Etiket: önder mahallesi

  • Tanıklar: Hükümete tepkiyi, dışarıdan gelen bozkurt işaretli kişiler saldırıya çevirdi-VİDEO

    Tanıklar: Hükümete tepkiyi, dışarıdan gelen bozkurt işaretli kişiler saldırıya çevirdi-VİDEO

    PİRHA- Ankara’nın Altındağ ilçesinde geçtiğimiz hafta yaşanan mültecilere yönelik ırkçı saldırıların ardından PİRHA’ya konuşan mahalle sakinleri, “Aslında hükümetin mülteci politikasına karşı bir öfke vardı ve amaç bunu protesto etmekti. Daha sonra yönlendirmeler ve dışarıdan gelen müdahaleler sonucunda olaylar farklı yönlere evrildi. Suriyeliler şimdi dışarı çıkamıyor. Belirsiz bir ortam var, eski halimize dönmek istiyoruz” dediler.

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde bulunan Önder Mahallesi’nde yaşanan mültecilere yönelik saldırıların üzerinden 1 hafta geçti. Olaylarla gündeme gelen mahallede bu aralar sessizlik hakim. Mahallenin giriş çıkışlarında polis kontrol noktaları kurmuş durumda. Ayrıca mahallenin içerisinde sivil ve resmi polisler sürekli gezerek kimlik kontrolü yapıyor. Basının girmesi ve çekim yapması ise ‘yasak’ denilerek engelleniyor.

    Yaşanan olaylardan sonra mahalle sakinleri tedirgin olduklarını ve korku yaşadıklarını belirtiyor. Herkes kendi arasında yaşananları konuşsa da çoğu basına röportaj vermek istemiyor.

    21 yıldır Hüseyin Gazi Mahallesi’nde oturan Onur Özdemir ve ismini vermek istemeyen bir mahalle sakini o gün yaşadıklarını ve tanık oldukları olayları PİRHA’ya anlattılar.

    “HÜKÜMETİN MÜLTECİ POLİTİKASINA KARŞI BİR ÖFKE VARDI AMA FARKLI YÖNLERE EVRİLDİ”

    Onur Özdemir olayların mahallelerinde öldürülen gençten sonra başladığını ve hızla yayıldığını ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Mahalleli ilk önce sadece yaşanan bu ölümlü durumu protesto etmek amaçlı sokağa çıktı. Hem hükümete hem de diğer siyasi partilere mülteci politikasından dolayı bir öfke duyuluyordu. Tepkiler mülteci politikasına yönelikti. Yani devlete yönelik aslında diyebilirim. Bu şekilde başladı. Sonrasında mahallemizle hiç alakası olmayan -özellikle söylüyorum bunu- mahallemizle ilgisi olmayan, tanımadığımız gençler mahalleye geldi. Bunlar geldikten sonra da olay farklı yönlere gitti. Mültecilerin dükkânlarına, evlerine saldırmaya başladılar. Bu olaylar olurken de bir engelleme olmadı. Yani polis vardı ama engellemeye yönelik hiçbir şey yapılmadı. Polisler herhangi bir eylemde ki gibi tavır göstermediler. Bir yönlendirme yapıyorlarmış gibi davrandılar.

    “DIŞARIDAN GELENLER BOZKURT İŞARETİ YAPIP TEKBİR GETİRİYORLARDI”

    Dışarıdan gelen gençler de aynı şekilde kitleyi, sokağa çıkan mahallelileri yönlendiriyorlardı. Saldırmaları yönünde kışkırtıyorlardı. O gençler geldikten sonra zaten olaylar farklı yöne gitti. Sanki birileri o gençleri buraya bilinçli olarak çağırmış. Özellikle hükümete karşı protesto eylemi gerçekleştirmek isteyen insanları farklı yönlere yönlendirmeye başladılar. Bu gençler bozkurt işaretleri yapıp, tekbir getiriyorlardı. Dükkanlara, sağa sola, evlere saldırmaya başladılar. Aslında hükümetin mülteci politikasına karşı bir öfke vardı ve bunu protesto etmekti amaç ama daha sonra yönlendirmeler ve dışarıdan gelen müdahaleler sonucunda farklı yönlere evrildi.”

    “BİR KADIN ‘KÜRTLERİ SALLANDIRACAKSIN’ DEDİ”

    Bunun sadece Suriyelilere karşı yapılmış bir saldırı olmadığını ve bir Kürt olarak tedirginlik duyduğunu belirten Özdemir, “Bir Kürt olarak ben de çok endişelendim. Olayların başladığı gece ben olayların içerisindeydim. Akşam evime gittiğimde orada tanık olduğum şeyleri anlatmak istiyorum. Oradaki insanlar -özellikle birkaç kadın vardı- onlardan şunları duydum; ‘Suriyelileri göndeririz ardından Kürtleri göndereceğiz’ dediler. Ve sonrasında bir kadın da şöyle dedi, -hiç kulağımdan gitmiyor çünkü çok korktum, çok tedirgin oldum- ‘Kürtleri sallandıracaksın’ cümlesini kurdu. Ve bu beni çok korkuttu. Bir baba olarak hala da bu tedirginliği yaşıyorum. Ben 21 yıldır bu mahallede oturuyorum ve böyle bir şeye hiç şahit olmamıştım. Çünkü 21 yıldır burada komşularımızla birlikteyiz ve hiç sorun yaşamadık. Beraber yiyoruz, beraber içiyoruz, beraber geziyoruz, birçok şeyi birlikte yapıyoruz. Ama böyle bir olayı ilk kez gördüm” diye konuştu.

    “MAHALLE ABLUKA ALTINDA”

    Polisin olayları engellemediğini vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:

    “Hiçbir engelleme çabası içerisine girmediler. Burada 5 bin kişi toplandı neredeyse ve sadece 50 tane çevik kuvvet polisi vardı diyebilirim. Yani bu tür olaylarda 50 tane 100 tane çevik kuvvet polisi gönderilmez. Tüm polislerin buraya yığılması gerekiyordu. Ve bu polisler insanları dağıtmak için ellerinden geleni yapmalıydılar ama hiçbir şey yapmadılar. Kitle bir araya gelmesin diye polis yönlendirme yapıyordu sadece. Hükümeti protesto eylemlerine dönüşecek diye yapılıyordu bu. Çünkü toplanan kitle, ‘mültecileri istemiyoruz’, ‘bunları başımıza siz getirdiniz’, ‘Allah belanızı versin’ gibi söylemlerde bulunuyordu. ‘Bunların sorumlusu sizsiniz’ diyordu hükümete. Bu tür söylemler başladığı noktada polis orayı dağıtıyordu ve yönlendirme yapıyordu. 20 kişi, 30 kişi olarak insanları ayrı ayrı yerlere dağıtıyordu. Dışarıdan gelen kitle, o gençler mahallemizdeki Suriyelilerin dükkanlarını ya da evlerini bilemez. Kimin nerede oturduğunu nereden bilecekler? Bunlara birileri buraları gösterdi. Şu an tüm mahalle polis ablukası altında ve bu durumdan mahalleli olarak çok rahatsızız. İnsanların üzerinde bir baskı var.”

    “BU SALDIRILAR GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE PLANLI BİR ŞEKİLDE YAPILDI”

    Olaylardan sonra mahallelerinden yaklaşık 400 kişinin gözaltına alındığını duyduklarını söyleyen Özdemir, “İnsanlarda korku hakim. Ayrıca Suriyelilere bir laf atarsam bende mi gözaltına alınırım tedirginliği yaşanıyor. Şu anda mahallede polis sürekli insanları denetliyor. Üç dört kişiden fazla insanın bir araya gelmesini engelliyorlar. Ben çocuklarımı kapının önüne bile çıkartamıyorum. Çünkü tedirgin oluyorum. Çünkü biz Kürt’üz ve çocuklarım Kürtçe konuşur da birisi bir şey der mi diye endişeleniyorum. Pazar günü çocuklarımla birlikte parka gitmiştim. Orada akrabalarımla karşılaştım. Orada Kürtçe konuştuk ve kadının bir tanesi bize dedi ki, ‘Kürtçe konuşuyorsun kısık sesle konuş.’ İnsanların tuhaf tuhaf baktığını söyledi. Halbuki biz burada 20 senedir oturuyoruz ve sık sık Kürtçe konuşuyoruz. Böyle bir uyarı daha önce almamıştım. İş yerlerimizde, okulumuzda bu tür şeyler yaşadığımız olmuştu. Ama mahallemizde yaşamamıştık” ifadelerini kullandı.

    “GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE PLANLI BİR ŞEKİLDE YAPILDI”

    Onur Özdemir, “2-3 yıl önceydi sanırım yine böyle bir saldırı olmuştu yine. Suriyeli birisi bir Türk gencin boğazını kesmişti. O zaman da Suriyelilere yönelik bir saldırı olmuştu ve Suriyelilerin dükkanları yakılmıştı. Polis o zaman çok çabuk müdahale edip, hemen yatıştırmıştı. Bu kadar büyümemişti. Böylesine bir saldırı olmamıştı. Bugün bu olayların bu noktaya gelmesinin sebebi ölen çocuğun ailesinin ilk başta devlete karşı tepki gösterip mahalleliyi galeyana getirmesi oldu. Çünkü insanlar hükümete olan tepkilerini dile getirmek istediler. Daha sonra da farklı yönlere yönlendirildiler. Bu gözümüzün önünde planlı bir şekilde yapıldı. İnsanlar burada bir protesto eylemi yapsaydı, burada hükümete tepkilerini dile getirselerdi, polis de bunların eylem yapmalarına izin verseydi ve sonra dağılsalardı biterdi” dedi.

    “SURİYELİLER EVLERİNDEN ÇIKAMIYOR”

    Suriyeliler evlerinden çıkamadığını da aktaran Özdemir, “Suriyelilerin küçük çocukları var. Sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak için bir kişi çıkıyor evden. Onun dışındakiler evlerinden dışarı çıkamıyor. Korkuyorlar, gizli gizli evlere su, gıda maddesi götürülüyor. Herhangi bir yağmalama gibi duruma tanık olmadım ama dükkanların cam, çerçevelerinin indirildiğini, paramparça edildiğini, dükkanların içerisindeki malzemelerin yollara atıldığını, parçalandığını gördüm. Ama kuyumcu ve cep telefonu malzemesi satan birkaç yerin yağmalandığını duydum” şeklinde konuştu.

    Bir Kürt olarak mültecileri, Suriyelileri, Afganları, Somalileri çok iyi anlayabildiğini aktaran Özdemir, “Çünkü biz de bu tür sıkıntıları yıllarca yaşadık yaşıyoruz. O esnada bu yaşananlar karşısında kendimi onların yerine koymakta hiç zorlanmadım. Tabii insan çekiniyor, korkuyor, tedirgin oluyor. Ben o gün olaylardan sonra evime gittiğimde, acaba bize de bir şey yaparlar mı, çocuklarımı nasıl koruyabilirim böyle bir şey olursa diye düşündüm. Olayların yaşandığı gece ben hiç uyumadım ve evimde nöbet tuttum. Ve 1 haftadır da çocuklarıma diyorum ki, bakkala gitmeyin, şuraya gitmeyin, buraya gitmeyin. Çünkü başlarına bir şey gelir mi diye korkuyorum. Bu ırkçı saldırılar kesinlikle Anadolu halklarının kültüründe yok. Bu tür şeyler başkalarının işi. Irkçıların, faşistlerin işine yarayan şeylerdir. İnsanları öldürmek, insanları dışlamak, insanların işyerlerine, evlerine saldırmak yoktur bizim kültürümüzde. Umarım en kısa zamanda düzelir ve biz de normal yaşantımıza döneriz” dedi.

    “GÖZÜ DÖNMÜŞ BİR KALABALIK VARDI O GÜN”

    İsmini vermek istemeyen başka bir mahalle sakini ise yaşadıkları ve tanık olduklarına dair şunları aktardı:

    “Suriyeli bir komşumuz var. Evde yemek yerken aradı beni. 3 tane çocuğu var. Çok tedirgin olmuşlardı. Böyle şeyler oluyor korkuyoruz gel, diyerek çağırdı. Şimdi Adana’da. 1 haftalığına oraya gitti. Bu olaylar olunca uzaklaştı buradan mecburen. Ayrıca bir komşumuz daha vardı. Bu olaylar başlayınca dükkânını korumak için çalışıyordu. Dükkânında 8-10 bin liralık malı varmış. Görünce dedim ki ona ne yapıyorsun, seni öldürürler bırak git dedim. Uzaklaştırdım oradan. Daha sonra olaylar sürerken başka bir Suriyeli aile tanıdığımızın evine gittik. Bize bir şeyler hazırladı. Onlarla birlikte oturduk evlerinde bekledik. Daha sonra benim amcamın oğlu ben bir aşağıya bakıp geleyim dedi. Gitti. Merdivenden aşağı inerken bir grubun geldiğini gördük. Kalabalık bir grup evinde olduğumuz Suriyeli aileye saldırmaya çalıştı. Amcamın oğlu da yapmayın burası bizim evimiz diye bağırdı. Sonra o kalabalık başka yöne gitti. Bu tamamen tesadüfen gelişti. Eğer orada biz olmasaydık o aileye saldıracaklardı. Belki de öldüreceklerdi. Gözü dönmüş bir kalabalık vardı o gün. İçeri girip Suriyeli aileyle birlikte oturduğumuzu görselerdi bize de saldırırlardı. Dışardan gelenler de vardı ama daha çok bizim mahalledeki kişilerdi. Başta mülteci politikasına karşı, devlete karşı bir tepki vardı. Sonrasında kurt işaretleriyle, tekbirlerle saldırılar olmaya başladı. Önlerine gelen Suriyelilerin evlerine, iş yerlerine saldırmaya başladılar.”

    “İNSANLAR MÜLTECİLERDEN ÇOK RAHATSIZ OLUYOR ARTIK”

    “Suriyelilere böyle saldırılar olmaması gerekir. Ama artık insanlar bunlardan çok rahatsız. Özellikle şimdi bir de Afganlılar geliyor. Bu çok etkiledi insanları” diyen vatandaş,  şmyle devam etti:

    “Ayrıca Suriyeliler burada rahat yaşıyor. Evleri, arabaları var. Devlete vergi vermiyorlar. Biz ekonomik olarak çok kötüyüz. Böyle düşünüyor insanlar, o yüzden saldırıyorlar. Biz o gün birkaç Suriyeli aileyi kurtardık. Bir başka arkadaşımız da Suriyeli bir ailenin evine gidiyor. Banyoya saklandıklarını görüyor. Oradan çıkmamalarını söylüyor. Aşağıda olan insanlara da evde kimsenin olmadığını söylüyor. Öyle kurtarıyor onları. Yine bir yerde bir eve saldırdılar. Taş attılar eve. Evden çığlıklar, bağrışmalar geldi. Biz çıktık eve sonra sakinleştirdik aileyi. Çocukları vardı çok korkmuşlardı. O adam orada dedi ki, ‘bizim suçumuz ne, biz mi öldürdük o çocuğu? Hepimiz mi kötüyüz?’ dedi. Doğru söylüyor. Hepimizin içinde iyimiz de var kötümüz de. O gün gece 2’den sonra ortalık sakinleşince bir Suriyeli aileyi evlerinden gizlice çıkardık. Bir iki araba ayarladık. Başka ilçede olan akrabaları vardı, onların yanına götürdük. Bir süre orada kalacaklar, gelmeyecekler.

    “BELİRSİZ BİR ORTAM VAR, ESKİ HALİMİZE DÖNMEK İSTİYORUZ”

    Olaylardan sonra imkânı olan Suriyeliler başka şehirlerde ya da yerlerde olan akrabalarının yanına falan gitti. Kalanlar, gidecek yeri olmayanlar çok tedirgin. Dışarı çıkmıyorlar fazla. İhtiyaçları için çıkıyorlar sadece. Belirsiz bir ortam var onlar için. Ne zaman geri döner gidenler ya da eskiye ne zaman dönülür belli değil. Şöyle bir şeyde oldu anlatayım. Şu an sitelerde çalışma hayatı durmuş vaziyette. Çünkü bu adamlar burada bin-bin 500 TL’ye çalışıyordu. Şimdi gitti hepsi. Korkuyor işe gidemiyorlar. Orada çalışanların yarısından fazlası mülteciydi. Burada olan Türkiye vatandaşlarından kimse gidipte o paraya orada çalışmaz. Çalışacak kişiler arıyorlar şimdi burada. Mahallemizde polis de yoktu önceden, şimdi her yerde polis var. Bu durumdan rahatsızız. Eski halimize dönmek istiyoruz. 15 gün sonra normale dönüleceği söyleniyor.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Alevi yurttaşlardan mültecilere saldırılara kınama: En büyük trajedilerden birini yaşıyoruz-VİDEO

    Alevi yurttaşlardan mültecilere saldırılara kınama: En büyük trajedilerden birini yaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA-Tuzluçayır’da yaşayan yurttaşlar, Ankara’da Suriyelilere dönük linç girişimlerini kınadı. İktidarın mülteci politikasını eleştiren yurttaşlar, “Hem ‘misafir’ diyeceksiniz hem de ucuz iş gücü olarak kullanıp ardından saldırı hedefi yapacaksınız! İnsanlığın en büyük trajedilerinden birisini bu coğrafyada yaşıyoruz” dedi.  

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde 10 Ağustos’ta yaşanan kavgada 18 yaşındaki Emirhan Yalçın yaşamını yitirirken bir kişi de yaralandı. Ölümlü kavganın ardından ırkçı gruplar, Suriyelilerin yaşadığı ev ve işyerlerini hedef alarak tahrip etti.

    Ankara’daki ırkçı eylemle birlikte ülke genelinde mültecilere yönelik artan nefret söylemlerinin arka planını yurttaşlara sorduk.

    Ankara’nın Tuzluçayır semtinde yaşayanlar, Suriyelilere yönelik linç girişimlerini kınayarak, “Bizler, mahallemizdeki mültecilere halen elimizden geldiğince yardım etmekteyiz” dediler.

    SURİYELİLERE ‘MİSAFİR’ DENİLİP UCUZ İŞ GÜCÜNDE KULLANIYORLAR”

    Uzun yıllar Avustralya’da yaşayıp tekrar Mamak’a dönüş yapan Mustafa Toprak, mültecilere dönük saldırıları “İnsanlığın en büyük ayıplarından biri” olarak yorumladı. Toprak, mülteci konusunun dünyanın en büyük sorunlarından birisi olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Günümüzde en az 50 milyon insanın, dünyada savaşlar nedeniyle gezer halde olduğunu biliyoruz. Mülteci sorununun uluslararası bir standardı var ancak Türkiye’deki Suriyeliler ve başka savaşlardan kaçıp bu coğrafyaya gelen insanları o uluslararası sözleşmelere uyarak yerleştirmiyorlar. Mültecilerin kendi yasaları vardır. Örneğin Avustralya’da özellikle bu insanlara pozitif ayrımcılık uygulanıyor. Yani Avustralyalı vatandaşından daha fazla o insanlara sığınma, sağlık, eğitim gibi olanaklar ön planda tutuluyor. Ama buradaki Suriyelilere ‘misafir’ denilerek ucuz işgücünde kullanıyorlar. Diğer taraftan da organ ve dilenci mafyaları saldırıyor. Halen 10 binin üzerinde Suriyeli çocuğun kayıp olduğu söyleniyor. Yani İnsanlığın en büyük trajedilerinden birisini bu coğrafyada yaşıyoruz.”

    ÜLKEDE BİR TÜR SÜNNİLEŞME PROJESİ VAR”

    Yuva, Külahlı köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği Başkanı Yusuf Gölpınar da, mevcut mülteci yoğunluğu ardından Afganistan’dan gelen akına “Neden göz yumuluyor?” diye sordu. Gölpınar, “Ülkemiz artık gerçekten yangın yeri olmaya başladı” diyerek şunları dile getirdi:

    “Ülkede bir tür Sünnileşme projesi var. Yani seçim yatırımı var. Kendi vatandaşını, yani oy vermeyen tarafı reddedip mültecileri kabul ederek bu ülkenin bütçesine ve her tarafına zarar vermeye başladılar. Bu noktada Amerika ile Türkiye’nin yapmış olduğu anlaşmanın içeriği nedir, bunu vatandaş da siyasi kesim de bilmiyor. Gizli bir çalışma söz konusu. Amerika’nın istediği yerlere ne çıkar sağlanıyor da askerler gönderiliyor?

    Mevcut sorunun tek sorumlusu bu tek adam rejimidir. Ve bu tek adam olduğu sürece sonucun ne olacağını bilemiyoruz. Suriyelilerden ziyade Afgan mülteciler de akın akın geliyor. Ancak onlar da görmezlikten geliniyor. Acı acı seyrediyoruz. Ülkenin bu son durumuna üzülüp ve ağlıyoruz. Kendi ülkemizde yaşam şekillerimiz de böylelikle zorlaşıyor.”

    “HER GÜN KADINLAR KATLEDİLİYOR ANCAK TEPKİ GÖSTERİLMİYOR!”

    DAD Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak ise Aleviler olarak mültecilere yönelik linç girişimine yabancı olmadıklarını söyledi. “Tarihsel sürece baktığımızda bunun bir devlet aklı olduğunu görürüz” diyen Karabudak şunları söyledi:

    “Tarihe baktığımızda Ankara’da yaşananın bir benzeri Ortaca’da olmuştur. 1955 yılında 6-7 Eylül’de İstanbul’da da benzer bir olay yaşanmıştır. Yine Çorum’da, Maraş’ta, Madımak’ta ve en son olarak Konya’da benzer saldırılar olmuştur. Dün Ankara’da olan da bunların bir tekrarıdır. Devletin kullandığı bu ayrıştırıcı ve nefret dili ile o bir arada tuttuğu militer güçleri harekete geçirerek ve yapılanlara göz yumarak böyle katliamlar, saldırılar yapılıyor. O insanlar evet ülkemize mülteci olarak geldiler. Bir ülkede iç savaş varsa ve insanlar kendilerini güvende hissetmiyorlarsa başka bir ülkeye mülteci olma hakları vardır. Gittikleri ülkede de o ülke uluslararası sözleşmelere göre mültecilerin hakkını korumak ve kollamak zorundadır. Madem getirdiniz tabii ki devlet korumalı ve o lince izin vermemelidir. Ülkede her gün en az bir kadın katlediliyor ya da taciz ve tecavüze uğruyor ancak toplum bu olaylara aynı tepkiyi göstermiyor. Ama benzer bir suçu mülteci yaptığında tepki gösteriyorlar. Yani tüm bunlar devlet aklıdır ve Ara ara yanında tuttuğu militer gücü harekete geçirerek kıyım yaptırır. Devlet bu ayrıştırıcı ve nefret dilini bir an önce bitirmelidir. Suriyeliler kendi topraklarını bırakıp buralara geldilerse eğer bir sebebi vardır. Bir de ‘Biz Suriye’ye neden gittik?’ diye sormak lazım. Ve bugün Afganistan’a neden gidiyoruz? Bizler oraya asker olarak bir kişi gidiyor isek oradan da bize yüzlerce mülteci gelir, bu da bir gerçekliktir.”

    “DİNİMİZ, DİLİMİZ BARIŞTIR”

    İsmini vermek istemeyen kadın yurttaş ise “Yaşananlar hiç hoş değil. Yaşamını yitiren o canımızın devri daim olsun. Bu sebepten ötürü yürekten üzgünüz. Çünkü bizler her canlıya ‘can’ diye bakarız” diyerek yaşanalara karşı şu yorumu yaptı:

    “Bizler, ‘Hayvan ve insan’ diye asla ayırt etmeyiz. Yani Alevi felsefesinden, 72 millete bir nazarda bakan gelenekten geliyoruz. Nefret eylemlerinin bu derece ayyuka çıkması hiç güzel değil. Mülteci sorunu konusunda tabii ki tepkimizi koyacağız, tabii ki eleştireceğiz ama bu kadar nefretin ayyuka çıkması biz Alevilere çok ters. Bizim ana temel dinimiz, dilimiz barıştır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • İşyerleri tahrip edilen Suriyeliler, zararlarını gidermeye çalışıyor

    İşyerleri tahrip edilen Suriyeliler, zararlarını gidermeye çalışıyor

    PİRHA-Ankara’nın Altındağ ilçesindeki Suriyelilerin dükkanlarına yapılan saldırılar ardından oluşan tahribatlar giderilmeye çalışılıyor.

    Altındağ ilçesinde 11 Ağustos akşamı başlayan saldırılarla birlikte Suriyelilere ait çok sayıda işyeri ve ev tahrip edilmişti. Polisin müdahalesinin yetersiz kaldığı ırkçı saldırılar sonucu dükkanlar yağmalanırken evler de taşlandı.

    Dükkanların yağmalandığı olayların ardından mahallelere yönelen kolluk güçleri, Suriyelilerin işyerleri önünde bir süre bekleyip ardından bölgeden ayrıldı.

    Suriyeliler, sabahın ilk saatleriyle birlikte oluşan zararları gidermek için çalışmalara başladı.

    Battalgazi ve Önder Mahallelerindeki işyerlerinin büyük bir kısmının talan edildiği gözlemlendi. Dükkanların içindeki eşyalar, sokaklara savrulup zarar verildi.

    Sığınmacıların yoğun yaşadığı Battalgazi ve Önder Mahallelerindeki kimi cadde ve sokaklara halen giriş-çıkışlar polis kontrolünde yapılıyor.

    IRKÇI EYLEMLERE ALEVİ TOPLUMUNDAN TEPKİ!

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin de Ankara’daki ırkçı saldırıları kınadı. Konuya ilişkin yazı kaleme alan Şahin, “Şu yeryüzünde beni linç kalabalıkları kadar tiksindiren başka bir güruh yoktur. Kendilerinden görmedikleri herkese saldırmak için fırsat kollarlar” diyerek şunları kaydetti:

    “Kürtlere, Alevilere, Ermenilere ve diğer topluluklara saldıranlar hep bu zihniyette olanlardı. Ankara’da benzer manzaraları bundan yaklaşık 15 yıl önce Eryaman’da görmüştük. Hiç unutmam. O zaman yine bu linç güruhları trans bireylerin evlerini basıp onları zincirlerle döverek sokaklarda gezdirmişlerdi. Bir kısmını herkesin gözü önünde bıçaklamışlardı. Dehşet verici manzaralardı. Aynı dehşet verici manzaraları dün gece Altındağ Önder Mahallesi’nde gördük. Suriyelilere saldırıldı. Onlara ait evler ve dükkanlar taşlanıp ateşe verildi. Sebebi Türk ve Suriyeli iki grup arasında yaşanan bir kavgada bir Türk gencinin öldürülmesiydi. Elbette çok üzücü… Kaybedilen gencin ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum. Katiller de mutlaka yargı önüne çıkarılıp cezalandırılmalıdır. Ama suç bireyseldir. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. İşlenen suçtan kişinin kendisi sorumludur, ait olduğu topluluk değil.

    Sırf aynı kökenden veya inançtan diye başka birilerinin işlediği suçlardan o kişinin içinde bulunduğu topluluk niye sorumlu tutulur? Bu kendi halinde hiçbir suça ve kötülüğe bulaşmayan insanlara zulüm değil midir? Bizim ülkemizde her gün cinayet işleniyor. Her gün kadınlar öldürülüyor. Her gün çocuklara dönük istismar haberleri çıkıyor. Her gün taciz ve tecavüz olayları yaşanıyor. Peki bunlardan da hepimiz mi sorumluyuz?

    “SORUMLU İKTİDARDIR”

    Suriye’de yaşananların en başta gelen sorumlusu bu siyasal iktidardır. Suriye’nin yıkılması için bu kadar çaba harcanmasaydı bugün bu insanlar kendi ülkelerinde olacaktı. Ama ilginçtir bu saldırgan kitle aynı zamanda çok büyük oranda siyasal iktidarın bileşeni olan AKP ve MHP’ye oy veriyorlar. Yani siyasal iktidara hesap soramıyorlar, güçleri kolay hedef olarak gördükleri göçmenlere yetiyor. Hem sorunun kaynağı olan iktidara bütün gücünle destek vereceksin hem de bu iktidarın politikalarının olumsuz sonuçlarından dolayı göçmenleri hedef alacaksın. Kin, nefret, cehalet, bağnazlık, hoşgörüsüzlük ve saldırganlık insanlığın başındaki en büyük belalardır.”

    PİRHA/ ANKARA
    FOTO: Tumay Berkin