PİRHA- Veli-Der, LGS’nin sorularının çalındığına dair iddialar nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sınav sürecinden sorumlu kamu görevlileri, sınav sorularının paylaşılmasına sebep olan kişiler ve savcılık tarafından tespit edilecek kişiler hakkında suç duyurusunda bulundu.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 15 Haziran’da düzenlenen LGS sorularının çalındığına dair iddialar gündemdeki yerini koruyor.
Veli-Der, skandalların ardından İstanbul Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi önünde basın açıklaması yaparak suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusunda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bünyesinde LGS sınav sürecinden sorumlu kamu görevlileri, sınav sorularının paylaşılmasına sebep olan kişiler ve savcılığın resen tespit edeceği kişiler hakkında soruşturmanın başlatılması talep edildi.
“SUÇLULAR HAKKINDA GEREKLİ YASAL İŞLEMLER YAPILMALI”
Görevi kötüye kullanma, hakaret, eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi, kamu hizmetlerinden yararlanmanın engellenmesi, verileri hukuka aykırı verme ele geçirme, kamu görevlisi tarafından ve görevin verdiği yetkiyi kötüye kullanma gerekçeleriyle yapılan söz konusu suç duyurusunda şu taleplere yer verildi:
“Tüm bu süreçlerin sorumlularının tespit edilmesini, idari, siyasi ve bürokratik rolleri ve görevleri gereği sorumlu olan kişilerin tespitini başta Milli Eğitim Bakanlığı görevini yürütmekte olan şüphelilerden Yusuf Tekin’in, yetki ve sorumluluk sahibi tüm bürokratların, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde hukuka aykırılıklarda payı bulunan tüm görevlilerin, bakanlıkça 29 kişi hakkında soruşturma başlatıldığı ifade edilen kişilerin idari ve cezai soruşturmanın derinleştirilerek kapsamlı ve etkin bir şekilde yürütülmesini,
Sınav sorularının ne zaman, ne şekillerde, kimler tarafından hangi yöntemlerle alındığının tespiti için ivedilikle teknik inceleme yapılması ve tüm kayıtların MEB’den talep edilmesini usulsüzlüklere dahil olan, yararlanan, paylaşan kişi veya kişilerin tespit edilerek cezai sorumluluklarının araştırılmasını,
Sınav güvenliğinin sağlanmasıyla görevli tüm kamu görevlilerinin ihmali, usulsüzlükleri ve varsa kastlarının titizlikle soruşturulmasını,
Sınav materyallerinin hangi kanallarla, hangi koşullarda dolaşıma girdiğinin, soruların ele geçirilme, paylaşılma ve sızdırılma sürecinin tüm boyutlarıyla teknik ve adli bilirkişilerce incelenmesini,
Dilekçede belirtilen suçlar ile Savcılığınızca re’sen tespit edilecek tüm suçlar yönünden; görevi kötüye kullanma (TCK m.257), hakaret (TCK m.125), eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi (TCK m.112), kamu hizmetlerinden yararlanmanın engellenmesi (TCK m.113), verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi ve paylaşılması (TCK m.136 ve 137) ile 6114 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamındaki suçlar hakkında şüpheliler hakkında iddianame düzenlenerek kamu davası açılmasını ve soruşturmanın kapsamı dışında kalmayan diğer suç ve sorumlular hakkında da gerekli yasal işlemlerin yapılmasını talep ederiz.”
PİRHA-Veli-Der Antalya Şubesi, Konyaaltı Anadolu Lisesi’nde öğrencilere ‘ahlaksızlık’ imasında bulunan okul müdürüne tepki göstererek, “Unutulmamalıdır ki; çocuklarımız, ne giyimleriyle ne de duruşlarıyla suç işlemiştir. Asıl sorun, onları baskı altına almayı görev bilen bu çağdışı ve otoriter zihniyettedir” dedi.
Antalya’da Konyaaltı Anadolu Lisesinde mezuniyet fotoğrafı çektirmek isteyen kız öğrenciler, okul müdürü H.A.D.’nin sözlü tacizine ve tehdidine maruz kaldıklarını belirterek şikâyette bulundu. Veliler ve öğrenciler, müdür hakkında hakaret, tehdit ve hürriyeti tahdit suçlarından dava açılmasını talep etti.
22 Nisan 2025 tarihinde okul yönetimi, mezuniyet fotoğrafı çekimi için kız öğrencilere etek ve gömlek giyilmesini bildirdi. Öğrenciler belirtilen kıyafetle okula gittiklerinde, girişte okul müdürü H.A.D. tarafından karşılandı. Dilekçede yer alan ifadelere göre Dinç, öğrencilerin kıyafetlerini beğenmeyerek, “Bu haliniz ne okula böyle mi gelinir? Örf adetlerimize ahlakımıza uygun değil. Ben size ahlak öğretirim. Adam gibi gelin. Böyle mini etekler benim lügatımda yok. Benim görev yaptığım okulda da aramaz. Öğrenci gibi gelip öğrenci gibi gideceksiniz” sözleriyle öğrencileri aşağıladı.
“Çocuklarımızı susturamazsınız! Haklarını ve onurlarını savunmaya devam edeceğiz” başlığıyla yazılı açıklama yapan Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Antalya Şubesi, sürecin takipçisi olacaklarını ifade ederek, hiç bir baskıya boyun eğmeyeceklerini belirtti.
“ONUR KIRICI BİR OLAY”
Öğrenci Veli Derneği Antalya Şubesi’nin açıklaması şöyle:
“Çocuklarımızın hayatlarının en özel ve unutulmaz anlarından biri olan mezuniyet fotoğraf çekimi, ne yazık ki Konyaaltı Anadolu Lisesi’nde yaşanan onur kırıcı bir olayla gölgelenmiştir.
22 Nisan 2025 tarihinde okul müdürü Hasan Ali Dinç’in, öğrencilerimize yönelik sergilediği tavırlar; yalnızca pedagojik ilkelere değil, aynı zamanda Anayasa, Türk Ceza Kanunu ve uluslararası insan hakları sözleşmelerine de açıkça aykırıdır.
Velilerimizden aldığımız bilgiler doğrultusunda, öğrencilerimize yönelik kullanılan aşağılayıcı ifadeler, psikolojik baskılar, zorla kıyafet müdahalesi ve fiziksel sınırlamalar kabul edilemez. Öğrencilerimizin özgürlükleri ihlal edilmiş, insan onuruna aykırı biçimde topluluk önünde küçük düşürülmüş ve anayasal hakları zedelenmiştir.
“SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Unutulmamalıdır ki; çocuklarımız, ne giyimleriyle ne de duruşlarıyla suç işlemiştir. Asıl sorun, onları baskı altına almayı görev bilen bu çağdışı ve otoriter zihniyettedir.
Okul müdürü Hasan Ali Dinç’in fiilleri; TCK 125. madde (hakaret), 106. madde (tehdit) ve 109. madde (hürriyeti tahdit) kapsamında suç teşkil etmektedir. Bu nedenle velilerimiz tarafından ilgili şahıs hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur.
Bizler Veli-Der Antalya Şubesi olarak bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı, hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğimizi ve çocuklarımızın onurunu korumak adına mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz. Çocuklarımızı susturmaya, bastırmaya ve baskı altına almaya kimsenin gücü yetmeyecektir!”
PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), okul öncesi eğitimin önemini belirterek, özel okullara, tarikatlara ve Diyanete aktarılan tüm kaynakların zorunlu, parasız okul öncesi eğitim için kullanılması, okul öncesi eğitimin tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olması, acilen yeterli bütçe ayrılması için hükümete çağrı yaptı.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), belediyelere gönderdiği yazı ile belediyelerin açtığı okul öncesi eğitim kurumlarının izinsiz olduğu ve yetkisizlik nedeniyle kapatılacağını açıklayan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na tepki gösterdi.
Veli-Der, “Özel öğretim genel müdürünün özel okul öncesi öğretim kurumu sahiplerine belediye kreşlerinin kapatılacağını müjdelediği görüntülere hep birlikte tanıklık ettik. Bu görüntüler çocuklarımızın eğitim hakkının nasıl pazarlama aracı haline getirildiğinin ve ülkemizdeki hukuksuzluğun açık kanıtı oldu” dedi.
Dernek, özel okullara, tarikatlara ve Diyanete aktarılan tüm kaynakların zorunlu, parasız okul öncesi eğitim için kullanılması, okul öncesi eğitimin tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olması, okul öncesi eğitim için acilen yeterli bütçe ayrılması için hükümete çağrı yaptı.
Öğrenci Veli Derneği’nin açıklaması şöyle:
“Geçtiğimiz günlerde Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 18.11.2024 tarihli, Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğünün, belediyelere gönderdiği yazı ile belediyelerin açtığı okul öncesi eğitim kurumlarının izinsiz olduğu ve yetkisizlik nedeniyle kapatılacağını öğrenmiş olduk.
Toplumsal tepki de hemen ardından çığ gibi büyüdü. Tepkinin bu kadar yoğun olmasının sebebi elbette duyulan ihtiyaçla alakalıydı.
Diğer yandan gerekçe olarak; eğitimin MEB’in sorumluluğunda olduğu ve bu sorumluluğunu devredemeyeceğini belirten 2007 yılına ait Anayasa Mahkemesi kararına atıf yapılıyordu. Tam da bu gerekçe, iktidarın 23 yıllık karnesine uymuyordu. MEB’in, tarikat, cemaat ve vakıflarla yaptığı protokollere karşı açılmış ve kazanılmış sayısız dava varken, bizzat mevcut milli eğitim bakanı sizin tarikat, bizim STK dediğimiz kurumlarla protokoller ve işbirliği yapmaya devam edeceklerini beyan etmişti. Yani duyulan kaygı politik ve belediyeleri sıkıştırma hamlesiydi.
“ÜLKEMİZDEKİ HUKUKSUZLUĞUN AÇIK KANITI”
Bizler iktidarın uzunca yıllar eğitim alanını ideolojik ve ekonomik öncelikleriyle şekillendirdiğini biliyoruz ve inatla MEB’in eğitim sorumluluğunu Diyanete, tarikatlara ve sermayeye devretmesinin karşısında mücadele ediyoruz. Laik, bilimsel, parasız, kamusal eğitim hakkı mücadelesi yürütüyoruz.
Dünya genelinde ve ülkemizde yapılan tüm araştırmalar okul öncesi eğitime katılımın, çocukların zihinsel, sözel ve sosyal-duygusal gelişimlerinde önemli rol oynadığını, eğitim süreçlerinde akademik performanslarını olumlu etkilediğini ve çocukları yetişkin yaşamlarına hazırlamaya yardımcı olduğunu göstermektedir.
Okul öncesi bu denli önemli iken ülkemizde okul öncesi eğitim maalesef zorunlu değil ve paralı. Okullaşma oranlarına baktığımızda en düşük oran yine maalesef okul öncesi ve en fazla özelleştirmenin yanı sıra en pahalı eğitim kaleminin olduğu okul kademesi de okul öncesi. Özel öğretim genel müdürünün özel okul öncesi öğretim kurumu sahiplerine belediye kreşlerinin kapatılacağını müjdelediği görüntülere hep birlikte tanıklık ettik. Bu görüntüler çocuklarımızın eğitim hakkının nasıl pazarlama aracı haline getirildiğinin ve ülkemizdeki hukuksuzluğun açık kanıtı oldu.
Yoksulluğun artışı ve okul öncesi eğitimin kamu okullarında da paralı olmasının sonucu 2023-2024 MEB’in istatistiklerinde kamuda okul öncesinde hem okulların hem öğrenci sayısının azaldığını görüyoruz. 2024’de 399 okul öncesi kurum kapatıldı, okullaşma da bir önceki yıla göre yüz binin üzerinde (101.148) azaldı.
Bu durumun özel okullara yansımasına bakıyoruz, 530 yeni okul açılmış ancak artan ücretler nedeniyle öğrenci oranı %5.46 oranında azalmıştır.
Tüm bu kurumlara rağmen okul öncesi okullaşma oranı OECD ortalamasının yarısı kadardır. Okul öncesi 3-5 yaş çağ nüfusunun sadece %44.88 i kamuda okul öncesi kurumlardan yararlanmaktadır.
“EŞİTSİZLİK OKUL ÖNCESİNDE DE YAŞANIYOR”
Eğitimin her alanında yaşanılan eşitsizlik okul öncesinde de yaşanmaktadır. En varlıklı yüzde 20’lik dilimden gelen çocuklar çoğunlukla okul öncesi eğitim programlarına devam ederken, daha alt varlık dilimlerinden gelen, daha az eğitimli annelerin çocukları ve çok sayıda kardeşi olan çocuklar doğrudan ilkokula kaydoluyorlar. 54. ayda en varlıklı yüzde 20’lik dilimden gelen ailelerle en yoksul yüzde 20’lik dilimden gelen aileler arasında okul öncesi eğitim hizmetlerinden yararlanma farkı yüzde yüzde 54’e çıkıyor.
ÇOCUKLAR VE VELİLER ARASINDA YARATILAN AYRIMCILIK
Eğitimin her alanında izlenilen iki hattı okul öncesinde de en çarpıcı şekliyle görüyoruz. Okul öncesi eğitim bir yandan sermayeye, özel okul sahiplerine diğer yandan da dernek, vakıf adıyla tarikat yapılarına ve Diyanete devredilmektedir. Toplum temelli kurum adıyla içinde Diyanet’e bağlı 4-6 yaş Kuran kurslarının ve dernek, vakıf adıyla tarikatların açtığı bu yerlerin oranı yüzde 6,3’e ulaşmıştır. Okul öncesi yaş dilimi soyut bilgiye çocukların hazır bulunuşluğu olduğu bir dönem değildir ve yapılan laik, bilimsel, karma eğitim hakkı, çocuk hakkı ihlalidir. Ayrıca okul öncesi eğitim, özel kurumlarda yüz binlerce liraya satılıyorken, kamu okullarında da binlerce lira iken 4-6 yaş Kuran kurslarında çocukların kaydı ücretsiz yapılmakta ve her öğrenci için maddi destek verilebilmektedir. Bu kaynaklar da hepimizin, biz velilerin vergileri üzerinden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı protokolü üzerinden karşılanmaktadır. Bu aynı zamanda çocuklarımız ve biz veliler arasında yaratılan ayrımcılıktır.
Okul öncesi eğitime erişim toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın istihdamının artışı noktasında da başat bir öneme sahiptir. Kadınların çalışma yaşamına katılması ve çocuğun üstün yararı için okul öncesi eğitimin zorunlu olması önemli bir aciliyettir. Derinleşen yoksulluğun hane halkları arasında yaygınlaşan eşitsizliğin bir nebze giderilmesi ve çocukların ilkokul öncesinde hazır bulunuşlarını eşitlemek için çocuk yararına kritik bir dönemdir.
Eğitimde ve sağlıkta özelleştirmenin en acı sonuçlarını yaşıyoruz. Eğitim, sağlık, kamusal haklardır alınıp, satılamaz. Okul öncesi özel öğretim kurumları kamulaştırılmalıdır. Kamusal eğitim hakkının ayrılmaz parçası laik, bilimsel niteliğidir. 4-6 yaş Kuran kursları ve dernek, vakıf adıyla tarikat yapılarının açtığı yerler kapatılmalıdır. Özel okullara, tarikatlara ve Diyanete aktarılan tüm kaynaklar zorunlu, parasız okul öncesi eğitim için kullanılmalıdır.
Okul öncesi eğitim tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olmalı okul öncesi eğitim için acilen yeterli bütçe ayrılmalıdır.
PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, kalıcı yaz saati uygulamasının iptal edilmesine ilişkin açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Bir an önce bu kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçilmeli. Bunu yıllardır söylüyoruz, uzmanlar söylüyor daha ne kadar çocuklarımızın bu mağduriyetine ve bilime kulaklarınızı kapatacaksınız?” denildi.
Öğrenci Veli Derneği, kalıcı yaz saati uygulamasını doğru bulmadıklarını belirterek kış saati uygulamasına geçilmesi için açıklama yaptı. Açıklamayı, Öğrenci Veli Derneği üyesi Sakine Karataş okudu.
İstanbul dışında Veli-Der Antalya Şubesi de yaz saati uygulamasına karşı bir basın açıklaması yayınladı.
Karataş, dünya genelinde saatlerin, Ekim ayının son günlerinde geri alınacağını belirterek “Türkiye’de 2016 yılında hayata geçirilen kalıcı saat uygulamasına bu yıl yine devam edileceği bilgisini aldık. Kış saati uygulaması 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında da uygulanmayacak ve saatler geri alınmayacak” dedi. Karataş, açıklamanın devamında şunları dile getirdi:
“Uzun yıllardan beri kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçilmediği için ülkemizde çocuklarımız karanlıkta yollara düşüyor. Saatlerin geriye alınmaması en çok öğrencileri etkiliyor. Özellikle ikili eğitime devam eden öğrencilerimiz daha da çok zorlanıyor. Ayrıca okullardan aldığımız bilgiye göre öğrencilerimiz genellikle 1. dersi uyuklayarak geçiriyor. Haliyle ilk dersler verimsiz geçiyor. Uzmanlara göre uyanmamız, günışığının beyne ulaşmasıyla uyku hormonunun (Melatonin) azalmasına bağlı. İşte bu yüzden 1 saatlik farklılık bile tüm sistemlerimizi olumsuz etkiliyor.”
“ÇOCUKLARIMIZ GÜVENLİĞİNDEN ENDİŞE DUYDUĞUMUZ SOKAKLARDA KARANLIKTA YOLA ÇIKIYOR”
Psikologların da geç ve erken saatteki derslerin öğrencilerin fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimleri açısından uygun olmadığı görüşünde olduğunun altını çizen Karataş, “Çocuklarımızı sabahın o erken saatlerinde zorla okula yolluyoruz. Hele kışın… Buz gibi soğuk ve zifiri karanlıkta gitmek zorunda kalıyorlar. Çok ama çok pahalı olduğu için servislere çocuklarımızı verme şansımızda yok artık. Haliyle içimiz acıyarak sabahın kör karanlığında güvenliğinden de endişe duyduğumuz kent sokaklarında yola çıkıyor çocuklarımız” diyerek, bir an önce kalıcı yaz saati uygulamasından vazgeçilmesi çağrısında bulundu.
PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (Veli-der) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)’nin Kartal Meydanı’nda yaptığı ortak açıklamada, laik eğitim hakkı için mücadeleye devam edileceği vurgulandı. Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz hükümete seslenerek, “Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitim haklarından, hayallerinden, umutlarından elinizi çekin” dedi.
Öğrenci Veli Derneği(Veli-der) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) “Çocuklarımız için bilimsel, laik, kamusal ve parasız eğitim istiyoruz!” diyerek Kartal Meydanı’nda ortak basın açıklaması yaptı.
BENGÜ BOZKURT: NE OLURSA OLSUN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ
Açıklama öncesi İsmail Terman Ortaokulu velilerinden Bengü Bozkurt Doğan söz alarak, “8 yıl önce bizim okulumuzu bir gecede kendi aldıkları kararla İmam Hatip’e çevirdiler. 8 yıldır davalar açtık bu okulun normal ortaokula dönüştürülmesi için. 4 tane mahkeme kararımız var. Fakat hala okulumuz İmam Hatip olarak eğitime devam ediyor. Biz 8 yıldır veliler olarak okulumuzun önünde her türlü mücadelemize devam ediyoruz. Aslında bütun eğitimi ‘İmam Hatipleştiriyoruz’ diyorlar. Bundan kendileri de çok pişman olacaklar. Şuan ki İmam Hatiplerin başarı durumu vb. Hepsi ortada. Bunu tepeden gelme bir kararla inatla yapıyorlar. Biz ne olursa olsun mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü eğitimle alakalı her sorun bütün Türkiye’nin sorunudur” diye konuştu.
Ortak basın metnini Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz okudu.
Her eğitim öğretim yılında sorunlarının katlanarak arttığını, müfredat değişikliklerinden sınav sistemlerinde yapılan değişikliğe, eğitimin kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılıp metaya dönüştürülmesine, yasa yönetmelik değişikliklerinden protokollere, işbirliklerine eşit, laik, parasız, kamusal eğitimin kalan son kırıntılarının da yok edildiğini vurgulayan Yılmaz, “Bizim ülkemiz biz velilerin çocuklarının eğitim hakkı için mücadele etmek zorunda bırakılan veliler ülkesi haline getirildi” diye belirtti.
“EĞİTİM YERİNE MAARİF KELİMESİNİN KULLANILMASI İDEOLOJİK BİR TERCİH”
Müfredatta eğitim yerine maarif kelimesinin kullanılmasının siyasi, ideolojik bir tercih olduğuna değinen Yılmaz, açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:
“Tüm derslerin bir değerle o değerlerin de dini kavramlarla eşleştirildiği fizikten matematiğe bütün derslerin din derslerine dönüştürüldüğü bir öğretim programı gerçeği ile karşı karşıyayız.
Maarif kelimesinde olduğu gibi müfredatın isminde Türkiye Yüzyılı kelimelerinin kullanılması da siyasi bir tercihtir. Bir partinin sloganı müfredata isim olarak verilmiştir. Hem içerik hem müfredatın ismiyle bu program çocukların üstün yararını esas alan bir öğretim programı değil bir partinin yararını, çıkarını esas alan bir parti programıdır.
“SORUŞTURMA SÜRECİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Mezuniyet törenleri yıl sonu etkinlikleri çocuklarımızın yaşamı boyunca unutamayacakları en özel günleri iken okul idaresi nedeniyle kıyafetleri gerekçe gösterilerek Gebze’de Alaettin Kurt Anadolu Lisesi’nde öğrenciler okula, mezuniyet törenlerine alınmadı.
Valilik tarafından sorumlular hakkında soruşturma başlatıldığı açıklandı. Bugüne kadar karma eğitim karşıtı uygulamalar başta olmak üzere kamuoyunun tepkisi sonucu soruşturma başlatmak zorunda kalanlar bu soruşturmaların sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmadı. Hatta soruşturma geçiren kişiler sonrasında ödüllendirildi. Soruşturma sürecinin takipçisi olacağız.
Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitim haklarından, hayallerinden, umutlarından elinizi çekin.”
“MESEMLER KAPATILMALIDIR”
Halkın vergileri, emeği, alın teri ile emekçilerin çocuklarının sermaye için bedava iş gücü haline getirildiğine dikkat çeken Yılmaz, MESEM’lerin kapatılması gerektiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:
“MESEM’lerde 9.10.11 sınıfta çocuklara verilen ve patronlardan değil kamu kaynaklarınca, vergilerimizden karşılanan asgari ücretin üçte biri, 12. Sınıfta asgari ücretin yarısı olarak verilen ücret öğrencilere burs olarak verilmeli, çocukların okullara dönüşü sağlanmalı, MESEM’ler kapatılmalıdır.”
“ÇEDES BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM PROTOKOL VE İŞBİRLİKLERE SON VERİLMELİ”
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Öğrenci Veli Derneği olarak herkesi Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’na ses vermeye çağırdıklarını da ifade eden Yılmaz, devamında şunları dile getirdi:
“Tek bir çocuğumuzun dahi okula aç gitmek zorunda kalmadığı bir ülke için ücretsiz okul yemeği uygulaması okul öncesinden itibaren tüm çocuklar için hayata geçirilmelidir.
MEB’in sermaye gruplarına ne isterseniz vereceğiz diyerek açıkladığı kaynak aktarımları ve protokollerle de çocuklarımız ucuz hatta bedava iş gücü haline getirilmekte, okullarla bağı koparılmakta bu durum da okul terkine neden olmakta, çocuklarımızın kamusal eğitim hakkı ihlal edilmektedir.
ÇEDES başta olmak üzere tüm protokol ve iş birliklerine son verilmelidir.
Bu yıl da bize veliler için çocuklarımızın eğitim hakkı mücadelesi ile geçen bir yıl oldu. Çığ gibi büyüyen sorunlarımıza rağmen tüm çocuklarımızın hayalleri, umutları gerçek olsun diye çocuklarımızın laik, kamusal eğitim hakkı için mücadeleye devam edeceğiz.”
PİRHA- Veli-Der Denizli Şube Başkanı Elif Bekçi, ortaokullarda ve liselerde seçmeli ders tercihleri süreci ile ilgili uyarıda bulunarak, “Seçmeli derslerin seçimi, okul idarecilerinin dini, ideolojik yönlendirme, baskı ve zorlamalarına değil, çocuklarımızın ilgi, yetenek ve pedagojik ihtiyaçlarına göre yapılmalıdır” dedi.
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) e-okul sistemi üzerinden 2024-2025 eğitim öğretim yılına ait seçmeli derslerin seçim işlemlerinin başladığını duyurdu.
Seçmeli derslerin seçimi ile ilgili olarak, “Okul yönetimince seçmeli dersler; okulun fiziki imkânları, mevcut öğretmen durumu, derslerin program içerikleri, zorunlu derslerin ve kişisel gelişiminin desteklenmesi, eğitim politikalarımızın gelecek vizyonu ve öğrencilerimizi millî, ahlâkî, insani, manevî ve kültürel değerlerini benimseyen ve koruyan fertler olarak yetiştirme amaçları da dikkate alınarak öğrencilerin talepleri doğrultusunda belirlenecektir” ifadeleri kullanıldı.
“VELİ VE ÖĞRENCİLER ADINA DERS SEÇEN OKUL YÖNETİCİLERİ SUÇ İŞLİYOR”
Öğrenci Veli Derneği Denizli Şubesi konuya dair dernek binasında basın toplantısı yaptı.
Açıklamayı okuyan Öğrenci Veli Derneği Denizli Şube Başkanı Elif Bekçi, iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda eğitime yön verdiğini belirterek, “Seçmeli dersler öğrencilerin hayata hazırlanması, ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarılması açısından önemlidir. Seçmeli derslerin okul programlarının ayrılmaz bir parçası olarak öğrencilerin gelişimlerine destek olması, ayrıca bilişsel, duyuşsal ve sosyal gelişimlerine katkı sağlaması gerekmektedir. Bütün bu bilimsel gerçekleri gözardı ederek, iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerine göre hareket eden, veli ve öğrenciler adına ders seçen okul yöneticileri açıkça suç işlediklerini bilmeli ve ona göre hareket etmelidir” dedi.
DENİZLİ MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ’NE ELEŞTİRİ
Bekçi, Denizli İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ders seçimiyle ilgili tarafsız ve özgür bir ortam sağlamadığı eleştirisinde bulunarak, “Fakat görüyoruz ki Denizli Milli Eğitim Müdürlüğü, öğrencilerin ve velilerin seçmeli ders seçimiyle ilgili tarafsız, özgür bir ortam sağlamaları gerekirken, 9 Şubat Cuma günü sosyal medya hesabından, ‘Dersimi seçiyorum, dinimi öğreniyorum’ görselinde “Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Temel Dini Bilgiler, Görgü Kuralları ve Nezaket, Kültür ve Medeniyetimize Yön verenler” derslerini işaret ederek okul müdürlüklerine başvurulmasını istemiştir. Bu paylaşım asla kabul edilemez” diye belirtti.
“MÜDÜRLÜKLER, DERS SEÇİMİNDE DİNİ-İDEOLOJİK YÖNLENDİRME İÇERİSİNDE”
Bazı okul müdürlüklerinin seçmeli ders dilekçelerini velilerin imzalamasını istediğini ifade eden Bekçi, şunları kaydetti:
“Seçmeli derslerin seçiminde okul idarecilerinin dini, ideolojik yönlendirme, baskı ve zorlamaları suç olduğunu hatırlatarak, “Milli Eğitim Bakanlığı demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, bütün itirazlarımıza rağmen zorunlu din dersleri varken birde seçmeli dersler içerisinde bu dersleri seçme zorunluluğu getirdi. Şimdi de Milli Eğitim Müdürlükleri, bu derslerin seçimiyle ilgili yönlendirmelerde bulunarak; okul yöneticilerini, öğretmenleri, veli ve öğrencileri etkileyerek bu derslerin seçimi sağlamaya çalışmaktadır. Bazı okul müdürlükleri, kendilerinin hazırladığı “Seçmeli Ders Dilekçelerini” velilere göndererek bu dilekçeleri imzalamalarını istemektedir. Velilerin itirazlarına okul müdürlükleri, ‘bakanlık bunların dışında seçmeli ders belirlemedi. Sınıf oluşturacak kadar yeterli öğrenci sayısına ulaşılamadığından o ders için sınıf açamıyoruz, o nedenle bu dersleri seçmeniz’ gerekiyor gibi açıklamalar yapmaktadırlar.”
“ÖĞRENCİ VE AİLELERİN YANINDA OLACAĞIZ”
Öğrenci Veli Derneği Denizli Şube Başkanı Elif Bekçi, seçmeli derslerin belirlenmesi sürecinde yaşanılan sorunlara karşı öğrenci ve velilerin yanında olacaklarını kaydederek, Denizli Milli Eğitim Müdürlüğü’nü, öğrenci ve velilere herhangi bir dini, ideolojik yönlendirme ve baskı yapmadan, özgürce seçmeli dersleri seçme ortamı sağlamaya davet ediyoruz. Okullarda en az 10 öğrencinin aynı dersi seçmesi durumunda okul müdürlüklerinin gerekli planlamayı yaparak, bu derslerin okutulmasını sağlanmasını istiyoruz. Öğrenci Veli Derneği olarak zorunlu seçmeli ders uygulamasından derhal vazgeçilerek seçmeli ders şekline dönüştürülmesini talep eder her türlü haksızlığın, hukuksuzluğun karşısında ve seçmeli derslerin belirlenmesi sürecinde yaşanılan sorunlarda öğrenci ve velilerimizin yanında olmaya devam edeceğimizi tüm kamuoyu ile paylaşmak isteriz” diye belirtti.
PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli Der), 6 şubat depremlerine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Depremden bugüne geçen yaklaşık 1 yıl süresince yapılması gerekenler açıktı. Siyasi iktidarı ve tüm kamu görevlilerini sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz” denildi. Veli-Der ayrıca “Deprem bölgesinde ihtiyacı olduğunu belirten tüm öğrencilere karşılıksız, geri ödemesiz burs desteği verilmelidir. Okullara ulaşım için tüm öğrencilere ücretsiz servis sağlanmalıdır” dedi.
6 Şubat 20223’te Maraş merkezli 11 ilde meydana gelen depremin yıkımı, hala deprem bölgesinde etkisini gösterirken, eğitim alanında yaşan sorunlar da üzerinden 1 yıl geçmesine karşın çözülebilmiş değil. Öğrenci Veli Derneği (Veli Der), 6 şubat depremlerinin birinci yılı sebebiyle konuya ilişkin açıklama yaptı.
DEPREM BÖLGESİNDEKİ VELİLERİMİZ VE ÇOCUKLARIMIZ BİRGÜN DEĞİL HERGÜN DEPREMİ YAŞIYOR
Depremin eğitim alanındaki yıkımlarına dikkat çeken Veli Der, eğitimde eşitsizliğin ve eğitime erişim sorununun devasa olduğunu belirterek, “Hatay’da neredeyse iki derslikten biri, dersliklerin yüzde 45,4’ü kullanılamaz hâle geldi” dedi.
Öğrenci Veli Derneği (Veli Der), açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Depremin yaşandığı günden bugüne yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen söz verilen kalıcı konutlar sözde kaldı. Çadırlarda, konteynerlerde yaşayan çocuklarımızın yanarak yaşamını kaybettiği acı gerçeği yaşıyoruz. Şehirler konteyner kente dönüşmüş durumda. Depremde kaç öğrencinin, kaç öğretmenin hayatını kaybettiğini hala bilmiyoruz. Öylesine önemsiz ki hayatlarımız, verilerde yaklaşık sayılar kullanılıyor veya hiçbir açıklama yapılmıyor. Salgında yaşadığımızı deprem sonrasında çok daha ağır ve acı bir şekilde yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.
“EĞİTİMDE EŞİTSİZLİK EĞİTİME ERİŞİM SORUNU DEVASA BOYUTA ULAŞTI”
Başta psikolojik desteğe erişim olmak üzere eğitim ortamlarını öğrencilere ulaştırma sorumluluğu olan MEB devam zorunluluğunu kaldırarak sınıf tekrarı olmayacağını açıkladı. Yalnızca bu adım bile 6 Şubat sonrası çocukların eğitime devam etmemesinin temel nedenlerinden oldu. Okul yok, öğretmen yok, çadırdan/prefabrikten derslikler yok, devam zorunluluğu yok sonuç olarak 6 Şubat sonrası eğitim yok.
Haziran 2023’te Hatay’da (ve Pazarcık’ta) yapılan bir ankete göre (Suna’nın Kızları) deprem öncesinde çocukların yüzde 93’ü deprem öncesinde okula devam ettiğini belirtirken deprem sonrasında okula devam edenlerin oranı yüzde 10’a gerilemişti. Yalnızca bu anket verileri, deprem bölgesinde eğitim başladı açıklamalarının gerçeğin üzerinin nasıl örtüldüğünün açık kanıtıdır. Yapılan son anketlerden Türkiye Koruma Sektörü İhtiyaç Analizi anketini cevaplayan ailelerden yüzde 21,8’i çocuklarından hiçbirinin deprem sonrasında okula gitmediğini söylüyor. Tüm çocuklarının okula gittiğini söyleyen ailelerin oranı ise yaklaşık yüzde 62 olmuştur.
“ÇOCUKLARIMIZIN ÖRGÜN EĞİTİM DIŞINA ÇIKMASINA NEDEN OLACAK YÖNETMELİKLER HAYATA GEÇİRİLDİ”
2023-2024 eğitim öğretim yılı başında yayınlanan yönetmelikle çocuklarımızın kamusal eğitim hakkından sorumlu olan MEB bu sorumluluğunu yerine getirmek yerine örgün eğitim dışına çıkma riski olan öğrencilerin MESEM’ lere geçebileceğini belirterek, düzenlendiği yönetmelikle de deprem bölgesindeki çocuklarımıza vaat edilen okullarını terk etmeleri ve çocuk işçiliği oldu.
“HATAY’DA 2 DERSLİKTEN BİRİ KULLANILAMAZ DURUMDA”
Depremler nedeniyle birçok okul yıkıldı veya hasar aldı. MEB’in yaptığı son açıklamalara göre, deprem bölgesinde 936 okul kullanılamaz hâle gelirken bu sayı derslikler için 11 bin 738’di. Depremin eğitim ortamlarına etkisinin en güçlü olduğu il gerek oransal gerekse sayısal olarak ilimiz Hatay oldu. Hatay’da neredeyse iki derslikten biri, dersliklerin yüzde 45,4’ü kullanılamaz hâle geldi.
“ÇOCUKLARIMIZA ÜCRETSİZ ULAŞIM HAKKI SAĞLANMADI”
Deprem bölgesindeki nüfusun büyük çoğunluğu deprem sonrası kırsal kesimlerde, şehir dışındaki konteyner kentlerde yaşıyorken ve okullara erişim en büyük sorun haline gelmişken temel çözümlerden biri tüm öğrenciler için ücretsiz ulaşımın sağlanmasıydı ancak bu konuda da adım atılmadı.
Eğitime erişimdeki sorunlar, okullarda kaynak, internet ve elektrik altyapılarında ciddi sorunların bulunması eşitsizliği her geçen gün artırıyor.
“SINAVLAR ÇOCUKLARIMIZIN YAŞADIĞI EŞİTSİZLİĞİ DAHA DA ARTIRIYOR”
Deprem sonrası çocuklarımız okula, kitaba, öğretmene hiçbir şekilde erişemezken, sevdiklerini, evlerini kaybetmişken, yaralı, engelli olarak yaşamına devam etmeye çalışan çok sayıda çocuğumuz varken ülkenin her yerindeki çocuklarla eşit koşullara sahipmiş gibi merkezi sınav dayatmasıyla karşı karşıya bırakıldılar.
Çocuklarımızın yaşadığı bu eşitsizliği görünmez kılan uygulamalar ülke genelinde 6. ve 9. sınıf öğrencileri için Türkçe ve Matematik derslerinden yapılan sınavlarla da devam ettirildi.
Çocuklarımızın eğitime erişim ve eşitsizlik sorunu devam etmekte, ilimizde ikili eğitimin genel bir uygulama haline gelmesi ve ders saatlerinin 30 dakikaya düşürülmesinden kaynaklı çok sayıda sorun başlığı nedeniyle eşitsizlik her geçen gün daha da artmaktadır.
“DEPREMLE UZUV KAYBI YAŞAYAN ÇOCUKLARIN İHTİYAÇLARININ KARŞILANMASI, KAMU İRADESİNİN SORUMLULUĞUDUR”
Deprem öncesinde engeli bulunan çocukların yanı sıra depremler nedeniyle uzuv ve yeti kaybı oluşan çocuklara yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Kaybedilen uzvun fonksiyonlarını protez ve ortezler yerine getirir ve bu uygulamalar oldukça masraflıdır. 2 Mayıs 2023’te yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’nda ilk kez kullanılacak protez ve ortezler ve ilgili tedavi giderlerinin kamu idaresince karşılanacağı açıklandı. Ancak kararın uygulamada hayata geçmediği durumlar yaşanmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanması kamu idaresinin sorumluluğudur.
“ÖZEL EĞİTİM GEREKSİNİMİ DUYAN ÇOCUKLAR DEPREMDEN EN ÇOK ETKİLENLERİN BAŞINDA GELMEKTE”
Özel eğitim desteğine ihtiyacı olan çocuklarımızın depremden ve deprem sonrası süreçten ne ölçüde etkilendiği ve eğitime erişimleri üzerindeki etkisine ilişkin önemli bir veri ve bilgi eksikliği bulunmaktadır. Özel eğitime gereksinim duyan çocuklarımız depremin en çok etkilediği dezavantajlı çocuklarımızın başında gelmektedir.”
VELİ-DER TALEPLERİ
Siyasi iktidarı ve tüm kamu görevlilerini sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye çağıran Veli Der, taleplerini sıraladı:
*Deprem bölgesinde ihtiyacı olduğunu belirten tüm öğrencilere karşılıksız, geri ödemesiz burs desteği verilmelidir.
*Okullara ulaşım için tüm öğrencilere ücretsiz servis sağlanmalıdır.
*Başta nüfusun yoğunlaştığı yerleşim yerlerinde ve kırsal alanlarda tüm çocuklar için eğitim ortamları sağlanmalı, telafi programları düzenli bir takvimle hayata geçirilmelidir.
*Her okula en az bir psikolojik danışman ve rehber öğretmen ataması yapılmalıdır.
*Yıkılan, hasarlı okulların, dersliklerin inşasının tamamlanmalı ve yapılan hazırlıklar süreç şehrin halkı ile açık ve şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır.
*Ders materyalleri, kaynak, internet, elektrik alt yapı sorunları bir an önce çözülmelidir.
*Deprem bölgesindeki öğretmenlere, tüm eğitim emekçilerine düzenli olarak her ay ekonomik destek sağlanmalıdır.
*Tüm öğrencilere, öğretmenlere, velilere düzenli psikolojik destek sağlanmalıdır.
*Örgün eğitim, okul dışına çıkan çocuklarımızın okullara geri dönüşü sağlanmalıdır.
*Tüm çocuklarımıza ve eğitim emekçilerine ücretsiz okul yemeği ve ücretsiz temiz su sağlanmalıdır.
*Çocuklarımızın eğitimde yaşadıkları eşitsizliğin etkileri uzun yıllar sürecektir. Okul kayıtlarında adrese dayalı kayıt uygulamasına son verilmeli, çocuklarımıza liseye geçişlerinde merkezi sınavdan muaf hakkı verilmeli, istedikleri okul türünde eğitim görmeleri sağlanmalı, üniversiteye geçişte de en az 5 yıl ek kontenjan hakkı verilmelidir.
*2022-23 eğitim-öğretim yılında devam zorunluluğunun olmaması, sınıf tekrarının zorlaştırılması ve bir sonraki sınıfa otomatik kayıt gibi nedenler deprem sonrasında eğitim dışına çıkan çocuk sayısı belirsizliğini korumaktadır. Bu nedenle, 2023-24 eğitim-öğretim yılında, özellikle deprem bölgesindeki ve deprem bölgesinden göç etmiş çocukların devamsızlık kayıtları yakından izlenmeli düzenli olarak her ay bu sayılar, veriler kamuoyu ile ilçe ilçe, okul-okul paylaşılmalıdır.
*2 Mayıs 2023’te yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı uygulanmalı, ilk kez kullanılacak protez ve ortezler ve ilgili tedavi giderleri kamu idaresi tarafından karşılanmalıdır.
* Hatay’da deprem bölgesindeki güncel özel eğitim ihtiyacı bulunan çocuk sayısı tespit edilmeli, kamuoyuna, Hatay halkına açıklanmalı, özel eğitim gereksinimi olan çocukların cihaz, eğitim materyali ihtiyaçları kamu idaresi tarafından karşılanmalı, eğitime, eğitim kurumlarına erişim olanakları sağlanmalıdır.
* Kırsal kesimlerde, köylerde nüfus artışına yönelik araştırmalar yapılmalı, güncel nüfus verileri açıklanmalı, gerekli köy okullarına yeni öğretmen ataması yapılmalı, taşımalı eğitimle eğitimin sürdüğü köylere ücretsiz servis araçları sağlanmalı, düzenli gezici psikolojik danışman ve rehberler planlı ve sürdürülebilir bir şekilde görevlendirilmeli ve destek hizmetleri sunulmalıdır.
PİRHA-Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der), çocukların açlıkla baş başa bırakıldığını vurgulayarak, “Türkiye okul yemeği koalisyonu”nu oluşturduklarını açıkladı. Veli-Der Genel Merkez Yönetiminden Aysun Kaya, ücretsiz okul yemeği için herkesi okul yemeği koalisyonunda seslerine ses katmaya çağırdı. Öğrenci Veli Derneği ayrıca okullardaki ÇEDES uygulamalarına da son verilmesini istedi.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), Kartal Meydanı Atatürk Anıtı önünde “Türkiye okul yemeği koalisyonunu oluşturuyoruz” diyerek açıklama yaptı.
Açıklamaya Veliler, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Birleşik Emekliler Sendikası, Kent Konseyi, Eğitim Sen ve Tüm Emekliler Sendikası katıldı.
Açıklamayı Veli-Der Genel Merkez Yönetiminden Aysun Kaya okudu.
“OKUL YEMEĞİ KOALİSYONUNDA SESİMİZE SES OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Kaya, çocukların açlıkla baş başa bırakıldığını belirterek, “Yetersiz beslenme, çocuğun okul için hazır bulunuşunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkiliyor. Dünyada bu sorunların çözümü için en etkili ve en yaygın şekilde kullanılan müdahale programı okul yemeği. Bugün Öğrenci Veli Derneği olarak çocuklarımızın eşit, parasız, laik, kamusal eğitim hakkı için tarihi bir çağrı yapıyoruz. Tüm okul velilerini, demokratik kitle örgütlerini çocuklarımızın geleceğine sahip çıkan herkesi Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’na çağırıyoruz. Kitlesel okul terklerinin durması, yoksulluktan kaynaklı çocuklarımızın çocuk yaşta çocuk işçiliği yapmak zorunda bırakılmaması, yetersiz beslenme, gelişim yetersizliği, sağlık sorunlarıyla baş başa bırakılmaması için herkesi Türkiye Okul Yemeği Koalisyonun da sesimize ses olmaya çağırıyoruz” dedi.
“MESEM UYGULAMASINA SON VERİLMELİ”
Aysun Kaya, ‘4 gün iş, bir gün okul’ sloganıyla patronlara ucuz iş gücü kaynağı olarak sunulan meslek lisesi öğrencilerinin Mesleki Eğitim Merkezleri’nde (MESEM) can güvenliği olmadan çalıştırıldığına ve okullardan koparıldığına dikkat çekerek, öğrencilerin salgın, deprem ve artan yoksulluktan kaynaklı akın akın okullarını bırakmak zorunda kaldıklarını dile getirdi.
Kaya şunları kaydetti:
“Yapılan son yönetmelik değişiklikleri ile de devamsız olan öğrencilerin MESEM’lere yönlendirilmesi düzenlenmiş, mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştırılan çocukların okula kayıtları sosyal devletin sorumluluğundan çıkarılıp ailelerine bırakılmıştır. Yapılan bu yönetmelik değişiklikleri ile ve yoksulluğun, zamların artışı ile birlikte başta okul yemeği olmak üzere gerekli önlemler alınmazsa okul terkleri daha da büyük boyutlara ulaşacaktır. Okul yemeği okul öncesinden itibaren her kademe ve tüm okul türlerinde acilen yaşama geçirilmelidir. İhtiyacı olan tüm öğrencilere eğitim desteği sağlanmalıdır. MESEM uygulamasına son verilmeli, çocukların okullarına dönüşü sağlanmalıdır.
“ÇEDES VE TÜM PROTOKOLLER İPTAL EDİLMELİDİR”
Laik, bilimsel olmayan eğitimin kamusal olmasından da söz edemeyiz. ÇEDES ve imzalanan onlarca protokol, iş birliği ile STK adı altında çeşitli yapılar, kişiler okullarımızda ideolojik çalışma yürütmekte, öğretmenlik mesleği hedef alınmakta ve çocuklarımızın eğitim hakkı ihlal edilmektedir. Yıllardır imzalanan protokollerin devamında ÇEDES ile bu yapılar ve kişilerin yürüttükleri faaliyetler 81 ilde tüm okullarda yaygınlaştırılarak kalıcı ve sürekli hale getirilmiştir. ÇEDES ve tüm protokoller iptal edilmelidir.”
“ÖNLEM ALINMAZSA DEPREM BÖLGESİNDEKİ ÖĞRENCİLER İÇİN OKUL TERKLERİ EN BÜYÜK RİSK OLACAKTIR”
Deprem bölgesinde 4 milyonu aşkın okul çağındaki öğrencinin depremden olumsuz etkilendiğini söyleyen Kaya, “Deprem bölgesindeki çocuklar yoksulluğu diğer illerden daha da yoğun yaşamaktadır. Gerekli önlemler alınmazsa deprem bölgesindeki öğrenciler için okul terkleri en büyük risk olacaktır” dedi.
Açıklamaya şöyle devam edildi:
“Depremler nedeniyle birçok okul yıkıldı veya hasar aldı. Son açıklamalara göre, deprem bölgesinde 936 okul kullanılamaz hâle gelirken bu sayı derslikler için 11 bin 738’dir. Depremin eğitim ortamlarına etkisinin en güçlü olduğu il gerek oransal gerekse sayısal olarak Hatay oldu. Hatay’da neredeyse iki derslikten biri, dersliklerin yüzde 45,4’ü kullanılamaz hâle geldi. MEB 11 bin 738 dersliğin yeniden yapımı için planlama yapıldığını söyledi. Ancak, bu çalışmaların hangi aşamada olduğuna ilişkin kamuoyu ile paylaşılan bir bilgi yok. Okul sayısı yetersizliğinden kaynaklı çocukların okula ulaşımı aileler için ciddi bir maddi yük haline gelmiştir.”
TALEPLER
Açıklamada depremle alakalı talepler ise şöyle sıralandı:
“*İhtiyacı olan tüm öğrencilere burs desteği verilmeli.
*Okullara ulaşım için ücretsiz servis sağlanmalı.
*Başta nüfusun yoğunlaştığı yerleşim yerlerinde, kırsal alanlarda eğitim ortamları sağlanmalı.
*Her okula en az bir psikolojik danışman ve rehber öğretmen atamasının yapılmalı.
*Kaynak, internet, elektrik alt yapı sorunlarının çözülmelidir.
*Deprem ülke geneli açısından büyük bir tehlikedir. Deprem güvenliği için okullara yeterli bütçe, kaynak ayrılmalı.
-MEB il il, ilçe ilçe, okul okul okulların deprem güvenliği ile ilgili okul, ilçe, il web sitelerinde gerekli açıklamaları, bilgilendirmeleri yapmalı, tüm okulların deprem güvenliği sağlanmalıdır.”
“MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Açıklamada, “Hiçbir veli, hiçbir çocuğumuz yaşadığı sorunlarda kendini yalnız hissetmesin. Öğrenci Veli Derneği olarak çocuklarımızın yaşadığı sorunlara çözüm olmak için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Bizim çabamız, mücadelemiz çocuklarımıza hayalleri kadar büyük bir gelecek yaratma mücadelesidir.”
PİRHA- İktidarın, siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası olarak tanımladıkları ÇEDES uygulamasının bir an önce kaldırılmasını isteyen Antalya’daki kurumlar; eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencileri, velileri ve demokratik kamuoyunu birlikte tutum alarak mücadeleye etmeye çağırdı.
Okullara ‘Değerler Eğitimi’ adı altında imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesine tepkiler sürüyor.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler, okullara imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören ÇEDES projesinin iptal edilmesi için 16 Eylül’de İzmir’de “Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık” mitingi yapacak.
Eğitim-Sen Antalya Şubesi 0kullara imam atanması olan ÇEDES projesine karşı basın açıklaması yaptı. Basın toplantısına Eğitim Sen, Alevi bileşenleri, Veli Der, Halkevleri ve birçok kurumun temsilcisinin yanı sıra Eğitim Sen Genel Sekreteri İkram Atabay ve Genel Örgütlenme Sekreteri Ramazan Gürbüz de katıldı.
ÇEDES Projesi ile ilgili basın toplantısı düzenleyen Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez, “ÇEDES Projesi iptal edilsin. Laik eğitim ve laik yaşamı savunuyoruz” dedi.
“YAŞAMIN HER ALANINA MÜDAHALE”
İktidar eliyle eğitimin ve toplumsal yaşamın dini kurallara göre biçimlendirilmesine yönelik uygulamaların eğitimin bütün kademelerinde ve toplumsal yaşamın her alanında sirayet ettiğini söyleyen Sönmez, “Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES Projesi, laik-bilimsel eğitim anlayışına ve pedagoji bilimine aykırı bir içerikte hazırlanmış ve uygulanmaya başladı. Proje ‘Öğrencilere milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizin benimsetilmesi amacıyla tüm lise, ortaokul, ilkokul ve anaokulları ile il merkezi ve ilçelerde bulunan tüm cami ve Kur’an kurslarını kapsıyor” diye belirtti.
‘TEK DİN, TEK MEZHEP’ YAKLAŞIMI
Sönmez, iktidarın din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ettiğine vurguda bulunarak şöyle devam etti:
“Laiklik ilkesi ve laik eğitim, toplumdaki farklı inanç, farklı mezhep, farklı kimlik, farklı cinsiyet ve cinsel kimlikler, hem inananlar hem de inanmayanların bir arada barış içinde yaşayabilmeleri için son derece önemlidir. Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmaz. Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri tüm okullarda ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması farklı inançtan öğrencilere yönelik açık bir dayatmadır. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, işyerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi bu yönüyle hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırıdır.”
MÜCADELE ÇAĞRISI
İktidarın, siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası olan ÇEDES’e karşı tüm toplumsal kesimleri mücadeleye çağıran Sönmez, “Türkiye’de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik her türlü uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Çocuklarımızın siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirilen ÇEDES ve benzeri projelerin parçası haline getirilmesini istemiyoruz. Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tutum almak zorundadır. Okullarımızın dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün eğitim ve bilim emekçilerini, öğrenci ve velilerimizi birlikte mücadeleye davet ediyoruz. Bugün laikliği savunmak, otoriterleşme karşısında demokrasiyi, tek tipleştirme karşısında özgürlüğü ve nihayet eşitsizlikçi politikalar karşısında eşitliği savunabilmenin en temel zemini ve aracıdır” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Veli-Der İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Turgut Aydın, iktidarın siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası olarak tanımladığı okullara imam atanması uygulamasına karşı güçlü bir şekilde karşı konuması için çağrı yaptı. Aydın, karşı konulmaması durumunda toplumu daha vahim bir tablonun beklediğini söyleyerek, demokratik kitle örgütlerinin topyekün olarak bir karşı koyuşu örgütlemesi gerektiğini kaydetti.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Turgut Aydın, çocukların ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemeyeceğini dile getirerek, bu süreçte güçlü bir karşı koyuşla bundan geri adım attırılması çağrısında bulundu.
Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Aydın, eğitim bilimine aykırı olan bu protokolün kalıcılaştırılmak istendiğini söyledi.
Aydın, şöyle devam etti:
“Bu uygulamanın yönetmenliği 2021’de sessiz sedasız çıkarıldı ve pek tepki gelmedi. Hukuki sürecin başlatılması için geç kalınmış olundu. Diyanet, Milli Eğitim ve Gençlik Spor Bakanlığı’nın birlikte hazırladıkları proje ile protokol imzalandı. Bu protokolün geçici olduğu söylense de asıl amaç bu durumu kalıcılaştırmaktır. Bu din görevlilerinin okullarda kadrolu hale getirilmesi bunun göstergesidir. Bu din görevlilerinin ‘manevi danışman’ olarak istihdam edilerek kadrolaştırılması ileride uzman rehber öğretmenlerinin yerine ikame ettirilmesi anlamına gelir. Bunların herhangi bir pedagojik formasyonu yoktur. Bu uygulama eğitim bilimlerine, anayasaya, milli eğitim temel kanununa aykırıdır.”
“TOPLUM MÜHENDİSLİĞİNİN ARACI OLARAK EĞİTİM KULLANILIYOR”
Turgut Aydın, iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda bir araç olarak kullandığını ifade ederek, “AKP, kendi siyasal ideolojisi doğrultusunda toplumu dönüştürmek istiyor ve bu ideolojiyi kalıcılaştırmak gibi bir hedefi var. Uyguladığı toplum mühendisliğinin bir aracı olarak da eğitimi kullanıyor. Bütün bu gerici uygulamalar bu hedefe ulaşmak için yöntem olarak kullanılıyor. Bu 2012 yılında 4+4+4 uygulamasıyla zorunlu ama kesintili eğitim sistemine geçilmesiyle başladı. Daha sonra müfredatın içeriği değiştirilerek, bilim dışı bilgilerle tekrar oluşturularak birkaç adım daha ileriye gidildi. Bütün bu uygulamaların AKP’nin 21 yıllık iktidar döneminde görülen toplumun siyasal İslam ideolojisi doğrultusunda dönüştürülmesi ve bu ideolojinin kalıcılaştırılmasına yönelik olduğunu görüyoruz” diye konuştu.
“TATİL SÜRECİNDE TEPKİLER ÖLÇÜLMEK İSTENİYOR”
Okulların kapanmasına yakın uygulamaya konulan bu proje ile yaz döneminde gelecek tepkilerin ölçülmek istendiğine değinen Aydın, şunları kaydetti:
“Okulların kapanma arifesinde bu uygulamanın başlatılması manidardır. Çünkü gelecek olan tepkiler ölçülüyor. Bu tepkiler eğer çok güçlüyse önümüzdeki öğretim yılında yeni bir strateji ile yönetilecek, eğer tepkiler güçsüz ise sessiz sedasız bunu uygulamaya sokacaklar. Okullar kapanmış olsa da eğitim sendikaları, veli dernekleri, eğitimin tüm bileşenleri ve diğer demokratik kitle örgütleri bu yaz dönemini boş geçirmemek durumunda. Bununla ilgili imza kampanyaları, velileri bilgilendirme amaçlı el broşürleri basılabilir. Çocuklarını bu uygulamadan muaf tutmak isteyen velilerin okul idarelerine dilekçe verdirmelerini sağlamak gerekiyor.”
MÜCADELE ÇAĞRISI
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Turgut Aydın, eğitim sendikaları, demokratik kitle örgütleri ile bu süreçte topyekun bir karşı koyuşun örgütlenmesinin hayati önem taşıdığını vurgulayarak, “Topyekun bir tepkiyi okullar açılmadan başlatmak gerekiyor. Bu adımı eğitim sendikaları başta olmak üzere birlikte hareket ederek atmak istiyoruz. Yurtseverler, demokratlar, sosyalistler, demokratik kitle örgütleri bu uygulamalara karşı topyekun bir karşı duruş sergileyerek bu saldırıyı püskürtmek zorundadır. Başarılı olamaz isek bunun bir adım ötesi karma eğitimin kaldırılması, medrese eğitimimin zorunlu eğitim kapsamına alınmasıdır. Ülkemizin geleceği için laik, bilimsel, kamusal eğitim mücadelemizi tüm velilerden destek olmalarını bekliyoruz” çağrısında bulundu.
PİRHA- Veli-Der Denizli Şube Başkanı Elif Bekçi, Mesleki Eğitim Merkezleri ile sınıfsal olarak yoksul ailelerin çocuklarının okuduğu meslek liselerindeki öğrencilerin ucuz iş gücü olarak görüldüğünü ve çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasının önünün açıldığını ifade ederek, “Çocuklarımız yoksulluktan kaynaklı okullarını kitleler halinde terk etmek zorunda bırakılmaktadır” diye konuştu.
MEB’in bir market zinciri ile imzaladığı protokolle gündeme gelen Mesleki Eğitim Merkezleri, lise öğrencilerini eğitimden kopardığı ve ucuz iş gücüne dönüştürdüğü için eleştirilerin hedefinde.
Öğrenci Veli Derneği Denizli Şubesi, çocukların iş gücünde kullanılması hakkında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı okuyan Veli-Der Şube Başkanı Elif Bekçi, “Çocuklarımız yoksulluktan kaynaklı okullarını kitleler halinde terk etmek zorunda bırakılmaktadır. Söz konusu olan çocuklarımızın eğitim hakkı olduğunda bütçe yok denilmekte, çocuklarımızın en temel hakları maliyet hesaplarına kurban gitmektedir” diye konuştu.
“ÇOCUK İŞÇİLERİ YAYGINLAŞTIRILDI”
Bekçi, eğitim ile piyasa arasında kurulan ilişki ile çocukların eğitim hakkının ihlal edildiğini söyleyerek, “Şura sonuçları eğitim ile piyasa arasında kurulan ilişki, Organize Sanayi Bölgelerine yeni mesleki okulların açılacağının müjde olarak duyurulması, çocuklarımızın eğitim hakkının nasıl ihlal edildiğini ve eğitim edileceğini bize göstermişti. Şura ile Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinin (MTAL) okul özelliğinin kaldırılarak Mesleki Eğitim Merkezlerine (MESEM) dönüştürülmesi, sınıfsal olarak yoksul ailelerin çocuklarının okuduğu meslek liselerindeki öğrencilerin ucuz iş gücü olarak görülmesi ve çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasının önü açılmıştır” dedi.
“ÖĞRENCİLER KİMLERİN İHTİYAÇLARINI KARŞILIYOR?”
Mesleki Eğitim Merkezleri’nde haftasonları dahil çalıştırılan çırak öğrenci sayısının 1 milyon 300 bine ulaştığını bilgisini paylaşan Bekçi, “Mesleki Eğitim Merkezlerinde haftada bir gün okula gelen, kağıt üzerinde dört gün işyerinde bulunan gerçekte ise Cumartesi bazen de Pazar günü de çalıştırılan çırak öğrenci sayısı 2020-21’de 159 bin 773 iken 2023 Ocak ayı itibariyle 1 milyon 300 bine ulaştı. MESEM uygulaması ne amaçla, kimin kimlerin hangi ihtiyacını karşılamak için neden yaygınlaştırılıyor? Mesleki ve Teknik Eğitim maliyetli bir eğitimdir. Mesleki ve Teknik Eğitimin olmazsa olmazı laboratuvar, atölyeler ve buralarda eğitim için gerekli makine, donanım; eğitim sırasında tüketilecek elektrik ve malzemeler, eğitim personeli MEB bütçesi için ciddi bir yekûn teşkil etmektedir. MEB yetkilileri bu eğitimi bir mali külfet olarak görmektedirler” şeklinde konuştu.
“SERMAYENİN UCUZ İŞGÜCÜ KARŞILANIYOR”
Öğrencilerin sermayenin ucuz iş gücünü karşıladığını kaydeden Bekçi, “MESEM’e kayıtlı öğrenciler sadece haftanın bir günü teorik meslek ve kültür dersleri için okula gelecektir. Öğrencinin maaşının işsizlik sigorta fonundan karşılanması, sigorta primi gibi giderler teknik eğitime yapılan harcamayla kıyaslandığında çok cüz’i bir rakama karşılık gelecektir. Diğer bir yandan Mesleki Eğitim Merkezlerinde kayıtlı öğrencilerin iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası devlet tarafından, işveren devlet katkısı amacı dışında kullanılan işsizlik sigorta fonundan karşılanmaktadır. Milli Eğitim Bakanı Sayın Özer’in ifade ettiği gibi; “İşveren üzerindeki maddi yükün kaldırılarak çok cazip bir mekanizma” oluşturulmuştur. Böylelikle sermayenin ucuz işgücü talebi karşılanmıştır” diye belirtti.
