Etiket: ödp

  • AYM’den ‘Hırsız, katil AKP’ kararının gerekçesi: İktidar eleştiriye katlanmak zorunda

    AYM’den ‘Hırsız, katil AKP’ kararının gerekçesi: İktidar eleştiriye katlanmak zorunda

    Anayasa Mahkemesi, Edirne’de parti binasına “Hırsız, katil AKP” pankartı astığı için parti binası basılarak gözaltına alınan ÖDP’liler hakkında verdiği hak ihlali kararının gerekçesini açıkladı. AYM, “İktidardaki partinin politikalarını eleştiren görüş ve düşünceler ne kadar ağır olursa olsun bunlardan dolayı kişilere yaptırım uygulanmamalıdır” dedi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM) 2014’te yapılan yerel seçimler sürecinde AKP’nin miting yapacağı Edirne’de parti binasına “Hırsız, katil AKP” yazılı pankart asan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) üyeleri hakkında Şubat ayında verdiği hak ihlali kararının gerekçesini açıkladı. AYM, gerekçeli kararında “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının” ve “İfade özgürlüğü”nün ihlal edildiğini belirtti.

    2014’teki yerel seçimler öncesinde, 19 Mart günü AKP, Edirne’de miting düzenledi. Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın katıldığı mitinge karşı ÖDP üyeleri, parti binalarına “Hırsız, katil AKP” yazılı pankart astı. Pankartın asılması üzerine polis ÖDP il binasını bastı ve parti pankartı indirip parti üyelerini gaz bombası şiddet kullanarak gözaltına aldı.

    14 ÖDP üyesine olay ardından dava açılırken yargılama tüm üyelerin beraatıyla sonuçlandı. 14 ÖDP üyesi ise yargı sürecini devam ettirdi ve AYM’ye hak ihlali başvurusu yaptı.

    AYM, 6 Şubat 2020’de ÖDP üyeleri hakkında ‘hak ihlali’ kararı verdi. AYM’nin hak ihlali kararına ilişkin gerekçesi, bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Yayımlanan gerekçeli kararda AYM, “İktidarda bulunan partinin eleştiriye katlanma yükümlülüğü oldukça geniştir. İktidardaki partinin politikalarını eleştiren görüş ve düşünceler ne kadar ağır olursa olsun bunlardan dolayı kişilere yaptırım uygulanmamalıdır” dedi.

    PARTİ BİNASININ İÇİNE GAZ BOMBASINA ELEŞTİRİ

    AYM’nin gerekçeli kararında “İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” başlıklı ilk bölümünde, polisin parti binasının içine gaz bombası atması şu ifadelerle eleştirildi:

    “Kolluk görevlilerince yakalanmak istenen ancak direnen bir kimsenin yakalanmasına yönelik olarak kullanılan maddi güç, bu kişinin direncinin kırılmasına yetecek ölçüyle sınırlı olmalıdır. Uygulanan güç hiçbir biçimde direncin kırılması amacının ötesine taşmamalı ve direnen kişiye eza verdirmeye yönelmemelidir.

    Çevik Kuvvet polisi, bina içinde bir odada bulunan başvuruculara yönelik doğrudan biber gazı kullanmıştır. Bu tür gazların kullanılması, direncin kırılması için elverişli olan diğer araçların öncelikle denenmesi ve bunlardan bir sonuç elde edilememesi koşuluyla hukuka uygun görülebilir. Somut olayda gazın etkilerinden kaçış imkânı bulunmayan kapalı bir alanda gaz sıkılmış, alternatif araçların kullanılmasının mümkün olup olmadığı değerlendirilmemiştir.

    Başvurucuların muhtemel kaçma girişimlerine karşı yeterli önlemler alınmış olmasına rağmen kolluk görevlilerin kapalı bir alana doğrudan gazla müdahale etmesi kullanılan gücün orantılılığı bakımından kabul edilebilir görülmemiştir.”

    İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ‘ABARTI’ VE ‘KIŞKIRTMAYI’ DA KAPSAR

    Kararın ikinci bölümünde yer alan “İfade özgürlüğü ihlali” bölümünde ise, pankart içeriği hakkında şöyle denildi:

    “Pankartta yer alan sözlerin AK Partiye gönül verenleri belirli bir oranda inciteceği kabul edilebilir. Zikredilen kavramları kullanmaları pankartı açanların açıkça polemik çıkarmaya ve şiddetli tepkiler yaratmaya yönelik üsluplarının bir parçasıdır. İfade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören bilgi ve fikirler için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ÖDP’den isim değişikliği için kongre: Partinin yeni ismi ‘Sol Parti’

    ÖDP’den isim değişikliği için kongre: Partinin yeni ismi ‘Sol Parti’

    Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) Ankara’da gerçekleşen 8. Olağanüstü Kongresi’nde 12 maddelik manifestonun okunmasının ardından isim değişikliği önerisi sunuldu. Partinin yeni isminin ‘Sol Parti’ olmasına karar verildi.

    Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) 8. Olağanüstü Kongresi Ankara İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Salonu’nda başladı. ÖDP üye ve delegelerinin geniş bir katılım sergilediği kongrenin gündemi isim değişikliği oldu.

    ÖDP 8. Olağanüstü Kongresi, saat 11:00’da yapılan saygı duruşu ve divan seçimi ile başladı. Kongre, parti delegeleri ve Genel Merkez yöneticilerinin konuşmalarıyla devam ediyor.

    ÖDP’nin isim değişikliği önergesi sunuldu. Partinin yeni isminin ‘Sol Parti’ olması önerildi.

    ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen, isim değişikliği önergesine dair yaptığı konuşmada, “Biz sadece bir isim değişikliği için yola çıkmıyoruz, biz düzen değişikliği için yola çıkıyoruz. Yeni bir devrimci yürüyüşü başlatıyoruz” dedi.

    ÖDP’nin ismini ‘Sol Parti’ olarak değiştirmesi konferans delegeleri tarafından kabul edildi.

    Parti isminin kabul edilmesinin ardından kongreye ara verildi.

    ÖDP 8. Olağanüstü Kongresi, verilen aranın ardından devam ediyor. Konferans delegeleri tarafından kabul edilen partinin isim değişikliği önergesi kongre delegelerinin oylarına sunulacak.

    Delegeler kabul etti, ÖDP’nin ismi değişti, Sol Parti oldu İşte Sol Parti’nin logosu:

    “SÖYLEDİKLERİMİZİ EYLEMLE GÜÇLENDİRME ZAMANI”

    Konferansımızı gerçekleştirdik, manifestomuzu birlikte oluşturduk. İsmimizi belirledik ve yola çıkıyoruz. Şimdi bütün söylediklerimizi, eylemle güçlendirme zamanı. Hepimiz seferber olarak binlerce üyeyi Sol Parti’ye kazandırmak için çalışacağız. Ülkenin dört bir yanında bu yıldızlı bayrağı örgütlemek için çalışacağız. Sol Parti için seferberlik başlatacağız. Mahallelere, köylerde, her yere bu iddiayı taşımak, ikna etmek, örgütlemek için seferber olacağız. İnadına sol, inadına devrim, inadına sosyalizm.

