Etiket: Ordu Çevre Derneği

  • Melet Irmağı ağzına yapılmak istenen projeye mahkeme ‘dur’ dedi

    Melet Irmağı ağzına yapılmak istenen projeye mahkeme ‘dur’ dedi

    PİRHA-Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin Melet Irmağı’nın ağzına yapmak istediği balıkçı barınağının uygun yerde olmadığı gerekçesiyle Ordu Çevre Derneği’nin projenin iptali talebiyle açtığı davada mahkeme projeyi durdurdu.

    Ordu Çevre Derneği’nin (ORÇEV), Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin Melet Irmağı’nın ağzına yapmak istediği balıkçı barınağının uygun yerde olmadığı gerekçesiyle projenin iptali için açtığı davada karar çıktı. Ordu 2. İdare Mahkemesi, Ordu Çevre Derneği’ni haklı bularak projenin iptali yönünde karar verdi.

    Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin Melet Irmağı ile rıhtım arasındaki kıyı düzenleme ve deniz dolgu projesinin iptali için daha önce açılan davada Ordu 1. İdare Mahkemesi ÇED iptal kararı vermişti. Melet Irmağı’nın doğu tarafına yapılmak istenen balıkçı barınağı hakkında da Ordu 2. İdare Mahkemesi yeni bir ÇED sürecinin başlatılması gerektiğini kaydederek, projenin iptaline karar verdi.

    “ÇED SÜRECİNİ İŞLETMİYORLAR”

    Ordu Çevre Derneği yönetim kurulu adına yapılan açıklamada ise “Dernek olarak kıyılarımızın ve denizimizin ekolojik yapısının korunması için çaba harcadık. Ordu Büyükşehir Belediyesi ekolojik ve hukuksal durumları göz ardı ederek planlamalar yapıyor. Bütüncül projeleri parçalayarak ÇED sürecini işletmiyorlar. Mahkeme kararında bu da vurgulanmakta. Rıhtımla Melet Irmağı arasında yapılan kıyı düzenleme ve deniz dolguları için dört proje vardı. Bunlara ayrı ayrı dava açtık ve kazandık.

    “YAŞANABİLİR BİR ŞEHİR İÇİN MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    En son, Rıhtımla Melet Irmağı arasına ait bütün projenin de hukuka ve ekolojik konuma uygun olmamasından dolayı Ordu 1. İdare Mahkemesi lehimize karar vermişti. Şimdi de Melet Irmağı’nın doğu tarafına yapılan balıkçı barınağı için açtığımız davayı kazandık. Burası için de ÇED süreci işletilmediği için mahkeme lehimize karar verdi. İki karar da Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin “ben yaptım oldu” mantığıyla hareket ettiğini kanıtladı. Ordu Çevre Derneği olarak yaşanabilir bir şehir için mücadelemizi sürdüreceğiz” denildi.

    “BALIKÇI BARINAĞINA KARŞI DEĞİLİZ”

    Açıklamada ORÇEV’in balıkçı barınağına karşı olmadığı vurgulanarak, “Ordu Çevre Derneği olarak balıkçı barınaklarına karşı olamayız. Balıkçılara barınak gerekli. Ancak Melet Irmağı’nın doğusuna yapılan barınağın yeri uygun değil. Irmağa, denize ve balıklara zarar verir. Melet Irmağı’nın doğusunda 500 metre kadar ilerde eskiden balıkçı barınağı yapılmış, yarım bırakılmış. Bu barınak yenilenebilir. Bu barınak neden tamamlanmamış? Burası değerlendirilebilir” ifadeleri kullanıldı.

    PİRHA / ORDU

  • ORÇEV’den, yangın uçakları için verilen ek bütçe önergesinin ret edilmesine tepki

    ORÇEV’den, yangın uçakları için verilen ek bütçe önergesinin ret edilmesine tepki

    PİRHA- Ordu Çevre Derneği, (ORÇEV) TBMM komisyonlarda tartışılan 2022 Bütçe görüşmelerinde yangın uçakları için verilen ek bütçe önergesinin ret edilmesini eleştirdi.  ORÇEV, “Yangın uçaklarının zorunluluğu sona yangınlarda bir kez daha ortaya çıkmıştır. Önerge neden ret edilir?” diye sordu. 

    Yaz aylarında ülke genelinde yaşanan orman yangınlarında tartışılan yangın uçaklarının eksikliği ve alınamayan önlemler nedeniyle TBMM komisyonlarında Bütçe görüşmelerinde verilen yangın uçakları alınması için ek bütçe önergesi AKP ve MHP oylarıyla ret edildi.
    Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) Yönetim Kurulu yaptığı değerlendirmede yangın uçakları alınması için ek ödenek talebinin ret edilmesine tepki gösterdi.

    “ONERGEYİ RET ETMEK YANGINA DAVETİYE ÇIKARMAKTIR”

    Yaz aylarında ülke genelinde aynı anda yaşanan orman yangınları sonucu büyük zararlarla karşılaşıldığını, birçok köyün yandığını, börtü böceğin yangında yok olduğunu ve ekosistemin uzun süre kendini yenileyemeyeceğini belirten dikkat çeken OEÇEV konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    “TBMM komisyonlarında Bütçe görüşmelerinde önergenin ret edilmesi demek yangına davetiye çıkarmaktır. Yangın uçaklarının zorunluluğu sona yangınlarda bir kez daha ortaya çıkmıştır. Önerge neden ret edilir? Gerekçeler ve yaşanmışlıklar neden dikkate alınmıyor? Yazın yediden yetmişe hepimizin içi yandı, acı çektik. Bunlar bilindiği halde yangın uçağı alınmasına karşı olmanın bir anlamı olur, o da yangına davetiye çıkarmaktır. Bunu unutmayacağız.”

    Gençağa KARAFAZLI/ ORDU

  • ‘Mücadele etmezsek, yanan yerlerde maden şirketlerinin işi kolaylaşır’

    ‘Mücadele etmezsek, yanan yerlerde maden şirketlerinin işi kolaylaşır’

    PİRHA- Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu üyesi Coşkun Özbucak, günlerdir süren orman yangınlarının ekosisteme büyük zarar verdiğini belirterek, yanan alanların imara açılmasından duyulan endişenin doğal olduğunu, iktidarın ise sorumluluğu kabul etmediğini ifade etti. Özbucak ayrıca mücadele edilmediği takdirde yanan alanların maden şirketleri için doğal bir hedef olacağını savundu.

    Türkiye’nin birçok yerinde 28 Temmuz tarihinden itibaren başlayan ve yer yer devam eden orman yangınları gündemdeki yerini koruyor. Söndürme çalışmaları sürerken; Türkiye’ye ait yangın uçaklarının olmamasından kaynaklı erken ve yeterli müdahalenin yapılamaması ile yanan yerlerin imara açılmasına yönelik duyulan endişeler de tartışmaları beraberinde getiriyor.

    Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu üyesi Coşkun Özbucak yaşanan son gelişmelere dair PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “EGE VE AKDENİZ’DE AKLA İLK GELEN RANT YANGINLARI”

    Daha önce gerçekleşen yangınlara değinen Özbucak, “Kimi piknik yapanlardan kaynaklı, kimi bilerek yakmalar biçiminde kimileri de operasyonlar sırasında yaşandı. Ancak bu farlı. Ülke topyekûn yangın yeri oldu. Köyler yandı, ilçeler boşaltıldı. Bu yangına yalnızca orman yangını olarak bakmamak gerekir. Tüm canlılar yandı. Ekosisteme büyük zarar verdi. Bu zamana kadar özellikle de Ege ve Akdeniz Bölgelerindeki yangınlarda ilk akla gelen rant yangınları. Çünkü yanan orman alanlarında yükselen otellere tanık olundu. Yanan orman alanları imara açıldı. Bu nedenle bu kadar büyük yangın karşısında insanların kuşkularının artması kadar doğal bir durum yok. İlk günden bu yana bakıldığında dikkat çeken yetkililerin birbiriyle çelişen açıklamaları ve yangın söndürme konusunda yetersizliklerin ortaya çıkması. Ne yazık ki hala iktidar eksikliğini, sorumluluğunu kabul etmiyor” dedi.

    TURİZMİ TEŞVİK KANUNU: YANAN YERLER İMARA AÇILIR MI?

    Geçen hafta yürürlüğe giren Turizmi Teşvik Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, yanan ormanlık alanlara turizm tesisleri yapılacağı endişesine yol açtı. Anayasa’nın 169’uncu maddesine göre ise yanan ormanların başka türlü kullanımına izin verilmiyor.

    İktidar bu maddeyi hatırlatarak toplumdaki endişenin yersiz olduğunu ifade ederken; 2007 yılında gerçekleşen orman yangınının ardından otel yapımına izin verilen Bodrum Yalıkavak örneği de hatırlatılıyor. Dönemin Orman Bakanı Veysel Eroğlu, imar izninin 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu’na dayanılarak yangından önce verildiğini savunmuştu.

    “ANAYASA’YA GÖRE YANAN YERLER BAŞKA TÜRLÜ KULLANILAMAZ AMA İŞLER ÖYLE DEĞİL”

    Konuyla ilgili olarak konuşan Özbucak, şunları kaydetti:

    “Yasal sürece bakıldığında belirleyici olan uluslararası sözleşmeler ve Anayasa. Yasalar, yönetmelikler bunlara uygun yapılır. Ancak yaşanmışlıklar da gösteriyor ki, Anayasa’ya aykırı yasalar da çıkarılıyor, yönetmelikler ve kararnameler de yayımlanabiliyor. İtirazlar yapılsa da iş işten geçmiş oluyor çoğu zaman.

    Anayasa’nın 169. Maddesi’ne göre yanan ormanlar başka amaçla kullanılamayacağını vurgulasa da kararnamelerle işler yürütülüyor. Anayasa’nın 169. Maddesi deliniyor.

    2007 yılındaki durumda görüldüğü gibi yangından önce çıkan bir yasa, yönetmelik ya da kararname Anayasa’nın 169. Maddesini deliyor. Yeni yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle orman alanlarının yapılaşmaya açılması Orman Bakanlığı izniyle olurken Kültür ve Turizm Bakanlığına devredildi.

    Bu kararname yangından önce çıktığına göre, yanan yerlerin yapılaşmaya açılmasına Kültür ve Turizm Bakanlığı onay verebilir. Halk bu nedenle kuşkulu. Şimdi yapılması gereken yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin iptal edilmesi ve yanan yerlerin korunması ve yeniden ormanlaştırılması için özel bir yönetmelik, kararname çıkarılmalıdır. Sözler uçar.”

    “MÜCADELE ETMEZSEK, MADEN ŞİRKETLERİNİN İŞİ KOLAYLAŞIR”

    Ülke topraklarının büyük bir kısmının maden sahası olduğuna dikkat çeken Özbucak, mücadele edilmediği takdirde yangınların, maden şirketlerinin işini kolaylaştıracağını belirterek, “Maden sahalarının açılıp açılmaması yangınla doğrudan bağlantılı değil. Yangın olmasa da ülkenin dört bir tarafı maden ve enerji şirketlerine sunuluyor. Ormanlar, tarım arazileri yok ediliyor. Ekosistem yok oluyor, iklim değişikliği hızlanıyor. Mücadele etmezsek, yangının olması maden şirketlerinin işini kolaylaştıracak. Çünkü orman kesimine karşı bir tepki ve duyarlılık var. Şirketler zorlanıyordu. Şimdi ormanlar nasılsa yandı, şirketler orman kesmiyor görünecek. Türkiye’de tüm maden sahaları belli. Ülkenin toplamda belki de yüzde 80’i maden sahası. Bunların işletme halinde olandan, daha ihalesi yapılmayan yerler var.

    Maden sahaları konusunda halkın haberi daha çok şirketlerin işletmeye başlamak için yaptıkları ÇED sürecinde oluyor. İzlenen tarım politikaları nedeniyle insanlar topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Şimdi de maden ve enerji şirketlerinin yaşam alanlarını yok etmesiyle göç kendini gösterecek. Yangın nedeniyle yanan köylere geri dönmeler yüzde yüz olmayacağı kesin” ifadelerini kullandı. 

    ÖZELLEŞTİRİLİP, HALKLA BAĞI KESİLEN DOĞAL ALANLAR ÇOĞALIYOR

    Ülkenin dört bir yanında özelleştirilen ve vatandaşla bağı kesilen doğal alanlar listesine son olarak Antalya Kemer’deki Beydağları Sahil Milli Parkı içinde yer alan Alacasu Koyu da eklendi.

    “Günübirlik Kullanım Alanı” olarak Ankara merkezli bir firmaya kiralanmasına da değinen Özbucak, “Bugün izlenen politikada, maden ve enerji şirketlerinin önündeki engelleri kaldırmak belirleyici. Maden ve enerji yasası meclis komisyonunda görüşülürken iktidar milletvekillerinin konuşmaları bunun itirafıydı. Bu nedenle sit alanları daraltılabiliyor, hatta iptal de edilebilir.

    Yasalar deliniyor. Usulsüzlüklere, yasadışılıklara karşı hukuksal süreçler de uzadığı için sonunda yıkım ve talan tamamlanmış oluyor. Yargı iptal de etse iş işten geçmiş oluyor. Sit alanları korunmalı. Sit alanı kapsamına alınması gereken yerler var, hemen alınmalı. Bu konuda esnekleştirmeye izin verilmemeli. Hem yaşam alanları hem de tarihi ve kültürel birikimler korunmalıdır. Ancak bakış açısı para üzerinde şekillenince dereler, tepeler, ormanlar, sit alanları meta olarak görülüyor” şeklinde konuştu.

    Barış KOP/ PİRHA