Etiket: ocakzadeler meclisi

  • Ocakzadelerden Suriye’deki Alevi katliamına tepki!-VİDEO

    Ocakzadelerden Suriye’deki Alevi katliamına tepki!-VİDEO

    PİRHA – Pirler Meclisi, Suriye’deki Alevi Katliamının durdurulması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne çağrı yaptı. Okunan basın metninde “Zulüm bir insanlık suçudur, zulme rıza göstermek de zulümdür. İnsan hakları örgütlerinin suskun kalışı bizi kaygılandırmaktadır” vurgusu öne çıktı.

    HTŞ’ye bağlı gruplar ile IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun yaptığı Alevi katliamına bir tepki de ocakzadelerden geldi.
    Erikli Baba Dergahı’nda bir araya gelen ocakzadeler, Suriye’de devam eden katliamı protesto etti.

    Ocaklar Birliği/Pirler meclisi adına basın açıklamasını Binali Doğan dede yaptı. İnsan hakları örgütlerinin, katliamı durdurmak için harekete geçmesi gerektiğini vurgulayan Doğan, şu açıklamayı yaptı:

    “Suriye’de devam eden bir insanlık trajedisi, özellikle dini ve etnik azınlıkların maruz kaldığı sistematik katliamlar her geçen gün daha da şiddetlenip, derinleşmektedir. Özelikle Lazkiye ve Tartus’ta dünyanın gözü önünde yaşanan ve yüzlerce savunmasız Alevinin hayatını kaybettiği, yüzlercesinin yerinden edildiği olayların acısı ve kederi içindeyiz. Biz Aleviler yüzyıllardır zulme ve haksızlığa maruz kalan bir toplum olarak, buna karşı direnme ve mücadele etme durumunda kalmışız. Zulüm bir insanlık suçudur, zulme rıza göstermek de zulümdür. Zulüm nerede işlenirse islensin, zalime dur demek insan olarak hepimizin mesuliyetidir. Gelin hep birlikte bu acıyı paylaşanlar olarak Alevi- Sünni demeden barış ve kardeşlik içinde zulme ve haksızlığa karşı duralım. ‘Haksızlığa ve zulme karşı susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz.’ Hz. Ali
    Hayatta özgür, mutlu, onurlu ve şerefli yaşamak her toplumun, her milletin ve her kişinin hakkıdır. ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine. Bu hasret bizim’ der Nazım Hikmet.
    Ama istiyoruz ki; bunlar yaşanmamalı, bu hasret olmamalı.
    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve insan hakları örgütlerinin suskun kalışı bizi kaygılandırmaktadır. Hiçbir mezhep veya kimlik, insanın yaşam hakkının önüne geçmemelidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sazcı: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret edenleri teşhir edeceğiz-VİDEO

    Sazcı: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret edenleri teşhir edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi Dedesi Hüseyin Doğan’ın Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılıp ardından Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmesine tepki gösterdi. Sazcı, “Hüseyin Doğan’ın hizmet yürüttüğü hiçbir yerde bulunmayacağız, yaptıklarını toplumun önünde yüzlerine vuracağız” dedi.

    Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen bazı derneklerin temsilcileri ve bazı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ve kurumun başına getirilen Ali Rıza Özdemir’i ziyaret ediyor, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın toplantılarına katılıyor.

    Geçen haftalar AKD Antep Şubesi yönetiminin ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi dedesi Hüseyin Doğan’ın da Cemevi Başkanlığı’na gittiği ortaya çıktı.

    Söz konusu ziyaretlere ve görüşmelere tepki gösteren Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “SARAYIN YAĞLI EKMEĞİNE TEMAH EDENLER İÇİMİZDEKİ ÇÜRÜK ELMALAR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulduğu dönemde “Alevi uzmanlara” dedelere, zakirlere maaş bağlanacağı konusunun kamuoyuna yansıdığını belirten Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Tüm ocaklar gibi Şah Kalender Veli Ocağı, Baba Mansur Ocağı gibi Anadolu’da bulunan Kızılbaş Ocaklar bu konuya ilişkin tepkilerini ortaya koydular. Ancak içimizde çürük elmaların ve Hızır paşaların olduğunu biliyorduk. Bugün bizimle birlikte tepkisini ortaya koyanlar sarayın o yağlı ekmeğini gördükten sonra nitekim dediğimiz gibi oldu” dedi.

     “CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN DOĞRUDAN DESEKÇİLERİ”

     Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir’in atanmasıyla birlikte Alevi toplumunun reddettiği Ocakzadeler Meclisi’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı içerisinde daha etkin rol aldığına dikkat çekti. Sazcı, “Ocakzadeler Meclisi’nin, daha önce de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı destekler nitelikte söylemleri vardı, ancak Ali Rıza Özdemir’in gelmesi ile birlikte doğrudan müdahil ve destekçisi oldular” dedi.

    Hüseyin Hürrem Ulusoy’un, Ali Timurtaş Özmen’in, Ocakzadeler Meclisi’nin, Üniversiteli Alevi Gençlik Derneği’nin doğrudan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çalışmasının bileşen haline geldiğini belirten Sazcı, Üniversiteli Alevi Gençlik Derneği’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın alacağı her karara ortak olacakları yönünde açıklama yaptıklarını hatırlattı.

    Sazcı, “Bu süreçte genel merkezlerin günlük siyasete müdahil olma veya yerel seçimlerde alınacak tavırlar gibi gündemlere boğulmaması gerekiyor. Çünkü bizim daha acil ve daha önemli bir sorunumuz var. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Ali Arif Özzeybek’e nazaran daha tehlikeli bir boyuta geldi. Bu tehlikeyi bertaraf edebilmek için denetimli bir süreç işletmek gerekiyor” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri’ne bağlı Antep Şubesi yöneticilerinin, depremde yıkılan cemevinin tadilatı için Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yaptığı ziyareti hatırlatan Mustafa Sazcı, Cemevi Başkanlığı’ndan ödenek istemesine tepki gösterdi.

    “PSAKD ALTINOVA ŞUBESİ DEDESİ; OCAKZADELER MECLİSİ’NE NEDEN KATILDI, ÖZDEMİR’İ NİÇİN ZİYARET ETTİ?”

    Geçen hafta içerisinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi’nin dedesi Hüseyin Doğan’ın Ankara’da yapılan Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılmasının ardından Ali Rıza Özdemir’i ziyaretine ilişkin de Sazcı, şunları kaydetti:

    “PSAKD Altınova Şubesi; gerici, doğrudan devlet destekli Ocakzadeler Meclisi’ne katılan Hüseyin Doğan’ın şaibeli bu sürecini nasıl aydınlatacaklar? Görevden alacaklar mı? Cemlerde dedelik yaptıracaklar mı? Antalya’da örgütlü bulunan Alevi kurumlarının ve Alevi Bektaşi topluluğunun aklındaki temel soru ve merak edilen konu bu.”

    “HER YERDE TEŞHİR EDECEĞİZ”

    Hüseyin Doğan ile hiçbir şekilde ilişki geliştirmeyeceklerini belirten Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bizim tepkimiz açık ve net. Hüseyin Doğan’ın hizmet yürüttüğünü iddia ettiği hiçbir yerde bulunmayacağız. Bulunduğumuz yerlerde de Hüseyin Doğan ve Tarık Etçioğlu gibi isimleri teşhir edeceğiz ve toplumun önünde yaptıklarını yüzlerine vuracağız” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Kenanoğlu’ndan Aydınlık’a tepki: Dezenformasyonla HDP’li siyasetçiler hedef gösteriliyor

    Kenanoğlu’ndan Aydınlık’a tepki: Dezenformasyonla HDP’li siyasetçiler hedef gösteriliyor

    PİRHA-Aydınlık Gazetesi’nin Kobane davasına ilişkin CAN TV’de katıldığı programdaki sözlerini hedef gösterdiği HDP Milletvekili Kenanoğlu, “Bu dava esasında IŞİD’e karşı tutum almayı da yargılayan bir duruma evrilmiş durumda. Şu anda IŞİD’e karşı protestolardan kaynaklı olarak bir dezenformasyonla HDP ve HDP’li siyasetçiler hedef gösteriliyor” dedi. Kenanoğlu, söz konusu gazeteye Aleviler adına konuşan şahısları da Alevi hassasiyetine inmeleri için çağrıda bulundu. 

    Aydınlık Gazetesi bugünkü “HDP’nin Kobani çağrısına Alevi önderlerinden yanıt: Mevzimiz Cumhuriyet ve Atatürk” başlıklı haberiyle geçtiğimiz gün CAN TV’de yayımlanan Can’dan Bakış programına konuk olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu‘nun açıklamalarını hedef gösterdi. Haberde, Ali Timurtaş Özmen adlı şahısla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi’nin eski Başkanı Hasan Karasoy‘un açıklamalarına yer verilirken, isim verilmeden CAN TV de “Merkezi Almanya’da bulunan, PKK/HDP’ye yakın Alevi kurumlarının bir kanalı” ifadeleriyle hedef gösterildi.

    Kenanoğlu, habere konu olan programda, Kobane davasını takip etmeleri için Alevi kurumlarına çağrıda bulunarak, “Örneğin Alevi kurumlarının bir haftayı Kobane haftası yapıp, IŞİD’i lanetlemeleri, IŞİD’e karşı mücadele edenleri, IŞİD’i yenilgiye uğratanları desteklediği için yargılanan insanlara destek olmaları çok anlamlı olur” diye konuşmuştu.

    Aydınlık’ın haberine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Kenanoğlu, “Şu anda IŞİD’e karşı protestolardan kaynaklı olarak bir dezenformasyonla HDP ve HDP’li siyasetçiler hedef gösteriliyor” dedi.

    “IŞİD’E KARŞI TUTUM ALMAK YARGILANIYOR”

    CAN TV‘deki programda IŞİD’e dair konuştuğunu belirten Kenanoğlu, şunları söyledi:

    “Buradaki konu IŞİD gibi cani bir örgütün, demokrasiyi, laikliği, inançların özgürlüğünü savunan Kobane halkına ve oradaki Kürt yönetimine karşı saldırısı üzerine oluşmuş protestolardı. Kobane protestoları ve IŞİD’e karşı duyarlılık geliştirilmesi konusunda yapılmıştı. Şimdi burada ilginç olan şu. Yaptıkları haberde şunu söylemiştik: Kobane protestolarından kaynaklı olarak şu anda HDP’li yöneticiler Sincan’da yargılanıyorlar. İki yıldır da arkadaşlarımız tutuklu durumda. Dolayısıyla bu dava bir taraftan da esasında IŞİD’e karşı tutum almayı da yargılayan bir duruma evrilmiş durumda. Davanın kendisi de bu halde.

    IŞİD’i protesto etmek, IŞİD’e karşı demokratik tepkilerini göstermek yargılanıyor bir taraftan da. Bunun karşısında IŞİD’in o dönemdeki açık tehdit ettiği yapılardan birisi de Alevi kurumlarıydı. Zaten IŞİD’in fikriyatının Alevi toplumuna tehdit olduğunu zaten biliyoruz. Demokrasiden, laiklikten ve IŞİD zihniyetine ters bir noktadan yaşam sürdüren ve farklı inanca sahip olan Alevilerin hem Suriye hem Türkiye hem de Irak’ta her tarafta hedef olduğunu biliyoruz. O dönemi hatırlarsak IŞİD, otobüsleri, kamyonları durdurup; onlara çeşitli İslami sorular sorar, bilmeyenlerin de kafasını keserdi. Ama Alevilere bu soruların hiçbirini sormazdı. Eğer Alevi iseniz doğrudan kafanız kesilirdi. Yani bu uygulamaları da hatırlatalım biz arkadaşlara burada.

    “DEZENFORMASYONLA HDP VE HDP’Lİ SİYASETÇİLER HEDEF GÖSTERİLİYOR”

    Aydınlık’ta yayımlanan haberin başlığına da değinen Kenanoğlu, “Mevzimiz Cumhuriyet ve Atatürk” diyor. Şimdi konunun Cumhuriyet ve Atatürk’le alakasını nereden ve nasıl oluşturmuşlar anlamadım. Çünkü biz burada cumhuriyete ve Atatürk’e herhangi bir söz etmiyoruz. Diyoruz ki şu anda IŞİD’e karşı protestolardan kaynaklı olarak bir dezenformasyonla HDP ve HDP’li siyasetçiler hedef gösteriliyor. Esasında tavrımız IŞİD’e karşıdır. Buradan kaynaklı olarak Alevi kurumlarının buraya destek vermesini arzu ederiz, dedik. İkinci olarak da buraya konuşan “Alevi önderi” diye ifade edilen kişilerle ilgili de şunu söyleyeyim. Yani hassasiyetleri Alevilik olsun. Alevi kanaat önderliği böyle bir şeydir. Alevi kanaat önderliği, Alevilik hassasiyeti üzerinden meseleye bakar” dedi.

    “HDP ALEVİLERİN HAKKINI SAVUNAN TEK PARTİDİR”

    Kenanoğlu, HDP’nin Alevilik sorununu dile getiren tek parti olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Eğer HDP’ye tepkililerse şu anda parlamentoda Alevilerin hakkını savunan tek partidir HDP. Geçen sene bütçe görüşmelerinde Alevilerle ilgili bütçede kimlerin, nasıl konuştuklarının detaylı bir dökümünü de çıkarttım. Yani çok net bir şekilde de şunu söyledim: Mecliste HDP yoksa Alevilik de yok. Şimdi durum buyken, bu arkadaşlar eğer kendileri kanaat önderleriyseler meseleye Alevilik hassasiyetiyle bakıp, HDP’nin Alevi toplumu üzerinde yürütmüş olduğu hak mücadelesini parlamentoda dile getiren tek parti olduğunu görmeleri gerekiyor. Eğer bunu görmüyorlarsa demek ki bu arkadaşlarımızın Alevilik diye bir dertleri yok. Cumhuriyeti nereden ele alıyorlar? Atatürk’e nereden bakıyorlar? Onu ben bilemem tabii ki. Onların kendi dertleridir. Ancak biz de Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve laik bir ülke olması konusunda mücadele yürütüyoruz ve bu mücadelede de Aleviler cephesinden Alevilerin sorunlarını ve çözüm önerilerini parlamentoda konuşuyoruz ve bunu konuşan da tek partiyiz. Arkadaşlara buradan bir hatırlatma yapalım: Kanaat önderleriyseler eğer ben bilmiyorum kendilerini; Alevi toplumu içerisinde yaşayan birisi olarak eğer böyle bir iddiaları varsa öncelikle Alevi hassasiyetine inmeleri gerekir.”

    Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Kenanoğlu’ndan CAN TV’de çağrı: Alevi kurumları Kobani davasını takip etmeli

  • Ali Timurtaş Özmen adlı şahıstan Sanatçı Musa Eroğlu hakkında suç duyurusu

    Ali Timurtaş Özmen adlı şahıstan Sanatçı Musa Eroğlu hakkında suç duyurusu

    PİRHA- Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı/Serçeşme Vakfı adına Ali Timurtaş Özmen adlı kişi, Sanatçı Musa Eroğlu hakkında yaptığı bir konuşma nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Özmen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği dilekçede Eroğlu’nun cezalandırılmasını istediğini belirtti. 

    Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı/Serçeşme Vakfı adına Ali Timurtaş Özmen, Sanatçı Musa Eroğlu hakkında ‘dini değerleri aşağılama ve hakaret’ suçlarını işlediği iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

    Ocakzadeler Meclisi denilen yapının da sözcüsü olan Ali Timurtaş Özmen, suç duyurusu gerekçesinde Sanatçı Musa Eroğlu’nun bir konseri sırasında yaptığı konuşmanın Aleviliği ve İslam dinini aşağıladığını ve o inançlara sahip kimselere hakaret ettiğini iddia etti. Özmen, asimilasyon faaliyetleri gerekçesiyle Alevilerin tepkisini çeken bir isimlerden biri.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçede şu ifadelere yer verildi:

    “Şüpheli tanınmış bir türkücü/ ses sanatçısı olup, yıllardır Alevi Bektaşi deyişlerini seslendirdiği için Alevi toplumunun sempati ile izlediği biridir. Ancak ekteki ses kaydından da anlaşılacağı üzere başta yüce Allah olmak üzere İslamın ve Aleviliğin kutsal saydığı Kuran-ı Kerim, Cebrail, aynı ismi taşıdığı Hz. Musa ve Hz. Ali ile alay ederek aşağılamaktadır.  Ayrıca İslam inancına ve Aleviliğe bağlı olan inananları da öküz/kuzu gibi benzetmelerle aşağılamaktadır.

    “ALEVİLİK BEKTAŞİLİK İNANCI İSLAMIN ÖZÜ VE KURAN’IN BATINİ YORUMUDUR”

    Videonun çözümlemesi yapıldığında şüphelinin suç teşkil eden sözleri somut olarak tespit edilecektir. Alevilik Bektaşilik inancı Allah Muhammed Ali yoludur. Alevilik Bektaşilik inancı İslamın özü ve Kuran’ın Batıni yorumudur. Şüphelinin alaycı bir üslupla anlattıkları, başta Alevi Bektaşi toplulukları olmak üzere tüm inananları üzmüş ve derinden yaralanmalarına sebep olduğundan cezalandırılmasını istemekteyiz. Şüpheli hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak suç delillerinin tespiti ile iddianame düzenlenmek suretiyle şüphelinin eylemine uyan TCK veya sair mevzuat gereğince cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini arz ve talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ocakzadeler Meclisi üyesinden Abdal kadınlara hakaret ve şiddet iddiası-VİDEO

    Ocakzadeler Meclisi üyesinden Abdal kadınlara hakaret ve şiddet iddiası-VİDEO

    Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri kapsamında Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine giden Abdal kadınlar, kaldıkları Hacı Bektaş Veli Dergâhı Vakfı’na ait misafirhane şiddet ve hakarete uğradıklarını söyledi. Kadınlara şiddet ve hakarette bulunduğu belirtilen isim ise geçen yıl Veliyettin Ulusoy’a karşı kurulan Ocakzadeler Meclisi adlı yapının üyesi Celal Abbas Ulusoy. 

    İstanbul’da yaşayan Alevi-Bektaşi Abdallar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnanç Masası’nın desteğiyle geçtiğimiz hafta sonu Hacı Bektaş Veli’yi ziyaret etmek Hacıbektaş ilçesine gitti. İstanbul’un çeşitli illerinden çoğu çocuklu 40 Abdal kadın katıldı.

    Anadolu Abdalları Ortak Platformu’nun ayarladığı Ocakzadeler Meclisi’ne bağlı Hacı Bektaş Veli Dergâhı Vakfı’nın misafirhanesinde konaklayan kadınlar, Hacı Bektaş Veli Türbesini ziyaret ettikten sonra kurbanlarını alarak dergâha geldi. Kurban kesiminin ardından lokma dökmeye başladılar ve lokma dökümü sırasında iki kadın arasında tartışma çıktı. Kadınları sessiz olmaları konusunda uyarmak üzere yanlarına gelen Celal Abbas Ulusoy’a Songül Susmaz, “Dayı sen karışma” deyince, tartışma yön değiştirdi ve Susmaz’ın iddiasına göre Ulusoy, cinsiyetçi küfür ve hakaretlerde bulunarak, Susmaz’a karşılık verdi.

    Bunun üzerine kavga çıktı ve birçok kadının iddiasına göre Ulusoy, Susmaz ailesi başta olmak üzere dergâha gelen kadınlara derhal dergâhtan ayrılmalarını söyledi. Geceyi sokakta geçirmek istemeyen çoğu kadın, dededen özür dileyerek çocukları hatırına dergâhta bir gece daha kalmak istedi.

    Ulusoy’un emniyet güçlerini araması üzerine iki polis, dergâha geldi. Polis, tarafları dinleyip ortalığı yatıştırdıktan sonra  ayrıldı ve Susmaz’ın iddiasına göre, polis Susmaz’a şikayetçi olmamasını, şikayetçi olduğu takdirde bu işten zararlı çıkacağını söyledi.

    Hakareti ve kovulmayı hak etmediğini ifade eden Songül Susmaz, ailesini yanına alarak dergâhı terk etti. Bir süre gidecek yer arayan Susmaz ailesi, daha sonra Karacaahmet Sultan Dergahı Cemevine sığındı.

    Karşı Mahalle ekibi, önce Hacı Bektaş Veli Dergâhı Vakfı’na giderek olaya şahit olan kadınlarla, sonra Karacaahmet Sultan Dergâhı Cemevine giderek olayı yaşayan Susmaz ailesiyle konuştu. Celal Abbas Ulusoy ile görüşmek ve iddiaları sormak isteyen Karşı Mahalle çalışanlarına Celal Abbas Ulusoy’un istirahatte olduğu söylendi.

    “DEDE OLDUĞUNU BİLMEDEN DAYI DEDİM”

    Her yıl imkânlarını seferber ederek Hacı Bektaş Veli’ye yüz sürmeye, cemini edip, lokmasını dökmeye geldiğini anlatan Songül Susmaz, yaşadığı olay karşısında şoka uğradığını söyledi. Kendilerini uyaran kişinin dede olduğunu bilmeden ağız alışkanlığıyla “dayı” dediğini kaydeden Susmaz, “cinsiyetçi küfür ve hakaretler bulundu. Bir kadına söylenecek söz mü? Bu söz karşısında neden susayım? Hangi makam insana hakaret etme yetkisini verir? Üstelik çocuklarımın gözü önünde itilip kakıldım, dergâhta şiddet bize reva mı?” diyerek tepkisini ortaya koydu. Bu olaydan dolayı ne dedeleri ne de cemevlerini ve dergahları zan altında bırakmak istemediğini vurgulayan Susmaz, “Pirlerin piri Hacı Bektaş Velimiz de yolumuz da kutsaldır. Burada yaşananlar buraya has…” dedi. Ulusoy ile ilgili hukuki süreç başlatacağını söyledi.

    “GECE SOKAKTA KALMAMAK İÇİN ÖZÜR DİLEDİK”

    Olaya şahit olan Ebru Koçak, her yıl bu yolculuğu gerçekleştirmek isteseler bile maddi imkânsızlıktan dolayı gelemediklerini, bu yıl buldukları imkân sayesinde heyecanla yola düştüklerini anlattı. Kovulmanın kendisine ağır geldiğini dile getiren Koçak, “Songül eşyalarını aldı gitti, bize de ‘hepiniz defolun gidin’ dedi. Yalvar yakar kalmak istedik, çoluk çocukla sokaklarda perişan olmak istemedik. Ortalığı yatıştıralım da Songül gitmesin diye uğraştık. Kadının lokması boğazında kaldı.” şeklinde konuştu.

    Serap Kara, “Herkes ‘çingene’ deyip zaten bizi dışlıyor, bu sefer de burada dışlandık, ağrımıza gidiyor.” diyerek söze başladı. Olaydan sonra gece kapıya dayanırlar ve kovarlar diye korkudan uyuyamadıklarını ifade eden Kara, sabahı zor ettiklerini anlattı. “Bizde Hak yoluna geldik, yalan söyleyecek halimiz yok. Bugün bize bunu yapan yarın başka kadınlara da bunu yapar. Artık bize hakaret edilmesini kaldıramıyoruz. Zor şartlar altında, inancımız için buraya geldik, duyduklarımız bizi çok incitti.” dedi.

    Songül’ü mecburen yalnız bıraktıklarını söyleyen bir diğer kadın da Dilber Oybak. “Kadının başına neler geldi! Ama bu bizim ayıbımız değil, karşımızdakinin ayıbı. Biz dışlanmaya gelmedik. Beni dışlıyorlarsa onların ayıbı! Seneye imkânım olursa geleceğim, onların karşısına çadır kuracağım, bizi gördükçe utansın!” dedi.

    “KİMSEYİ HIRPALAMADIK”

    Dergâha gönüllü hizmet etmeye gelen ve adının bu olayda belirtilmesini istemeyen bir kişi, bu konunun kapatılması gerektiğini, Cemal Efendi ve Arife Ana’dan olma mübarek kişilerin çocuklarının aleyhinde konuşmamak gerektiğini belirtti.

    “Aşevine geldim, bacılara sessiz olmasını söyledim. ‘Hu’, dedim, ‘Hu’ deyince susulur. Yine susmadılar. O esnada Celal Abbas Efendim geldi, kadın “Dayı sen neden kadınlara karışıyorsun?” deyince Efendim de ‘Ben dayı değilim, bu evin halkıyım, bana ya efendi ya dede deyin’ dedi. Kadın birkaç defa daha dayı deyince Efendim de ‘Dayına dayarım’ dedi. Anlattıkları gibi üstüne yürüme veya hırpalama olmadı. ‘Hepiniz toplanın gidin, burayı boşaltın’ dedik. Polisi de Efendim aradı, ‘Burada huzursuzluk var, bunları buradan çıkarın’ dedi. Polis geldi, dinledi, bacılar şikâyetçi olmadı, konu kapandı. Sonra Efendim, ‘Kadınları toplayın burada kalmaya devam etsinler’ dedi. Kavga eden kadın geri gelmedi.”

    (Kaynak-Karşı Mahalle)

  • ‘Dergahın kökü sağlam, Ulusoy’a ve dedelere saldırıları toplum bertaraf edecektir’

    ‘Dergahın kökü sağlam, Ulusoy’a ve dedelere saldırıları toplum bertaraf edecektir’

    PİRHA-Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşıldığı konusunda uyarılarda bulunan Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ile Dede Hasan Doğan’a karşı yapılan saldırılara tepkiler sürüyor. PİRHA’ya konuşan Gazeteci Kelime Ata ve Eski PSAKD Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş, “Dergahın kökü sağlam. Alevilik inancında ritüeller bellidir. Bu saldırılar boşunadır. Aleviliği, Sünnilikle aynılaştırmak, yüzyıllardır bedel ödeyerek yolunu sürdürenlere haksızlıktır” dediler. 

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ve Cemal Abdal Ocağı dedelerinden Hasan Doğan’a karşı bazı ırkçı, asimilasyoncu çevreler organize saldırılarda bulunuyor. Saldırıların merkezinde ise geçen yıl tartışmalı isimler tarafından kurulan ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşum var.

    Saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuşan Gazeteci Kelime Ata ve Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş Alevilerin şehirlere göç etmesiyle birlikte geleneksel yapısının çözüldüğünü, bu çözülmeyi fırsat bilen Sünni çevrelerin ortaya çıkan boşluktan da yararlanarak Aleviliği Sünnileştirmek istediklerini ancak bu tür saldırıların amacına ulaşamayacağını ifade ettiler.

    “ALEVİLİĞE SÜNNİ ELBİSE GİYDİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Gazeteci Kelime Ata, cüppeli-sarıklı görevlilerle Hakk’a yürüme erkanı yapılması konusunda, “Bu Aleviliğin, Sünnileştirilmesidir. Madem ki cem ibadeti Arapça yapılmıyor, Hakk’a yürüme erkanı da herkesin anladığı dilden yapılabilir. Son yıllarda Hakk’a yürüme erkanlarında Sünni-Şii etkilerin daha fazla görünür olması, dedelerin cüppe-sarık giymesi tartışmalara neden oluyor” dedi.

    Kelime Ata, dedelerin cüppe-sarık giyerek Hakk’a uğurlama erkanı gerçekleştirmesinin yanlışlığını vurgulayarak, “Sünniliğe ait bir uygulama bu. Aleviliğe, Sünni elbise giydirilmek isteniyor. Aleviler, bu tuzağa düşmemelidir. Değişim, dilde başlar, kıyafetle başlar” diye konuştu.

    “ALEVİLİĞİ SÜNNİLİKLE AYNILAŞTIRMAK, BEDEL ÖDEYENLERE HAKSIZLIKTIR”

    Alevilerin şehirlere göç etmesiyle birlikte geleneksel yapısının çözüldüğünü, bu çözülmeyi fırsat bilen Sünni çevrelerin ortaya çıkan boşluktan da yararlanarak Aleviliği Sünnileştirmek istediklerini, Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere devletin de bu süreçte bizzat rol aldığını belirten Ata, bazı cemevlerindeki ibadet ve Hakk’a yürüme erkanlarında bu Sünnileşmenin görüldüğünü söyledi.

    Aleviliğin, tarihsel süreç itibariyle İslam coğrafyasında şekillendiğini, dolayısıyla Alevilik içinde İslami unsurların da görülebildiğini belirten Ata; şöyle devam etti:

    “Alevilik, Hak-Muhammed-Ali yoludur. Bu yolun, tanrı anlayışı da, doğaya ve insana bakışı da Sünnilikten tamamen farklıdır. Kimi İslami unsurlardan yola çıkarak Aleviliği, Sünnilikle aynılaştırmak, yüzyıllardır bedel ödeyerek yolunu sürdürenlere haksızlıktır.”

    “SÜNNİ ÜSTENCİ TAVRA BİAT ANLAMINA GELİR”

    Kendi babasının cenazesini Türkçe gülbenklerle kaldırdığını, herkesin de anladığı dilden ibadetini yapabileceğine, Hakk’a uğurlama töreni yapabileceğine inandığını belirten Ata, Arapça dua okunmaması durumunda ibadetin ibadet sayılmayacağı düşüncesinin, Sünni çevrelerin üstünlük duygusundan kaynaklandığını, kimi dedelerin de cüppe-sarık giyerek veya Arapça’yı kullanarak Hakk’a yürüme erkanı yürütmesinin bu Sünni üstenci tavra biat anlamına geldiğini ifade etti.

    “ALEVİLER AYIP OLMASIN DİYE BENZEME KAYGISI GÜTMESİN”

    Alevilerin Sünni komşulara ayıp olmasın diye onlara benzeme kaygısı gütmemesi gerektiğine dikkat çeken Ata, “Sünni komşuya ayıp olmasın diye bugün cüppe-sarık giyen yarın camide namaz kılar, Ramazan orucu tutulmasında sakınca görmez. O yüzden bir takkede ne var dememek lazım. Oysa her inanç mensubu kendisi gibi olduğunda değerlidir” dedi.

    “DERGAHIN KÖKÜ SAĞLAM “

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın tarihin her döneminde egemen inanış ve güçlerin hedefinde olduğunu, zaman zaman dergaha doğrudan müdahaleler yapıldığını, 1826’dan sonra dergaha Nakşibendi şeyhlerinin atandığını ifade eden Ata şunları aktardı:

    “Dergah, geçmişte bu agresif müdahaleleri boşa çıkardı. Dergahın kökü sağlam; dolayısıyla bugün de benzer şeyler oluyor. Bunda şaşırtıcı bir durum yok. Herkes tarih karşısında kendi rolünü oynuyor. Dergahın Postnişini Veliyettin Ulusoy’a yönelik saldırıları da bu toplumun hak ve hakikat aşkı bertaraf edecektir.”

    “BİZ ONLARI EDEP VE ERKANA, YOLA DAVET EDİYORUZ”

    ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşumun kendilerini gündemde tutmak için bu saldırıları gerçekleştirdiğini ifade eden Eski PSAKD Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş ise şunları dile getirdi:

    “Bu ‘Ocakzadeler Meclisi’ni az çok tanıyoruz. Ara ara kendilerini gündemde tutabilmek için Veliyettin Ulusoy üzerinden saldırılarda bulunuyorlar. Bunun üzerinden kendilerini var etmeye çalışıyorlar. Bu tür saldırılarla kendilerine meşruluk kazandırmaya, kendilerine zemin oluşturmaya çalışıyorlar. Çünkü bu tür grupların yapacak başka bir şeyi yok. Ülkemizde bir sürü sorun var. Alevilerin bir sürü sorunu var. Bunlar cenaze erkanını gündeme getirip, fatiha okunur mu okunmaz mı bunlarla uğraşıyorlar. Aslında kendilerine fatiha okutacak açıklamalar yapıyorlar. Onların deyimi ile biz kendilerini edep erkana davet ediyoruz, Yol’a davet ediyoruz.”

    “ALEVİLERİN KÜLTÜRÜNE, HAKK’A YÜRÜME ERKANLARINA KARŞI BİHABERLER”

    Bire bir yaşadığı bir olay üzerinden Alevilerin cenaze erkanını anlatmak istediğini söyleyen Çavuş sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Son bir ay içerisinde Zeynep Yıldırım’ı (Armutlu Cemevi Başkanı) ve Haydar Yıldırım’ı kaybettik biliyorsunuz. Onlar inançları için mücadele etmiş ve bedel ödemiş insanlardı. Vasiyetleri gereği cenazelerini sazla, sözle, nefesle kaldırdık. Covid-19’dan kaynaklı kaybettiğimiz için cenazeyi kaldırmak istediğimizde kaç Dede aradık ancak bulamadık. Kimi hastaydı, kimi covid geçirmişti. Sağlık durumları el vermediği için kaldıramadılar. Ondan dolayı biz de Dede bulamadık. Tabii cenazemizde yerde kalamazdı.

    Biz üç bacı aldık telli Kuranımızı, dergahımızın yayınladığı Hakk’a yürüme erkanını, indik meydana durduk cenazemizin başında dara, üzerimizde cüppe yoktu başımızda takke yoktu. Erkek değil kadındık, başımız açık yalın ayaktık.

    “Destur-u Pir… Bismişah… Allah Allah…

    Muhammed’in gül cemaline,

    Hasan’la Hüseyin’in kemaline,

    Aliyyel Murtaza’nın yoluna,

    Allah dost eyvallah, Hü!

    Divana geldik darına durduk. Özümüzü öze bağladık. Hakk’a yürüyen bu can için, yar olup, birleştik.

    Ya Hak!

    Saklımız gizlimiz yok. Sen bilirsin halimizi.

    Senden geldik sana döneriz.

    Üçlerin, Beşlerin, Yedilerin, Kırklar’ın, On İki İmam, On Dört Masum-u Pak, On Yedi Kemer-best’in, Kerbela Şehitlerinin aşkına,

    Fatıma Ana haldaşımız,

    Bozatlı Hızır yoldaşımız ola,”

    Bu açıklamayı yapan şahıslara soruyorum? Alevi inancına göre bu Hakk’a uğurlama erkanı yanlış mı? Geçersiz mi? Eksik mi? Onlar buna nasıl karar verebiliyor? Hangi hakla, hangi sıfatla? Hakk’a yürüme erkanını kitaplarda anlatıyorlar? Hakk’a yürüme erkanlarını anlatan kitaplarımız var. Onları alıp okusunlar. Alevilerin kültürüne, Hakk’a yürüme erkanlarına karşı bihaberler. Sürekli bu Hakk’a yürüme erkanına ve bunları anlatan kitaplara saldırıyorlar. Hani Alevi inancında eksik olan şeyler var diyorlar ya bunların neresinde, ne eksik var? Biz cenazelerimizi böyle kaldırıyoruz.”

    “SALDIRILAR BOŞUNADIR, ALEVİLİK İNANCININ RİTÜELLERİ BELLİDİR”

    Alevilerin on yıllardır saldırı ve katliamlara maruz kaldığını ancak inançlarından asla vazgeçmediklerini vurgulayan Çavuş son olarak şunları kaydetti:

    “Biz Aleviler olarak nice kıyımlar, katliamlar yaşadık. Nice ateş çemberinden geçtik de buralara geldik. Ne mutlu bize ki hiçbir zaman yolumuzdan ayrılmadık, inancımızdan vazgeçmedik. Her zaman haklıdan yana olduk. Bu saldırıları gerçekleştirenlerin söylediklerinin hiçbir kıymeti yok. Sadece kendilerini gündemde tutmak için acaba bu tür saldırılarla Alevileri ayrıştırılabilir miyiz diye düşünerek yaptıkları hamleler bunlar. Ama hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaklar. Alevi halkında bu tür insanların, kesimlerin hiçbir karşılığı yok. Ben birebir yaşadığımız cenaze erkanından örnek vererek anlatmaya çalıştım. Bizim yaptığımız hiçbir şey orada yanlış değildi. Ayrıca bu kişiler kim ki bizim cenazemizi nasıl kaldıracağımızı söyleyebiliyorlar? Hangi hakla bu tür söylemlerde bulunabiliyorlar? Onlar kim oluyorlar, kendilerini ne zannediyorlar. Saldırılar boşunadır. Alevilik inancının ritüelleri bellidir. Veliyettin Ulusoy ve Dedelerimizin yanındayız biz.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

     

  • Alevi kadınlar: Ulusoy’a saldırı aslında dergahı yağmalama, talan etme girişimidir

    Alevi kadınlar: Ulusoy’a saldırı aslında dergahı yağmalama, talan etme girişimidir

     PİRHA-Bir grup milliyetçi-ırkçı şahısların Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ile Dede Hasan Doğan’a karşı organize saldırılarına tepkiler devam ediyor. PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Eğitimci-aktivist Aysel Kılavuz ve Gazeteci Çilem Küçükkeleş, “Alevilik üretip, postnişliğimize bile saldırıyorlar. Başka bir yol kurma cesareti kendinde buluyorlar. Alevi kurumlarının ciddi bir şekilde deklarasyon yazıp inanç kuruluna göndermesi gerek” dedi.

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ve Dede Hasan Doğan’ın bazı ırkçı, asimilasyoncu çevrelerin organize saldırılarına Alevilerin tepkisi devam ediyor.

    PİRHA’ya konuşan Eğitimci-aktivist Aysel Kılavuz ve Gazeteci Çilem Küçükkeleş bu tür saldırıların yeni olmadığını, Alevileri asimile etmek için planlı olarak gerçekleştirildiğini belirterek, bu saldırıların karşısında Veliyettin Ulusoy’a ve Hasan Doğan gibi dedelere sahip çıkılması gerektiğini ifade ettiler.

    “BİZİM BİRLİK OLUP, GÜÇLÜ OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Yapılan saldırılara ilişkin ‘Aleviler birlikte hareket etmedikleri ve birbirleriyle uğraştıkları için onlar da bu cesareti buluyor’ diyen Eğitimci-aktivist Aysel Kılavuz şunları dile getirdi:

    “Mafya çetesinin yönettiği bir dönemdeyiz ve onlar cesareti bunlardan alıyor. Fakat tüm bunların yanında biz kendimiz bunu birbirimize yapıyoruz. Misal birinin yaptıklarını, davranışlarını, söylemlerini beğenmiyor olabiliriz ama onu edep içinde arayıp konuşmak lazım, medyanın önüne atıp da linç kampanyası açarsan onlar da böyle yapar. Bizim birlik olup, güçlü olmamız gerekiyor. Demokratım, aydınım, ilericiyim, Kürt’üm, kadınım diyen herkesin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Çünkü çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Sanal dünyada troller istediğini yazıyor ve saldırıyorlar. Buna izin vermemek için bütün kurumların bir araya gelmesi gerekiyor. Birbirimizin eksiklerini görebiliriz, yanlışları olabilir tüm bunlara karşı birlikte hareket etmemiz gerekir. Çünkü Alevi inancında birlikte hareket etmediğimiz zaman ne yazık ki bizden çıkan troller de oluyor, dışardan da var, para karşılığında yazanlar var.”

    “İNTERNET ÜZERİNDEN ALEVİ KANAAT ÖNDERLERİMİZE SALDIRMAK EN BÜYÜK DÜŞKÜNLÜKTÜR”

    Bu tür saldırılarla Alevi kanaat önderlerini kimsenin bitiremeyeceğini ifade eden Kılavuz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Biz onlara destur vermişiz seven de var sevmeyen de var. Seven de sevmeyen de kendi içimizde ikrarla çözülmesi gereken bir sorundur ama dışarıda (sosyal platformlarda) çözülmeye çalışılması yanlış. Misal bir adam eşini boşar, bu düşkün değildir, gider pirine görünür, yol açılır. Biri bir hata yapar, bir kusur işler gene gider pirine görünür ama sırrı tasfiye edenler en büyük düşkündür. Şu an internet üzerinden Alevi kanaat önderlerimize saldırmak en büyük düşkünlük, en büyük suçtur. Bunlar affedilmeyecektir. İnancımız şunu diyor; bir kusur işlenmişse gel önce bir görün, kendi kusurunu gel al da görün veya pir bir kusur işlemiş ise pir gidip talibinden hatasını giderir. Veliyettin Ulusoy olsun, kim olursa olsun eksiğiyle kusuruyla o bizim sorunumuzdur. Kimse kimseye troller üzerinden saldırma veya onu küçültme, hakaret etme hakkına asla (ne hukuksal ne anayasal ne de bizim Alevi hukuku olarak) sahip değildir. Veliyettin Ulusoy’un eksiği olabilir, yanlış düşünüyor olabilir yani onlara yanlış gelebilir ama bunu kendi içimizde çözmeliyiz.

    Bizim kendi trollerimiz saldırıyor, başkaları değil. Alevi kurumları birlikte hareket ederse bu troller bunu yapamaz, bunlar birbirlerinden fırsat buluyorlar. Biz Aleviler barış, sevgi, huzurdan yanayız. Bizim cennet ve cehennemimiz buradadır. Bizim yolumuz sevgidir, dilimiz sevgidir, sevgiden başka bir şey bilmeyiz biz. Bizim bunlara karşı cevaplarımız da Alevi diliyle olmalı, onların seviyesine inmememiz gerektiğine inanıyorum. Bu doğrultuda bütün Alevi kurumları bu duruma ciddi tavır alırsa bir daha bu cesareti alamazlar.”

    “DEDELERE HAKARET ETMELERİNE İZİN VERMEMEMİZ GEREKİYOR”

    Hacı Bektaş Veli’nin Postnişinliğinin saygınlığı olduğunu ve ancak talipleri olanların onu yargılayabileceğini vurgulayan Kılavuz şunları aktardı:

    “Zaten dedeyi dede yapan, piri pir yapan, mürşidi mürşit yapan taliptir. Bir eksiklik varsa onlar kendi içinde çözer. Kimsenin kimseye hakaret etme haddi yoktur. Alevilik gerçekten bir deryadır, evrensel bir doğa inancıdır. Alevilik, bütün evrene dua eden bir inançtır. Bunu nasıl alıp kör bir inancın içine atarsın? Onların kendi inançlarına bir şey demiyoruz. Biz de 12 imam vardır, 12 havari var diye Hristiyan mıyız? Hayır değiliz. İnançlar birbirinden almış. İslam bizim içimize girmiş, biz girmedik İslam’ın içine. Alevi dede diye geçinen, dede kılıklı gri pasaportlular hala dedeyiz diye ortalıkta geziyorlar. Veliyettin Ulusoy, Hasan Dede, Mehmet Turan Dede gibi birçok insana hakaret etmelerine izin vermememiz gerekiyor. Bir kusurumuz varsa bunu kendi içimizde çözmemiz gerekiyor.

    Çok iyi hatırlıyorum. Bizim köyde biri bir hırsızlık yapmıştı. Yıllarca o kişi ceme alınmadı ama pir onu sorguladı. O kişi yıllar sonra ceme girebildi. Şimdi ise bakıyorsun adamlar Alevi inancına, bir sürü küfür edip hakaretler ediyor. Bir de bakıyorsun bu kişiler Alevi kanaat önderleri içinde yer alıyor. Böyle bir durum kabul edilemez. Bu haksızlıklara karşı durmak bir edeptir, bir erkandır. Edep ve erkan da Alevilikte vardır.”

    “ALEVİLİK MİLLİYETÇİLİĞİ REDDEDER; BİZ PİRLERİMİZİN, KANAAT ÖNDERLERİMİZİN YANINDAYIZ”

    Alevilikte milliyetçiliğin yerinin olmadığının altını çizen Kılavuz son olarak şunları kaydetti.

    “Hatta bırakın milliyetçiliği, kadın erkek ayrımı, cins ayrımı yoktur. Herkes candır, canandır. Alevinin yolu birdir. Yol ise sevgidir, barıştır, huzurdur, kadın erkek ayrımı yapmadan bütün halkların barış içinde yaşamasıdır. Pirle, mürşitle hiyerarşi içinde musahibiyle, kirvesiyle yıllarca yaşamış, Alevilik böyle bu güne gelmiştir. Alevilik İslam’la değil İslam’dan çok önce vardır. Birçok kültür ve inanç birbirinden almış ama Alevilik reddiyeci olmuş. İslam döneminde İslam’ın katı kurallarını reddetmiş, asla ben burada yokum demiş. Alevi kurum önderleri, talipler olarak bunu hep birlikte püskürmek gerek. Bazı konularda anlaşılamayabilir ama güzel Alevi diliyle (onların yaptıklarıyla değil), Alevi yol önderlerimiz, pirlerimiz ve mürşitlerimizle çözmeliyiz sorun varsa. Binlerce yıl böyle süre gelmiş bu. Biz pirlerimizin, kanaat önderlerimizin yanındayız. Eksiklerimiz varsa o sizin değil bizim sorunumuzdur, diye bu şekilde tavır alınması lazım. Dışarıdan saldıran trollere de, bütün Alevi kurumları ciddi bir şekilde deklarasyon yazıp inanç kuruluna göndermesi gerek. Kadınlar, gençler, federasyonlar, denekler ciddi bir karar alıp tavır almaları lazım. Sen direnirsen hak kazanırsın. Çünkü hak verilmez alınır.”

    “BU TÜR SALDIRILAR HEP OLDU, OLACAK; ÖNEMLİ OLAN BİZ NE YAPACAĞIZ?”

    Alevilere yönelik yapılan bu saldırıların Türkiye’de şu an yaşanan koşullarından bağımsız olmadığını aktaran Gazeteci Çilem Küçükkeleş ise yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

    “Alevilerin kendi içerisinde kurumsallaşmasının yaşadığı sorunları çözme iradesi gösterememesi, yol kuramaması, doğru tartışmalar üretememesinden kaynaklı mütemadiyen dışardan da bir yönelime maruz kaldığını gözlemliyorum. Bir toplum, inanç var ve buraya yönelik her zaman dışarıdan hep müdahale oldu. Bu müdahaleyi yapmak isteyenler de yanına çeşitli kendini Alevi olarak tanımlayan şahısları alarak, bazen kendisini Alevi dedesi, Alevi piri olarak tanımlayan şahısları alarak biraz bu alanları yağmalamak istiyorlar. Siyaset hesaplarını buralarda gerçekleştirmek, bu toplumu kendi siyasi partilerinin bahçesine çevirme girişimleri hep oldu muhtemelen hep olmaya devam edecektir. Müthiş bir asimile edici müdahalelerinin olduğunu hep gördük, hep de devam edecek, bu bir gerçeklik. Sorun şu ki ‘bu tarz müdahalelerde toplum ne diyecek, nasıl anlatacak, nasıl cevaplayacak’ gibi bir soru işaretiyle karşı karşıyayız. Aleviler bugün var olan siyasi partilerin değil sadece, geçmişte de var olan siyasi partilerin elit müdahaleleriyle karşı karşıya kaldılar.

    “MHP İLE HAREKET EDİP ALEVİ TOPLUMUNUN VAROLUŞ GEREKÇESİNE SALDIRIAN ORGANİZE BİR HAREKET”

    MHP meselesinin şöyle bir farklılığı var. Alevilerin, MHP ile yaşadığı bir Maraş meselesi var. Oradan gelen çözümlenmemiş, helalleşilmemiş buna ilişkin adalet terazisi kurulmamış, doğru mahkemeler yürütülmemiş gibi bir sürü soru işaretleriyle dolu. Helalleşemediği bir süreç var ve çok ilginçtir ki bu siyasi partiyle hareket edip, buradan topluma saldıran, aynı zamanda toplumun varoluş gerekçelerinin neredeyse müdahale eden, kendine göre organize etmeye çalışan bir hareketle de karşı karşıyayız. Tabi ben de tartışmaları şaşkınlıkla izliyorum. Bu tartışmalarda asıl yer alan, kendini Alevi olarak tanımlayanların pozisyonlarını daha büyük şaşkınlıkla izliyorum.”

    “DÜNÜ OLMAYAN, TOPLUMLA İLİŞKİSİ OLMAYAN KİŞİLER BUNLAR”

    Alevilikte ocakların geçmişten bugüne kadar taşınan, kendini koruma yöntemlerinden biri olduğunu söyleyen Küçükkeleş sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu nasıl bir yöntemdir? Yol yürütücülerinin ocaklarda yetişmesi, burada emek vermesi, topluma nasıl yaklaşacağını bilmesi, inancı nasıl toplumla buluşturacağını öğrenmesini sağlayan bir sistemdir. Bu anlamda o ocakta yetişen kişiler Alevi toplumu açısından çok kıymetlidir. Bunu bir kan bağı gibi okumuyoruz elbette. Bütün pirlerin tüm evlatları Alevilerin yol yürütücüsü değildir. Pir Hakk’a yürümeden önce geriden kimin devam edeceği, kime elverdiği aslında bellidir. Bütün evlatlarına el vermez. Hizmet edene, topluma kendini adayana, bu yolu yürütme kamilliği gösterebilene elverilir. Ama bugün biz Türkiye’de şunu görüyoruz ki bütün dedelerin evlatları sırf o dedenin evladı olmaktan kaynaklı kendilerini bir yere koyuyor.

    “OCAKZADELER MECLİSİ’ ADLI OLUŞUMDA TOPLUMUYLA HEMHAL OLMAMIŞ İNSANLAR VAR”

    Yalnız o yere koyma sorunu da değil şöyle bir sorunla da karşılaşıyoruz. Mesela çalışıyorlar, para kazanıyorlar, kendi şahıslarına mal mülk ediniyorlar, emekli oluyorlar. Sonra birden Alevilikleri akıllarına geliyor ve ‘ben ocakzadeyim, bu toplum adına bu inanç adına konuşabilirim’ diyorlar. Oysaki bu evre Alevilik açısından çok önemlidir. Dün ne yaptınız bu gün neredesiniz? Dün de nerede durduğunuz çok önemlidir Aleviler açısından. Dün gittiniz avukatlık, memurluk yaptınız, dün gittiniz kendi hayatınıza, kendi şahsınıza biriktirdiniz; bugün kalkıp toplum adına bir şey söylemeye çalışıyorsunuz. Bu ‘Ocakzadeler Meclisi’nde böyle çok sayıda kişi var. Daha önce toplumun talibine gitmemiş, toplumunu sormamış, tolumu ile hemhal olamamış insanlar şimdi tam da bu toplumun binlerce yıldır bedel ödediği inanç üzerine kendilerinde söz hakkı görüyorlar. Ben bunu kabul etmiyorum. Talibine gitmeyen, talibine hizmet etmeyen pirin sadece bir kan bağıyla pir olabileceğini düşünmüyorum ben. Bu kısmı ile ‘ocakzadeler meclisi’ de çok organize edilmiş bir meclis. Yani dünü olmayan, toplumla ilişkisi olamayan ama bugün kalkıp toplum adına söz söylemeye çalışan kişiler.”

    “VELİYETTİN ULUSOY SOFRA KURAN BİRİDİR, ‘SOFRA KURUN DA GELİP OTURAYIM’ DEMİYOR”

    Açıklamasında Veliyettin Ulusoy ve dedelere yönelik saldırıya ilişkinde değerlendirmelerde bulunan Küçükkeleş şunları dile getirdi:

    “Çok değerli bir sözü var, sofra kur diyor. Sofra kurun da gelip oturayım demiyor. Veliyettin Ulusoy sofra kuran biridir. Hala taliplerine giden, hala hizmet eden, bir talip istediği zaman bir telefonla anında ulaşabilen biri. Ki biz bu özelliği çok kaybettik. Çünkü bizde koltuğa oturmak, posta oturmak artık eskisi gibi hizmet eden değil de hizmet görene dönüştüğü için buraya da bir müdahale olduğunu düşünüyorum. Bunu dönüştürmeye, burayı ele geçirmeye, ele geçirdikten sonra buranın üzerinden siyaset yapmaya çalışan kişilerin saldırıları olduğunu düşünüyorum.

    “DERGAHI YAĞMALAMA, TALAN ETME, SİYASETE PEŞKEŞ ÇEKME GİRİŞİMİDİR”

    Mesela İYİ Parti açısından söyleyecek olursak, Meral Akşener’e birileri gitmiş, kendilerini Hacı Bektaş Dergahı adına ağırlamışlardı, hediyeler vermişlerdi ve kendilerine o siyasi partide dergah üzerinden bir temsiliyet açmaya çalışmışlardı. Ama biz bunu Sayın Veliyettin Ulusoy şahsında hiç görmedik. Yani elbette ki parti ziyaretlerini kabul etmiştir, elbette ki Alevi toplumunun fikirlerini söylemiştir ama kendini buralara peşkeş çekmemiştir ve postun ağırlığını bu anlamda taşımak için önemli bir gayret sarf etmiştir. Ben bunu kıymetli buluyorum. Buraya saldırının aslında dergaha bir saldırı ve dergahı yağmalama, talan etme, siyasete peşkeş çekme girişimi olduğunu düşünüyorum. Özünde ne topluma bir hizmet, ne inanca bir hizmet olduğunu düşünüyorum. Burayı ele geçirip buradan çeşitli siyasi partilerin koltuğuna oturma gayreti olarak görüyorum.”

    “TEK DÜZELİKTEN ÇIKMAK GEREKİR”

    Hakka uğurlama erkanlarındaki tartışmalara da değinen Küçükkeleş şu şekilde konuştu:

    “’Bu okunacak mı, şu okunacak mı?’ tartışmasından ziyade biz bu inancın bin bir süreğinden bahsediyoruz. Her süreğin kendine göre yolu-yöntemi var. Yola giderken kurduğu bir hakikat var ve biz Aleviliği tekleştiremeyiz. Sadece bu var ve sadece böyle erkan yapılır diye tek cümle kuramayız. Mesela Arap Alevilerinin erkanları çok Arabi-İslamidir. Doğal olarak kendileri Arap’tır zaten ama biz Arap Alevilerine diyebilir miyiz erkanlarınızı şöyle kaldırın diye. Aslında ona yol açan şeylerden biri Cem Vakfıyla başlayan sonraki süreçlerde Demokratik Alevi Hareketi’yle devam eden şu girişimler çok oldu: Erkan yazmak ve herkesi tek düze bir erkanla kaldırma yöntemi kurmak. Bu kadar tekleştirirseniz biri de kalkıp size, sizinki doğru değil bizimki doğru diyebilir. Hiç birinin doğruluğu toplumca ispatlanmış inanca bakılıp kanıtlanmış şeyler değil, ben bu tekleştirmeyi doğru bulmuyorum. Pirlikler sorgulandı, erkanlar sorgulandı, sözler sorgulandı biz kendimizi bu kadar sorgulayan bir toplum olamayız. Bu aslında asimilasyonun bir doğal sonucu ama şöyle bakarsak durduğumuz noktanın ne kadar da gerilediğini gösteren bir yer. Bu kadar asimilasyona karşı kayıtsız kalırsak toplamda herhalde tartışacağımız bu olur.

    “VELİYETTİN ULUSOY’UN HİZMETİNİ GÖRÜYORUM”

    Oysaki toplumun çok başka yaşadıkları sorunları, çok başka dertleri var ama bunlara hiçbir şey söylemeyip, birbirini sorgulayan, birbiriyle kavga eden bu görüntü şunu da yaratıyor; Alevi toplumunun morali çok bozuluyor bu konuda çünkü bu kadar iyiden bahseden bir toplum bu kadar birbirine düşüp, bu kadar sert tartışmalar yapabilir mi? Yapamaz, birbirini anlamıyor olamaz yani. Biz bir ağacın dalındaki meyve bile çiğ ise yaşasın, koparmayalım, olgunlaşsın diye bekleriz. Çünkü evrenin kendini bir tamamlama süreci vardır diye. Ama bugün tam tersi birbirimizi yıkmak, başa düşürmek, kendimize göre bir Alevilik tasvir etmek için çok çatışmalı, çok yıpratan bir tartışmanın içerisine düşüyoruz. Bence bu tartışmayı en iyi bitiren söz gene Hacı Bektaş Vakfı Postnişinliğinde sayın Veliyettin Ulusoy’dan geldi aslında. Bütün bu tartışmaları yürüten pirler, dedeler, kendilerini öyle tanıtanlar buradan çıkmanın yolu, kendi doğruluklarını anlatabilmenin yolu, taliplerine sofralar kursunlar bakalım talipler gelsin. Kimin hizmeti ne kadar? Talip görsün, ölçsün ve buna göre konuşsun ama bu talip ortada yok, birileri bu talibin piriyim diyip ortaya çıkıp, dünya kadar tartışma yürütüyor. Görünen köy kılavuz istemez deriz ya ben Veliyettin Ulusoy’un hizmetini görüyorum, talibi var, o yüzden de cümlelerini de kıymetli buluyorum ama hizmetini görmediğim, talibine gitmeyen ama talip var diye kendine koltuk oluşturanların bu toplumda hiçbir kıymetinin olduğunu düşünmüyorum.”

    “PİRHA ASİMİLASYONA KARŞI MÜCADELE EDİYOR, KIYMETLİ BİR HABERCİLİK YAPIYOR”

    MHP’ye yakın Milliyetçi-ırkçı grupların PİRHA’yı hedef almasına da tepki gösteren Çilem Küçükkeleş şunları aktardı:

    PİRHA aslında yaptığı haberlerle asimilasyona karşı önemli bir mücadele yürütüyor. Bu toplumun iç sesini dışa veriyor, içerde tutmuyor, dışa vuruyor, tartışıyor, habere dönüştürüyor. Saldıranlar da bu yapılsın istemiyorlar. Niye? Çünkü burada da şöyle bir şey var: Sistemlere benzerseniz ne yaparsınız? Konuşanı susturursunuz, haber yaptırmazsınız, kendinize göre medya oluşsun istersiniz. PİRHA’ya da bu yönde bir baskının sadece bu çevreler açısından değil, birçok çevreler açısından olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Çünkü tıpkı bu iktidar gibi kendi medyasını istiyorlar ama PİRHA’nın durduğu Alevi toplum medyacılığı, bu kadar kendini toplumun önünde gören değil, Alevi toplumunun ne dediğini açığa çıkarması açısından kıymetli bir habercilik yaptığını düşünüyorum. Bundan kaynaklı mutlaka saldırılara uğrayacak. Alevilerin ilk ajansı PİRHA oldu. Toplumda da büyük kabul de gördü. Toplum kendisi muhabiri oldu, haberini gönderdi, kıymet verdi önemli olan bu kıymettir. Diğer saldırılar kendi çapında, kendi çehrelerinde kalır ki o çehrenin dili epeydir çok bozuldu.”

    “ALEVİ TOPLUMU BİRLİK OLAMADIĞI İÇİN BU TÜR SALDIRILARA MARUZ KALIYOR”

    Aleviliğin yeniden yaratılmaya çalışıldığını ve bundan herkesin vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan Küçükkeleş son olarak şunları söyledi:

    “En doğru yol bu inancın diline bakmaktır. Bu dil yeni değil gülbengleriyle, deyişleriyle uzundur getiriyor ve anlatıyor. Her biri çok derin felsefedir, her biri çok büyük sözlerdir, yalnız bizim değil birlikte yaşadığımız diğer inançların bile hayranlık duyduğu, kullandığı sözlerdir. Dönüp buraya bakalım birileri Alevilik adına bir şeyler üretiyor ya bu inançta bu var diye ben dönüp çocukluğuma bakıyorum. Çünkü bizim asimilasyonumuz son 50 yıldır çok gelişkin. Son 20 – 30 yılda daha da zirve yaptığını düşünüyorum. Alevilikte hiçbir şey yoktan var olmaz. Gerçek olan her şey Alevidir, Alevi olan her şey gerçektir. Buraya bakarsak çok şey görürüz. Bir diğeri de bizim de örgütlenme modellerimizin, kurumlarımızın iktidarlara benzeyen yönlerinden, yöntemlerinden uzaklaştıkça, demokratikleştikçe aslında Alevileşeceğini de biliyoruz. Bugün Türkiye’de en büyük ihtiyaç temiz eller meselesi diyoruz ya ortaya dökülen devlet mafya, çete ilişkilerine bakınca temiz eller diyoruz. Bizim de biraz özellikle Demokratik Alevi Hareketi açısından bir temizlenme, bir dönüp bugüne kadar ne yaptığımıza bakmaya, yaparken ne kadar Alevi olduğumuzu anlamaya çok ihtiyacımız var. Yeniden dönüp baktığımızda bu sistem temizlensin eyvallah ama bu kirlilik bize ne kadar yansıdı, biz ne kadar bozulduk bu bozulmayla nasıl baş edip yeniden arınabilirizi konuşmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Yoksa şu an ki örgütlü yapıyla bunları aşmak gerçekten mümkün değil. Bu saldırıların sebebi de bu kadar açık saldırıya açık bir hale dönüşmemizden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

    “MHP BİLE CESARET EDİP ALEVİLİK ÜRETİP POSTNİŞİNLİĞİMİZE SALDIRIYOR”

    Çok açığız ki MHP bile buna cesaret edip kendince Alevilik üretip, postniliğimize bile saldırıyor. Başka pirlere saldırıyor ve başka bir yol kurma cesareti kendinde buluyor. Bu bizim açık kalmamızdan, savunmasız kalmamızdan kaynaklı olduğundan düşünüyorum.”

    PİRHA HABER MERKEZİ

     

     

  • Alevi kadınlardan Ulusoy ve Doğan’a destek: Saldıranların amacı Alevileri bölmek

    Alevi kadınlardan Ulusoy ve Doğan’a destek: Saldıranların amacı Alevileri bölmek

    PİRHA-Cemevlerinde gerçekleştirilen Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasına ve Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ile Dede Hasan Doğan’a karşı bazı ırkçı çevrelerin organize saldırılarına bir tepki de Alevi kadınlardan geldi. PİRHA’ya konuşan Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka ve PSAKD Kartal Şube eski Başkanı Songül Tunçdemir, “Saldırıyı gerçekleştiren oluşum devlet yanlısı ve devletin organize ettiği bir yapıdır. Bir olursak iri oluruz, iri olursak diri oluruz. Tüm baskılara inat ocaklarımızı daha da harlamalıyız” dedi.

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ve Dede Hasan Doğan’a karşı bazı ırkçı, asimilasyoncu çevreler organize saldırılarda bulunuyor. Saldırıların merkezinde olan ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşuma da tepkiler sürüyor.

    PİRHA’ya konuşan Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Başkanı Suzan Saka ve Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir yapılan saldırıların amacının Alevileri bölmek olduğunu söyleyerek bu tür saldırılara karşı bilimin ışığında, Aleviliğin özüne bağlı kalınarak cevap verilmesi gerektiğini belirttiler.

    “DIŞARIDAN GELEN BU TARZ SALDIRILARA BOYUN EĞMEYİZ”

    Bu saldırıların amacının Alevileri itibarsızlaştırmaktan ve Alevilerin değerlerine saldırmaktan öte bir şey olmadığını belirten Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Başkanı Suzan Saka şunları dile getirdi:

    “Özellikle MHP’li ve milliyetçi kesimlerin öncelikle kendilerine dönüp bakmaları gerekiyor. Derin devletle yaptıkları iş birlikleri ve mazlum halka, Alevilere, Kürt halkına, ezilen halka yapmış oldukları haksızlıkların, hukuksuzlukların, cinayetlerin hepsini yıllardır takip edip biliyoruz ve şayet yaşıyoruz. Yakınımızda veya uzağımızda bu anlamda onların amaçlarının, hedeflerinin yerine varacağına inanmıyorum. Aleviler yüzyıllardır direndiler, direnmeye devam ediyorlar. Özellikle Sivas Katliamı’ndan sonra Aleviler kimliklerini buldular, örgütlenmelerini güçlendirdiler. Dışarıdan gelen bu tarz saldırılara boyun eğmediler, eğmeyeceklerini de düşünüyorum.”

    “ZALİMİN KARŞISINA MUTLAKA PİR SULTANLAR ÇIKAR” 

    Bu oluşumun devlet yanlısı ve devletin organize ettiği, Alevi inancından rahatsız olan, onu İslam dini içerisine yedirmeye çalışan oluşumlardan bir tanesi olduğunu vurgulayan Saka, “Alevilik başlı başına bir inanç, bir yaşam biçimi, semavi dinlerle ilişkisi olmayan, kendi içinde edep ve erkanı olan ve bu anlayışla birlikte Alevi toplumunun yaşamının bütün alanlarına müdahale eden, bireylerin sosyal yaşamlarını sevgi ve barış temeli üzerinde biçimlendiren geniş tabanlı bir sosyal örgütlenmedir aynı zamanda. Postnişinliğe yapılan bu tür saldırılara da itibar edilmemeli.
    Tahmin ettiğim ve bildiğim kadarıyla en son Kartal Cemevinde başlayan Hakk’a yürüme erkanlarında kendilerini ‘dede’ atfında bulan kişilerin Arapça Kur’an okuyarak, fes ve cübbe giyerek Hakk’a yürüme erkanını yürütmeleri, Alevilikte şu ana kadar olmadı ve bundan sonra da olmayacak. Dediğim gibi Alevilik kendi içerisinde var olan apayrı biricik bir inanç, bir yaşam biçimi.

    “KADINLAR ARKADA, ERKEKLER ÖNDE OLMAZ”

    Sonuçta Aleviler cemlerini köyde, kentte, farklı ülkelerde bulundukları yerin koşullarına uygun olarak temiz, düzgün kıyafetlerini giyerek yaparlar. Alevilikte kadın, çocuk, erkek ayrımı yapılmaksızın herkese can denilir ve o nedenle herkes sırasının yerini alır. Erkekler önde kadınlar arkada diye bir şey yoktur. Hakk’a yürüyen canın yakınlığına göre kadın, erkek, çocuk da o erkanda yerini alır. Bu anlamda Hacı Bektaş Veli Postnişinliği de ısrarlı bir şekilde Aleviliğin kendine has bir inanç olduğunu, Alevi erkanının özellikle Hakk’a yürüme erkanının Alevi inancına göre deyişlerle, gülbenglerle yapılması gerektiğini ısrarla söyler. Veliyettin Ulusoy’un İslam içerisinde olmadığı konusunda ısrar ettiği için bu tür saldırılara ve tehditlere maruz kaldığını düşünüyorum. Unutmamak gerekiyor ki her zaman zalimin karşısına da mutlaka Pir Sultanlar (günümüzün Pir Sultanları) çıkacaktır ve doğruları da söylemeye devam edecektir.”

    “IRKÇILARIN KENDİLERİNİ ALEVİ OLARAK TANIMLAMALARI TRAJİKOMİKTİR”

    “Aleviliğin felsefesinde yetmiş iki millete bir nazarda bakmak vardır” diyen Saka, Aleviliğin ırkların üstünde bir inanç olduğunu ifade ederek sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Alevilikte ırkçılık olmaz. Alevilik sevgi, barış, adalet, eşitlik, demokrasi, hak, hukuk gibi değerleri talep eden insanların bir araya geldiği bir inançtır. Bunun için de bir yaşam biçimi, bir felsefedir. Aynı zamanda bizim inancımızda eline, beline, diline sahip olmak vardır. En önemlisi de budur. Doğal olarak eli kana bulanan, başkasının malını gasp edip el koyan, insanları öldüren, başka ırkların, başka toplumların, başka dillerin yaşamasına müsaade etmeyen, sadece tek bir dili, tek bir ırkı üstün gören bir inancın temsilcileri veya bunu kendine yakıştıran kişilerin Alevi olarak kendini tanımlamaları açıkçası bir trajikomiktir.

    “PİRHA ALEVİLERİN SESİ”

    PİRHA da yıllardır, özellikle medyada var olan farklı olayları; yani ezilenleri, öldürülenleri, katledilenleri, Alevilerin, Kürtlerin sesini, lezbiyenlerin sesini, Boğaziçi üniversiteli gençlerin sesini, Soma’daki yapılan cinayeti-katliamı yansıtan, var olan medyanın dışında farklı bir medya olduğu için, ezilenin sesi olduğu için oda onların tehditlerine, çirkef saldırılarına maruz kalıyor. Sonuç itibariyle PİRHA’yı takip eden okuyucuları zaten eğriyi doğruyu gayet iyi bildikleri için bu tür dışardan gelen gereksiz, saçma sapan tehditleri dikkate almazlar. Basın emekçilerini ve gerçekten hak ve hukukun yanında olan tarafsız haber vermek isteyen PİRHA gibi basın birimlerini yoldan şaşırtacaklarına da inanmıyorum.”

    “BİLİMİN YOLUNU TAKİP EDEREK DİRENECEĞİZ, BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    Alevilik inancının yüzyıllardır asimilasyon politikalarına maruz kaldığını belirten Saka son olarak şunları kaydetti:

    “Bu travma yüzyıllardır bizlere kuşaktan kuşağa geçiyor ve yaşadığımız yerlerde kimlik mücadelesi vermeye devam ediyoruz. Ben bir Alevi olarak Alevileri, Alevi olmayan kişilerin tanımlamasını istemiyorum. Alevilerin inanç merkezlerinin cemevleri olarak görülmesini istiyorum. Alevilerin şu ana kadar örgütlenmiş olduğu, kurmuş olduğu birliklerin ve hak, hukuk mücadelesinde kat ettikleri yolun doğruluğuna inanıp bu mücadeleyi devam ettirmeleri gerekiyor. Bu ezelde de vardı bundan sonra da olacak. Pir Sultanlar 300-400 yıl evvel yaşarken, günümüzün Pir Sultanları da olacaktır. Bu ne bir erkek ne de bir kadın. Bir toplum olarak bilimin, çağdaşlığın ve hak, hukukun doğruluğuna inandığımız sürece, insan haklarını temel aldığımız sürece inancımıza dışardan bu tür saldırıların hiçbir etkisi olmaz. Doğruları söyledikçe bedel ödeyeceğiz, ödemeye de devam edilecek fakat doğrudan şaşılmadığı sürece asimilasyona mümkün olduğu kadar az uğranılmaya çalışılacaktır. Çağdaşlıkla bilimin yolunu takip edeceğiz ve direneceğiz. Başka şansımız yok.”

    “19 YILLIK AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE ALEVİLERE YÖNELİK TAM BİR KUŞATMA YAŞANIYOR”

    Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir ise tarihin her döneminde inancından ve kültüründen dolayı Alevilerin yok edilmeye çalışıldığını belirterek şunları aktardı:

    “Aleviler her dönemin özelliğine ve gelişmişlik düzeyine göre sistematik saldırılar ile karşı karşıya kalmıştır. Osmanlı döneminde devletin gücü fetvalara ve toplu katliamlara yetmiştir bu uygulanmıştır. Cumhuriyet döneminde toplu katliamların yanında ‘tekke ve zaviyelerin kaldırılması’ kanunuyla başlayan süreçten sonra adım adım Alevi asimilasyonu gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Yani bu sürece kadar yapılan Alevi katliamlarının yanında Aleviliğin de yok edilmesi için yoğun bir asimilasyon süreci başlatılmıştır. 12 Eylül faşist darbesiyle birlikte Alevi köylerine cami yaptırılması, okullarda zorunlu din dersi uygulamalarının yanında, bizzat devletin Alevisi olanlar tarafından devlet destekli adına Alevi kurumları denilen kurumlar açılmıştır. 19 yıllık AKP iktidarı döneminde ise tam bir kuşatma yaşandığını görüyoruz.

    “SİNSİ BİR KUŞATMA”

    Aleviler belki de tarih boyunca böyle sinsi bir kuşatmaya maruz kalmamıştır. Her seferinde asimilasyonun son halkasıdır diye bahsettiğimiz uygulamalara her gün yeni uygulamalar eklenmektedir. Kurumlar kuşatıldı, cemevlerimiz siyasi rant malzemesi haline getirtildi, ne yazık ki sıra ocaklarımıza kadar geldi. Bir dönem Aleviler ‘Alili Aleviler, Alisiz Aleviler’ diye ayrıştırılmaya çalışılırken şimdi inancımızın damarları, yüreği sökülmeye çalışılıyor.”

    “SALDIRILARI YAPANLAR ÖZELLİKLE GÖREVLENDİRİLMİŞLER”

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini  Veliyettin Ulusoy’un Hakk’ a uğurlama erkanı ile ilgili Pir Haber Ajansı’na yaptığı değerlendirme üzerine yapılan saldırıların bilinçli bir politikanın sonucu olduğunu ifade eden Tunçdemir sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Çelebiler ailesinden 6 temsilci ve ‘Ocakzadeler Meclisi’nden 36 Ocak temsilcisinin imzacı olduğu metin, Alisiz Alevilik tartışmasıyla nasıl bir noktaya getirilmek istendiğimizi göstermektedir. Bu saldırıları yapanlar belli ki birilerinin muratlarını gerçekleştirmek için özellikle görevlendirilmiştir. Daha doğrusu ruhunu teslim etmiş şahıslardır bunlar. Nerden geldiğimiz önemlidir evet ama geldiğimiz yeri layıkıyla temsil edebiliyorsak oraya ait olduğumuzu söyleyebiliriz. Başka bir şeye dönüştüysen nereden geldiğinin hiç bir anlamı olmaz. Yani Aleviyim, ocakzadeyim demekle Alevi ya da ocakzade olunmaz. Bunu söylemek için Yol’u, erkanı özüne uygun sürmek gerekir. Veliyettin Ulusoy’a yapılan saldırılar karşısında Alevi toplumu olarak ocaklarımıza daha çok sahip çıkmalıyız. Özellikle Alevi kurumları ocaklar ile aramızdaki bağı iyi kurmalı, ocaklardan beslenerek toplumun beklentilerini karşılamalıdır. Toplum olarak inancımızı ancak bu şekilde yürütebilir, kültürümüzü ancak bu şekilde yaşayabiliriz. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi ancak bu şekilde bir olabiliriz. Bir olursak iri oluruz, iri olursak diri oluruz. Tüm bu baskılara inat yol aşkına şimdi ocaklarımızı daha çok harlamalıyız. Aşk ile…”

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD ve AKD Başkanları: Kimse bizi Sünni, Şii yapmasın; Postnişinimiz Ulusoy’un yanındayız-VİDEO

    PSAKD ve AKD Başkanları: Kimse bizi Sünni, Şii yapmasın; Postnişinimiz Ulusoy’un yanındayız-VİDEO

    PİRHA-Alevi örgütlerinden PSAKD ve AKD Genel Başkanları Gani Kaplan ve İsmet Kurt, bazı cemevlerinde Alevi inancından uzaklaşılmasına ve Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a karşı bazı ırkçı, asimilasyoncu çevrelerin organize saldırılarına tepki gösterdiler. Alevi başkanlar, “Aleviliği bölmeye çalışıyorlar. Dedelerimizin ve Veliyettin Ulusoy’un yanındayız. Kimse bizi Sünni, Şii yapmaya kalkmasın” dedi.

    Bazı cemevlerinde gerçekleştirilen cenaze erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a karşı bazı ırkçı, asimilasyoncu çevreler organize saldırılarda bulunmuştu. Saldırıları gerçekleştiren ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşumun açıklamalarına ve bir grubun sosyal medya yayınlarıyla halkı kışkırtmasına Alevi örgütlerinin tepkisi sürüyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Aleviliğe saldırılara tepki gösterdi.

    PİRHA’ya konuşan genel başkanlar Alevi cenaze erkanlarının ritüellerinin belli olduğunu ve Alevilerin bu durumdan rahatsız olmadığını, bazı çevrelerin Alevileri bu tür tartışmalar yaratarak bölmeye çalıştığını ifade ettiler.

    “SALDIRIYI YAPAN KİŞİLER ALEVİ TOPLUMUNU TANIMIYOR”

    Saldırıyı yapanların içerisinde tanıdıklarının olduğunu hatta yıllardır Alevi örgütlenmeleri içerisinde görev almış kişilerin olduğunu dile getiren PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, “Geldiğimiz noktada görüyoruz ki bu saldırıyı yapan kişiler Alevi toplumunu tanımıyor. Biz cenaze erkanlarında yolumuza göre ritüellerimizi yerine getiriyoruz. Erkanlarımıza uygun yürütülüyor her şey. İyi bir saha çalışması yapsın bu saldıranlar. Örneğin Türkmenlerin, Tahtacıların cenaze ekranlarına baksınlar. Onların cenaze erkanlarına hiçbir Alevi kurumları ya da kişileri müdahalede bulunmamışlardır. Onların cenaze geleneklerine baktığımızda tam da Alevilerin geleneksel cenaze erkanı yürütme biçimlerine, yöntemlerine uyduğunu görüyoruz” dedi.

    “ONLARA ÖNERİM ÖNCEKİ ALEVİ ERKANLARINI İYİ ARAŞTIRSINLAR”

    Saldırıyı gerçekleştiren şahısların ‘Hakiki müslüman biziz, hakiki islam biziz’ savı ile yola çıktığını belirten Kaplan sözlerine şöyle devam etti:

    “Yıllardır Alevilere bir misyon yüklediler. Neydi bu misyon? Cumhuriyetin temeli sizsiniz, laikliğin garantisi sizsiniz gibi. Şimdi de Aleviliğe farklı bir misyon yüklemeye çalışıyorlar. Hakiki İslam sizsiniz, hakiki Müslüman sizsiniz bunu koruyacak olan da sizsiniz gibi şeyler söyleniyor. Oysa ki Alevilerin kendine özgü inanışları, kendine özgü Yol erkanı vardır. Dünyanın hiçbir dininde de bunlar yoktur. Bu kişiler Alevilik tarihini iyi okusunlar derim. Özellikle 1700’lü 1800’lü yılları okusunlar. Önceki Alevi erkanlarını iyi araştırsınlar bunu öneriyorum onlara. Ayrıca saha çalışması yapmalarını öneriyorum. Alevilikten bahsedilirken islamdan hiç bahsedilmiyor. Aleviler 1700’lü hatta 1800’lü yıllara kadar diyebiliriz kendi yol erkanlarına uygun cenaze töreni yürütüyorlar. Daha sonra hakim olan Sünni inanç kendini kabul ettirdi. Bir süre cenaze törenleri ona göre yapıldı. Şu anda Alevi kurumlarının da desteğiyle cenaze törenlerini yöneten arkadaşlarımız kendi yol erkanımıza göre cenazelerimizi kaldırıyorlar. Aleviler bu durumdan rahatsız değil, sadece bazı çevrelere hizmet etmek isteyen kişiler rahatsız. O da bizim problemimiz değil.”

     “ŞİA’YA KARŞI BİZ TRUVA ATI OLMAYACAĞIZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde bulunan eski bir afişten bahseden Kaplan şunları dile getirdi:

    “‘Şia’ya karşı biz Truva atı olmayacağız’ diye yazıyordu afişte. Truva atının da resmi vardı afişte. Aleviler yıllarca kendi içlerinde Truva atlarıyla mücadele ediyor. Geldiğimiz 100 yıl içerisinde bugün Alevileri Sünnileştirme olanağı olmadığı görüldü. Devlet de biliyor bunu. Zamanında İran’daki yetkililerin de dediği gibi ‘Türkiye’deki Alevileri Sünnileştirmek mi istiyorsunuz, bize bırakın biz Şialaştıralım’ savıyla söylenmiş bir söz vardı. Başbakan Çiller’e söylenmişti. Bugün baktığımızda bu söz kendine Aleviyim diyen, Alevi kanaat önderi, Alevi lideri olarak göstermeye çalışan arkadaşlar vasıtasıyla yürütülmeye çalışılıyor. Oysaki Anadolu’da yaşayan Aleviler tüm milliyetleri içerisine alarak yaşayan dünyada eşi benzeri görülmeyen bir yol erkanına sahip inançtır. Bu saldırıyı yapanları Aleviliğe monte etmek fayda etmeyecektir, çabaları beyhudedir. Tamamen alan kapma savaşı içerisindeler. Tarihte bunların yanıldığını gösterecektir. Aleviler bunlara hiçbir zaman prim vermemiştir. Bundan sonra da vermeyecektir.”

    “TAM ANLAMIYLA BU BİR ALAN KAPMA SAVAŞIDIR, KİMSE ALEVİLERİ BÖLEMEZ!”

    Son zamanlarda devlet yetkililerinin sık sık cemevlerini ziyaret ettiklerini de hatırlatan Kaplan şunları aktardı:

    “Orada derneklerimize ‘Neden bağımsız değilsiniz?’ diye sorular soruyorlar. Bu saldırıyı yapanlarla aynı zihniyettir. Saldırıyı yapanlar öncelikle Aleviliği çok iyi öğrensinler. Bunun içinde analarının babalarının yaşantılarına baksınlar. İki kitap okuma ile Alevilik öğrenilmiyor. Anadolu Aleviliğinin tarihini iyi öğrenmeliler. Zamanında cenazeleri gece kaldırıyorlarmış aynı cem yaptıkları saatte. Tahtacıların cenaze yürütme erkanlarına baksınlar. Sünniliğin İslamın neresine koyulabilir bunlar? Tam anlamıyla bu bir alan kapma savaşıdır. Temeli budur. Devlet de dahil kimse Alevileri bölemez, parçalayamaz. Bu saatten sonra cenaze erkanları ile ilgili de bir ritüel oturmuştur yavaş yavaş. Bunu herkes kabul edecektir. Bugün köylere gittiğimizde de aynı şekilde erkan yürütüldüğünü görüyoruz. Bu sevindiricidir. Örgütlü olan toplum hiçbir zaman boyun eğmez. Alevilerin de örgütlenmeleri vardır.”

    “DEDELERİMİZİN VE VELİYETTİN ULUSOY’UN YANINDAYIZ”

    Saldırıyı yapanların dilinde ırkçılığın etkisinin görüldüğünün ve ırkçılığın, milliyetçiliğin bir hastalık olduğunun altını çizen Kaplan son olarak şunları ifade etti:

    “Aleviler kesinlikle ırkçılığı ve milliyetçiliği reddederler. Hacı Bektaşi Veli’nin dediği gibi ‘72 millete aynı gözle, aynı nazarla bakmayan Alevi olsa da bizden değildir’ der. Ne yaparsan yap herkese aynı gözle bak der. Dolayısıyla Alevilik ırkçılığı, milliyetçiliği reddeder. Bir kişinin milliyeti nereden gelmiş, nereye gitmiş bu önemli değildir. Önemli olan onun insan olmasıdır. İnsanlığa hizmet etmesidir. Bu saldırıyı yapanların dillerinde hakim yönetimin etkisi vardır. Bu üzücü bir durumdur. Şeyh Bedrettin’i, Kalender Çelebi’yi, Pir Sultan’ı çok İyi değerlendirsinler. Hele hele de Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi okuduklarında görecekler, ırkçılık milliyetçilik bir hastalıktır. Veliyettin Ulusoy’a ve Hasan Doğan’a bir saldırı var. Bence Veliyettin Ulusoy Alevi toplumu için bir şanstır. Hem beyefendiliği ile hem bilgi birikimi ile hem görgüsü ile hem yola olan hizmeti ile çok önemli bir insandır. Biz Alevi kurumları olarak hem Hasan Dede gibi dedelerimizin hem de Veliyettin Ulusoy’un yanındayız.”

    İSMET KURT: BİN YILLARDIR BAĞLAMALARIMIZLA, CURALARIMIZLA HAKKA UĞURLAMA VARDIR

    Son zamanlarda Engin Nurşani’nin cenaze erkanıyla beraber gündeme getirilen ritüellere ilişkin saldırıları AKD Genel Başkanı İsmet Kurt da değerlendirdi.

    Kurt, “Alevi erkanlarında tabii ki Alevi yol uluları, Alevi yol önderleri, pirleri, aşıkları, sadıkları yüzyıllardır, bin yıllardır, geleneklerimizde bizim dilimizde telli kuran diye tabir ettiğimiz bağlamalarımızla, curalarımızla Hakk’a uğurlanmıştır, devriyelerimizle Hakk’a uğurlanmışlardır. Devri daim olsun kelimesi Alevilikte bir tekrar etme, bir zuhur etme, dönme anlamındadır. Bir canın yattığı yerde bir ot biter, başka bir yere gider, bir polen hikayesi gibi ya da başka bir canlı haline gelir. Devrinin daim olması Aleviler için çok önemlidir. Tabiatın yaşamsal anlamı ile beraber bir devrin daim edilmesidir.” dedi.

    “AKD OLARAK VELİYETTİN ULUSOY’UN YANINDAYIZ”

    Bu süreçte Veliyettin Ulusoy’a ciddi bir saldırı olduğunu ifade eden Kurt sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Birileri birilerini ötekileştirmek isterse çok çabuk bu iş olur. Kullanacağımız kelamların, dilimizin doğru olması lazım. Birilerinin yıllardır verdiği emekler var. Alevilik yoluna, Alevilik inancına ve Alevilikle ilgili ciddi bir emeği vardır Postnişimizin Veliyettin Ulusoy’un. Yaptığı çalışmalar vardır. Bu konuda biz her zaman AKD olarak Postnişimizin yanındayız, sevgili Veliyettin Hürrem Ulusoy’u hiçbir zaman yalnız bırakmayız. Her inancın, her yaşamın, kendine göre örfü, ananesi ve yaşam değeri vardır. Cenaze hizmeti bir rızalıktır. Bir insan doğar yaşar ve hakka yürür. Bir insan öldüğü zaman önce ailesiyle sonra dostlarıyla daha sonra arkadaşlarıyla yaptığı hizmetlerle rızalık alınır. Rızalık çok önemlidir.  ‘Doğdu, kondu, göçtü, yediniz, içtiniz beraber yol yürüdünüz hakkınızı helal ediyor musunuz?’ denir bir helallik alınır. Alevilikte cenaze erkanı bununla başlar.”

    “İNANCIMIZDA TAKKE KÜLAH YOK”

    Başka inançlara saygıları olduğunu ifade eden Kurt şunları dile getirdi:

    “Bizim diğer semavi inançlara, semavi dinlere saygımız vardır. Biz de karşıdan bir saygı bekliyoruz. Aleviler köylerinde yaşanan cenaze hizmetleri, cenaze erkanları bu doğrultudaydı. Aman aman şekilciliğe yönelen bir topluluk değildir Alevilik. İşte bir külah takayım, bir takke takayım veya üstüme başka bir şey giyeyim anlamında olmaz. Alevi kurumları ve biz Alevi Kültür Dernekleri ve diğer bizim musahip kurumlarımız cenaze hizmetimizi, cenaze erkanımızı Türkçe yapıyoruz. Bütün canların anlayacağı dilde yapıyoruz. Yani aldığımız rızalığı herkes anlasın diyoruz. Son yüzyılın Pir Sultanı olan Âşık Mahsuni’nin güzel bir kelamı vardır. ‘Hey Arapça okuyanlar, Türkçe bilmiyor mu bu Allah?’ diyor. Yani bu kelam her şeyi anlatıyor. Şimdi bizim anlayacağımız, bir hizmet, bir cenaze erkanı herkesin gönlünü hoş eder. Çünkü herkes ne konuşulduğunu anlar. Ortak bir dil çerçevesinde herkesin anlayabileceği bir dil çerçevesinde yapılır.”

    “KİMSENİN MAHALLESİNDE SALYANGOZ SATMAYIZ, KİMSE DE BİZİM MAHALLEMİZDE SATMAYA KALKMASIN”

    Alevi kurumlarının bu tür tartışmalarla yıpratılamayacağını vurgulayan Kurt şunları kaydetti:

    “Alevi örgütlülüğü Türkiye’de, Avrupa’da son 30 yıldır ciddi işler yapıyor. Bizim kimsenin mahallesine gidip de salyangoz satmaya niyetimiz yok ama gelip bizim mahallemizde de kimse salyangoz satmasın. İnancımızı yargılamasın. Topluluklar birbirine saygılı olursa, birbirinin kıymetini bilirse, değerini bilirse ötekileştirmeye çalışmazsa ben onunla gidip de niye uğraşayım. Ama Sünni bir can da bizi Sünni etmek için uğraşmasın. Bir Şia kendi yaşamını, kendi özünü, kendi ananesini bize dayatmasın. Biz şimdi illa gelip bizim gibi olun demiyoruz. Yaşamsal anlamda coğrafya bir çiçek bahçesi gibidir. Her şey lazım. Yalnız beyaz bir çiçekle hiçbir şey olmaz. Rengarenk olması lazım. Bu da toplulukların birbirleriyle olan farklılığıdır. Herkes ayrı bir koku, herkes ayrı bir güzellik saçar. Onun için Alevi kurumlara birileri gelip bunu böyle yapıyorsunuz, şöyle yapıyorsunuz, şu doğrudur, yanlıştır demesin. Çünkü biz bizim bin yıllardır aşıkların, evliyalarımızın geldiği yoldan geliyoruz, gezdiği gelenekten geliyoruz. Alevi ocaklarının, Alevi pirlerinin yaptıklarını yapıyoruz. Biz farklı bir şey yapmaya çalışmıyoruz yani.”

    “HERKESİN BİRBİRİNE SAYGI DUYDUĞU BİR DÜNYA İSTİYORUZ”

    Tartışmaların başlamasına neden olan cenaze erkanında her zaman ki ritüellerin uygulandığını aktaran Kurt son olarak şunları dile getirdi:

    “Nurşani canımız Hakk’a yürümüştür. Orada yine birbirinden kıymetli dedelerimiz, birbirinden kıymetli sanatçılarımız devriyeler okumuştur. Herkes bunu anlamıştır. Farklı bir yorum da yoktur içerisinde. Tabi bu süreçte son günlerde, o şahsın kullandığı bir kelime var her gün bir video atıyor ya son videoda söylemiş Kürt Alevi sorunu çözülmek istenmedi diye. Kimse yara kaşımasın. Yara kaşırsan kan akar. Onun için biz Aleviler, Alevi kurumları olarak şunu söylüyoruz: Bütün halklar eşittir. Herkesin eşit yaşadığı, kimsenin kimseyi ötekileştirmediği, kimsenin kendi değerini başka kimseye yüklemediği, herkesin birbirine saygı duyduğu bir dünya istiyoruz.”

    PİRHA HABER MERKEZİ

     

     

     

  • Ocakzadeler Meclisi’ne tepki: Aleviliğin kolunu kanadını kırıp sakat bırakmak istiyorlar

    Ocakzadeler Meclisi’ne tepki: Aleviliğin kolunu kanadını kırıp sakat bırakmak istiyorlar

    PİRHA- AABK Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, “Ocakzadeler Meclisi” adlı oluşumun yöneticilerinin  Aleviler adına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u ziyaret etmesine tepki gösterdi. Kılıçkaya, “Kurdukları vakıflar üzerinden, yazdıkları yazılar ile bizlere saldıran, hedef gösteren, ırkçı, gerici, bozguncu, tasfiyeci, provokatör ve işbirlikçiler soluğu AKP’nin bakanının yanında alıyor” dedi. 

    Tartışmalı isimler tarafından geçen aylarda ilan edilen “Ocakzadeler Meclisi” adlı oluşumun yöneticilerinden Hüseyin Hürrem Ulusoy, Ali Timurtaş Özmen ve Ali Rıza Özdemir, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u dün makamında ziyaret ettiler.

    Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Twitter hesabından “Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Serçeşme Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Hüseyin Hürrem Ulusoy’u Bakanlığımızda ağırladık. Vakfın faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunduk” diye yazdı.

    Söz konusu görüşmeye Alevilerin tepkisi yükseliyor.

    Yazılı bir açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) YK Üyesi Erdal Kılıçkaya, “Aleviler para, mevki değil, hak talep ediyor” dedi.

    “ALEVİLERİN İRADESİNİN TESLİM ALINABİLECEĞİ SANILIYOR”

    Kılıçkaya, “Kurdukları vakıflar üzerinden, yazdıkları yazılar ile bizlere saldıran, hedef gösteren, ırkçı, gerici, bozguncu, tasfiyeci, provokatör ve işbirlikçiler soluğu AKP’nin bakanının yanında alıyor” diyerek şunları kaydetti:

    “Sünni çoğunlukçu anlayış kurumsallaştıkça, Alevileri ırkçı, gerici yapılara teslim etmeye çalışanlarla birlikte, Alevi sorunu gibi hayatın pek çok alanı otoriterliğe teslim edilmeye çalışılıyor.

    Hukuksuzluk ve vicdansızlık konusunda ısrarcı olanların değirmenine su taşınıyor. Sözde Alevi kanaat önderleriyle rant hesapları güderek, kendilerince bir çözüme ulaşılabileceği zannediliyor.

    Alevilerin iradesinin teslim alınabileceği sanılıyor. Bu teslimiyet politikası Devletin Alevisi olarak yaşamak için çırpınanlar üzerinden yapılmak isteniyor. Bu kişiler üzerinden Alevilerin bir anlamda biat etmeleri talep ediliyor.

    “AKP, SÜNNİ İTİKATINA BENZER BİR ALEVİLİK İNŞA ETMEK ADINA ÇABALIYOR”

    Çok açıktır ki, AKP ve elbette devlet, Aleviliğin içini-özünü boşaltıp, Sünni itikadına benzer bir Alevilik inşa etmek ve Alevileri yedeğine almak adına inanılmaz bir çaba gösteriyor.

    Aleviler üzerinde daha kolay tahakküm kurulabilmesi için, bu tür kişilere bazı kurumlar kurdurtup, bunlara yasal statü kazandırmak istiyor.

    Bu ve benzeri yöntemlerle, yüzyıllardır yok etmeye çalıştıkları bir inancı tanımak bir yana, yok saymaya devam ediyor.

    “ALEVİLİĞİN KOLUNU, KANADINI KIRIP, ÖZÜNÜ BOZUP SAKAT BIRAKMAK İSTİYOR”

    Bir taraftan da Alevi öğretisinin içini boşaltıyor. Aleviliğin kolunu kanadını kırıp, özünü bozup, sakat bırakmak istiyor.

    Aleviliği; özünden, orijininden, geleneğinden, kurumlarından koparmayı hedefliyor.

    Devletin bu tür girişim ve oluşumlarının, tepeden tırnağa bir tasfiyeci proje ve platform olduğu biliniyor.

    “ALEVİLERİN PARA, MEVKİ DEĞİL HAK TALEP ETTİĞİNİ GÖRMEK İSTEMİYOR”

    Hükümetin Alevilerle yanaşmacı ilişkiler kurma çaba ve ısrarı, Alevilerin taleplerinin eşit yurttaşlık ve özgürlükler olduğunu idrak etme kapasitesinin olmadığını gösteriyor.

    Alevilerin para, mevki değil hak talep ettiğini görmek istemiyor.

    Hak mücadelesi veren ve bu uğurda büyük bedeller ödemiş bir inanç topluluğuna hükümetin yaklaşımının bütünüyle çıkara dayalı olması, yalnızca siyasi aklının değil değerlerinin de yetersizliğine işaret ediyor.”

    “BU KİŞİLERİN, ALEVİLER ÜZERİNE SÖZ SÖYLEME YETKİSİ VE YETERLİLİĞİNİN BULUNMADIĞI BİLİNMELİ”

    Alevileri bekleyen tehlikelerin düne göre bugün daha büyük olduğunu ifade eden Erdal Kılıçkaya, “Asimilasyon politikalarının kıskacındaki Aleviliğe yönelik içten ve dıştan bu tür bozguncu, tasfiyeci, provokatif yaklaşımlara karşı daha uyanık olunmalı. Bu kişilerin Aleviler üzerine söz söyleme yetkisi ve yeterliliğinin bulunmadığı bilinmeli. Bunu Alevi kamuoyu zaten biliyor. Sözümüz, bilmek istemeyenlere” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • ‘Hacı Bektaş’ta birliği yok etmek isteyen sözde vakıf şimdi daha büyük hedefler mi belirliyor?’

    ‘Hacı Bektaş’ta birliği yok etmek isteyen sözde vakıf şimdi daha büyük hedefler mi belirliyor?’

    PİRHA- Alevi toplumu tarafından kabul görmeyen isimler tarafından kurulan Ocakzadeler Meclisi, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u makamında ziyaret etti. Aleviler sosyal medya hesabından paylaşarak, görüşmeye tepki gösterdi. 

    Tartışmalı isimler tarafından geçen aylarda ilan edilen “Ocakzadeler Meclisi” adlı oluşumun yöneticilerinden Hüseyin Hürrem Ulusoy, Ali Timurtaş Özmen ve Ali Rıza Özdemir, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u makamında ziyaret etti.

    Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Twitter hesabından “Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Serçeşme Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Hüseyin Hürrem Ulusoy’u Bakanlığımızda ağırladık. Vakfın faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunduk” diye yazdı.

    Söz konusu ziyarete ve görüşmeye Alevilerden sosyal medyada tepkiler geldi.

    MAT: KEŞKE HAKLI ÇIKSAYDINIZ, BİZ BU RESMİ GÖRMESEYDİK

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “YAZIK…Ocakzadeler Meclisi’nin bir devlet projesi olduğunu söylediğimizde, bize burun kıvıranlara, saldıranlara, haksızlık yapanlara söyleyeceğimiz tek şey, sizin adınıza üzüldük. Keşke siz haklı çıksaydınız da biz bu resmi görmeseydik” dedi.

    AYDIN: BİRLİĞİ YOK ETMEK İSTEYENLER ŞİMDİ DAHA BÜYÜK HEDEFLER Mİ BELİRLİYOR?

    Yazar Ayhan Aydın, “Alevi – Bektaşî toplumunu iyice parçalamak için, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da mı devreye girdi?
    Hacı Bektaş’ta, dergahta, dedeler arasında birliği yok etmek isteyen, sözde vakıf, sahte grup, şimdi de daha büyük hedefler mi belirliyor kendisine?”  ifadelerini kullandı.

    YALINCAKOĞLU: ALEVİLER SİZE GÖNÜL VERMEYECEK

    Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği’nden Sevim Yalıncakoğlu da, “Gelişinizden nereye gideceğiniz öyle belliydi ki! Aleviler size gönül vermeyecek. Ben eminim” diye yazdı.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Ateşoğulları: Aleviler yapay gündemler yerine kendi özgün gündemleri üzerinde yoğunlaşmalı

    Ateşoğulları: Aleviler yapay gündemler yerine kendi özgün gündemleri üzerinde yoğunlaşmalı

    PİRHA – Eski Ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Ocakzadeler Meclisi oluşumuna ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Ateşoğulları, “Bugüne değin Alevilerin hiçbir sorununa çözüm getirmediği gibi, yok sayan, aşağılayan bir zihniyet, yapay gündemlerle toplumda yersiz ve gereksiz tartışmalar yaratmaya çalışmaktadır” dedi.

    Eski Ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları  Alevi toplumu içinde kabul görmeyen tartışmalı isimlerin de içinde yer aldığı Ocakzadeler Meclisi’ni PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “ALEVİLERİ YOK SAYAN, AŞAĞILAYAN ZİHNİYET YAPAY GÜNDEMLER YARATMAYA ÇALIŞIYOR”

    Ateşoğulları “Son günlerde, daha önce denenmiş ama sağduyu ve soğukkanlı bir tutum ve davranışla ötelenen bir takım provokasyonlar, değişik biçim ve yöntemlerle yeni aktörler kullanılarak yeniden sahneye konuluyor” diyerek Ocakzadeler Meclisi oluşumuna tepki gösterdi.

    “Bugüne değin Alevilerin hiçbir sorununa çözüm getirmediği gibi, yok sayan, aşağılayan bir zihniyet, yapay gündemlerle toplumda yersiz ve gereksiz tartışmalar yaratmaya çalışmaktadır” diyen Ateşoğulları konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “İNANCIMIZDA İKRARDAN DÖNMEK ”DÜŞKÜNLÜKTÜR”

    “Aslında yapılması gereken şey, sorunlarımızı ortaklaşarak hangi yöntemlerle çözeceğimize dair yanıt aramamız gerekirken, bir kesimin küçük çıkarları büyük programların önüne geçmekte ve birliği baltalamaktadır. Bir yandan ”Bir olalım, iri olalım, diri olalım” derken, verilen ”birlik sözleri” unutulmaktadır. İnancımızda ikrardan dönmek ”düşkünlük” nedenidir ve bunun bilinmesine karşın yaşanılan ise düşkünlükten de daha ağırdır.”

    “ALEVİLER YAPAY GÜNDEMLER YERİNE KENDİ ÖZGÜN GÜNDEMLERİNE YOĞUNLAŞMALI”

    “Ne ülkemizde, ne de yurt dışında yaşayan Aleviler örgütlerinin yapay gündemlerle uğraşma yerine farklı konulara kafa yormaları gerekmez mi?” diye soran Ateşoğulları bu konu başlıklarını şöyle kaydetti:

    * Varlıklarının korunması,

    * Dışlanmama,

    * Ayrımcılığa uğramama,

    * Zaman içinde eritilmeme (asimile edilmeme)

    “HER ŞEYDE BİRLİK İKRAR VE RIZALIK  ESAS ALINMALIDIR”

    Ateşoğulları, “Aleviliğin inanç felsefesi, maddi olan ”ben” ile ideal olan ”ben” arasındaki ilişkinin tasarımını yapar ve açıklamasına çalışır. Kabul ettiği insancıllık ve ”her şeyde birlik” arayışı ona göre dinler üstü bir kimlik kazandırdığından da evrenseldir. Alevilik bir ”insan-ı kamil” toplumu ”yaratma projesidir. Bunun için ise ”ikrar” ve ”rızalık” esastır ve bir ”Rıza Şehri” ütopyası vardır” dedi.

    “ZENGİN BİR İNANCA SAHİP OLDUĞUMUZUN BİLİNCİNDE OLALIM”

    Kamil Ateşoğulları, “Nasıl bir inanç ve zenginlik içinde olduğumuzun ayrımında olma bağlamında aşağıdaki dörtlüğü yeniden değerlendirmelerini öneriyorum diyerek dörtlüğü seslendirdi.

    Isılık oddadır, sacda değildir,

    Us ise baştadır, tacda değildir,

    Hakkı ister isen, ademde iste,

    Kudüs’te, Mekke’de, Haç’ta değildir.

    Aşk-ı niyazımla”…

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Bülbül: ‘Ocakzadeler Meclisi’ oluşumu Alevileri devlete yedeklemeye çalışan bir anlayıştır

    Bülbül: ‘Ocakzadeler Meclisi’ oluşumu Alevileri devlete yedeklemeye çalışan bir anlayıştır

    PİRHA – Ocakzadeler Meclisi oluşumuna ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, bu oluşumun Alevileri devlete yedekleme çabası içinde olduğunu belirtti. Bülbül, Alevi kurumlarının bir araya gelmesi ve Hacı Bektaş Ocağı’nın mürşidi Veliyettin Ulusoyu da davet etmeleri çağrısında bulundu. 

    Halkların Demokratik Partisi Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Alevi toplumu içinde kabul görmeyen tartışmalı isimlerin de içinde yer aldığı Ocakzadeler Meclisi’ni PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Bülbül, “Öncelikle Alevi toplumunun yıllardır kurulu bulunan kurumları var, federasyonları var, dernekleri var ve de bunlar Alevi toplumu nezdinde, Türkiye nezdinde meşru demokratik kurumlardır. Bu kurumların yürüttüğü eksiği ve aksaklığıyla elbette eleştirilecek yanları olabilir bir demokratik mücadele yanı var. Bu mücadelenin fiili içerisinde ocakzadelerin talipleriyle buluşması öncelikli bir çalışma olmalıdır. Biz bunu Alevi kurumlarında çalışma yaparken de dile getirmiştik. Ocakzadeler Alevi ocak yapısını canlandırmak için talipleriyle buluşmalı” ifadelerini kullandı.

    “HACI BEKTAŞ OCAĞI’NIN MEŞRU BİR TEMSİLİYETİ VAR”

    “Fakat bu ocağın kendisiyle alakalı bir şey. Ocaklar bir ittifak, bir birlik elbette oluşturabilirler” diyen Bülbül, şöyle konuştu:

    “Örneğin Veliyettin Ulusoy bize göre Hacı Bektaş Veli Ocağı’nın piri konumundadır. Böylesi çalışmaları oldu vaktiyle bir hayli emek ve çaba sarf etti. Veliyettin Ulusoy, Hacı Bektaş Veli’den aldığı irşat ile kapsayıcı olan Alevi toplumunun siyasal, demokratik, inançsal kurumlarıyla ilgilidir ve Türkiye genelindeki etnik anlamda da farklı olan Alevi toplumunun tamamıyla ilgilenmeye çalışan, kimi eksikliklerle beraber kapsayıcı bir yapı arz ediyor. Bu yeni kurulan daha doğrusu kurulma iddiasında olan bu yapı, öncelikle Hacı Bektaş Ocağı’na ve Veliyettin Ulusoy’un yaptığı çalışmalara karşı çıkmaya çalışan bir yap. Bu nedenle öncelikle Hacı Bektaş Ocağı’nın meşru bir temsiliyeti var. Bu meşru temsiliyet Çelebiler ailesinin kendi iradesiyle oluşmuş bir temsiliyettir. O nedenle bu temsiliyeti tartışmak Alevi inancı açısından, yol, erkan açısından, tarihi inançsal değerlerimiz açısından ve güncel sorunlarımız açısından bir gaflettir.”

    “OCAKLAR MECLİSİNİ KURANLAR, ALEVİLERİ DEVLETE YEDEKLEMEYE ÇALIŞANLARDIR”

    “Bu yapıyı oluşturanların dayanakları nedir?” diye soran Bülbül, şöyle devam etti:

    “Neden bu konjonktürde ortaya çıkmışlardır. Aleviler kendi kimliklerinE, inançlarına ve tarihlerine yol ve erkana sahip çıkmaya çalışırken bir yandan da siyasette yapmaya çalışıyorlar ve bu siyaseti de meşru demokratik bir zeminde yapmaya çalışıyorlar. Bu demokratiklik devletin kurulu ırkçı, inkarcı rejimine karşı olan bir tutum. Tam da bu kurulu olan yapı, bu tutumu zedelemeye çalışan ırkçılığa, inkarcılığa rağmen Alevileri devletle veya devletin bu ırkçı, inkarcı yapısıyla buluşturup buraya yedeklemeye çalışan bir anlayıştır.

    Dolayısıyla Alevi inancı, tarihi, Alevi toplumsal mücadelesi bağlamında bir meşruiyeti yoktur. Söylediği sözün, sarf ettiği sözün yapmak istediği çabanın kendisine bakmak lazım.”

    “PADİŞAHLIK DA OLSA CUMHURİYET DE OLSA ALEVİLERİN İNANÇSAL DEĞERLERİNİ TANIMAK ZORUNDA”

    Alevi toplumunun tarih boyunca, yaşadığı zeminde ve zamanda kendi meşruiyetini koruyarak kendi inançsal yapısıyla kaldığını, devlete yedeklenmediğinin altını çizen Bülbül, “Aleviler, devletlere beni bu yapımla tanıyacaksın, kabul edeceksin, inancımı kabul edeceksin, ibadethanemi kabul edeceksin, inançsal değerlerimi kabul edeceksin, eşit yurttaşlık talebimi kabul edeceksin dediği için biz bu noktadayız. Bu noktayı zedeleyen, karşı çıkan her yapı sistemin ırkçı, inkarcı anlayışıyla örtüşen bir yapıdır” dedi.

    Bülbül, şunları söyledi:

    “Aleviliğin tanıma ihtiyacı yoktur. Aleviliği Hünkar Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Ağuçan ocağından Baba Mansur’a, Sarı Saltuk’tan Yan Yatır Ocağı’na kadar bütün ocakzadeler, pirler, mürşitler, ulular, veliler, âşıklar, sadıklar, dervişler tanımlamış. Siz kim oluyorsunuz da bu ululardan, velilerden, mürşitlerden, pirlerden, âşıklardan,  sadıklardan yol için can baş verenlerden hak ve hakikat için can feda eden edenlerden daha mı derin, daha mı âlim, daha mı bilgili, daha mı mürşitsiniz de yeni bir tanım arıyorsunuz?

    Tanım arıyorsanız Hünkâr Hacı Bektaş’a bakın, yaptıklarına, söylediklerine bakın. Ocaklarımıza, pirlerimize bakın yolu erkanı nasıl uygulamışlar tanım orada. Onun için yeni bir tanım aramaya şunun içinde, bunun dışında gibi polemikler yaratıp toplumu farklı farklı noktalara savurmaya hiç gerek yok. Alevi inancı öyle bir şeydir ki Veysel baba ne diyor Tevrata bak, İncil’e bak dört kitabın dördü de Hak kitapta ırk ayırmak insanlıkla yüz karasıdır diyor.”

    “ALEVİLERİN İNANCI MEŞRUDUR, BU TEMELDE EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİ YÜRÜTÜLMELİDİR”  

    Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi yürütmesi gerektiğine vurgu yapan Bülbül, “Peki ne yapmak lazım? Mürşitlerin, dervişlerin, ulularının, pirlerin, aşıkların, sadıkların, ermişlerin yola can baş verenlerin ortaya koyduğu destek bağlamında Aleviliğin meşru bir inanç olduğunu ve devlet nezdinde tanınması gerektiğini, eşit yurttaşlık bağlamında Alevlerin inancının, inanç merkezinin yol erkan yürütme biçiminin tanınmasını ve kabul edilmesini sağlama mücadelesi verilmelidir. Bu, inançsal ve siyasal bir mücadeledir. Türkiye‘de ben Aleviyim dediğiniz zaman siz siyaset yapmış oluyorsunuz. Çünkü devlet tarafından sistematik olarak inkar edilmiş bir kimlikten söz ettiğinizde siz kendiliğinizden değil, devletin inkârı nedeni ile zaten siyaset yapmış oluyorsunuz. Yoksa bir insanın inancını, kimliğini beyan etmesinden daha doğal ne olabilir? Ama bunu beyan ettiğinizde bir inkâra tekabül ettiği için siyaset yapmış oluyorsunuz” diye konuştu.

    Bülbül, şöyle devam etti:

    “O nedenle Alevi toplumu siyaset de yapmalıdır, Alevi inanç önderleri siyaset yapmalıdır. Ama bu siyaseti yaparken neye bakarak yapmalı? Hünkar Hacı Bektaş’ın Şeh Bedrettin’in Pir Sultan’ın, Torlak Kemal’in, Börklüce Mustafa’nın Şah Kulu’nun, Şah Kalender Çelebi’nin yaptıklarına aynı güncelliğini devam ettiriyor, Aynen güncel bugün de devam etmektedir. Dolayısıyla efendim yeniden bir şey oluşturuyoruz, bir şey yapıyoruz, efendim şunlar inanç deforme ediyor gibi yaklaşımlar kendisini iktidarlaştırma çabasıdır, beyhude çabalardır.”

    “ALEVİLER BİRLİĞİNİ, DİRLİĞİNİ ÇOĞALTMALI VE BU BİRLİĞE DİRİLİĞE SAHİP ÇIKMALIDIR” 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a yönelik söylemlere tepki gösteren Bülbül, “Veliyettin Ulusoy, Hacı Bektaş Veli Ocağı’nın mürşididir. Hacı Bektaş mürşidinin ocağına niyazımız olsun. Bunun dışındaki tartışmaların hepsi boş ve beyhudedir. Bu konuda Alevi kurumları, Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı kurumlar, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu bu bağlamda sahip çıkmalı, bu bağlamda birliğini, dirliğini, çoğaltmalı ve bu birliği, dirliği ortak ifade etmeli” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARI BİRARAYA GELSİNLER, VELİYETTİN ULUSOYU DA DAVET ETSİNLER”

    Bülbül, “Benim Alevi kurum kurumlarına bir önerimdir. Bu Alevi kurumları lütfen bir araya gelsinler Hacı Bektaş Ocağının mürşidi Veliyettin Ulusoyu da davet etsinler ve desinler ki bizim tartışacak bir şeyimiz yoktur. Hacı Bektaş Ocağı’nın iradesiyle, Alevilerin iradesiyle, Veliyettin Ulusoy’dur. Bu, tartışmayı bitirir. Bunun dışında konuşulacak, tartışılacak hiçbir şey yoktur” diyerek çağrıda bulundu.

    “SALDIRILARA KARŞI İNANCIMIZA, KÜLTÜRÜMÜZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    HDP Antalya Milletvekili Bülbül, “Şu dönemde her türlü değerimize, inançsal, etnik, kültürel, dinsel, doğa, tarih her şeyin tahrip ve tahkir edildiği şu dönemde bizim en çok kendi inancımıza sahip çıkmalıyız. Birlikte yaşadığımız halkların da doğal, anadan gelen inançlarına, dillerine, kültürlerine sahip çıkmak, dayanışmak Alevi inancının 72 millete bir nazarla bakan tarzını Hünkar Hacı Bektaş’tan aldığımız desturla uygulamak gibi bir sorumluluğumuz var. Bu da en çok bugünlerde gerekli” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Öğüt: Ocakzadeler Meclisi’ni, Şiacı İslamcılığın sözcülüğünü yapan sözde Aleviler kurdu

    Öğüt: Ocakzadeler Meclisi’ni, Şiacı İslamcılığın sözcülüğünü yapan sözde Aleviler kurdu

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, Ocakzadeler Meclisi oluşumunu PİRHA’ya değerlendirdi. Öğüt, “Oluşum, Aleviliğe tamamen dışarıdan bakan bir akıl tarafından dizayn edilen ve mevcut Alevi örgütlenmelerine karşı, alternatif kumandalı İslamcı bir model olarak dayatılmaya çalışılan ve ayar vermek için kullanılan beyhude bir oluşum” dedi. 

    Tartışmalı isimler tarafından ilan edilen “Ocakzadeler Meclisi” adlı oluşuma bir tepki de Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt tarafından geldi.

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Öğüt, “Ocakzadeler Meclisi adı verilen inisiyatif,  Aleviliğe tamamen dışarıdan bakan bir akıl tarafından dizayn edilen ve mevcut Alevi örgütlenmelerine karşı, alternatif kumandalı İslamcı bir model olarak dayatılmaya çalışılan ve ayar vermek için kullanılan beyhude bir oluşum” dedi.

    “‘OCAKZADELER MECLİSİ’, ALEVİLER TARAFINDAN KARŞILIĞI OLMAYAN YAPILANMALARDIR”

    Öğüt, “Alevi toplumunda, herhangi bir karşılığının da olmadığı ve olamayacağı zaten kendi açıklamalarını yayınladıktan sonra gelen tepkilerden çok net bir şekilde anlaşıldı. Bu yapıya dahil oldukları belirtilen birçok ocaktan belli kişilerin isimlerini sıralayarak ilk başta bir açıklama yaptılar. Sonra o kişilerin temsil ettiği birçok ocak “Bunlarla herhangi bir alakaları olmadığını” belirten resmi açıklamalar yayınladılar. Bu yapıya dahil olduğu belirtilen kişilerin bir kısmının kendi ocaklarında bile karşılıkları olmadığını oradan anlayabilirsiniz” ifadelerini kullandı.

    “BUNLAR, AVRUPA’DAKİ ŞİACI İSLAMCILIĞIN SÖZCÜLÜĞÜNÜ YAPAN SÖZDE ALEVİLERDİR”

    Sonradan ismi yazılıp da isminin silinmesini isteyen kişiler olduğunu belirten Öğüt, “Bunlar içerisinden bir kısmı nasıl bir yapının içerisine çekildiklerini sonrada fark ettiler. Bir kısmı ise kendilerine sorulmadan isimlerinin yazıldığını belirtti. Bunlardan en dikkat çekici olanlar; yurtdışındaki Avrupa örgütlenmesinde Şia İslamcısı Aleviliğin bayraktarlığını yapan kişilerdi. Burada da ciddi bir danışıklı dövüş söz konusu. Çünkü bunların belli ki başlangıçta adlarını oraya yazacak kadar bu insanlarla bir fikir bağları ve ilişkileri var” dedi.

    “İSLAMCI YAPILAR MAKRO BİR AMACA DOĞRU KOLEKTİF HAREKET EDİYORLAR”

    Öğüt, şöyle devam etti:

    “Ocakzadeler Meclisi adını verdikleri bu yapının Türkiye’deki ana çekirdeğini oluşturan kişilerin ekseriyetle, özellikle 70’lerdeki Alevi katliamlarına damga vuran Türkçü ve ırkçı yapılarla doğrudan bağlantılı kişiler olması, muhtemelen bu isimleri listeden çıkartılan kişilerin Avrupa’daki Zaza ve Kürt Aleviler içerisindeki İslamcı faaliyetlerine gölge düşüreceği için geri planda durdular.

    Aleviler içerisindeki farklı etnik gruplardan, yörelerden, ocaklardan toplumları etki altına alma potansiyeli olan çeşitli İslamcı yapılar aslında makro bir amaca ilerlemek konusunda kolektif hareket ediyorlar. Fakat örgütlenmede mikro çalışmaları taktiksel olarak daha faydalı olacağı için birbirleriyle sadece perde arkasında dayanışmaya devam ediyorlar.

    En başta da ifade ettiğim gibi bu yapının Aleviliğe şekil vermeye çalışan bir akıl tarafından ortaya atıldığını, açıklamalarındaki cümle arasındaki vurgulardan, başını çeken unsurlara kadar birçok şeyden anlayabiliyoruz.”

    “VELİYETTİN ULUSOY GİBİ ŞAHSİYETLERİ HEDEF ALARAK ALEVİLİĞİ YIPRATMAYA ÇALIŞMALARI BEYHUDE BİR ÇABADIR”

    Öğüt, Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a karşı yapılan saygısızlığa ise şöyle değindi:

    “Şimdiye kadar bu güruhun (Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy’u düşkün ilan etme hadsizliğindeki) bir kişi tarafından yazılan ve canlı yayınlarında içlerindeki çeşitli kişiler tarafından okutturulan açıklamalardaki en dikkat çekici ortak vurgu: Alevileri/Alevi kurumsallaşmasına bir “milli güvenlik” unsuru olarak bakmaları. Yani daha doğrusu İslamcı egemen ağızla “Alisiz Aleviler” ve “hariciler” diye vurguladıkları; özgün Alevi kimlik mücadelesi yapan, Avrupa’da çeşitli kazanımlar elde eden ve ana toprakları Türkiye’de de eşit yurttaşlık kapsamında bu kazanımları talep eden kurumlar.”

    “ALİSİZ ALEVİLER, HARİCİLER GİBİ YAFTALAMALARI YAPANLAR EGEMEN İDEOLOJİNİN TEMSİLCİLERİDİR”

    Öğüt, şunları kaydetti:

    “Alevi kimlik mücadelesi yapanları onların tabiriyle Alisiz Aleviler, hariciler olarak damgalayıp buna karşı da bu yapının Avrupa’da hak kazanımları elde etmesi, Türkiye‘de örgütlü anlamda görünür olup ses getirmesini “milli güvenlik” sorunu olarak gören egemen bir yapıyla senkron bir şekilde hareket ediyorlar. Bu durumu çok net bir şekilde; Türk-İslamcı devlet aklının bekasına bir tehdit olarak görüyorlar. Bu anlamda Aleviliğe ve Alevilere ancak dışarıdan bakan birisi Alevi kimlik mücadelesini bir milli güvenlik meselesi olarak değerlendirebilir. Bunların da bu dışarıdan bakan unsurun dilini kullanarak yaptıkları açıklamalarda bunu çok net görüyoruz.

    “OCAKZADE MECLİSLERİ ALEVİLİKLE UZAKTAN YAKINDAN İLİŞKİSİ OLMAYAN KİŞİLİKLERDİR”

    Başta Alevi meselesi olmak üzere, memleketteki tüm sorunlara hak ve özgürlüklerden ziyade salt güvenlikçi bir perspektiften bakarak, Alevilikle uzaktan yakında alakası olmayan tekçi bir anlayışı Aleviliğe dayatmaya çalışıyorlar. Baskı altına almaya çalıştıklarını Alevi örgütlülüğünü dayandıkları İslamcı egemen yapının istediği profile yontarak, kendilerince bir “güvenlik” sorunu olmaktan çıkaracakları sanrısına sahipler.

    Alevilik “Bin kere zulme uğrasan da bir kere zalim olma” düsturundan gelen bir inançtır. Tarih boyunca uğradığı yığınla katliama rağmen bu duruşundan hiçbir zaman ödün vermemiştir. İslam içerisindeki mazlum figürleri sahiplenip, katledilmelerini her daim lanetlemesi de zaten bu duruşunun bir devamıdır. Şu an böyle bir inancı yaşatabilmek için uğraşan kurumlardan bir güvenlik sorunu çıkarmak, eşit yurttaşlık kapsamındaki çeşitli hak taleplerini bastırmak için çok zorlama bir çabadır.

    Bunların içerisindeki kişiler çeşitli ocaklardan gelebilirler, çeşitli dergahlarla bağlantıları olabilir ama ortak özellikleri sadakatlerinin Alevilikten ziyade Türk-İslamcı egemen anlayışa olması. Yani bu insanları bir araya getiren en önemli hassasiyet sırtlarını dayadıkları İslamcı statükonun bekası.

    Şu anda baktığımızda da zaten Alevilerin hak mücadelesi için kurumsal, siyasal ve her alanda aktif bir şekilde çalışan tüm oluşumları tehdit olarak görüyorlar. Buradan da anlaşılabilir ki, bu yapı aslında Alevilerin kendi iç dinamiklerinden ziyade Aleviliği kontrol altına almaya çalışan bir algının ürünü.”

    “ALEVİ KURUMLARINA SALDIRIP İÇİNİ BOŞALTMA ARAYIŞLARI, ÇABALARI  TUTMAYACAKTIR”

    Yazar Özcan Öğüt, “Bunların durduğu yerde durmayan ama Aleviler içerisinde tarihi önemi, kutsiyeti ve karşılığı olan kritik önemdeki kurumlara saldırıp içini boşaltarak etkisiz kılmak için uğraşıyorlar” diyerek şunları ekledi:

    “Bu anlamda Alevi aydınlanmasına dair en önemli kurumsal aktörlerden birisi olan Serçeşmeye ve Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a ciddi bir saldırı söz konusu. Buralara kayyım olarak atamadıktan sonra ele geçirme potansiyelleri ve tabanda karşılıkları zaten yok ama çeşitli tehdit ve saldırılarla kendilerince buralara ayar verip misyonlarını yerine getirmeye çalışıyorlar.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği İnanç Kurulu ‘Ocakzadeler Meclisi’ni tanımadığını ilan etti

    Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği İnanç Kurulu ‘Ocakzadeler Meclisi’ni tanımadığını ilan etti

    PİRHA- Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği İnanç Kurulu ve Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Yönetim Kurulu yazılı bir açıklama yaparak, Ocakzadeler Meclisi adlı oluşumu reddettiklerini ve Emevi zihniyetine asla geçit vermeyeceklerini ilan etti. Açıklamada, “Mürşidimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy’un yanındayız ve kendisinin mürşitlik makamına yönelik yapılmak istenen her türlü saldırının karşısındayız” denildi. 

    Alevi kamuoyu tarafından kabul görmeyen, tartışmalı isimler tarafından ilan edilen ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı hedef alan “Ocakzadeler Meclisi” adlı oluşuma tepkiler sürüyor.

    Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği İnanç Kurulu ve Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Yönetim Kurulu yazılı bir açıklama yaparak, “Mürşidimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy’un yanındayız ve kendisinin mürşitlik makamına yönelik yapılmak istenen her türlü saldırının karşısındayız. Ocağımız evladı kimliği ile bu oluşuma dahil olan kişi, kendi kişisel tercihi ile oradadır, kendisine asla rızalığımız yoktur ve varlığı Dergahı asla temsil edemez” dedi.

    Açıklamada, “Kimseden rızalık ve icazet almadan kendilerini Ocakzade temsilcileri olarak ilan eden ve Ocakzadeler Birliği adında dernek kurup, Alevi hak mücadelesi veren kurumları itibarsızlaştırmak isteyen bu oluşumu kesinlikle reddediyoruz ve kendilerinin hizmet ettiği Emevi zihniyetine asla geçit vermeyeceğimizi ilan ediyoruz!

    Açıklamanın tam metni şöyle:

    “Canlar,
    Yalıncak Sultan ve devamında soyundan gelen Yalıncak Sultan Dergâhı hizmetkarları, her daim Pir ve Mürşit makamımız olan Hacı Bektaş Veli Dergâhı ile birlikte yol yürümüş ve Dergâhtan icazet almıştır.
    Günümüz koşullarında da bu gerçek asla değişmez ve kendini bilmezler tarafından da değiştirilemez!
    Biz Yalıncak Sultan Ocağı hizmetkarları olan Yalıncakoğlu ailesi, Yalıncak Sultan taliplerince Dergah Postnişin kabul edilen Mahmut Yalıncakoğlu ve 2003 ‘ten beri dergahımızın bakımını, onarımını üstlenip temsiliyetini yürüten Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği olarak biz, Mürşidimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy’un yanındayız ve kendisinin mürşitlik makamına yönelik yapılmak istenen her türlü saldırının karşısındayız!

    “BU OLUŞUM ALEVİ HAK MÜCADELESİNİ İTİBARSIZLAŞTIRMAK İSTİYOR”

    Canlar,
    Son günlerde kimseden Rızalık ve icazet almadan kendilerini Ocakzade temsilcileri olarak ilan eden ve Ocakzadeler Birliği adında dernek kurup, Alevi hak mücadelesi veren kurumları itibarsızlaştırmak isteyen bu oluşumu kesinlikle reddediyoruz ve kendilerinin hizmet ettiği Emevi zihniyetine asla geçit vermeyeceğimizi ilan ediyoruz!
    Ocağımız evladı kimliği ile bu oluşuma dahil olan kişi, kendi kişisel tercihi ile oradadır, kendisine asla rızalığımız yoktur ve varlığı Dergahı asla temsil edemez!

    “İÇİMİZDEN BU GÖZ BOYAMAYA VE VAAT EDİLENLERE KANMAYA HAZIR KİŞİLER VAR”

    Biz Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği olarak Alevi hak mücadelesinde görüyoruz ki; Emevi zihniyeti ve onun günümüz temsilcisi olan Diyanet, her daim Alevileri kendilerine biat ettirmeye çalışmıştır. İçimizden de bu göz boyamaya ve vaat edilenlere bilerek ya da bilmeyerek kanmaya hazır kişiler olmuştur ve olacaktır ama onlar da Hızır Paşa gibi tarihteki yerini cellat olarak alacaklardır.
    Ham ervahlar birliğimize zarar veremez!
    “Dönen Dönsün Biz Dönmeyiz Yolumuzdan”
    Aşk ile ”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • AABK İnanç, Yol-Erkân Kurulu: Ocakzadeler Meclisi grubunu kesinlikle tanımıyoruz

    AABK İnanç, Yol-Erkân Kurulu: Ocakzadeler Meclisi grubunu kesinlikle tanımıyoruz

    PİRHA- AABK İnanç, Yol-Erkân Kurulu ve AABK Yönetim Kurulu, yeni oluşum gibi gösterilmeye çalışılan Ocakzadeler Meclisi grubunu kesinlikle tanımayacaklarını, kurumsal yapılarıyla hiç bir bağının olmadığını ilan etti. Açıklamada, “Gönlü, günümüz Emevilerinde, ruhu İran Şiilerinde olanlara da, diğer yandan Yol’a uymayıp Yol’u kendilerine uydurmaya çalışan “Yol” firarilerine de, Pir’lerimizin diliyle Yunus’un nefesiyle yeniden sesleniyoruz. Bu Hak Yol’una Aşk ile gelen gelsin, deriz” ifadeleri yer aldı. 

    Son günlerde tartışmalı isimler tarafından ilan edilen “Ocakzadeler Meclisi” adlı oluşuma bir tepki de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnanç, Yol-Erkân Kurulu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Yönetim Kurulu tarafından geldi.

    AABK İnanç, Yol-Erkân Kurulu ve AABK Yönetim Kurulu, yeni oluşum gibi gösterilmeye çalışılan, Ocakzadeler Meclisi grubunu kesinlikle tanımayacaklarını, kurumsal yapılarıyla hiç bir bağının olmadığını ilan etti.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “Bizler, Pir Sultan Abdal’ın “Dönen dönsün, ben dönmezem Yol’umdan” şiarıyla, Hünkar Hacı Bektaş Veli dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy efendimizle birlikte yol yürümeye devam edeceğiz.

    Dışı pişmiş, içi ham ervahların,
    Dili bilmiş, gönlü fesat olanların
    Ocak ve Dergah temsiliyeti olamaz!

    Son zamanlarda özelinde Hacı Bektaş Veli Dergahı, genelinde Alevi-Bektaşiler, Alevi Ocakları ve Kurumları üzerinde oynanan “Böl-Parçala-Yönet“ mantığıyla yeniden sahnelenen devlet aklı ve Osmanlı oyunları ile karşı karşıyayız.

    “ALEVİLER ARASINDAKİ İKRARLI DAYANIŞMA VE BİRLİKTELİĞİ BOZAMAYACAKLAR”

    Bilinsin ki; genellikle rızalıksız isimlerden ve Ocak temsiliyeti olmayanlardan oluşturulmaya çalışılan ittifaklar, hiç bir zaman Aleviler arasındaki ikrarlı dayanışma ve birlikteliği bozamayacaktır.

    Bizler, Anadolunun her köşesinden, Avrupa’ya ırk, dil ve geldiği coğrafya farkı gözetmeksizin, Hak- Muhammed-Ali yoluna, Ocaklarımızın ve Pir’lerimizin kemaletine ikrar vermiş, kurumlarımızda oluşturduğumuz gönül birliktelikleriyle, dayanışma ve örgütlü yapısıyla, bedel ödeyerek Yol’umuzu bugünlere taşımış Ulularımızın, Atalarımızın izinde birlikte yürümeye devam edeceğiz.

    Gönlü, günümüz Emevilerinde, ruhu İran Şiilerinde olanlara da, diğer yandan Yol’a uymayıp Yol’u kendilerine uydurmaya çalışan “Yol” firarilerine de, Pir’lerimizin diliyle Yunus’un nefesiyle yeniden sesleniyoruz.
    Bu Hak Yol’una Aşk ile gelen gelsin, deriz.

    Ama geriye dönülmez bir yoldalarsa, Şah Hatayi’nin deyişi ile son bir çağrımız olur.

    “Sofu isen alıp satma
    Helaline haram katma
    Yol’un eğrisine gitme
    Doğru yol’a nazar eyle.”

    “HER BİRİ KENDİ OLDUĞU YERLERDE SORUNLU OLAN KİŞİLER”

    Bizler AABK Yönetim Kurulu ve AABK İnanç, Yol-Erkân Kurulu olarak, Avrupa’dan ve Ortadoğudan Balkanlara kadar, Anadolu’daki dergahımızla ve tüm Alevi Bektaşi kurumlarımızla dayanışma içersinde yolumuzu inancımızı birlik içerisinde sürdürürken, yolu bulandırmaya çalışan sözde yeni, Ocakzadeler Meclisi gibi, her biri kendi olduğu yerlerde sorunlu olan kişilerin önce özünü yoklamalarını ve kendilerini arındırmaları gerekir ki, yolda bir kelam söyleme hakları da olsun.

    Bu anlamıyla, yeni oluşum gibi gösterilmeye çalışılan, Ocakzadeler Meclisi grubunu kesinlikle tanımadığımızı, kurumsal yapımızla hiç bir bağının olmadığını kamu oyuyla paylaşırız.

    Bizler, Pir Sultan Abdal’ın “Dönen dönsün, ben dönmezem Yol’umdan” şiarıyla, Hünkar Hacı Bektaş Veli dergahı ve şimdiki Postnişini Veliyettin Ulusoy ile birlikte yol yürümeye devam edeceğiz. Aşk ile.

    PİRHA/ İSTANBUL