    ÖDP 8. Olağanüstü Kongresi’nde alınan isim değişikliği kararı ardından Sol Parti, ilk Twitter mesajını #ŞimdiSOLzamanı etiketiyle paylaştı.

    Olağanüstü Kongre’de ÖDP manifestosu okundu:

    “12 Eylül faşist rejiminin açtığı yoldan yürüyen, emperyalist kapitalist sistemin döşediği taşlara basa basa palazlanan siyasal İslamcı tek adam rejimi, milliyetçi payandaya karşın ayakta durmakta zorlanıyor. Bütün devlet kurumlarını; medyadan toplumsal örgütlenmelere varıncaya değin her şeyi zapt-u rapt altına almaya çalışan; odağında İslamcı dünya görüşünün yer aldığı bu baskı rejimi varlığını sürdürmeye çalışıyor.

    Bu ülkenin ilerici devrimci geleneği, uzun dönemde kök salan ve cumhuriyet döneminde derinleşen Aydınlanma birikimi, asla ve asla dinci milliyetçi bir gericilik önünde boyun eğmedi, eğmeyecek.

    Bu süreç içinde önemli siyasal görevler üstlenen ÖDP, ülkenin ve sol hareketin çok kritik dönemlerinde aldığı politik tutumlarla siyasal İslamcı rejimin kurulmasına engel olmaya çalışan güçler arasında yer aldı. Hayatın doğruladığı siyasal tespitleri pratiğe taşımakta yetersiz kaldığı ise tartışmasız bir gerçekliktir. Solun, sosyalist hareketlerin bütün zaafları ÖDP açısından da geçerli sayılmalıdır.

    Şimdi yeni bir kritik eşik önümüzde duruyor. Yerel yönetim seçimlerinde AKP-MHP bloğunun geriletildiği ama yıkılamadığı bir süreçteyiz. Egemen güçler, miadını dolduran bu gerici iktidarın yerini alacak, ondan çok da farklı olmayan bir sağ iktidarın arayışı içindeler. Oysa bugünkü gerici iktidara karşı toplumda çok güçlü bir sol birikim var. Her ne kadar örgütsüz de olsa toplumsal mücadelenin talepleri esas olarak yüzünü sola dönmüş kesimler tarafından taşınıyor. Bu nedenle toplumsal talepler sağ bir programa, sağ bir ittifaka sığmayacaktır. İşte tam da bu nedenle solun talepleri yükseltilmeli ve örgütlenmelidir.

    ÖDP bu arayışı sürdürmek için bir tüzük kongresiyle adını, siyasal anlayışını yenileyerek yeni bir süreç başlatıyor. Bu yeni süreç hem bir yenilenme hem de yeni bir mücadele ve örgütlenme çağrısıdır. Siyasal İslamcılığın ve ona eşlik eden neoliberal kapitalizmin yarattığı tahribatı gidermek ve emekçi halk sınıflarının yararına bir düzen kurmak ancak ve ancak sol bir politikayla mümkündür.

    İnanıyoruz ki bu yenilenme ve birlikte mücadele çağrısı geniş bir yankı uyandıracak, insanın insanı ve doğayı sömürmediği, halkların özgürce yaşadığı, sömürünün son bulduğu sosyalist bir gelecek, bu ülkenin ufkunda parlayacaktır. Bu soyut bir çağrı değildir, somut talepler etrafında ilmek ilmek örülecek yeni bir hayatı ve yeni bir toplumu kurma çağrısıdır.

    17 yıldır ülkenin üzerine bir deli gömleği gibi giydirilen siyasal İslamcı rejim bütün hatlarıyla çürüyor. Bu çürümenin ülkenin bütün dokularına yayılmaması için çok acil harekete geçmek gerekmektedir. Ülkemiz adına bir çıkış yolu yaratabilmek için, halka karşı her türlü kötülüğü yapmayı göze almış mevcut iktidar bloğunu yıkmaktan başka bir yol yoktur. Bu nedenle, aşağıda yer alan acil talepler için aklı ve yüreği halktan yana olan herkesi mücadeleye çağırıyoruz. Bu çağrı hayatın içinde yeniden can bulan acil talepleri elde ederek sosyalist bir toplumu bugünden inşa edeceğimize olan inancın çağrısıdır.

    1- EMPERYALİZMLE BÜTÜN ANLAŞMALAR İPTAL EDİLMELİ

    Emperyalizmle yapılmış bütün açık ve gizli antlaşmalar iptal edilmeli, NATO gibi emperyalist ittifaklardan çıkılmalı, başta İncirlik olmak üzere yabancı üsler kapatılmalıdır. Dış politikanın üzerinde yükseleceği zemin daha çok silahlanmak, daha çok militarizm değildir. Dünyada ve bölgemizde “ulusal güvenliği” korumanın en temel yolu halklar arası kardeşlik ve dayanışmayı güçlendirmek, emperyalist müdahalelere karşı enternasyonalist bir barış ve dayanışma politikası geliştirmek olmalıdır.

    2- İHVAN DESTEKÇİLİĞİ BÖLGEYİ FELAKETİN EŞİĞİNE GETİRDİ

    Siyasal İslamcı hayaller en derin etkisini Ortadoğu’da gösterdi. Suriye’nin bir iç savaşa sürüklenerek kan gölüne dönmesinde AKP’nin mezhepçi ve yayılmacı politikalarının doğrudan etkisi vardır. İhvan destekçiliği sonuçta bütün bölgeyi bir felaketin eşiğine taşımış, Türkiye’yi emperyalist merkezlerin Ortadoğu’da giriştikleri çıkar kavgasının piyonu haline dönüştürmüştür. Türkiye Ortadoğu’daki yangına emperyalistler tarafından sürüklenmiş durumdadır. Bu cendereden derhal çıkılmalıdır. Halklar arasında bütün dinsel, etnik, mezhepsel farklara karşın bir arada yaşamanın tesis edilmesi Türkiye’nin dış politikasının temeli olmalıdır.

    3 – SURİYE KADERİ SURİYELİLER TARAFINDAN TAYİN EDİLMELİ

    Yanı başımızda en yakıcı sorun olan Suriye’nin kaderi yine Suriyeliler tarafından tayin edilmelidir. Başta emperyalist ülkeler olmak üzere bütün dış güçler ve Suriye’ye konuşlandırılan El Nusra, IŞİD gibi cihatçı güçler Suriye’den çıkarılmalıdır. Türkiye’nin dış politikası bölge barışı ve kardeşliği temelinde Sünni İslamcılığa dayandırılmadan yeniden kurgulanmalıdır. Savaşın yarattığı yıkım sonucunda ülkelerinden kaçmak zorunda bırakılan insanlar için güvenli bir yaşam ve gelecek inşa edilmelidir. Bu artık sadece bir dış politika sorunu değil, Türkiye’nin içine milyonlarca insanın dramı olarak da taşınan bir iç sorundur.

