PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 579. haftasında hasta mahpus ve yüzde 79 engelli olan Hatice Onaran’ın durumuna dikkat çekerek basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Hatice Onaran’ın hapishane ortamında kanserin nüks etme ve hızla yayılma riski artmaktadır. %79 engelli ve kanser tedavisi görmekte olan Hatice Onaran hakkındaki hukuka aykırı kararın düzeltilerek derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” denildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 579. haftasında İHD İstanbul yöneticisi hasta mahpus ve yüzde 79 engelli olan Hatice Onaran’ın durumuna dikkat çekerek Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.
Açıklamada, “Tedavi haktır engellenemez, hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açıldı. Açıklamayı İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Ömer Faruk Yazmacı okudu. Açıklamada sık sık, “Hasta mahpuslara özgürlük” sloganı atıldı.
“KANSERİN NÜKS ETME VE HIZLA YAYILMA RİSKİ ARTMAKTADIR”
Türkiye hapishanelerinde en az 1.412 hasta mahpus bulunduğunu ifade eden Ömer Faruk Yazmacı, “Hatice Onaran, yaklaşık bir yıldır Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulmaktadır. %79 engelli olan Hatice Onaran, tutuklandığı sırada kolon kanseri nedeniyle tedavi görmekteydi. Tutuklanmasıyla birlikte tüm tedavi süreci ve tedavi hakkı ortadan kalkmıştır. Hapiste bulunduğu süre boyunca yalnızca birkaç kez hastaneye götürülmüş ve bu muayenelerde kelepçeli muayene dayatılmıştır. Etkin bir tedavi alamamış ve halen alamamaktadır. Ayrıca Hatice Onaran’ın özel beslenme ve hijyenik ortamda yaşama zorunluluğu vardır. Bu koşullar hapishane ortamında sağlanamadığından, kanserin nüks etme ve hızla yayılma riski artmaktadır. %79 engelli ve kanser tedavisi görmekte olan Hatice Onaran hakkındaki hukuka aykırı kararın düzeltilerek derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” dedi.
PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi üyeleri, Adana Suluca Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan 57 yaşındaki ağır hasta mahpus Fevzi Arslan’ın tahliye edilmesi çağrısında bulundu.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi üyeleri hasta mahpusların durumuna dikkat çekmek için eylemlerinin 537’nci haftasında bir kez daha Sakarya Caddesi’nde bir araya gelerek basın açıklaması düzenledi. Eylemde İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Eş Başkanı Ömer Faruk Yazmacı açıklamayı okudu.
Yazmacı, 2024 yılı içinde tespit edebildikleri kadarıyla en az 32 tutuklunun hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi. Yazmacı, bu haftaki eylemlerinde; Adana Suluca Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan 57 yaşındaki ağır hasta tutsak Fevzi Arslan’ın durumunu aktardı.
BEYİN ERİMESİ YAŞIYOR
Yazmacı, ağır hasta tutsak Fevzi Aslan’ın durumuna ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“2018 yılında tutuklanan Arslan, 15 gün Urfa TEM şubesinden ağır işkencelere maruz kalmış, işkencelerden kaynaklı bayılan Fevzi Arslan, öldü sanılıp morga konulmuştur. Tutuklandıktan sonra Urfa 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi’ne konulmuştur. 2018 yılında uygulanan elektrikli işkenceden dolayı beyin kanaması meydana gelmiş, pıhtılaşma oluşmuş, zamanında müdahale edilmediğinden iltihap meydana gelmiştir. ATK raporunda işkenceler tespit edilmesine rağmen tedavisi yapılmayan ve çok şiddetli baş ağrıları yaşayan Arslan için çekilen beyin MR sonuçları dikkate alınmamış ve tahliller, muayeneler düzgün yapılmamıştır. Durumunun gittikçe kötüleşmesiyle, ailesi tarafından beyin MR sonuçları özel doktorlara gösterilmiş ve verilen bilgiye göre; beyninde meydana gelen tahribattan ve iltihaptan kaynaklı olarak beyin erimesi yaşamaktadır.
DURUMU AĞIR VE TEK BAŞINA TUTULUYOR
Durumu ağır olmasına rağmen tek başına tutuluyor. Yoğun baş ağrıları çekiyor, başından bacaklarına kadar uyuşmalar meydana geliyor. Çeşitli zamanlarda baygınlık geçiriyor ve baygınlık geçirdiğinde müdahale imkanı da olmuyor. İlaçları kullanması gerekmesine rağmen kullanıp kullanmadığını bilemediği zamanlar oluyor. İlacını almıyor, yapması gerekenleri unutuyor, aç olduğunu bilmiyor, ailesini tanımada güçlük çekiyor. Son görüş esnasında kendi kızını tanıyamamıştır. Yine doktorların verdiği bilgiye göre tahliye olmadığı ve tedavisi uygun koşullarda yapılmadığı takdirde bu şekilde sadece iki yıl yaşayabilecektir.
