelerimize ne mutlu.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi: Talipler de ocakların sahibidir -VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi: Talipler de ocakların sahibidir -VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yapıldı. Cemde, musahip olunması için önce Yola ikrar verilmesi gerektiği belirtilirken, Alevi inancına ocak evlatlarının yanı sıra taliplerin de ocakların sahibi olduğu vurgulandı. 

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi gerçekleştirildi. Ceme, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit başkanı Gülçin Akça, Abdal Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Ocağı evlatlarından Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Zakir Hayri Aslanboğa, Zakir Barış Karabatak ve Mehmet Gündoğdu katıldı.

    Yol yürütücüsü Zakir olan Süleyman Demir, “Süpürgeyi çaldık toprağı kutsadık, suyla elimizle döndürdük suyu kutsadık, Hakk nuru denilen bilgiyi temsil eden çerağı uyandırdık, ateşi kutsadık. Alevilikte bir Yol süreği vardır, bu Yol süreği içeresinde 4 Kapı 40 Makam aşaması dediğimiz. Kişi, reşit yaşa gelince ikrar verip Yola girdikten sonra Alevilik Yolu başlar. Alevilik Yolu ikrarla başlar, sonra musahip olur, musahiple sürer. Musahiplik zor bir görev olduğu için Yol sekteye uğramasın diye Yolun mürşitlerinden Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Hamdullah Veli Çelebi efendimiz, ‘kişi önce ikrar versin sonra musahip olsun’ diye güncellemiştir. Musahip olan canların önce yıllık görgü ve sorgusu yapılır. Cem meydanına gelir, bir yıl içerisinde alacaklı verecekli, küskünü, dargını, bir suç işlediyse bu meydanda sorulur. Musahip, ikrar, dar cemleri ile birlikte normal cemler de yapılır. Bu cemler hiçbir zaman öbür dünya için yapılanı cemler değildir. Cennete cehenneme gideceğiz, huri kılman alacağız diye değil, asıl gerçek olan bu dünyadaki insanların gönlünü almak, gönlünü kazanmak için yapılan cemlerdir. Bana kul hakkıyla gelme diyorsa, bizdeki karşılığı ‘o kişi düşkün sayılır ceme alınmaz’ dedi.

     “BİZİM YOLUMUZ 4 KAPI 40 MAKAMDAN GEÇİYOR”

    Yol Talibi Mehmet Gündoğdu ise yaptığı konuşmasında ateş, su, toprak ve havanın varlığı, yaratan ve varlığın birliğini meydana getiren elementler olduğuna değinerek, “Bizim yolumuz 4 Kapı 40 Makamdan geçiyor. 4 Kapı 40 Makam dediğimiz bizim Şeriat Kapısı, Tarikat Kapısı, Marifet Kapısı, Sırrı Hakikat Kapısı’dır. Burada hizmetler görüldüğü gibi yeri süpürdüler, toprağı kutsadık, çerağ uyandırdık. Ateşi kutsadık, su ile elimizi yıkadık, suyu kutsadık, nefesler, deyişler söyledik havaya kutsadık” şeklinde konuştu.

    Yola girmek isteyene, “Gelme, gelirsen dönme, gelenin malı dönenin canı burada” denildiğini aktaran Gündoğdu, şöyle devam etti:

    “Marifet Kapısı da su gibi arıdır. Sırrı Hakikat Kapısı da topraktır. Çünkü ne deriz; biz toprağa turab olduk, toprakla bir olduk. Toprak bize her şeyi verendir. Bizim büyümemiz, gelişmemiz hep topraktandır, gıdamızı da topraktan alıyoruz. Hepsi bu topraktan geldiği için içimize işledi, biz de geliştik insan olduk. Ama bir gün gelecek bu toprağın bize verdiklerini biz geri toprağa vereceğiz.”

    Kızıldeli Ocağı’na bağlı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı ise, “4 Kapı 40 Makam bizim ocakta anlatışı yapılırken şöyle söylenirdi: Şeriat bir gemidir, talip şeriat gemisine biner tarikat denizinde yüzer, tarikat denizinde açıldıktan sonra dalgıç olur o da marifettir. Arifliğin sembolüdür. Hakikat Bahri’ne dalar, o Bahri’n içerisindeki incinin içerisindeki mercana ulaşmasına Sırrı Hakikat denir. Makamlar var, kapılar var, ancak bu kapıları nasıl yürüteceğiz, nasıl yaşatacağız, nasıl icra edebileceğiz. Bu konuda da biraz samimiyet gerekiyor. Bu hizmeti yürüten rehberlerin de pirlerin de, mürşitlerin de samimiyetinin tamamen eksik olduğunu, Yolu, erkanı net bir şekilde anlayamadığınızı düşünüyorum. Bu son süreçte özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Dergahını ziyareti, daha sonra Şahkulu Dergahında yaptığı konuşmalar, sonrasında açıkladıkları torba yasa ile gündeme gelen ve bugün bizi temsil ettiğini iddia eden dedelerin de ocakların da Aleviliği ne kadar anladıklarının göstergesi haline geldi” dedi.

    “ALEVİ İNANCINI OCAK EVLATLARINA BIRAKMAMALIYIZ, TALİPLER DE OCAKLARIN SAHİBİDİR”

    “Hakikat kapısı diyoruz. Bu ocakların hizmetini yürütebilmek dört kapının ilmine vakıf olan kişilerin harcıdır” diyen Sazcı şunları kaydetti:

    “Torba yasanın açıklanmasıyla birlikte Antalya’da cemevlerinde bulunan dedelerin ‘devlet bana da maaş versin, ben de Ocak evladıyım’ diye sıraya girdiğini görüyoruz. Bunlara karşı bizim toplumumuzun da Yola sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Şuna bırakmamak gerekiyor. Alevi inancını dedelere, Ocak evlatlarına bırakmamalıyız. Talipler de ocakların sahibidir, Yolun sahibidir. Ocağına sahip çıkarsan o zaman talip olabilirsin.

    “CEMEVLERİNDE BU MUHABBETİ BULAMIYORUZ”

    Daha önceleri bazı cemevlerinde  cemlere katılıyordum bir cami imamı gelir minberine oturur vaaz verir gibi. Bizim dedelerimiz de ona döndü aslında yol bunu buyurmuyor. Yol, ‘dede sen postuna otur talibe vaaz ver, talip konuşmasın, sadece dinlesin, seni sorgulamasın seni eleştirmesin’ demiyor. Yol muhabbeti buyuruyor, biz bu muhabbet ortamlarını cemevlerinde maalesef bulamıyoruz. Bu nedenle Abdal Musa derneğinde yapılan bu muhabbet cemi, erkanları önemli.

    Kaldı ki Hüdayi baba diyor ya ‘Hüdayi’yim Hüdamız var/ dost elinden bademiz var/muhabbetten gıdamız var/ ölüm ölür biz ölmeyiz. Muhabbetten gıda alan bir toplumdan bahsediyoruz. Bu toplumun en büyük anlamda inancını yaşadığı cem muhabbet cem hizmeti. Oradan bu muhabbeti çekersek, yolu kendi ellerimizle katletmiş oluruz.

    “BİZ GENÇLER YOLA SAHİP ÇIKIYORUZ”

    Özellikle yaşlı canlarımız tarafından son süreçte ‘gençler ibadetten koptu, gençler Yola sahip çıkmıyor’ deniliyor. Ben bunun tam tersini düşünüyorum. Gençler olarak biz büyüklerimizden daha çok sahip çıktığımızı düşünüyorum son süreçte. Üniversitelerde farklı bölümlerde genç akademisyen adayları öğrenciler, bunun yanı sıra geleneksel Alevi müziğine sahip çıkarak yaşatan birçok gencimiz var. O nedenle canlardan benim tek ricam, deneyimlerinizi, ocaklarda eski sürdürdüğünüz Yol erkan hizmetlerinde duyduklarınızı bizlere aktarın.

    “ZEYTİNKÖY’DEKİ ABDALLARA SAHİP ÇIKALIM”

    Ben bir ocak evladıyım bir pirin hanesinde büyüdüm. Geleneksel anlamda da ocağımızda Yol hizmetler yürüyordu ancak bu imkana sahip olmayan bir çok canımız var. Antalya Zeytinköy uyuşturucuyla, fuhuşla bilinen mahallelerden birisi. Bu mahalle bir Alevi mahallesi %100 Alevi bir mahalle. Yaklaşık 50 yıldır Yol erkan hizmetleri yürütülmüyor. Yürütülmemesinin yanı sıra gençlerin çoğu uyuşturucu kullanıyor. Bunun yanı sıra uyuşturucu satıcılığı, fuhuş gibi hiçbir topluma hiçbir insanlığa yakışmayan faaliyetler içeresindeler. Bu bizim ayıbımız. Ben kendi üzerime alıyorum. 21 yaşında bir genç olarak ben bunda kendimi sorumlu hissediyorum. Belki benim de yapabileceğim işler vardı orada, yapamadım. Genelde Abdalları gördüğüm zaman, ‘onlar çingene onlara bulaşmayalım’ gibi bir durumumuz var. Onlar bizim canlarımız. Nefeste de diyor: Abdallığın binasını sorarsan Allah bir Muhammed, Ali Abdaldır/ Hakikat ilminin  aslın sorarsan cümle ululardan ulu Abdaldır. Abdallık makamı bizim için kutsal bir makamdır. Abdallık kültürü de Abdalar da bizler için koparmayacağımız parçalarımızdan birisidir. Bu nedenle oradaki Abdallara sahip çıkması gerektiği taraftarıyım.

    “KURUMLARIMIZ ABDALLARA SAHİP ÇIKMALI”

    Derneklerimiz uzun süredir Abdalları hiçe sayıyor.  7 Alevi kurumu ortak açıklama yaptılar, bir tane Abdal derneği yok, bir tane Abdalların kurumu yok. Abdallar adına, kurumlar adına açıklama yapacak kişi sayısı olukça az. Abdalların sorunu dile getirebilecek kimse yok. Biz neyiz? Alevi kurumları olarak kendi canlarımıza sahip çıkamıyorsak burada oturmamızın ne faydası var, diye düşünüyorum. O nedenle sorumluluk duymamız gerektiğini düşünüyoruz. Orada gencecik çocuklar uyuşturucuya fuhuşa bulaşıyor. Bunların hepsi bizlerin  boynunun  vebali.Bu sorunu çözebilmek için de o canları tanımak gerekiyor. Gidelim, uyuşturucuyu bu işi bitirelim diyemeyiz. Hepimizin yapabileceği şeyler sınırlı, kısıtlı. Kaldı ki bu bir sistem politikası. Bu sistem politikası devam ettiği için zor ancak şunu yapabiliriz. O canlara tanış olmak onlarla muhabbete geçebilmek en azından kendi düşüncelerimizi onlara aktararak farklı düşünmelerini sağlayabilmek en iyi yol olacaktır. Onları artık görmemiz, tanımamız çözüme ilişkin en büyük ilerleme olacak diye düşünüyorum.”

    Cem’de gülbenglerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Seyyid Kureyş Ocağı İstişare Meclisi’nden AKP’ye: Aldığınız kararlar yok hükmündedir

    Seyyid Kureyş Ocağı İstişare Meclisi’nden AKP’ye: Aldığınız kararlar yok hükmündedir

    PİRHA- Seyyid Kureyş Ocağı İstişare Meclisi yazılı bir açıklama yaparak, cumhurbaşkanının kararnameyle kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımadıklarını belirterek, hükümeti aldığı kararlardan ve yanlışlardan dönmeye çağırdı. Seyyid Kureyş Ocağı İstişare Meclisi ayrıca Alevi kurumlarını da uyararak, “Alevi inanç değerlerini baz alarak asla duruşunuzdan, Yolumuzdan, inancımızdan dönmeyin” dedi. 

    Seyyid Kureyş Ocağı İstişare Meclisi, “Ocaklarımız İnanç Merkezlerimiz, Cemevlerimiz İbadethanemizdir” başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı. AKP-MHP iktidarının meclise getirdiği torba yasa tasarısına ve KHK ile Cemevleri Başkanlığı kurulmasına tepki gösteren Seyyid Kureyş Ocağı İstişare Meclisi, “Alevilerin yüzyıllardır inkar, asimilasyon, katliam ve soykırım cenderesinden geçirilerek bugünlere geldiler. Osmanlı‘dan sonra Cumhuriyet döneminde de benzer kaderi paylaştılar. Alevi inanç toplumu bir kez daha kendi inançlarından ve inanç yerlerinden uzaklaştırılarak incitiliyor” dedi.

    “İNANCIMIZI BAŞKASININ TANIMLAMAYA HAKKI YOKTUR”

    Seyyid Kureyş Ocağı İstişare Meclisi’nin açıklamasının tam metni şöyle:

    “Ocaklarımız İnanç Merkezlerimiz, Cemevlerimiz İbadethanemizdir.
    Anadolu topraklarının kadim toplumu olan Alevi İnanç toplumu yüzyıllardır inkar, asimilasyon, katliam ve soykırım cenderesinden geçirilerek bugüne geldiler.
    Maalesef Osmanlı‘dan sonra Cumhuriyet döneminde de benzer kaderi paylaştılar. Bütün yurttaşlardan alınan vergiler devlet tarafından yalnızca bir gruba, bir mezhebe tahsis edilmekte. Verdiğimiz vergiler bize inkar, asimilasyon, zorunlu din dersi, Alevi köylerine zorla cami yapma, dışlanma ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi olarak geri dönmekte. Yüzyıllardır Aleviler üzerindeki baskıların yol açtığı yaraları iyileştirmek, gasp edilen hakları vermek yerine Alevi inanç toplumu bir kez daha kendi inançlarından ve inanç yerlerinden uzaklaştırılarak incitiliyor. KHK ile torba Yasa çıkarılırken Alevilere sorulmuyor, rızası alınmıyor oldu bittilere getirerek “torba” içinde yeni yasalar çıkarılıyor, inancımız kültür olarak tanımlanıyor. Bizim ne olduğumuzu ancak biz tanımlarız, başkasının İnancımızı tanımlanmaya hakkı yoktur. Alevilik bir inançtır, Ocaklarımız da bu inancın temsilcileridir.

    “ALEVİLER BİAT ETMEYECEKLER”

    Bindörtyüz yıldır tüm zulümlere rağmen Alevi toplumu inancı, itikati, imanı, Hakk-Muhammed-Ali aşkı ile Pir-i ile Mürşid-i ile, Ozanı, Aşığı, Ereni, Evliyası ve yolun talibi ile sır vermeden, ser vererek dimdik ayakta durmuş, geleceğin medeniyetin aydınlanması umuduyla inancından, ibadetinden ve inanç ritüellerinden asla vazgeçmemiş. Fakat 21. yüzyılda olmamıza rağmen, insanoğlunun medeniyet dediğimiz olgudan daha çok uzak olduğunu görmekteyiz.
    Bilinmelidirki Aleviler geçmişte Emevi’ye, Abbasi’ye, Selçuklu’ya, hele hele zulümkar Osmanlı’ya ve Yavuz’a biat etmediler, bugün de biat etmeyecekler. Bizlerin parayla, makamla, kirli siyasetle asla işimiz olmaz.

    “ALEVİLERİN RIZASINI ALMADAN ALINAN KARARLAR YOK HÜKMÜNDEDİR”

    İnanç hizmetkarlarımız rızalık almadan Hakk postuna oturmaz, rızalık almadan cem cemaat yapmaz. Her şey rızalıkla olur. Alevilerin rızasını almadan, rızasız alınan kararlar yok hükmündedir. Kureyşan Ocağı olarak inanç hizmetkarlarımız bu hileli sürecin parçası olmayacaklar ve bu haksız oyuna gelmeyecekler. Gelin yol yakınken yaptığınız yanlıştan dönün. Alevi İnanç toplumunun inancını, ve demokratik vatandaşlık haklarına saygı duyarak taleplerimiz konusunda tek bir söylemle en doğru nihayi karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen “Cemevleri İbadethane’dir” kararını uygulayın. Anayasal hakkımız olan din ve vicdan hürriyetimiz engellenemez. Devlet, adaleti tüm toplumlarına eşit şekilde uygulamak zorundadır. Sadece Sunni Müslüman toplumuna hizmet eden bir anlayışın adaletten bahsetme gibi bir hakı yoktur. Yapılmak istenen yasal değişiklik “Din ve Vicdan Hürriyeti“ başlıklı Anayasasının 24. Maddesi “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir“ hükümlerine aykırı olmakla birlikte, insan ve vicdan hukukuna da aykırıdır. Hiç kimse, hiç bir devlet yapısı, hiç bir dini kuruluş başka bir inancın ibadetine, dinî âyin ve törenlerine katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlayamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınayamaz ve suçlayamaz. Hükümet Alevilere karşı gösterdiği tutumda samimi olduğunu göstermek istiyorsa, uluslararası mahkemelerde kazanılmış olan haklarını vermekle olur. Ayrımcılığa son vererek, camilere ve diğer inanç merkezlerine tanınan hakları Cemevlerimize ve onların inanç temsilcileri Ocaklarımıza da verilmeli. ‘Cemevleri ibadethanedir’ demeli ve ibadethane kapsamında gerekli kanuni düzenleme yapılmasını sağlamalı.

    ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRIMIZ: ASLA YOLUMUZDAN, İNANCIMIZDAN DÖNMEYİN!