    4- BU REJİM ORTADAN KALDIRILMALI

    Siyasal İslamcı rejim 17 yıllık iktidarı boyunca halkı birbirine düşüren bir kutuplaşma politikası izledi. Kendi iktidarını desteklemeyen her kesimi teröristlikle suçlayarak bir terör ve korku rejimi yarattı. Demokrasi , yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar rafa kaldırılarak bir tek adam rejimi inşa edildi. Parlamento ve toplumsal örgütlenmeler bütünüyle etkisizleştirildi.

    Bu rejim, halka karşıdır ve derhal ortadan kaldırılmalıdır. Bu, halkın sorunlarına hiçbir çözüm üretmeyen eskinin parlamenter rejimine geri dönülerek yapılamaz. Kuvvetler ayrılığına dayanan, halkın söz, yetki ve karar süreçlerine dahil edildiği, yerel yönetimlerin ve yerinden yönetim anlayışının temel alındığı yeni bir düzen kurulmalıdır. 12 Eylül faşist anayasasının bütün hükümleri iptal edilmeli, siyasal partiler yasası ve seçim yasası başta olmak üzere tüm anti-demokratik yasalar kaldırılmalıdır. İfade ve örgütlenme özgürlüğünün her düzlemde geliştirilmesi ve gerçek bir demokrasi için tüm yasal düzenlemeler yapılmalıdır..

    5- TARİKATLAR VE CEMAATLER ETKİSİZLEŞTİRİLMELİ

    Bu dönüşüm, İslamcı kesimlerin devleti ele geçirmek için yarıştıkları, hem devleti hem toplumu dinselleştirdikleri ve bunun için kanlı ya da kansız darbelere başvurdukları bir ortamda gerçekleşemez. Yeni siyasal zemin, mutlaka ve mutlaka laiklik temeli üzerinde tarikatların ve dinsel cemaatlerin etkisizleştirildiği bir anlayışla kurulmalıdır. Bunun için tarikat ve cemaatlere sunulan tüm devlet desteğine son verilmeli, gerici örgütlenmelerin devlet içindeki kadroları dağıtılmalıdır. Dinin devlet işlerini ve toplumsal hayatı düzenlemeyeceği bir siyasal yapı kurulmalıdır. Başta Aleviler olmak üzere bütün farklı inanç odaklarının özgürce inançlarını yaşamaları sağlanmalıdır.

    6- HALKA AİT TÜM VARLIKLAR YENİDEN KAMULAŞTIRILMALI

    Neoo-liberalizmin sınırsız bir sömürüye dayanan ve başta işçi sınıfı olmak üzere bütün halk kesimlerini yoksulluğa ve sefalete sürükleyen politikaları tam anlamıyla iflas etmiş durumdadır. Emperyalist -kapitalist sistemin içine sürüklendiği kriz, Türkiye’de de neo-liberalizmin halk düşmanı politikalarını göz kırpmadan uygulayan AKP’nin neden olduğu derin bir ekonomik krize yol açtı. Özelleştirmelerle haraç mezat satılan kamu varlıkları, yap-işlet-devret politikalarıyla yağmalanan kamu kaynakları, işlerinden edilen, sendikasızlaştırılan işçiler ve bütün halk sınıfları yoksullaştırıldı. Krize son vermek, bu yağmaya dur demekten geçiyor. Bütün bir ekonomi rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş perspektifiyle ve kamu çıkarını gözeten bir anlayışla baştan aşağı yenilenmelidir. Yerli- yabancı sermayeye peşkeş çekilen halka ait tüm varlıklar yeniden kamulaştırılmalıdır.

    7- EĞİTİM VE SAĞLIK PARASIZ OLMALI, İŞSİZLİK SORUNU ÇÖZÜLMELİ

    Eğitim ve sağlık gibi yaşamsal hizmetler kesinlikle parasız olmalıdır. İnsanları hastalandırmayan koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmeli, parası olmayanların hastane kapılarında ilaç ve sıra beklediği bir politika derhal durdurulmalı, özel hastaneler halkın sağlığı için kamulaştırılmalıdır. Benzer bir durum eğitim için de geçerlidir. Parasız eğitim olmazsa olmazdır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Eğitimin içeriği de bütünüyle ırkçı, cinsiyetçi ve dinsel öğelerden arındırılarak bilimsel bir temele oturtulmalıdır. Özel okullar ve vakıf üniversiteleri kisvesi altında kurulan ticarethaneler bilim değil kâr merkezidir. Bu kurumlar kamulaştırılmalı, üniversiteler YÖK gibi zincirlerden kurtarılarak özgürce bilim üretilen odaklar haline dönüştürülmelidir.

    Ülkenin en önemli sorunu işsizliktir. Eğitimin paralı hale getirilmesi sonucunda düşük nitelikli eğitim alan yoksul çocukları diplomalı işsizler ordusuna katılmaktadır. Emekli maaşlarıyla iş bulamayan diplomalı çocuklarına bakmak zorunda kalan insanların varlığı trajik bir sorundur. Devlet işsizlik sorununa ve diplomalı işsizler sorununa acil önlemler almak zorundadır. Batık şirketleri kurtarmak için hesapsızca harcanan kamu kaynakları bu sorunun çözümünde kullanılmalıdır.

    8- KADINA YÖNELİK ŞİDDETE ACİL ÖNLEM ALINMALI

    Şiddete maruz bırakılan, yaşamları çalınan kadınların can güvenliğinin sağlanması, erkek şiddetine son verecek önlemlerin alınması son derece acildir. 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi, hiçbir bahaneye yer bırakmayacak şekilde uygulanmalıdır. Kadınların her tür ezilme biçimi ve her düzeyde erkek egemenliği ortadan kaldırılmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak her türlü önlem alınmalıdır. Her türlü cinsel kimlik ve cinsel yönelim ayrımını ortadan kaldıracak, insanların özgürce ve korkusuzca yaşayabilecekleri bir toplumsal ortam yaratılmalıdır.

    9- ÇEVRE TALANINA SON VERİLMELİ

    Kapitalizm içinde yaşadığımız gezegeni bitmek bilmez bir kâr hırsıyla ölüme doğru sürüklüyor. Küresel ısınma, iklim krizi geleceğimizi bir kâbusa çeviriyor. Bu ülkemizde de farklı değil. Maden aramaları ormanları yok ediyor, ardı ardına çevre felaketleri yaşanıyor. HES’ler , JES’ler, termik ve nükleer santraller doğada geri dönülmez bir tahribat yaratıyor. Çevrenin kâr için talan edilmesine derhal son verilmelidir. Gezegeni yok olmaktan kurtaracak, kapitalizmin kâr hırsına ‘dur’ diyecek her türlü önlem alınmalıdır.

