Etiket: öğretmenlik

  • Eğitim-Sen: Öğretmenlik Meslek Kanunu tasarısı geri çekilmelidir!-VİDEO

    Eğitim-Sen: Öğretmenlik Meslek Kanunu tasarısı geri çekilmelidir!-VİDEO

    PİRHA- Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısı’na ilişkin birçok merkezde açıklama yapan Eğitim Sen, tasarının geri çekilmesini isteyerek, “Bir meslek kanunu hazırlanacaksa “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiye Kararı” temel alınmalı, sadece öğretmenlerin değil tüm eğitim emekçilerin hakları ve taleplerini güvence alına alan yeni bir düzenleme yapılmalıdır” dedi.

    MERSİN

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) üyeleri, Mersin’de açıklama yaparak, 31 Aralık 2021 tarihinde TBMM’ye sunulmasından bu yana eğitim emekçilerinin gündemini oluşturan Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısı, eğitim çalışanlarının ve sendikaların tamamına yakınının eleştirilerine rağmen bugün TBMM Genel Kurulu gündemine getirilmesini protesto etti.

    Mersin Eğitim-Sen Yürütme Kurulu adına Şube Sekreteri Semih Gündoğdu, Meclis’e sunulan kanun tasarısı gerek biçimi, gerekse sınırlı içeriği açısından bir meslek kanunu olmaktan çok uzak olduğunu belirterek, “Kanun tasarısında özel okullar ve kurslarda çalışan öğretmenlerin ekonomik ve sosyal haklarına ilişkin hiçbir düzenleme olmaması önemli bir eksikliktir. Ülkemizde bulunan bütün meslek kanunları, kamu özel ayrımı yapmaksızın ilgili mesleğe ilişkin düzenlemeler içerirken, Öğretmenlik Meslek Kanunu tasarısının sadece kamuda çalışan öğretmenlere yönelik sınırlı düzenlemeler içermesi kabul edilemez” diye konuştu.

    Öğretmenlik mesleği gibi 18 milyona yakın öğrencinin eğitim hakkını yaşama geçirme ve bir milyona yakın öğretmenin ekonomik, sosyal ve mesleki haklarını 13 maddelik bir kanun metni ile düzenlemek, öğretmenlik mesleğine ne kadar değer verildiğini gösterdiğine işaret eden Semih Gündoğdu, “Yapılması gereken öğretmenleri statülerine göre sınırlandırıp, birbirine rakip haline getirmek değil, öğretmenler arasında halen var olan  sözleşmeli, kadrolu, ücretli öğretmen ayrımlarına son veren ve kadrolu çalışmayı esas alan düzenlemeler yapmaktır” dedi.

    Bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi beklenen Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısı ile ilgili olarak, eğitim alanında örgütlü bütün sendikalara, sendikalı ya da sendikasız tüm eğitim emekçilerine ortak tepki göstermek adına çağrıda bulunan Semih Gündoğdu, “Bugün bizleri farklı statüler üzerinden bölmek isteyenlere karşı birlikte hareket etmezsek, hiçbir meslektaşımızın onaylamadığı bu düzenlemeyi geri çektiremezsek, yarın daha büyük saldırıların hedefi olmamız kaçınılmaz olacaktır” uyarısında bulundu.

    Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısı’nın derhal geri çekilmesini isteyen Semih Gündoğdu, “Bir meslek kanunu hazırlanacaksa “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiye Kararı” temel alınmalı, sadece öğretmenlerin değil tüm eğitim emekçilerin hakları ve taleplerini güvence alına alan yeni bir düzenleme yapılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    DERSİM

    Eğitim-Sen Dersim Şubesi Sanat Sokağı’nda Öğretmenlik Meslek Kanun Tasarısıyla ilgili basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Eğitim-Sen Dersim Şubesi Başkanı Hüseyin Kasun okudu.

    “STATÜ FARKLILAŞMASI DOĞRU BİR UYGULAMA DEĞİLDİR”

    TBMM’ye sunulan kanun tasarısı gerek biçimi, gerekse sınırlı içeriği açısından bir meslek kanunu olmaktan çok uzak olduğunu dile getiren Hüseyin Kasun, “Kanun tasarısında özel okullar ve kurslarda çalışan öğretmenlerin ekonomik ve sosyal haklarına ilişkin hiçbir düzenleme olmaması önemli bir eksikliktir. Aynı işi yapan öğretmenlerin uzman öğretmen, başöğretmen gibi statü farklılıkları üzerinden ayrıştırılması, hatta kendi içinde bölünmesi işyerinde çalışma barışının bozulmasına neden olacak, eğitim sistemi bu durumdan kaçınılmaz olarak olumsuz etkilenecektir. Yapılması gereken öğretmenleri statülerine göre sınırlandırıp, birbirine rakip haline getirmek değil, öğretmenler arasında halen var olan  sözleşmeli, kadrolu, ücretli öğretmen ayrımlarına son veren ve kadrolu çalışmayı esas alan düzenlemeler yapmaktır” diye belirtti.

    ANTALYA

    Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısına karşı il Milli Eğitim Müdürlüğü önünde Eğitim Sen Antalya Şubesi ve özel sektör öğretmenleri sendikası ile birlikte gerçekleştirilen basın açıklaması metnini Eğitim Sen Antalya Şube Sekreteri Güneş Adsız okudu.

    Güneş Adsız, Türkiye’de bulunan bütün meslek kanunları, kamu özel ayrımı yapmaksızın ilgili mesleğe ilişkin düzenlemeler içerirken, Öğretmenlik Meslek Kanunu tasarısının sadece kamuda çalışan öğretmenlere yönelik sınırlı düzenlemeler içermesi kabul edilemez olduğunu ifade ederek, “Yapılması gereken öğretmenleri statülerine göre sınırlandırıp, birbirine rakip haline getirmek değil, öğretmenler arasında halen var olan sözleşmeli, kadrolu, ücretli öğretmen ayrımlarına son veren ve kadrolu çalışmayı esas alan düzenlemeler yapmaktır” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN-DERSİM-ANTALYA

  • KHK’li öğretmenler, kırtasiye dükkanında çalışıyorlar-VİDEO

    KHK’li öğretmenler, kırtasiye dükkanında çalışıyorlar-VİDEO

    PİRHA- KHK ile öğretmenlik mesleğinden ihraç edilen 4 öğretmen Erzincan merkezde yakınlarının açtığı kitap ve kırtasiye dükkanında çalışmaya başladılar. Öğretmenler, “Güçlükler, zorluklar içinde öğretmen olduk. Emeğimizin gasp edilmesini affetmeyeceğiz. Hukuki anlamda hakkımızı aramayı sürdüreceğiz” diyor.

    15 Temmuz 2016’da yapılan darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile binlerce emekçi mesleklerinden ihraç edilmişti.

    29 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan 675 sayılı KHK ile öğretmenlik mesleğinden ihraç edilen 4 öğretmen Erzincan merkezde yakınlarının açtığı kitap ve kırtasiye dükkanında çalışmaya başladılar.

    “MADDİ VE MANEVİ KAYIPLAR YAŞADIK”

    23 yıllık öğretmen olan Nuri Koç, geçmiş dönemlerde 2 dönem Erzincan Eğitim-Sen Şube Başkanlığı yapmış ve yönetim kurullarında yer almış. 23 yıllık öğretmenlik yaşamının 20 yıla yakınını Erzincan’da geçiren Koç, “Dilimizin eğitim ile ilgili sorunlarına müdahil oldum. Demokratik eğitim, eşit özgür bir ortam için çabaladık ve Erzincan’da takdir gördük. 23 yıllık öğretmenlik hayatımızda ortaya koyduğumuz hizmet, mücadele ve çabanın karşılığı olarak işimizden, ekmeğimizden olduk. Öğrencilerimizden uzaklaştırıldık, eğitim ortamlarımızdan, sendikal faaliyetlerden uzaklaştırıldık. Maddi ve manevi kayıplar yaşadık” dedi.

    “TÜCCAR VEYA TİCARET ERBABI DEĞİLİZ”

    Yaşamlarını sürdürmek için bahçede, tarlada çalıştıklarını, ekonomik sosyal sorunları olan insanlarla bir arada olma çabalarının olduğunu belirten Nuri Koç, “Bize ve mesleğimize yakın olan kitap-kırtasiye dükkanınında, bir yakınımızın açtığı yerde çalışmaya başladık. Erzincan Eğitim-Sen’li yaklaşık 11 öğretmen mesleğinden ihraç edildi. Demokratik eğitim mücadelesi içinde çaba sarf eden arkadaşlarımızdı. KHK ile ilgili komisyonda 2 yıldan fazla süredir dosyamız bekletiliyor, herhangi bir ret kararı gelmedi. Biz tüccar veya ticaret erbabı değiliz, bu işi alanımız ile ilgili yaptığımız mücadelenin devamı olarak görüyoruz. Daha güzel ve iyi imkanların olduğu zamanlara ulaşacağız” diye ifade etti.

    17 yıl lise öğretmenliği yapan Daimi Doğan‘ın ise hakkında açılmış bir soruşturma bile yok. Eğitim-Sen Erzincan Şubesi’nde iki dönem yöneticilik yapan ve sendikal faaliyetlerde buluna Doğan, Erzincan Dersimliler Derneği’nin de iki dönem yönetim kurulunda yer almış. Anadil ile ilgili çalışmalarının ve yazarlık deneyimi olan Doğan’ın Kırmancki ‘Huyayîş Karode Şorişgêrane yo’adıyla bir derleme fıkra (mesel) kitabı var. Ayrıca Doğan, Erzincan’da iki yıl Kırmancki kurs vermiş.

    “MESLEĞİMİZDEN İHRAÇ EDİLDİĞİMİZİ BİRBİRİMİZDEN DUYDUK”

    Sadece öğretmenlik görevini yerine getirmenin yetmediğini suya sabuna da dokunmak gerektiğini söyleyen Doğan, “Biz derdi olan insanlarız. Bir gece yarısı kamudan, öğretmenlik mesleğinden ihraç edildiğimizi birbirimizden duyduk. Bu şoku atlatmak kolay değil. Okulumuza dönünce öğrencilerimizde hüzün vardı, onlar da anlamlandıramadı. Bilinmeyen çevreler ile bir takım ön yargılarla karşılaşmak zorunda kaldık. Zaman geçtikçe taşlar yerine oturuyor. Çünkü Erzincan’da herkes bizim mağdur edildiğimizin farkına vardı ve bizi tanıyorlardı” dedi. Erzincan halkından ve sendika çevresinden büyük destek gördüğünü belirten Doğan, onların yanında olduğunu bilmenin kendilerine güç verdiğini söyledi.

    “ARILAR İLE ÇOCUKLAR BİRBİRİNE BENZEMİYOR”

    “Biz öğretmen olarak doğmadık” diyen Doğan, “Zaman geldi Ege ürünlerini, zeytin ve benzeri şeyler getirip dost çevreye sattık. Zaman geldi arıcılık yaptım, arıcılıkla hayatımı sürdürmeye çalıştım. Arılarla çocuklar birbirine benzemiyor, onu gördük. Emeğin olduğu yerde güzellikler de oluyor. Bizim yerimiz öğrencilerimizin yanı. Erzincan’da kırtasiye bakımından ciddi anlamda bir boşluk var. ‘Bu boşluğu neden biz doldurmayalım?’ dedik. Öğretmenlikten ihraç edilmemizden bu yana 2 yıl 8 ay gibi bir süre geçti. Yeni bir heyecanla insana hizmet etme iradesinin içerisindeyiz. Yüreğimizin bir tarafı öğrencilerimizin yanında olmak, onların duygularına ortak olmak istiyor” diye konuştu.

    “HAKLARIMIZ ELİMİZDEN ALINDI”

    Yokluklar içerisinde eğitim sürecini tamamladıklarını belirten Doğan, şunları kaydetti:

    “Güçlükler, zorluklar içinde öğretmen olduk. Emeğimizin gasp edilmesini affetmeyeceğiz. Hukuki anlamda hakkımızı aramayı sürdüreceğiz. İhraç edildiğimizden 2 gün sonra hukuksal arayışımızı sürdürdük. Mağdur edildik, sosyal güvenlik hakkımız elimizden alındı, seyahat hakkımız kısıtlandı. Tam olarak bizden ne istendiğini bilmiyoruz. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız, kazanılmış bir hakkımızın gaspı söz konusu ve bu hakkın tesliminden başka yol yok.”

    “‘CAN’ KAVRAMI DEĞERLİ BİR KAVRAM”

    Doğan, kırtasiye dükkanlarının adını neden Can koyduklarını da şöyle anlattı:

    “İşletmemizin adı Can kitap-kırtasiye. Can kavramı bizim için çok değerli kavram. Biz burada 4 canız. 4 can olarak öğretmenlik mesleğine dönene kadar bu dayanışmamızı sürdüreceğiz.”

    Ali ŞEKER/ERZİNCAN

  • MEB, öğretmenlerin milli ve manevi değerlerini ölçecek!

    MEB, öğretmenlerin milli ve manevi değerlerini ölçecek!

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı, performans sisteminde yönetmelik çalışmalarını tamamladı. Bakanlık bu kapsamda 4 yılda bir düzenleyeceği sınavla öğretmenlerin ‘milli ve manevi değerlerini’ ölçecek.

    MEB, performans sistemi üzerinde yönetmelik çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda, sözleşmeli öğretmenlerin sözleşmelerinin yenilenmesinde, okul müdürü atamasında, ek hizmet puanı verilmesinde, yurt dışı görevlendirmelerde, başarı belgesi için ve öğretmenlikte yükselmede performans sistemi kullanılacak. Değerlendirmeden düşük not alan öğretmenler ise hizmet içi eğitimlere katılıp yeniden sınava tabi tutulacak.

    Bakanlığın sınavında yüzde 10 oranında öğretmenlerin milli ve manevi değerlerinin ölçülmesi planlanırken, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük konuları oranı yüzde 5 oranında kalacak.

    “MESLEKİ YETERLİLİK”

    Notun yüzde 30’u öğrenci-veli: Öğretmenlerin nihai performans puanının, yüzde 25’ini müdür notu, yüzde 15’ini veli notu, yüzde 15’ini öğrenci notu, yüzde 20’sini zümre öğretmenlerinin notu, yüzde 15’ini diğer öğretmenler ve yüzde 10’unu da öz değerlendirme puanı oluşturacak. Öğretmenlerin sınava girdikleri yıl ise performansların yüzde 30’unu sınav notu oluşturacak.

     “PERFORMANS DEĞERLENDİRME PUAN SİSTEMİ”

    Öğretmenlerin nihai performans değerlendirme puanı hesabında 90-100 puan arası (A) düzeyi, 76- 89 puan arası (B) düzeyi, 60- 75 puan arası (C) düzeyi ve 0-59 puan arasında olanlar (D) düzeyi olarak notlandırılacak. Bakanlık öncelikle ‘D’ başarı düzeyinde yer alan öğretmenlerden başlayarak “C ve B” başarı düzeylerindeki öğretmenleri yüz yüze veya uzaktan hizmet içi eğitime alacak.

    “ATAMA VE ÖDÜLLENDİRME”

    Yönetmelik taslağına göre, öğretmenler puanlarına göre atanacak ve ödüllendirilecek.

    Öte yandan, Bakanlığın 4 yıl boyunca kadroya geçiş için değerlendirdiği sözleşmeli öğretmenler için de performans değerlendirmesi temel kriter olacak. Bakanlığın ikinci sınıf öğretmen olarak davrandığı sözleşmeli öğretmenlerin her yıl sözleşmelerinin yenilenmesi için gereken yıllık performans değerlendirme puanlarının hesaplanmasında da bu sistem kullanılacak. Ayrıca; MEB, yeni sistemi yönetici atamalarında da kullanacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Üniversitesi öğrencisi Songül Halisdemir: Geleceğimden endişeliyim-VİDEO

    İstanbul Üniversitesi öğrencisi Songül Halisdemir: Geleceğimden endişeliyim-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü son sınıf öğrencisi Songül Halisdemir, öğrencilerin sorunlarını değerlendirerek Türkiye’de tekleştirilmiş ve ezberci bir eğitim sistemi olduğunu ve bu sistemde öğrencilerin var olan yeteneklerinin yok sayıldığını vurguladı.

    Haberin Videosu

    Songül Halisdemir İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü son sınıf öğrencisi. Hep edebiyat okumak istemiş Halisdemir ancak öğretmenlerinin edebiyatın Türkiye koşullarında atamasının yüksek olmadığı, coğrafyanın atamasının daha fazla olduğu şeklindeki yönlendirmeleriyle coğrafya okumaya karar vermiş. Yıllar geçtikçe eğitim sistemiyle birlikte coğrafya bölümünün atamalarının da düştüğünü belirten Halisdemir, şöyle devam ediyor: Eğitim sisteminin değişmesi, çökmesiyle birlikte bizim kendi alanımız da daraldı. Eskiden atamalar daha iyiyken şu anda daha düşük seviyede oluyor.

    “BİR KİMLİĞİMİZ YOK”

    Halisdemir’e göre coğrafya öğrencilerinin en büyük sorunu coğrafyacı kimliğiyle TBMM’de tanınmaması. “Bir tarihçinin kimliği varken ya da bir edebiyatçının kimliği varken coğrafya bölümü okuyan birinin TBMM’de kimliği yok” diyen Halisdemir, bununla ilgili imza kampanyaları başlatıldığını ancak çok yararlı olmadığını da ekliyor.

    “ÖNÜMÜ GÖREMİYORUM, GELECEĞİMDEN ENDİŞELİYİM”

    Halisdemir, mezun olduktan sonra Türkiye koşullarında öğretmenlik yapabilmesi için gerekenleri şöyle anlattı:

    “İki dönemlik bir formasyon almam gerekiyor. Tabi bu da yine eğitim sisteminde olduğu gibi ücretli. Formasyondan sonra da KPSS’ye hazırlanacağım. Belli bir puan almam gerekiyor atanmam için. Atanırsam devlet memuru olarak görev yapacağım.”

    Ancak atanamaması durumunda dershanelerde özelde çalışmayı düşündüğünü söyleyen Halisdemir, bunun kendisine getirisinin ne olduğunu bilmediğini vurgulayarak “Önümü göremiyorum. Bölümden mezun olacağım ama ‘Bana şöyle bir iş olanağı sunuldu’ diyemiyorum. O yüzden endişeliyim. Türkiye’de yaşayan bir genç kadın olarak ben geleceğimden endişeliyim” dedi.

    “SADECE DERSLERLE UĞRAŞMIYORUZ, HAYAT MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Öğrencilerin işlerinin sadece öğrencilik olmadığını aynı zamanda yaşam mücadelesi verdiklerini kaydeden Songül Halisdemir, “Eğitim sisteminin ve okuldaki hocaların anlayamadığı bir şey var; bir üniversite öğrencisi sadece derslerle ilgilenmiyor. Yani çalışanlar var, evine bakmak zorunda olanlar var, aileden bir destek göremeyen insanlar var. Öğrencilik sadece pastanın çok küçük bir dilimini kapsıyor. Ondan kaynaklı bir öğrencinin başarısız olması normaldir. Eğitim sistemi sorgulanmalı yani. Biz sadece derslerle uğraşmıyoruz,  hayat mücadelesi veriyoruz” şeklinde konuştu.

    “TEKLEŞTİRİLMİŞ BİR EĞİTİM SİSTEMİ VAR”

    Küçük yaştan itibaren eğitim sisteminin ezberci mantığına maruz kaldığını belirten Halisdemir, “Türkiye’de çok farklı meslek dalından insanlar çıkabileceğini ancak öğrencilere böyle imkanlar tanınmadığını, onların yeteneklerinin gözardı edildiğini vurguladı. Halisdemir, “Sadece tekleştirilmiş bir eğitim sistemi var ve sen doğduğun andan itibaren bazı şeylere itiliyorsun ve bunu yapmak artık normalleştirilmiş.”

    “TEK TİP ÖĞRENCİ MODELİ YARATILMIŞ BİR OKULA DÖNÜŞTÜ”

    Türkiye’de OHAL’in etkilerini hayatının her alanında hissettiğine dikkat çeken Songül Halisdemir, “Okuldan direk örnek vereyim. Ben bundan 5 sene önce İstanbul Üniversitesi öğrencisi olduğum zaman o okul daha modern bir okuldu. Eğitime, bilime daha açık, daha farklı görüşlere sahip okulken şu anda tekleştirilmiş. Tek tip öğrenci modeli yaratılmış bir okula dönüştü. 5. Yılın sonunda bunları gözlemledim. Mesela korku çok beşeri bir duygudur, yalnız bunu insanlara fazlasıyla öğrettiler” şeklinde ifade etti.

    “BİRAN ÖNCE OKULU BİTİRİP GİTMEK İSTİYORUM”

    Okulda eskiye nazaran daha çok baskı olduğunu, öğrencilerin çoğunun sindirilmiş olduğunu söyleyen Halisdemir, “Bir öğrenci olarak biran önce okulumu bitirip gitmeyi istiyorum. Çünkü fazlasıyla sindirilmiş bir kesim görüyorum. Öğrenciler istedikleri gibi kendilerini ifade edemiyorlar. Normalde üniversitenin açılımı farklı görüşlerden olan, farklı görüşü kapsayan mekan anlamındadır. Ama bunu eğitim sistemindeki farklı uygulamalarla unutturdular insanlara” dedi.

    “SEÇME HAKKIM OLSAYDI OHAL’İ YAŞAMAK İSTEMEZDİM”

    “Seçme hakkım olsaydı OHAL’i yaşamak istemezdim” diyen Songül Halisdemir, kendinden sonraki nesillere daha güzel bir ortam bırakmayı istediğini vurguladı.

    İsmet SEFER-Suay ABAK
    İSTANBUL

     

  • ‘AKP iktidarından sonra inancımı sorgulamaya başladım’-VİDEO

    ‘AKP iktidarından sonra inancımı sorgulamaya başladım’-VİDEO

    PİRHA-Sürgün, istifa, gözaltı, tutuklama… Ülkenin bir gerçeğini de yansıtan yaşamı ile Anti Kapitalist Müslüman Mehmet Dalkanat. Önce öğretmenlik yaşamını 12 Eylül iktidarında devam ettiremeyeceğini düşünerek sonlandıran Dalkanat, ardından memurluk hayatındaki sürgünler, tutuklama, gözaltı, baskı ile sürdürdü. Şimdilerde ülkenin sorunlarını kendi kaleminden şiirlere döken Dalkanat, 15 Temmuz sonrası yaşananları, 12 Eylül’den de korkunç, hukuktan mahrum bir süreç olarak değerlendirdi. Ve AKP iktidarından sonra inancını sorgulama gereği duyduğunu da ekledi.  

    Haberin Videosu

    12 Eylül döneminde öğretmenliği bırakan Anti Kapitalist Müslüman Mehmet Dalkanat, yaşadığı sürgünleri ve darbe süreçlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    12 Mart Muhtırası’nda öğretmen okulunda öğrenci olan Dalkanat, “Bir cumartesi günü dağlara piknik yapmaya gitmiştik. O zaman bizi köylüler tutukladılar ve muhtar kendi evini nezarethane gibi kullanarak bizi hapsetti. Koca Hamza diye bir köydü galiba. Dediler ki ‘sizden önce bir uçak geçti Rus uçağıydı o. Muhtemelen siz Rus ajanısınız. Biz sizi karakoldan jandarmalar gelinceye kadar tutacağız’ dediler. Biz jandarmalar gelene kadar muhtarın evinde Rus ajanı olarak tutuklu kaldık. O köyden öğretmen okulunda okuyan bir çocuk varmış. O bizi tanıdı da bizim arkadaşlarımız diye bir gece misafir ettiler. Öylece kurtulduk. Türkiye’deki halkın nasıl bilinçlendirildiğini, nasıl eğitildiğini ve nasıl haberdar edildiğini anlamanız açısından bir anıdır bu” dedi.

    “SÜRGÜN GEREKÇEM İKİTİDAR DEĞİŞMESİYDİ”

    Dalkanat’ın ilk tayin yeri Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi’nde Erzincan’a yakın bir Alevi köyüydü. 3 yıl da Elbistan’ın İncecik Köyü’nde öğretmenlik yapan Dalkanat, ilk burada Dersim Katliamı’nı duymuş. Dalkanat, “Büyük bir hezeyan. Sizlere gaz, tuz vereceğiz denilerek köyün gençleri götürülüp geri getirilmemiş. Dersim’le ilgili soru işareti, 15-16 yaşlarda öğretmen olduğum zaman o köyde başlamıştı diyebilirim” dedi.

    5 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 3 yıl da Eskişehir’de bir kamu iktisadi teşebbüste fabrikada çalışırken Van’a kamu iktisadi teşebbüste sürgün edilen Dalkanat, “Sürgün gerekçem iktidar değişmesiydi. Bir önceki iktidar tarafından tayin edilmem yeterliydi. Ne düşündüğünüz, adınız, soyadınız, kimliğiniz çok önemli değildi. Bir önceki iktidar tarafından orada istihdam edilmeniz oradan sürgün edilmeniz için yeterlidir” ifadelerini kullandı.

    “YAŞAMAK SORUNU ORTAYA ÇIKMIŞTI”

    12 Eylül döneminde Milli Eğitim Bakanlığı’nın akıl almaz şartlar koştuğunu söyleyen Dalkanat sözlerini şöyle sürdürdü:

    “12 Eylül’den kaynaklı uzaklaştırma veya ihraç söz konusu değildi ama özgürlük yoktu. Rahat hareket edemiyordunuz. Sosyal hayatınıza, aile hayatınıza, düşünce hayatınıza müdahale ediliyordu. Öyle bir ortamdı o günler. Dolayısıyla böyle bir öğretmenlik yapmanın bana bir zulüm olacağını düşündüm. O zamanlar sürekli iktidarlar değişiyordu. Siyasi kadrolar, kaymakamlar, valiler, okul yöneticileri hep değişiyordu. Solcu öğrenciler, yöneticiler geliyor. Öbür iktidar geliyor, solcu öğrenciler, yöneticiler gidiyor. Kadro değişiyor. Ben memurdum zaten. Bir Van’a sürgün, bir Diyarbakır’a sürgün, Diyarbakır’dan iktidar değişti yerine gel. Böyle bir ortamda yaşamak ciddi bir problem. Yaşamak sorunu ortaya çıkmıştı yani. 12 Eylül’den sonra baskılar karşısında ben öğretmenliği kendime yediremedim, yapamadım. Serbest ticarete atıldım ”dedi.

    28 ŞUBAT CEZAEVİ SÜRECİ

    Dalkanat, 28 Şubat sürecinde o zamanın yasal olmayan gerekçesiyle 6 ay tutuklu kaldı. Daha sonra herhangi bir örgüt bağlantısı veya eylemde bulunmadığı için serbest bırakılan Dalkanat, 28 Şubat sürecinin nasıl geliştiğiyle ilgili şu sözlerle anlattı:

    “Gelişen İslamcı düşüncenin terbiye edilmesi gerekiyordu. 28 Şubat’ta da sisteme karşı yeni örgütlenmeler geliştiren parti veya siyasi örgütlenmelerin dışında toplumsal hayatın içerisinde farklı bir takım uçlar oluşuyor. İslamcı düşünce kendine bir boşluk buldu ve o boşluktan istifade ederek değişik dallara, fraksiyonlara ayrıldı. O zamanki ANAP iktidarının da açtığı bir alan, bir ortamdan istifade ederek İslamcı hareket artık bir şekilde tehlike görülmeye başlandı. Kurulan hükümete askeriye müdahale ederek postmodern bir darbe olarak 28 Şubat’ı yaşattılar.”

    “PROTEST YAZIYORUM, PROTEST YAŞIYORUM”

    Sürgün ve cezaevi süreçleri ile geçen yaşamını şiir ile var etti Dalkanat. Çok sayıda şiir ödülü ve “Antikapitalist olmadan olmaz” adlı şiir çalışması da olan Dalkanat, edebiyatın dayandığı bir zemin olması gerektiğini düşünüyor.

    Dalkanat, “Benim şiir ve edebiyat anlayışım çok farklı. Ben güzellikler, çiçekler, böcekler iyi uçsunlar. Havada bulut olmasın oh ne güzel bir dünya var diye bir edebiyat düşlemiyorum” diyor ve şöyle devam ediyor:

    “Ortam güllük gülistanlık değil. Böyle bir ortama oh oh ne güzel diye alkış mı tutalım yani. Hukuk hak getire, adalet yok. Adam kayırma, yalakalık almış gitmiş. Siyasete dahil değilseniz karnınızı bile zor doyuruyorsunuz. İş, aş bulamıyorsunuz. Memur, işçi olamıyorsunuz. Bence böyle bir ortamda bir edebiyatçının söyleyeceği protest bir söylemden başka bir şey kalmıyor. Onun için ben protest söylüyorum, protest yazıyorum, protest yaşıyorum. Günümüz insanının önce bir eleştirel akılla kendi inancını damıtması lazım. Saflaştırması lazım ki bundan sonraki dünyaya sağlıklı adımlar atalım. Burada Alevi veya Sünni olmanın önemi kalmıyor artık. Kendi inancımızı sorgulayarak insan olarak bizi doğruya, hakikate, gerçeğe, barışa ve kardeşliğe götürecekse onu sahiplenmemiz kalır.”

    “HUKUKTAN MAHRUM BİR SÜREÇ YAŞIYORUZ”

    12 Eylül ve 28 Şubat darbe süreçlerini değerlendiren ve bugünkü hukuk sisteminden bahseden Dalkanat: “O dönemde hukuk zaafa uğratılıyordu ama benim tutuklandığım 28 Şubat döneminde yasal bir gerekçe bulunamıyordu. Suçsuz olmadığımıza dair bir kanıt bulamadığınız için tutuklanıyordunuz. Böyle saçma bir şey olabilir mi yani. Şimdi makul şüphe diyorlar. O gün iyi kötü ben avukatımla görüşebiliyordum. Avukatım gelip bağırarak benim hakkımı savunabiliyordu. DGM’de yargılanmama rağmen ben bir şekilde savunma yapabiliyordum. Ama bugün onlardan mahrum bir hukuk süreci yaşıyoruz. Herhangi bir savunma, itiraz hakkınız o güne göre çok sınırlı.

    “SAĞIN KENDİ İÇERİSİNDEKİ PAYLAŞIM KAVGASI BİZİ 15 TEMMUZ’A TAŞIDI”

    Bugün yaşadığımız olay askeri vesayetin ortadan kaldırılması ve sağın kendi içerisinde paylaşım kavgası bizi 15 Temmuz’a kadar taşıdı. 15 Temmuz’dan sonra İslamcı zihniyetin dinci bir anlayışın gerçek yüzüyle karşı karşıya kaldık. 15 Temmuz’dan sonra siyasi yapının ortaya koyduğu davranış 40-50 yıldır mücadelesi verilen İslamcı düşüncenin dışa vurması, eyleme dönüşmesi ve bir davranış ortaya koymasından ibaret. Gördüğümüz itibariyle 12 Eylül’de yaşadığımız hukuksuzluğu 12 Mart Muhtırası’nda gördüğümüz müdahale ve darbeyi, 28 Şubat’taki müdahaleyi arar olduk. O günlerin çok ilerisinde müdahale ile karşı karşıyayız” dedi.

    “KENDİMİ ALEVİLİĞE DAHA YAKIN HİSSEDİYORUM”

    Sünni Türk bir aileden gelen Dalkanat, AKP iktidarından sonra inancını sorgulama gereğini duyduğunu söyleyerek, “Kendimi Aleviliğe daha yakın hissediyorum” dedi.

    “SÜNNİLİĞİN SORGULANMASI LAZIM”

    Dalkanat sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu inancın kaynağında, kökeninde ne var diye araştırdığımda Alevilikin Kur’an’ın özüne ve ruhuna daha yakın olduğunu gördüm. Belki bir tahribata uğramaması, zaman içinde birtakım sapmalarının olmaması mümkün değil ama bu Sünnilikte daha çok. Alevilik kendisini Kur’an’ın özü ve orijinalitesi açısından daha az bozmuş. Onun için kendimi Alevilere daha yakın hissediyorum. Çünkü dindeki temel doğrular, temel yanlışlar, temel yasaklar, temel özgürlükler Alevilikte daha muhafaza edilmiş. Türkiye’de ve diğer ülkelerde Aleviliğin bu manada İslam’a ve Kur’an’ın özüne daha yakın olduğunu düşünüyorum. Sünniliğin ise sorgulanması lazım. Tarihsel gelişimine baktığımızda Sünilik bir saltanat, bir saray dini olarak önümüze çıkıyor. Yani hep saltanatın, sarayın, iktidarın, gücün arkasında olmuş.”

    Semra ACAR/Sevim KAHRAMAN

    MARAŞ