“MESEM’LE MTAL AYNI ŞEY DEĞİL”
Bekçi, “MESEM’lerde uygulanmaya başlanan “Meslek Lisesi Telafi Programı” ile, MESEM’den de Meslek Lisesi diplomasının alınabilmesinin önü açıldı. MESEM’lerden Lise diplomasına sahip olmayla, MTAL’den diploma sahibi olmak aynı şey değildir. MESEM’lerde uygulanan Lise telafi programı ile MTAL’lerde uygulanan program karşılaştırıldığında; MESEM’lerde uygulanan meslek lisesi telafi programının ders yükü, MTAL’lerin ders yükünden çok daha azdır. Aralarında eşitliğin olmadığı programlardan alınan diplomalar da eşit olmamalıdır. MESEM’lere kayıtlı öğrenciler 9-10-11. sınıflarda asgari ücretin en az yüzde 30’u,12. Sınıfta asgari ücretin en az yüzde 50’si ücret almaktadır. Ustalık Telafi Programından biran önce vazgeçilmelidir” diyerek taleplerini sıraladı.
TALEPLER
“1- MTAL’lerdeki MESEM uygulamasına, MESEM’lerde uygulanan Meslek Lisesi Diploma Telafi Programı ve Ustalık Telafi Programına son verilmelidir,
2- Mesleki ve teknik eğitim; beceri, yetenek ve asgari düzeyde ilköğretimde alınması gereken temel bilgilere sahip olmayı gerektirir. Mesleki ve teknik eğitime alınacak öğrencilerde mutlaka bu kriterler aranmalıdır,
3- İşsizlik sigorta fonunun kuruluş amacı dışına çıkılarak, bu fondan sermayeye para aktarımından vaz geçilmelidir.
4- Stajyer öğrencilerin; sadece iş kazası ve meslek hastalıklarını kapsayan sigortası, staja başladıkları gün esas alınarak emeklilik sigortası olarak da genişletilmelidir.
5- İşletmelerin, “Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerine uyulup uyulmadığı titizlikle denetlenmeli, bu konuda müsamaha gösterilmemeli, yönetmelik hükümlerine uymayanlar hakkında gerekli cezai yaptırımlar kesinlikle uygulanmalıdır.
6- Öğrencilerin MTAL ve ÇPAL’lere geri dönüşü, örgün eğitim içerisinde nitelikli mesleki eğitim alabilmeleri sağlanmalıdır.
7- Özel meslek liselerine verilen “teşvik” uygulaması sonlandırılmalı, özel meslek liselerine ayrılan kaynaklar yoksulluk/açlık sınırı altında yaşayan ebeveynlerin çocuklarına eğitim desteği/bursu olarak verilmeli, çocukların okullarına geri dönüşü sağlanmalıdır.
8- Devlet kaynakları çocuklarımızın kamusal eğitim hakkından yana kullanılmalıdır.”
PİRHA-ÖSYM tarafından yapılan 2022-KPSS lisans oturumundaki ‘sızıntı’ iddialarına ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayan Veli-Der, “Çocuklarımızın ataması yapılacağı işe uygun bir sınav sistemi, adalet duygularının suistimal edilmeyeceği, mülakat değil, liyakat temelli, şeffaf seçimin yapıldığı bir yöntemle işe girdiği, yarınlar umut ederek son yapılan KPSS’nin derhal iptalini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından 31 Temmuz Pazar günü yapılan 2022-Kamu Personel Seçme Sınavı’na (KPSS) yönelik ‘sızıntı’ iddiaları gündemdeki yerini koruyor. İki oturumda yöneltilen 20’nin üzerinde sorunun deneme testlerinde çıkan sorularla benzer olduğu iddia edildi. Sınava katılan bazı adaylar, KPSS’deki sorular ile Yediiklim Yayınevi’nin deneme testlerindeki soruların birebir aynı olduğunu sosyal medyadan paylaştı.
Yaşananların ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, ÖSYM Başkanı Halis Aygün’ü görevden alıp yerine Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy’u atadı.
Devlet Denetleme Kurulu da 2022-KPSS lisans oturumuna ilişkin iddialar konusunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunurken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı KPSS lisans oturumuyla ilgili soruşturma başlattı.
Öğrenci Veli Derneği de (Veli-Der) konuyla ilgili olarak yazılı bir açıklama yaparak, “2022 KPSS’nin İptalini Talep Ediyoruz” dedi.
“KPSS’NİN DERHAL İPTALİNİ TALEP EDİYORUZ”
Veli-Der, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Bildiğiniz üzere geçtiğimiz hafta sonu KPSS yapıldı, sonra da sınav sorularının daha önce bir dershanede yayınlanmış olduğu ortaya çıktı. Ayrıca bazı adayların aynı salonda, bazı adayların ise her iki oturumda aynı sırada oturdukları gelen bilgiler arasında. Bizler bu tür olayları malum yapının devlete ve bürokrasiye sızmak için soruları çalarak ayrım yapmak ve belli bir zümreye yol açmak için organize olduklarını daha dün gibi hatırlıyoruz. Bugün yapılanların da bundan bağımsız olmadığını düşünüyoruz. Zaten mülakatlarda yapılan adaletsizliklerle, işe girme hayali kuran gençlerimizin adalet duygusunu zedelenmişken; son KPSS’de yaşanan bu olayla sınav güvenliğini de sağlayamadığınızı görüyoruz. Çocuklarımızın ataması yapılacağı işe uygun bir sınav sistemi, adalet duygularının suistimal edilmeyeceği, mülakat değil liyakat temelli, şeffaf seçimin yapıldığı bir yöntemle işe girdiği yarınlar umut ederek son yapılan KPSS’nin derhal iptalini talep ediyoruz.”
PİRHA-Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 2021-2022 eğitim öğretim yılına ilişkin yaptığı açıklamada iktidarın eğitim politikalarını eleştirirken, “Milli Eğitim Bakanlığı; yaşadığımız bu sorunlara, eğitimin bileşenleriyle (eğitim sendikaları, eğitim dernekleri, veli dernekleri, eğitim bilimcileriyle) birlikte ortak akılla çözüm üretmek yerine, her zaman yaptığı gibi “en doğrusunu ben bilirim” mantığı ile hareket ederek yaşanan sorunları krize dönüştürmüştür” ifadelerini kullandı.
Bugün itibarıyla sona eren 2021-2022 eğitim öğretim yılına ilişkin bir açıklama yapan Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), açıklamasında eğitim sisteminden kaynaklı sorunlara değindi. Veli-Der tarafından yapılan açıklamanın tamamı şöyle:
“Hepimizin bildiği gibi eğitimin kronikleşmiş sorunları, pandemi sürecinde daha da derinleşmiştir. 2021-2022 eğitim öğretim yılına bu derinleşen sorunlarla başlanmış, yıl içerisinde bunlara yenileri eklenmiştir. Geride bıraktığımız eğitim öğretim yılına genel olarak baktığımızda, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle yoksulluğun toplumun tüm kesimlerinde (işçi, çiftçi, esnaf, memur…) derinleştiğini ve bunun eğitime olumsuz yansımalarını görüyoruz. Anne babalar çocuklarına harçlık verememekte, beslenme çantalarına bir dilim ekmekten başka bir şey koyamamaktadırlar.
Çocuklarımız kantinlerde 2,5 ila 4 TL aralığında olan 500 ml suyu alamadığı için su ihtiyaçlarını sağlıksız olan tuvalet çeşmelerinden karşılamaktadır.Yetersiz ve dengesiz beslenmeleri nedeniyle çocuklarımızda algı düşüklüğü, bilişsel yetilerinde gerileme, fiziksel gelişimlerinde yavaşlama, kansızlık gibi birçok sağlık sorunları yaşamaktadırlar. Biz veliler olarak, merkezi yönetimden çocuklarımıza ücretsiz öğle yemeği ve okulda kaldığı süre boyunca sağlıklı su verilmesini talep ediyoruz.
“KÖY OKULLARI AÇILMALI, TAŞIMALI EĞİTİME SON VERİLMELİDİR”
Çocuklarımız, eğitim sistemimizden kaynaklı olarak evlerinden uzak bölgelerde okula gitmek zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla eğitime ulaşabilmek için servis kullanmak zorundadırlar. Servis araçlarının denetimsizliği ve servis şoförlerinin eğitimsizliği kazalara yol açmakta ve çocuklarımızın yaşamlarına mâl olmaktadır. Geride bıraktığımız eğitim öğretim yılı bunun acı örnekleriyle doludur. Konuyla ilgili, veliler olarak, eğitim hakkının bir parçası olan okula ulaşım ücretsiz olmasını, servis araçlarının bakımlı ve en fazla 5 yıllık araçlar olmasını, araç içi güvenlik önlemlerinin alınmasını, servis şoförlerinin eğitimli olmasını ve en önemlisi sıkı bir denetim mekanizması olmasını ısrarla talep ediyoruz.
Köyde yaşayan çocuklarımızın okullaşma oranının düşmesinde en önemli uygulama taşımalı eğitimdir. Köy okulları açılmalı ve taşımalı eğitime son verilmelidir. Depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle yıkılan okulların çok uzun zamandır yapılmadığını görüyoruz. Bunun gerekçesi olarak ödeneksizlik nedeniyle ihalelerin iptal edildiği duyumlarını alıyoruz. Ancak diğer taraftan Maarif Vakfına 2 Milyar Liranın da Bakanlık bütçesinden aktarıldığını biliyoruz. Öncelikli olan çocuklarımızın eğitimi, geleceğidir; hiçbir şey bunun önüne geçmemelidir. Bakanlığın farklı tercihleri nedeniyle, yıkılan okullar uzun zamandır yapılmadığından başka okullarla birleştirilmiş, dolayısıyla sınıf mevcutları artmış ve ikili eğitim uygulamasına geçilmiştir. Bu durum hem öğrenciler, hem öğretmenler, hem de okul yönetimlerini sıkıntıya sokmaktadır.
“YURTLARDA KALAN ÇOCUKLARIMIZ DEVLETE EMANETTİR”
Eğitim öğretim faaliyetlerini yürütmek devletin asli görevidir. Devlet bu görevini Milli Eğitim Bakanlığı aracılığı ile yerine getirir ve bu görevini hiçbir kuruma, dini/siyasi yapıya ve kişilere devredemez; devredilmesi eğitim öğretim birliği yasasını ihlaldir. Oysa Bakanlık müfredatın içeriğinin yeniden oluşturulmasından, ailesinden uzakta eğitim gören çocukların barınma sorununa kadar eğitimin her alanında dini yapılarla iş birliği halindedir. Tarikat, cemaat ve dini vakıflarla yapılan protokoller gereği; eğitim formasyonu olmayan, eğitim bilimine uzak kişiler okullarda çocuklarımızın beyinlerini yıkamaya çalışmaktadır.
Birçok çocuğumuz, özellikle üniversite öğrencileri ailesinden uzakta, farklı şehirlerde eğitim görmektedir. Çocuklarımızın barınma sorununa özellikle kayıtsız kalan Bakanlık, onlara dini yapıların yurtlarından başka seçenek bırakılmamaktadır. Devlet yurtları da dini yapıların yurtlarından farklı değildir. Bu yurtlar da dini yapılara terk edilmiştir. Son zamanlarda bu yurtlarda, intiharlar, şüpheli ölüm olayları artmıştır. Bu yıl içerisinde Türkiye genelinde 136 intihar ve şüpheli ölüm olayı yaşanmıştır. Sadece son iki ayda Antalya’da bir Üniversite yurdunda 4 öğrencinin intihar ettiği iddiası basında yer aldı. Yurtlarda kalan çocuklarımız devlete emanettir, bu sorumluluğun da Bakanlığa ait olduğunu Sayın Bakan’a Hatırlatmak isteriz.
Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak gibi bir hedefi olan ülkenin, bu hedefe ulaşmasının yegâne yolu laik, bilimsel, kamusal, parasız eğitimdir. Ancak görüyoruz ki, eğitim bilimine aykırı olduğu halde zorunlu din eğitimi ana sınıfları seviyesine kadar indirildi. Mesleki ve teknik eğitimi iyileştirme adı altında hayata geçirilen MESEM projesiyle çocuk emeğinin sömürülmesi yasal hale getirilerek meşrulaştırılmaktadır. Bu projeyle asıl amaçlanan, çocuklarımıza mesleki ve teknik eğitim vererek onlara meslek edindirmek, iş güç sahibi yapmak değil, çocuk emeğinin sömürülmesinin önünü açarak sermayeye ucuz işgücü sağlamaktır.
“MEB, YAŞANAN SORUNLARI KRİZE DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR”
Değerli Basın, Değerli Kamuoyu;
Geride bıraktığımız eğitim öğretim yılında yaşadığımız sorunlara şöyle bir değinerek sizlerle paylaşmak istedik. Milli Eğitim Bakanlığı; yaşadığımız bu sorunlara, eğitimin bileşenleriyle (eğitim sendikaları, eğitim dernekleri, veli dernekleri, eğitim bilimcileriyle) birlikte ortak akılla çözüm üretmek yerine, her zaman yaptığı gibi “en doğrusunu ben bilirim” mantığı ile hareket ederek yaşanan sorunları krize dönüştürmüştür. Bunun doğal sonucu olarak çocuklarımızda fiziksel, psikolojik, sosyal rahatsızlıklar görülmektedir.
Bugün çocuklarımız karnelerini aldılar. Veli Der olarak bugün biz de Milli Eğitim Bakanlığına karne veriyoruz. Bu eğitim öğretim yılında karnemizi hazırlarken; Bakanlığın, eğitim öğretim yılı içerisinde, eğitimi hangi aşamaya getirdiği, icraatlarıyla çocuklarımıza kazandırdıkları ve kaybettirdikleriyle, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretebilme, sorunların yarattığı krizleri yönetebilme ve mesleki yetkinliği, yani eğitim konusundaki liyakatini kriter aldık.”
PİRHA-Öğrenci Veli Derneği, 4-6 yaş grubundaki çocuklar için 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan din eğitimi tavsiye kararına karşı ülke genelinde imza kampanyası başlattığını duyurdu. Dernek, “Tüm velilerimizi ve yurttaşlarımızı imza kampanyamıza desteğe davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), 4-6 yaş grubundaki çocuklar için 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan din eğitimi tavsiye kararına karşı ülke genelinde imza kampanyası başlattığını duyurdu. Veli-Der yaptığı açıklamada, “Tüm çocuklar için ücretsiz, laik, bilimsel okul öncesi eğitimin bir an önce yaşama geçirilerek, 4-6 yaş arası çocuklara din eğitimi uygulaması ve zorunlu din dersi dayatmasının kaldırılması için ülkemiz genelinde imza kampanyasına tüm veli ve yurttaşlarımızı davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“LAİKLİK VE BİLİMSELLİK İLKELERİNE AYKIRIDIR”
Şûra’da alınan kararı “Çocuk ve eğitim hakkı ihlali” olarak değerlendiren Veli-Der’in konuya ilişkin yayımladığı yazılı açıklama şöyle:
“20. Milli Eğitim Şurası’nda okul öncesi eğitim programında 4-6 yaş arası çocukların; din, ahlak ve değerler eğitimi adı altında din eğitimi almasıyla ilgili tavsiye kararı alındı. MEB tarafından alınan tavsiye kararlarının 52. Maddesi yaşama geçirildi. Bu kara istinaden 59 yeni anaokulunun ve 6950 yeni ana sınıfının açıldığı açıklandı. Ancak bu sınıflar için öğretmen ataması/görevlendirmesi yapılmadı.
Henüz oyun çağında olan 4-6 yaş arası çocuklarda soyut kavramlar gelişmediği için bu yaş çocuklara dini eğitim verilmesi, okul öncesi için gerekli öğretmen ataması/görevlendirmesi yapılmamasının bir sonucu olarak eğitimci niteliği taşımayan kişilerin eğitim kurumlarında görevlendirilmesi çocuklarımızın yaşamında telafisi olmayacak sonuçlar doğuracak olması bilimsel bir gerçekliktir. 4-6 yaş arası çocuklara verilecek din eğitimi pedagoji bilimiyle, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ”Çocuğun üstün yararı” ilkesiyle çeliştiği gibi laiklik ve bilimsellik ilkelerine de aykırıdır. Yapılmaya çalışılan çocuk hakkı ve eğitim hakkı ihlalidir.
Tüm çocuklar için ücretsiz, laik, bilimsel okul öncesi eğitim bir an önce yaşama geçirilmeli; yeterli okul öncesi öğretmeni ataması yapılmalı, 4-6 yaş arası çocuklar için din eğitimi uygulaması kaldırılmalıdır. Tüm velilerimizi ve yurttaşlarımızı imza kampanyamıza desteğe davet ediyoruz.”
ALEVİLER ÖNCÜLÜĞÜNDE DE 3 MART’A KADAR İMZA KAMPANYASI YÜRÜTÜLDÜ
Bu arada Demokrasi Konferansı bileşenlerinden Aleviler öncülüğünde de, ana sınıflarına din eğitimi getirilmemesi için 28 Aralık 2021’de imza ve farkındalık kampanyası başlatılmıştı. Kampanya kapsamında 27 Şubat’ta İstanbul Kadıköy başta olmak üzere pek çok kentte ‘Demokrasi ve Laiklik Buluşması’ gerçekleştirilerek, zorunlu din derslerinin kaldırılması istenmiş, ana sınıfına din dersi tavsiye kararının geri çekilmesi istenmişti. 3 Mart’ta sona eren kampanya, farklı şekillerde devam ettirilecek.
PİRHA – Eğitim-Sen üyeleri, yaptığı basın açıklamasıyla Ankara başta olmak üzere tüm büyükşehirlerde yüz yüze eğitim için gerekli hijyen koşullarının sağlanmadığını ve önlemlerin alınmadığını belirterek, “Okullarda gerekli önlemleri aldık” sözünün doğru olmadığını dile getirdi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri sendikası (Eğitim-Sen) Ankara Şubeleri, Ankara Tabipler Odası,(ATO), Eğitimciler Derneği (EĞİT DER), Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER) ve Tüm Öğrenci Veliler Dayanışma Derneği (ÖV-DER), 6 Eylül’de başlanacak olan yüz yüze eğitime ilişkin alınması gereken tedbirlere dair basın açıklaması düzenledi.
Eğitim-Sen Ankara 5 Nolu Şube binası önünde yapılan açıklamada, “Kesintisiz yüz yüze eğitim için, ek derslik üretilsin, yeterli öğretmen ve destek personel ataması yapılsın, ek bütçe ayrılsın” yazılı pankart taşındı.
Yapılan açıklamada konuşan ATO Başkanı Dr. Ali Karakoç “Tüm eğitimcilerin ve eğitim alanında çalışan bütün emekçilerinin aşılanması gerekir. Yapılan bilimsel açıklamalarda, 12 yaş ve üzeri çocukların en az yetişkinler kadar virüsü bulaştırabildiğini bu nedenle 12 yaşından büyük öğrencilerin aşılanmalarının yapılması gerekiyor” dedi.
“GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMADI”
Ardından ortak açıklamayı Eğitim-Sen 3 Nolu Şube Başkanı Cemal Erdoğan yaptı. Okulların açılması için ciddi ve kapsayıcı tedbirlerin alınması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in “Okullarda gerekli önlemleri aldık” sözünü hatırlatarak, ‘’Türkiye çapında okulların önemli bir bölümünün salgın koşullarına uygun hale getirilmediği, gerekli altyapı hazırlıklarının yapılmadığı biz eğitim emekçileri tarafından tespit edilmiştir. Ankara başta olmak üzere tüm büyükşehirlerin nüfus yoğunluğu fazla olan ilçe ve mahallelerinde sınıfların salgın öncesine göre çok daha fazla kalabalık olduğu eğitim emekçileri tarafından tespit edilmiştir. Derslik sayıları yetersiz olduğu için sınıf mevcutları 40’ın üzerine çıkmaktadır” bilgilerini paylaştı.
“YETERLİ BÜTÇE AYRILMADI”
Okullara gerekli ödeneğin gönderilmediğini belirten Erdoğan ‘’Eğitimin bütün yükü öğrenci velilerinin üzerine yıkılmaya başlanmış, kayıt parası başta olmak üzere, velilerden sıvı sabundan, deterjana kadar çeşitli adlar altında para toplanmaya başlanmıştır. Geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2021/2022 eğitim öğretim yılı başında da okullarda temizliği sağlayacak personel eksikliği sorunu devam etmektedir. Uzun süredir İŞKUR personeli üzerinden sağlanan personel ihtiyacı hala karşılanmamıştır. 5-6 katlı okullarda kadrolu sadece 1 yardımcı personel bulunmakta ya da hiç yoktur” ifadelerini kullandı.
“SORUNLAR DERHAL ÇÖZÜLMELİDİR”
Erdoğan, okulların açılması için alınması gereken tedbirleri şöyle sıraladı: “Kalabalık sınıflar mutlaka seyreltilmelidir. Sınıfların havalandırılması için kış aylarını da dikkate alan bir pencere sistemi tüm sınıflarda hayata geçirilmelidir. Okullara yeteri kadar kaynak ayırmalıdır. MEB’i ek öğretmen atamaları konusunda bir an önce açıklama yapmaya çağırıyoruz. MEB süreci başta TTB olmak üzere, eğitim örgütleri, sendikalar ve veliler ile sürekli iletişim halinde yürütmelidir. Eğitim bileşenleriyle bölgesel planlamalar yapılıp ihtiyaç olmayan imam hatip okulları anadolu liselerine dönüştürülerek sınıf kapasitesi sorunu derhal çözülmelidir.”
Açıklama, “Parasız eğitim, parasız sağlık istiyoruz”, “sermayeye değil eğitime bütçe” sloganlarıyla son buldu.
PİRHA- Öğrenci Veli Derneği Karşıyaka Şubesi, yüz yüze eğitimin devamlılığının sağlanması ve gerekli önlemlerin alınmasını için taleplerin yer aldığı dilekçeleri Milli Eğitim Bakanlığı’na, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile okul müdürlüklerine teslim edilmek üzere yurttaşlara dağıttı.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Karşıyaka Şubesi, yüz yüze eğitim için Karşıyaka Çarşısı’nda İl-İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile okul müdürlüklerine teslim edilmek üzere örnek dilekçeler dağıtarak, ilgili kurumlara göndermek üzere taleplerinin yer aldığı maddelerin olduğu metin için imza standı açtı.
Okullarda yüz yüze eğitimin devamlılığının sağlanması ve gerekli önlemlerin alınması için açıklan stantta konuşan Veli-Der Karşıyaka Şube Başkanı Turgut Aydın, okulların açık tutulması için taleplerini şu şekilde sıraladı:
“-Yüz yüze eğitim ve telafi eğitimi için acilen ek bütçe ayrılmalıdır.
-Yeterli öğretmen ataması yapılmalıdır.
-Aşılama yaygınlaştırılmalıdır.
-Yeterli ek derslik sağlanmalıdır.
-Tüm eğitim kurumlarında gerekli fiziksel koşullar sağlanmalıdır.
-Okulların çevrimiçi platformlarında yapılan hazırlıklar, alınan önlemler düzenli bir şekilde paylaşılmalıdır.
-Eğitim alanında alınacak tüm kararlar alanın özneleri ile birlikte kararlaştırılmalıdır.”
PİRHA- İzmir’in Bayraklı ilçesine bağlı Onur Mahallesi’nde bulunan Milli İrade Ortaokulu kampüsüne imam hatip sınıfları açılmasını protesto eden velilerin başlattığı imza kampanyası 5. gününde Karşıyaka çarşısında devam ediyor. Laik ve bilimsel eğitim istediklerinin altını çizen veliler şu ana kadar 2 binin üzerinde imza topladı.
Haberin Videosu
İzmir’in Bayraklı ilçesine bağlı Onur Mahallesi’nde bulunan Milli İrade Ortaokulu kampüsü içerisinde imam hatip sınıflarının açılması ile ikili eğitime geçilmesine karşı olan veliler Karşıyaka’da imza kampanyası başlattı. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) öncülüğünde başlatılan ve 5’inci gününe giren imza kampanyasına yurttaşlar yoğun ilgi gösterdi.
“Okuluma dokunma”, “Yeterli koşullarda tam gün eğitim istiyoruz”, ve “Yuva içinde yuva, okul içinde okul olmaz” dövizlerinin taşındığı imza kampanyası standında veliler yaşadıkları sorunlara dair yurttaşları bilgilendirdi.
“İMAM HATİP DAYATMASINI KALDIRACAĞIZ”
İmza kampanyasına ilk günden bu yana destekveren Veli-Der Karşıyaka Şube Başkanı Turgut Aydın, velilerin kararlılığı ile Milli İrade Ortaokulu’ndaki imam hatip dayatmasını ortadan kaldıracaklarını vurguladı. Aydın, “Milli İrade Ortaokulu bünyesinde oluşturulmaya çalışılan imam hatip sınıflarını protesto amaçlı yapılan basın açıklaması sonrasında imza kampanyası başlatıldı. Bu kampanyanın beşinci günü. Veliler Karşıyaka çarşısında 2 gündür imza kampanyasına destek topluyorlar. Büyük bir destek de almış durumdalar. 3 saat içerisinde binin üzerinde imza toplandı. Bu şekilde gider ise 10 bini geçecektir. Velilerin kararlığı ile biz Milli İrade Ortaokulu’nda oluşturulmaya çalışılan imam hatip dayatmasını ortadan kaldıracağız” diye konuştu.
“DİRENECEĞİZ, DEVAM EDECEĞİZ”
Öğrenci velisi Filiz Güneş ise bu dayatmaya direneceklerini söyledi. İmam hatip dayatmasının ortadan kalkması için ellerinden geleni yapacaklarını dile getiren Güneş, “Veliler olarak imza kampanyası başlattık. Dünden beri buradayız ve tepkiler çok güzel. 2 bine yakın imza topladık. Okulumuzda imam hatip istemiyoruz. Direneceğiz, devam edeceğiz. Ne zaman ki okulumuzdan gidecekler o zaman mutlu olacağız. Çocuklarımız için nereye kadar gidecekse oraya kadar gideceğiz. Hiç kimse imam hatip istemiyor. ‘İmam hatip açana kadar sanat okulu açsınlar’ diyorlar. İnsanlar laik ve bilimsel eğitim istiyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Karşıyaka Şubesi 2018-2019 öğretim yılının sona ermesi ile birlikte bir basın açıklamasıyla Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) karne verdi.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Karşıyaka Şubesi, öğretim yılının sona ermesi nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı’na karne verdi.
MEB’e verilen karnede ‘Kadrolaşma, Baskı ve Şiddet’ ile ‘Eğitimin Dinselleştirilmesi ve Ticarileştirilmesi’ne 100 tam puan verdi. Diğer bütün derslere ise sıfır puan verildi.
Karşıya İskelede düzenlenen basın toplantısında konuşan Veli-Der Karşıyaka Şube Başkanı Turgut Aydın, kimi öğrencilerin başarısızlık nedeniyle üzüntülü olduğunu kaydederek, “Üzüntülü çocuklarımıza sesleniyoruz. Başarısızlığın aslında senin başarısızlığın değil, eğitim sisteminizin başarısızlığıdır” dedi.
KARNENİ GÖSTER KİTABINI AL
Veli-Der Karşıyaka Şubesi ayrıca öğrencilere karne hediyesi olarak 450 kitap dağıttı. Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Şair Eşref İlkokulu’nda yapılan kitap dağıtımına öğrenciler büyük ilgi gösterdi.
PİRHA- Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından açıklanan yeni ortaöğretim modelini değerlendiren Öğrenci Veli Derneği Veli-Der Karşıyaka Şube Başkan Yardımcısı Yusuf Çakır, “Bu yapılanların amacı aslında toplumu gericileştirmek, yurttaş bilincini ortadan kaldırıp kul bilincini sağlayacak nitelikte insanlar yetiştirmek” dedi.
Yeni modelde, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin her sınıfta 2 saat zorunlu olacak olmasını eleştiren Veli-Der Karşıyaka Şube Başkan Yardımcısı Yusuf Çakır, bu eğitim sistemi ile Sünni mezhebinin dayatıldığı vurguladı. Anayasa Mahkemesi’nin ‘zorunlu din dersi olamaz’ kararı ile anayasada yer alan din ve vicdan özgürlüğüne aykırı hareket edildiğine dikkat çeken Çakır, bir an önce bu dayatmadan vazgeçilmesi gerektiğini söyledi.
“AMAÇ KUL NİTELİĞİNDE İNSAN YARATMAK”
Çakır, getirilmek istenilen sistemle eğitimde ticarileşmenin kapısının sonuna kadar açılacağına dikkat çekerek, iktidarın kendi ideolojisi doğrultusunda eğitimde değişikliklere gittiğini kaydetti. Birçok dersin seçmeli hale getirildiğini ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin halen zorunluluğunu koruduğunu söyleyen Yusuf Çakır şunları ifade etti:
“Burada kredili sisteme dönüş var. Bu kredili sistem aslında yeni değil. 90’ların ortasında uygulandı ve zararı görülerek kaldırıldı. Kredili sistemin en kötü tarafı da iyi okul kötü okul, nitelikli okul niteliksiz okul arasındaki makas farkının daha fazla açılması. Bu ara açıldıkça da sınavlar, kurslar, dershaneler derken eğitimde ticarileşme gündeme gelecek. Ders saatleri azaltıldı deniyor ama arkasındaki amaç çok farklı. Ders saatleri azaltılırken derslerin de alma biçimleri değişiyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri zorunluluğunu korurken matematik, fen bilimleri, sosyal bilimler, beden eğitimi, müzik gibi dersler ise zorunlu olmaktan çıkarılıyor. Bunlar ne istiyor, nasıl bir toplum, nasıl bir birey ve nasıl bir gelecek sorulara yanıt verdiğimizde gerçekler ortaya çıkıyor. Bu yapılanların amacı aslında toplumu gericileştirmek, yurttaş vatandaş bilincini ortadan kaldırıp kul bilincini sağlayacak nitelikte insanlar yetiştirmek.”
“EĞİTİM SİSTEMİ SÜNNİ MEZHEBİNE HİZMET EDİYOR”
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ile tek bir inancın tek bir mezhebine hizmet edildiğinin bunun da eğitim sistemine zorunlu olarak dayatıldığının altını çizen Çakır, din dersi zorunlu olamaz kararına rağmen bunun daha da katmerleşerek devam ettiğine dikkat çekti. Zorunlu din derslerini asla kabul etmeyeceklerini ifade eden Yusuf Çakır şöyle devam etti:
“Dersin adı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ama isme bakmamak lazım. Bu dersin altında Sünni mezhebi dayatılıyor. Bu ders savunulurken de kötü bir yanı yok bu dinler tarihi olarak düşünüldü diyorlar. Düpedüz Sünni anlayışın dayatması olarak gündeme geliyor. Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ‘zorunlu din dersi olamaz’ kararına rağmen uygulanıyor. Bu da bizim anayasamızdaki din ve vicdan hürriyetine aykırı olmuş oluyor. Dayatmacı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Veliler istemediği sürece bu dersi aldırmamak için mücadele etsin diyoruz. Bunun da yolu birlikte mücadeleden geçiyor. Örgütlü ve birlikte mücadele verilirse kazanırız.”
“ZORUNLU DİN DERSİ ALEVİLER KADAR SÜNNİLERİ DE İLGİLENDİRİYOR”
Çakır bu proje ve dayatmalara karşı ortak mücadele çağrısında bulunarak sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Zorunlu din dersi toplumumuzda Alevileri ilgilendiren bir konu gibiymiş görünmesine rağmen Alevilerden çok Sünnileri de ilgilendiriyor. Zorla bu dersler veriliyor. Şu anda mahalle aralarındaki kreşler, camilerde ise anaokulları açılmaya başlandı. Küçücük çocuklarımızın beyinleri yıkanmakta. Onlara kendi ideolojileri aşılanmakta. Onun için mutlaka mücadele etmeliyiz.”
PİRHA- Öğrenci Veli Derneği Karşıyaka Şubesi, Karşıyaka’da bulunan Şehit Ahmet Oruç Ortaokulu’nda seminer bahanesiyle AKP flama ve bayraklarının asılmasına tepki göstererek suç duyurusunda bulundu.
İzmir Karşıyaka Şehit Ahmet Oruç Ortaokulu’nda ders saatleri içerisinde “Finansal Okur Yazarlık Eğitimi” başlıklı seminer bahane edilerek okulun AKP flamaları ve bayraklarıyla donatılmasına ilişkin Öğrenci Veli Derneği Karşıyaka Şubesi basın açıklaması yaparak suç duyurusunda bulundu.
“OKULLAR SİYASİ FAALİYET ALANINA ÇEVRİLDİ”
Açıklamayı Öğrenci Veli Derneği Karşıyaka Şube Başkanı Turgut Aydın okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“En sevdiğimiz varlıklarımız olan çocuklarımızın geleceği her şeyin üzerindedir. Çocuklarımızın psikolojik, fiziksel ve sosyal bakımdan sağlıklı, özgür düşünceli, temel hak ve özgürlüklere saygılı, ülkesine ve insanlığa yararlı bireyler olarak yetişmesi önemlidir. Bu nedenle okullar, çocuklarımızın eğitim öğretim faaliyetlerinin yanı sıra kültürel sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetlerinin de yürütüldüğü kurumlardır. Okullar başka amaçlarla kullanılamaz. Her ne ad ve konu altında olursa olsun, hele hele siyasi amaçlı çalışmalarda kesinlikle kullanılamaz. Ancak, özellikle yaşadığımız bu seçim döneminde, bir siyasi partinin, pedagoji bilimini ve velilerin hassasiyetlerini hiçe sayarak okulları siyasi faaliyetlerinin alanına çevirdiği; velilerin izni olmadan eğitim öğretim saatleri içerisinde öğrencileri siyasi etkinliklere götürdüğü sık sık basında yer almaktadır.
“ÇOCUKLARIMIZI İDEOLOJİLERİNE GÖRE ŞEKİLLENDİREMEZLER”
1 Mart Cuma günü saat 14.00’te, yani eğitim öğretim saatleri içerisinde, AKP Kadın Kollarının, Karşıyaka Örnekköy Mahallesi Şehit Ahmet Oruç Ortaokulu’nun konferans salonunda, salon içine ve çevresine AKP bayrak ve flamalarını asarak “Finansal Okur Yazarlık Eğitimleri” konulu seminer çalışması yapılmış; bu çalışma AKP Kadın Kollarının resmi twitter hesabında da paylaşılmıştır. Bir diğer örnek, 7 Mart Perşembe günü Bursa’da İl Milli Eğitim Müdürlüğünün organizasyonuyla, lise öğrencileri, velilerin izni alınmaksızın, ders saatleri içerisinde mitinge götürülmüştür.
Siyasi parti ve örgütlerin, çocuklar üzerinden bu tür faaliyetler yürütmesi, çocuklarımızın daha küçük yaşlarda politize olmasına ve birbirlerini rakip olarak görmesine sebep olacak, dolayısıyla onların sosyal ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyecektir. Hiçbir siyasi parti ve örgütün çocuklarımızı kendi ideolojilerine göre şekillendirmelerine hakları yoktur ve buna asla izin vermiyoruz.
“ÇOCUKLARIMIZI VE OKULLARIMIZI KORUYACAĞIZ”
Bu amaçla, yukarıda belirtilen tarihte ve adı geçen okulda vuku bulan olayın; Anayasa’nın 42. Maddesine, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na ve Türk Ceza Kanunu’nun 112. Maddesine göre suç oluşturduğu düşüncesiyle bir grup veli olarak Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuyoruz. Hangi siyasi parti, örgüt, dernek, vakıf, tarikat ve cemaat olursanız olun, siyasi çıkarlarınız ve ideolojileriniz için çocuklarımızı kullanmayın ve ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin. Veliler olarak buradan bir kez daha sesleniyoruz; çocuklarımızı ve okullarımızı
size karşı kararlılıkla korumaya devam edeceğiz.