    10- TARIM VE HAYVANCILIĞIN ÇÖKERTİLMESİNE SON

    Siyasal İslamcı iktidar tarafından uygulanan neo-liberal politikalar ülkemizde tarım ve hayvancılığı tümüyle çökertti. Bu alanlarda halkın sağlıklı ve ucuz gıdaya ulaşabilmesi ve gıda egemenliğinin sağlanması için kooperatifçilik, küçük üreticilerin desteklenmesi, yerel tohumların korunması vb. önlemler acil olarak devreye sokulmalıdır.

    11- KÜRT SORUNUNDA BARIŞÇIL ÇÖZÜM

    Kürt sorunu hem ülke hem de bölge açısından en acil sorunların başında geliyor. Kürt sorununun barışçıl bir temelde ve halkın nasıl yaşamak isterse öyle yaşamasını kabul eden bir yerinden demokrasi anlayışıyla çözülmesi gereklidir. Şiddet politikaları halkları birbirine düşman etmenin yanı sıra çözümü de imkânsızlaştırmaktadır. Sorunun çözümünde silahlardan arınmış bir barışçıl siyasal süreç devreye sokulmalıdır.

    12- BELEDİYE BAŞKANLARI GÖREVİNE İADE EDİLMELİ

    Hukuk ayaklar altına alınarak, işlerinden edilen, cezaevlerine atılan baskı ve zulüm gören aydınlar, politikacılar derhal serbest bırakılmalı ve özgürlüklerine kavuşturulmalıdır. Halkın iradesine karşı atanan kayyumlar görevlerinden alınmalı, seçilmiş belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir.

    İğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batıralım; evet bu ülkenin aydınları, emekçileri, kadınları, solcuları, sosyalistleri bu rejim karşısında boyun eğmediler. Ancak böyle bir rejimin kurulmasını da yaygınlaşmasını da engelleyemediler.

    Bunun nedenleri üzerine konuşmak, tartışmak zorundayız.

    Bu sadece bizimle ilgili ve sadece bugüne dair bir mesele değildir. Bizimle birlikte bütün dünyanın geleceği açgözlü çokuluslu mega şirketlerin ve onların uşaklarının elinde büyük bir felakete sürüklenmektedir.

    Kendimizi yenileyerek, bu ülkenin üzerine çöken kâbustan kurtulmak için daha büyük bir kararlılıkla ve cesaretle birlikte mücadele etmeliyiz.

    Ancak bu şekilde yeryüzünü ve ülkemizi kaplamaya başlayan karanlığın örtüsünü parçalayabiliriz.

    Ancak bu şekilde geleceğimizi tehdit eden örgütlü kötülüğe ‘dur’ diyebiliriz.

    Bu çağrımız, özgür ve demokratik bir ülke ve dünya özlemini yüreğinde taşıyan herkesedir.

    Katılın, solun etkili gücünü birlikte yaratalım!”

    (BirGün)

     

  • 17 Ağustos depreminde yaşamını yitirenler anıldı

    17 Ağustos depreminde yaşamını yitirenler anıldı

    17 Ağustos depreminde yaşamını yitirenler İzmit, Gölcük, Avcılar ve Sakarya’da anıldı. 

    17 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen ve resmi rakamlara göre 18 bin kişinin hayatını kaybettiği Marmara Depremi, 20’inci yılında Kocaeli, İstanbul ve Sakarya’da düzenlenen etkinliklerle anıldı.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu, İzmit İnsan Hakları (Sabri Yalım) Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına TMMOB bileşenlerinin yanı sıra Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Emek Partisi (EMEP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) üyeleri katıldı. Basın açıklamasını TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreteri ve MMO Kocaeli Şube Başkanı Murat Kürekçi okudu.

    Deprem sonrasında açığa çıkan yıkımların can kayıplarına ve yapı hasarlarına neden olduğunu söyleyen Kürekçi şunları söyledi:

    “Yapılarda meydana gelen yangın ve kimyasal madde sızıntıları nedeniyle insanlar zehirlendi, çevre felaketler yaşanmıştır. Can kaybı, yaralanma, sakat kalma, ekonomik kayıplar, psikolojik sorunlar, bulaşıcı ve salgın hastalıklar, pazar kaybı, üretim ve gelir kaybı, enflasyon, acil yardım harcamaları, işsizlik ve planlanan yatırımların gecikmesi gibi önemli sonuçlar doğurmaktadır. 17 Ağustos Depremi bu sonuçların tümünü ortaya çıkaran bir deprem olarak kayıtlara girmiştir.”

    “YAPI STOKUMUZ YÜZDE 50’Sİ DEPREME DAYANIKSIZ”

    Depremin üzerinden 20 yıl geçtiğini hatırlatan Kürekçi sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kocaeli’de depremde ağır hasar alan 29 binamız hala ayakta ve içerisinde insanların yaşadığı bilinmektedir. Yapı stokumuzun yaklaşık yüzde 50’si hala depreme dayanıksız olduğu ve maalesef Kocaeli’de yapılaşmayla ilgili çok ciddi yol alınamadığı ilgili oda yetkililerimizce ifade edilmektedir. Gerek 17 Ağustos Depreminin ortaya çıkardığı gerçekler gerekse meydana gelen diğer depremlerde karşılaştığımız durumlar yapı stokumuzun büyük ölçüde risk taşıdığını, deprem güvenliklerinin olmadığını açıkça ortaya koymuştur.”

    YAŞAMINI YİTİRENLER GÖLCÜK’TE ANILDI

    Gölcük Kavaklı Sahili’nde bulunan deprem anıtında da depremin yaşandığı saat 03.02’de anma töreni gerçekleşti. Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer ve çok sayıda vatandaşın katıldığı törende anıta çelenk bırakıldı.

    Anmada konuşan Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, “Saat tam 3’ü 2 geçe bundan 20 yıl önce meydana gelen asrın felaketinin tam 20’inci yılında buradayız. Bu akşam ebediyete uğurladığımız eşimiz, dostumuz, yakınlarımız tekrar geri gelmemek üzere bu dünyadan gittiler.” dedi.

    AVCILAR’DA DA YAŞAMINI YİTİREN 246 KİŞİ ANILDI

    Depremde 246 kişinin yaşamını yitirdiği Avcılar’da da saat 03.02’de saygı duruşunda bulunularak Deprem Anıtı’na karanfiller bırakıldı.
    Anmaya Avcılar Belediyesi Başkan vekili, Avcılar Kent Konseyi yetkilileri, Magame Arama Kurtarma ekibi ile Avcılar sakinleri katıldı.
    Anma sonrası açıklamalarda bulunan Avcılar Belediye Başkan Vekili Tuncay Gündüz şunları söyledi:

    “Komşumuzu, eşimizi, dostumuzu, ailemizi, 18 bin vatandaşımızı yitirdiğimiz kara bir gündür 17 Ağustos. Elimizden gelen, bu acıları tekrar yaşamamak için, halkımıza tekrar yaşatmamak için var gücümüzle çalışmaktır. Deprem ve doğal afet gerçekliğini görüp bunlarla yaşamayı öğrenmeliyiz fakat depremi ve acıları bir kader olarak görmemeliyiz. Hedefimiz afet riski azaltılmış daha güvenli ve yaşanılabilir bir Avcılar yaratmaktır. Hepinize saygılarımı sunuyor, 17 Ağustos 1999 depreminde yitirdiğimiz canlarımızı saygıyla anıyorum.”

    SAKARYA’DA ANMA

    Bir diğer anma da Sakarya’da yapıldı. Programda sivil toplum kuruluşlarının sergi ve sinevizyon gösterileri yapıldı. Sakarya Valisi Ahmet Hamdi Nayir yaptığı konuşmada yaşamını yitirenleri andı. (HABER MERKEZİ)

  • Sevenleri Haydar İlker’i son yolculuğuna uğurladı-VİDEO

    Sevenleri Haydar İlker’i son yolculuğuna uğurladı-VİDEO

    PİRHA – ÖDP kurucularından Haydar İlker için Ankara’da anma töreni yapıldı. Yoldaşları, İlker için “Kendi derdinden çok başkalarının derdini kendine dert eden, devrimci hareketin marabasıydı” dedi.

    Akciğer kanseri nedeniyle yaşamını yitiren siyasetçi Haydar İlker, Ankara’da sevenleri tarafından son yolculuğuna uğurlandı.

    İlker için İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Toplantı Salonunda yapılan anma törenine çok sayıda siyasetçinin yanı sıra meslek örgütlerinden de yoğun katılım oldu.

    Anmanın ardından İlker’in naaşı Cebeci Asri Mezarlığında toprağa verildi.

    “YÜREĞİMİZİN DERİNLİKLERİNE UĞURLUYORUZ”

    İlker’le birlikte uzun yıllar siyasi mücadele yürüten ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş, “Aağabeyimizi yüreğimizin derinliklerine uğurluyoruz” diyerek duygularını şu cümlelerle anlattı:

    “Haydar İlker politik ağabeyimizdir. Kendisi hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmedi. Onunla tanışıklığım 90’lı yıllarda oldu. Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin kuruluş süreci ve kurulunda birlikte yer aldık. Çok mütevazi, içten, sevgi dolu ve coşkulu bir devrimciydi. Ağabeylik ona yakışıyordu. Yol gösterdi, yol açtı. Onunla tanışmaktan ötürü çok mutlu olduk. Keşke omuz omuza daha uzun mücadele yürütebilseydik. Bugün yüreğimizin derinliklerine uğurluyoruz onu. Özgürlük ve dayanışma ülkesi kurma mücadelemizde hep yanı başımızda olacaktır.”

    Hulusi Sarıkaya ise “Hem ağabeyim de hem meslektaşımdı” dediği Haydar İlker’i şu sözlerle anlattı:

    “80’li yıllarda ‘bu mücadeleye katkı koyman gerekiyor’ diyerek sahaya sürülmeme sebep oldu. O gün bugündür demokrasi mücadelesinde saf tutuyoruz. Sevdiğimiz, mücadelesinden taviz vermeyen, emek mühendislik alanında mücadele yürüten bir arkadaşımızdı.”

    “DEVRİMCİ HAREKETİN MARABASIYDI”

    İlker’in yol arkadaşlarından bir diğeri ise Orhan Örücü. Haydar İlker ile Mimar ve Mühendisler Odası’nda yollarının kesiştiğini anlatan Örücü şöyle devam etti:

    “Devrimci mücadelede buluştuk. 75’ten beri süregelen ve hiç kopmayan, hep üstüne koyduğumuz bir hayat yaşamış olduk. Son derece neşeli, hayatın içinde, hep devrimci mücadelesi olan, herkese sahip çıkan, kendi derdinden çok başkalarının derdini kendine dert eden, bu nedenle kendine çok da vakit ayıramayan bir arkadaşımızdı. Son ana kadar mücadelede yer aldı. Bir sıra neferi, yani devrimci hareketin marabasıydı. Bu açıdan herkese örnek olması lazım. Bazı insanlar solculuğu, devrimciliği bir yerlerde yer almak gibi bilirler ama Haydar İlker asla öyle bir insan değildi. Tam ihtiyacımız olan bir devrimci modeliydi. Anısı mücadelemize rehber olsun.”

    İlker ile üniversite yıllarında yollarının kesiştiğini anlatan Fahrettin Çuğ’un aktarımları ise şöyle:

    “Haydar İlker 1967’de üniversiteye geldi. Birkaç ay sonrasında da Haydar’ı tanıdım. O gün bugündür hala dostumdur, yoldaşımdır. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Haydar’ın anti-faşist mücadelede önemli bir yeri vardır. O dönemde faşistler örgütlü bir şekilde saldırırken devrimciler henüz örgütlü değildi. Haydar’ın dönem arkadaşlarıyla birlikte Karadeniz’deki anti-faşist mücadelede çok özel yeri vardır. Yiğit insan olarak ciddi şekilde mücadele yürüttü.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/
    ANKARA

     

  • Hopa’da CHP, HDP, Halkevleri ve ÖDP birlikte hareket edecek

    Hopa’da CHP, HDP, Halkevleri ve ÖDP birlikte hareket edecek

    Artvin Hopa’da “Yerele soldan bakmak / Halk için halkla beraber” başlıklı bir toplantı sonrası CHP, HDP, Halkevleri ve ÖDP’nin yerel seçimlerde birlikte hareket etme kararı aldıkları belirtildi. 

    Artvin Hopa’da CHP, HDP, Halkevleri ve ÖDP’nin katılımıyla kurulan Hopa Yerel Yönetim İnisiyatifi dün (17 Kasım) “Yerele soldan bakmak / Halk için halkla beraber” başlıklı bir toplantı düzenledi.

    Hopa Ticaret Odası Toplantı Salonu’nda bir araya gelen Hopalılar yerel seçimlere giderken birlikte neler yapılabileceğini konuştu. Hopa’nın sol güçleri 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde birlikte hareket etmeyi ve üç sol adayın yarıştığı bir önceki seçimde aradan sıyrılarak seçimi kazanan AKP’yi alt etmeyi düşünüyor.

    AKP NASIL KAZANDI?

    2014 yerel seçimlerinde sol oylar çoğunlukta olmasına rağmen CHP’nin sosyalistleri dikkate almayan tutumu nedeniyle sol oylar bölünmüş ve seçimi AKP kazanmıştı. CHP kendi başına hareket edip Turan Kasımoğlu’nu aday göstermiş ve oyların yüzde 40,15’ini almış, ÖDP ve Halkevleri’nin ortak adayı Enver Korzay yüzde 7,42, HDP’den aday olan eski belediye başkanlarından Yılmaz Topaloğlu ise yüzde 5,54’te kalmıştı. Sol adaylar 2., 3., 4. sıralara yerleşirken oyların yüzde 40,35’ini alan AKP ise 23 oy farkla başkanlığı kazanmıştı.

