Etiket: öğretim

  • Adıyaman’daki okullarda 3’lü eğitim veriliyor-VİDEO

    Adıyaman’daki okullarda 3’lü eğitim veriliyor-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’da depremin üzerinden 7 ay geçmesine karşın sorunların artarak devam ettiğini belirten Eğitim-Sen Adıyaman Şube Başkanı Abdullah Demir, öğrencilerin farklı ve birleştirilmiş okullarda üçlü eğitime başladığının altını çizdi.

    6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği kentlerin başında gelen Adıyaman’da yaşam yeniden kurulmaya çalışılırken, iktidarın 8 aylık pratiği tepki topluyor.

    Ağır hasarlı binaların kaldırılma işlemleri toz bulutlarına yol açarken, halkın sağlığını da olumsuz etkliyor. Barınma, eğitim, sağlık alanında sorunlar büyürken, kışın yaklaşması yurttaşlardaki endişeyi arttırıyor.

    Eylül ayı itibariyle ders zili tüm Türkiye’de çalarken, depremin vurduğu kentlerde eğitimde yaşanan sıkıntılar daha da büyüyor.

    Eğitim-Sen Adıyaman Şube Başkanı Abdullah Demir, Adıyaman’da depremin üzerinden 7 ay geçmesine karşın sorunların artarak devam ettiğini belirterek, eğitimde yaşanan sorunlara dair değerlendirme bulundu.

    “EĞİTİMDE CİDDİ SIKINTI YAŞANIYOR”

    Deprem’de 180’e yakın öğretmen, 2000’e yakında öğrenciyi kaybettiklerini ifade eden Demir, okulların yarısından fazlasının yıkıldığını yada hasar aldığını ve bundan kaynaklı da eğitim-öğretimin ciddi manada aksadığını dile getirdi.

    Yeni eğitim-öğretimin başlamasıyla birlikte 22 okulun kendi yerlerinde eğitim yapamadığını tespit ettiklerini aktaran Demir, öğrencilerin farklı ve birleştirilmiş okullarda üçlü eğitime başladığının altını çizdi. Öğrencilerin ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kladıklarını söyleyen Demir, bunların başında ekonomik krizin geldiğini vurguladı.

    “UMUTSUZLUK GİDEREK YÜKSELİYOR”

    Okulların öenmli bir kısmının gerekli tedbirlerin alınmadan açıldığına dikkat çeken Demir, “Aynı zamanda öğrenciler ve öğretmenler psikolojik olarak sürece hazırlıklı değil. İktidar ‘kervan yolda dizilir’ mantığıyla hareket ediyor. Herhangibir hazırlık yapmadan yol alıyor. Bu da ciddi sorunları beraberinde getiriyor. Veliler tedirgin bir şekilde çocukları okullara gönderiyor. Bu tür afet durumlarında devletin ne kadar hazırlıksız olduğunu gördük. 3 ay öncesinde insanlar daha umutluydu ama şimdi umutsuzluk giderek yükseliyor” dedi.

    “ADIYAMAN’DA KİRALANACAK EV YOK

    Eğitim emekçilerinin deprem bölgesinde barınma sorunu sürdüğüne işaret eden Demir, “Çünkü Adıyaman’da kiralanacak ev yok. Kalıcı prefabrik konutlarının yapılması gerekiyor. Yapılması planların konutların ihtiyacı karşılayacak düzeyde. Kurumlarda muhattap bulamıyoruz” diye konuştu.

    Geride kalan 7 aya rağmen sorunların devam ettiğini dile getiren Demir, dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundu.

    Kamil Murat DEMİR-Cebrail ARSLAN/ADIYAMAN

     

  • PSAKD zorunlu din derslerine yönelik okullara verilecek dilekçe örneğini paylaştı

    PSAKD zorunlu din derslerine yönelik okullara verilecek dilekçe örneğini paylaştı

    PİRHA-2022-2023 eğitim ve öğretim yılının başlamasına az bir süre kalırken, PSAKD Genel Merkezi yaptığı bir açıklama ile zorunlu din derslerine yönelik okullara verilecek dilekçe örneğini paylaştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi 2022-2023 eğitim ve öğretim yılı öncesi yaptığı bir duyuru ile zorunlu din derslerine yönelik okullara verilecek dilekçe örneğini paylaştı. PSAKD paylaşımında “Her çocuğun bilimsel, anadilde, laik, eşit ve parasız eğitim hakkı vardır. Din dersleri laik bir ülkede zorla verilemez kabul etmiyoruz! Zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik ilk adım okullara verilecek dilekçedir” ifadelerini kullandı. 

    Açıklamada ayrıca okula verilmek üzere hazırlanacak dilekçenin de bir örneğine yer verildi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Veli-Der: MEB, yaşanan sorunları krize dönüştürmüştür

    Veli-Der: MEB, yaşanan sorunları krize dönüştürmüştür

    PİRHA-Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 2021-2022 eğitim öğretim yılına ilişkin yaptığı açıklamada iktidarın eğitim politikalarını eleştirirken, “Milli Eğitim Bakanlığı; yaşadığımız bu sorunlara, eğitimin bileşenleriyle (eğitim sendikaları, eğitim dernekleri, veli dernekleri, eğitim bilimcileriyle) birlikte ortak akılla çözüm üretmek yerine, her zaman yaptığı gibi “en doğrusunu ben bilirim” mantığı ile hareket ederek yaşanan sorunları krize dönüştürmüştür” ifadelerini kullandı.

    Bugün itibarıyla sona eren 2021-2022 eğitim öğretim yılına ilişkin bir açıklama yapan Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), açıklamasında eğitim sisteminden kaynaklı sorunlara değindi. Veli-Der tarafından yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

    “Hepimizin bildiği gibi eğitimin kronikleşmiş sorunları, pandemi sürecinde daha da derinleşmiştir. 2021-2022 eğitim öğretim yılına bu derinleşen sorunlarla başlanmış, yıl içerisinde bunlara yenileri eklenmiştir. Geride bıraktığımız eğitim öğretim yılına genel olarak baktığımızda, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle yoksulluğun toplumun tüm kesimlerinde (işçi, çiftçi, esnaf, memur…) derinleştiğini ve bunun eğitime olumsuz yansımalarını görüyoruz. Anne babalar çocuklarına harçlık verememekte, beslenme çantalarına bir dilim ekmekten başka bir şey koyamamaktadırlar.

    Çocuklarımız kantinlerde 2,5 ila 4 TL aralığında olan 500 ml suyu alamadığı için su ihtiyaçlarını sağlıksız olan tuvalet çeşmelerinden karşılamaktadır.Yetersiz ve dengesiz beslenmeleri nedeniyle çocuklarımızda algı düşüklüğü, bilişsel yetilerinde gerileme, fiziksel gelişimlerinde yavaşlama, kansızlık gibi birçok sağlık sorunları yaşamaktadırlar. Biz veliler olarak, merkezi yönetimden çocuklarımıza ücretsiz öğle yemeği ve okulda kaldığı süre boyunca sağlıklı su verilmesini talep ediyoruz.

    “KÖY OKULLARI AÇILMALI, TAŞIMALI EĞİTİME SON VERİLMELİDİR”

    Çocuklarımız, eğitim sistemimizden kaynaklı olarak evlerinden uzak bölgelerde okula gitmek zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla eğitime ulaşabilmek için servis kullanmak zorundadırlar. Servis araçlarının denetimsizliği ve servis şoförlerinin eğitimsizliği kazalara yol açmakta ve çocuklarımızın yaşamlarına mâl olmaktadır. Geride bıraktığımız eğitim öğretim yılı bunun acı örnekleriyle doludur. Konuyla ilgili, veliler olarak, eğitim hakkının bir parçası olan okula ulaşım ücretsiz olmasını, servis araçlarının bakımlı ve en fazla 5 yıllık araçlar olmasını, araç içi güvenlik önlemlerinin alınmasını, servis şoförlerinin eğitimli olmasını ve en önemlisi sıkı bir denetim mekanizması olmasını ısrarla talep ediyoruz.

    Köyde yaşayan çocuklarımızın okullaşma oranının düşmesinde en önemli uygulama taşımalı eğitimdir. Köy okulları açılmalı ve taşımalı eğitime son verilmelidir. Depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle yıkılan okulların çok uzun zamandır yapılmadığını görüyoruz. Bunun gerekçesi olarak ödeneksizlik nedeniyle ihalelerin iptal edildiği duyumlarını alıyoruz. Ancak diğer taraftan Maarif Vakfına 2 Milyar Liranın da Bakanlık bütçesinden aktarıldığını biliyoruz. Öncelikli olan çocuklarımızın eğitimi, geleceğidir; hiçbir şey bunun önüne geçmemelidir. Bakanlığın farklı tercihleri nedeniyle, yıkılan okullar uzun zamandır yapılmadığından başka okullarla birleştirilmiş, dolayısıyla sınıf mevcutları artmış ve ikili eğitim uygulamasına geçilmiştir. Bu durum hem öğrenciler, hem öğretmenler, hem de okul yönetimlerini sıkıntıya sokmaktadır.

    “YURTLARDA KALAN ÇOCUKLARIMIZ DEVLETE EMANETTİR”

    Eğitim öğretim faaliyetlerini yürütmek devletin asli görevidir. Devlet bu görevini Milli Eğitim Bakanlığı aracılığı ile yerine getirir ve bu görevini hiçbir kuruma, dini/siyasi yapıya ve kişilere devredemez; devredilmesi eğitim öğretim birliği yasasını ihlaldir. Oysa Bakanlık müfredatın içeriğinin yeniden oluşturulmasından, ailesinden uzakta eğitim gören çocukların barınma sorununa kadar eğitimin her alanında dini yapılarla iş birliği halindedir. Tarikat, cemaat ve dini vakıflarla yapılan protokoller gereği; eğitim formasyonu olmayan, eğitim bilimine uzak kişiler okullarda çocuklarımızın beyinlerini yıkamaya çalışmaktadır.

    Birçok çocuğumuz, özellikle üniversite öğrencileri ailesinden uzakta, farklı şehirlerde eğitim görmektedir. Çocuklarımızın barınma sorununa özellikle kayıtsız kalan Bakanlık, onlara dini yapıların yurtlarından başka seçenek bırakılmamaktadır. Devlet yurtları da dini yapıların yurtlarından farklı değildir. Bu yurtlar da dini yapılara terk edilmiştir. Son zamanlarda bu yurtlarda, intiharlar, şüpheli ölüm olayları artmıştır. Bu yıl içerisinde Türkiye genelinde 136 intihar ve şüpheli ölüm olayı yaşanmıştır. Sadece son iki ayda Antalya’da bir Üniversite yurdunda 4 öğrencinin intihar ettiği iddiası basında yer aldı. Yurtlarda kalan çocuklarımız devlete emanettir, bu sorumluluğun da Bakanlığa ait olduğunu Sayın Bakan’a Hatırlatmak isteriz.

    Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak gibi bir hedefi olan ülkenin, bu hedefe ulaşmasının yegâne yolu laik, bilimsel, kamusal, parasız eğitimdir. Ancak görüyoruz ki, eğitim bilimine aykırı olduğu halde zorunlu din eğitimi ana sınıfları seviyesine kadar indirildi. Mesleki ve teknik eğitimi iyileştirme adı altında hayata geçirilen MESEM projesiyle çocuk emeğinin sömürülmesi yasal hale getirilerek meşrulaştırılmaktadır. Bu projeyle asıl amaçlanan, çocuklarımıza mesleki ve teknik eğitim vererek onlara meslek edindirmek, iş güç sahibi yapmak değil, çocuk emeğinin sömürülmesinin önünü açarak sermayeye ucuz işgücü sağlamaktır.

    “MEB, YAŞANAN SORUNLARI KRİZE DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR”

    Değerli Basın, Değerli Kamuoyu;

    Geride bıraktığımız eğitim öğretim yılında yaşadığımız sorunlara şöyle bir değinerek sizlerle paylaşmak istedik. Milli Eğitim Bakanlığı; yaşadığımız bu sorunlara, eğitimin bileşenleriyle (eğitim sendikaları, eğitim dernekleri, veli dernekleri, eğitim bilimcileriyle) birlikte ortak akılla çözüm üretmek yerine, her zaman yaptığı gibi “en doğrusunu ben bilirim” mantığı ile hareket ederek yaşanan sorunları krize dönüştürmüştür. Bunun doğal sonucu olarak çocuklarımızda fiziksel, psikolojik, sosyal rahatsızlıklar görülmektedir.

    Bugün çocuklarımız karnelerini aldılar. Veli Der olarak bugün biz de Milli Eğitim Bakanlığına karne veriyoruz. Bu eğitim öğretim yılında karnemizi hazırlarken; Bakanlığın, eğitim öğretim yılı içerisinde, eğitimi hangi aşamaya getirdiği, icraatlarıyla çocuklarımıza kazandırdıkları ve kaybettirdikleriyle, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretebilme, sorunların yarattığı krizleri yönetebilme ve mesleki yetkinliği, yani eğitim konusundaki liyakatini kriter aldık.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Veli-Der: Devlet okullarında öğrencilere ücretsiz, sağlıklı su sağlanmalı-VİDEO

    Veli-Der: Devlet okullarında öğrencilere ücretsiz, sağlıklı su sağlanmalı-VİDEO

    PİRHA-“Sağlıklı bir yaşam için ücretsiz ve sağlıklı suya erişim her öğrencinin hakkıdır” başlıklı basın açıklaması yapan Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), suyun vazgeçilmez hayati bir kaynak olduğunu belirterek, öğrencilere ücretsiz, sağlıklı suyun sağlanması gerektiğini kaydetti.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İstanbul Kartal’daki binalarında “Sağlıklı bir yaşam için ücretsiz ve sağlıklı suya erişim her öğrencinin hakkıdır” başlıklı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada ekonomik krizin derinleştiğini kaydeden Veli-Der, durumun öğrenciler üzerindeki etkisine değindi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ülkemizde artan ekonomik krizin biz veliler ve özellikle okul çağındaki çocuklarımız üzerindeki etkisi gün geçtikçe ağırlaşmaktadır. Sağlıklı bir nesil yetiştirmekten çok uzakta olduğumuzu artık bilimsel ve istatiksel çalışmalar yapmadan da okulların içerisinde sadece gözlemler yaparak görmek mümkün. Önceki yıllarda kantinlerde sağlıklı besinlerin satılması için çaba sarf eden bizler, bu günlerde kantinlerden yiyecek içecek alamadığı için kantinlerin önlerinden bile geçemeyen çocukların sayısının çoğaldığına tanık olmaktayız.

    “SU VAZGEÇİLMEZ HAYATİ BİR KAYNAKTIR”

    Su, sağlıklı bir biçimde yaşamın sürdürülebilirliği için vazgeçilemez hayati bir kaynaktır. Ancak gerek kantin çalışanları gerekse veli ve öğretmen gözlemlerini bir araya getirdiğimizde çocuğun en temel haklarından biri olan suya erişimin de büyük bir çoğunluk için kolay ve mümkün olmadığını görmekteyiz. Edirne Şube’mizin gerçekleştirdiği Mayıs-2022 anket çalışmasına göre; en az 593 öğrencinin %55’e yakını suyunu evden götürmekte ( çantasında taşıyabileceği ağırlık en az 500 ml. – en fazla 1 lt ), % 35’i okul kantininden günde tek bir küçük şişe su alabilmektedir.

    Ankara 2,50 TL, Antalya 3,00 – 3,50 TL, Bursa 2,50 TL, Çanakkale 3,00 TL, Denizli 2,00 – 2,50 TL, Edirne 2,50 – 3,00 TL, Manisa 2,50 – 3,00 TL, İstanbul 2,50 – 4,00 TL, İzmir 2,50 – 3,00 TL, Kocaeli 2,00 TL. Bu rakamlar bazı illerimizin okul kantinlerindeki ortalama 500 ml. şişe su satış ücretleridir. Bu eğitim öğretim yılının başında ortalama satış rakamları ise 1,00 – 1,50 TL aralığındaydı. Bir öğrenci okul türüne bağlı olarak ortalama 6 ila 8 saat aralığında okulda bulunmaktadır. Büyükşehirlerde daha yoğun olmak üzere yolda geçen zaman da buna eklendiğinde evinden ayrı kaldığı zaman 10 saate kadar çıkabilmekte. Bu süre zarfında tüketilmesi gereken en az miktar ise hareketliliğin fazla olduğu bu yaş grupları için en az 1,5 litre olmalıdır*.

    Çocuklarımızın sağlıklı ücretsiz ve erişilebilir suya kavuşması için merkezi ve yerel yönetimlerin ortaklaşa çalışması beklenmekte bununla ilgili bir projenin hayata geçirilmesi acilen sağlanmalıdır. Edirne yerelinde (merkez, İlçeler ve bunlara bağlı köyler dahil) örnek bir çalışma başlatılmış olup, bütün okullara su sebilleri ile montaj sonrası teknik destek sağlanacağı açıklanmıştır. Proje Edirne Valiliği ile Belediyesi tarafından onaylanmıştır.

    “OKUL BAHÇELERİNDE SU İÇME ALANLARI OLMALIDIR”

    Merkezi yönetimin bu konuda (MEB) yaptığı en büyük hatalarından biri son yıllarda yapılan okul binalarında çocukların içmek için kullanacağı su muslukları için ayrı bir alan bulunmamasıdır. Suya ayıracak harçlığı olmayan çocuklar sağlıksız koşullarda tuvaletlerden su içmek zorunda bırakılmaktadır. Gerek okul içerisinde gerekse okul bahçelerinde su içme alanları olmalı, okul planlamaları buna uygun projelendirilmelidir.

    Ayrıca okulların su tesisatlarının da düzenli bakımı yapılmamakta, okula kadar gelen temiz su binanın içerisine girdiğinde içilebilme özelliğini kaybetmektedir. Okulların sorumluluğu ne kadar merkezi yönetimlerde olarak görünse de binalara kadar gelen suyun sağlıklı içilebilir olmasından yerel yönetimler sorumludur. Bunu sağlayamayan belediyelerin en az merkezi yönetimler kadar bu olumsuzlukta payları mevcuttur.

    2022-2023 eğitim-öğretim yılı başlamadan önceki yaz tatili süresince okullarımıza ücretsiz, ulaşılabilir sağlıklı suyun sağlanması (içilebilir şehir şebeke suyu varsa okul bahçelerine çeşmeler ve benzeri düzenekler kurulması, şehir şebeke suyu sağlıklı, içilebilir değilse; arıtma cihazlarının sağlanması veya doğrudan doğruya çocuklarımıza günlük 1,5 litre su verilmesi vb.) hususunda planlama ve çalışmalarının yapılmasını devletin tüm kurumlarından talep etmekteyiz.