TEDAVİSİ YAPILMIYOR
Urfa’dan yaklaşık 7 ay önce Adana Suluca Yüksek Güvenlikli Hapishanesine sürgün edilen Fevzi Arslan’ın bu ağır hastalığının yanı sıra karın fıtığı da var, tedavisi de yapılmamıştır. Korsenin faydası artık kalmamış ve acilen ameliyat olması gerekmektedir. Ayaklarındaki çatlama nedeniyle bundan kaynaklı günün 24 saati ağrı çekiyor. İşkenceler sonucunda bedeninde ağır ve kalıcı hasarlar meydana gelmiştir. Aralık ayında iki defa hücresinde sinir krizi geçirmiştir. 6 ayda bir MR çekilmesi gerekçesine rağmen çekilmiyor. Hapishanede devam eden ağız içi arama ve onur kırıcı aramalardan kaynaklı olarak tetkik ve tedavileri aksıyor.”
Arslan’ın yaşamının risk altında olacağını belirten Yazmacı, acil olarak tahliyesinin sağlanmasını talep etti.
PİRHA-10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle insan hakları savunucuları Ankara’da basın açıklaması yaptı. Dünyada ve Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine değinilen açıklamada “Güçlü devletler tarafından sürdürülen savaş politikaları halkları temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hale getirmiş, büyük bir insani krize yol açmıştır. Tüm bu savaşlar derhal son bulmalıdır” denildi.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında Ankara’da Kızılay Sakarya Caddesinde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı İHD Ankara Şube Eş Başkanı Ömer Faruk Yazmacı okudu.
“İNSAN HAKLARI TEMELLİ BİR DÜZEN HALA KURULAMADI”
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin çağın en önemli kurucu sözleşmesi olduğunu ancak bu bildirgede yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzenin hala kurulamadığına işaret etti. Yazmacı, “Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı ağır insani yıkımın bir daha asla yaşanmaması için, barış, insan hakları ve demokrasi ideallerine dayalı uluslararası bir sistem oluşturma hedefiyle inşa edilmiştir. Evrensel Bildirge de bu sitemin kurumsallaştırılmasında, insanlığın haysiyet, eşitlik ve adalet arayışında temel ve vazgeçilmez bir yere sahiptir. Bugün gelinen aşamada maalesef bu ideallerin çok gerisinde kalınmıştır. Evrensel Bildirge’de yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzen hâlâ kurulamamıştır” dedi.
Birleşmiş Milletler’in küresel boyutta yaşanan eşitsizliği, adaletsizliği, ırkçılığı, sömürgeciliği, otoriterleşmeyi sonlandırmada yeterince etkin olamadığını söyleyen Yazmacı, güçlü devletlerin çıkar ilişkileri yüzünden çıkan savaşlarda milyonlarca insanın hak ihlaleline uğradığını belirtti.
“HAPİSHANELERDE AĞIR İHLALLER YAŞANIYOR”
Türkiye’de durumun farklı olmadığına değinen Yazmacı, “Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda hapishaneler tıka basa dolu durumdadır. Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir. BM İşkenceye Karşı Komite’nin Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’na ilişkin “Sonuç Gözlemleri”nden sayılarının 4 bin kadar olduğunu net bir şekilde öğrendiğimiz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüsü mahpusların durumu ve İmralı Hapishanesi başta olmak üzere tek kişi ya da küçük grup izolasyonu, tecrit uygulamaları çözülemeyen kronik bir soruna dönüşmüştür” diye konuştu.
Kürt sorunu, kadın ve LGBTİ+’lara dönük şiddet, ekonomik kriz, mültecilerin uğradığı ayrımcılık, etki ajanlığı yasası, kayyım uygulamaları, baskı ve gözaltına da değinen Yazmacı, tüm bu alanlardaki ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarına sahip çıkmaya devam edeceklerinin altını çizdi.
PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 505. Hafta basın açıklamasında Sincan Kadın Kapalı hapishanesinde tutulan ağır hasta tutuklulardan Özge Özbek’in durumunu aktardı. Yapılan açıklamada “ Özge Özbek’in durumu oldukça kritiktir ve hapishanede kalamayacağı hem çekilen MR ve tomografilerde hem de raporlarında belirgindir” denildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun durumuna dikkat çekmek için basın açıklaması yaptı.
İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi önünde yapılan 505. Hafta basın açıklamasında hasta mahpusların yaşadığı sorunlar dile getirildi.
Açıklamayı, İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı okudu.
“HAPİSHANEDE KALABİLİR RAPORUNDA ASIL GÖRMESİ GEREKEN BEYİN CERRAHININ İMZASI YOK”
Bu hafta Sincan Kadın Kapalı hapishanesinde tutulan ağır hasta tutuklu Özge Özbek’in durumuna dikkat çekildi. Yapılan açıklamada, Özbek’in ailesi tarafından birçok defa tahliye başvurusu yapıldığı, ancak cevap alınamadığı belirtildi. Avukat Ömer Faruk Yazmacı, Özge Özbek hakkında açılan dava sonucunda 6 yıl 3 ay hapis cezası bulunduğunu aktararak şu açıklamayı yaptı:
“Beynindeki tümör nedeniyle 27.10.2020’de İstanbul Acıbadem Hastanesinde açık beyin ameliyatı geçirmiş, ameliyatının hemen ardından hastanede tutuklanmış ve Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’ne götürülmüştür. Durumunun ağır ve yeni ameliyat olması nedeniyle yapılan başvurular sonucunda, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından 3 ay infaz erteleme kararı verilmiş, 3 ay bittikten sonra tekrar tutuklanarak Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürülmüştür. Sağlık Bakanlığı Darıca Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 24.12.2021 tarihli sağlık kurulunun vermiş olduğu kararda ‘Hapishane şartlarında kalması uygun değildir’ raporu olmasına rağmen, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bu rapor kabul edilmemiş ve ‘Hapishanede kalabilir’ raporu verilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporda Nöroloji, Üroloji ve Psikiyatri doktorlarının imzası bulunmakta ancak asıl görmesi gereken beyin cerrahının bu kararda imzası yoktur.
09.06.2022’de tekrar Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesine yapılan başvuruda ‘Cezaevinde kalabilir’ raporu verilmiştir. Oysa, sürekli şiddetli baş ağrıları çekmekte, denge kaybı yaşamakta ve tümörlerin duyu organlarına baskı yaptığından kaynaklı işitme kaybı problemleri yaşamaktadır. Hastane MR raporlarında beyninde birden fazla tümör bulunduğu için sürekli kontrol altında olması gerektiği, ameliyatını gerçekleştiren doktoru tarafından ailesine söylenmiştir. Daha önce Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi 24.12.2021 tarihinde heyet raporunda ‘cezaevinde kalamaz’ kararı verilmiş ve bu raporun 2 yıl geçerlilik süreci bulunmaktadır.”
TÜMÖRLERDE ÇOĞALMA OLDUĞU TESPİT EDİLDİ!
Ömer Faruk Yazmacı, Özge Özbek’in, cezaevinde hastalığının hızlı bir şekilde ilerlediğini ve epilepsi, vertigo gibi hastalıkların da nüksettiğini söyledi. Av. Yazmacı, açıklamanın devamında şu açıklamayı yaptı:
“Beyin tümörleri organlara baskı yapmaktadır ve tümörden kaynaklı olarak sol kulağında %72 işitme kaybı vardır, ellerde titreme, kimi zaman idrarını tutamama durumlar da meydana gelmiştir. Bu durum ileride görme, hafıza ve hareket kaybına neden olacaktır.
2023 Yılı Ocak ayında tekrar heyet işlemleri başlatıldı ve önceki MR ile karşılaştırıldığında tümörlerde büyüme ve çoğalma olduğu, hayati risk oluşturabileceği söylenerek ve acilen 13 Ocak’ta Ankara’ya sevk edilmiştir. Ancak Gazi Üniversitesinden mahkum koğuşu olmadığından ameliyat olamayacağı, Gamma Knife (Lazerli Ameliyat) için de daha önce ışın tedavisi alan hücrelerin olumlu yanıt vermediğinden tek çözüm olarak 1 yıl sonra kontrol edilebileceği söylenmiştir. Bu süreç içinde Sincan Kadın Hapishanesinde tutulmaya devam edilmektedir.
“DENGE PROBLEMLERİ YAŞIYOR, DÜŞÜP YARALANIYOR”
Sık sık denge problemleri yaşıyor ve kafasını çarpıyor, düşüp yaralanıyor. 10 Temmuz 2023’te düşmeden kaynaklı oluşan şişlik için kampüs hastanesine götürülmüş, tomografide çekilen bölümde beyinde kanama görülmüş ve 3 saat sonra tekrar tomografi çekilmiştir. Onda da kanamanın hala olması nedeni ile acil bir şekilde Etlik Şehir Hastanesine götürülmüştür. Travma yoğun bakımında müşahede altında tutulmuştur. Çekilen yeni tomografide ‘Kanın dağılmadığı, tümörlerin hayati risk oluşturduğu yapılacak tek müdahalenin cerrahi operasyon olduğu, bunun da yüksek ihtimalle koma veya ölümle sonuçlanabileceği’ bilgisi verilmiş ve dilekçe yazması istenmiştir. Kendisi de sonucu koma veya ölüm olabilecek bir ameliyatı talep etmediğini ifade ederek taburcu olmuştur. 2 ay sonra çekilen MR sonucunda doktorlar tarafından tümörler için patates kökü, mayın tarlası, karınca yuvası gibi tabirler kullanarak hızlı çoğaldığı ifade edilmektedir. Ayrıca panik atak başladığından hastaneye gitmekte zorlanıyor. Kimi zaman hastane sevkleri tekli ring araçlarıyla yapılmakta, bu durum da ham panik atağını tetiklemekte hem de tümörlerden ve epilepsiden kaynaklı olarak yaşamını riske atmaktadır.”
“DEVLET SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMİYOR”
Özge Özbek’in dışarıda tam teşekküllü hastanelerde tedavi edilebilmesi, kontrol altında tutulması için tahliyesinin zorunlu olduğunun altını çizen Yazmacı, şunları söyledi:
“Hapishanede kaldığı her saat, her gün yaşam hakkı ihlalini meydana getirecektir. Bir gün dahi hapishanede kalamayacağı ortada olan Özge Özbek’in acil olarak tahliyesinin edilmesini talep ediyoruz. Devlet yaşam hakkını korumak zorundadır ve tahliye etmeyerek bu sorumluluğunu yerine getirmiyor.”
PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 367. hafta basın açıklamasında Malatya Akçadağ T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan hasta mahpus İslam İverendi’nin tahliye edilmesi için çağrı yaptı.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde yapılan 366. hafta basın açıklamasında Malatya Akçadağ T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan hasta mahpuslardan İslam İverendi’nin sağlık durumuna dikkat çekti.
Basın açıklamasını okuyan İHD Ankara Şubesi yöneticilerinden Av. Ömer Faruk Yazmacı, 25 yaşındaki İslam İverendi’nin Hepatit-B hastalığına yakalandığını ve karaciğerinden kaynaklı büyük bir sağlık problemi yaşadığını aktardı.
“MAHPUSLARIN SAĞLIKLI YAŞAM HAKKI ENGELLEMEKTEDİR”
Türkiye hapishanelerinde yaşatılan hak ihlallerinin derinleşerek artmakta olduğuna vurgu yapan Yazmacı şunları dile getirdi:
“Ne yazık ki bu hak ihlallerinin başında, yaşam hakkını ortadan kaldıran ‘hasta mahpus’ sorunu gelmektedir. Tekli ring araçlarıyla sevkler, kelepçeli muayene, zamanında yapılmayan sevkler, ağır hasta mahpusların tahliyesinin önündeki engeller, yeterli beslenememe, diyet yemeklerinin verilmemesi, ayrımcı uygulamalar ve daha pek çok sorun mahpusların sağlıklı yaşam hakkını engellemektedir. Ağır hasta mahpuslar hapishanelerde yaşamlarını yitiriyor ancak tedbirler alınmıyor.”
“DIŞARIDA İKEN SAĞLIĞI DÜZELMİŞ ANCAK CEZAEVİ KOŞULLARINDA SAĞLIĞI TEKRAR KÖTÜYE GİTMİŞTİR”
Av. Ömer Faruk Yazmacı, 5 yaşındaki hasta mahpus İslam İverendi’nin 2016 yılında tutuklanıp Şırnak T Tipi Kapalı Hapishanesine konulduğunu, 1,5 yıl ardından Malatya E Tipi kapalı Hapishanesine sevk edildiğini ve en son 5 ay öncesinde Malatya Akçadağ T Tipi Kapalı Hapishanesine gönderildiğini belirtti. Av. Yazmacı, şu bilgileri paylaştı:
“Bu hapishanede pek çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Dışarıda iken 2010 yılında Hepatit-B hastalığına yakalanmış ve karaciğerinden kaynaklı büyük bir sağlık problemi meydana gelmiştir. Hastalığının ilerlemesi ile Ankara Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesinde annesinin donör olmasıyla ve karaciğer nakli ameliyatı yapılmıştır. Hastanede 45 gün kaldıktan sonra taburcu olmuştur. Mersin’de haftada bir kontrole götürülmüş, belli bir zaman sonra kontrol süresi 1 aya çıkarılmış, en sonrasında da 3 ayda bir yapılmaya başlanmıştır. Dışarıda iken sağlığı düzelmiş ancak cezaevi koşullarında sağlığı tekrar kötüye gitmeye başlamıştır. Ameliyat sonrasında günlük 16 çeşit ilaç kullanmaktadır ve sürekli olarak kontrollere gitmesi gerekmektedir. Hastalığından kaynaklı olarak yargılamasının tutuksuz olarak yapılması talep edilmiş ancak bu talep karşılanmamış ve 6 yıldır tutuklu olarak yargılanmaktadır. Karaciğer naklinden kaynaklı olarak yüzde yetmiş (%70) hapishanede kalamaz raporu bulunmakta ancak bu rapor da dikkate alınmamaktadır. Hapishanede kontrollere ancak 5-6 ayda gidebiliyor, sevkler yapılmıyor, sevk talep ettiğinde cevabı çok geç geliyor.”
İslam İverendi’nin cezaevinde çıplak arama uygulamasına maruz bırakılmak istendiği bilgisini veren Yazmacı şunları söyledi:
“Kurumumuza yapmış olduğu başvuruda da “Kronik karaciğer hastası olduğundan 04.08.2021 tarihli hastane sevki sonrasında cezaevine geri getirildiği sırada daha önceki rutin aramalardan farklı olarak çıplak arama dayatması ile karşılaştığını, kronik hasta olması sebebi ile çokça kez hastaneye gidip geldiğini, üst aramasına karşı olmadığını ancak çıplak aramanın onur kırıcı olması sebebi ile kabul etmediğini ve bu nedenle bir daha hastaneye çıkmayacağını belirtmesi üzerine görevli memurlar tarafından zorla üstündeki kıyafetlerin çıkartılarak kendisinden 3 defa oturup kalkmasının istendiğini ve kendisine 1 günlük hücre cezası verildiğini, çıplak aramanın devam etmesi halinde hastaneye çıkmasının mümkün olmadığını” aktarmıştır. Ailesi tarafından yapılan başvurularda da hastalıklarından bahsedilmiş ve bunun yanı sıra geçtiğimiz günlerde ayağını burktuğunu ancak yapılan çıplak arama uygulamasından kaynaklı olarak hastaneye gidemediğini ifade etmişlerdir. İslam İverendi’nin hastalığından kaynaklı olarak tutuksuz olarak yargılanması ve daha uygun koşullarda tedavilerinin ve kontrollerinin yapılması sağlanmalıdır. Hastane tarafından verilmiş olan %70 cezaevinde kalamaz raporunun gereği yerine getirilmelidir. Bütün bu süreç zarfında çıplak arama gibi insan onuruna aykırı uygulamalara son verilerek sağlığa erişim hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalı ve yaşam hakkı korunmalıdır.”
PİRHA – İHD Ankara Hapishaneler Komisyonu, cezaevinde yaşamına son verdiği ileri sürülen Aysel Koç’a dair yaptığı açıklamada, Koç’un sistematik hak ihlaline maruz kaldığını söyledi.
Haberin Videosu
İHD Ankara Şube Hapishane Komisyonu tarafından 3 Mart 2020 tarihinde Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bulunan Aysel Koç’un yaşamını yitirmesi ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi.
Basın toplantısı öncesi Ankara Şube Eş Başkanı Nuray Çevirmen kısa bir konuşma yaptı. Çevirmen, “Sincan Cezaevi’nde yaşamını yitiren Aysel Koç’un yaşamış olduğu hak ihlallerini aktarmak için burada toplandık. 3 Mart tarihinde avukatı tarafından arandık. Arkadaşlarımızla birlikte adli tıp kurumuna gittik, ailesinin aktarımları oldu. Bugün Sincan Cezaevi’nde birlikte kalmış olduğu mahpuslarla yapılan görüşmeler doğrultusunda yaşamış olduğu sıkıntı ve sorunların onu nasıl adım adım ölüme götürdüğünü tespit etmiş bulunmaktayız. Bu nedenle cezaevinde yaşanan ölümlere de bir duyarlılık sağlamak amacıyla basın açıklaması yapmak istedik” dedi.
“SIK SIK EPİLEPSİ KRİZİ GEÇİRDİ”
İHD Ankara Şube Hapishane Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı yaptığı açıklamada ailenin kendilerine, Koç’un bir süredir tek başına tutulduğu, epilepsi hastası olduğu, cezaevinde birçok hak ihlaline maruz kaldığı, babası ile yaptığı telefon görüşmesinde “Beni buradan sağ çıkartmayacaklar” dediği bilgilerini aktardığını belirtti.
Cezaevinde birlikte kaldığı arkadaşlarıyla yapılan görüşmesine dair bilgi veren Yazmacı, şunları söyledi: “8 yıldır 4 kadın mahpus olarak birçok cezaevinde kaldıkları ve son 3,5 yıldır da Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulundukları dönemde kendilerine ayrı bir tecrit uygulandığını, spor, atölye gibi faaliyetlere sadece 4 kişi olarak çıkarıldıklarını, sohbet haklarının engellendiğini, 4 kişinin hiçbir yere çıkarılmadıklarını, bunun sebebini sorduklarında cevap alamadıklarını ifade etmişlerdir. Aysel Koç’a yetkililer tarafından ‘Bekleyin ağırlaştırılmış müebbet alacaksınız, şurada yeni bir cezaevi yapacağız, tek tip kıyafet giydireceğiz’ dediklerini ifade etmişlerdir. Aysel Koç’un epilepsi hastası olmasına rağmen görevliler tarafından kafasının koğuş kapısına sıkıştırıldığını, yerlerde sürüklendiğini, bu durumu diğer üç arkadaşının mahkemede dile getirmesine rağmen sonuç alamadıklarını, olayla ilgili olarak Aysel Koç’un ceza aldığını aktarmışlardır.”
Koç’un sık sık epilepsi krizi geçirmesinden dolayı bir başka cezaevine naklinin yapılması ve tedavi edilmesi için arkadaşlarının idareye başvurduklarını aktaran Yazmacı, şu bilgileri verdi: “Arkadaşları ayrıca Koç’un bir defasında dilini yuttuğunu, koğuşta kalan diğer 3 kişinin zor durumda kaldığını, hiçbir görevlinin gelmediğini, bu nedenle bir tutuklunun elini Aysel’in ağzına sokarak hayatını kurtardığını, Aysel’in 6 ay boyunca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahkumların yan koğuşunda tek başına kaldığını, tek başına kalırken üç kez epilepsi krizi geçirdiğini, bir kez epilepsi krizi sırasında elindeki bardağın kırıldığını ve kırılan bardaktaki camların üzerinde titreyerek kriz geçirdiğini ve yaralandığını, ölmeden önce de, 25 Şubat’tan sonra 7 gündür tek başına bir koğuşta kaldığını anlatmışlardır.”
“İDARENİN AĞIR İHMALLERİ BULUNMAKTA”
27 Şubat akşamında Aysel’in bulunduğu koğuştan bağırarak “Nasılsınız, ben hiç iyi değilim, kuşlarımı, kitaplarımı, defterlerimi size göndereceğim, sizi seviyorum” dediğini söyleyen Yazmacı, Koç’un sistemli bir hak ihlaline maruz kaldığını belirterek şöyle devam etti:
“Epilepsi hastaları sebebi ne olursa olsun tek başlarına tutulamazlar. Ancak daha önce 6 ay süreyle ve 25 Şubat’tan ölümüne kadar olan 7 günlük sürede tek başına tutulmuştur. Arkadaşlarının ve ailesinin verdiği beyanlara göre de çeşitli zamanlarda sözlü ve fiziki şiddete maruz bırakılmıştır. Hasta olmasına ve tedavisi yönünde çeşitli kereler dilekçe yazılmasına ve sevk talep edilmesine rağmen bunlar yapılmayarak süreç adeta hızlandırılmıştır. Hapishanelerde mahpusların yaşamının korunması yönünde gereken tedbirleri almakla yükümlü olan idare gerekenleri yerine getirmemiştir ve ağır ihmalleri bulunmaktadır. Tüm bu ihmallerden ve hak ihlallerinden sorumlu olanlar hakkında derhal soruşturma başlatılmalı, yükümlülüğü bulunanlar hakkında cezai işlemler uygulanmalıdır.” PİRHA/ANKARA