Etiket: öcalan

  • Öcalan: Kaybedecek zamanımız yok!

    Öcalan: Kaybedecek zamanımız yok!

    PİRHA- Abdullah Öcalan, CHP’ye yönelik “Tedbirli Mutlak Butlan” kararı sonraki gelişmeleri değerlendirerek, “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur. Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz” dedi.

    DEM Parti, İmralı Heyeti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeye dair açıklama yaptı.

    “DEMOKRATİKLEŞME HAYATİ BİR İHTİYAÇTIR”

    Öcalan’ın sürece ilişkin değerlendirmeleri paylaşılan açıklamada şunlara yer verildi:

    “Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum; hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz.

    Orta Doğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Orta Doğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz.

    Ve elbette tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum.

    Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir. Yasal düzenleme bizi gerçek bir pozitif inşaya, demokrasi çarkının döndüğü bir sürece sokacaktır. Demokratikleşme hayati bir ihtiyaçtır ve sürecin başarısı bizi bu hedefe yakınlaştırır.

    Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Demokrasiye sanki bir lüksmüş, demagojiymiş, lafazanlıkmış gibi yaklaşarak önemsememenin sonuçları vahim bir hatadır. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.

    Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz. İmralı’da çözüme doğru yasal adımlara giderken cumhuriyeti demokratik bir çıkışa, demokratik bir hukuka hazırlamayı çok önemsiyoruz. Bunu hem parti içi hem partiler arası demokrasi eksikliğini de gidermeye yönelik bir adım olarak görüyoruz. Tüm çabaların karşılığı, cumhuriyeti demokratik bir içeriğe ve kültüre kavuşturmak, bunları güvence altına alan sağlam bir hukuk sistemi kurmak olacaktır. Bu temelde herkesi Barış ve Demokratik Toplum Sürecine katkı sunmaya çağırıyorum.

    Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonunun anlamı budur. Kürt meselesinin yıllarca kilitlediği bir durumu aşmaya çalışıyoruz. Kürt meselesinden kaynaklı şiddet öğesi, çözüm sistematiğiyle aşılıyor. Bu sürece Türk-Kürt ilişkilerini yeniden düzenleme, çağdaşlaştırma, modernleştirme süreci de diyebiliriz.

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecine destek sunan uluslararası aydın ve akademisyenlerin mesajları kitaplaştırılmış. Bu çerçevede her türlü öneri, eleştiri ve katkıyı en titiz şekilde değerlendirmeye hazır olduğumu vurgulamak isterim. Barışa ve demokrasiye en fazla ihtiyacımız olan dönemde çok önemli destekleri için hepsini selamlıyorum.”

    HABER MERKEZİ

  • Barış Vakfı Başkanı Tahmaz’dan süreç için çağrı: Hükümet bir an önce adım atmalı – VİDEO

    Barış Vakfı Başkanı Tahmaz’dan süreç için çağrı: Hükümet bir an önce adım atmalı – VİDEO

    PİRHA – MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarının yeni bir yol haritası için zemin oluşturduğunu belirten Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, iktidarın idari adımlarla sürecin gereklerini yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Tahmaz, 19 aydır çatışma kaynaklı ölümlerin yaşanmamasının hayati önemde olduğunu ve bu durumun kıymetinin bilinmesi gerektiğini söyledi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, önemli değerlendirmelerde bulundu. Tahmaz, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni statü için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” önerisini değerli bulduğunu söyledi.

    Devlet Bahçeli’nin çatışma çözüm uzmanlarından destek alarak hazırladığı metinin sürecin ilerleyişine ilişkin güçlü bir tartışmayı da beraberinde getirdiğini kaydeden Tahmaz,  yeni bir yol haritası önerdiğini ve bu yol haritasının da kurumsal bir yapıya ihtiyacı olduğunu kaydetti.

    “Üç tane başlık altında Öcalan’ın statüsü, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığı ve üçüncüsü de Meclis Başkanlığı’nda olmak üzere üç tane mekanizma verdi” diyen Tahmaz, Bahçeli’nin ilk defa barış ve terör kelimesini bir arada kullandığını belirterek, silahların bırakıldıktan sonra demokratikleşme sürecinde siyasal ve ekonomik reformların gerçekleşmesi gerektiğini belirtti.

    “HÜKÜMET BİR AN ÖNCE NE YAPILMASI GERKİYORSA ONU YAPMALI”

    Hakan Tahmaz, Hükümet tarafından söylenen sürecin en önemli tartışma konularından biri olan önce teyit, tespit ve ilanından sonra yasal düzenleme konusunda hazırlanan metinin sürecin paralel gitmesi gerektiğini belirtiğini kaydetti. Tahmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Bu da bugüne kadarki iddia edilen Kürt tarafının itiraz ettiği temel bir tartışmayı ortadan kaldırıyor. En azından MHP açısından.  AK Parti’nin buna ne derece yanıt vereceği bilinmiyor. Sadece Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhur İttifakı’yla bunu  değerlendireceklerini ve sürecin de ilerlemesi için gerekli adımları atacaklarını söyledi ama ortaya çıkan tablo şu: Devlet Bahçeli’nin ifadesinden de anlaşıldığı gibi on dokuz aydır geldiği gibi bu süreç ilerleyemez. Artık top hükümetin elindedir. O metin çok bariz bir biçimde bunu ifade ediyor. Artık hükümet ne yapacaksa bir şeyler yapmalı diyor.”

    Bahçeli’nin sürece ilişkin değerlendirmelerinden sonra  ‘Ok yaydan çıktı” diyen Hakan Tahmaz, buradan geriye dönüşün olmayacağını ileri sürerek, demokrasiden yana olan herkese şu çağrıyı yaptı;

    “Buna yön verecek olan barıştan, demokrasiden,  hak ve özgürlükten yana olan bütün toplumsal kesimler, sivil toplum örgütü, siyaset, herkes kendi rolünü oynamalı. Kürt siyaseti açısından da iktidar açısından da. Bunun zorunlu olduğu kanaatindeyim.”

    “Hiçbir muktedir kendi gönlünce muktedirliğinden vazgeçmez” diyen Tahmaz,  birçok ülkede  faşist iktidar ve otoriter rejimler tarafından çatışma süreçlerinin bitirildiğine dikkat çekerek, Kuzey İrlanda örneğini verdi. 

    Barış Vakfı Genel Başkanı Hakan Tahmaz, Türkiye de ilk defa 19 aydır süren görüşmeler neticesinde çatışma sürecinden kaynaklı ölümlerin yaşanmadığına da dikkat çekti. Tahmaz, bunun kıymetinin bilinmesi gerektiğini belirterek, idari yasal düzenlemelere gerek kalmadan idari tedbirlerle sürecin gereklerini yerine getirmeleri gerektiğini belirtti.

    “GEÇMİŞ FORMATLA BU SÜREÇ DEVAM EDEMEZ”

    Ortaya çıkan tartışma zemininin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tahmaz, Öcalan’in statüsü konusunda bunun adının konulması gerektiğini söyledi. Devlet Bahçeli’nin ağzıyla siyasi barış ve siyasi iyileşme sürecinin koordinatörü olması önerisi sürecin tutunmasına önemli bir katkı sunduğunu belirten Tahmaz,

    Keza artık şeffaflık tartışmasını da bir parça geride bırakmış oluyoruz. Bu nedenle hem sivil toplum örgütleri kendi görevlerini daha heyecanlı, daha istekli yapmalıdırlar,  hem de hükümet artık ne yapacaksa toplumun önüne koymalıdır. Böyle geçmiş formatta bu işin devam etme şansının  kalmadığını düşünüyorum” diye konuştu.

    Semra ACAR – İZMİR

     

  • Ayşegül Doğan: Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşulları düzeltilmeli!-VİDEO

    Ayşegül Doğan: Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşulları düzeltilmeli!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Öcalan’ın, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü, en temel öznelerinden biri ve başmüzakerecisi olduğunu belirterek, çalışma koşullarının düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.

    DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi.

    “SAYIN ÖCALAN’IN ÇALIŞMA VE YAŞAM KOŞULLARI SÜRECE UYGUN HALE GETİRİLMELİDİR”

    Doğan, şunları söyledi:

    “Bunların en başında da son günlerde çokça tartışılan bir konu geliyor. O da bizim parti olarak defaatle ifade ettiğimiz ve yalnızca Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığından bu yana değil, bundan önce de çokça ifade ettiğimiz, çeşitli vesilelerle bunun için eylemler yaptığımız bir gündem maddesiydi. Öcalan’a yönelik mutlak iletişimsizlik. Hiçbir şekilde haber alamıyor oluşumuzun, tecrit koşullarının, bu ağır insan hakkı ihlalinin bir türlü ortadan kalkmıyor olmasının esasında Kürt meselesine yaklaşımla ne kadar doğrudan bağlantılı olduğunu çeşitli kereler ifade ettik. Şimdi geldiğimiz aşamada bir mutlak iletişimsizlik söz konusu değil. Tecrit uygulamalarından bahsediyoruz. Ancak geldiğimiz aşamada şöyle bir durum var. 27 yıldır süren ada hapishanesi koşullarından bahsediyoruz. Çeşitli dönemlerde esneyen, bazı dönemlerde bu esnekliğin ortadan kalktığı ama hiçbir zaman somut ve hukuki olarak değişmeyen koşullardan bahsediyoruz.

    Dün Adalet Bakanının yaptığı bir açıklama var biliyorsunuz. Biz DEM Parti olarak, bu meselenin bir bina ya da konut tartışmasına sıkıştırılmasını yanlış buluyoruz. Çünkü mesele esasen oradaki koşulların değişmesi ve bu koşulların değişmesinin yaratacağı etkiler. Sayın Öcalan da mesajında bunu açıkça ifade ediyor. “Sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum” diyor. Şimdi bizim odaklandığımız konu aslında Sayın Öcalan’ın da odaklandığı konudur; çalışma ve yaşam koşullarının sürece uygun hale getirilmesidir. Yani özgür yaşar ve çalışır koşullarının oluşturulabilmesidir. Daha önce de dile getirdiğimiz beklenti ve talepler bu yöndeydi. Süreci yürütebilmesi için gerekli koşulların oluşturulmasından yıllardır bahsediyoruz.

    SAYIN ÖCALAN’IN KAMUOYUNA ARACISIZ ULAŞABILMESİ SÜRECİ HIZLANDIRICI BIR ETKİ YARATIR 

    Peki, neden önemli bu? Sayın Öcalan’ın siyasi rolünün, yaklaşımının, diyalog ve müzakere arayışının tanınması ve kabulü olsa olsa böyle bir süreçte kolaylaştırıcı bir etki yaratabilir. Tıkamaz, aksine sürecin önünü açar. Bazı tartışmaların daha pozitif bir şekilde ilerlemesini sağlayabilir. Doğrudan yanıt vermesi kendisine yöneltilen sorulara, talep ettiği üzere aracısız bir biçimde kamuoyuna ulaşabilmesi son derece hızlandırıcı bir etki yaratır. Bu aynı zamanda sürecin gerekleri açısından da hayata geçirilmesi gereken bir konu bizim için. Dolayısıyla, biz bu konuyu bir bütün olarak ele alıyoruz ve Öcalan’la kurulan hukukun tanımlanmasının sürece ivme kazandırıcı pozitif etkileri olacağını yinelemek istiyoruz.

    ÖNCELİKLE ÖNYARGILARDAN KURTULMAK GEREKİYOR

    Bu tartışmaların odağına İmralı Ada Hapishanesinin koşullarının yerleştiriliyor olmasının şöyle bir tarihsel nedeni de var. Bunu da burada yeniden ifade etmek gerekir. Bugüne kadar İmralı’ya, yani Sayın Öcalan’a yaklaşım Türkiye’de Kürt meselesine yaklaşımın aynası oldu. En önemli göstergelerinden biri oldu. O yüzden dönem dönem esneyen, dönem dönemse son derece sert ve katı uygulamaların olduğu bir ada hapishanesinden bahsediyoruz. Kişiye özel, insan haklarına aykırı ve ağır bir insan hakkı ihlali olarak yıllarca sürdürülen koşullardan bahsediyoruz. Şimdi çok kritik bir zamandayız, kritik bir eşikteyiz. Burada yapılması gereken öncelikle önyargılardan kurtulmaktır. Bunu yıllardır sürdürülen önyargılarla tartışmak ne yazık ki negatif bir etki yaratıyor. O yüzden önce bu korkulardan özgürleşmek gerekiyor. Birbirimize ezberleri tekrarlamanın ne denli faydasız olduğunu geçen yıllarda gördük. Çok acı bir şekilde deneyimledik. O sebeple direnç alanlarını, direnç faktörlerini görmek ve bunları aşabilecek siyasal bir iradeyi cesaretle ortaya koymak gerekiyor. Demokratik olgunlukla tartışmak gerekiyor bunları. Çok kritik bir meseleden, ağır bir mevzudan bahsediyoruz. İnsan hayatını ilgilendiren bir mevzudan bahsediyoruz. Bunun sıkça altını çiziyoruz. Bunlar böyle magazinsel konular değil. Siyasi ağırlık ve demokratik olgunlukla tartışılması gereken konular. Burada da ilgililerin ve yetkililerin yapması gereken, bu taleplere eski alışkanlıklarla yanıt vermek ya da bunları eski alışkanlıklarla karşılayıp hemen bir güvenlik tehdidi kategorisine yerleştirmek değil; yeni dönemin ve sürecin temposuna, ritmine uygun bir şekilde karşılık vermektir.

    SÜRECİN DAHA AÇIK VE ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE İLERLEMESİNİ İSTİYORUZ

    Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü ve en temel öznelerinden biri, başmüzakerecisi. 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrı çok büyük bir ivme kazandırdı. Geldiğimiz bu kritik aşamada yasal adımlarla asıl görmeyi beklediğimiz şey ne? Bundan sonra bu çağrının nasıl hayata geçeceği, yasal bir şekilde nasıl karşılık bulacağı. Yani siyasetin şiddetten tümden ve kalıcı bir şekilde arındırılması ve silahsızlandırmanın yasal zemininin oluşturulması tartışmalarının işte bu demokratik olgunluk zemininde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bütün bu tartışmaları siyasal zemin üzerinden yürütmek daha doğru olur. Siyasi bir meseleden bahsediyoruz. Çeşitli boyutları olan, çok katmanlı tarihsel arka planı olan bir meseleden bahsediyoruz. Neticede DEM Parti İmralı Heyeti görüşüyor. Orada ilgili devlet yetkilileri var. Onlarla görüşmeler sürüyor. Bunlar kamuoyunun bilgisi dahilinde olan başlıklar ve kamuoyunun yine bilgisi dahilinde ilerliyor süreç. Biz daha açık, daha şeffaf bir şekilde ilerlemesini istiyoruz. Gazetecilerin gidip kendilerinin doğrudan sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmelerini talep ediyoruz. Bunun süreç açısından çok önemli katkıları olacağını düşünüyoruz.

    Düşünün, bir yılda çok kısıtlı koşullarda süreci bu noktaya taşıdı Sayın Öcalan. Eğer özgür iletişim, çalışma ve yaşam koşulları olsa, Türkiye’yi çok daha hızlı ulaştırabileceği yer demokratik çözüm ve barış olur ancak. O yüzden bunun için yolun açılması gerekiyor. Yalnızca gazetecilerin değil; akademisyenlerin, hak savunucularının, farklı siyasi partilerin, kanaat önderlerinin, kim gitmek istiyorsa ve kendisi kimle temas etmek istiyorsa bunun için yolun oluşturulması gerekiyor. O sebeple, bu tartışmayı sanki dar bir alandan geniş bir alana geçme tartışmasıymış gibi değerlendirmek ya da böyle yaklaşmak, bu statü meselesine hem haksızlık olur hem yetersiz olur hem de yanlış bir yaklaşım olur. Hepimizin yapması gereken bu süreçte ihtiyatlı olmak, serinkanlı olmak, evet telaş yapmamak ama bir yandan da hızlandırmak süreci, kalıcı hale getirmek olabilir.

    Şimdi bir başka konu da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı çağrı. Biliyorsunuz bir ara seçim, yerel seçim çağrısı yaptı. Hem partimize yaptı bu çağrıyı hem Adalet ve Kalkınma Partisi’ne. Hatta bu çağrıya ilişkin çeşitli görüşmeler yapacağını da söyledi. Bir yandan da İBB davası sürüyor. Süren İBB davasını da heyetlerimiz takip ediyor. Bu seçim tartışmaları bizim Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde değil. Merkez Yürütme Kurulumuz önümüzdeki hafta toplanacak. Şu anda partimizin en temel ve en acil gündemlerinden biri, tıpkı CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de 31 Mart’ın yıl dönümünde dikkat çektiği gibi demokratikleşmedir. Türkiye’nin en temel ihtiyacı ülkenin demokratikleşmesidir. Biz ülkenin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü birbirinden ayrılamaz konular olarak görüyoruz. Eşzamanlı bir şekilde demokratikleşmeye dair adımların atılmasının gerekliliğinden bahsediyoruz. Bunun için yoğun bir şekilde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Dolayısıyla, biliyoruz ki bir seçim atmosferi tartışması bazı konuların üstünü örten bir etki de yaratıyor. Nasıl mesela? Ülkeyi uzunca bir süre tek gündem etrafında topluyor ve fiili bir durum yaratıyor. Yani bir kere seçim denildiğinde başka herhangi bir gündemi konuşmak mümkün olmuyor. Her şey alanlarda, meydanlarda dönüyor çoğu zaman. Ülkenin başlıca sorunları konuşulamaz hale geliyor. Bugün sokaktaki işsizlik de hayat pahalılığı da demokratikleşme de ne yazık ki Türkiye’de seçim söz konusu olduğunda seçim sonrasına ertelenen bir başlığa dönüşüyor. Oysa bugün Kürt sorunu açısından çok önemli bir kavşaktayız. Özellikle de ana muhalefet partisinin bu kavşakta çok ciddi sorumluluklar üstlenebileceğini düşünüyoruz.

    DEMOKRATİK MUHALEFET GÜÇLENMELİ

    Demokratik muhalefet güçlendikçe, mücadele ve müzakereyi birlikte yapabildikçe, bu alanı genişlettikçe Türkiye’de demokratik adımların atılması ve yasal düzenlemelerin yapılması daha hızlı hale gelebilir. Artık silahların gölgesinde değil masada diyalog yoluyla sonuç alınabileceği bir dönemdeyiz. Böyle bir zamanın içinden geçiyoruz. Bizim bu aşamada önceliğimiz demokratikleşme ve Kürt sorununun adil ve kalıcı bir barışla çözülebilmesi. Özellikle muhalefet tarafından desteklenebilecek, hatta öncülüğü yapılabilecek bir süreçten bahsediyoruz. Muhalefetten beklentimiz ülkenin güncel sorunlarına ortak yanıtlar üretebileceğimiz, demokratikleşme için birlikte ortaklıklar kurabileceğimiz bir çaba ve gayrettir. Tabii ki CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim çağrısının sebeplerini de çok iyi anlıyoruz. Çünkü biz de benzer muamelelere maruz kaldık, maruz kalmaya da devam ediyoruz. Newroz kutlamaları sonrası yapılanları gördünüz. Hala kayyımlar iş başında. Yalnızca CHP’li belediyeler değil, DEM Partili belediyeler de hala kayyımlarla yönetiliyor. Yani halk iradesi bizim için de en vazgeçilmez ve en önemli konulardan biri.

    İBB DAVASINDA HUKUK YOK

    İBB davasına gelince, bu konuda zaten kamuoyunda çok geniş ve yaygın bir kanaat var. Bu kanaati biz de burada pek çok kez tekrar ettik. Kanaat ne? İnsanlar İBB davasının nedenlerinin hukuki olduğuna inanmıyor. Bunun yargı eliyle siyaseti dizayn etme amacıyla yapıldığını düşünüyorlar. Nitekim yargılama süresince, duruşmalar boyunca ortaya çıkan tablo buna yönelik kanaatleri pekiştiriyor. Yani halk iradesine doğrudan yargı eliyle bir müdahale olarak değerlendiriliyor Türkiye kamuoyu tarafından bu celseler. İnsanların masumiyet karinesi gözetilmeden hapsedilmesi, halk iradesi yok sayılarak yerlerine kayyım atanması ya da bir şekilde görevlerini yapamaz hale getirilmesi. Hatta bunun bir siyasi rekabetten kaçma olduğu da düşünülüyor. Somut delil yok, bireyselleştirme yok. Bütün bunlar hukukun Türkiye’de nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gösteriyor. Çok vahim ve ciddi ifadeler var. Bu iddialar görmezden gelinemeyecek kadar önemli iddialar. Biz bu konuda hep uyardık, yapılması gerekenleri söyledik. DEM Parti olarak bu çağrıyı tekrar etmek istiyoruz: İvedilikle yerel demokrasinin güçlendirilmesi için çalışmalar yapılmalı. Halk iradesine saygı duyulmalı. Halkın iradesine saygı göstermek evrensel ilkeleri de gözetmeyi gerektirir. Halk iradesine saygı konjonktürel bir şekilde olamaz, olmamalıdır. Seçilmişlere dönük müdahaleler ya da yargının seçilmişlere dönük müdahale için araçsallaştırılması son bulmalı. En önemlisi de kayyım politikası artık son bulmalı. Bunun yasal bir şekilde son bulması gerekiyor.

    Sevgili arkadaşlar, biz bunları gayet iyi biliyoruz, yaşadık. Bakınız, bugün yine çok acı bir haber. Hapisteyken babasını, üç abisini ve ablasını kaybetti. Kimden bahsediyorum? Figen Yüksekdağ’dan. HDP’nin önceki dönem eş genel başkanlarından. 10 yıldır hapiste Figen Yüksekdağ ve hapisteyken sevdiklerini, en kıymetlilerini kaybetti. Zaman zaman onların acısını paylaşırken, paylaşmak isterken, defin alanına gitmek isterken pek çok başka siyasi tutsak gibi, pek çok başka siyasetten hapiste tutulan insan gibi engellemelerle de karşılaştı. Yarın Adana’da olacak abisini son yolculuğuna uğurlamak için. Ama artık bu zulme son verilmeli. İnsanların yalnızca tekil hayatlarından çalınmıyor, çoğul hayatlarından da çalınıyor. Yalnızca onların hayatına kastedilmiyor, Türkiye’nin demokratik geleceğine de kastediliyor. Hepimizin hayatına kastediliyor. Bundan vazgeçmek gerekiyor artık. Sevgili Figen Yüksekdağ’a başsağlığı ve sabır diliyoruz, ailesine de. Çok zor, çok ağır, dayanılması gerçekten çok zor bir durumla karşı karşıya. Yalnızca Figen Yüksekdağ bunları yaşamıyor. Bugün binlerce ve dolayısıyla milyonlarca insan bu tür uygulamalardan dolayı telafisi imkansız mağduriyetler yaşıyor. Bu sürdürülmemeli artık Türkiye’de. Bu vesileyle bu çağrıyı da yinelemek istiyoruz. Kobanî Kumpas Davası nedeniyle içeride tutulan siyasetçiler özgürlüklerine kavuşmalı. Bunun için ne bekleniyor? Soruyoruz her defasında. Eğer bir siyasal ajanda nedeniyle tutuluyorsa Kobanî Kumpas Davası tutsakları, Gezi Davası tutsakları bu ne sürece uygun ne de demokratik değerlere uygun bir yaklaşımdır. Hepimizin ortak sorumluluğu bu süreci Türkiye’nin demokratik geleceğine dönük kazanımları artırabileceğimiz bir şekilde ilerletmektir. Toplumsal güveni artırmak ve barış için desteği çoğaltmak.

    YASAL DÜZENLEMELER HIZLICA YAPILMALI

    Sevgili arkadaşlar, tabii pek çok başka başlık var. Bunların en önemlilerinden biri, tüm bunların kesiştiği nokta yasal düzenlemeler. Yasal düzenlemeler için bir takvime ihtiyaç var. Bunu geciktirmemek gerekiyor. Bunun kamuoyuna şeffaf ve açık bir şekilde bilgisinin verilmesi gerekiyor. Böyle bir toplumsal beklenti var. Üstelik bu yalnızca siyasi tutsaklarla da ilgili değil. Adli tutsaklar da bizi çok sık arıyor, Meclis’ten beklentileri var. İnfaz Kanununda eşitlik ve benzeri düzenlemelerde neler olacağı sorusu en sık karşılaştığımız sorulardan . Tekil değil çoğul sorular bunlar, tüm Türkiye’yi ilgilendiren sorular ama silahsızlanma konusu çok önemli bir konu. O yüzden kritik bir eşik, kritik bir kavşak diyoruz. Tüm ezberlerden ve önyargılardan vazgeçerek konuşmak gerekir. Yeni bir dil ve yeni bir yöntem arıyoruz. En azından bir süre bunlarla konuşmayalım. Bunlarla konuşmayalım ki farklı şekillerde görebilelim. Eski hataları tekrar etmeyelim. Bu yalnızca DEM Parti’nin görevi olmamalı. Başta iktidar bloku olmak üzere bütün siyasi partilerin görevi olmalı. Barış ve çözüm için uygulanabilir, en gerçekçi şartları en reel biçimde değerlendiren, kapsayıcı ve bütünlüklü, bu dönemin ruhuna uygun bir yasal düzenlemeye ihtiyacımız var.

    HERKES SÜRECİN RUHUNA UYGUN HAZIRLIKLAR YAPMALI

    Somut olmayan kimi taslak iddiaları var. Bunlar üzerinden tartışmayı ya da bunlara yanıt vermeyi doğru bulmuyoruz. Kimi iddialar var, çeşitli taslakların hazırlandığı söyleniyor. Bu iddialara göre bazı taslaklar kategorik yaklaşımlar içeriyor. Ya da başka yaklaşımlardan da bahseden iddialar var. Buna benzer haberler görüyoruz. Nihayetinde siyasetin şiddetten arındırılması gerektiğini düşünüyoruz. Sorunların diyalogla, müzakereyle çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz ve herkesin de sürecin ruhuna uygun hazırlıklar yapması beklentimiz. Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik MYK sonrası bu konuya dair de bazı açıklamalar yaptı. Ama görüyoruz ki hala yeni bir dil oluşturulamıyor. Yani neler olmadığını biliyoruz zaten kamuoyu da biliyor. Ama olması gerekenlere ilişkin hepimizin yapması gereken, tüm siyasi partilerin yapması gereken, daha açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyuyla sürece ilişkin bilgileri paylaşmak. Bundan sonrasına ilişkin yol haritasını paylaşmak. Yapılması gerekenleri, talepleri, beklentileri duymak. Bunları duymamak, ertelemek, ötelemek sorunlara çare olmuyor. Aksine bunları gündeme almak ve bir an önce çözüme kavuşturmak gerekiyor.”

    Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Doğan, Öcalan ile kurulan hukukun adının konulması gerektiğini söyledi.

    Doğan, devamında şu açıklamayı yaptı:

    “Bu son derece kritik kavşakta, bu son derece hayati kavşakta yapılması gereken bu değil. Bundan vazgeçmektir. O yüzden demokratik siyaset tartışmasında tabii ki 30 yıllıkları da tartışacağız. Sürgünden dönecek olanları da tartışacağız. Neticede tartıştığımız konu dağda silahlarını yakarak imha eden ve Türkiye’ye dönmek istediklerini ve demokratik siyaset yapmak istediklerini söyleyenler. Bunları elbette konuşacağız. Bunlar da dünyada oldu. Biz bu dönemi bir şekilde başaracağımıza inanıyoruz. Mücadele ederek, ortak alanlarımızı genişleterek, demokratik mücadele alanını genişleterek başaracağımıza inanıyoruz. Ancak lütfen bu sürecin hızına etki edecek, negatif anlamda etki yaratacak ya da bu sürecin önünde engeller teşkil edecek veya zaten sarsılmış olan toplumsal güveni daha da sarsıcı etki yaratacak açıklamalardan, yorumlardan, değerlendirmelerden kaçınalım. Doğru değil çünkü. Yani bir partiyi zayıflatmak, yıpratmak için yapılan bu yorumların bilinçli olduğunun farkındayız. Hiçbiri tesadüf değil. Diğer eleştiriler, diğer öneriler bizim zaten yararlandığımız ve en başından beri çok değer verdiğimiz öneriler. Bu öneri ve eleştirileri almak ve beraber bu sürece ivme kazandırmak için yine alanda olacağız, yine sahada olacağız, yine sokakta olacağız. İşte Demokratik Kurumlar Platformunun çağrısı var 4 Nisan Amara Festivali için. O festivalde de en büyük talep ne? Kalıcı bir çözüm, demokratik bir Türkiye. Halkların eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşayabilecekleri bir Türkiye yaratma mücadelesi ve sözü yükselecek. Halayları yine bunun için büyüteceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Öcalan: Demokratik Entegrasyona geçiş barış yasalarını gerekli kılar!-VİDEO

    Öcalan: Demokratik Entegrasyona geçiş barış yasalarını gerekli kılar!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti ve İmralı Heyeti, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümü dolayısıyla Yılmaz Güney Sahnesi’nde basın toplantısı düzenledi. Abdullah Öcalan, “Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır” dedi.

    DEM Parti ve İmralı Heyeti, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümü dolayısıyla Yılmaz Güney Sahnesi’nde basın toplantısı düzenliyor. Toplantıda Abdullah Öcalan’ın sürece dair yeni mesajını kamuoyu ile paylaşıldı.

    “ARTIK YENİ BİR AŞAMAYA GEÇMESİ SİYASET KURUMUNUN TARİHSEL SORUMLULUĞUDUR”

    Dem Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ilk olarak konuştu:

    “27 Şubat’ta sadece bir açıklama yapılmadı, yeni bir sürecin kapısı açıldı. 27 Şubat’ta Sayın Öcana tarafından yapıaln çağrı bir dönemin kapanışı, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu çağrı tarihsel bir manifestodur. Yarım asırdır devam eden çatışmanın, yoksulluğun ve acının yükünü taşıyan bu ülkenin her bir köşesinide yaşayanların eşit bir şekilde yaşamasının çağrısıdır.

    Sayın Öcalan’ın çağrısına PKK olumlu bir karşılık verdi, gereklerini yerine getirdi. Şimdi sorumluluk devlet ve iktidardadır. Neti somut ve güven verici adımlar atılmalıdır.

    Demokratik Entegrasyon; her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvenceye alındığı ortak bir yaşamın adıdır.

    Artık yeni bir aşamaya geçmesi siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Demokratik Entegrasyon;Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir, huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. Anadill ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır, inanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasiyle buluşmalıdır.

    Bu çağrıyla birlikte oluşan yeni dönemde Demokratik Cumhuriyet’in inşaası için çok şey yapabiliriz. Hep birlikte dönüştürücü gücü ortaya koyabilmeliyiz.

    27 Şubat çağrısının amasız, fakatsız biçimde arkasındayız. ”

    “ARTIK BARIŞIN HUKUKU YAZILMALIDIR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakrıhan da, bu topraklarda adil ve özgür bir yaşamı kuracaklarını vurguladı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakrıha, şunları ifade etti:

    “Bu irade çatışmanın diyaloğa ve müzakereye evrilmiştir. Bu irade, inkarın değil eşit yurttaşlığın manifestosudur. Gece gündüz sokaklarda dile getirdiğimiz bir gerçeklik var. Tek tarflı fedakarlıkla barış inşa edilemez. Devlet Sayın Öcalan’ın temposuna uygun hareket etmek zorundadır. Eşik artık aşılmalıdır. Artık barışın hukuku yazılmalıdır.”

    DEMOKRATİK ENTEGRASYONA GEÇİŞ, BARIŞ YASALARINI GEREKLİ KILAR

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, Öcalan’ın mesajını paylaştı. Mesajda şunlar yer aldı:

    “Değerli Arkadaşlar,

    DEM Parti İmralı Heyetinin 16 Şubat 2026 tarihinde İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmede, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının yıl dönümü dolayısıyla kamuoyuyla paylaşılmasını istediği mesajlarını sizlere sunuyoruz:

    “27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.

    “Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan’ın iradesi, Sayın Bahçeli’nin çağrısı, Sayın Özel’in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum.

    Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz.

    Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.

    Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir.

    Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür.

    Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var.

    Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.

    Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır. Çağrımız sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz.

    Kadınlar, hiçbir toplumun ve devletin dikkate almadan kendini sürdüremeyeceği toplumsal güçlerin başında gelir. Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihsel saldırının güncel izdüşümüdür. Bu nedenle kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür.

    Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız.

    Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir.

    Selam ve Saygılarımla,”

    Açıklamanın Kürtçesi Veysi Aktaş tarafıından okundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Öcalan: Suriye’deki tüm sorunlar ancak diyalogla çözülür!

    Öcalan: Suriye’deki tüm sorunlar ancak diyalogla çözülür!

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile yaklaşık iki buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye dair açıklama yapan heyet, Öcalan’ın Suriye’deki tüm sorunların ancak diyalog, müzakere ve ortak akılla çözülebileceğini ve çözülmesi gerektiğini ısrarla vurguladığını aktardı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Faik Özgür Erol, dün Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmeye dair yazılı açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamada, Suriye’deki gelişmelerin konuşulduğu belirtilerek, şunlar ifade edildi:

    “7 Ocak 2026 tarihinde İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile yaklaşık iki buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine bağlı olduğunu ve 27 Şubat perspektifinin geçerliliğini koruduğunu ifade etti.  Bu çerçevede gerekli adımların atılarak, sürecin ilerletilmesinin önemine bir kez daha vurgu yaptı. Görüşmenin ana gündemi ise Suriye’de yaşanan gelişmelerdi. Çatışmalar ve artan gerilim nedeniyle son derece endişeli olduğunu belirten Sayın Öcalan, bu durumu Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişimi olarak değerlendirdi. Suriye’deki tüm sorunların ancak diyalog, müzakere ve ortak akılla çözülebileceğini ve çözülmesi gerektiğini ısrarla vurguladı.  Kendisinin de bu sorunun konuşularak çatışma zemininden çıkarılması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğunu söyledi. Bu konuda tüm aktörlerin ve tarafların üzerlerine düşen pozitif rolü oynamalarına ve özenle sorumlu davranmalarına dair çağrısını yineledi.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Meclis komisyonu ‘İmralı görüşmesi’ başlığıyla toplandı!

    Meclis komisyonu ‘İmralı görüşmesi’ başlığıyla toplandı!

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kurulan Meclis komisyonu ‘İmralı görüşmesi’ başlığıyla toplandı. Toplantıda görüşmeye dair detaylar paylaşıldı. Tutanağın tamamının okunmazken, Öcalan’ın geçen bir yılın başarılı olduğunu dile getirdi.

    TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, İmralı’da Abdullah Öcalan’la komisyon heyetin görüşülmesinin ardından ilk kez toplantı.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyonun açılış konuşmasında, gelinen sürecin hassasiyetine dikkat çekti.

    Kurtulmuş, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Bu meselenin bir kısmı aynı şekilde bir devlet politikası olarak sürdürülen bu süreç devletin bütün ilgili kurumları ile sahada ve bir şekilde örgüt ile yapılan temaslar ile bugüne kadar getirildi. Bu sürecin bir al ver ve bir pazarlık süreci olmadığını, örgütün kendisini feshetme kararı ortaya koyduktan ve silahları teslim etme sürecine, sembolik bir tören ile başladıktan sonra bu süreç hızlanmış ve siyaset de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek için Meclis’te bulunan partilerimizden 11’inin ittifakı ile bu komisyonu kurmuştur, bugüne kadar getirmiştir.

    Bu tarihi süreci komisyon da tarihi sorumluluklarını yüklenerek yerine getiriyor. Bundan sonraki süreçte çok daha dikkatli olmamamız gereken çok hassas bir sürece girdiğimiz aşikardır. Bunu başta kendim olmak üzere hepimize önemli bir uyarı olarak ortaya koymak istiyorum. Süreç bu anlamda şimdiye kadar 134 kişiyi ve kuruluşu dinledi. En son 18’inci toplantımızda toplantıya katılanların 5’te 3 çoğunluğu ile alınan karar gereği komisyonumuzda grubu bulunan partileri temsilen birer temsilcinin adaya gitmesi bir karar alındı. 3 siyasi parti üyesini gönderdi. Ve ziyaret 24 Kasım tarihinde gerçekleştirildi.  Bu ziyaretin gerçekleştirilmesi ile birlikte komisyonumuz dinleme faslı nihayete ermiştir.

    Bundan sonraki süreçte raporlama safhasına geçiyoruz. Böylece bu raporun hazırlanması ile birlikte bu tarihi süreç çok önemli bir eşiği daha atlatacak ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş olacak. Daha evvel burada grubu bulunan partilerden kendi raporlarını hazırlamalarını istedik. Bana şimdiye kadar 5-6 kişinin hazırladığı rapor geldi. Bunların hepsini kaydediyoruz. Dolasıyla bugünkü oturumda önce raporları, önerileri dinleyeceğiz, raporları hazır olanları dinleyeceğiz.

    Sürecin ne kadar hassas bir noktaya geldiği görülüyor. Söylenen her bir sözünün normal zamanlarda söylenen sözlerden kat kat daha tesirli olduğu, hiç beklemediğiniz çevrelerde, beklemediğiniz şekilde olumlu ya da olumsuz etki ettiği bir sürece giriyoruz. Eskiler demiş ya, ‘Söz gümüş ise sukut altındır’ burada yüz düşünüp bir konuşma bin düşünüp bir konuşmanın gerektiği günlere giriyoruz. Herkesin öncelikle bu sürecin bundan sonraki en hassas dönemini siyasi pozisyonlarının malzemesi haline getirmemesi lazım. Hepimizin siyasi fikirleri farklı, anlayışları farklı ama herhalde ortak olduğumuz nokta artık bu memlekette silahlar susun. Analar ağlamasın, ocaklar sünmesin. Ve bu milletin geleceği bir şekilde karanlık ellere teslim edilmesin. Onun için özellikle bu siyasi malzeme yapılmaması konusunu her birinizden istiyorum.

    Burada basınımızın da üstüne çok sorumluluk düşüyor. Zaman zaman bu uyarı yaptım ama buna ihtiyaç var. Sürecin aslı, kim ne dedi nereden geldi, nereye gitti… Bunlardan daha önemlisi ortaya hangi somut sonuçlar konuldu? Önemli olan budur. Sürecin magazinleştirilmemesi için de olağanüstü bir gayret sarf etmemiz lazım. Ayrıca dil, üslup ve davranışlarımıza da dikkat etmemiz lazım. Bu mesele bir partinin veya birkaç partinin meselesi değildir. Bu meselesi tüm Türkiye’nin meselesidir, 86 milyonun meselesidir.

    Bu mesele hayırla ve başarı ile sonuçlandığında bir ya da birkaç parti kazanmış olmayacak, süreci karşı olan partiler de dahil olmak üzere bütün Türkiye kazanmış olacak. Bunun elimizi şimdiye kadar olduğu gibi taşın altına koymaya devam edeceğiz. Olumlu sonuç almak için de sabırla, bu süreçlerini müzakere süreçlerini tamamlamış olacağız. Sağda solda ya da içerden ya da dışardan bu mesele son noktaya geldi, son günlere yaklaşıyor, bu meseleyi akamete uğratalım diye hesap kitap içinde olanların varlığını biliyoruz. Aklımızın onların aklından daha üstün olması gerekiyor. Farklılarımız birbirimize ifade ederek, yolumuza devam edeceğiz. İnanıyorum ki; bu sefer Türkiye kazanacak. Bu sefer mutlaka kazanacağız.”

    Söz alan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, görüşmeye dair görüşlerin kimseden saklanılmadığını ve gizlenmediğini ileri sürerek, çıkardıkları özeti ve heyette yer alan isimlerin açıklamalarının beklenmesi gerektiğini belirtti. Kurtulmuş, tutanaklara dair hazırladıkları özetin okunması için Meclis Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt’a söz verdi. Özeti okuyan Bozkurt, “Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmede Abdullah Öcalan ilk olarak yüzyıllık Kürt-Türk ilişki sistematiğini, Sayın Devlet Bahçeli’nin sözleri ile büyük katkı sağladığını, kendisinin Cumhuriyet tarihinde ender görülen bir cesaret sergilediğini ve kendisine şükran duyduğunu ifade etmiş, yine bu süreçte cesaret gösterdiği için Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a şükran ve teşekkürlerini beyan etmiştir” dedi.

    Bozkurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Abdullah Öcalan, sürecin başından beri verdiği tüm sözlerin arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkânlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu ifade etmiştir. Uzun bir şekilde tarihsel arka planı anlatmış ve Ziya Gökalp’e referans vererek Türk-Kürt kardeşliğinin önemine vurgu yapmıştır. Abdullah Öcalan silahlı yöntemden ayrıldığını, siyasi yöntemi benimsediğini, 27 Şubat 2025 tarihinde yapmış olduğu çağrı çerçevesinde bütün yapıların, PKK’nin tüm bileşenlerinin, örgütsel varlıklarının dağıtılmasının ve silahlarını bırakmasının ilanının toplum tarafından iyi karşılandığını, halkın bu gelişmeyi takip ettiğini, kendisinin Suriye ve Irak’ta da etkili olduğunu ifade etmiştir.

    Bu noktada Feti Yıldız, Abdullah Öcalan’ın mahkûm olduğu davada şehit ailelerinin avukatı olarak kendisinin bulunduğunu hatırlatması üzerine Abdullah Öcalan, ben Devlet beyin el sıkması ile başlayan süreç içinde verdiğim tüm sözlerin arkasındayım demiştir. Hüseyin Yayman’ın, buraya şehit ailelerinin hassasiyeti ile gelindiğini belirtmesi üzerine ise Abdullah Öcalan, her asker kaybının kendisi için trajedi olduğunu, asla sevinmediğini, bu gençlerin böyle ölmemesi gerektiğini söylemiş, Türkiye’de ve bölgede kesinlikle çözüme ulaşmalıyız diye cevaplamış ve TUSAŞ eylemine üzüldüğünü belirtmiştir.

    Kendisine Lozan ve 1924 anayasası öncesi döneme ait dilin kullanılması süreci zehirliyor denmiştir. Yine devamla en son Zap Bölgesi boşaltılırken örgüt mensuplarının elinde silah olması kamuoyunda infial yaratmış, bu konuda yapılan çağrıya PKK’nin tam uymadığı görülüyor denilmiş, Suriye’de SDG’nin 10 Mart mutabakatına uymasının elzem olduğu, Suriye konusunda kendisinin yeni bir açıklama yapması gerektiği söylenmiştir. Bu devletin hepimizin devleti olduğu, silahı bırakın derken PKK’nin tüm bileşenlerini kapsadığı, PKK’nin Irak’tan çektiği güçlerini Suriye’ye gönderdiği yönünde gözlemler olduğu, bu durumun daha önceki açıklamalarla çelişki yarattığının kendisine söylenmesi üzerine Abdullah Öcalan, PKK’nin sadece eldeki silahların değil, zihinsel olarak da silahların bırakılması gerektiğini ifade etmiştir. Devamında iki halk arasında tarihsel bir kardeşlik bulunduğunu söylemesi üzerine Feti Yıldız, şehit haberleri geldiği dönemde bile kimsenin gidip bir Kürt komşusunun camını kırmadığını, bu kadar acıya rağmen Türk-Kürt düşmanlığının hiçbir zaman oluşmadığını belirtmiştir.

    Bunun üzerine Abdullah Öcalan, kendisinin şehit ailelerine saygıyla baktığını, acılarının ne kadar büyük olduğunu bildiğini beyan etmiş, Devlet Bahçeli’nin konuşmasında hatırlattığı ben devlete hizmet etmeye hazırım sözünü hatırlatıp buyur demesine karşılık olarak sözlerinin arkasında olduğunu, koşullar el verirse ve iletişim imkânı artırılırsa teorik ve pratik imkânlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu yenilemiştir. 27 Şubat açıklamasına yönelik olarak süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, bu dönemde hiç şehit verilmediğini, çatışma çıkmadığını ifade etmiş, böylelikle büyük bir politik açılımın sağlandığını, bu kapsamda kamuoyunda olan desteğin arttığını, ilerleyen süreçte kamuoyunun aklında olan bazı soru işaretlerinin giderileceğini de düşündüğünü söylemiştir.

    Tarihsel gerçekliği bilen bir heyet olarak terörsüz Türkiye gerçekleşecekse Türkiye’nin pratik ve somut adımları bekliyor olduğunun söylenmesi üzerine Abdullah Öcalan, pozitif hamleler ve adımlar peşinde olduğunu ifade etmiştir. Somut adımlar konusunda bir direnç bulunduğunu çünkü örgütün merkezini Kandil’den Suriye sahasına taşımasının sorunu çözmediği ifade edilmesi üzerine, kendisinin (Abdullah Öcalan) örgütün lideri olarak her saha için kesin talimat vermesi gerektiğini, bu adımlar gerçekleştiğinde yeni bir iklimin oluşacağını ifade etmiştir.

    Abdullah Öcalan ayrıca, bu soruyu defaatle sordunuz diyerek, sözlerinin arkasında olduğunu, sürecin başarıya ulaşması için tüm gayretini ortaya koyduğunu, imkânlar ölçüsünde de gayret göstermeye devam edeceğini ifade etmiştir. 27 Şubat çağırısında ayrı devlet olmadığını, federasyon olmadığını, idari özerklik olmadığını, kültüralist çözümler olmadığının hatırlatılması üzerine Abdullah Öcalan ‘Evet öyle’ diyerek onaylamıştır.

    Hüseyin YAYMAN tarafından Suriye konusunda sorulan sorulara; SDG’nin 10 Martta anlaşma yaptığı, anlaşmanın 8 madde olduğu, bunları esas aldıklarını, Suriye başta olmak üzere bölgedeki İsrail’in hamlelerine karşı çok dikkatli olunması gerektiğini, Suriye için üniter yapı ve yerel demokrasi benimsediğini söylemiş, yerel savunma gücünün olup olmayacağını sorusuna cevap olarak, savunma gücü yok, asayiş kapsamında güçler yani ‘polis gibi’ cevabını vermiştir. Bu coğrafyada Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk yaşayamayacağını belirterek uzun bir tarihsel anlatımda bulunmuş ve Sultan Sencer’e referansla bu birlikteliğin tarihsel önemine vurgu yapmıştır.

    Reel sosyalizm düşüncesini 1995’ten beri terk ettiğini, zihinsel dönüşümün sancılı bir süreç olduğunu, normalde PKK’yi 1993’te feshetmesi gerektiğini söylemiş ancak her seferinde bir elin bu girişimini sabote ettiğini ifade etmiştir. Bu sabotaj sürecini darbe mekaniği olarak tanımlamış, 1993’ten günümüze Turgut Özal, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ile dolaylı görüşmelerinin nihayete erememesinde de bu darbe mekaniğinin etkisinin olduğunu belirtmiştir.

    ‘Ferhat Abdi Şahin’i tanıyor musunuz, talimatınızı dinler mi?’ sorusuna cevap olarak Abdullah Öcalan, kendisine yakın kişilerden biri olduğunu, kendisine bağlı olduğunu söylemiştir. Kendisine, Türkiye için hiçbir zaman gerçekleşmeyecek iddialarda bulunmanın süreci sabote etmek olacağını, buna dikkat etmek gerektiğini belirten ifadelerde bulunulmuştur. Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in ‘Sizi çok sağlıklı ve zinde gördüm. Kadın hareketiyle ilgili söyleyeceğiniz hususlar var mıdır?’ diye sorması üzerine, Abdullah Öcalan, selamlarını iletmiş ve görüşme tamamlanmıştır.”

    Özet’in okunması sonrasında ayağa kalkarak söz alan MHP’li Feti Yıldız, bu metin üzerine başka söze gerek olmadığını söyledi. Kurtulmuş da Yıldız’ı onaylayarak, toplantıyı kapattı.

    (HABER MERKEZİ)
  • DEM Parti İmralı Heyeti’nden açıklama!

    DEM Parti İmralı Heyeti’nden açıklama!

    PİRHA-İmralı’da Öcalan’la 4 saat görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, yaptığı açıklamada, Öcalan’ın “İçinde bulunduğumuz geçiş sürecinde özgün ve bütüncül hukuka dayalı bir barış yasasının gerçekleşmesi ile siyasi şiddet ve demokrasi dışı müdahale olgusu Türkiye gündeminden çıkacaktır. Buna, barış yüzyılına geçiş yasası da diyebiliriz” dediiğini aktardı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu Avukatlarından Faik Özgür Erol, Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşme sonrası açıklama yaptı. Abdullah Öcalan ile yaklaşık dört saat görüşme gerçekleştirdiklerini belirten heyet, “Geçtiğimiz hafta gerçekleşen TBMM Komisyon görüşmesinin pozitif etki ve sonuçları karşılıklı değerlendirildi” ifadelerine yer verdi.

    Heyet tarafından yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Basına ve Kamuoyuna;

    2 Aralık 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile dört saate yaklaşan bir görüşme yaptık. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen TBMM Komisyon görüşmesinin pozitif etki ve sonuçları karşılıklı değerlendirildi.

    Sayın Öcalan, yakın zamanda yoğunlaşan süreç karşıtı söylem ve çıkışlar hakkında, geçmiş çözüm girişimlerine karşı geliştirilen sabotaj girişimlerini anımsattı. Bu süreçlerin tümünde karşılaşılan bir durum, bir habitus olarak darbe mekaniğine dikkat çekti. Bunun klasik bir darbe çalışması olarak değil, süreci ilerletmeye yönelik her adıma karşı bir hamle yapmak suretiyle kırılgan ve tehlikeli bir ortam yaratma çabası şeklinde anlaşılması gerektiğini vurguladı. “Günümüzde norm-dışı güçlerin taşıyıcılığını bu çevreler yapmaktadır. Diğer yandan Türkiye’nin ilk yüzyılına damgasını vuran bir kültür, bir siyaset tarzı, gizli-açık bir örgütlenme biçimi olan darbe geleneğini aşmaya dönük siyasi ve toplumsal bir irade de güçleniyor” diyerek şu değerlendirmede bulundu: “İçinde bulunduğumuz geçiş sürecinde özgün ve bütüncül hukuka dayalı bir barış yasasının gerçekleşmesi ile siyasi şiddet ve demokrasi dışı müdahale olgusu Türkiye gündeminden çıkacaktır. Buna, barış yüzyılına geçiş yasası da diyebiliriz.

    27 Şubat açıklamamız bu açıdan da yol gösterici bir programdır. Bu doğrultuda atılan adımların tümü, aldığımız sorumluluğun ve bu topraklarda kardeşçe, birlikte yaşama hedefimizin açık ifadeleridir.

    “Türkiye’de yönetim ve iktidar şansını doğru kullanmak isteyen her siyasal ve toplumsal kesimin siyasal sorunlara tutarlı yaklaşması ve demokratik çözüme ortak olması gerekir. Bu süreç, Kürtlerin cumhuriyete hukuk yoluyla katılımını sağlama ve demokratik cumhuriyeti en geniş toplumsal birliktelikle inşa sürecidir. Bu yönde ilerlemekte olan sürece dönük güçlü iradeye ve kararlı duruşa sahip olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim.”

    Saygılarımızla

    DEM Parti İmralı Heyeti

    3 Aralık 2025.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    İmralı’ya gidecek komisyonda, daha önce isimleri açıklanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman yer alıyor.

    Meclis’te kurulan Komisyon, geçtiğimiz cuma günü İmralı’ya gitmeyi oylamış, DEM Parti, AKP, MHP, EMEP ve TİP üyelerinin oylarıyla gitme kararı almıştı.

    CHP ve Yeni Yol Grubu İmralı’ya gidecek heyete üye vermezken, CHP’nin tavrı tartışmalara yol açtı.

    PİRHA/ANKARA

  • İmralı için karar çıktı!

    İmralı için karar çıktı!

    PİRHA- Mecliste kurulan komisyon, Abdullah Öcalan ile görüşmeyi oy çokluğuyla kabul etti. CHP, toplantıyı terk ederken, Öcalan’la görüşmenin hafta başında yapılması bekleniyor. 

    Meclis’te, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 18’inci toplantısında İmralı Adası’nda tutulan Abdullah Öcalan ile görüşme kararı almak için oylama yaptı. Yapılan oylamada komisyon, oy çokluğuyla Abdullah Öcalan ile görüşme yönünde karar aldı. Komisyonun hafta başında İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüşme yapması bekleniyor.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • CHP Lideri Özel: Erdoğan sorumluluk alacak!

    CHP Lideri Özel: Erdoğan sorumluluk alacak!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidip gitmeyeceğine dair değerlendirmelerden bulunarak, “Bu sürecin içinde derenin derinliğini MHP’ye ölçtürecek, kendi hem bu sürecin çözümünden menfaat bekleyecek hem de bırak elini taşın altına sokmayı tamamen kendisini buradan kenara çekecek. Geçmişte olduğu gibi Oslo görüşmelerini devlet yapıyordu, duble yolları AK Parti. Öyle mi? Böyle konforlu bir siyaset alanı bitti Tayyip Bey’in, bilsin. Sorumluluk alacak” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu Silivri’deki cezaevinde ziyareti ardından Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidip gitmeyeceğine dair değerlendirmelerden bulundu.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin bugünkü grup toplantısında yaptığı “Komisyonun bundan sonraki oturumları dahil sonraki süreçte aynı yapıcı, sağ duyulu ilerleyeceğine inanıyorum. Komisyonun Türkiye’nin güvenli geleceği için en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum” cümlelerine işaret eden CHP Genel Başkanı Özel, Erdoğan’ın sorumluluk almak istemediğini ifade etti.

    “SORUMLULUK ALACAK”

    Özel açıklamasında şunları dile getirdi:

    “Dünkü konuşmalardan sonra gerçekten Sayın Bahçeli açısından şunu söylemek lazım, gurur duyması lazım grubuyla. İp attığında da ‘Adaya ben gideceğim dese de ayağa kalkıp alkışlıyorlar. İşin o boyutuna benim söyleyecek bir sözüm yok. Çünkü hep aynı şeye ayağa kalkmıyorlar ama hep ayağa kalkıyorlar. Sayın Erdoğan’a söyledi dün söylediklerinin hepsini. Ben bugün cevabını görmedim. Ne ada diyor ne İmralı. Bir süreç yürüyecek. Bu sürecin içinde derenin derinliğini MHP’ye ölçtürecek, kendi hem bu sürecin çözümünden menfaat bekleyecek hem de bırak elini taşın altına sokmayı tamamen kendisini buradan kenara çekecek. Geçmişte olduğu gibi Oslo görüşmelerini devlet yapıyordu, duble yolları AK Parti. Öyle mi? Böyle konforlu bir siyaset alanı bitti Tayyip Bey’in, bilsin. Sorumluluk alacak. Onlar boğulsun biz burada kuru duralım diyor. Herkes konuşsun biz konuşmayalım, cuma günü kapalı oturum yapıp içeride konuşalım, bunu da millete göstermeyelim. Sonra da bir şey olunca faydası bana olsun, hasarı müşterek olsun. Hesabın bu olduğunu millet görüyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İmralı’ya gidiş düğümü çözer mi? Gözler komisyonda!

    İmralı’ya gidiş düğümü çözer mi? Gözler komisyonda!

    PİRHA- Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidişi Türkiye’nin gündeminde. Cuma günü İmralı’ya gidiş için karar verecek olan komisyonda salt çoğunluk mu, yoksa oy birliği mi çıkacak? 

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci yeni bir aşamaya geçiş yapmanın arifesinde. Bir taraftan sorunun çözümü ve demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması için kurulan Meclis komisyonu çalışmalarının son aşamasına gelirken, diğer taraftan İmralı’da Öcalan’ın çağrılarına olumlu yanıt veren ve kendini feshetme kararı alan PKK adımlar atmaya devam ediyor.

    DEM Parti yetkilileri yasal düzenlemelerin ve kararnamelerin sorunun çözümüne katkıda bulunması ve toplumdaki güven arttırılması noktasında iktidarın çalışmalarını hızlandırması çağrılarını yinelerken, komisyonun bir an önce Öcalan’la görüşmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

    Sürecin başından itibaren ezber bozan açıklamalar yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli bir açıklama daha yaparak, komisyonun İmralı’ya gitmemesi durumunda kendilerinin gideceğini belirtti. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Bahçeli’nin açıklamasına destek verirken, gözler komisyona çevrildi.

    Komisyonda bulunan 53 üyeden 31’İnin olumlu yönde oy kullanması durumunda ziyaret kararı alınacak ve ziyarete dair gün, saat planlaması ve İmralı’ya gidecek komisyon üyeleri belirlenecek. AKP’nin 22, DEM Parti’nin 5, MHP’nin 4, Yeni Yol Grubu’nun 3, TİP ve EMEP’nin oyları ile gerekli olan 31 üye sayısı yakalanabiliyor. Bu nedenle ziyarete dair olumlu kararın çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor.

    AKP kanadı net bir renk vermiş değil. Erdoğan- Bahçeli görüşmesinde İmralı’ya gidişin konuşulduğu ve bir mutabakata varıldığı konuşulurken, AKP’nin CHP’nin tavrına göre yol alacağı da ifade edilen görüşler arasında.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, grup toplantısında yaptığı konuşmasında, “Cumhur ortağımız Sayın Bahçeli de ilk günden itibaren ufuk açıcı açıklamalarıyla eşsiz katkılar sağladı. Komisyonun bundan sonraki oturumları dahil sonraki süreçte aynı yapıcı, sağ duyulu ilerleyeceğine inanıyorum. Komisyonun Türkiye’nin güvenli geleceği için en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum. Terörsüz Türkiye süreci ile ülkemizi yarım asırlık bir prangadan, büyük bir beladan kalıcı olarak kurtulacağız. Komisyon şu ana kadar çok kıymetli çalışmalar yaptı. Terörsüz Türkiye titizlikle ilerliyor. Komisyonun Türkiye’nin geleceği için en doğru, en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum” diyerek Cuma günü yapılacak komisyona topu attı.

    Komisyonda 11 üyesi bulunan ve ne tavır alacağını netleştirmemiş olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “Komisyon’da görevli arkadaşlarımızla perşembe günü toplantı yapacağız” dedi. Bu toplantının ardından CHP’nin tavrı belirlenmiş olacak. CHP’li bazı isimler İmralı’ya gidişe karşı çıkarken, İmralı’ya gidişin özellikle Kürt sorununun demokratik yolları çözülmesine katkı sağlayacağını görüşünü benimseyenlerde ağırlıkta yer alıyor.

    Komisyonda birer üyeye sahip HÜDA-PAR, Yeniden Refah Partisi (YRP), Demokratik Sol Parti (DSP) ve Demokrat Parti’nin (DP) ise ziyarete karşı tutum alacağı belirtiliyor.

    Meclis’te kurulan komisyon, Cuma günü Öcalan’ı ziyaret etme gündemi ile 21 Kasım Cuma günü saat 14.00’te toplanma kararı aldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘İktidar, ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor’-VİDEO

    ‘İktidar, ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor’-VİDEO

    PİRHA – Meclis komisyonu üyesi Meral Danış Beştaş, barış sürecine dair yorumunda “Hükümetin isteksiz, cimri ve zamana yayma halinden herkes muzdarip” eleştirisini yaptı. Beştaş, “Barışı, adımların atılmadığı bir zeminde yaşatmanın mümkün olamayacağını” ifadesini kullanırken “Bir kere demokratik entegrasyon, ilk başta kabul edilmesi gereken nokta” diye de ekledi.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından çok sayıda önemli adımlar atıldı. O adımlardan birisi de örgüt tarafından 26 Ekim’de yapılan “Türkiye’den çekilme” kararı oldu.

    Sürecin ikinci aşamasına geçildiği ifade edilirken, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da çalışmalarını sürdürüyor. 18 Kasım’da 17. toplantısını yapacak komisyonda, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın sunumları dinlenecek.

    “HER PARTİ RAPOR HAZIRLIĞINI YAPIYOR”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, gelinen süreçte PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Meclis komisyonunun, henüz rapor yazılımına başlamadığını belirten Danış Beştaş, şu bilgileri paylaştı:

    “Tabii ki her parti kendi hazırlığını yapıyordur. Gündemdeki en önemli meselelerden biri, komisyonun hazırlayacağı rapor içeriği. Hangi konularda ortaklaşılabilir; temaslar, diplomatik ilişkiler devam ediyor. Ayrıca meclis başkanı da zaten raporun açıklanacağını ifade etmişti. Ama şu anda gündem itibariyle henüz bunu konuşmadık. Yani nasıl bir yöntemle raporu sunacağımız konusunda bir ortaklaşma yok. Ama tabii ki gündemde ve herkes hazırlığını yapıyor.”

    “SAYIN ÖCALAN’IN KOMİSYON TARAFINDAN DİNLENMESİ GEREKİYOR”

    Meral Danış Beştaş, süreç içerisinde İmralı’ya gitmenin neden önemli olduğunu da açıkladı. Beştaş, Mecliste birçok kesimin dinlendiğinin altını çizerek “Bu sürecin temel aktörlerinin başında Sayın Öcalan geliyor. Kendisinin komisyonla görüşmesi gerektiğini ilk gün günden itibaren söyledik. Hatırlarsanız Bahçeli’nin ilk yaptığı çağrıda da Umut Hakkı’nın uygulanmasını, gelip mecliste konuşması yönünde bir beyanı vardı. Ondan sonra zaten görüşmeler, temaslar başladı. Şimdi neticede çok önemli bir problemi çözmeye çalışıyor Türkiye ve bu konuda komisyon, bir çalışma yürütüyor. PKK’nin kurucu lideri bu dönemde rol oynayan, çağrılarına karşılık bulan, şu anda çatışmasızlık zeminini sağlayan baş siyasi aktörün tabii ki komisyon tarafından dinlenmesi gerekiyor. Meclis başkanı, ‘komisyon gündemine resmi olarak gelmedi’ gibi geçmişte bir beyanda bulunmuştu. Neticede resmi dediğiniz gündeme yazılmamış olabilir ama hepimizin temel gündeminde her gün konuşulan bir mesele bu. Bu yönüyle daha fazla bu sürecin uzamaması gerektiğini sizler aracılığıyla da ifade etmek istiyorum” dedi.

    “İMRALI KAPISININ AÇILACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

    Abdullah Öcalan’ın önermelerinin, “çok aydınlatıcı, yol gösterici” olduğunu söyleyen Beştaş, gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de İmralı’ya gidebilmesi gerektiğini söyledi. Meral Danış Beştaş, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “27 Şubat çağrısıyla sonrasındaki beyanlarıyla da bu süreçte en pozitif rolü oynayanların başında Sayın Öcalan geliyor. Bu yönüyle evet komisyon Öcalan’ı dinlemeli.

    İmralı açılmalı. Yani sürecin ruhu bunu gerektiriyor. Neticede kendisinin de bu konuda beyanları, talepleri, önerileri var. Aslında esas itibariyle Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarında bu süreci yönetmesi gerekiyor. Özgürce çalışabilmesi gerekiyor. Var olan, görüşme taleplerini karşılayabiliyor olması gerekiyor. Tabii ki gazeteciler bu meselenin, en önemli noktalarından bir yerde duruyor. Her şeyden önce halkın haber alma hakkı var. Diğer yandan gazeteciler sorularını sormak isterler. Birinci ağızdan bu sürece dair görüşleri, açıklamaları dinlemek ve kamuoyuna ulaştırmak gibi bir görev ve sorumlulukları mevcut. Bununla birlikte bu meseleyi çalışan çok sayıda akademisyen var. Sivil toplum alanında farklı görüşlerde olsalar da bu temasın sağlanmasının kimseye bir zararı olmayacağı gibi çok büyük bir katkı yapacağını düşünüyoruz. Ben açıkçası kendi adıma söylüyorum. Önümüzdeki dönemde İmralı kapısının açılacağını düşünüyorum. Özellikle bize de ulaşan çok sayıda gazeteci, bilim insanı, siyaset insanı, çalışanlar, akademisyenler görüşme taleplerini iletiyorlar. Önümüzdeki dönemde de en önemli gündem maddelerinden biri de bu olacaktır tabii ki.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN DA TARİHİ BİR MÜCADELESİ SÖZ KONUSU”

    Meral Danış Beştaş, sürecin Alevilerin sorunlarının çözümüne nasıl yansıyacağına da cevap verdi. “Barış ve Demokratik Toplum Süreci, adından da anlaşılacağı üzere barışın ve demokrasinin birlikte ilerlemesi gerektiği temel tezinden ve düşüncesinden yola çıkılıyor” diyen Beştaş, görüşlerini şu cümlelerle paylaştı:

    “Barışı, adımların atılmadığı bir zeminde yaşatmak, kalıcı kılmak mümkün olmaz. Yani şu anda zaten bir negatif barış iklimini yaşıyoruz. Çok şükür ki uzun süredir yani işte bir yılı aştı, bir ölüm, bir çatışma haberi duymuyoruz. Aslında bu bile başlı başına çok önemli, çok değerli. Ama bunun kalıcı hale gelebilmesi için silaha sebep olan gelişmelerin, dayanakların da ortadan kalkması gerekiyor. Barış ikliminin kalıcı olabilmesi için bir eşitlik hukukuna ihtiyaç var. Bu eşitlik hukuku, eşit yurttaşlık meselesi, hukuki zeminin oluşturulması meselesi sadece Kürt halkı için değil. Tabii ki başta Kürt toplumu için. Çünkü Kürtler, tarihsel olarak büyük bir inkar politikasıyla karşı karşıyalar. Yani bu adaletsizlik ve haksızlığı ortadan kaldırmak için haklarının, dilinin, kimliğinin, kültürünün kabul edilmesi gerekiyor ve bu sadece sözlü bir kabulden geçmiyor tabii ki. Bunun hukuksal bir çerçeveye ulaşması gerekiyor. Benim çok kullandığım bir söz var; Kürtlerin hukuk kapısından içeri girmesi gerekiyor. Yani mevcut anayasanın yasaların Kürtleri de kapsaması gerekiyor. Ama tabii ki Türkiye’deki en büyük nüfuslardan bir tane tanesi de Aleviler. Alevi toplumu ve hani farklı etnik kimliklerde de olsalar inançlarını özgürce yaşama konusunda Alevi toplumunun da çok tarihi bir mücadelesi, direnişi söz konusu ve bu konuda taleplerinin karşılanması gerektiğini zaten bu süreçten önce de ifade ederek geldik. Bu konu da bizim temel mücadele alanlarımızdan biri ve bu demokratik toplum sürecinde Alevilerin de tabii ki başta cemevlerinin ibadethane statüsünün kabulü olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması yine çok mühim bir yerde duruyor. Diğer yandan ayrımcılık politikaları, ayrımcı söylemler de hala maalesef günümüzde devam ediyor. Yani bu demokratik toplum anlayışımızda ve bu süreci yürütmenin arka planında tabii ki toplumun ayrımcılığa, ötekileştirmeye maruz kalan, hakları kabul edilmeyen herkesin kapsanması gerekiyor ve ancak bu şekilde barış ve demokrasi birbirini tamamlayabilir. Yani birilerine demokrasi, başka birilerine antidemokratik uygulamalar zaten hani hayatın olağan akışına da uymaz. Biz herkes için adalet, herkes için eşitlik ve herkes için hukuk talep ediyoruz.”

    DEMOKRATİK ENTEGRASYON, BİR ASİMİLASYON DEĞİL!”

    Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” manifestosunda ifade ettiği “demokratik entegrasyon” başlığı da sürecin önemli aşamalarından birini oluşturuyor. Meral Danış Beştaş, demokratik entegrasyon yasalarında “eşit yurttaşlık” konusunun da tartışmaya açılacağını ifade ederek, hükümetin bu konudaki yaklaşımını şöyle değerlendirdi:

    “Tabii ki demokratik entegrasyonun kendisi aslında bizce daha çok tartışılmalı. Çünkü bunu çok farklı şekillerde nitelemek isteyenler, bunu manipüle edenler, farklı speküle araçları olarak kullananlar da yansıyor bizlere. Bir kere demokratik entegrasyon, ilk başta kabul edilmesi gereken nokta. Bir asimilasyon değil. Tam tersine herkesin kendisi olarak bu toplumda yaşamasının koşullarının oluşturulması gerekiyor. Tabii ki burada da hukuk devreye girer. Demokratik sistemlerde hukuk, en büyük güvence araçlarındandır. Şimdi demokratik entegrasyonda yani bir Alevi yurttaş, Alevi olarak o entegrasyonun içinde olacak ve entegre olacak. Bir Kürt, Kürt olarak entegre olacak ve hani o farklılıklarla beraber bir birliktelikten söz ediyoruz. Demokratik entegrasyon yasalarında tabii ki eşit yurttaşlık zaten ilk başta tartışılacak ve düzenlenmesi gereken meselelerin başında geliyor. Yani neden eşit yurttaşlık diyoruz? Çünkü Türkiye’de hala tek dil, tek kimlik, tek inanç, birçok şeyi meseleyi teklik adı altında niteleyen bir siyasi ve hukuki anlayış yürütülüyor. İktidarlar değişse de maalesef bu konuda politikalar değişmedi ve bugün de hala bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Yani demokratik entegrasyon yasaları içinde hani sesli düşünecek olursak mesela ana dil önündeki engellerin tabii ki kalkması gerekiyor. Kamusal alanda ana dilin kullanımının özgürleşmesi gerekiyor. Kültürün yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması konusunda yine çok önemli bir hukuksal çerçevenin oluşması gerekiyor. Toplumda var olan kutuplaştırmanın, ötekileştirmenin ve ayrımcılığın önlenmesi için de belirli tedbirlerin alınması gerekiyor. Yani şu anda bunu henüz konuşmaya başlamadık ama komisyon gündemi itibariyle söylüyorum, önümüzdeki orta vadede bence konuşmamız gereken en önemli başlıklardan bir tanesi de ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik yaklaşımını tam anlamıyla oturtmak.

    Yine bu entegrasyon yasaları arasında Türkiye’de farklı inançlara sahip yurttaşlar mevcut ve din ve vicdan özgürlüğü anayasada yazılı ama bu inanç özgürlüğü, farklı inançların eşit olduğunu hiç kimse bugün iddia edemez aslında. Örneğin kaç Alevi yurttaş bugün valilik koltuğunda? Koltuğu tabii metafor olarak ifade ediyorum. Bu çok basit bir örnek gibi görülebilir ama öyle değil. İşe alımlardan tutalım, üst düzey bürokrasideki görevlendirmelere kadar… Birçok alanda Aleviler yer alamıyor. Yer alıyorsa da kendi kimliğini inkar ederek olabiliyor. Ama bizim savunduğumuz demokratik entegrasyon meselesi, kendi kimliğiyle orada var olabilmesi, o temsil gücüne kavuşabilmesi anlamına geliyor. Yani demokratik entegrasyon çok geniş çerçevede düşünmemiz gereken bir olgu olarak önümüzde duruyor.”

    “HÜKÜMETİN İSTEKSİZ HALİNDEN HERKES MUZDARİP”

    Hükümet yetkililerin “Süreçte sona yaklaştık” sözlerini değerlendiren Beştaş, son olarak şunları söyledi:

    “Henüz sona yaklaşmadığımız belli. Neticede bu konuda adımlar atıldı. Şu anda PKK diye bir örgüt yok. Çünkü kendilerini feshettiler ve çalışmalarını sonlandırdılar. Ama onlar adına yapılan açıklamalarda henüz mesafe alınmadığını biliyoruz. Hala biz İmralı Adası’nda bir görüşme bile gerçekleştiremedik. Doğru, yani iklim olumsuzdur diyemeyiz. Ölümler yaşanmıyor. Bu konuda umut tohumları güçlü bir şekilde yeşeriyor. Ama diğer yandan da adımlar konusunda çok büyük bir isteksiz ya da cimrilik ya da zamana yayma halinden muzdarip herkes. Barış ve demokrasinin yeşermesi, büyümesi ve kalıcı hale gelebilmesi için vatandaşların da bu sürecin aktif özneleri olması gerekiyor. Aslında herkes bu meselenin sahibidir ve çözümünde de rol almalıdır. Ancak iktidar bu konuda adımları atmayarak, zamana yayarak, bir de ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor. Tam tersine bu konuda hepimizin görmesi gereken, atılması gereken adımlar olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bu adımlar atılmadan sürecin sonlanması zaten hayatın olağan akışına ve çatışma çözüm deneyimlerine, dünya örneklerine aykırı bir tablo oluşturur. Süreç devam ediyor. İnişli çıkışlı da olsa iki haftadır mesela komisyon toplanamadı ve bu birçok kesimde rahatsızlığa sebep oldu. Komisyon toplantılarını işte düzenli yapmalı diye önerilerimiz her zaman vardı. Hatta biz dedik ki haftada bir gün, iki gün değil, her gün toplanabiliriz. Çünkü daha büyük bir meselemiz söz konusu değil. Ama bütün bunlara rağmen sürecin devam ediyor olması ikinci aşamaya geçmiş olmamız tabii ki değerli ve bizim buna tutunup bunu büyütmemiz gerekiyor. Yani olumsuzlukla, sadece eleştirilerle yol alamayacağımızı biliyoruz. Ama yapıcı eleştirilerle bu sürecin önündeki engebeleri, provokasyon ihtimallerini aşmak da mümkün. Açıkçası biz o iradeyle yola devam ediyoruz. Sürecin ilerlemesi için bütün gücümüzle çalışmamız, çabamız devam ediyor.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DEM Parti İmralı Heyeti’nden Öcalan görüşmesine dair açıklama!

    DEM Parti İmralı Heyeti’nden Öcalan görüşmesine dair açıklama!

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan’la yaptıkları görüşmenin olumlu geçtiğini belirterek, Öcalan’ın “Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi ve bunun için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalıdır. Bütünsel bir olgu olarak yasallığa geçiş, Demokratik Cumhuriyetin hukuksal temellerini sağlamlaştıracaktır” dediğini aktardı. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, dün (3 Kasım) yaptıkları Öcalan görüşmesine dair yazılı açıklama yaptı. Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “3 Kasım 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile yaklaşık üç saat süren son derece olumlu bir görüşme gerçekleştirdik. Sağlığı ve morali oldukça güçlüydü.

    Görüşmemizde özetle şu değerlendirmeleri yaptı:

    İçinde bulunduğumuz süreci ilerletebilmek, tarihi ve sosyolojiyi daha fazla ciddiye almayı gerektiriyor. Türk-Kürt ilişkisinin bin yıllık iki sütun olarak bugüne geldiğinin tespit edilmesi önemlidir. Bu sütunların görülmesi, anlaşılması ve onarılması suretiyle birlikteliğin güçlendirilmesi gerekir.

    Çizgiler çekerek değil, güncel sorunlarımızı da kapsayacak bir ufuk oluşturarak hareket etmeliyiz.

    Sınırlı şartlarda tarihi bir mesele için ciddi bir çaba sarf ediyoruz. Yıkıcı ve negatif değil, pozitif bir aşamayı geliştirmeye çalışıyoruz. Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi ve bunun için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalıdır. Bütünsel bir olgu olarak yasallığa geçiş, Demokratik Cumhuriyetin hukuksal temellerini sağlamlaştıracaktır.

    Bugün dönemsel olarak eşiğinde olduğumuz demokratik entegrasyon imkanı hem yerellik hem evrenselliktir. Pozitif aşamaya geçebilmek için bu süreçte herkesin hassasiyet, ciddiyet ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi hayati önemdedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • PKK Kongre kararları kapsamında yeni adım: Güçlerimizi çekiyoruz

    PKK Kongre kararları kapsamında yeni adım: Güçlerimizi çekiyoruz

    PİRHA- PKK yönetimi, Abdullah Öcalan’ın onayıyla Türkiye’deki tüm güçlerini geri çekmeye başladıklarını duyurdu. Açıklamada, “12. Kongre kararlarına bağlıyız. Bunların pratikleşmesi için hukuki ve siyasi yaklaşımlar gecikmeden gösterilmelidir” vurgusu yapıldı.

    PKK, çözüm sürecine dair Kandil’de önemli bir açıklama yaptı. Açıklamada, PKK 12’nci Kongre kararları kapsamında Abdullah Öcalan’ın onayıyla güçlerini “Medya Savunma Alanları”na geri çekilmeye başladığı aktarıldı. Karar kapsamında geri çekilenler de yapılan açıklamaya katıldı.

    Açıklamanın Türkçesini KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok, Kürtçesini ise YJA-Star komutanlarından Vejîn Dêrsim yaptı.

    PKK KONGRE KARARLARI HATIRLATILDI

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Ortadoğu’da yaşanan çatışma ve savaşların Türkiye’nin ve Kürtlerin geleceğini çok ciddi biçimde tehdit eder hale gelmesi üzerine; geçen yıl Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle, Önder Abdullah Öcalan’ın açıklamalarıyla başlayan ve Önder Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı ile kimlik kazanan süreç, son derece önemli ve kritik bir aşamadan geçmektedir.

    Geçen 8 aylık süre içinde Kürt tarafı olarak biz, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı temelinde tarihi öneme sahip büyük adımlar attık. Sakin ve rahat bir tartışma ortamı yaratabilmek için, çağrıdan hemen sonra 1 Mart günü ateşkes ilan ettik. Önder Abdullah Öcalan’ın uygun yöntemlerle gerçekleştirdiği yönlendirme temelinde 5-7 Mayıs tarihleri arasında PKK 12. Kongresini toplayarak PKK’nin örgütsel varlığını ve silahlı mücadele stratejisini sona erdirme kararlarını aldık ve bunların ancak Önder Abdullah Öcalan’ın doğrudan yürütmesi ile pratikleşebileceğini de bu kararlara ekledik.

    İki ay sonra 11 Temmuz günü ise, Önder Abdullah Öcalan’ın görüntülü çağrısı temelinde KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat yönetimindeki 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum grubu, düzenlenen bir törenle silahlarını yakarak silahlı mücadeleyi sona erdirme kararını uygulamadaki net ve kararlı tutumumuzu ortaya koydu.

    Önder Abdullah Öcalan ve PKK öncülüğünde Kürt tarafının attığı bu tarihsel adımlar, Türkiye siyasi ve toplumsal ortamını derinden etkileyerek, barış ve demokratikleşme doğrultusunda yeni bir ruh ve irade ortaya çıkardı. Kürtlerin barış, demokratik ve özgürlükten yana olan bu cesur ve fedakar tutumu, Türkiye içinde ve dışında genel planda hep takdirle karşılanmıştır.

    Yaşanan yetersiz yaklaşımlara rağmen Önder Abdullah Öcalan ve Kürdistan Özgürlük Hareketi, Türkiye ve Kürtler üzerine gittikçe ağırlaşan tehlikeleri bertaraf edebilmek için gelecek yüzyılların özgür, demokratik ve kardeşçe yaşamının temellerini atabilmek için, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni ikinci bir aşamaya taşıyabilmek amacıyla ön açıcı yeni pratik adımlar atmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda, 12. Kongre kararları temelinde planladığı Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan ve olası provokasyonlara açık olan Türkiye’deki tüm güçlerimizi Medya Savunma Alanlarına geri çekme işlemini Önder Abdullah Öcalan’ın da onayı temelinde gerçekleştirmekteyiz. Medya Savunma Alanlarına ulaşan gruplardan bir kısmı şu an burada bulunmakta ve bu açıklamaya bizzat katılmaktadır. Ayrıca sınır alanlarında da çatışma riski oluşturan olası provokasyonlara açık olan mevzilerde de benzer düzeltici tedbirler alınmaktadır.

    Kuşkusuz attığımız bu adımların etki düzeyini pratik gösterecektir. Ancak attığımız bu pratik adımlar da PKK’nin 12. Kongre Kararlarını uygulamadaki kararlılığı ve net tutumumuzu bir kez daha ortaya koymaktadır.

    Çok açık ki biz 12. Kongre Kararlarına bağlıyız ve uygulamakta kararlıyız. Ama bunların pratikleşmesi için de yine PKK 12. Kongresinin aldığı kararlar doğrultusunda sürecin gerektirdiği hukuki ve siyasi yaklaşımlar gecikmeden gösterilmelidir. Bu çerçevede PKK’ye özgü Geçiş Hukuku esas alınmalı, demokratik siyasete katılabilmek için gerekli özgürlük ve demokratik entegrasyon yasaları gecikmeden çıkarılmalıdır.

    Son olarak çağrımız, başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımızadır. Süreç birilerinden bir şeyler bekleme değil, özgür ve demokratik yaşamı örgütlü mücadeleyle yaratma ve kazanma sürecidir. O halde kendini bu yaşamın içinde gören herkesin ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin’ başarısı için seferberlik düzeyinde mücadele etmesi gerekir.

    Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu mutlaka zafere ulaşacaktır.

    26 Ekim 2025

    Hareket Yönetimi.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kurtulmuş: Ortak kelimemiz barış, hedefimiz kardeşlik olsun!

    Kurtulmuş: Ortak kelimemiz barış, hedefimiz kardeşlik olsun!

    PİRHA- Süreçle ilgili Meclis’te kurulan komisyonun toplantısında konuşan Numan Kurtulmuş, “Yeni dönem siyasetin, düşüncenin ve vicdanın daha çok konuşulduğu bir dönem olmak zorundadır. Ancak artık güvenliğin yanı sıra özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin imkanlarını ve gücünü daha da yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir. Bu komisyon sözünü yükselten herkesin yeridir. Yeter ki ortak kelimelerimiz barış ve kardeşlik olsun. Yeter ki her görüş birlik ve kardeşliği yansıtsın” dedi. 

    Kürt sorununun çözümü bağlamında gerekli yasal düzenlemeler için Meclis’te kurulan komisyon, ilk toplantısını gerçekleştiriyor. Komisyonda yer alan siyasi parti üyeleriyle bir araya gelen Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş toplantının açılış konuşmasını yaptı.

    Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’in halkın sesi olmanın yanında toplumsal barışın taşıyıcısı, kardeşliğin teminatı, çözümün meşru adresi olduğunu hatırlatma iradesi gösterdiğine işaret ederek, şunları ifade etti:

    “Komisyonumuz 10 yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen ve kardeşi kardeşten uzaklaştırmaya çalışanların provoke ettiği bir meseleye yeni bir gözle bakma iradesinin de yansımasıdır. Orada asıl meselemiz hiç şüphesiz anayasa yazmak, hukuk reformu yapmak ya da tüm meseleleri bir anda çözmek değildir. Meclis’in halkın sesi olmanın yanında toplumsal barışın taşıyıcısı, kardeşliğin teminatı, çözümün meşru adresi olduğunu hatırlatma iradesidir. Siyasi hesaplarla, dar tanımlarla ve kalıplarla değil; cesaretle, vicdanla ve adaletle hareket etmenin adıdır. Çünkü örgütün kendini feshederek silahların tamamen susturulması ile başlayan süreç, herhangi bir kişi, kurum ya da siyasi yapının değil doğrudan doğruya aziz milletimizin meselesidir. Meclis Komisyonunun da kıymeti tam buradadır. Bu komisyon, toplumun manevi dokusunu tahkim etmeye, kardeşliği kalıcı kılmaya ve farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak kabul edip ortak yaşamı güçlendirmeye dönük bir çağrıdır. Esasında milletimiz arasındaki birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları, toplumumuzun asırlar boyunca en önemli toplumsal yapı taşı olmuştur.

    EŞİTLİĞİN VE ADALETİN İMKANLARINI VE GÜCÜNÜ DAHA DA YÜKSEK SESLE KONUŞMANIN ZAMANI GELMİŞTİR

    Yeni dönem siyasetin, düşüncenin ve vicdanın daha çok konuşulduğu bir dönem olmak zorundadır. Ancak artık güvenliğin yanı sıra özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin imkanlarını ve gücünü daha da yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir. Bu komisyonun bir diğer misyonu da budur. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra birbirinden koparılan, aralarına tel örgüler çekilen halklar artık yeniden birbirlerini daha yüksek sesle duymayı hak ediyor. Attığımız her adım bu kadim coğrafyada barış ve kardeşliği tahkim etmeye yönelik olmalıdır. Bu çerçevede ‘terörsüz Türkiye’, aslında açıkçası terörsüz bir bölge demektir. Değerli milletvekili arkadaşlarım, aziz milletim; gayet açıktır ki Türk-Kürt kardeşliği coğrafyamızın asli konusudur. Çanakkale’de omuz omuza savaşanların torunlarıyız. Kardeşlik, kaderde birlik yalnız savaş meydanlarında değil; alın terinde, acıda ve umutta da birlikte yürümektir.

    Bugün de bizler, halkın tam da içinden çıkan o hakka yaslanarak, o millî irfanı kuşanarak, tarihi bugünün anlayışıyla yeniden yorumlamak ve geleceği bu iradeyle kurmak mecburiyetindeyiz. Küresel şartlar ve bölgesel gelişmelerin kırılganlığına rağmen, içeride birliğimizi büyütmek, toplumsal huzuru pekiştirmek; dışarıda ise bölgesel barışı korumak mecburiyetindeyiz. İç cephemizi tahkim etmek, Türkiye’nin istikrarını kurumsal bir siyasal akla oturtmak zorundayız. Ülkemizin önünü tıkayan karanlık dönem, milletimizin feraseti ve devletimizin kararlılığıyla artık geride kalıyor.

    Meclis, hakikati duyan, toplumu hisseden ve vicdanını temsil eden, şüphesiz en yüksek demokratik çatıdır. Biz bu komisyonda yeni bir anayasa yazmıyoruz belki, ama kardeşlik cümlelerini kuracağız ve birlikte hareket edeceğiz. Meclisimiz, bin yıllık kardeşliği yeniden hatırlatmakla kalmayacak, siyasal düzlemde yeniden tarif edecektir. Bilinmelidir ki, şahit olduğumuz silah bırakma süreci bir pazarlığın sonucu asla değildir. Milletimizin huzura ve birliğe dair kararlılığının sonucudur ve bunun yansımasıdır. Bugün iftihar ettiğimiz gelişmeler, insanımızın emeğini ve vaktini çalan bir engelin ortadan kalkması istikametindedir.

    Bu komisyon sözünü yükselten herkesin yeridir. Yeter ki ortak kelimelerimiz barış ve kardeşlik olsun. Bu çatı altında konuşulmayacak hiçbir konu yoktur. Yeter ki birbirimizi dinlemeye hazır olalım. Yeter ki her görüş birlik ve kardeşliği yansıtsın. Vicdan sahibi olan herkese teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki katkı veren herkes bu memleketin mayasında kardeşlik olduğunu göstermiştir.

    Büyük şair Ahmedî Xanê’nin düşünceleri ile ifade edersek, ‘Halkların kalbi, adalet ile birlikte atarsa millet olur. Dil değişir, kıyafet değişir, coğrafya değişir, ortak duygulara baki kalır.’ Bu açıdan tartışmanın doğru mecrası Meclis ve onu temsilen bu gün burada oluşturduğumuz komisyondur. Çünkü milletin tamamını temsil eden her fikir ve kimliğin yeri burasıdır. Dikkat çekmek isterim; bu gün burada tüm partilerin temsilcileri var. Diyebiliriz ki bu salon toplumun yüzde 98’ini temsil ediyor. Bir iradenin yansımasıdır.

    Her bilgilendirme ve adım şeffaf ve kapsayıcı şekilde yapılacaktır. Bu çatı altında yürütülen her çalışma halkın gözü önünde ve millet iradesinin güvencesi ile yürüyecektir. O yüzden komisyonun işleyiş prensiplerini ilk günden itibaren açık şekilde ifade etmek zorundayız. Bunlardan ilki şeffaflıktır. Milletimiz her adımı bilmelidir. Toplumun gerçekleştirilenleri öğrenmeye hakkı vardır. Bunun yegane muhatabıdır. Bir diğer prensibimiz açıklık olmalıdır. Çünkü saklı gündemlerin örtük hesapların, toplumsal barışa hiçbir katkısı yoktur. Üçüncü temel ilkemiz ise hiç şüphesiz çoğulculuk olmalıdır. Çünkü bu topraklar tek renkle değil çok sesle çok kültürle anlamlıdır.

    Komisyon çalışmaları hakkında kamuoyunun ve basının bilgilendirilmesi yalnızca Meclis başkanlığı tarafından yürütülecektir. Çünkü süreci zehirleyebilecek ve provoke edebilecek açıklamalara itibar edilmemesini sağlamak da bu komisyonun başlıca görevlerinden birisidir. Yerinde, zamanında doğru bilgilendirme basın yoluyla kamuoyuna verilecektir.  Bu süreç Kürdün de Türkün de her kesimin ortak geleceğini ilgilendiren bir beka meselesidir. Dolasıyla komisyon, müzakereci bir istişare organı olarak hareket edecektir. Bu zeminde farklı fikirlerin ortak akılda birleşmesini sağlayacak bir anlayış ile çalışacaktır. Komisyonun görev ve sorumlulukları aslında özellikle silah bırakma sürecinin millet adına takibi büyük önem taşımaktadır. Bu süreç hukuki, sosyalzemini ile siyasal dili ile dikkat ile izlenmeli, yönlendirilmeli ve gerektiğinde öneriler sunulmalıdır. Burada önemli bir hususu da vurgulamak istiyorum. Hiç şüphesiz bu sürecin en önemli hususiyetlerinden birisi de toplumun psikolojinin iyi bir şekilde yürütülmesidir. Bu çalışmaların başarıya ulaşmasında toplumsal kesimlerin farklı kesimlerin sürece katkısı bakımından toplumsal psikolojinin doğru ve hep birlikte yönlendirilmesi oluşturulması da önemli bir görevdir.

    Bu aynı zamanda güçlü ve karşılıklı toplumsal bir saygıyı da doğuracak olan adımdır. Kürdün onurunu korumayan bir dil, Türk’ün gurunu hiçe sayan bir söylemin barışa değil yeni kırılmalara neden olan yaklaşımlar olduğunu ifade etmek isterim. Birlikte yaşamı sağlamak için buradayız. Bunun inşa edildiği bir zemin olacak komisyon. Barışı kalıcılaştıracak yasal düzenlemelerin önerilmesi de hazırlanması da bu komisyonun sorumlulukları arasındadır. Ortaya çıkacak ihtiyaçlar doğrultusunda öneriler geliştirmek, raporlar sunmak, analizler yapmak ve bunları Meclis’in genel iradesine taşımak da bu yapının asli görevidir.

    Provokasyonlar her zaman her dönemde olabilir. İçerden ve dışardan gelecek hamleleri bertaraf edecek çoğulcu demokratik yapımızdır. Bu yüzden çalışmalarımıza sadece siyaset kurumu değil, toplumun bütün kesimleri de dahil edilecektir. Kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları, üniversitelerin bu konulardaki katkıları kıymetli olacaktır. Basın, siyasi magazinden uzak halkı doğru bilgilendirmek ile akademi soğukkanlılıkla ele almak ile sivil toplum sahadaki ihtiyaçları dile getirmek ile görevlidir. Hiç kimse dışarda bırakılmamalıdır. Hiçbir fikir kenara itilmemelidir. Çünkü biz bu milletin tümünü kapsayan kardeşliği, birliği kurmak istiyoruz.

    Sonuç olarak; bu masa milletin vicdanı ile aklı ile irfanı ve inancı ile kurulmuştur. Türkiye’nin barış ile bütünlükle demokrasi ile ve kardeşlikle güçleneceğine inanıyorum. Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Komisyonumuz, hakikatin gözardı edilmediği, duyguların inkar edilmediği, siyasetin çözüm üretme cesareti, anlayışı temsil edecektir. Burada kurulacak her söz kardeşliğin dili ile ve vicdan sesi ile şekillenecektir. Her kimlik milletimizin asli rengidir. Hiçbir bir vatandaşımız dilinden, inancından ve kimliğinden  dolayı ötekileştirilemez. Kardeşliğimiz daim olsun.”

    Kurtulmuş’un açılış konuşmasının ardından siyasi parti temsilcileri komisyonda görüş ve değerlendirmelerini paylaşacak, komisyonun çalışma usul ve esasları ile prensipleri belirlenecek.

    PİRHA/ANKARA

     

  • GÜNCELLENDİ-DEM Parti Sözcüsü Doğan: Ülkenin her yerinde ayrımsız bir demokrasi olmasını istiyoruz!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-DEM Parti Sözcüsü Doğan: Ülkenin her yerinde ayrımsız bir demokrasi olmasını istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ndeki gelişmelere dair yaptığı değerlendirmede, “Eğer siz ‘Diyarbakır’da demokrasi, İstanbul’da otokrasi olmaz’ derseniz Diyarbakır’da, Van’da ve Mardin’de yaşayan insanlar da ‘buraya demokrasi geldi de biz mi görmedik, onlarca yıldır demokrasi mücadelesindeyiz’ diye sorarlar. Biz ülkenin her yerinde ayrımsız bir demokrasi olmasını istiyoruz” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki gelişmelere dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

    İlk olarak bir çok kentte süren orman yangınlarına dair konuşan Ayşegül Doğan, Devam eden orman yangınlarına değinen Ayşegül Doğan, “Ormanlar yanmadığı zamanlarda da eko-sistemin ne kadar önemli olduğunu dile getirdik. Binlerce önergeye, yönetmeliğe rağmen hiçbir canlının yaşam hakkı güvende değil. Türkiye bu haliyle baktığımızda suç mahalli olarak karşımızda duruyor” diye konuştu.

    Ayşegül Doğan konuşmasının devamında “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ndeki gelişmelere dair değerlendirmede bulundu.

    Ayşegül Doğan, Meclis’te kurulan komisyonun çoğulculuk ilkesini esas alması gerektiğini vurgulayarak, şunları ifade etti:

    “Henüz siyasi partiler komisyon üyelerini yeni yeni belirliyorken, bu konuya dair tartışmalar sürüyorken, bu komisyon tarihsel bir fırsatı hukuki zeminde kalıcı hale getirmek için yola çıkmaya hazırlanıyorken; sanki komisyon bambaşka nedenlerle kuruluyormuş gibi yaratılmak istenen algılar ya da buna dönük yürütülmek istenen tartışmaların maksatlı olmadığını bize kimse söyleyemez. Komisyon üzerinden süren tartışmaları Türkiye’nin onlarca yıldır biriktirdiği kutuplaşmanın, öfke siyasetinin nelere ülkeyi maruz bıraktığını bir kez daha görüyoruz. Masa metaforu etrafında konuşuyoruz bir süredir. Çünkü bir çözüm arayışından bahsediyoruz. Ne için; Türkiye’nin demokratikleşmesi için. Peki bugüne kadar Türkiye’nin demokratikleşmesi önünde en büyük engelmiş gibi gösterilen ve böyle tartışılan bir silahsızlanma projesi söz konusu. Yine bunu demokrasiden ayrı değerlendiriyoruz.

    Masada yer almak, çözümün itici gücü olmak, sürece ivme kazandırmak, cumhuriyetin ikinci yüzyılında yer almak demektir. Biz cumhuriyetin ikinci yüzyılında bu ülkedeki bütün farklılıkların kendi özgünlükleriyle temsiliyetlerini yer almalarını istiyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bizim barış ve demokratik çözüm dediğimiz şey tam olarak böyle bir anlam ifade ediyor. Onlarca yıldır süren bir çatışma halinin kalıcı adil bir barışla sonuçlanması için çaba sarfetmek, başarıya ulaşması için endişeleri ifade etmek, ayrıştırmak değil, birleştirmektir bizim için. Biz bunun ayrıştırıcı etkilerini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

    Bu ülkede farklı düşündükleri için insanlar 30 yıl hapis yatıyorlarsa, bugün onların tahliyeleri sevinç ve endişe nedeni değil, aynı zamanda dönüp geriye bakma, ortaya çıkan nedenlere bakma sorumluluğunu ve yaklaşımının nedeni olmalı. Ama ’30 yıllıklar neden tahliye ediliyorlar’ diye soruluyor. ‘Acaba arka kapılar ardından bir pazarlık yapıldı da o yüzden mi tahliye ediliyorlar’ deniliyor. Beklentimiz bu değil. Beklentimiz, toplumun beklentisidir. Nedir toplumun beklentisi? Adaletin tesis edilmesi. Demokrasi hakkının herkesin hakkı olduğunun savunulması. Yaşam hakkının herkesin hakkının olduğunun savunulmasıdır.

    Eğer siz ‘Diyarbakır’da demokrasi, İstanbul’da otokrasi olmaz’ derseniz Diyarbakır’da, Van’da ve Mardin’de yaşayan insanlar da ‘buraya demokrasi geldi de biz mi görmedik, onlarca yıldır demokrasi mücadelesindeyiz’ diye sorarlar. Biz ülkenin her yerinde ayrımsız bir demokrasi olmasını istiyoruz. Biz ülkenin her yerinde ayrımsız, eşit bir kardeşlik hukukunun yaşam bulması gerektiğine inanıyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. Mücadelemiz hem İzmir için, hem İstanbul için, hem Şırnak için, hem Diyarbakır için, hem Edirne için, hem Yozgat içindir. Hiçbir fark gözetmeden; ne dil, ne din, ne ırk, ne kimlik farkı… Herkesin eşit olduğu, eşit hissettiği bir yaşam tasavvurundan bahsediyoruz. Ve bunu gerçekleştirmek için mücadele ediyoruz. Bunun için bunca bedel, bunca risk göze alınıyor. Olan biteni yalnızca seçimlere indirgemek ya kimi aktörlere nasıl kazandırıp nasıl kaybettireceğine göre değerlendirmek bu yaklaşımın yarattığı kolaycılık bu yaklaşımın yarattığı konfor bütün bunları biliyoruz.”

    Gazetecilerin sorularıyla basın toplatısı sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alacak isimleri belirledi!

    Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alacak isimleri belirledi!

    PİRHA- Yeni Yol Partisi’nin Meclis’te kurulacak komisyona vereceği üyeler belli oldu. Komisyonda Bülent Kaya, Mehmet Emin Ekmen ve Mustafa Bilici yer alacak.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kürt sorununun çözümüne yönelik Meclis’te kurulacak özel bir komisyonun Ağustos ayının ilk haftasında çalışmalarına başlayacağını açıkladı. Meclis’te grubu bulunan ve temsil edilen partilerde komisyona girecek isimleri belirlemeye başladı.

    Komisyonun ismi konusunda tartışmalar sürerken, DEM Parti komisyonun adını “Barış Ve Demokratik Toplum Komisyonu”, CHP “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu”, MHP ise “Kardeşlik ve Dayanışma Komisyonu” olmasını önerdi.

    Yeni Yol Partisi de, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında Meclis’te kurulacak komisyonda yer alacak üyelerini belirledi. Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alması için Saadet Partisi Meclis Grup Başkanvekili Bülent Kaya, DEVA Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Emin Ekmen ve Gelecek Partisi Milletvekili Mustafa Bilici’yi Meclis’e bildirecek. Gün içinde tüm partilerin belirledikleri isimleri Meclis Başkanlığı’na bildirmesi bekleniyor.

    PİRHA/ANKARA

  • PKK Önderi Öcalan’ın mesajı görüntülü yayınladı!

    PKK Önderi Öcalan’ın mesajı görüntülü yayınladı!

    PİRHA- PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında yeni bir açıklaması yayınladı. Görüntülü paylaşılan mesajda Öcalan, “Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” dedi.

     

    PKK Önderi Abdullah Öcalan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında tarihi bir çağrı daha yaptı. Fırat Haber Ajansı (ANF), tarihi çağrının görüntüsünü yayınladı. İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar da tarihi çağrıda Abdullah Öcalan’ın yanında yer aldı.

    Abdullah Öcalan, “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” çağrısında bulundu.

    Öcalan’ın çağrısı şöyle:

    “Değerli yoldaşlar;

    Komünalist yoldaşlık hareketimizin geldiği aşamayı, yaşadıkları somut durumu, sorun ve çözüm yollarına ilişkin kapsamlı bir mektupla tekraren de olsa açıklayıcı ve yaratıcı yanıtlar vermeyi, sizlere karşı etik bir görev saymaktayım.

    27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya devam etmekteyim. Sizlerin PKK’nin 12. Fesih Kongresi’yle, buna kapsamlı oldukça doğru bir içerikle pozitif yanıt vermenizi tarihi bir karşılık olarak değerlendirmekteyim.

    Gelinen nokta oldukça değerli ve tarihi nitelikte sayılmak durumundadır. Bu arada köprü ilişkide bulunan yoldaşların çabası aynı değerde ve takdire şayandır.

    Tüm yaşanan gelişmeler sonunda tarihi bir dönüşüm sayılması gereken bir Demokratik Toplum Manifestosu hazırladım. Bu manifesto, yaklaşık 50 yıllık ‘Kürdistan Devriminin Yolu’’ manifestosunu başarıyla ikame edecek niteliktedir. Sadece Kürt tarihsel toplumu için değil, bölgesel ve küresel toplum için de tarihsel toplumsal bir içerik taşıdığına inanmaktayım. Tarihi manifesto geleneğinin başarılı bir örneğini teşkil ettiğinden kuşku duymamaktayım.

    Tüm bu gelişmelerin İmralı’da gerçekleştirdiğim görüşmeler neticesinde yaşandığını açıkça belirtmek durumundayım. Görüşmelerin özgür irade temelinde yürütülmesine azami dikkat gösterilmiştir.

    Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Bu aşamanın ve gerekli adımların da tarihi nitelikte olduğunun önemle belirtilmesi, anlaşılması ve gereklerine bağlı kalınması, yol alınması açısından kaçınılmazdır.

    Varlık inkarına dayalı ve ayrı devlet amaçlı PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir. Varlık tanınmış, dolayısıyla ana amaç gerçekleşmiştir. Miadını doldurma bu anlamdadır. Gerisi aşırı tekrar ve açmaz olarak değerlendirilmiştir. Bu temelde kapsamlı eleştiri-öz eleştiri devam edecektir.

    Siyaset boşluk tanımayacağına göre, boşluk, Barış ve Demokratik Toplum başlıklı program, ‘demokratik siyaset’ stratejisi ve temel taktik olarak bütüncül hukukla doldurulmak durumundadır. Tarihsel nitelikte ve kader belirleyici bir süreçten bahsediyoruz.

    Sürecin geneli olarak silahların gönüllüce bırakılması ve TBMM’de yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışması önemlidir. Kısır mantıklı, önce sen-ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır. Atılan adımların boşa çıkmayacağını biliyorum. Samimiyeti görüyor ve güveniyorum.

    Dolayısıyla daha da pratik ve somut kilit açıcı adımlara geçilmeye çalışılmaktadır. Benim tarafımdan ileri sürülen tezlerin belli başlı olanları şunlardır:

    Herkesin üzerine düşeni yapması, Barış ve Demokratik Toplum hedefine ulaşılması, pozitif entegrasyonalist bir perspektifle mümkündür. Tüm anlatılanlardan çıkarılan sonuç; PKK ulus devletçi bir amaçtan vazgeçmiş, bu temel amaçtan vazgeçişle birlikte temel savaş stratejisinden de vazgeçmiş, varlığını sona erdirmiştir. Gelinen tarihi noktanın daha da ileriye götürülmesi beklenmektedir.

    Gerek TBMM ve komisyon için anlam ifade edecek, gerek kamuoyundaki şüpheleri giderecek ve sözümüzün gereğini karşılayacak şekilde silahların bırakılmasını, ilgili çevre ve kamuoyuna açık olarak temin etmeniz doğal karşılanmalıdır. Silah bırakma mekanizmasının kurulması süreci ileri taşıyacaktır. Yapılan silahlı mücadele aşamasından demokratik siyaset ve hukuk aşamasına gönüllüce geçiştir. Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır. Silah bırakmaya ilişkin detaylar belirlenecek ve hızlıca hayata geçirilecektir.

    Meclisin çatısı altında bulunan DEM, diğer partilerle birlikte bu sürecin başarıya ulaşması için üzerine düşeni yapacaktır.

    Bu arada tüm karar metinlerinde vazgeçilmez bir şart olarak benim özgür kalma durumuma gelince; biliyorsunuz ki ben hiçbir zaman kendi özgürlüğümü bireysel bir sorun olarak görmedim. Felsefi olarak da kişi özgürlüğü toplumdan soyut olamaz. Birey özgürleştiği oranda toplum, toplum özgürleştiği oranda birey özgür olabilir. Bu eğilimin gereğine bağlı kalınacağı tabidir.

    Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum.

    Son günlerde bölgede yaşanan gelişmeler, attığımız bu tarihi adımın önemini ve aciliyetini açıkça teyit ediyor.

    Sürece yönelik her türlü eleştiri ve önerilerinizi, katkılarınızı dört gözle beklediğimi belirtmeliyim. Bu tartışmalar tüm ülke, bölge, küresel düzeyde bizleri, Demokratik Modernite Güçlerini yeni bir teorik program, stratejik ve taktik evreye ulaştıracağına, şimdiden bunun hazırlık çabası içinde olunduğuna dair çok iyimser ve hazır olduğumu, arzulu ve coşkulu olarak belirtirim.

    Önümüzdeki döneme çağrım, kongre kararları ve en son bu yazıda dile getirdiğim görüş ve öneriler doğrultusunda yüklenelim ve başarı temelinde gelişmeler sağlayalım.

    Daimi yoldaşça selam ve sevgiyle kalın.

    19 Haziran 2025

    Abdullah Öcalan”

    (HABER MERKEZİ) 
  • DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan’la görüştü!

    DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan’la görüştü!

    PİRHA- İmralı Heyeti, bugün Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye dair açıklama yaptı. Heyet tarafından yapılan açıklamada PKK Önderi Öcalan’ın, sürecin bütünlüklü olarak Türkiye’nin demokratikleşme sürecine yapacağı katkıya duyduğu umudun, güvenin ve inancın son derece güçlü olduğunu gördükleri ifade edildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), İmralı Heyeti, PKK Önderi Abdullah Öcalan ile görüşme gerçekleştirdikten sonra açıklama yaptı.

    İmralı Heyeti’nin açıklaması şöyle:

    “Bugün heyet olarak İmralı Cezaevinde Sayın Abdullah Öcalan ile iki buçuk saat süren oldukça verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Öcalan sağlık ve moral olarak gayet iyiydi. Görüşmemizde sürecin yeni bir aşamaya geçmekte olduğunu vurguladı. Atılacak yeni adımlarla birlikte sürecin gereklerini yerine getirme hususunda herkese, hepimize sorumluluklar düştüğünü ifade etti.

    Heyet üyelerimizin Sayın Cumhurbaşkanı ile gerçekleştireceği görüşmeye büyük önem verdiğini belirterek, bu görüşmenin tarihi nitelikte olduğunu dile getirdi. Benzer biçimde TBMM’de kurulacak olan komisyonun da barış ve çözüm yönünde büyük bir rol oynayacağını vurguladı.

    Bu sürecin bütünlüklü olarak Türkiye’nin demokratikleşme sürecine yapacağı katkıya duyduğu umudun, güvenin ve inancın son derece güçlü olduğunu gördük.

    Bugün Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarında metan gazı zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybeden askerler olduğu bilgisini görüşme esnasında aldık. Bu olay Sayın Öcalan’da ve hepimizde derin bir üzüntü yaratmıştır. Bu vesileyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine ve yakınlarına baş sağlığı dileklerimizi sunuyoruz.

    Saygılarımızla

    DEM Parti İmralı Heyeti

    6 Temmuz 2025.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Urfa Milletvekili Mithat Sancar İmralı heyeti üyesi oldu

    DEM Parti Urfa Milletvekili Mithat Sancar İmralı heyeti üyesi oldu

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in Hakk’a yürümesinin ardından eksilen İmralı Heyeti’nde DEM Parti Urfa Milletvekili Mithat Sancar yer alacak.

    Kalp rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü hastanede Hakk’a yürüyen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in yerine DEM Parti Urfa Milletvekili Mithat Sancar İmralı heyetinde yer alacak.

    PİRHA/ANKARA