    Tarihi süreç içerisinde defalarca zulme ve asimilasyonlara maruz kalmasına rağmen, Alevi toplumu Mürşitlerin ve Pirlerinin ışığında bir beden, bir yumruk olup yılmadan yoluna devam etmiştir. O açıdan Alevi kurumlarımıza da çağrımız; Alevi inanç değerlerini baz alarak asla duruşunuzdan, yolumuzdan, inancımızdan dönmeyin, sadece medyada ön plana çıkmak düşüncesi ile kişisel amaç ve siyasi emelleri için birlik ve beraberliğinizi kurban etmeyin. Alevi toplumu içinde değerli kemalet sahibi Pirlerimiz ve Ocakzade aile büyüklerinin, akademik kimliği ile öne çıkmış insanlarımızın fikirleri ile birlikte, İmam Hüseyin’nin duruşunu baz alarak Kureyş Ocağı temsilcileri olarak Hakk ve Hakikatın yanındayız. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevi imam hatip lisesinde İslami bir Alevilik öğretilecek’-VİDEO

    ‘Alevi imam hatip lisesinde İslami bir Alevilik öğretilecek’-VİDEO

    PİRHA- Alevi İmam Hatip Lisesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, bu okulda İslami bir Aleviliğin öğretileceğini ve burada yetişecek dedelerin de cemevlerinde verecekleri eğitimin bu minvalde olduğuna vurgu yaptı. 

    Süzer Holding’in sahibi Mustafa Süzer ve Sakine Tükek’in finansörlüğünü yaptığı Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları Alevi imam hatip lisesi olarak da adlandırılan Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi’nin geçtiğimiz ay açılışı yapıldı.

    İstanbul Halkalı’da Atakent Mahallesi 2. Etap Sakarya Caddesi üzerindeki yaklaşık 16 dönüm arazi üzerinde yapılan 600 öğrenci kapasiteli Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Proje Lisesinin temeli, zamanın Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın da katıldığı törenle atılmıştı.

    42 derslikli okul bahçesinde cemevi, enstitü binası ve 240 kişilik öğrenci yurdu bulunuyor.

    Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, Alevi kurumlarının ve Alevi toplumunun tüm tepkilerine ve karşı çıkmalarına rağmen açılan okul ile ilgili düşüncelerini PİRHA’ya anlattı.

    YENİ NESİL DİPLOMALI DEDELER

    Dernek olarak inançsal çalışmalardan çok toplumsal çalışmalar yaptıklarını ifade eden Abbasoğlu, asli görevi camilere diplomalı imam yetiştirmek olan imam hatip liseleri gibi bu okulun da asli görevinin diplomalı Alevi dedeleri yetiştirmek olduğunu kaydetti. Abbasoğlu, şu noktalara dikkat çekti:

    “Normal bir müfredata uygun olan bir Anadolu lisesinin ibadethane veya uygulamalı ibadet dersi olur mu? Alevilik de olsa Sünnilik de olsa bu bizim hep karşısında durduğumuz şeydi. Ama Aleviler imam hatiplere verdikleri tepkiyi buna verebilecek mi? ‘İmam hatiplerin bu ülke için yararı var mıdır, yok mudur?’ tartışması yapılırken şimdi Alevilerin de bir okulu olsa ne olur? Bu liseden mezun olan çocuklar 2 yıl boyunca uygulamalı Alevilik eğitimi alıp uygulama yaptığında herhalde normal bir vatandaş olmayacaktır. Belki ilk mezunlarını verdikten sonra cemevleri yasal bir statüye erişecek. Ve devlet ‘Bu okuldan mezun olan ve dede sayacağımız kişiler gidip cemevlerinde bu işin kontrolünü ve yönetimini yapabilirler’ diye bir ibare sunduğu zaman bunu kabul etmeyen cemevlerinin kapatılması söz konusu olabilir mi? Bu süreci yaşayabilir miyiz? Evet yaşayabiliriz. Belki de hiç yaşamayabiliriz bu sadece kendi söylediğimiz bir şey olabilir. Ama bu amaç tehlikeli midir? Bazılarına göre tehlikeli, bazılarına göre tehlikesiz. Ama bence en önemlisi dedeler açısından çok sıkıntılı bir süreç çünkü yeni nesil dedeler ortaya çıkıyor.”

    “YENİ TREND ALEVİ İSLAM İNANCI”

    Yeni trendin ‘Alevi İslam inancı’ olduğunu söyleyen Abbasoğlu, Alevi imam hatip lisesinden mezun olacak çocukların cemevlerinde vereceği eğitimler ve hizmetlerin İslami yönde olacağına vurgu yaptı. Lisenin müfredatında öğretilecek olan Aleviliğin İslam inancından farklı olmayacağını dile getiren Abbasoğlu, müfredatta tasavvufi ve İslami değerlerin ön plana çıkacağını belirtti.

    “ALEVİLİK EĞİTİMİ OCAKLARDA VERİLMELİ”

    Alevilerin kendi okullarının hatta üniversitelerinin olması gerektiğini ifade eden Abbasoğlu, ancak bu okullarda Alevilik eğitimi verilmemesi gerektiğini, Alevilik eğitiminin Alevi ocaklarında olması gerektiğini kaydetti. Her Alevi ocağının kurumsal olarak kendini güçlendirerek bir dergah haline gelmesi gerektiğini aktaran Abbasoğlu, şunları söyledi:

    “Bektaşi dergahlarını önemsiyoruz. Fikirsel anlamda tersine göç Anadolu’da olabilir mi? Tekrardan Alevi ocakları, Alevi dergahları açılabilir mi? O ocaklarda yetişen dedeler sadece ocaktan kendisi yetiştirsin yani biz bunu diyoruz. Pir Sultan Abdal dergaha girdiğinde Haydar’dı, hamdı pişti Pir Sultan Abdal oldu ve bir felsefeye, bir amaca ulaştı ve o amaç uğurunda sadece Aleviler için darağacına gitmedi tüm insanlık için tüm haksızlıklar için gitti. Bunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Dedelerin bu işi para pul için yapmamasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü ötekinden bir farkının olmadığını o zaman anlamaya çalışıyoruz.”

    “BU LİSE ALEVİLİĞE KATKI SUNMAYACAK”

    Dedeliğin Allah tarafından verilen önemli bir miras olduğunu belirten Abbasoğlu, bunun ekonomik değerinin olmadığını düşünmek gerektiğini kaydederek son olarak şunları ifade etti:

    “İnançsal anlamda sadeliği savunan ve kutsaliyeti insan sayan tek inanç Aleviliktir. Biz bunu kaybetmeyelim. Bizim devasa kocaman kocaman liselerle, devasa güzel binalara ihtiyacımız yok. Güzel insanlara ihtiyacımız var. Bu lisenin biz çok önemli olmadığını düşünüyoruz. Yapan insanların belki kendilerine göre haklılıkları, düşünceleri vardır onlara sa saygı duyuyoruz ama toplumsal anlamda Aleviliğe çok katkı sunmayacağını düşünüyoruz. Bunun yerine keşke bu vakıf Alevi ocaklarının kurulması konusunda ön ayak olup bunu sağlayabilseydi ocak kendi dedesini kendi yetiştirebilirdi. Bir sürü ocaklar var. O ocaklar kendi içerisinde kurumsallaşıp inanç çalışmalarını da onlar yürütsünler. Bizim bir Alevi kurumu olarak ‘inanç çalışması yapmayalım’ dememizin sebebi de bu. 5 kişi, 7 kişi, 10 kişi bir araya gelip ‘bizce inancı böyle sürdürmek doğru’ ya da ‘dede bunu böyle yap’ demenin Aleviliğe ihanet olduğunu düşünüyorum. Aleviliğin kişisel gelişimi için katkı sunmamız gerekiyor. Gücümüz varsa bunu o noktada kullanalım. Bizim kendi felsefemize ve inanç mantığımıza uygun yaşamsal standartlarımızı geliştirirsek bence çok daha nitelikli olur. O zaman aracıya da aracı kurumlara da gerek yok. Dedeler gerekli. Dedeler bu kültürün nesilden  nesile gelişmesini sağlayan yegane etkendir, dedelere sahip çıkmamız lazım. Onun dışındaki tüm etkenlerin de çok doğru olmadığını Avrupa Alevi Düşünce Derneği olarak düşünüyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim ziyaretini ve Dersim’de yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme alan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, devletin yeni bir yapılanmaya giderek Aleviliği devlete bağlamak ve devşirme bir Alevilik yaratmak istediğinin altını çizdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Dersim ziyaretini ve Dersim üzerinden Alevi inancına yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme aldı. Kete, Dersim üzerinden Alevi yolunun tüm süreklerinin asimile edilip devlete bağlı devşirme bir Alevilik yaratılmak istendiğine vurgu yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete’nin yazısının tamamı şöyle:

    “DERSİM DÜŞERSE TÜM SÜREKLER DÜŞER”

    Dersim, Reya Heq itikatının ve Xızır’ın mihenk taşının da son kalesi ve Rıza şehrinin de son umut kapısıdır. Bu diğer Hak Yol süreklerini küçümsediğimiz anlamına gelmiyor. Tam tersi bu kale düşerse tüm süreklerin düşmesi ve yoldan, ikrardan kopuşu anlamına gelmektedir. Bunun için de Dersim coğrafyasıyla, jiyar ve diyarlarıyla, Xızır aklıyla direnişçi Hak Yol Kızılbaş Alevilerin önemli merkezlerinden biridir. Kadimliğiyle böyle yaşamıyla, ırmaklarıyla, dağlarıyla, surlarıyla, direngenliğiyle yola serdarlığıyla bu hakikatın özü böyle şekillenmiştir. Bu mana ile yola çıktığımızda; Diyanet’in neden Kadim Dersim’i seçtiğini daha iyi anlamakta yarar vardır. Bu geliş öyle yabana atılacak, basite alınacak bir konu değildir. Birçok Alevi süreklerin buna karşı tam seslerini yükseltmemeleri ayrı bir konudur. Bu konuda özünü dara çekmeye çağırma hakkımız olduğuna inanıyoruz. Bizden önceleri olan pirlerimiz, mürşitlerimiz, ru spilerimiz, por sipîlerimiz, ocakzadelerimiz, yol talipleri bu diyar ve jiyarlarına ikrar vererek hak yoluna kemalete sahip çıktılar. Biz Alevi toplumu olarak bu tarihe borçluyuz. Bugün bu yol ve itiqat devam ediyorsa geçmişin ikrarına olan bağlılığımızdandır.

    AMAÇ ALEVİLİĞİ DEVLETE BAĞLAMAK

    Rêya heq Alevi süreklerine karşı ciddi bir kafa karışıklığı ve zemin kayması yaşatılıyor. Bu kafa karışıklığının asıl manası ise geçmişten kopuşla alakalıdır. Bugün dünle, dün bugünle yaşatılıyor. Bizler bugünle dünün toplamı olarak varlığımızı, kimliğimizi, inancımızı ve yolumuzu sürdürüyoruz. Bundan dolayı yaşayan her insan canlı tarihtir. Bugünün aklının sahipleri ise Baha Sait çizgisi farklı araçlar ve yöntemlerle kimlik erozyonu yaratmakla güncelleştirip dayatılmaktadır. Bu aklın ürünü olarak Diyanet; Alevi inancını dinselleştirirek, ‘İslam Aleviliği’ adı altında devlete bağlamayı amaçlamaktadır. Eskiden ‘din dışıdır, kafirdir, mülhittir’ denilerek katlimize ferman çıkarılırken, günümüzde ise ‘dinselleşeceksin, Türk İslam inancının alt kültür paydasında olacaksın’ denilmektedir. Aslında Dersim’e ve Dersim şahsında Reya Heqi-Hak Yol Aleviliğine dayatılan ‘dinselleşeceksin, Türklüğü, tekçiliği, inkarcılığı’ kabul ettirme baskısı yumuşatılmış haliyle dayatılmak isteniyor.

    “AYAK DAHİ ATMAMALI”

    Bir kez Diyanet’in o coğrafyaya değil gitmesi ayak dahi atmaması gerekir. Dayatılan Baha Sait çizgisinin arka planında ‘Baha Sait zihniyetinin güncel manadaki karşılığını Sünni selefi’ olarak da okumak mümkündür. Dini en fazla istismar edenlerin başında AKP’nin devletleşen aklı, onun kurmayları gelmektedir. Bu istismarlığı yaparak, Alevilere karşı milliyetçiliği, Sünniliği, inkarcılığı, asimilasyonu dayatıp, yaratılan tekçi faşizan yönelimler perdelenmek istenmektedir. Diyanet’in Dersim’e gitmesi, Sarı Saltuk Çalıştayı’nın yapılmasını da bu politikanın bir tezahürü olarak düşünmek gerekiyor.

    KÖKE VE HAFIZAYA SALDIRI 

    Dersim bu inancın son halkasıdır. Binlerce yıldır, devlete bulaşmadan, ocak örgütlemesi ile ‘el ele el Hakka’ diyerek, demokratik özerk yaşamıştır. Dersim’in inancı etnik kimliğinden ayrı değildir. 1938 yılına kadar Dersim’deki inancın dili kendi anadili idi. Dersim hem etnik köken olarak hem de inanç bakımından cumhuriyetin ‘çağdaş, uygarlıkçı!’ ulus-devlet anlayışına uymuyordu. Cumhuriyet modernitesi din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde oldu. Din ile kara sevdalı bir ilişkisi vardı. Bu ilişki tarzı farklı yöntemlerle devam ediyor. Senaryo aynı senaryo sadece dönemsel aktörler, araçlar değişime uğruyor, yönetmen aynı yönetmendir. Araçlar değişmiş olsa da, yönetmen aynıdır. Sadece senaryonun maskesi farklı biçimler alarak, farklı araçlarla devam ettiriliyor. Bunun için de ‘Ne Türk ulus devleti Dersim’den vazgeçiyor ne de Dersim Reaya Heqi Alevileri kendi inancından, kimliğinden, varlığından, Xızır aklı ve hakikatinden vazgeçecekler. Bu kavga tarihseldir. Dersim günümüzde ciddi düzeyde hırpalanmış, zayıflamış, dağılmış olmakla birlikte kadimsel köksel hafızası canlıdır. Bu hafızadan ne vazgeçilir ne de unutulur. Asıl saldırı bu köke ve hafızaya dönüktür. Köklerinden özünden koparmaktır.

    TÜRK İSLAM ALEVİ PROJESİ HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR

    Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilerin rızasını almayan, rızasız lokma yiyen bir kurumdur. Nursuzdur, arsızdır, yüzü karadır. Ulus devlet anlayışının inancını temsil ediyor. Tekçi zihniyetin dışında kalan tüm ötekilere karşı, ideolojik bir hat oluşturmaktadır. Devletin en büyük ideolojik aygıtlarından biridir. Ayet ve hadisleri birer kurşun şeklinde ötekilere atmaktadır. Emevi İslam anlayışının, karşıt İslam anlayışının üretilmesinde en büyük görevi görmektedir. Yöresel özellikler, farklı inançlar, mezhepler, tarikatlar, klanlar, aşiretler, iktidara bulaşmamış ahlaki politik topluluklar devletin benimsemediği varlıklardır. Diyanet de ulus devlet anlayışının emrindedir. Bu kurumun temsil ettiği din anlayışı iktidarın ve devletin dinidir. Hakikatin, adaletin, mazlumun, dini ve inancı değildir. Olduğunu da düşünmek saf dillilik olacaktır. Farklılıkları yok sayan, inançları görmezlikten gelen, aşağılayan, nefret dilini her gün canlı tutan bir Diyanet’in, ‘Dersim’e tabiki imam projesi’ ile gelmekten başka bir hesabı olabilir mi? Zaten düşkün ve müşkülleri de olunca, doğallığında, ‘Dersim’e pir değil, imam’ gelmelidir. Bu yolun ‘cehennem taşlarını’ örenler de önlerinde biata dizilerek buyur etmişlerdir. Biat edenler bundan sonra ‘Bugün bize pir geldi’ beyitini ‘bugün bize imam geldi’ şeklinde söylerler herhalde. Osmanlıyla başlayıp devam eden bu ‘Türk İslam sentezi projesi’ Cumhuriyetle devam eden, ‘İttihat Terakkici’, zihniyetin bir devamı olarak sürdürülen, Sünni Emevi dinci, milliyetçi, ırkçı, iktidar temsilcileriyle devam edecektir. Bu kez de, ‘Türk İslam Alevi’ aklı ve projesi, Dersim’den hayata geçirmek istenmektedir.

    Yeni kurulan Cumhuriyet modernitesi, Osmanlı devleti ile katı bir kopuş yaşamamıştır. Osmanlı’daki kutsal kimi imgeler yeni cumhuriyette farklı isimlerle modernize edilmiştir. ‘Sultan’ imgesinin yerini ‘ulus-devlet’, padişah yerine ‘tek adam’, şeyhülislam yerine ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’ almıştır. Yeni ulus devlet arzuladığı desteği bulmak için din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde olmuştur. 3 Mart 1924’te hilafet kaldırılmış, üzerinden yirmi dört saat geçmeden, 4 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur.