    “BU KENTİN KAHRINI DEVRİMCİLER ÇEKİYOR”

    Toplantıya Hopa CHP İlçe Başkanı Adnan İskender, ÖDP Artvin İl Yöneticisi Mimar Mahmut Zeytinci, Hopa Halkevi yöneticisi Kamil Ustabaş ve HDP adına Hopa eski Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu katıldı.

    Ustabaş’ın açılış konuşmasının ardından Mahmut Zeytinci yerel yönetimlerin ortaya çıkışı ve planlanışı hakkında bir sunum yaptı.

    Hopa’nın eski Belediye Başkanı Topaloğlu, “Hopa’da sol emin adımlar atarsa, bu çalışmamızı sokağa taşıyıp daha da güçlenerek AKP’yi yenebiliriz” diye konuştu.

    Halkevleri adına konuşan Taylan Kaya ise “Bu kentin kahrını 7/24 devrimciler çekiyor. O yüzden aday olmak gibi bir hakkımız var” diyerek Hopa’da hala toplumsal bir gerçeklik olarak kendini hissettiren güçlü devrimci damara ve sosyalistlerin önceki seçimde neden ayrı aday çıkardığına değindi.

    “31 MAYIS HOPA OLAYLARINDA BİR ARADAYDIK”

    Kaya, iktidar olanaklarını arkasına alan AKP’nin bütün çabalarına rağmen sol potansiyelin daha güçlü olduğunu, sokakta bir araya gelenlerin sandıkta da ortak hareket edebileceğini vurgulayıp “31 Mayıs Hopa olaylarında bir aradaydık şimdi yeniden bir arada başarabiliriz” dedi.

    31 Mayıs 2011’de Hopa’ya helikopter destekli bir polis ordusuyla gelen Tayyip Erdoğan, HES’lere ve çay politikalarını protesto eden Hopalıların büyük tepkisi ile karşılaşmış, protestoculara yönelik polis saldırısında emekli öğretmen Metin Lokumcu kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti. Bunun üzerine ülke genelinde protestolar düzenlenmiş, Ankara’daki protestoların ardından Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri ve Gençlik Muhalefeti üyelerini hedef alan polis operasyonları ve sonrasında gelen Hopa Davası toplumsal muhalefetin ortak mücadele gündemlerinden biri haline gelmişti.

    “BU BİR İTTİFAK”

    Sendika.Org’a konuşan Kamil Ustabaş, “Bu herhangi bir adayı destekleme çalışması değil. Bu bir ittifak. Hopa’daki sol güçler adayların belirlenmesinden programın oluşturulmasına kadar bütün süreci birlikte örgütleyecek” dedi. Ustabaş, Yerel Yönetim İnisiyatifi’nin önümüzdeki günlerde bir meclis kuracağını ve sürecin nasıl ilerleyeceğine dair kararların bu mecliste halk tarafından alınacağını vurguladı.

  • Suriye’ye yapılan füze saldırısı Taksim’de protesto edildi

    Suriye’ye yapılan füze saldırısı Taksim’de protesto edildi

    ABD, Fransa ve İngiltere tarafından Suriye’ye yapılan füze saldırısı Taksim’de protesto edildi.

    Suriye’ye yönelik olarak düzenlenen saldırı İstanbul Beyoğlu’ndaki İstiklal Caddesi girişindeki Fransız Konsolosluğu önünde yapılan basın açıklaması ile protesto edildi.

    Emperyalist saldırıya direnen Suriye halkı ile dayanışmak için Türkiye Komünist Partisi (TKP), Halkevleri, Devrimci Hareket, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ve Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve demokratik kitle örgütleri tarafından çağrı yapılan basın açıklamasında, “Kahrolsun ABD emperyalizmi”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Emperyalistler yenilecek direnen halklar kazanacak” sloganları atıldı.

    Açıklamada, yurttaşlara bir çağrı yapılarak, “AKP/Saray iktidarı daha kurulduğu günden itibaren emperyalizmin icazetiyle hareket eden, işbirlikçi bir iktidardır.

    Bir başka ülkede yapılan askeri harekatların bu ülkenin emekçileri için hiçbir yararı bulunmamaktadır. NATO üyeliği, ABD ile müttefiklik, cihatçılara destek, Afrin harekatı gibi sınır ötesi saldırganlıklar bölgemize ve ülkemize barış değil savaş getirmektedir.

    Tüm yurttaşlarımızı, bu kan siyasetini durdurmaya, barış ve kardeşlik coğrafyasını el birliğiyle yaratmaya davet ediyoruz” denildi.

    Basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Suriye’yi hedef alan saldırı, Ortadoğu’nun genelinde devam eden saldırganlık ve kirli hesaplardan bağımsız düşünülemez. Emperyalistler ve destekçileri, Filistin’in var olma hakkını elinden almaya, Suriye’yi fiilen parçalamaya, İran’a gözdağı vermeye, Yemen’i bölmeye çalışmaktadır. Zengin enerji kaynakları ve ticaret yolları bakımından stratejik öneme sahip Ortadoğu’da nüfuz alanlarını genişletme çabası yoğunlaşmaktadır. Suriye’de cumartesi sabaha karşı düzenlenen saldırı, bu ülke özelinde, savaşa son verecek siyasi çözümü baltalama planlarının bir parçasıdır. Emperyalistlerin ve destekçilerinin üzerinde anlaştıkları en temel çıkar budur.

    AKP/Saray iktidarı bu plan ve suçların merkezinde yer almaktadır. Daha önce Irak işgalinde ortak olmak isteyen iktidar, Suriye savaşının öznelerinden biri haline gelmiş, yıllar boyunca cihatçı örgütleri desteklemiş, yüz binlerin yaşamını yitirmesinin sorumlularından biri haline gelmiştir. Suriye hükümetinin karşı çıkmasına rağmen, Cerablus ve Afrin’de askeri harekatlar düzenleyen iktidar, komşumuzda cihatçı güçlerin hamiliğine soyunmaktadır. Batılı güçlerle sözde gerilim yaşayan AKP/Saray iktidarı, gerçekte ise, Ortadoğu’daki yayılmacı planların bir aktörü haline gelmek istemekte, Batı’yla yaptığı kirli göçmen pazarlıkları sayesinde elini güçlendirmeye çalışmaktadır.

    BARIŞ VE KARDEŞLİK COĞRAFYASINI YARATMAYA DAVET

    Bizler Türkiye’nin ilerici, demokratik, sosyalist, emekten yana güçleri olarak emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin Ortadoğu’da gerçekleştirdikleri kanlı politikaları, işgal ve saldırıları lanetliyoruz. Suriye, Filistin, Yemen gibi ülkelerde devam eden saldırganca politikalara derhal bir son verilmelidir. Bölge genelinde sayısı artan, İncirlik dahil yabancı askeri üsler derhal kapatılmalı, işgalci ve saldırgan yabancı askeri güçler bölgeyi derhal terk etmelidir. Suriye’de yaşayan Araplar, Kürtler, Türkmenler ve diğer halklar kendi siyasi geleceklerine kendileri karar vermelidir. Suriye halkı, bağımsızca, özgürce, eşitçe, kardeşçe barış içinde bir arada yaşamanın yolunu kendisi bulacaktır.

    Türkiye’de yurttaşlarımıza sesleniyoruz! AKP/Saray iktidarı daha kurulduğu günden itibaren emperyalizmin icazetiyle hareket eden, işbirlikçi bir iktidardır. Bir başka ülkede yapılan askeri harekatların bu ülkenin emekçileri için hiçbir yararı bulunmamaktadır. NATO üyeliği, ABD ile müttefiklik, cihatçılara destek, Afrin harekatı gibi sınır ötesi saldırganlıklar bölgemize ve ülkemize barış değil savaş getirmektedir. Tüm yurttaşlarımızı, bu kan siyasetini durdurmaya, barış ve kardeşlik coğrafyasını el birliğiyle yaratmaya davet ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’da Newroz coşkuyla kutlandı: Direneceğiz ve mutlaka kazanacağız-VİDEO

    Ankara’da Newroz coşkuyla kutlandı: Direneceğiz ve mutlaka kazanacağız-VİDEO

    PİRHA – Newroz Ankara’da coşkuyla kutlandı. Etkinliğe birçok siyasi parti, sendika ve Ankara halkı oldukça yoğun katılım gösterdi. Etkinlikte, “Newroz, zulme karşı özgürlüğün simgesi Kawaların heykellerini yıkanların değil, yapanların bayramıdır” mesajı verildi.

    21 Mart Newroz Bayramı etkinliğine EHP, EMEP, ESP, DAD, DBP, Devrimci Parti, Devrimci 78’liler, DİSK Ankara Temsilciliği, Halkevleri, HDK, HDP, İHD, Kaldıraç, AKA-DER, KESK Ankara Şubeler Platformu, ÖDP, SEP, SODAP, SYKP, Tüm Emekli-Sen, YSGP ve Ankara halkı katıldı.

    Hafta içi olması nedeniyle geçen yıllara göre katılımın zayıf olduğu Newroz etkinliği ortak açıklaması Kürtçe ve Türkçe yapıldı. EMEP Ankara İl başkanı Fikret Aslan tarafından okundu. Aslan yaptığı konuşmada şunlar belirtildi:

    “Newroz zulme karşı dirilişin, direnişin sembolüdür. Newroz, ezilenlerin ve mazlumların eşit koşullarda kardeşçe ve barış içinde, bir arada yaşamasının ifadesidir. Newroz, hangi dağ efkarlıysa orada olanların dayanışmasının, insanlık mücadelesinin ortak birikim ve değerlerinin sahiplenildiği günün adıdır. Newroz haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı, halkın ekmeğine göz dikenlere karşı, halkları birbirine düşman etmek isteyen savaşlara karşı olanların bayramıdır” ifadelerini kullandı.

    “DİRENECEĞİZ VE MUTLAKA KAZANACAĞIZ”

    Aslan konuşmasına şöyle devam etti:

    “AKP iktidarının kendi beka sorununu, ülkenin beka sorunu gibi sunduğu; istikbal değil ama iktidar için ülkenin dipsiz bir karanlığa çekilip, halklarımızın da buna ortak edilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bizler biliyoruz ki;. İktidar uğruna her türlü keyfiliğe imza atan, hileyi meşrulaştıran seçim kanunları yapanların beka sorunu vardır sadece. Bizim sorunumuzsa, barış, demokrasi, kardeşlik, eşitlik, adalet ve özgürlüktür.

    Bugün burada ve ülkenin dört bir yanında bu şiarlarla bir araya geldik. Yarın aynı şiarlarla 1 Mayıs’da bir araya geleceğiz. Barış, demokrasi ve özgürlükleri kazanana kadar her zeminde, her yerde bir arada olacağız.

    Gazi’de, Beyazıt’ta, Halepçelerde, Cizre ve Sur’da katlettiler, itaat etmedik! Linç etmeye kalktılar, sokaklardan çekilmedik. Emeğimize, işimize-aşımıza göz koydular, KHK’larla işten attılar, açlıkla terbiye etmeye çalıştılar, dik durmaktan vazgeçmedik. Kayyumlar marifetiyle halkın iradesini gasp ettiler, milletvekillerini, belediye başkanlarını tutukladılar.

    Susmadık. Şimdi de susmayacağız. And olsun ki; bedeli ne olursa olsun doğruları söylemeye devam edecek ve diz çökmeyeceğiz, itaat etmeyeceğiz, zulme boyun eğmeyeceğiz, direneceğiz ve mutlaka kazanacağız.”

    “FAŞİZME TESLİM OLMUYORUZ, OLMAYACAĞIZ”

    “İktidara gelir gelmez kaldırdık diye her fırsatta övündükleri OHAL olmadan yönetemiyorlar artık. Hesap vermeden, herhangi bir hukuka bağlı olmadan, iki dudağın arasından çıkan sözlerle ülkeyi yönetmek demek olan OHAL ve kamplaştırıcı politikalar olmaksızın iktidarda kalamayacaklarını biliyorlar çünkü. Bu yüzden bütün bir ülkeyi açık cezaevi haline getirmek istiyorlar” diye konuşan Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ülkenin aydınlık yüzü, aydınlarımız, akademisyenlerimiz, doktorlarımız, hukukçularımız ve siyasetçilerimiz gözaltı ve tutuklama tehditleriyle susturulmaya çalışılıyor. Aykırı, farklı ve muhalif kim varsa saldırıyorlar. Cezaevlerinde tek tip elbise dayatmasıyla insanlık onurunu ayaklar altına alıyorlar. Yeni ve kurucu bir iktidar safsatasıyla gericiliğin her türünü yerleştirmeye çalışıyorlar.

    Bu koşullarda hepimize düşen görev emeğin, barışın ve özgürlüğün sesini yükseltmek, kardeşçe ve eşitçe bir yaşamı savunmaktır. Bugün buradaki duruşumuz bunun ifadesidir. Dost-düşman herkes bilsin ki biz buradayız. Faşizme teslim olmuyoruz, olmayacağız.”

    TÜRKÜLER SÖYLENDİ, HALAYLAR ÇEKİLDİ

    Ardından Grup Şengal ve Grup Bahoz’un yer aldığı etkinlikten sonra İbrahim Ayhan ve Erol Dora birer kısa konuşma yaptılar.

    İbrahim Ayhan, “Halkların ortak bayramı olan Newroz bayramınız kutlu olsun Newroz piroz be” diyerek selamladıktan sonra, Erol Dora “Halkların ortak bayramı olan Newroz bayramı kutlu olsun” diyerek başladığı konuşmasında savaşın gözyaşı ve ölümden başka bir şey getirmediğini ve getirmeyeceğini barışın bu ülkede egemen olmasıyla Avrupa’nın önemli bir ülkesi haline gelebileceğini belirterek konuşmasını tamamladı.

    Daha sonra Kürtçe, Türkçe, Ermenice, Yunanca şarkılar eşliğinde çekilen halaylarla etkinlik tamamlandı.