    “ÜCRETSİZ SAĞLIKLI SU SAĞLANMALI”

    Çocuklarımızın sağlıklı yaşam hakkıyla ilgili basın açıklamamız sonrasında bağlı bulunduğumuz il/ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri, Valilik/Kaymakamlık ve belediyelerden görüşme taleplerimize olumlu yanıt veren kurumlarla görüşmelerimizi gerçekleştirip, sorunun vehametini onlarla da paylaşacağız. Yanıt vermeyen kurumlara ise dilekçelerimizle başvurumuzu yapacağız.

    Devlet okullarına ücretsiz sağlıklı suyun sağlanması konusundaki kararlılığımız nettir. Kurumların bu konudaki  hassasiyetleri ile bizlere geri dönüşlerinin ne olduğunu düzenli olarak basın ve kamuoyu ile paylaşacağımızın bilinmesini istiyoruz. Sürecin ısrarlı takipçisi olacağımızın da altını çiziyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Veli-Der’den birinci dönem raporu: Okul öncesi kuran kursu eğitim ve çocuk hakkı ihlalidir

    Veli-Der’den birinci dönem raporu: Okul öncesi kuran kursu eğitim ve çocuk hakkı ihlalidir

    PİRHA-2021-2022 Eğitim-Öğretim yılının bugün tamamlanan birinci dönemine dair bir rapor hazırlayan Veli-Der, salgın döneminde gerekli önlemlerin alınmadığını belirtti. 4-6 yaş grubundaki çocuklara verilmek istenen din eğitimine de tepki gösteren Veli-Der, raporunda “Çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normların da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir” ifadelerine yer verdi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılının bugün tamamlanan ilk dönemine ilişkin kaynaklarından aldığı verilere göre hazırladığı değerlendirme raporunu açıkladı. “Bir dönem bitti sorunlar bitmedi” başlıklı raporda Veli-Der, Covid-19 salgını sürecinde gerekli önlemlerin alınmadığını belirtirken, yapılan yüz yüze eğitimde en az 27 eğitimcinin hayatını kaybettiğini kaydetti.

    “SALGIN DÖNEMİNDE GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMADI”

    Sunulan raporda öne çıkan bilgiler şöyle:

    “Salgında yüz yüze eğitim salgın öncesi koşullarla açıldı ve sürdürüldü. Gerekli önlemler alınmadı. Öğrenci Veli Derneği olarak 6 Eylül’den beri ifade ediyoruz. Destek personelin takviyesi konusunda okullara bütçe gönderilmesi, dersliklerin havalandırılması, sınıfların seyreltilmesi, hijyen koşullarının iyileştirilmesi ve aşı oranlarının artırılmasına dair taleplerimiz vardı. Birçoğunun gerçekleşmediğini görüyoruz.

    Kış mevsimine girdik okulların cam ve kapıları doğal olarak kapalı tutulmakta, haliyle 30-40 kişilik dersliklerde yayılım daha hızlı olmakta. MEB verileri ile yalnızca yüz yüze eğitimin (Ocak ayı verilerini baz alırsak) bir gününde 1524 sınıfın karantinaya alınması bilgisi dahi verilerin şeffaf açıklanmamasına rağmen yaşanılan sorunların vahametini göstermektedir.

    2020-21 eğitim-öğretim yılında okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı %24,8 azalarak 1 milyon 225 bin 981 oldu. Zorunlu eğitim kapsamına alınması planlanan 5 yaşta ise okulöncesi eğitim net okullaşma oranı %71,2’den %56,9’a düştü.

    “LAİK, KAMUSAL, BİLİMSEL OKUL ÖNCESİ EĞİTİM HER ÇEOCUĞUN HAKKIDIR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı 2021 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu ile birlikte 5 yaşındaki çocukların okulöncesi eğitimin zorunlu eğitim çerçevesinde değerlendirilmesi için MEB’le görüşmelerin başlatıldığı açıklamaları yapıldı ve şuradan kararlar çıkartıldı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sağlanan Kuran kursu eğitiminin sunduğu eğitimin müfredatı, içeriği okulöncesi eğitim kapsamında değerlendirilmesi için gerekli koşulları sağlamamaktadır. Bu kurslarda görevli kişiler Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca saptanmış pedagojik formasyon ve yüksek öğretim kriterlerini taşımamaktadır. Ayrıca çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normların da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir.

    Örgün eğitim istatistiklerinde ‘’toplum temelli kurumlar’’, “Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş kurslar, belediyelerce açılan kreşler, derneklerce açılan kreşleri” kapsıyor. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı 2020 Yılı Faaliyet Raporu’nda 4-6 yaş grubuna yönelik kurslarda 181 bin 808 öğrencinin öğrenim gördüğü paylaşılmasına rağmen MEB istatistiklerine göre 2019-20 eğitim-öğretim yılında ‘’toplum temelli kurumlar’’da öğrenim gören öğrenci sayısı 113 bin 762’dir. Açıklanan resmi belgelerde dahi açıklanan veriler yaşanılan çocuk hakkı ihlallerinin boyutunu ortaya koymaktadır.

    EN AZ 700 BİN ÇOCUK ÖRGÜN EĞİTİM DIŞINA ÇIKTI

    Okullaşma oranlarında en ciddi düşüş okul öncesinde gerçekleşmiştir. 2020-2021 yılında 5 yaş grubunda kayıtlı öğrenci sayısı  %24,8 azalmıştır. 2020-2021 eğitim öğretim yılında Türkiye genelinde ilkokullarda 5 milyon 193 bin 546 çocuğun 143 bin 861’i örgün eğitim dışına çıktığı görülmüştür. Ortaokullarda ise Türkiye genelinde 5 milyon 153 bin 504 çocuğun yaklaşık 74 bin 726’sı örgün eğitimin dışına çıktığı, liselerde ise 4 milyon 948 bin 853 çocuğun 457 bin 274’ü örgün eğitimin dışında kaldığı görülmüştür.

    “EĞİTİMDE EŞİTSİZLİĞİN GELDİĞİ NOKTA ‘ÇOCUK İŞÇİLİĞİ’”

    Türkiye’de çalışan çocuklara dair güncel veriler TÜİK tarafından düzenlenen Çocuk İşgücü Anketi’ne dayanmaktadır. En son 2019’un son çeyreğinde düzenlenen ankete göre, 5-17 yaş arasındaki en az 720.000 çocuk çalıştırılmaktaydı. 15-17 yaş arasında çalıştırılan çocuk sayısı ise 574 bin idi. TÜİK verilerinin yaşanılan gerçekliği gizlemesi artık tüm kamuoyunun ortak bilgisi iken açıklanan sayılar eğitimin paralılaştırılmasının, eğitimde yaşanılan eşitsizliğin geldiği boyutun açık göstergesidir.

    “EĞİTİMİN ERİŞİLEBİLİR OLMASI TARTIŞILMAZ BİR HAKTIR”

    Açıklanan son verilerle Türkiye genelinde 1 milyon 172 bin 646 öğrenci taşımalı eğitimle eğitime ulaşmaya çalışmaktadır. Öğrencilerin %24,6’sı ilkokul, %37’si ortaokul ve %38,4’ü lise kademesinde eğitim almaktadır. Olağandışı koşullarda son yöntem olarak başvurulması gereken taşımalı eğitim rutin bir uygulama haline getirilmekte, servis yönetmeliğinde şirketlerin lehine yapılan düzenlemeler vb. nedenlerden kaynaklı çocuklarımız taşımalı eğitim sırasında yaşanan kazalarda hayatını kaybetmekte, eşitsiz koşullarda eğitim sürecine devam etmek zorunda kalmaktadır. Her çocuk için eğitime erişim en temel haktır.

    “TARİKAT YURTLARI KAMULAŞTIRILMALIDIR”

    Karaman’dan Aladağ’a, memleketin yüzlerce yerinde tarikat yurtlarında çocuklarımıza yaşatılan acılar daha sıcakken, buraları artık sadece dogmatik düşüncelerin çocukların zihinlerine boca edilerek hayatlarının çalındığı yerler değil, aynı zamanda fiziki ve psikolojik şiddetin , cinayetin, tecavüzün kısaca  her türlü vahşetin yaşandığı yerler haline gelmiştir.

    Muş’ta 12 yaşında bir çocuğumuzun Kuran kursunda tuvalet kapısında asılı olarak bulunması, Antalya’da yine bir tarikat yurdunda gencimizin boğazı kesilerek katledilmesi  ve son olarak Enes Kara’yı kaybetmemizle birlikte bir kez daha yüreğimiz parçalanmıştır. Eğitim kamusal bir haktır. Barınma hakkı da tüm çocuklarımızın en temel hakkıdır. Sosyal devlet ilkesinin temel gereği olarak ücretsiz sağlanmalıdır. Tüm tarikat yurtları ve özel yurtlar kapatılarak kamusallaştırılmalıdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • ADFE’den hükümete: Çocuklarımızın geleceğini size armağan etmeyeceğiz!

    ADFE’den hükümete: Çocuklarımızın geleceğini size armağan etmeyeceğiz!

    PİRHA- Okullar açılmadan önce yazılı bir açıklama yapan Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Türkiye’de ideolojik ve politik teoriler ve uygulamalarla içi boşaltılan bir eğitim sistemi olduğuna işaret ederek, gerici müfredatlar hazırlandığını hatırlattı. ADFE, “Çocuklarımızın geleceğini size armağan etmeyeceğiz” dedi. 

    Yeni eğitim-öğretim yılı açılırken, yazılı bir açıklama yapan Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), eğitimin içinin boşaltıldığını, tepeden inme eğitim sistemi içinde, aslında cemaatlerin finanse edilmesinin amaçlandığını belirterek uyarılarda bulundu.

    Türkiye’de ideolojik ve politik teoriler ve uygulamalarla içi boşaltılan bir eğitim sistemi olduğunu belirten ADFE, şu soruları sordu:

    “Yaygın eğitim seviyesinin sürekli iyileştirilmesi ve eğitim sisteminin sürekli teoriye göre değiştirilmesiyle (arka planda hedeflenen dini uygulamalar) sanki eğitimde reform yapılıyormuş havası yaratılmakta, eğitimin temel amacının “Erdem” ve “Zeka” olduğu bilinçli bir şekilde yok edilmektedir.
    Bizler, birkaç soruyla eğitim sistemini sorguladığımızda gerçeği net görebiliyoruz.
    – Çocuklarımıza okulda ne öğretiliyor?
    – Öğrendiklerinin gerçek yaşamda yeri var mı?
    – Alınan eğitimin, bilim, akıl ve sürdürdüğümüz hayat ile bir bağlantısı var mı?
    – Çocuklarımız uygulama farkındalıklarını artırabiliyorlar mı?
    – Aldığı teorik dersleri pratiğe dahil etme becerisine sahip olabiliyorlar mı?
    – Öğretilen bilgiler eğitim teknolojileri açısından öğrenme başarısını etkin kılıyor mu?
    – Öğretmenlere verilen kalıplaşmış soyut müfredat bilgileri neye yöneliktir?

    “ÇOCUKLARIN GERİCİLİĞE UYUMU İÇİN MÜFREDATLAR YAPILMAKTADIR”

    “İşte bu bir kaç soruyu kendimize sorduğumuzda, yanıtlarını bulamıyorsak ya da cevaplayamıyorsak, çocuklarımızın gelecekte anlamlı bir hayat sürdürebileceklerine dair net bir yaşam tablosu kafamızda oluşamıyor” diyen ADFE, “Tüm dünyada, başta bilgi teknolojileri, çağdaş ve modern bilim sürekli gelişirken, ülkemizde, içeriği her yıl gericilik zihniyeti ile zenginleştirilmiş, dindarlığın daha verimli olması ve çocuklarımızın gericiliğe uyumu için teşvik müfredatları yapılmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “CEMAATLERİN FİNANSE EDİLMESİ AMAÇLANIYOR”

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    Tepeden inme eğitim sistemi içinde, aslında cemaatlerin finanse edilmesi amaçlanmaktadır.
    Çünkü açılan okulların adı İmam-Hatip Lisesi, hepsi toplumun din ihtiyacını karşılıyormuş anlamı altında açılıyor ya da aileler çocuklarını İmam-Hatip liselerine göndermek için can atıyor gibi bir algıyla halka kabul ettiriliyor. Yani gericilik eğitimini, İmam Hatip Okulları yoluyla liselere yerleştiren AKP, önce okulları tek tipleştirmiş sonrasında, sorgulamayan, düşünemeyen biat eden bir gençlik hedeflemiştir.
    Ve ne yazık ki geldiğimiz nokta itibariyle muhafazakâr eğitim, dayatılan Ortaçağ uygulamaları çocuklarımızın geleceğini karartmıştır.

    “BU ZİHNİYETE DUR DEMEK GEREKİR”

    Bu eğitim sistemi içindeki İmam-Hatip okulları mesleki, ya da yüksek eğitimin eş değeri değildir. Bugün yaşadığımız sorunlar ve karmaşa bilimin gericilik eğitimi ile karıştırılmasıdır.
    Artık toplumun inançlarını kullanıp, bunu bahane ederek kendisi için ayrıcalık talep eden bu zihniyete dur demek gerekir.
    Bu eğitim sistemi baştan aşağıya yanlıştır. İmam Hatip Lisesi okuyan, bu zihniyetle meslek sahibi olan çocuklarımızın gelecekte ayrımcılık yapması doğaldır çünkü bu sistem, özgür kadına, özgür erkeğe ve özgür topluma karşı gericilik eğitimini referans almaktadır ve toplumu sınıf mücadelesinden koparmak isteyen, burjuva ideolojisi buna ses çıkartmamaktadır. Toplumu bölmek, bir birbirine düşman etmek için her zaman bir tarafı galeyana getirerek köle haline getirilen her toplum bireyi, bu suskunluğun sonucudur.

    “ÇOCUKLARIMIZ HÜKÜMETLERİN SİYASİ GELECEKLERİNİN TEMİNATI DEĞİLDİR”

    Sömürücü, soyguncu, hortumcu olan burjuvanın demokrasisi bugüne kadar sadece sistemi korudu.

    Bizler; inancımız gereği bireysel inanç özgürlüğü kişisel bir tercihtir diyoruz, devlet dinden elini çekmeli, eğitim sisteminde laiklik hakim kılınmalı ve demokrasinin daha iyi anlaşılması için, devlet; hak, hukuk ve adaletle toplumu yönetmelidir. Ve çocuklarımızın geleceği hükümetlerin siyasi ve politik geleceklerinin teminatı değildir.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • UNESCO: Dünyadaki öğrencilerin yalnızca dörtte biri uzaktan eğitime erişebiliyor

    UNESCO: Dünyadaki öğrencilerin yalnızca dörtte biri uzaktan eğitime erişebiliyor

    Dünyayı etkisi altına alan Coronavirus (Covid-19) salgınının çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini araştıran Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), okul çağındaki çocukların öğrenme yeterlilikleri, pandeminin okullardaki etkileri ve yaşanan aksaklıklarla ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı.

    UNESCO, yüz milyondan fazla çocuğun salgın nedeniyle temel okuma becerilerin geliştirmediğini, milyonlarca çocuğun temel eğitimlerinde yaşanan kesintiler yüzünden öğrenim kaybına uğradığını açıkladı. Dünyadaki öğrencilerin sadece dörtte birinin uzaktan eğitime erişebildiklerini saptayan UNESCO, salgınla birlikte küresel çapta eğitimde yaşanan kapanmalar, dijital sıkıntılar ve genel aksaklıklar yüzünden bir kuşağın felaketle karşı karşıya kaldığını kaydetti. Dünyada öğrenci nüfusunun üçte ikisinin okullarına gidemediği, çalışmada yer aldı.

    “20 YILLIK ÇABA YOK OLDU”

    UNESCO son araştırmasıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Temel okuma becerilerine sahip olmayan çocukların sayısı salgın öncesinde düşüş eğilimi göstermişti ve 2020’de 483 milyondan 460 milyona düşmesi bekleniyordu. Bunun yerine, salgının bir sonucu olarak, zor durumdaki çocukların sayısı 2020’de yüzde 20’den fazla artarak 584 milyona sıçradı ve son yirmi yılda eğitim alanında yaptığımız yoğun çalışmalar, tüm çabalarımız ve elde edilen kazanımlarımız yok oldu” dedi.

    “EĞİTİM ORTALAMA 25 HAFTA KESİNTİYE UĞRADI”

    UNESCO raporuna göre, salgının başlangıcından günümüze dünyada tam veya kısmi kapatmalar yüzünden okullardaki eğitim ortalama 25 hafta kesintiye uğradı. UNESCO, araştırmada elde ettikleri veriler çerçevesinde çocuklardaki öğrenim kayıplarının en fazla Latin Amerika ve Karayipler bölgesi ile Orta ve Güney Asya’da olduğunu öngördükleri kaydedildi.

    UNESCO ve BM Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) ortaklaşa gerçekleştirdiği anketin sonuçlarına göre, dünyadaki öğrencilerin sadece dörtte birinin uzaktan eğitimden yararlanabildiği ortaya çıktı.

    Rapora göre, dünya genelinde okulların şu anda çoğunlukla Afrika, Asya ve Avrupa’da yer alan 107 ülkede tamamen açık olduğunu ve okul öncesi ve ortaöğretime yaklaşık 400 milyon öğrencinin katıldığı belirtildi.

    Raporda, salgın nedeniyle 30 ülkedeki okulların kapalı olduğu, bu ülkelerdeki yaklaşık 165 milyon öğrencinin bu süreçte okullarına gidemediği belirtildi. Raporda, bazı ülkelerin de salgın nedeniyle okulları kısmen kapattığı, 70 ülkedeki okulların yer aldığı bazı bölgelerde ise kişisel katılımın azalmasına rağmen eğitimin sürdüğü kaydedildi. Raporda, küresel çapta salgın yüzünden toplam öğrenci sayısının neredeyse üçte ikisinin okullarına devam edemediği belirtildi.

    “BİR KUŞAK FELAKETLE KARŞI KARŞIYA”

    UNESCO yayınladığı kapsamlı rapordaki elde ettikleri veriler çerçevesinde, saptadıkları durumu potansiyel bir kuşak felaketi olarak adlandırdı.

    Bu durumla başa çıkabilmek için okulların yeniden açılmasının gerektiği vurgulanarak, “Bu felaket durumdan kurtulmak için okullar açık olmalı. Hepimiz hem öğrencilere hem de öğretmenlere destek vererek kapalı olan okulların yeniden açılmasını sağlamayız. Öğrencilerin okula gitmeme eğilimlerini önlemeliyiz. Okula gidemeyen öğrenciler için de dijital öğrenme araçlarının kullanımı ve sayısını hızlandırmalıyız” ifadesi kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der Başkanı: MEB kağıt üzerinde planlar dışında gerekli önemleri almadı

    Veli-Der Başkanı: MEB kağıt üzerinde planlar dışında gerekli önemleri almadı

    PİRHA – Okulların açılmasıyla birlikte velilerin endişeli olduklarını belirten Veli-Der Başkanı İlknur Kaya Bahadır, okullarda temizlik personelinin olmadığına dikkat çekti. Bahadır, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütün okullarda eşitliği sağlayacak şekilde temizlik ve hijyen planlaması yapması gerektiğini söyledi. 

    Koronavirüs vaka sayıları artarken okulların açılması ile ilgili endişe de sürüyor. Koronavirüs salgını nedeniyle 2020-2021 eğitim öğretim yılı 31 Ağustos’ta uzaktan eğitimle başladı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın takvimine göre yüz yüze eğitime ise bugün başlandı. Bilim insanları salgının ilk günlerinden bu yana okulların gerekli önlemler alınarak açılması gerektiğini vurguladı.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Genel Başkanı İlknur Kaya Bahadır da okulların açılmasıyla ilgili velilerin endişeli olduklarının altını çizdi.

    Yüz yüze eğitimin çok önemli olduğunu belirten Bahadır, uzaktan eğitimde çocukların yeterince eğitime ulaşamadığını, ulaşanların da aktif bir şekilde eğitime katılamadığını, katılım oranlarının çok düşük olduğunu söyledi.

    Okulların açılmasını olumlu bir adım olarak gördüklerini ancak okulların yeterince hazır olduğuna dair bütün velilerde büyük bir kaygının olduğunu söyleyen Bahadır, “Gerekli önlemler alındı mı? Çocuklarımız orada kaldığı sürece gerekli takipler yapılacak mı?” gibi kaygılarının  olduğunu ve okullar açıldığında bütün velilerin okullarda olacaklarını söyledi.

    “ÇOCUKLAR KANTROLSÜZ BİR ŞEKİLDE DIŞARIDAYDI”

    Çocukların okullar kapalı olduğu süre içinde sokağa çıkma yasakları dışındaki zamanlarda çoğunlukla kontrolsüz bir şekilde dışarılarda olduklarını kaydeden Bahadır, çocukların okulda olmaları veliler açısından ‘nerede olduğunu biliyoruz ve başında eğitimli büyükleri var, onları sürekli uyaracaklar’ diye kısmi bir rahatlama halinin olduğunu söyledi.

    İlknur Kaya Bahadır, okuldan beklentilerini şöyle anlattı:

    “Bu anlamda okuldan beklediğimiz; birincisi, çocukların bir yerde ve kontrollü bir şekilde bulunduğuna dair. Eğitimin aktif bir şekilde olması nedeniyle çocukların kaybedecekleri zamanı telafi edeceklerini ve yeniden eğitim alanına bilinçli bir şekilde adapte olacaklarına dair bir beklentiniz var. En önemlisi de dezavantajlı grupların yani uzaktan eğitime ulaşamayan çocukların da en azından eşitsizliklerin bir nebze azaltıldığı bir ortamda olacağını düşünüyoruz.”

    “OKULLARDA TEMZLİK PERSONELİ YOK”

    İstanbul’da büyük bir salgın beklentisinin olacağını belirten Bahadır, birçok okulda temizlik personelinin olmadığını, öğretmenlerin ya da velilerin desteğiyle okulların temizlendiğini söyledi. Bahadır, MEB’in okular için gerekli bütçeyi ayırmadığını belirterek şunları söyledi:

    “İstanbul’da büyük bir salgın beklentisi var, bunlar da bizi korkutan şeyler. Umuyorum ki bu süre içinde okullar gerekli tedbirleri tam olarak almışlardır. Öğretmenlerden edindiğimiz bilgiler, okul aile birliklerinden edindiğimiz bilgiler, velilerden para toplandığı, velilerden toplanan paralarla okulların finanse edilmeye çalışıldığı, birçok yerde temizlik personeli görevde olmadığı için sınıfları öğretmenlerin temizlemeye çalıştığı, yer yer velilerin desteği ile temizlendiğini biliyoruz. Belediyelerin yapabildikleri kadar okulları dezenfekte etmeye çalıştıklarını biliyoruz. Bu anlamıyla aslında Milli Eğitim Bakanlığı’nın sadece fiziki olarak çocukları bir gün getireceğiz, iki gün getireceğiz gibi kağıt üzerinde planlar dışında gerekli bütçeyi ayırmadığını, gerekli desteği sağlamadığını görüyoruz. Bunlar da bizim çok temel eleştirilerimiz.

    “EN TEMEL TALEBİMİZ EĞİTİME BÜTÇE AYRILMASI”

    En temel talebimiz eğitime bütçe ayrılması. Neredeyse 2022 yılına kadar sürecek bir salgından bahsediyoruz. Bir kuşağın heba edilmemesi gerekir. Biz bireysel olarak çocuklarımız için kaygı duyuyoruz ama bunu toplumun tamamı için düşündüğümüzde ise toplumda bir kuşağın heba edilmesi gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bu yüzden de geleceği çok ilgilendiren bir konu eğitim. Sadece bireylerin sorunu değil, toplumun da sorunu. O yüzden gelecekte sorun yaşamamak adına topyekün elimizden gelenin yapılmasını, en başta devletin bunu yapmasını talep ediyoruz.”

    “BÜTÜN OKULLARDA HİJYEN VE TEMİZLİK PLANLAMASI YAPILMALI”

    MEB’in çok hızlı bir şekilde derslik sayısını arttırması, boş kalan yurtların kamu binalarının ne kadar derslik olabilecek bina varsa bunların dersliğe dönüştürülmesi gerektiğinin altını çizen İlknur Kaya Bahadır, bununla birlikte yeterli sayıda öğretmen atamalarının da yapılmasını talep etti.

    Bahadır, “Özellikle sosyo ekonomik durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının gittiği okullarda hijyen koşullarının sağlanmamasının çok ciddi bir problem olduğunu biliyoruz. Diğer yerlerde velilerden toplanan bağışlarla halletmeye çalışılıyor, ancak velilerden bağış toplayamayan okullarda durumun çok daha vahim olduğunu biliyoruz. Bu açıdan Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütün okullarda eşitliği sağlayacak şekilde temizlik ve hijyen planlamasının ve bunun sürdürülmesini istiyoruz” diye konuştu.

    “BÜTÜN BAKANLIKLAR ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI”

    Salgının kış aylarında yükselmesi ihtimaline karşı MEB’e uyarıda bulunan Bahadır, bu durumda da eğitime ulaşamayan 6 milyon civarında çocuk olduğunu, bu eşitsizliğin giderilmesi için sadece Milli Eğitim Bakanlığı değil, ilgili bütün bakanlıkların elini taşın altına koyması ve bu sürecin en sağlıklı ve en az zayiatla atlatmanın yolunun bulunması gerektiğini söyledi.

    PİRHA/İZMİR

  • Yeni eğitim-öğretim yılı uzaktan eğitimle başladı

    Yeni eğitim-öğretim yılı uzaktan eğitimle başladı

    Yeni eğitim- öğretim yılının açılışını yapan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “Uzaktan eğitim uygulaması 18 Eylül’e kadar sürecek. Yeni takvim için gerekli işlemler sürüyor” dedi.

    Yeni eğitim-öğretim yılı uzaktan eğitimle başladı. Açılışla ilgili açıklamalarda bulunan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “Uzaktan eğitimi ayın 18’ine kadar bu şekilde sürdüreceğiz” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Ankara Muazzez Karaçay İlkokulu’nda 2020-2021 eğitim-öğretim yılı açılışına katıldı. İlk ders zilini çalan Selçuk, açılış konuşmasında, “Bugün çok özel bir gün oldu. Ders programımız hazır. Bütün öğretmenlerime kolaylıklar diliyorum ve hayırlı olsun diyorum. Uzaktan eğitim uygulaması 18 Eylül’e kadar sürecek” dedi.

    Selçuk, “Çocuklarımız için hazırız. Yeni takvim için gerekli işlemler sürüyor. Öğretmenlerimiz farklı platformlardan da çocuklarla erişim sağlayabilir” ifadelerini kullandı.

    Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu ve Millî Eğitim Bakanlığı salgının durumuna göre yüz yüze eğitim takvimini kararlaştıracak. (HABER MERKEZİ)

  • Malatya Eğitim-Sen: Okullar kışla ve cezaevi haline getirildi-VİDEO

    Malatya Eğitim-Sen: Okullar kışla ve cezaevi haline getirildi-VİDEO

    PİRHA – Eğitim-Sen Malatya Şubesi, 2018-2019 eğitim öğretim yılında yaşanan temel sorunlara ilişkin açıklama yaptı. Siyasi iktidarın eğitim alanında ideolojik hedefleri doğrultusunda adım attığı kaydedilen açıklamada, 2018-2019 da da eğitim alanında yapısal sorunların devam ettiği belirtildi. 

    Eğitim-Sen, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında yaşanan sorunlara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı Eğitim-Sen Şube Başkanı Kazım Albayrak okudu.

    Siyasi iktidarın eğitim alanında kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda adımlar attığı ve eğitim alanında hayata geçirilen ‘piyasacı’ ve ‘dini eğitim’ merkezli uygulamalarını 2018-2019 eğitim öğretim yılında devam ettiğini belirten Albayrak, bu sorunların öğrenciler başta olmak üzere eğitim emekçilerini ve velileri derinden üzdüğünü söyledi.

    “VİZYON BELGESİ DAHA PİYASACI OLARAK YAPILANDI”

    ‘2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nin AKP’nin siyasal-ideolojik hedeflerine paralel olarak hazırlandığını belirten Albayrak, “Vizyon Belgesi kapsamında eğitim sisteminin bütün kademelerinin daha piyasacı ve ‘inanç merkezli’ olarak yeniden yapılandırılması, öğretmenlik meslek kanunu üzerinden öğretmenlik mesleğinin rekabet ve performans ekseninde iyice itibarsızlaştırılması, okul yöneticiliğinin ‘işletmeci’ bir anlayışla profesyonelleştirilmesi vb gibi gündemler, son olarak ortaöğretim sisteminde yapılan değişiklikler 2018-2019 eğitim öğretim yılında öne çıkan tartışma başlıklarını olmuştur” dedi.

    Eğitim sisteminin giderek toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzaklaştığı, dinsel içerikli bir hale geldiğinin kaydeden Kazım Albayrak, Eğitim sisteminde ve toplumsal yaşamda benimsenen tekçi anlayış, farklı inanç, kimlik ve mezhepleri yok saymayı sürdürdüğünü, laik, bilimsel ve anadilde eğitim konusundaki siciline devam ettiğini vurguladı.

    “SORUNLAR ÇÖZÜMSÜZ BIRAKILDI”

    Albayrak, eğitim yılında yaşanan niteliksiz eğitim hizmeti, eğitimi özelleştirme adımları, kalabalık sınıflar, karma eğitim karşıtı uygulamalar, taşımalı eğitim, fiziki altyapısı yetersiz okullar, okullarda öğrenciler arasında ve öğretmenlere yönelik şiddet, öğrencilerin MEB eliyle dini cemaat ve vakıfların siyasal istismarına açık hale getirilmesi, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik uygulaması, norm kadro ve tayinlerde yaşanan sorunlar, ataması yapılmayan öğretmenler vb gibi sorunların çözümsüz bırakıldığını belirtti.

    Eğitim sorununun halkın temel gündemini oluşturduğunu söyleyen Albayrak, çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanmadığı, çocuk yaşta evlenmenin önüne geçen adımların atıldığını söyledi.

    “OKULLAR FİLLEN KIŞLA VE CEZAEVİ HALİNE GETİRİLDİ”

    Albayrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanamamaktadır. Bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizlikler, anadilinde eğitim gibi en temel sorunlar iktidarın çözmek bir yana daha da derinleştirdiği temel sorunlar çözülmek bir yana daha da derinleşmiştir.

    Eğitimde siyasal kadrolaşma uygulamalarının yukarıdan aşağıya doğru organize bir şekilde gerçekleştirilmesi, okullarda yaşanan şiddetin artması, eğitim emekçilerine yönelik çeşitli saldırı ve tehditlerin (ihraç, açığa alma, sürgün vb) sürmesi gibi uygulamalar, tıpkı ülke genelinde olduğu gibi, okullarımızın ve üniversitelerin fiilen kışla ya da cezaevi haline getirilmesine neden olmuştur.”

    (HABER MERKEZİ)