    İYİ ALEVİLER VE KÖTÜ ALEVİLER

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim’de Tunceli cemevini ziyaret ederken ‘Peygamberimiz bir, kitabımız bir, devletimiz bir, Allahımız bir’ demesi sıradan bir söylem değildir. Bu söylemle Rêya Heq Alevi kültürünü bir ‘alt kültür’, bir folklorik öge olarak kabul ederek teolojik anlamda söz sahibi olmasını engellemek istemektedir. Dernek yöneticileriyle yaptıkları konuşmada dernek başkanının ‘Marjinal’ gruplardan bahsetmesi kendince Alevileri ‘iyi Aleviler ve kötü Aleviler’ diye ayırarak Sıffin Savaşında olduğu gibi hakem görevi görmesi son derece benzerdir!.

    YA İMAM YA DA KUR’ANLI, ABDESTLİ İMAM-DEDE

    Aslında Rêya Heq-Hak Yol Alevilerinin, ‘Peygamberi olmayan, kitabı olmayan, Kur’anı olmayan, devleti tanımayan, dinsiz, inançsız’ bir varlık olduğunu söyleyerek, inkarcılığı ve kültürel soykırımı daha farklı metot ve yöntemlerle devam ettirmeye çalışıldığını ortaya koyuyor. Bunun için de ‘dinden, Kur’andan koptukları için, yeniden ‘ıslah etmek’ için de ‘devletin imamı ya da cemevinin, Kur’anlı dede imamı’ olmaları şarttır demektedir. Aslında Alevilere de kabul ettikleri tuzakta buradan gelmektedir. ‘Ya imam ya da Kur’anlı, abdestli, dede-imam’ tercihine zorlamaktadır. Ya da Alevilerin bu talebi sürekli gündemde tutmalarını sağlamaktır. Aslında oynanan oyun ve tuzaklardan birisi de budur. Sürekli Alevileri ‘dede, imam, Kur’an’ tuzağına çekmek üst aklın bir oyunudur. Hak yol Aleviliği karşıtların üzerinde ortaya çıkmış bir inanç değildir. Kadimden bu yana ortaya çıkan tüm ahlaki ve politik inanç ve dinlere saygı temelinde yaklaşmış, hiçbir dayatmayı da kabul etmemiştir. Birçok inancı etkilemiş ve etkilenmiştir. Rêya Heqi-Hak yol Aleviliği eşitlikçi, paylaşımcı, insanı hak bilen bir yaşam felsefesine ve inancına sahiptir. Tarihsel ve toplumsal değerlerin yaşam bulmasında da ciddi manada da demokratik uygarlığın inşasında öncülük yapmış bir tarihsel hafızada rol oynamış kadim bir inançtır. Diyanetin Dersim’e gelişinin zihniyetin ideolojik arka planı ise bu beş bin yıllık sınıflı ve devletçi uygarlık ile demokratik komünal, toplumcu, özerk, devlet dışı hak yol arasındaki zihniyetin çatışmanın farklı araçlarla sürdürülmesidir. Sorun rıza toplumundan yana olanlar ile ondan cüda olanların mücadelesidir.

    “KARŞIT ALEVİLİK ÖĞRETİLİYOR”

    Bu zihniyetin, resmi devlet politikasının bilinç altında ise Rêya Heq Alevilerin kendilerine ait bir ‘teolojisinin olmadığı, kendine has ritüelleri, kutsal mekanlarının bir anlam ifade etmediği, dolayısıyla İslamiyet’in bir alt kültürü sadece folklorik bir öge olduğunu ima etmeye çalışmıştır.’ Yani Rêya Heq Alevi inancını kabul etmiyoruz, ama ‘bizim denetimimizde bizim kavramlarla buluşacak, çerçevesini bizim belirleyeceğimiz bir Aleviliğe evet’ diyoruz. Ahlaki ve politik yönü yok edilmiş, direnişçi Alevi kültürü yok edilmiş bir Alevilik. Bu anlayış ile ‘minaresiz cami’ haline getirilmiş ‘cemevlerinde Türk İslam Aleviliği veya Alevi İslam öğretisi’, karşıt Alevilik öğretilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Emevi İslam anlayışını savunan, İslam’ın demokratik değerlerini tarumar eden, milyonlarca farklı inanç mensubunun rızasını almayan bir kurumdur.

    “CEMEVİ BAŞKANI YOLUMUZU NURSUZA DÜŞÜRDÜ”

    Tunceli Cemevi yetkilileri o ziyarette bulunan ocak mensupları pirlerinden, taliplerinden, orada yaşayan ikrarlı canlardan, edep erkan ile yol süren yol evlatlarından, ocaklardan rızalık almadan görüşmeler yapmıştır, iş tutmuştur. Cemevi başkanı yolumuzu nursuza düşürmüştür. Yol ulularımız, ‘yolumuzu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza uğratma’ diye Hak meydanında Hak kelamını dile getirmişlerdir. Rızamızı almayan bir kurumda, kurumun aklı ile yaşayan imamdan medet ummak Xızırı, Şêr î Yezdan’ı bilmemektir, taliplerin lokmasına hürmet etmemektir. Aleviler kimden medet diler! Medet ya Xızır ya şer î Yezdan’ derler, ya Heq derler. Emevi İslam anlayışından, nahaktan ilahiyat okumuş talipsiz pirlerden, devletin imamından, onların öğreteceği Kuran’dan medet ummak Ocaktan, talipten vazgeçmektir. Unutulmamalıdır ki, Sıffin Savaşında ‘şer î Yezdan mızrak uçlarına takılmış Kur’an sayfaları için’ onlar kağıt parçalarıdır, Kur’an-ı Natık benim’ demiştir.

    “DERSİM’DEKİ KIZILBAŞLIK KÜRT’LÜKLE ÖZDEŞTİR”

    Bu anlayışın temsilcilerinin neden Dersim’e gittiklerini, neden Dersim’de bu kadar ısrarcı olmalarının bir hesabı vardır. Devlet hesapsız-kitapsız adım atmaz demişler. Bir hesabı var, iki ‘evdeki hesap ne kadar uyar çarşıya’ onu da görüp yaşayacağız. Akabinde kamuoyunda takip ettiğimiz kadarıyla da Sarı Saltık ile ilgili bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayda Sarı Saltık kızıl elmacı bir akılla anlatıldı. Neden Sarı Saltık, başka bir ocak değil. Dersim’deki Kızılbaşlık veya Rêya Heq Alevi inancı Kürtlükle özdeştir. Dersim raporlarında bu nettir. Bütün ocakların tarihsel arka planı bilinir. Etnik olarak bir Rêya Heq Alevi ocağı üzerinde Orta Asya ve Balkan tezi oluşturulamazdı. Bilinçli bir seçimdir. Orta Asya veya Balkan menşeli bir Türk İslam Aleviliği inşa çalışması vardır. Şüphesiz ki Sarı Saltık ocağında kemaletli, edep erkan bilen, yola bağlı canlar vardır. Yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşıyorlar. Diğer ocak mensupları ile musahip olmuşlardır. Yola ikrar vermiş Sarı Saltık evlatları ile el ele vererek bu akıl boşa çıkarılmalıdır.

    DEVŞİRME ALEVİLİK

    Sarı Saltık hakikati üzerinden, ‘Dersim’e yeniden devşirme bir Aleviliği nasıl yaratırız?’ Hesabı vardır. Hem kimliğinden hem de inancından ciddi devşirme yöntemiyle, ‘nasıl ki Hacı Bektaş Veli üzerinde Yeniçeri ocağını’ kurmak istedilerse aynısını Dersimden Sarı Saltuk üzerinden, Devşirme ocaklarla ‘başarabilir miyim’ diyerek, böylesi bir çalıştay çalışmasını yapmıştır. ‘Ya tutarsa’ hesabı uzun bir çalışmanın ürünüdür. Başta Tunceli Üniversitesi bu çalışmanın hem düşünsel hem zihinsel hem de politik mimarıdır. Bir çok akademisyen, yazar, aydın, bilim insanı, dede bu iş için hem ekonomik hem de manevi düzeyde destek vermiş ve bizzat bu işin devşirmeciliğine soyunmuşlardır.

    “EN KUTSAL ŞECERE TALİPLİKTİR”

    Özellikle dikkatten kaçmayan, çalıştaya katılanların metrelerce uzunluktaki şecere göstermeleri boşuna değildir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında, özellikle Rêya Heq Alevi coğrafyasında şecereler görünür olmaya başladı. Şecereler üzerinde bir inanç tarihsel köklerinden, toprağından, aidiyetinden, dilinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Zamanında devlet erkanı tarafından verilen şecerelerle Horasan ve Orta Asya üzerinden bir Türklük yaratılmaya çalışılıyordu. Hiçbir talip pirinden şecere sormamıştır. Şecerelerden hareketle Alevilik yapmak, inancımızı tekçi zihniyete bağlamaktır, tarihi çarpıtmaktır. Oysaki Xızır inancımızda en kutsal şecere talipliktir. Yol pir ve taliplikle var olmuştur. Bunun dışındaki bir girişim, müdahale saptırmaktan başka bir şey değildir. Buna yeltenenler varsa da müşküldürler.

    “DEVLET YENİ BİR YAPILANMAYA GİDİYOR”

    Ayrıca, Alevi hakikati biatçı, kulluğu esas alan; Hacı Bektaş Veli kemaletinden uzak, nahak anlayışa yakın olan Balım Sultan tarzına kurban edilmek istenmektedir. Aslında devlet yeni bir yapılanmaya gidiyor. Tıpkı Osmanlı’nın devletleşme dönemindeki gibi. Muhalif, rıza toplumu özelliklerini taşıyan bütün inançları, hakikatinden uzaklaştırarak kendi bekası için özgürlükçü bir Alevi anlayışı devamlı nahak için sorun olmuştur. Bunun yerine Balım Sultan Bektaşiliği üzerinden Hacıbektaş’ın yol evlatları, inancı, özgürlük arayışı torpillenerek devlet kontrolüne alınmaya çalışılıyor. Böylelikle ahlaki politik özünden uzaklaştırılıyor aynı zamanda Türkleştirilmeye çalışılıyor. Balım Sultan Bektaşiliği üzerinde Türk İslam Aleviliği, Türk İslam Bektaşiliği inşa edilme çalışmaları vardır. Ahmedi Yesevi ismi, aklı karşılık bulamayınca, Sarı Saltuk üzerinden bir inşa çalışması vardır. Her ocaktan insanlar devşirilerek devşirme ordusu oluşturulup, yol evlatlarının birbirine kırdırılma çalışması yeni bir yöntemle devam ediliyor. Eskiden, Türk’ü Kürde, Kürt’ü Aleviye kırdırma politikası ile yapardı. Şimdi de ocağı ocakzadeliğe, Aleviyi Aleviye kırdırtma kurnazlığı ve politikasını devreye koyma hesapları yapılmaktadır. Bir hatırlatmada bulunmakta fayda vardır. Sarı Saltuk yol taliplerine ‘Sarı Saltuk evlatları bilmezler mi, Sarı Saltuk Ocağı pirlerinden Seyit Seyfi başı ezilerek öldürülmüştür’. Şimdi de gelip Sarı Saltuk adına, şecereler dizmektedirler. ‘Ayıptır günahtır, zulümdür’ tek kelimeyle.

    ALEVİ İNANCI ÇARMIHA GERİLMİŞ DURUMDA

    Devletçi nahak anlayış fiziki soykırımla bir toplumu yok edemeyince onun devamı niteliğinde olan kültürel soykırımla yok etmeye çalışıyor. Gelinen aşamada Rêya Heq Alevi inancı sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel kısacası bir bütün olarak çarmıha gerilmiş durumdadır. Biliyoruz ki Hacı Bektaş, Baba İlyas, Baba İshak Ebu’l Vefa’ Kürdî’ nın halifeleridir. Hacı Bektaş Veli, Baba İshak isyanına katılmış, kardeşi orada şehit olmuş, takibata uğramış ve saklanmak zorunda kalınca Dersim’e gelmiştir. Daha sonraları 2. Beyazıt döneminde Balım Sultan tarafından Ocak Osmanlı’nın hizmetine sunulmuştur. Biatçı kişiler dergahın başına atanarak dergah ele geçirilmiş, devlet bekası için paralı asker haline getirilmiştir. O günden bugüne ocak mensupları tarafından özgürlükçü hattı savunanlar devamlı olmuştur. Ayrıca bu politikalar erkek egemen aklın politikalarıdır. Bu tip etkinliklere her nedense ocakları temsilen bıyıklı, kravatlı, Alevilik temsil ediliyor. Mürşidi Kamilullah olan kadın bu çalışmalarda kolay kolay yer almaz. Xızır ve Ana kadın aklından uzaklaştırılmak istenen bir hatla karşı karşıyayız. Aleviliğin o doğal otantik orijinal ana kadın kadimliğinin özünü erk ve devlet zihniyetli hale getirilmek istendiği de çok açıktır. İslam devletin dini haline getirilmiş, günümüzde de devletin Aleviliği yaratılmak isteniyor. Aleviliğin devletçi zihniyetten uzak yaşaması, devlete sürekli mesafeli durması, hep kendi özgün varlığı ile inancını yaşaması, devleti her zaman kaygılandırdığı için de devlet Aleviliği potansiyel tehlike olarak görmüştür. Yapılan Sarı Saltuk çalıştayının asıl amacı da bu potansiyel tehlike olarak gördüğünü hem içeriden oto asimilasyon, dışarıdan da Balım Sultan, Baba Sait, Ahmet Yesevi gibi devşirme isimlerle, Şia ve Sünni çizgi ile deforme edilerek, devletçi, Türkçü, dinselleştirilmiş bir Alevilik yaratılmaktadır. Alevilik içimizdeki yol düşkünleri vasıtasıyla Balım Sultan Bektaşiliğine kurban edilmek isteniyor.

    “REYA HEQ ALEVİLERİ HAKİKATÇİ HATTIN İZİNDEDİRLER”

    Hakikatin deryasında doğru okumayı bilmek bilgelik ve ermişlik işidir, kemalet gerektirir. Ne deryayı damlaya, ne de damlayı deryaya kurban etmeyecek kadar bilge bir akla ve vicdana sahiptir yol inancı. Baba Tahir-i Üryan’ın dediği gibi ‘Deryayı bardağa sığdıramazsınız.’ Bu ermişlikten kopmanın sonuçları olmalı ki Alevilerin yaşadığı kafa karışıklığı bunun bir sonucudur. ‘Kurdun kuzu postunda görünmesi’ bu hakikati yalın bir şekilde de dile getirmektedir. Bugün tam da başta Reya Heq-Hak yol Aleviliğine ve genel tüm Alevi süreklerine yapılmak istenen budur. Yani ‘kuzu postunda kurdu’ görmekle görmemek arasındaki farkı görebilmektir. ‘Ben yakın gölden korkarım, uzak derya bana neyler’ sözü tarihsel yaşanmışlıkların özetidir. Yol normu Xızır cevheri ve aklıyla kendi yolunu her zaman bulup, yeni bir yol açmasını bilmiş bir inançtır. Biz buna Xızır aklı ve hikmetin gayreti diyoruz. Aleviler bu gayreti gösterip, kendi hakikatçi önderlerinin göstermiş olduğu yolun izinde varlıklarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Reya Heq Alevileri bu hakikatçi hattın izindedirler.  (HABER MERKEZİ)            

  • Alevi Bektaşi İnanç Kurulu: Çocuklarımızın asimile edilmesine izin vermeyeceğiz

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu: Çocuklarımızın asimile edilmesine izin vermeyeceğiz

    PİRHA – 04 Ağustos 2017 tarihinde Hacıbektaş ilçesi Bağcılar Cemevi’nde Hüseyin GÜZELGÜL başkanlığında toplanan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu 4. olağan toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede Türkiye’nin yaşadığı sürecin Alevilere etkileri; Bir grup Alevi aydının yayınladığı ve Alevi kamuoyunda tartışılan “Hacıbektaş Deklarasyonu” ile Alevilerin inanç, ibadetlerini sürdürebilmeleri, cemevleri ve dergahların yaşadığı sorunlara ilişkin İnanç kuruluna düşen görevler tartışılarak kimi kararlar alındı.

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin GÜZELGÜL imzasıyla yayınlanan sonuç bildirgesi ve alınan kararların tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.

    YAPILAN DEĞERLENDİRMELER VE ALINAN KARARLAR: GÖNÜLLERİ BİRLEŞTİRMELİYİZ

    Alevi ibadetinin en önemli bölümlerinden birinin “Birlik” olduğuna vurgu yapılarak, Aleviler ve Alevi örgütlerindeki kırgınlıkların, dağınıklığın, Alevi hak mücadelesi için bir zaaf oluşturduğu gibi; inancın yerine getirilmesi açısından da bir eksilik oluşturmaktadır.
    Dargınlıklar, kırgınlıklar Alevi yol ve hal diliyle giderilmeli; gönüllerin razı olduğu bir birlik için ABK ve hizmet eden pirler, dedeler, analar duyarlı olmalıdır.
    HACIBEKTAŞ DEKLARASYONU “HAKKINDA ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU’NUN GÖRÜŞLERİ

    Kamuoyunda tartışılan ve “HACIBEKTAŞ DEKLARASYONU” adı ile anılan deklarasyonla ilgili gelişmelere ABK İnanç kurulunda değerlendirilmiş ve daha önce yapılan basın açıklamamızda da belirttiğimiz görüşler üzerinde anlayış birliği sağlanmıştır.
    Bu çerçevede: Bu bildirge ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU’nun görüşlerini yansıtmamaktadır. ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU Aleviliğe dair “Yol bir, sürek binbir“ ilkesini benimser. Buradan yola çıkarak, adı geçen deklarasyonda, katıldığımız ve katılmadığımız görüşler bulunmaktadır.
    Bizim Aleviliğe yaklaşımımız bildirgede yer alan esas ve sonuçlarla uygunluk göstermemektedir. ABK, Aleviliğe bakış ve algısını kendi iç yönetmelik/tüzüğünde(*) ifade etmiştir. ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU, Demokratik Alevi derneklerinin çabalarıyla; Pirlerin, Dedelerin, Anaların, Halife Babaların içerisinde yer aldığı, özerk bir kurumdur. Hedefi; Aleviliğin cümle zenginliğini kucaklayan, birleyen ve kadim yolumuzu sürdürme gayreti içerisinde olmaktır. Bununla birlikte; sadece bu deklarasyonla sınırlandırmadan; Alevi inancının dokusuna, gerçeğine aykırı; özellikle ideolojik ve siyasal içerikli yapılan ve yapılmak istenen yaklaşımları ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU olarak asla kabul edemeyiz.
    Esas itibari ile -hazırlayanların niyetinden bağımsız olarak- bu deklarasyonun asıl problemi; görüş açıklamaktan çok, Aleviler adına tanım yapma ve üstten bir yön verme yöntemi kullanılmış olmasıdır. Ayrıca bu deklarasyon ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU ve Alevi Örgütlerinin görüşü gibi algı yaratılmıştır.

    ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU’nun Aleviliğe dair bakış açısı kendi iç yönetmeliğinde aşağıdaki gibi yer almaktadır.

    ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU İÇ YÖNETMELİK; İLGİLİ BÖLÜMLER
    BAŞLANGIÇ

    Genel Esaslar

    Alevilik; Hakk-Muhammed- Ali kutsallığını kalbinde taşıyan, Hz.Ali’nin adaletinden ayrılmayan, temelinde insan sevgisi bulunan, her dine, mezhebe, inanca saygı duyan ve hoşgörüyle bakan, dil, din, ırk, renk farkı gözetmeyen, eline, beline, diline sahip olma ilkelerini şart koşan ve bunu muhasiplik kurumu ile gerçekleştiren, gelmek isteyen inançlı insanları çatısı altına alarak manevi
    ihtiyaçlarını gideren, insanları yasadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, şeriatın bağnaz kurallarına bağlı olmayan ve onu reddeden, asıl doğruluk, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi hamuruyla yoğrulmuş, insan-ı kamil yani erdemli insan yaratmayı öngören, korkuyu aşıp sevgiyle Tanrı’ya yönelen, En-el Hak ile insanın özünde Tanrı’yı gören, yaradan ile yaradılan ikiliğinden Vahdet-i Vücut’a (Varlık Birliği) varan, edep ve ahlaklılığı yaşamının temeline koyan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiliğin hem de irfaniliğin mayası bulunan, kişinin ahlak ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, dini biçim ve şekil olarak değil, inanç olarak algılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve Batıni özelliğiyle evrimleştiren, akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi’nden alınan ilhamla yürüten canların inanç sistemidir.
    BÖLGE ÇALIŞMALARI DEĞERLENDİRMESİ: ERKANLARDAKİ FARKLILIK YOZLAŞMA DÜZEYİNDE

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyelerinin, çeşitli bölgelerde yaptığı; toplantı, cem, muhabbet ve kişisel görüşmeleri sonrası; kimi bölgelerde ki, cem ve hakka yürüme erkânlarındaki farklılıkların, yozlaşma düzeyine ulaştığı değerlendirilmiştir.
    Bu konuda hazırlanacak erkânnamelerin, Alevi örgütlerinin de çabası ile hızla uygulamaya konulması gerekmektedir.
    ABK olarak tüm bölgelerimizde erkânnamelerin uygulanmasını kolaylaştırmak için eğitim çalışmaları yapılacaktır.

    ERKANLARDA YAPILAN DÜZENLEMELER TEK TİPLEŞTİRMEYİ HEDEFLEMİYOR

    Alevi inancı, yolu, ibadet ve erkânları günümüze kadar “el ele el hakka” desturu ile gelmiştir. Gerek Alevi toplumunun yaşadığı göçler, gerekse sözlü ve yazılı kaynaklarında yaratılan karartmalar, Alevi toplumu arasındaki muhabbeti sekteye uğratmıştır. Bununla birlikte ocak ve dergâhlarda ibadetin yürütülmesindeki aksamalarda, yeni kuşaklara ritüellerin aktarılmasında sorunlar yaratmıştır.
    Tüm bunlara rağmen; özellikle, köyden kente Alevi inancının temel değerlerini taşıyan yaş gruplarında; inanç bu değerlere uygun olarak yürütülmektedir. Burada Aleviliğin sözlü ve yaşayarak aktarılma geleneğinin önemi büyüktür.
    Buradan yola çıkarak, gelecek kuşaklara erkânlarımızın ve ritüellerin sözlü aktarılmasında yaşanabilecek sorunları aşmak için; farklı ocak ve yörelerdeki erkânları yok saymadan, genel hatlarıyla ve yine ocakların kendine göre eklemeler ve düzenlemeler yapabileceği; ancak çatı ve temel değerler açısından örnek olabilecek erkânnamelerin hazırlanması; hazır olanların yayınlanması gerekmektedir.
    Erkanların uygulanması konusunda dayatma tutum ve anlayışı yerine; örnek çalışmalar hazırlanarak ve eğitimleri verilerek; geliştirici, kılavuzluk edici bir yöntem kullanılacaktır.
    İvedilikle üzerinde yoğunlaşılması gereken erkânnameler; HAKKA YÜRÜME erkânı ve CEM erkânı olmalıdır.

    CEM’LERDE ALEVİ DİLİ, FORMU KORUNMALIDIR

    Alevi ibadetinin temel unsuru CEM’dir. İnancının değerlerini yaşamının içinde ve her anında sürdüren Aleviler, yörelere göre en az yılda bir kez bir araya gelerek cem yaparlar. Günümüzde yaşadıkları mahallelerde ve köylerinde yaptıkları cemevleri ile bu “BİRLEME”nin olanakları artmış, Aleviler daha çok cem yapabilir olmuşlardır.

    Yöresel uygulama farklılıklarının yanı sıra; çerağ, dar, gülbank, deyiş, nefes, semah vb. unsurlar tüm ‘Süreklerde’ Cem’i oluşturan temel ritüellerdir. Aleviler yaşadıkları coğrafyalarda, farklı nefes ve deyişlerle; farklı enstrümanlarla; semahlar farklı dönerek ve farklı cem erkânları ile “Cem Birlemiş” olsalar bile; müziğinden sözlerine, erkanlarından, semahına; ortak bir formu kullanmışlardır. Belki de herkesin aradığı “öz” budur…
    Elbette, Dersim Kızılbaşlarının cem ritüelleri ile Tahtacıların, Balkanlarda, Babagan Bektaşilerin Cem formları, semahından, deyişlerine, diline farklılık gösterir. Lakin yalın bir gözle dahi bakınca ikisinin de ortak bir ‘göze’den beslendiğini görebilirsiniz.
    Günümüzde diğer erkânlarımız uğradığı, kentleşmeden ve göçlerden kaynaklanan hızlı deformasyon; Cem erkânına da yansımıştır. ‘El ele el hakka’ desturu ile yetişmeyen, Cem ve muhabbetlerle beslenmeden yetişen ve pişmeden hizmet yürütmeye kalkan; dede, pirler, analar; özellikle Sünni inancının mahalle baskısını taşıyamamış ve oldukça etkilenmişlerdir.
    Bölge çalışmalarımızı yürüten dede, ana ve pirlerimizin gözlemi; bazı cemevlerinde adeta temel ritüellerimizi yok sayan, görmezden gelen bir cem erkânına doğru uygulamaların evrilmesidir. Bu evrilme Aleviliğin, ‘Sürek bin bir, yol bir’ anlayışını aşan bir hale gelmiştir. Burada bizim temel yaklaşımımız; Farklılıklarımızı korumak, ancak temel formun bozulmasına da göz yummamak olmalıdır.
    Buradan yola çıkarak ortak değerlerimize uygun bir cem erkânı hazırlanması gerekmektedir. En azından, herhangi bir art niyet taşımadan, ama yeterince kaynağa bilgiye, muhabbete ulaşma olanağı bulamadan yola hizmet veren genç kuşak dedelerimizin bulundukları Cemevleri ve bölgeler açısından acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Cem erkanı hazırlanması için Eren YILDIRIM dede ve Nurettin GEDİKOĞLU dede’nin yer aldığı bir çalışma komisyonu kurulmuştur. Bu komisyonun bölgelerde ve ocaklarda yapacağı çalışmalar Alevi Bektaşi İnanç Kurulunda görüşülerek tamamlandıktan sonra, hazırlanacak olan Cem erkânnamesi hızla cemlerimize gönderilmelidir.
    KURBAN, ALEVİ İNANÇ VE İBADETİNİN KUTSALLARINDAN BİRİDİR

    Alevi ibadetlerini hemen hemen tümünde yerine getirilmesi gereken hizmetlerden birisi de Kurban hizmetidir.
    Kurban hizmeti de Alevilik inancının kadim geleneklerinde biridir. Kişinin niyetine, ihtiyacına bağlı olarak birçok nedenle kurban kesilebilir. Birlik, görgü, dar vb. Cemler ile; asker, kavuşma, çeşitli dilekler için adak kurbanları inancımızın bir parçasıdır.
    Kurban Aleviler için Hakka yakınlaşmanın yoludur/gereğidir. Hakka yakınlaşmak için ‘Cemal cemale’ gelmek ve lokmalarını paylaşmak gerekir. Tüm Alevi ibadetleri cemal cemale gelinerek yapılır. ‘Cemal cemale’ gelmek ve bir ‘engür tanesini’ paylaşabilecek inceliğe ermek inancımızın temellerindendir. Bu nedenle aslında her lokma bir kurbandır. Kimi zaman bir koç kurban edilebileceği gibi, kimden ne geldiği belli olmayan o hak kazanına bir elma da kurban olarak kabul edilir. Bu hizmet sadece bir canlı hayvan kurban etmek şeklinde algılanmamalı; bir hastaya, ihtiyacı olan bir cana veya bir yakınına, bir cemevimize maddi yardım etmek; bir öğrencinin eğitimine katkı sunmak ve bazen de bir lokmayı bir canla paylaşmak da kurbandır.
    Alevilikte her ibadetinin bir zahiri (görünen) bir de batini (içsel- görünmeyen) yönü vardır. Pirlerimiz, rehberlerimiz ibadetimizi şekillerle sınırlandırmadan kadimden günümüze kadar getirmişlerdir. Bizlerde günümüzde Kurban hizmetini yerine getirirken bu şekilcilikten, israftan, doğaya ve canlılara zarar verici boyuta ulaşmasından kaçınarak, her canımızın kendi vicdanı ile bu hizmeti farklı biçimlerde de yerine getirilebileceğini ifade etmeliyiz.

    Bu değerlere sahip çıkmak ve Aleviliğin kadim erkânlarından biri olan Kurban hizmetini, israftan kaçınarak ve paylaşıma denk düşen bir şekilde yerine getirmek inancımıza uygun bir hizmettir olacaktır.

    KURBAN BAYRAMI VE ALEVİLER

    Alevilikte kurban geleneği, Kurban Bayramını içselleştirip, bütünleşerek günümüze gelmiştir. Kaynağını sadece Sünni İslam geleneğine bağlamak yersizdir. Alevilerin Ramazan orucunu tutmaması nasıl Aleviliğin İslam’la ilişkisini koparmıyorsa; Kurban Bayramını kutlaması da, Aleviliği salt İslam’la anlamamızı sağlamaz.
    Diğer yandan Bayramların, birleştirici, yakılaştırıcı, barıştırıcı rolü Alevilik inancının rıza şehrine uygun değerler taşımaktadır. Aleviler Kurban bayramını, başta ailesinin, yakınlarının ve tüm dünya halklarının barışına, esenliğine katkı sunacak dilek ve hizmetlerle yerine getirmelidir.

    12 İMAM ORUCU ALEVİLER İÇİN ÖNEMLİ BİR İBADETTİR

    12 imam orucu, Adem’den bu yana cümle Nebilerin yerine getirdiği bir hizmettir. İnsanın kendi iç benliğine yönelmesi, yanlışlarını-doğrularını görmesi, kısaca özünü dara çekmesi sonucu; doğruya, güzele, iyiye yönelmesine davet eder.
    Bununla birlikte başta İmam Hüseyin olmak üzere; insanlık değerlerine bağlılığın, zalime karşı olmanın, mazlumun yanında olmanın timsali olarak gördüğümüz On iki imamların şehadetlerinden dolayı; aynı zamanda bir yastır.
    Yas günleri; oruç ve diğer ibadetlerin Aleviliğin özüne, değerlerine uygun olarak yerine getirilmesi; şekle düşülmemesi için ABK olarak çeşitli uygulama, muhabbet, yayın ve açıklamalar ile rehberlik yapılmalıdır.
    Diğer yandan 12 imam orucunun hicri takvime göre her yıl değişen bir günde tutulması gerçeklikle örtüşmemektedir. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehadet tarihi olan 10 Ekim baz alınarak yeni ve değişmez bir tarih belirlemek için Avrupa Alevi İnanç kurulu ile de yan yana gelerek bir çalışma yapılmalıdır.

    DERGAHLARIMIZI GERİ İSTİYORUZ

    Serçeşmemiz olan Hacı Bektaş Dergahımız başta olmak üzere tüm dergahlarımıza el konulmuş; dergahların çoğu yıkılmış; ayakta olanlarında önemli bölümleri yok edilmiş ve zorla dergahlarımıza cami yapılmıştır.
    Hacı Bektaş Veli Dergahı, “müze” değil Alevi inancının kalbidir. Serçeşmesidir. Dergahın ibadete kapalı olması Alevi inancına vurulmuş ağır bir darbedir. Alevi örgütleri ve diğer Alevi kesimlerinin de yıllardır dile getirdikleri talepler doğrultusunda Hünkarı Pir Hacı Bektaş Veli Dergahı ve yine el konulan Şahkulu, Karaağaç gibi tüm Alevi Dergahları ve kurumları; gerçek sahibi olan Alevilere devredilmelidir.

    ÇOCUKLARIMIZIN ASİMİLASYONUNA RAZI OLMAYACAĞIZ, SESSİZ KALMAYACAĞIZ

    12 Eylül faşizminin çocuklarımıza dayattığı zorunlu din dersinin kaldırılmasını talep ediyorken; şimdi Sünni İslam’ın öğretildiği onlarca dersle karşı karşıyayız. Üstelik bilimsel, akılcı bir eğitimden de vazgeçilerek, çocuklarımıza Cihat’ın öğretildiği, şeriatçı bir eğitim düzenine hızla geçildiğini görüyoruz.
    AKP’nin temsilcileri Televizyonlarda açık açık; “biz yeni bir devlet kuruyoruz” diyorlar. Hepimiz bunun farkındayız! Söz ettikleri bu devlet, dine dayalı bir şeriat devletidir. Geçmişte bizleri niyet okumakla suçlayanlar, -ne acıdır ki- artık bu ülkede demokrasinin, adaletin kalmadığını yaşayarak öğreniyorlar.
    Biz Alevi toplumu olarak; bu ülkeyi yönetenleri, bir an önce; Toplumsal huzuru bozmaya yönelik faaliyetlerden; ayrıştırıcı, kindar bir dilden ve çocuklarımızı okullarda asimile etmeye çalışmaktan vazgeçmeye davet ediyoruz.
    Bu ülkede toplumsal huzur; siz herkesi susturduğunuzda değil, aksine; ifade özgürlüğü olduğunda; tüm özgürlükler sizin yasaklarınızdan kurtulduğunda; savaş değil barış olduğunda; sizin gibi düşünmeyenleri, sizin gibi inanmayanları da kabullenebildiğinizde gelecektir.
    Çağdaş bilimsel bir eğitim; vicdanı terk etmemiş bir adalet; ülkede ve bölgede barış ve bir arada yaşamın temellerini kuracak özgür toplum, hepimizin geleceğidir.

    ALEVİLERİN TALEPLERİ: EŞİT YURTTAŞLIK; ÜLKEDE VE DÜNYADA BARIŞTIR

    Toplumsal barış, adalet ve kardeşlik; Eşit yurttaşlık; inanç ve ibadet özgürlüğü, yasakların olmadığı demokratik bir düzen Alevilerin tüm insanlık için talepleridir.
    Öte yandan Bizim inancımıza, ibadethanemize karışmaktan ve bize Aleviliği öğretmeye çalışmaktan vazgeçilmelidir. Alevilerin ibadeti Cem’dir; İbadethanesi Cemevidir. Artık bunların tartışılması yersizdir.
    BU GÖRÜŞLER ÇERÇEVESİNDE;

    Alınan kararların yerine getirilmesi için Alevi örgütleri ile birlikte çalışmaların yürütülmesine; erkânnamelerin ivedilikle hazırlanmasına, ilgili komisyonların oluşturulması ve çalışmalara başlanmasına; eğitim çalışmalarının tüm bölgelere yayılarak devam edilmesine ve yaygınlaştırılmasına; PSAKD’nin Gümüldür’de yapacağı Gençlik kampına ABK yönetiminin katılarak hizmet yürütmesine ve bir sonraki inanç kurulu toplantısının İSTANBUL’da yapılmasına karar verildi.

    HABER MERKEZİ