    CEBRAİL ARSLAN/ANKARA

     

  • ‘Hasankeyf’e yapılacak olan Ilısu barajı siyasi bir projedir; umudumuzu dinamitleyemezsiniz’-VİDEO

    ‘Hasankeyf’e yapılacak olan Ilısu barajı siyasi bir projedir; umudumuzu dinamitleyemezsiniz’-VİDEO

    PİRHA – Ankara Kızılay’da Sakarya Caddesi’nde biraraya gelen emek, meslek ve Alevi kurum temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan yıkım ve HES’lere ilişkin kamuoyunun dikkatini çekmek için ortak basın açıklaması gerçekleştirdiler. Açıklamada, 199 yerleşim alanının su altında kalacağı belirtilerek, “Umudumuzu dinamitleyemezsiniz” denildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Ilısu Barajı nedeniyle su altında kalacak olan tarihi kent Hasankeyf’teki tahribat sürüyor. 12 bin yıllık antik kentteki Darphane Kalesi’nin dinamitlerle patlatılması, ardından iş makineleri ile başlayan yıkım sürerken, son olarak Hasankeyf Kalesi içerisinde bulunan büyük kaya kütlesinin düşürülmesi için çalışmalara başlanmıştı.

    Ankara Kızılay Sakarya Caddesi’nde Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan son gelişmelere ilişkin yapılan basın açıklamasına Ankara Dersimliler Derneği, KESK Anakara Şubeler Platformu,  Alevi Birlikleri Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Kızılırmak Köy Dernekleri Federasyonu, Divriği Kültür Derneği, Artvinliler Derneği, Artvinliler Çevre Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Munzur Koruma Kurulu, ÖDP, HDP, HDK, EMEK, Halkevleri, AKADER, Alınteri, Sosyalist Meclisler Federasyonu gibi demokratik kitle örgütleri katıldı. Ortak basın açıklaması metnini Hasankeyf gönüllüleri adına Ankara Dersimliler Derneği Başkanı ALİli Ekber Çelik  okudu.

    “199 YERLEŞİM ALANI SU ALTINDA KALACAK”

    İlk defa 1954 yılında DSİ’nin saha araştırmalarında ortaya atılan ve 2019 yılında tamamlanması planlanan Ilısu Barajı Hidro Elektrik Santrali her alanda geri dönüşü olmayan zararlara neden olacağı belirtilen açıklamada, bu projeyle 250″ye yakın höyük, 5 binden fazla mağara ve çok sayıda kültürel varlık; 199 yerleşim alanı sular altında kalacak. 10 binden fazla insan göç edeceği, masa başında imal edilmiş TOKİ’leri ve Ilısu Barajı’nı aratmayan “katil” projelerin yapıldığı kentlere taşınmak zorunda kalınacağı ifade edildi.

    “DİCLE VADİSİ’NİN EKOSİSTEMİ TAHRİP EDİLECEK”

    Açıklamada, ayrıca şunlar vurgulandı:

    “Dicle Vadisi’nin ekosistemi tahrip edilecek; rakamlarla ifade edilemeyecek kadar çok canlı bu süreçten etkilenecek; yaşam alanlarından sürülecek veya burada suların altında yok olmaya mahkûm kalacak. Bazıları sonsuza kadar bir tür olarak yeryüzünden silinecek. Sadece Ilısu Baraj Gölü’nün kaplayacağı 331 km karelik alan değil; Dicle’nin güneye doğru özgürce aktığı her yer; benzer kaderi paylaşacak. Bir ceylan, tıpkı kendinden öncekileri gibi su içtiği yere gittiğinde Dicle Nehri’nin özgürce akmadığını görecek: sazlıkların arasında dolaşan balıklar susuzluktan ölecek; bostanlarını sulayamayan köylüler, kuruyan sebzelere bakacak… Veya tıpkı Atatürk Barajı gibi bir tehdit aracı olarak kullanılan kapaklarının açılmasıyla güneydeki her şey sular altında kalacak. Evet çünkü bu proje bir tehdit aracı aynı zamanda. Bu yüzden de siyasi bir proje olduğu vurgulandı.”

    “İNSANLARA TOKİ’LERDE EV VERECEKLERİNİ SÖYLÜYORLAR”

    Baraj alanına su tutulmadan 8 kültür varlığını taşıyacaklarını vaat edildiğine dikkat çekilen basın metninde, “İnsanlara TOKİ’lerde ev vereceklerini söylüyorlar. Ama yaşam Zeynel Türbesi’nin taşınması gibi “kısacık” bir zamanda oluşmaz. Ilısu Barajı “Katliam Projesi’nin altında kalacak Hasankeyf ve diğer yerler Güçlükonak’tan Siirt’e binlerce yıllık tarihin, emeğin ürünüdür. Bir kaç on yılda oluşamaz. Ama bir kaç on yıllık ömürlü baraj için geri dönüşü olmayan bir şekilde Kürtlerin, Ezidilerin, Arapların yaşam alanları… Yok edilebileceği ifade edildi.

    “GELECEK YOK OLURKEN BİRİLERİ ZENGİN OLACAK”

    Hasankeyf için sivil toplum örgütlerinin Ankara Kızılay Sakarya Caddesi’nde ortak hazırlanan basın metninde, “Su tutulduğunda, tıpkı diğer baraj alanlarında olduğu gibi, artık her şey için çok geç olacak. Tarih, yaşam alanları, ekosistem bir çamur yığının içinde boğulurken; yani gelecek yok olurken birileri zengin olacak. Evet, sermaye bu barajın yapımından, buralarda sözüm ona üretilecek, yurt dışına pazarlanacak enerjiden para kazanacak; sonra halklara karşı silah olarak kullanacak. Doğal alanların katliamından, kültürel varlıkların yok edilmesinden, canlıların yerinden edilmesinden: yani ölümden ürettiği enerji ile ihya olacak. Ölümün ismine ise sadece kendisinin inandığı bir isim koyacak: KALKINMA”  ifadeleri kullanıldı.

    “BİZİM UMUDUMUZU DİNAMİTLİYEMEZSİNİZ”

    Birçok demokratik kitle örgütünün Anklara Kızılay Sakarya Caddesi’nde bir araya gelerek Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan son gelişmelere ilişkin hazırlanan ortak basın metninde son olarak şunlar kaydedildi:

    ” Hasankeyf nezdinde Ilısu projesine karşı mücadele verenler, Dicle Nehri’nin özgür akan sularında kendi siluetlerini gördü; betonlaştırılmış, dokusu bozulmuş kentlerde göremediği toprağın kokusunu içine çekti, umutları binlerce yıllık tarihin içinde gezindi. Ve en önemlisi buralardan beslendi. Bu yüzden Hasankeyf’i yaşatmak için verilen mücadele, sermayenin inanamayacağı kadar kuşakları aştı. Bu yüzden güçlüyüz ve bizim umudumuzu dinamitleyemezsiniz. Dinamitleriniz kendi yalanlarınızı gün yüzüne çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA