Etiket: öhd

  • ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde açlık grevi alarmı: Yaşam hakkı risk altında!

    ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde açlık grevi alarmı: Yaşam hakkı risk altında!

    PİRHA- İHD Antalya Şubesi, ÇHD Antalya Şubesi ve ÖHD Antalya Temsilciliği, Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaşanan hak ihlallerine ve kritik aşamaya gelen açlık grevlerine dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Antalya Şubesi ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Antalya Temsilciliği, Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı (YGC) Ceza İnfaz Kurumu’ndaki hak ihlalleri ve kritik aşamaya gelen açlık grevlerine dair ortak basın açıklasını Antalya Adliyesi önünde gerçekleştirdi. Kurumlar adına açıklamayı Avukat Ferdi Parim okudu.

    “TECRİT KOŞULLARI SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR”

    Açıklamada kuyu tipi hapishanelerin ağır tecrit koşullarına dikkat çekilerek, “Havalandırmanın olmadığı, mahpusların günde 1 veya 2 saatliğine havalandırmaya çıkabildiği ağırlaştırılmış tecrit hapishaneleri olan kuyu tipi hapishaneler, mahpusların fiziki ve psikolojik sağlığını tehdit etmektedir” denildi.

    Aynı açıklamada, bu koşulların mahpuslar üzerindeki etkileri şöyle anlatıldı:
    “Bu hapishanelerde tutulanlarda uyaran sayısındaki azalmaya bağlı olarak algılamada düşüşler, sürekli yalnızlığa bağlı olarak bunalım hissi ve uzun süre dar bir alanda kalmaktan kaynaklı olarak göz bozuklukları gelişebilmektedir.”

    Hücre koşullarına da değinilen açıklamada, “Mahpusların hücrelerinde bulunan havalandırma penceresine çekilen fens teli, ancak bir kalem ucunun girebileceği genişliktedir. Bu nedenle hücrede hava sirkülasyonu da bulunmamaktadır” ifadelerine yer verildi.

    “TECRİT SİSTEMATİK HALE GETİRİLİYOR”

    Kurumlar, kuyu tipi hapishanelerin insan haklarıyla bağdaşmadığını belirterek, “Kuyu tipi hapishaneler en temel insan haklarıyla bağdaşmamakta ve ağırlaştırılmış tecridi tüm hapishanelere yaymaktadır” dedi.

    Açıklamada ayrıca, bu hapishanelerin bilinçli olarak şehir merkezlerinden uzak yerlere kurulduğu vurgulanarak, “Bu hapishaneler bilinçli olarak şehrin en uzak noktalarına inşa edildiğinden doğal mahrumiyet bölgesidir” denildi.

    Devamında ise, “Bu durum yetmezmiş gibi hapishanedeki diğer insanlardan da soyutlanarak tamamen etkisizleştirilmiş bir insan yaratılmak istenmekte, siyasi tutsakların düşünceleri teslim alınmak istenmektedir” ifadeleri kullanıldı.

    “HER MAHPUS TEHLİKELİ STATÜSÜNE ALINABİLİYOR”

    Açıklamada yasal düzenlemelere de dikkat çekilerek, “5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerine İnfazı Hakkında Kanunun 9. Maddesine göre; eylem ve tutumları nedeniyle hapishane idaresi sakıncalı gördüğü her mahpusu tehlikeli mahkum statüsüne alabilmektedir” denildi.

    Bu uygulamanın sonuçları ise şöyle ifade edildi:
    “Bunun sonucu olarak; 80 yaşını aşmış kanser hastaları veya 20’li yaşlardaki gençler kuyu tipi hapishanelere sürgün edilebilmektedir.”

    “AÇLIK GREVLERİ KRİTİK AŞAMADA”

    Basın açıklamasında açlık grevindeki mahpusların durumuna da dikkat çekildi. “Antalya YGC Kuyu Tipi Hapishanesi’nde bulunan Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu ve Hüseyin Özen; kuyu tipi hapishanelerin kapatılması, kendilerinin ve arkadaşlarının kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk edilmesi talebiyle süresiz açlık grevindedir” denildi.

    Tahsin Sağaltıcı’nın durumuna ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:
    “Süresiz açlık grevinin 246.gününde olan Tahsin Sağaltıcı 42 kilonun altına düşmüştür. Dilinde yaralar oluşmaya başlayan Tahsin Sağaltıcı’nın ayaklarında ciddi yanmalar vardır. Açlık grevinde günlerinin ilerlemesi nedeniyle ciddi hafıza sorunları yaşamaktadır. Tahsin Sağaltıcı avukat görüş kabinine tekerlekli sandalyeyle getirilmiştir.”

    Gürkan Türkoğlu için ise, “Yine süresiz açlık grevinin 246. gününde olan, avukat görüşüne dahi sandalyeyle çıkartılabilen Gürkan Türkoğlu’nun parmak uçlarında yanmalar, ayaklarında his kaybı bulunmaktadır. Diz kapağında iltihaplanmalar olan Gürkan Türkoğlu, sürekli biçimde ateşlenmektedir” denildi.

    Hüseyin Özen’in durumuna ilişkin de, “57 yaşındaki siyasi tutsak Hüseyin Özen, bugün itibariyle süresiz açlık grevinin 226.günündedir. Kafasında, bacaklarında yaralar oluşan, avukat görüşüne tekerlekli sandalyeyle çıkabilen Hüseyin Özen, burun kanamaları ve denge sorunu yaşamaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada, genel sağlık durumuna ilişkin olarak da, “Açlık grevindeki mahpuslar aşırı derecede kilo kaybı yaşadıkları için kemik batmaları yaşamaktadırlar. Ayakta duramamakla birlikte ancak tekerlekli sandalye ile hareket edebilecek duruma gelmişlerdir. Sağlıkları artık kritik eşiği aşmıştır” denildi.

    “ACİL ADIM ATILMALI ÇAĞRISI”

    Kurumlar, resmi başvurulara rağmen ilerleme sağlanamadığını belirterek, “İlgili resmi makamlarla, Adalet Bakanlığı ile, TBMM ile yapılan yazışmalardan bugüne kadar somut bir yanıt alınamamıştır” dedi.

    Ayrıca, “Geçtiğimiz hafta cezaevi savcısı ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede de maalesef mevcut koşulların iyileştirilmesine, yahut mahpusların sevk edilmesine yönelik herhangi bir olumlu sinyal veya değişiklik iradesi gözlemlenmemiştir” ifadeleri kullanıldı.

    Basın açıklamasının sonunda talepler net bir şekilde sıralandı:
    “Kuyu tipi hapishaneler, en temel insan haklarıyla bağdaşmamakta ve ağırlaştırılmış tecridi sistematik hale getirmektedir. Açlık grevindeki mahpusların talepleri meşrudur. Haklıdır. İnsanlık dışı ve işkenceye dönüşmüş tecrit koşullarında tutulmaları hukuka aykırıdır.”

    Devamında ise şu çağrı yapıldı:
    “Talepleri YGC, Y ya da S tipi olmayan herhangi bir hapishaneye arkadaşları ile birlikte geçmektir. Bu talepleri kabul edilmeli, yaşam hakları korunmalı ve kuyu tipi işkenceye son verilmelidir. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı ve Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu idaresini; mahpusların devam eden açlık grevlerinin yarattığı hayati riskleri dikkate alarak derhal sorumluluk almaya davet ediyoruz. Mahpusların sevk taleplerinin gecikmeksizin karşılanması, insan onuruna aykırı tecrit koşullarına son verilmesi ve sağlık durumları giderek ağırlaşan mahpusların yaşam hakkının korunması için gerekli tüm acil ve etkili adımların ivedilikle atılması zorunludur. Aksi yöndeki her türlü ihmal ve gecikmenin geri dönülmez sonuçlara yol açabileceği açıktır. Bu nedenle ilgili tüm kurumları, gecikmeksizin harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA 

     

     

  • Ağır hasta mahpus Devrim Ayık’a işkence iddiası-VİDEO

    Ağır hasta mahpus Devrim Ayık’a işkence iddiası-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da demokratik kitle örgütleri, Döşemaltı Kampüs Cezaevi önünde yaptıkları basın açıklamasında, S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan yüzde 76 engelli ve ağır hasta mahpus Devrim Ayık’ın hastane sevki sırasında jandarma tarafından işkenceye maruz bırakıldığı iddialarına dikkat çekti. Açıklamada, iddiaların bağımsız ve etkili bir şekilde soruşturulması çağrısı yapıldı.

    Antalya’da demokratik kitle örgütleri, Antalya Döşemaltı Kampüs Cezaevi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Antalya S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan yüzde 76 engelli ve ağır hasta mahpus Devrim Ayık’ın hastane sevki sırasında jandarma görevlileri tarafından sözlü ve fiziki işkenceye maruz bırakıldığı iddiaları kamuoyuyla paylaşıldı.

    Basın açıklaması metnini tüm katılımcı kurumlar adına Özgür Hukukçular Derneği’nden (ÖHD) Avukat Nesibe Bahadır okudu.

    Açıklamada, Devrim Ayık’ın 12 Mart 2026 tarihinde sağlığa erişim hakkını kullanmak amacıyla Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildiği ancak sevk sırasında jandarma görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı yönünde ailesi aracılığıyla ciddi iddiaların kendilerine ulaştığı belirtildi.

    Avukatlar tarafından tutulan tutanaklar ve yapılan görüşmelerden edinilen bilgilere göre, Ayık’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları doğrultusunda tedavisinin eksiksiz yürütülebilmesi için mevcut doktorlarıyla devam etmek ya da tedavi koşullarının sağlanabileceği başka bir hastaneye sevk edilmek istediği ifade edildi. Ancak jandarma görevlilerinin bu talebe karşı çıktığı, ağır hasta ve engelli mahpusun muayene sırasında kelepçeli tutulduğu ve insan onuruna aykırı koşullara itiraz etmesi üzerine darp edildiği öne sürüldü. Açıklamada ayrıca Ayık’ın kamera bulunmayan alanlara götürülerek fiziksel şiddete maruz bırakıldığı ve yaşanan darp olayının rapor altına alındığı kaydedildi.

    Açıklamada, bir mahpusun sağlığa erişim hakkını kullanması nedeniyle şiddete maruz bırakılmasının yalnızca bireysel bir hak ihlali olmadığı aynı zamanda devletin gözetimi altındaki kişilerin yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğünün açık bir ihlali olduğu vurgulandı. Sağlık hizmetine erişimin ceza infaz kurumlarında dahi sınırlanamayacak temel bir hak olduğu belirtilirken, tedavi amacıyla hastaneye sevk edilen ağır hasta ve engelli bir mahpusa yönelik darp iddialarının insan onuruna ve hukuk devletinin temel ilkelerine aykırı olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, bu iddiaların Türkiye’de ceza infaz kurumlarında uzun süredir gündeme gelen işkence ve kötü muamele uygulamalarının yeni bir örneği olduğuna dikkat çekilerek, işkence yasağının ulusal ve uluslararası hukukta hiçbir istisnaya yer bırakmayacak şekilde düzenlenmiş mutlak bir yasak olduğu hatırlatıldı. Devletin görevinin bu yasağı ihlal etmek değil, ihlalleri önlemek ve sorumlular hakkında etkili soruşturma yürütmek olduğu vurgulandı.

    Demokratik kitle örgütleri açıklamada, Devrim Ayık’a yönelik işkence ve kötü muamele iddialarının derhal bağımsız ve etkili biçimde soruşturulmasını, işkenceye karıştığı iddia edilen kamu görevlilerinin açığa alınarak haklarında adli işlem başlatılmasını ve hasta mahpusların sağlık hakkının güvence altına alınmasını talep etti. Ayrıca ceza infaz kurumlarında işkence ve kötü muameleye karşı etkin ve bağımsız denetim mekanizmalarının işletilmesi çağrısında bulunuldu.

    Açıklama, “İşkence suçtur. İşkenceye karşı sessiz kalmayacağız” sözleriyle sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

     

  • Hukukçulardan Rojava için çağrı: Saldırıların durması için adım atılsın- VİDEO

    Hukukçulardan Rojava için çağrı: Saldırıların durması için adım atılsın- VİDEO

    PİRHA- Adalet İçin Hukukçular ile ÖHD, İHD, ÇHD Mersin ve Antalya Şubeleri, HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından sivillere dönük saldırıların, kadınlara yönelik işkencelerin savaş suçu olduğuna dikkat çekerek, uluslararası kurumlara etkin adımlar atma çağrısında bulundular.

    Hukuk örgütleri HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarına tepki göstermek amacıyla bir çok kentte açıklama yaptı.

    MERSİN

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve İnsan Hakları Derneği Mersin Şubeleri Rojava’daki saldırılara ilişkin adliye bahçesinde basın açıklaması yaptı. “Savaş insanlığın yenilgisidir, barış ortak geleceğimizdir. Adalet barışla başlar Rojava” yazılı pankartın açıldığı açıklamada basın metnini ÖHD’li Lokman Şaman okudu.

    “SURİYE’DE YAŞANANLAR BÖLGESEL BARIŞI TEHDİT EDİYOR”

    HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından sivillere dönük saldırıların, kadınlara yönelik işkencelerin savaş suçu olduğuna dikkat çeken Lokman Şaman, “Tüm Dünyanın gözü önünde HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından Alevilere, Dürzilere, Halep’te Kürtlere ve Süryanilere yönelik gerçekleştirilen katliamlar, sivil halkın hedef alınarak kadim yerleşim yerlerinden göç etmeye zorlanması ile büyük bir insani kriz yaşanmaktadır. Halep’e yönelik son saldırılar, Rakka, Deyre Zor hattında tırmandırılan askeri operasyonlar ve Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün ortadan kaldırılmasına yönelik Haseke ve Kobanê’ye karşı kuşatma girişimleri, sivillerin yaşam hakkını doğrudan tehdit etmekte ve Suriye’de barış ihtimalini zayıflatmaktadır. Rojava’nın statüsüz bırakılması, Suriye’de birlikte yaşam perspektifini hedef aldığı kadar, bölgesel barışa da zarar vermektedir” diye konuştu.

    TÜRKİYE’YE ÇAĞRI: SELEFİ ÖRGÜTLERİ DESTEKLEMEYİ BIRAKIN

    Yaşananların ardından Türkiye’nin sessiz kalmasının toplumsal barışı zayıflattığını belirten Şaman, kalıcı barışın yalnızca ülke sınırları içinde yürütülen güvenlik politikalarıyla değil; komşu coğrafyalarda yaşayan halkların meşru haklarına saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini ifade etti. Şaman, şunları dile getirdi:

    “Türkiye Hükümetinin Kürt karşıtlığını bir kenara bırakarak insan hakları ve evrensel değerler üzerine siyaset üretmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu çerçevede uluslararası kamuoyuna ve uluslararası kurumlara çağrımızdır; Suriye’de sivillere yönelik saldırılar ve etnik-dinsel temelli hak ihlalleri karşısında sessiz kalınmamalı; Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün korunması için uluslararası hukuk temelinde etkin adımlar atılmalıdır. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrımızdır; Türkiye Cumhuriyeti, HTŞ gibi radikal selefi örgütlerle değil, Kürt halkı ve Suriye’de yaşayan diğer toplumsal kesimlerle diyaloga geçerek gerçek bir barışın kurulmasına katkı sunmalıdır.”

    ANTALYA

    ÖHD, ÇHD ve İHD Antalya Şubeleri de ortak açıklama yaparak Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları kınadı.

    Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarına, Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilerin yöneticilerine çağrıda bulunulan açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti; HTŞ gibi radikal selefi örgütlerle değil, Kürt halkı ve Suriye’de yaşayan diğer toplumsal kesimlerle diyalog kurarak kalıcı ve gerçek bir barışın inşasına katkı sunmalıdır” denildi.

    “Türkiye’de kalıcı ve adil bir barış; inkâr, şiddet ve statüsüzlük dayatmalarıyla değil, halkların iradesine saygı gösterilmesi ve tüm kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasıyla mümkündür” swnilen açıklamanın devamında şunları dile getirildi:

    “Rojava’da demokratik çözümün ve hukuki statünün korunması, Türkiye’de ve bölgede barışın güçlendirilmesinin temel koşullarından biridir. Uluslararası insan hakları hukukunun, hukukun üstünlüğünün ve barış hakkının savunucusu olmaya; Suriye’de ve bölgede kalıcı barışın inşası için hukuki ve toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

     PİRHA/ MERSİN-ANTALYA

  • ÖHD Mersin Şubesi’nden 4 Ocak Diyarbakır mitingine katılım çağrısı!- VİDEO

    ÖHD Mersin Şubesi’nden 4 Ocak Diyarbakır mitingine katılım çağrısı!- VİDEO

    PİRHA- ÖHD Mersin Şubesi, 4 Ocak’ta Diyarbakır’da düzenlenecek olan ‘Umut ve Özgürlük’ mitingine çağrı yaparak, “Umut hakkını savunmak barış hakkını savunmaktır” dedi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması talebiyle 4 Ocak’ta Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda gerçekleştirilecek “Umut ve Özgürlük” mitingine dair açıklama yaptı. Dernek binasında gerçekleştirilen açıklamaya, çok sayıda hukukçu katıldı. Metnin Kürtçesini Muammer Derince, Türkçesini ise ÖHD Mersin Şube Eş Başkanı Melek Şaraldı okudu.

    “TBMM UMUT HAKKINI HAYATA GEÇİRMELİ”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başta Öcalan/Türkiye (No.2) kararı olmak üzere verdiği kesin ve bağlayıcı kararlarla; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının koşullu salıverme imkânı olmaksızın uygulanmasını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında işkence yasağının ihlali olarak tespit etmiştir. AİHM, bu ihlalin giderilmesi için umut hakkını güvence altına alacak yasal düzenlemelerin zorunlu olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu kararın üzerinden 11 yılı aşkın süre geçmesine rağmen Türkiye, AİHM kararlarını uygulamamış; binlerce mahpusu kapsayan bu yapısal ve sistematik ihlali sürdürmüştür. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 2024 Eylül toplantısında Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini bir kez daha tespit etmiş; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına ilişkin umut hakkını doğuracak yasal düzenlemelerin gecikmeksizin yapılması gerektiğini açık biçimde ifade etmiştir. Aksi halde ara karar sürecinin işletileceği ilan edilmiştir.

    TBMM, umut hakkını güvence altına alan ve özgürlüğü hukukun merkezine yerleştiren yasal düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçirmekle yükümlüdür. Umut hakkının hayata geçirilmesi; Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması; Kürtlerin ve tüm toplumsal kesimlerin hukuk dışı bırakılmasına son verilmesi ve demokratik entegrasyon hukukunun inşa edilmesi, gerçek ve kalıcı barışın temel koşuludur.

    Bu tarihsel sorumluluk bilinciyle, 4 Ocak’ta Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda gerçekleştirilecek “Umut ve Özgürlük Mitingi”, umut hakkının hukuki ve toplumsal bir yükümlülük olarak hayata geçirilmesi, barış ve demokratik çözüm iradesinin güçlendirilmesi bakımından önemli bir kamusal çağrı niteliği taşımaktadır. Bu bilinçle; umut hakkının yaşama geçirilmesi ve Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını, barışın hukuki güvencelerle inşa edilmesi talebiyle tüm hukukçuları, demokratik kurumları ve halkımızı 4 Ocak Pazar günü Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda bir araya gelmeye, hukuka ve barışa sahip çıkmaya, sorumluluk almaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Milletvekili Ayten Kordu: Tutukluların yaşamını tehlikeye atan uygulamalara son verilsin- VİDEO

    Milletvekili Ayten Kordu: Tutukluların yaşamını tehlikeye atan uygulamalara son verilsin- VİDEO

    PİRHA- Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi önünde yapılan açıklamada tutukluların yaşamını tehlikeye atan uygulamalara derhal son verilmesi çağrısında bulunuldu. Burada konuşan Milletvekili Ayten Kordu, “Açlık grevinde olan arkadaşlarımızın sorunlarının bir an önce sorunlarının çözülmesi ve gözlem kurullarının siyasi saikiyle hareket etmesinin bir an önce önüne geçilmesi gerekiyor” dedi.

    Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Amed Barosu, Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan ihlallere dair Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya çok sayıda siyasetçi, kurum ve kuruluş temsilcileri katıldı.

    “Tutsaklara özgürlük ve toplumsal barış ” pankartının açıldığı basın açıklamasında konuşan, MED TUHAD-FED Eşbaşkanı Pınar Sakık Tekin, çatışmaların olmadığı, sözlerin kurulduğu bir süreçten geçtiklerini söyledi. Herkesin süreç için elinden geleni yapmaya çalıştığını fakat cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve tecridin devam ettiğini hatırlattı.

    AYTEN KORDU: TUTSAKLARIN SORUNLARI DERHAL ÇÖZÜLMELİ

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise cezaevlerinde yaşanan sorunlarından kaynaklı, hem ailelerin, hem cezaevi içerisinde tutsakların çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade etti. İdare ve Gözlem Kurulları’nın Erzincan’da ve pek çok cezaevinde siyasi saik ile hareket ettiğini belirten Ayten Kordu, “Dolayısıyla erteleme kararlarını esas alarak sordukları siyasi, ideolojik sorularla bunu gerçekleştiriyorlar” diyerek cezaevinde, adli tutukluların siyasi tutukların yanına getirilme, 30 yılın ardından infazı ertelenen tutsakların olduğunu söyledi.

    Ayten Kordu, tutukluların pazartesi gününden beri açlık grevine başladığını ifade ederek, “Açlık grevci bir insanın cezaevinde en son geleceği noktadır. Açlık grevinde olan arkadaşlarımızın da bir an önce sorunlarının çözülmesi, idarenin bu konuda daha doğru bir çözüm gerçekleştirmesi, sistemin bu konudaki gözlem kurullarının siyasi saikiyle hareket etmesinin bir an önce önüne geçilmesi gerekiyor” dedi.

    ÖHD Amed Hapishane Komisyonu üyesi Süleyman Zaman ise cezaevlerinde sürdürülen baskı, işkence ve tecrit politikalarının, demokratik barış sürecinin ruhuyla bağdaşmadığını ifade etti. Zaman, “Demokratik siyaseti, toplumsal muhalefeti ve barış özlemini bastırmaya dönük bu uygulamalar yalnızca mahpusları değil, toplumu da zihinsel, sosyal ve moral açısından zayıflatmayı hedeflemektedir. Hapishaneler, hem mahpusları hem de toplumu hedef alan bir tecrit politikasının mekânına dönüştürülmüştür” diye konuştu.

    Ayrıca DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Erzincan’daki hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin ivedilikle incelenmesi, mahpusların yaşam ve sağlık hakkının korunması, kötü muamele ve işkence iddialarının araştırılması, İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının denetime alınması ve açlık grevindeki mahpusların durumunun bağımsız heyetlerce izlenmesi için TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’un acil olarak harekete geçmesi için başvuruda bulundu.

    PİRHA/ ERZİNCAN

  • ‘Kuyu Tipi Hapishaneler kapatılsın!’

    ‘Kuyu Tipi Hapishaneler kapatılsın!’

    PİRHA-TTB, TİHV, İHD, ÖHD, ÇHD, TAYAD, MED TUHAD-FED ile SES ‘Kuyu Tipi Hapishanelerde’ yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek için basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri olarak kuyu tipi hapishanelerin yapımının durdurulmasını ve açılmış olanların kapatılmasını talep ediyoruz” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), TTB İnsan Hakları Kolu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD), Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES); S tipi, Y tipi ve yüksek güvenlikli olarak adlandırılan hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda bu hapishanelerin kapatılması çağrısını yinelemek amacıyla basın toplantısı düzenledi.

    Basın toplantısında ortak açıklamayı TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap okudu.

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELERİN KAPATILMASINI TALEP EDİYORUZ”

    Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri olarak kuyu tipi hapishanelerin yapımının durdurulmasını ve açılmış olanların kapatılmasını talep ettiklerini belirten Dr. Alpay Azap, “Bu tip hapishaneler yalnızca mahpusların ruhsal, bedensel, sosyal sağlıklarını bozmakla kalmayıp, siyasal erkin tüm toplumsal dinamikleri kontrol, yönetme ve bir cezalandırma biçimi olarak kullanılmaktadır. Öte yandan mahpusların iyilik halini ortadan kaldıran bu hapishaneler, ısrarlı itirazlara karşın ellerinde bedenleri dışında seslerini duyurabilecekleri bir araç kalmadığı düşüncesiyle açlık grevlerine kapı aralaması ve toplumu yaşam hakkı ihlaline varan ihlaller karşı karşıya bırakması sonucunu da doğurmaktadır. Özellikle siyasi mahpuslar olmak üzere; kuyu tipi olmayan bir cezaevine sevk ya da kuyu tipi hapishanelerin kapatılması talebiyle süresiz açlık grevinde olan ve sağlık durumları kritik olan birçok mahpusun olduğu da bilinmektedir. İnsan haklarının hukukun üstünlüğü ilkesi ile güvence altına alındığı, adil yargılamanın sağlandığı demokratik bir ülkede ve siyasal bir iyilik halinde yaşamamız durumunda hapsetmenin bir yönetim tekniği olmaktan çıkacağını, herhangi bir hapishaneye dahi gerek kalmayacağını belirtmek istiyoruz” diye konuştu. 

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELER YILLARDIR SÜREN HAK İHLALLERİNİ DAHA DA ARTIRDI”

    İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, “Kuyu tipi hapishaneler yıllardır süren hak ihlallerini daha da artırdı. Açlık grevindeki mahpusların taleplerinin karşılanması ve bu hapishanelerin kapatılması çağrısı yaptı.

    ÖHD Yönetim Kurulu üyesi Avukat Şevin Kaya, “yüksek güvenlikli” olarak adlandırılan hapishanelerde mahpusların günde sadece bir saat açık havaya erişebilmesi gibi uygulamaların tecrit sistemini derinleştirdiğine dikkat çekti ve bu yeni tip tecrit hapishanelerin kapatılması çağrısına destek verdi.

    “AÇLIK GREVİ VE ÖLÜM ORUCUNDAKİ MAHPUSLARIN TALEPLERİ KARŞILANMALIDIR”

    ÇHD Ankara Şube Başkanı Avukat Murat Yılmaz, “ağırlaştırılmış tecrit sistemi” olarak nitelediği bu hapishanelere her geçen gün yenilerinin eklendiğine dikkat çekerek “Kuyu tipi hapishaneler kapatılmalı, yenilerinin yapılması durdurulmalı, tecrit içindeki mahpuslar diğer hapishanelere sevk edilmeli, açlık grevindeki ve ölüm orucundaki mahpusların talepleri karşılanmalıdır” dedi.

    TAYAD adına Ferdi Sarıkaya, kuyu tipi hapishanelerde açlık grevi ve ölüm orucunda olan mahpuslar hakkında bilgi verdi. Tecrit sorununun sadece mahpuslar ve ailelerini değil, tüm toplumu ilgilendirdiğini kaydeden Sarıkaya, siyasal iktidarın kendisi gibi düşünmeyen herkesi gönderebilecek bu yapıların kapatılması gerektiğini dile getirdi.

    “BU HAPİSHANELER DÜŞÜNCEYE TECRİT UYGULAMA MERKEZLERİDİR”

    MED TUHAD-FED adına Şirin Altay da kuyu tipi hapishaneler bir an önce kamuoyunun gündem başlıklarından biri haline dönüştürülmediği takdirde insanların hayatlarını kaybettiği günlerin yaklaştığını ifade etti. Altay, ayrıca ceza infaz kurulları eliyle yaratılan hak ihlallerini de vurguladı.

    SES Eş Genel Başkanı Sıddık Akın, Türkiye ile benzer nüfuslara sahip Almanya’da 60 bin ve Fransa’da 80 bin mahpus olmasının başlı başına bir gösterge olduğunu belirtti. Hasta mahpusların ve hapishanelerdeki sağlık emekçilerinin yaşadığı hak ihlallerinden de söz eden Akın, “Bu hapishaneler düşünceye tecrit uygulama merkezleridir. Yapılan, mahpuslarla birlikte toplumun düşüncelerinin tecrit edilmesidir. Yapılması gereken ise toplumsal sağlık ve iyilik halini geliştirecek adımlar atılmasıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Hakkari’de 10 yaşındaki çocuğa şiddet uygulayan uzman çavuş hakkında suç duyurusu

    Hakkari’de 10 yaşındaki çocuğa şiddet uygulayan uzman çavuş hakkında suç duyurusu

    PİRHA- Hakkari’de 10 yaşındaki çocuğa şiddet uygulayan uzman çavuş İbrahim Sarı hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

    Hakkari Barosu, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bahçesinde bisiklet süren 10 yaşındaki E.T.’nin uzman çavuş İbrahim Sarı’nın eşine çarpıp düşürdüğü iddiasıyla şiddete maruz kaldığını ve çocuğun kolunun kırıldığını açıkladı.

    Bileği kırılan çocuğun ailesinin ise İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) başvurup hukuki destek talep ettiği belirtildi. Başvuru üzerine İHD ve ÖHD, uzman çavuş hakkında suç duyurusunda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Hasta mahpuslar serbest bırakılmalı, infaz ertelemeler durdurulmalıdır’-VİDEOO

    ‘Hasta mahpuslar serbest bırakılmalı, infaz ertelemeler durdurulmalıdır’-VİDEOO

    PİRHA-ÖHD Adıyaman Temsilciliği ile Adıyaman TUAYDER, cezaevlerinde tutulan hasta tutukluların serbest bırakılması çağrısında bulunarak, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın toplumsal barışa katkı sunabileceği koşullarının yaratılması çağrısında bulundu.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Adıyaman Temsilciliği ile Adıyaman Tutuklu ve Hükümlü Aileleri İle Dayanışma Derneği (TUAYDER) cezaevlerinde tutulan hasta tutuklulara dair basın açıklaması yaptı.

    Adıyaman Adliyesi önünden yapılan açıklamaya derneklerin temsilci ve üyelerinin yanı sıra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Adıyaman İl Örgütü yöneticileri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) Adıyaman Şube temsilcileri katıldı.

    “Yaşamı savunmak barışı inşa etmektir” pankartının açıldığı açıklamada konuşan Adıyaman TUAYDER Yöneticisi Naci Korkmaz, “Hapishanelerde binlerce hasta mahpusun tedavisini bizzat yürüten doktor ve hastanelerin raporları, Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastane olsa bile Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmadıkça geçerli olmamakta ve Adli Tıp Kurumu’nu (ATK) bir tekel haline getirmiş durumdadır” dedi.

    “ATK TEK OTORİTE OLMAMALI”

    ATK’lerin tarafsız ve bağımsız karar vermeye elverişli bir yapı olmadığının altını çizen Korkmaz, “Hasta mahpuslara ilişkin mevzuatta hiçbir değişiklik yapılmaması, hasta mahpusların cezasının tehirine ilişkin süreçte ayrımcılık yapılması, hasta mahpusların uygun ve yeterli tedavi olanaklarına sahip olmaması, tedavi süreçlerinin ayrı bir cezaya dönüşmesi idarenin ve bakanlıkların sorumluluklarını yok sayamayacağı bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır” diye konuştu.

    Akçadağ T Tipi, Türkoğlu 1-2 No’lu L Tipi ve Adıyaman L Tipi cezaevlerinde 4’ü ağır 7 hasta tutuklunun bulunduğu bilgisini paylaşan Korkmaz, “Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların tedaviye erişimlerinin önündeki engeller kaldırılmalı, infaz erteleme talepleri kabul edilerek derhal tahliye edilmelidir. Ağır hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı ve infaz erteleme kararları bağımsız sağlık kurulları tarafından verilmelidir. Adli Tıp Kurumu’nun tek otorite olması uygulamasına son verilmeli, bilimsel ve tarafsız kurulların görüşleri esas alınmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Akçadağ T Tipi ve Türkoğlu 2 No’lu L Tipi cezaevlerinde 3 tutuklunun şartlı tahliyesinin engellendiğini belirten Korkmaz, İdare ve Gözlem Kurulları’na (İGK) keyfi uygulamalara son verme çağrısında bulundu.

    ‘BARIŞA KATKI ABDULLAH ÖCALAN’NI KOŞULARININ YARATILMASIYLA MÜMKÜNDÜR’

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı tarihi çağrıda belirttiği “Demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınması” konusundaki ifadeye dikkat çeken Korkmaz, devamında şunları ifade etti:

    “Sayın Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecrit uygulaması, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil; Türkiye’nin demokratik geleceği ve barış süreci açısından da ciddi bir engel oluşturmaktadır. Bu çağrının karşılık bulabilmesi, İmralı tecrit sisteminin kaldırılması ve Sayın Öcalan’ın toplumsal barışa katkı sunabileceği koşulların yaratılmasıyla mümkündür.”

    “KEYFİ UYGULAMALARA SON VERİLMELİ”

    Toplumsal barışın inşası için cezaevleri başta olmak üzere tüm devlet kurumlarında insana saygılı bir reform süreci başlatılması gerektiğinin altını çizen Korkmaz, “Hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir. Bizler, tüm toplumu ve kamuoyunu bu hak ihlallerine karşı duyarlılık göstermeye, demokratik hukuk devleti mücadelesine destek olmaya ve sorumluluk almaya çağırıyoruz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • ÖHD Kadın Komisyonu: Erk zihniyeti yıkarak eşit ve özgür bir yaşam kuracağız-VİDEO

    ÖHD Kadın Komisyonu: Erk zihniyeti yıkarak eşit ve özgür bir yaşam kuracağız-VİDEO

    PİRHA-ÖHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, dernek binasında açıklama yapıp, cezaevindeki kadınlara dayanışma kartı gönderdi. Yapılan açıklamada, “Tüm dünyada iktidarlar, kadın düşmanı politikalarla ataerkil bir sistem yaratsa da biz kadınlar erk zihniyeti yıkarak eşit ve özgür bir yaşam kuracağımızı 8 Mart’ta bir kez daha yineliyoruz” denildi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle dernek binasında açıklama yapıp, cezaevindeki kadınlara dayanışma kartı gönderdi. Açıklamayı komisyon adına Sebahat Gençtarih, okudu.

    “EŞİT VE ÖZGÜR BİR YAŞAM KURACAĞIZ”

    Kadın mücadelesinin yaşamın her alanında devam ettiğini belirten Sebahat Gençtarih, “Bugün de bu mücadelenin en önemli günlerinden biri. Kadınların 1908 yılında çalışma hayatındaki sömürülmeye karşı başlattıkları direniş her gün yaşamın farklı bir alanında farklı yüzlerle ama aynı direniş ruhuyla devam etmektedir. Baskı ve şiddet, bireylerde kişisel ilerlerken iktidar eliyle toplumsal şiddete dönüşmekte ve bu zihniyet bireylerdeki cins nefretini ve şiddeti derinleştirmektedir. Tüm dünyada iktidarlar, kadın düşmanı politikalarla ataerkil bir sistem yaratsa da biz kadınlar erk zihniyeti yıkarak eşit ve özgür bir yaşam kuracağımızı 8 Mart’ta bir kez daha yineliyoruz” dedi.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASIYLA KADINA YÖNELİK ŞİDDET ARTTI”

    Kadın cinayetlerinin arttığını vurgulayan Gençtarih, “Geçtiğimiz 2024 yılında kadın cinayetleri ve şüpheli ölümlerin sayısı en üst seviyelere ulaşmıştır. 2024 yılında 394 kadın cinayeti ve 259 şüpheli ölüm, 2025 yılı Ocak ayında 33 kadın cinayeti, Şubat ayında ise 16 kadın cinayeti ve 21 şüpheli ölüm gerçekleşmiştir. Bu veriler kadınlara yönelik şiddetin cezasızlık politikası ile beslendiğini ve her gün artarak devam ettiğini göstermektedir. Ve yine verilere göre kadın cinayetlerinin %70 inden fazlası aileden gelmekte, yani baba, eş, kardeş tarafından gerçekleşmektedir. İktidar tarafından kutsanmış aile kavramı ile kadın, bir yandan şiddet gördüğü aileye mahkum edilmeye çalışılmakta, bir yandan da cezasızlık politikasıyla kadına yönelik şiddetin atmasına yol açmaktadır” diye konuştu.

    “KADINLARIN HAK MÜCADELESİNİN YANINDA OLACAĞIZ”

    Kadınların her yerde sesini yükseltmeye ve mücadele etmeye devam ettiğini ifade eden Gençtarih, şunları dile getirdi:

    “Kadınların nafaka ve boşanma hakkını gasp etmeye çalışan, şiddet döngüsü içerisinde evliliklerin devamına zorlayan zihniyetle sonuna kadar mücadele edeceğiz. HDK soruşturması kapsamında tutuklanan ve çıplak aramaya maruz bırakılan kadın tutsakların yanında yer alacağız. Erk zihniyetin bir parçası olan kayyım politikalarına karşı direnen ve sokaklarda meydanlarda sesini yükselten, bu nedenle şiddete ve gözaltına alınan kadınlar başta olmak üzere; eşit ve özgür bir yaşam mücadelesinde devlet şiddetine uğrayan tüm kadınların hak mücadelesinin yanında olacağız.

    Katledilen, kaybedilen kadınların hesabını soracağız, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmamızla, “Jin Jiyan Azadi” sloganıyla alanlarda olacağız. Zindanlarda, meydanlarda, sokaklarda, evlerde, adliyelerde, fabrikalarda direnen kadınların mücadelesini büyüteceğiz. Tek adam rejimi ile bir gece yarısı feshedilen İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere tüm kazanımlarımızdan asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha yineliyoruz. Kadınların her alanda özgür ve eşit haklarla var olması, kendisine biçilen toplumsal rollere değil kendi kimliği ile toplumda yer almasını, haklarının korunması, geliştirilmesi, toplumsal eşitsizliğin ortadan kalkması, adil, eşit, insan onuruna yaraşır şekilde yaşaması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Tüm meslektaşlarımızı kadın düşmanı yasa tartışmalarına ve uygulamalarına karşı kadın özgürlük mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

  • ÖHD, Akdeniz Belediyesi önünden seslendi: İrade gasplarının karşısında duracağız-VİDEO

    ÖHD, Akdeniz Belediyesi önünden seslendi: İrade gasplarının karşısında duracağız-VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Belediye Eş Başkanları ve meclis üyelerinin gözaltına alınıp belediyenin ablukaya alınmasının ardından Akdeniz halkının belediye önündeki direnişi sürüyor. Özgürlük için Hukukçular Derneği Mersin Şube Eş Başkanı İbrahim Kaya, yapılan irade gasplarının ve hukuksuzlukların karşısında durarak, halkın haklarını savunmak için adaleti sağlamanın önemli olduğunu vurguladı.

    Akdeniz Belediye Eş Başkanları ve meclis üyelerinin gözaltına alınmasının ardından halkın bekleyişi sürerken, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) konuya dair basın açıklaması yaptı.

    ÖHD Mersin Şube Eş Başkanı İbrahim Kaya, yapılanın irade gaspı olduğunu vurgulayarak, “Seçimlerde kazanamadıkları belediyeleri halkın iradesine atayarak gasp etmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bizler, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları (İHD) Mersin Şubesi’ne bağlı avukatlar olarak, yaşanan bu süreçte mevcut yapının hedeflediği tüm hukuksuzlukları ortaya çıkarmak ve bu hukuksuzlukları yüzlerine vurmak için gözaltına alınan arkadaşlarımızın savunmalarını yapma görevini üstlenmiş bulunmaktayız. Arkadaşlarımızın kollukta, savcılıkta ve sorgu hakimliklerinde yanlarında olacağız. Yapılan irade gaspının neyi hedeflediğini ve neyi amaçladığını sistemin tarafı olan, talimatla çalışan yargı sisteminin yüzüne haykıracağız. Onların neyi hedeflediğini biliyoruz ve bizler, üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Kendi sorumluluğumuzu halkımızın yanında olarak yerine getirmeye hazırız” dedi.

    “GASP VE HUKUKSUZLUKLARA KARŞI DURACAĞIZ”

    Ayrıca, bu süreçte halkın iradesine yönelik hukuksuzluklarla mücadele etmeye kararlı olduklarını ve adaleti sağlamak için tüm gücüyle çalışacaklarını sözlerine ekleyen Kaya, yapılan irade gasplarının ve hukuksuzlukların karşısında durarak, halkın haklarını savunmak için adaleti sağlamanın önemli olduğunu vurguladı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Tahir Elçi Mersin’de anıldı!-VİDEO

    Tahir Elçi Mersin’de anıldı!-VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi Mersin’de anıldı. Anmada konuşan ÖHD Şube Eş Başkanı avukat İbrahim Kaya, Elçi’nin katillerinin cezasızlıkla ödüllendirildiğini ifade ederek, “Kürt kimliği nedeni ile hedef gösterilen Tahir Elçi’yi, ödün vermeden yürüttüğü insan hakları, adalet ve onurlu avukat mücadelesi ile sevgi ve saygıyla anıyor; kendisinin ve kendisi gibi mücadelede yitirdiğimiz diğer meslektaşlarımızın mücadelelerini sürdürmek konusunda söz veriyoruz” dedi.

    Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde 28 Kasım 2015’te katledilmesinin üzerinden 9 yıl geçti. Elçi, bugün katledildiği yerin yanı sıra bir çok kentte yapılan açıklamalar ile anıldı.

    Mersin’de de Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Mersin Şubesi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Mersin Adliyesi önünde Tahir Elçi’yi andı.

    Mersin Barosu Başkanı Gazi Özdemir, avukat Tahir Elçi’nin barış mücadelesi veren bir isim olduğunu vurgulayarak, “Davasında beraat kararı çıktı. Bu cezasızlık politikasını reddediyor, failleri bir an önce açığa çıkarılıp, adalet sağlanmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    “ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    Kurumlar adına açıklamayı ÖHD Mersin Şube Eş Başkanı avukat İbrahim Kaya okudu.

    Tahir Elçi’nin bütün ömrünü insan hakları ve barış mücadelesine vakfettiğini, Diyarbakır Barosu başkanıyken açıkça hedef gösterilerek teammüden hazırlanan bir cinayette yitirdiklerini belirten Kaya, “Avukatlık pratiği süresince, cezasızlık politikalarının sonlanması için  verdiği mücadeleyle de bildiğimiz Av. Tahir Elçi’nin katledilmesinin ardından ne yazık ki etkin bir soruşturma yürütülmedi” dedi.

    “FAİLLER CEZASIZLIKLA ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR”

    Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “suikast” tanımlamasına rağmen kendisinin dinlenmesinden vazgeçildiğine dikkat çeken Kaya, “Tüm bunlar dosyada etkili soruşturma yapılmadığı gibi delillerin de karartıldığını açıkça gözler önüne sermektedir. Sonuç olarak 12 Haziran 2024 tarihinde verilen karar ile yargılama cezasızlık politikasıyla sonuçlanmış, gerçek sorumlular ortaya çıkarılmamış ve tüm polisler hakkında beraat kararı verilerek failler cezasızlıkla ödüllendirilmiştir” diye belirtti.

    “TAHİR ELÇİ’Yİ UNUTMAYACAĞIZ

    Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son sözleri “çatışma, operasyon istemiyoruz“ olan Av. Tahir Elçi’nin katledilmesinin üzerinden geçen dokuz yıl içerisinde, meslektaşımızın bugün aramızda olmayışının siyasal sorumluları; savaş politikasında ısrar edip hukuku ve tüm yargı mekanizmalarını tekçi yönetim anlayışının bir enstrümanı olarak dizayn etmiş, avukatlara ve avukatlık mesleğine dönük siyasal ve ekonomik tüm ideolojik saldırılarını hayata geçirmiştir.

    Avukatlar olarak hakkımızda açılan sayısız davalarla, müdafii kısıtlılığı, gözaltı ve tutuklama politikalarıyla karşı karşıya kaldık. Pek çok arkadaşımız mesleğini icra edemez hale gelirken, pek çok arkadaşımız da objektif delillerden yoksun bir şekilde aylarca tutuklu kalmış ve hatta haklarında onlarca yılı bulan hapis cezalarına hükmedilmiştir.

    Bizler, temel hak ve özgürlüklere dönük her türlü sınırlamanın karşısında olan, demokratik bir hukuk devletinin kriterlerinin yerine getirilmesi için mücadele yürüten, savaşı değil barışı esas alan hukukçular olarak ne şahsımıza, ne de adalet mücadelesi yürütürken temsil ettiğimiz toplumsal kesimlere dönük saldırılar karşısında sessiz kalacağız. Zira bizler başta Tahir Elçi olmak üzere, katledilen tüm meslektaşlarımızın onurlu yaşamlarını ve mücadelelerini miras olarak kabul etmiş ve bu yolda yürümeye karar vermiş avukatlarız.

    Kürt kimliği nedeni ile hedef gösterilen Tahir Elçi’yi, ödün vermeden yürüttüğü insan hakları, adalet ve onurlu avukat mücadelesi ile sevgi ve saygıyla anıyor; kendisinin ve kendisi gibi mücadelede yitirdiğimiz diğer meslektaşlarımızın mücadelelerini sürdürmek konusunda söz veriyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Avukat Bedirhan Sarsılmaz tutuklandı

    Avukat Bedirhan Sarsılmaz tutuklandı

    PİRHA-25 Ekim’de duruşma esnasında gözaltına alınan ÖHD üyesi avukat Bedirhan Sarsılmaz tutuklandı.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Bedirhan Sarsılmaz, 25 Ekim’de DİAYDER üyesi 22 kişi hakkında açılan davanın Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşması sırasında, duruşmayı bölen polisler tarafından gözaltına alınmıştı.

    “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla gözaltına alınan Sarsılmaz hakkında 24 saatlik avukat görüş kısıtlılığı kararı verilmiş, Sarsılmaz Fatih’te bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nde 4 gün boyunca gözaltında tutulmuştu.

    Bugün savcılık ifadesi alınmak üzere adliyeye getirilen Sarsılmaz, savcılık ifadesi alınmadan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

    Sarsılmaz hakkında tutuklama kararı verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Açlık grevindeki Vedat Doğan ve Rezzan Şengül’ün sağlık durumu ağırlaşıyor

    Açlık grevindeki Vedat Doğan ve Rezzan Şengül’ün sağlık durumu ağırlaşıyor

    PİRHA-Açlık grevinde bulunan tutuklu Grup Yorum üyeleri Rezzan Şengül ve Vedat Doğan’ın durumunun gittikçe ağırlaştığını ifade eden hak ve hukuk örgütleri, açlık grevindeki tutukluların taleplerinin karşılanmasını istedi. 

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), havalandırmanın olduğu bir hapishaneye nakledilme talebiyle Kırşehir Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde açlık grevine giren Grup Yorum üyeleri Rezzan Şengül ve Vedat Doğan’a ilişkin ortak bir açıklama yaptı.

    “KRİTİK AŞAMADALAR”

    Şengül’ün 140, Doğan’ın ise 135 gündür açlık grevinde olduğuna dikkat çekilen açıklamada, her ikisinin de vücut kitle endeksinin kritik değerlerin altına düştüğü belirtildi.

    Tutukluların tıbbi bakım haklarının da ihlal edildiğine dair iddiaların olduğu vurgulanan açıklamada, “Açlık grevinde olanların yaşamlarının korunması için düzenli sağlık kontrollerinin yapılması son derece önemlidir. Açlık grevi yapan kişilerin günlük olarak minimum 5 büyük bardak su, 2 çay kaşığı tuz, 5 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı karbonat ve 500 mg B1 vitamini alması sağlanmalıdır. Açlık grevi sırasında, açlık grevi yapan kişilerin başka koşullardan kaynaklanan sağlık riskleri ortadan kaldırılmalıdır” denildi.

    “TECRİT SON BULMALI”

    Birleşmiş Milletler’in (BM) S ve Y tipi hapishaneleri tespitlerine de yer verilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Duyusal ve sosyal uyaranlardan yoksunluk/kısıtlılık anlamına gelen ve bu nedenle insan sağlığına doğrudan zararlı olduğu tüm bilimsel çalışmalarda kanıtlanmış olan mahpuslara yönelik izolasyon/tecrit uygulamalarının sonlandırılması gereği, uzun yıllardır ülkemiz için temel bir gündem maddesi olmuştur. Bu olumsuz koşulların giderilmesi görevi öncelikle Adalet Bakanlığı’na aittir ve bu olumsuz koşulların Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmeler, İşkenceye Karşı Komite gibi uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri ve dünya ölçeğinde hapishanelerde mahpuslara yönelik muameleye ilişkin standartları belirleyen temel belge olan ‘Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Nelson Mandela Kuralları)’ uyarınca bir an önce sona erdirilmesi gerekmektedir.”

    “YAŞAMA SES VERİN”

    Tutukluların gelinen aşama nedeniyle ciddi bir yaşam tehdidi altında olduğuna vurgu yapılan açıklamada, “Geçmiş deneyimlerden çok iyi biliyoruz ki, bu aşamada açlık grevini sürdüren mahpuslar çok ağır ve ciddi bir yaşam tehdidi altındadır. Bir an önce insanı ve hukuku esas alan bir çözüm ortamı oluşturularak açlık grevlerinin sonlandırılması sağlanmalıdır. Bu nedenle, başta siyasal iktidar olmak üzere istisnasız herkese sesleniyoruz: İnsanın sahip olduğu onur ve değere saygı gösterin, yaşama ses verin… Hiçbir şey insan yaşamından daha değerli değildir” şeklinde bir çağrı yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Barolar ve STÖ’ler CPT’nin Türkiye ziyaretine dikkat çekti: İmralı’ya gidilmedi!

    Barolar ve STÖ’ler CPT’nin Türkiye ziyaretine dikkat çekti: İmralı’ya gidilmedi!

    PİRHA – Çok sayıda ilin barosu ve sivil toplum örgütleri, İmralı adasına yönelik uygulanan tecride dair Ankara’da basın toplantısı yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, İmralı adasına dönük sorunun ivedilikle çözülmesi gerektiğini ifade etti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 12 Ocak 2024’te çok sayıda kurumun ortak imzası ile Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’ne (CPT) mektup göndermiş, CPT ise sonrasında Türkiye’ye ziyaret düzenlemişti.

    İHD, yapılan ziyaret üzerine Genel Merkezde imzacı kurumlarla ortak basın açıklaması yaptı. “İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tecrit ve mutlak iletişimsizlik devam ediyor” denilen açıklamada, CPT’nin 13-22 Şubat tarihlerinde Türkiye’ye özel amaçlı bir ziyaret gerçekleştirdiğini ancak İmralı’nın ziyaret edilmediğini aktardı.

    “İMRALIYA DAİR CPT’YE MEKTUP İLETMİŞTİK”

    İHD Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, Abdullah Öcalan’dan halen haber alınamadığını vurgulayarak, sorunun bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi. Balaban açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “CPT, söz konusu açıklamasında ziyaretin temel amacının yüksek güvenlikli hapishanelerde tutulan kişilere yönelik muameleyi incelemek olduğunu ifade ederek, ziyaret edilen hapishanelerin adlarına yer vermiştir. Ayrıca açıklamada, ziyaret edilen hapishaneler arasında her ne kadar İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi bulunmamakla birlikte, ziyaret vesilesiyle ilgili makamlarla yapılan görüşmeler sırasında İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde halen tutulmakta olan mahpusların durumuyla, bilhassa da onların dış dünya ile temaslarıyla ilgili konuların da gündeme getirildiği belirtilmiştir.

    Bu vesileyle İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi ile ilgili görüşlerimizi kamuoyu ile bir kez daha paylaşmak isteriz.

    Yukarıda sözü edilen ziyaretten kısa bir süre önce, 12 Ocak 2024 tarihinde, ÇHD, İHD, ÖHD, TİHV, TOHAV, CİSST, Batman Barosu, Diyarbakır Barosu, Hakkari Barosu, Mardin Barosu, Muş Barosu, Şanlıurfa Barosu, Şırnak Barosu ve Van Barosu olarak İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutulmakta bulunan Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın aileleri ve avukatları ile görüş yapma haklarının çok uzun yıllardır insan hakları hukukuna bütünüyle aykırı bir şekilde ihlal edilmesi konusunda CPT’ye bir mektup iletmiş idik.

    Mektubumuzda, hapishanelerdeki insanların fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olan tecrit/izolasyon uygulamasının özel ve ayrımcı bir biçiminin İmralı Hapishanesi’nde yaşandığı; avukatlarının müvekkilleri Abdullah Öcalan ile görüşme yapma taleplerine 7 Ağustos 2019 tarihinden bu yana hiçbir şekilde olumlu yanıt verilmediği; Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar’ın ise İmralı Hapishanesi’ne nakledildikleri 2015 yılından bu yana avukatları ile bir kez dahi görüşme imkânı bulamadıkları; aileler ile yüz yüze son görüşmenin 3 Mart 2020, son telefon görüşmesinin ise 25 Mart 2021 tarihinde gerçekleştiği bilgisine yer vermiştik.

    “SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN İVEDİLİKLE ADIM ATILMALI”

    CPT, İmralı Hapishanesi’ne, 1999 yılından bu yana; sonuncusu 21-29 Eylül 2022 tarihlerindeki yapılan ziyaret olmak üzere toplam 11 ayrı ziyaret gerçekleştirmiştir. CPT, kamuoyuna açıklanan çeşitli yıllardaki ziyaret raporlarında bu ağır izolasyon/tecrit hali ile ilgili kapsamlı tespitlerde bulunmuş, durumun iyileştirilmesi için tavsiye ve önerilerini defalarca yinelemiştir.

    Kısacası, imzası olan insan hakları ve hukuk kuruluşları olarak evrensel hukuk normları ve insan hakları değer ve ilkeleri açısından bu kabul edilemez sorunun bir an önce çözümüne yönelik adımların ivedilikle atılması gereğini ve bu sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyu ile paylaşmak isteriz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Newroz sonrası Diyarbakır’da 204 gözaltı

    Newroz sonrası Diyarbakır’da 204 gözaltı

    PİRHA- Yoğun bir katılımın olduğu Diyarbakır’da kutlanan Newrozun ardından, 38’i çocuk 204 kişinin kıyafetleri gerekçe gösterilerek gözaltına alındı.

    Diyarbakır’da yüzbinlerce kişinin katıldığı Newroz coşku ile kutlandı. Kutlamaların ardından çok sayıda gözaltı olduğu belirtildi.

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, Newroz kutlamaları sonrası dün akşam saatlerinde aralarında çocukların da olduğu en az 126 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Bağlar İlçe Polis Okulu Müdürlüğü’ne götürüldü.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Diyarbakır Şubesi ise güncel gözaltı sayısının 204 olduğunu paylaştı.

    38’i çocuk 204 kişinin kıyafetleri gerekçe gösterilerek hukuksuz bir şekilde gözaltına alındığını belirten ÖHD, sürecin takipçisi olacağını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de 21 Şubat çok dilli şarkılarla kutlandı: Dillerimizi korumak için mücadele edeceğiz-VİDEO

    Mersin’de 21 Şubat çok dilli şarkılarla kutlandı: Dillerimizi korumak için mücadele edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- ÖHD, İHD ve Eğitim Sen Mersin Şubeleri tarafından düzenlenen ‘Ana Dili Haktır’ etkinliği çok dilli şarkı ve şiirlerle kutlandı. Etkinlikte yapılan konuşmalarda ana dillerin zenginlik olduğu ve korunması gerekliliğine vurgu yapılarak,”En temel hakkımız olan anadil anayasal güvence altına alınana kadar mücadele edeceğiz” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Mersin Şubeleri 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle etkinlik düzenledi. Etkinliğe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, DEM Parti Akdeniz Belediye Eş Başkanı Nuriye Arslan, Emek ve Demokrasi Platformu temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Etkinlikte, Sözyüzü Edebiyat Derneği ve Sanatolia sanatçıları sahne aldı.

    “ANA DİLLERİNİ YAŞATMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Etkinlik öncesi ÖHD Mersin Şube Başkanı İbrahim Kaya, İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci ve Eğitim Sen Şube Başkanı Mahmut Sümbül, ana dilinin önemine ilişkin kısa bir konuşma yaptı. Başkanlar, “Keşke ana diller yaşasa da bu günleri o nedenle kutlasak ama maalesef ana dilleri kurtarmaya çalıştığımız bir süreçteyiz. Vereceğimiz mücadele ile bu günleri kutlamaya dönüştüreceğimiz bir yaşam diliyoruz” diye konuştular.

    KOCA: TÜRKİYE DİL MEZARLIĞINA DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA

    Milletvekili Perihan Koca Türkiye’nin bir dil mezarlığına dönüştürüldüğünü belirterek, “Geçtiğimiz günlerde mecliste anadil günü dolayısıyla anadilde konuşma yapan vekillerin sesi kısıldı. Bugün faşizmin kurumsallaşma hamlelerin atıldığı yerden halkların sesini, sözünü, dilini ve kültürünü yaşatmak için adımlar attığını biliyoruz. Biz bu imha, inkar, tasfiye politikalarına karşı barışın, adaletin dilini söylemeye halkın sesi olmaya devam edeceğiz. En temel hakkımız olan anadil anayasal güvence altına alınana kadar mücadele edeceğiz” sözlerini kullandı.

    “ANA DİLİNİ KONUŞAMAYAN ÖZGÜR DEĞİLDİR”

    Ardından sonra söz alan DEM Parti Akdeniz Belediye Eş Başkanı Adayı Nuriye Arslan, her insanın özgür bir yaşam içerisinde dilini konuşması gerektiğini belirterek “Sadece Kürtçe için değil, tüm diller için bir mücadele yürütülecekse bizler de üzerimize düşeni yapacağız. Bu gün çok dilli çok ulusu bir araya getirdiniz. Bu çok kıymetlidir. Her dil yaşamını sürdürmelidir. Bizler de bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    DEM Parti Toroslar Belediye Başkan Adayı Abdurrahman Yıldız ise ana dilin bir hak olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Ülkemizde her birey ana dilini konuşuncaya dek bu hakkın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Çünkü ana dilini konuşamayan hiçbir insan özgür değildir”

    Konuşmaların ardından Sözyüzü Edebiyat Derneği üyeleri Kürtçe, Türkçe, Kırmancki, Azerice ve Arapça şiirler okudu. Sanatolia’dan kadın sanatçılar ise Kurmanci ve Kırmancki şarkılar seslendirdi.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Mersin’de ortak açıklama: Ana dilinin öğrenilmesinin önündeki engeller kaldırılmalı-VİDEO

    Mersin’de ortak açıklama: Ana dilinin öğrenilmesinin önündeki engeller kaldırılmalı-VİDEO

    PİRHA- 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle açıklama yapan İHD, ÖHD ve Eğitim-Sen, “Ana dilinde eğitim alabilen çocukların okuma, yazma, düşünme ve ifade becerilerinde olumlu gelişmeler kaydettiği bilinmektedir. Farklı ana dilleri üzerindeki sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi ana dilini öğrenmesi ve eğitim almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır” çağrısında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim- Sen), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubeleri 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı.

    Türkçe, Kürtçenin Kurmanci ve Kurmancki lehçelerinde yapılan açıklamada, Ana dilinin önemine vurgu yapıldı.

    Türkçe açıklamayı okuyan İHD üyesi Selda Karakeçi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul ettiğini ve “21 Şubat Dünya Ana Dili Günü” ilk kez 2000 yılında, dünya çapında çok dilli yaşamı ve kültürel çeşitliliği desteklemek amacıyla kutlanmaya başlandığını hatırlattı.

    UNESCO verilerine göre dünyada 5 bini yerli dili olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulduğunu belirten Selda Karakeçi, “Ancak bu dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. UNESCO’ya göre, yüz yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak durumda ise o dil tehlikede, bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa o dil ölü olarak kabul edilmektedir. UNESCO’nun Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır” dedi.

    “YASAL VE FİİLİ ENGELLERİ KALDIRIN”

    Çocuklar açısından 0-6 yaş arası, zekâ gelişiminin büyük oranda tamamlandığı, çevresiyle ilişkilerini algılamaya ve tanımaya hatta yorumlamaya başladığı dönem olarak bilindiğin, ana dilinde bu dönemde yaşamı sağlıklı algılaması açısından önemli olduğunu vurgulayan Selda Karakeçi, şunları ifade etti:

    “Ana dilinde eğitim alabilen çocukların okuma, yazma, düşünme ve ifade becerilerinde olumlu gelişmeler kaydettiği bilinmektedir. Bireyin kendisini gerçekleştirme sürecinde ana dilinin büyük etkisi vardır.

    21 Şubat Dünya Ana Dili Günü, ülkemizde özellikle anadili Türkçeden farklı olan Arapça, Kürtçe, Lazca, Hemşince, Çerkezce vb. gibi milyonlarca çocuğun kendi ana dillerinden koparıldığı ortamda kutlanmaktadır. Ana dilin kullanımının engellenmesi toplumun bireylerini değişik boyutta etkilese de, tartışmasız en fazla çevresi ile iletişimini anadili ile sağlayan çocukları etkilemektedir. Gerek dilbilimi gerekse eğitim bilimleri açısından anadilinin pedagojik ve insanı boyutunun sürekli geri plana itilmesinin en acı sonuçlarını çocuklarımız yaşamakta, anadili resmi dilden farklı olan çocukların öğrenme becerilerinde iki yıl geri kaldığı görülmektedir.

    Resmi dil dışındaki anadillerinin varlığına, yaşamasına ve öğrenilmesine karşı çıkmak, bir yönüyle eğitim biliminin en temel ilkesine karşı çıkmak, bilime meydan okumak anlamına gelmektedir. Türkiye dünyada çocuklarına bayram armağan eden tek ülke olmakla övünürken, milyonlarca çocuğun kendi anadili ile eğitim görmesine ‘ülke bölünür’ paranoyası ile yaklaşılması büyük bir çelişkidir.

    21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nde milyonlarca çocuk kendi anadilini kullanamadığı, anadilinde eğitim göremediği için başta eğitim süreçleri olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında mağduriyet yaşamayı sürdürmektedir. Farklı anadilleri üzerindeki sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi anadilini öğrenmesi ve eğitim almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.

    Eğitim Sen, İHD ve ÖHD olarak, tüm dünya ve Türkiye halklarının 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nü kutluyor, farklı anadili ve kültürlerin özgürce yaşaması ve gelişmesinin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    ‘Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA-ÇHD ve ÖHD İstanbul şubeleri, 9 Şubat’ta ÇHD üyesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarının tutuklanmasına dair basın toplantısı gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “Bir komplo ile karşı karşıyayız. Karşımızda çok arsızlaşmış bir kolluk ve iktidar güdümünde yargı söz konusu. Geçerli delil dahi bulma, yaratma kaygısına bile girmemişler” denildi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul şubeleri, 9 Şubat’ta ÇHD üyesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarının tutuklanmasına dair Beyoğlu’nda bulunan dernek binalarında basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya, ÇHD ve ÖHD üyesi avukatların yanı sıra çok sayıda hukukçu katıldı. Toplantının yapıldığı salona, “Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz” yazılı pankart asıldı.

    Açıklamada basın metnini okuyan ÇHD İstanbul Şube Yöneticisi Çiğdem Akbulut, okudu.

    “SORGUYA KAR MASKELİ POLİSLER GİRDİ”

    Gözaltı ve sonrasındaki hukuki sürecin bir keyfilikle ilerlediğini belirten Çiğdem Akbulut, “Meslektaşlarımız sorgu hakimliğinde savunmalarını gerçekleştirirken, salonda yüzlerinde kar maskesi olan silahlı terörle mücadele polisleri de hazır bulundu. Bu ölçüde keyfi bir sürecin sonunda meslektaşlarımız, Halkın Hukuk Bürosu’nda el konulduğu söylenen CD, flash bellek gibi materyallerin incelemesinin bitmemesi gerekçesi ile tutuklandı. Her ne kadar ana akım medya bu operasyonu ‘Çağlayan Adliyesi Operasyonu’ olarak adlandırıp, meslektaşlarımızın yaşanan çatışmayla bir ilgisi olduğu algısını yaratmaya çalışsa da, meslektaşlarımız hakkındaki tutuklama kararı da dahil evrak içeriğinde, bu tür bir delile dayanılmadığı gibi, böyle bir iddia dahi ileri sürülmedi. Ancak ana akım medya, siyasi iktidar eliyle kendisine servis edildiği şekliyle, masumiyet karinesini çiğneyerek, meslektaşlarımızla ilgili bu yalanı yaymaya inatla devam etti” dedi.

    “BU UYGULAMA KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİNİN İHLALİDİR”

    Meslektaşlarının aleyhinde tek bir delil olmadan tutuklandığını belirten Akbulut, “Bu uygulama en basit ifadesi ile kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlalidir. Kaldı ki, el konulan CD ve flash bellek içeriğinin meslektaşlarımızın müvekkillerinin dosyaları ile ilgili olduğu gözetildiğinde avukat-müvekkil ilişkisinin gizliliğinin de ihlal edildiği görülecektir. 6 Şubat’ta 11.30 sıralarında bir silahlı çatışma gerçekleşti. Ardından saat 15.00 gibi HHB’ye savcı eşliğinde bir polis operasyonu gerçekleşti. Hakkında sadece Seda Şaraldı’ya yakalama kararı ile geliniyor. Seda hakkındaki yakalama kararının da somut hiçbir dayanağı bulunmamakta. Bu eylemle ne tür bir bağ kurulduğuna dair hiçbir gerekçesi olmayan bir karar. Büroda diğer üyelerimiz ve Genel Merkez yöneticimizi de de gözaltına alıyorlar. Görme engelli Berrak adli kontrol ile serbest bırakılırken, ona refakat eden eşi Sinan Çağlar ise tutuklandı. Operasyon sırasında da ne ile suçlandıklarına dair hiçbir ayrıntı verilmemişti. Emniyette diğer avukat arkadaşlarımız hakkında da yakalama kararı çıkartılarak gözaltı yapıldı” diye belirtti.

    “BİR KOMPLO İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Gözaltındaki avukatlara çatışmadaki kişileri tanıyıp tanımadığının sorulduğunu dile getiren Akbulut, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Büroda ele geçirilen dava dosyalarına dair yazılı içerik, görüntü ve dijital materyallerdi. Bunun dışında bir soru sorulmadı. 9 Şubat’ta adliyeye çıkartıldıklarında, bir yöneticilik suçlamasında bulunuldu ve 6 Şubat eylemini gerçekleştirenleri tanıyıp tanımadıkları soruldu. Hiçbir delil yok ellerinde. Bu eylemle hiçbir alakalarının olmadığını, ne üyelik ne de yöneticiliğin söz konusu olmadığını ve hiçbir delilin olmadığını da savcılık aşamasında belirttik. Çok ağır bir suç isnadı ile karşı karşıyayız. Tutuklama gerekçesine dahi HHB bürosundaki dijital materyallerin henüz çözümlenmediği yazıldı. Bir komplo ile karşı karşıyayız. Karşımızda çok arsızlaşmış bir kolluk ve iktidar güdümünde yargı söz konusu. Geçerli delil dahi bulma, yaratma kaygısına bile girmemişler. Bunun bir kurgu olduğunu, arkadaşlarımızı beraat alıncaya kadar söylemek istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu gerçekleştirdi

    ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu gerçekleştirdi

    PİRHA- ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu yaptı. ÖHD Mersin Şubesi Eş Başkanlığı’na Melek Şaraldı ve İbrahim Kaya seçildi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, 3’üncü Olağan Kurulu’nu Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda yaptı.

    Divan oluşumu ve saygı duruşu ile başlayan kongrede Kürt Sorunu’nun çözümü için sürdürülen ‘Barış Nöbeti’ ve cezaevlerindeki açlık grevine dikkat çekilerek, tecridin sonlandırılması çağrısında bulunuldu.

    Kurul, kongre faaliyeti ile mali raporunun okunması ve yeni yönetimin belirlenmesi ile sona erdi.

    ÖHD Mersin Şubesi Eş Başkanlığı’na Melek Şaraldı ve İbrahim Kaya seçildi. ÖHD Mersin Şubesi’nin yeni yönetimi şu şekilde oluştu: İbrahim Kaya, Melek Şaraldı, Mustafa Müjde, Şilan Türk, Ronahi Sungur.

    PİRHA/MERSİN

  • ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış: Şu an tüm halklar tecrit altında-VİDEO

    ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış: Şu an tüm halklar tecrit altında-VİDEO

    PİRHA-Kürt Sorunu’nda diyalog yollarının açılması ve cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için açlık grevlerinin başladığını söyleyen ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış, “Şu an tüm halklar tecrit altında ancak hapishanelerdeki tecritin topluma yansıması çok daha hızlı ve sert bir şekilde görülüyor. Eğer halklar olarak toplu bir şekilde bir tepki göstermediği sürece açlık grevine ilişkin eylemlerin bir sonuç alması çok zor olacak” diye belirtti.

    Cezaevlerindeki tecridin kalkması ve Kürt Sorununun çözümü için cezaevlerindeki siyasi tutukluların 27 Kasım’da başlattığı dönüşümlü açlık grevleri sürüyor.

    27 Kasım’da başlatılan eylem, 15 Şubat 2024 tarihine kadar devam edecek. Eylemleri 20’nci gününe giren tutuklular için Diyarbakır, Mersin, Van, Adana ve İstanbul’da adalet nöbetleri tutuluyor.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Necla Mizgin Argış, cezaevlerinde tutukluların 27 Kasım tarihinde başlattığı açlık grevlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜM HALKLAR TECRİT ALTINDA”

    Necla Mizgin Argış, “Temelde bu açlık grevinin başlatılma gerekçesi cezaevlerinde uygulanan tecritin kaldırılması ve Kürt Sorunu’na ilişkin diyalog yollarının açılması. Mahpusların bedenini açlık grevi eylemine yatırması hem alınabilecek en ağır eylem kararı hem de en somut talebin son olarak başvurulabileceği eylem tarzı olarak değerlendirilebilir. Hem yurtsever halk olarak hem de demokrat olduğunu düşündüğümüz her kesimin açlık grevi eylemini şöyle değerlendirmesi gerekiyor; tecrit neden uygulanıyor? Tecrit’in kaldırılmama hali sadece İmralı adasında gerçekleştirilen bir şey değil. Şu an tüm halklar tecrit altında ancak hapishanelerdeki tecritin topluma yansıması çok daha hızlı ve sert bir şekilde görülüyor” dedi.

    Toplu bir şekilde bir tepki gerçekleşmediği sürece açlık grevine ilişkin eylemlerin bir sonuç alması çok zor olacağına dikkat çeken Necla Mizgin Argış, “Tutuklular eylemlerini süresiz açlık grevine çevirmeleri ya da başka bir eylem tarzı gerçekleştirmeleri durumunda demokrat halklar ve kurumlar olarak bunun nasıl önüne geçebiliriz ve tecriti kırmaya yönelik nasıl bir çalışma ortaya koymalıyız, bunu değerlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL