Etiket: örgütlülük

  • Tayfun Görgün: Şimdiden erimeye başladı, asgari ücretin 13.000 TL olması gerekiyordu

    Tayfun Görgün: Şimdiden erimeye başladı, asgari ücretin 13.000 TL olması gerekiyordu

    PİRHA- DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, asgari ücret görüşmelerinde yaşanan süreci ve açıklanan 8 bin 506 TL’lik miktarı değerlendirerek, “Uluslararası normlara göre, bir ailede iki kişi çalıştığı zaman yoksulluk sınırını bulan bir asgari ücret olması gerekiyor. Türkiye’de yoksulluk sınırı yaklaşık 26.000 TL. Yani 13.000 TL civarında bir asgari ücret olması gerekiyordu” dedi.

    Milyonlarca insanı doğrudan ilgilendiren 2023 yılı asgari ücret belirlendi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, çalışan taraf temsilcilerinin olmadığı toplantıda belirlenen 2023 yılı için asgari ücreti 8 bin 506 TL olarak açıkladı. Hükümetin açıkladığı rakam, emekçilerin beklentisinin altında kaldı.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, asgari ücret görüşmelerinde yaşanan süreci ve açıklanan miktarı değerlendirdi.

    “ASGARİ ÜCRETİ CUMHURBAŞKANI DEĞİL KOMİSYON AÇIKLAMALIYDI”

    Asgari ücreti cumhurbaşkanının açıklamasının usulen doğru olmadığını ifade eden Görgün, “Bir takım çalışmaların yapılıp daha sonra komisyon tarafından açıklanması gerekirdi. Bu tek adam yönetiminin her şeye nüfuz ettiğini gösteren olumsuz durumlardan bir tanesi. Bütün sosyal platformlar bu görüşmelere katılmıyor. İşçiler adına sadece Türk-İş katılıyor. O da zaten çekildi son toplantıda. Asgari ücret görüşmelerinde Türkiye’de temsiliyet sorunu da var. Biz DİSK olarak uluslararası kriterlere uygun olarak tek bir işçinin değil, işçi ile birlikte ailesinin de geçinebileceği asgari bir ücretin hesaplanması gerektiğini söylüyoruz. Türkiye’de asgari ücret tek bir kişinin asgari geçim ücreti olarak hesaplanıyor. Ailesi dikkate alınmıyor” diye konuştu.

    “BİR AİLEDE İKİ KİŞİ ÇALIŞTIĞI ZAMAN EN AZ YOKSULLUK SINIRINDA ÜCRET ALMALI”

    Asgari ücretin belirlenmesinde en önemli etkenin enflasyon rakamları olduğunu söyleyen Görgün, Türkiye’de gerçek enflasyonun açıklanmadığını kaydetti.

    Sadece TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerinin doğru kabul edildiğini dile getiren Görgün, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ancak bu yıl o da dikkate alınmadı. TÜİK’in bir görevi daha vardı. Asgari Ücret Komisyonu’na bir kişinin açlık sınırını, asgari geçimini sağlayacak miktarın ne olduğunu bildiriyordu. Komisyon da bu ücreti baz almaya çalışıyordu. Son iki yıldır bunu da yapmıyorlar. Çünkü zaten rakamları başkaları belirliyor. Uluslararası normlara baktığımızda, bir ailede iki kişi çalıştığı zaman yoksulluk sınırını bulan bir asgari ücret olması gerekiyor. Türkiye’de yoksulluk sınırı yaklaşık 26.000 TL. Yani 13.000 TL civarında bir asgari ücret olması gerekiyordu. Ancak bu rakam olmadı.

    “ASGARİ ÜCRET ŞİMDİDEN ERİMEYE BAŞLADI”

    Birkaç ay sonra bu da yetmeyecektir. Yüksek enflasyon olduğu dönemlerde asgari ücreti yılda bir kez belirlemek doğru değil. 3 kez ya da 4 kez belirlenmeli. Enflasyonun seyrine göre artış yapılmalı. Ancak bu da yapılmıyor. Biz DİSK olarak asgari ücretin en az 13.200 TL olması gerektiğini söyledik. Bu da en az 3-4 ay için geçerli. Daha sonrasında enflasyona göre bir artış yapılmalı. Şu an verilen miktar çok düşük. Daha şimdiden her şeye zam gelmeye başladı. Bu asgari ücret 2-3 ay bile dayanamayacaktır. Şimdiden erimeye başladı. Asgari ücret şu anda açlık sınırının biraz üzerinde ancak bu aydan itibaren düşmeye başlayacak ve 2-3 ay içerisinde açlık sınırının altına düşecek. Belirlenen asgari ücreti emekçiler Şubat ayında alacaklar. Dolayısıyla o zamana kadar bu rakam çoktan güncelliğini yitirmiş olacak.”

     “TÜRK-İŞ’İN TEK BAŞINA MASADA OTURMASI DA KALKMASI DA İŞÇİ LEHİNE BİR ETKİ ETMİYOR”

    Masada işçileri temsilen bulunan Türk-İş’in tutumunu da değerlendiren Görgün, “Türkiye’de yaklaşık 18 milyon çalışan var. Bunun % 55 – 60’ı asgari ücret civarında alıyor. Yani 7-8 milyon kişinin asgari ücret aldığını söyleyebiliriz. Türk-İş’in ise toplam sayısı 2 milyon civarında. Yani tek başına bütün çalışanları temsil edemeyeceğinin farkında. Türk-İş masaya diğer işçi sendikalarının temsilcilerini de çağırmalı. En azından diğer konfederasyonlarla bir görüş alışverişinde bulunmalıydı. Asgari ücretin ciddi anlamda yükselmesi için bir mücadeleyi de göze alması gerekiyor. Ama Türk-İş bunları yapmadı. Tek başına 12 Eylül’de çıkarılan yasaya dayanarak işçileri temsil etmeye çalışıyor. Bu da eksik kalmalarına neden oluyor. Tek başına ne masada oturmaları ne masadan kalkmaları, işçilerin lehine olan bir durum teşkil etmiyor. Türk-İş’in oradaki varlığıyla yokluğu aynı. Bu da hükümetle işveren sendikasının işine yarıyor” diye konuştu.

    “EMEKÇİLER ÖRGÜTSÜZ OLDUĞU SÜRECE HAK ETTİKLERİ ÜCRETLERİ ASLA ALAMAZLAR”

    DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, emekçilerin örgütlü olması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Dünyadaki normlarda, asgari ücrette gerçek enflasyon oranındaki artış bile yetersiz kalıyor. Enflasyon artı ulusal gelirdeki artıştan da pay alma meselesi vardır. Ancak Türkiye’de ne asgari ücrette ne emekli aylıklarında bu pay var. Emekçiler örgütsüz olduğu sürece hak ettikleri ücretleri asla alamazlar. Türkiye’de günden güne geçmişle kıyaslandığında reel ücretler artmak bir yana giderek düşüyor. Sendikalaşmak, mücadele etmek, güçlerimizi ortaklaştırmaktan başka yol olmadığını söyleyebilirim.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

  • AABK Başkanı Mat: Güçlü bir Alevi toplumu, güçlü bir örgütlülükten geçer

    AABK Başkanı Mat: Güçlü bir Alevi toplumu, güçlü bir örgütlülükten geçer

    PİRHA-Alevi kurumlarının Alevilerin hak ve talepleri doğrultusunda birlikte yol yürümek için birbirlerine ikrar vermesini değerlendiren AABK Başkanı Hüseyin Mat, “Güçlü bir Alevi toplumu, güçlü Alevi örgütlülüğünden geçer” dedi. 

    Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), yaptıkları ortak yazılı açıklamayla Hacı Bektaş Veli’nin ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım’ özdeyişi doğrultusunda ortak mücadele etme kararı aldıklarını belirttiler.

    Yapılan açıklamada, “Alevi örgütlerinin-kurumlarının üyesi olan federasyon temsilcileri (başkanları) gerek üye kurumların görüşleri gerekse Hünkar’ın ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım’ özdeyişi doğrultusunda (Bektaşi) Aleviliğin ve Alevilerin bugüne kadar çözüm bekleyen sorunlarının çözüm noktasında ve eşit yurttaşlık hakkı konusunda birlikte davranma, ortak etkinlikler yapma ve ortak mücadele etme kararı almış ve bu konuda ikrar vermiş bulunmaktayız” ifadeleri yer aldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Başkanı Hüseyin Mat konuya yönelik yaptığı açıklamada, Alevi kurumlarının ortak mücadele etme kararlarının oldukça önemli olduğunu belirterek, süreç açısından da değerlendirildiğinde anlamlı olduğunu söyledi.

    “ÖRGÜTLÜ ALEVİ OLMAK ÇOK RAHATSIZ EDİYOR”

    “Alevi inancına, değerlerine yönelik topyekun saldırıların olduğu bir dönemi yaşıyoruz” diyen Mat, “Dün yakanlar, kıranlar, dökenler, katledenler, amaçladıkları sonucu alamayınca inancımıza, değerlerimize saldırarak, içini boşaltarak asimilasyoncu silahlarını kullanarak saldırıyorlar. Bu saldırılara içimizdeki ihanetçi ve işbirlikçilerini de kullanarak içeriden çökertmeyi hedefliyorlar” ifadelerini kullandı.

    Hedeflerinde özellikle Alevi örgütlerinin olduğunu ifade eden Mat, “Örgütlü Alevi olmak çok rahatsız ediyor. Sadece Alevi örgütlerine değil, örgütlerine sahip çıkan herkese yönelik yıldırma, korkutma, sindirme politikaları zirve yapmış durumda. Alevileri kurumlarıyla, kurumları da birbirleriyle karşı karşıya getirerek, Alevi toplumu içerisinde bir çatışmaya, ayrışmaya, dağıtmaya yönelik yeni yeni operasyonlarla karşı karşıyayız” dedi.

    “UMARIZ BU GİRİŞİM GÜÇLENİR VE KALICI OLUR”

    Mat, “Tüm bu saldırılar ancak bir araya gelerek, birlikte mücadeleyi büyüterek püskürtülebilinir” diye belirtti.

    Avrupa Alevi Hareketi’nin her zaman birlikte belirlenen ilkelerle ve hedeflerle bir araya gelmenin uğraşı ve çabası içerisinde olacağını kaydeden Mat, “Umuyoruz ve temenni ediyoruz ki bu girişim belirlenecek ilkelerle ve hedeflerle daha da güçlenir ve kalıcı olur” ifadelerini kullandı.

    Mat, ” Yaşanacak olayların sonucunda bir araya gelme geleneğinden kurtulup, belirlenen zaman birimleri içerisinde bir araya gelerek yıllık çalışma programı ve eylem takvimi belirlenmelidir. Güçlü bir Alevi toplumu, güçlü Alevi örgütlülüğünden geçer” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • PSAKD’nin genç yöneticisi Onur Şahin’den Alevi gençlere çağrı var-VİDEO

    PSAKD’nin genç yöneticisi Onur Şahin’den Alevi gençlere çağrı var-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin, Ege Üniversitesi’nde felsefe doktora öğrencisi. Derneğin genç yöneticilerinden Şahin, Alevi örgütleri içinde nasıl yer aldığını ve gençlerin kurumlara gelmesi için neler yapılması gerektiğini PİRHA’ya anlattı. Şahin’e göre, gençler derneklerde çekişmeleri gördükçe hem derneklerden, hem özünden uzaklaşmaya başlıyor.   

    Alevi kurumlarında gençlerin yeteri kadar yer almaması hem gençlerin hem de Alevi toplumunun eleştirilerine neden oluyor.

    PSAKD Genel Sekreteri ve Yenimahalle Batıkent Cemevi Başkanı Onur Şahin, Alevi kurumlarının içinde bulunduğu durumu ve gençlerin Alevi kurumlarında yeteri kadar yer alamamasının nedenlerini PİRHA‘ya değerlendirdi

    Şahin, gençlerin Alevi kurumlarına çok fazla rağbet etmemelerinin sebepleri olduğunu belirterek, “Bunun en önemlisi, örgütlerimizin örgütsel işleyişe dair yaşanan bir takım sıkıntılar” dedi.

    Alevi örgütlerinin 30 yıldan bu yana ciddi bir atılım gösterdiklerini, eskiden insanların ‘Aleviyim’ demeye korktuklarını, kendi kimliklerini gizlediklerini hatırlatan Onur Şahin, “Alevi hareketi ve Alevi örgütlenmesi sayesinde bu insanlar taleplerini alanlarda, meydanlarda dillendirmeye başladılar. Tabi sürecin sonucunda onlarca, yüzlerce cemevi kuruldu. Ciddi bir hak mücadelesi verildi. Alevilerin sorunları Alevilerin talepleri bütün Türkiye’nin ve hatta dünya kamuoyunun gündemine taşındı. Bu anlamda Aleviler, Alevi örgütlenmesi nezdinde kendi seslerini buldular ve Alevi örgütlenmesi bu anlamda ciddi başarılar elde etti. 30 yıllık süre sonunda da geldiğimiz nokta biraz tıkanma noktası” diye konuştu.

    “ALEVİLİK 500 YILDIR KIRSAL ÖRGÜTLENME YAPISINA SAHİP”

    “Alevilik 500 yıldır neredeyse kırlarda yaşayan kırsal örgütlenme yapısına sahiptir. Biz buna ocak sistemi diyoruz. Ocak sistemi temelde pir-talip ilişkisine dayanan eşitlikçi, demokratik, ekolojik bir yapılanmadır” diyen Şahin şöyle devam etti:

    “Kentlere gelince dayanışmacı, eşitlikçi, demokratik yapı kent kültürü olan bireyci yapı tarafından zedelenmeye başlandı. Böyle bir sıkıntımız ortaya çıktı. Maalesef bu Alevi toplumunu da diğer toplulukları da etkisi altına aldı. Çünkü kent kültürü liberal, bireyci bir kültürdür. Bunun ciddi bir aşınma yarattığını söylemek durumundayız.”

    “DERNEKLERDE ÖRGÜTLÜLÜK KÜLTÜRÜRÜ OTURMADI” 

    12 Eylül Askeri Darbenin Aleviler üzerinde ve sol kesim üzerinde de ciddi bir tahribat yarattığını vurgulayan Onur Şahin, “Bunun sonucunda da örgütlülük bilinci geriledi. Alevi hareketinin kurulduğu yıllar 80’li yıllar. Maalesef örgütlenme açısından böyle bir dezavantaj var. Bunun en önemli sonucu şu oldu: Derneklerde bir türlü örgütlülük kültürü, dernek kültürü oturmadı. Dayanışmanın, aynı dava bilinci ile biraraya gelmiş mücadele eden, birlikte davranabilme bilincine sahip örgütlerin yerine zaman zaman örgütleri ciddi bir şekilde etkisi altına alan bireysel, grupsal ve siyasal çekişmeler almaya başladı. Örgütlü, kararlı bir şekilde bilinci olmadığı zaman bu tür sonuçların ortaya çıkması son derece doğaldır” diye konuştu.

    “GENÇLER ÇEKİŞMELERİ GÖRÜNCE UZAKLAŞIYOR”

    PSAKD Genel Sekreteri ve Yenimahalle Batıkent Cemevi Başkanı Onur Şahin, gençlerin derneklerde bu tür çekişmeleri gördükçe derneklerden, özünden uzaklaşmaya başladıklarını belirterek, “Çünkü gençler belli amaçlar ve belli idealler için buralara geliyorlar. Bu anlamda bu tür karşılıkları bulamadıkları zaman deneklerimizden, cemevlerimizden soğumaya başladılar” ifadelerini kullandı.

    Şahin, bazı kişilerin Alevilik adına hareket ederek inancı tahrip ettiğini belirterek gençleri derneklere çekmenin yollarını şöyle anlattı:

    “Gençlerimizi çekmenin birinci yolu derneklerimizde, örgüt bilincini, dernek kültürünü hâkim kılmaktır. Bunu yaptığımız zaman gençlerimiz buralara geleceklerdir.

    2-Bir sorun da Alevilerin kentlere gelmesiyle birlikte ocak sistemimiz işlevsiz hale gelmeye başladı. Aleviliğin geleneksel kurumları musahiplik gibi farklılaşmaya ve değişmeye ve aşınmaya başladı. Ocak sisteminin aşınması ile birlikte çok ciddi bir boşluk ortaya çıktı. Bu boşlukla birlikte Aleviler çok ciddi asimilasyon saldırılarına maruz kaldılar. Bunun 2 boyutu oldu. Birincisi milliyetçilik, ikincisi ise dincilik. Milliyetçilik boyutunda 72 millete tek nazarda bakmayı kendi felsefesi özü olarak benimsemiş Alevilerde şovenizm ciddi bir taban bulmaya başladı. İkinci boyutunda da siyasal İslam söylemlerinin Alevilerde karşılık bulmasıdır. Aleviliğin insan odaklı, insanı merkeze alan, hümanist, doğaya saygı gösteren eşitlikçi demokratik dayanışmacı değerleri aşınmaya uğradı. Aleviler, akla, bilime, rasyonalizme önem verirler. Ama karşımıza çıkan şu oldu: Bu boşluktan yararlanan bir takım kişilerin ve grupların Alevilik adına Aleviliğin tahrip edilmiş biçimini bize sunmaları oldu. Bir takım batıl itikatlar, çağdışı kalmış bir takım anlayışlar, Alevilik diye insanlara sunulmaya başlandı. Tabi gençlerimizin çoğu üniversite mezunu. Çoğu okumuş dünyaya açılmış, çoğu dil biliyor, vizyonları geniş, bu tür hurafelerle, batıl inançlarla çağdışı söylemlerle karşı karşıya kalınca Alevi örgütlenmesi de bir yana Alevilikten de soğumaya başladılar.”

    Onur Şahin, Aleviliğin öz değerlerini, çağdaş söylemlerle insanların ve gençlerin anlayacağı şekilde özünü, Alevi Yolu’nun anlamını doğru bir şekilde ortaya koymak gerektiğini dile getirerek, “Çağa ayak uyduramayan bir Alevilik ebetteki ayakta kalamaz, asimilasyon sürecini engelleyemez. Onun için yapılması gereken öz değerlerimizin çağdaş söylemlerle buluşması ve gençlere de o dille hitap edilmesidir” dedi.

    “BEN SİVAS ÇOCUK ŞEHİDİMİZ KORAY KAYA İLE AYNI YAŞTAYIM”

    Şahin, 2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Koray Kaya ile aynı yaşta olduğunu söyleyerek, kendisinin dernekte nasıl yer aldığına dair şunları ifade etti:

    “Ben Koray Kaya ile yaşıtım. Koray Kaya Sivas çocuk şehidimizdir. Ben aynı yıl doğdum. Bu aslında çok önemli bir şeyin göstergesidir. Bu kuşak değişikliğinin göstergesi oluyor. 25 yılın sonunda bir genç kadro yetişmiş oldu. Ve bu gençler yer buldular. Kendimize nasıl yer bulduğumuz konusuna gelince her şey gibi burada da emek meselesi var. Emek vermek, çaba göstermek. Tabanla iyi bir diyalog kurmak…Bu tür şeyler çok önemlidir. Bütün örgütlerde böyledir. Davaya kararlı bir şekilde sahip çıkmak. Örgütün işleyişine dair, örgütün eksikliklerden ziyade bunlardan dolayı yılmamak, geri düşmemek, bunları düzeltecek bir şekilde katkıda bulunmak kararlı bir şekilde önemli şeylerdir.

    “FELSEFE MEZUNUYUM, DOKTORAMI YAPIYORUM”

    Bunun dışında kendimizce tabii okumaya, araştırmaya çalıştım. Okumanın en önemlisi de eleştirel okumadır. Eleştirel okuma belli bir bakış açısına dayanır. Belli bir bakış açısı hissettirmek için de yöntemli araştırma yapmak gerekir. Ben felsefe mezunuyum, aynı şekilde Ege üniversitesinde doktoram devam ediyor. Bunun bize kattığı avantajı oldu.

    “YAŞAYAN ALEVİLİĞİN İÇİNDE OLMAK CEMLERE GİRMEKTİR” 

    Bunun dışında gençler Alevilik konusunda çalışma yürütürken 2 konuda dikkat etmesi gerekir. Birincisi okumaktır. İkincisi de yaşayan Alevilikle temas kurmak. Yaşayan Aleviliğin içinde olan. Bu ne demektir? En basitinden cemlere girmektir. Zakirlerimizi, âşıklarımızı, ozanlarımızı dinlemektir. Onların söylediği nefesleri deyişlerin anlamlarını iyice düşünerek tahlil etmektir. Hatta onları hissedebilmektir.”

    “ALEVİLİKLE İÇ İÇE OLMAK VE BİLGİLENMEK ÇOK ÖNEMLİ”

    Şahin, “Yaşayan Alevilikle iç içe olmak yaşlılarımızla konuşmak, yaşlılardan alabildiğince bilgi alabilmektir. Bu konuda elimizden gelen çabayı gösterdik. Tabii eksikler çok olmuştur ama bu açıdan da çabanın kendisi değerlidir. Ben böyle düşünüyorum” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARI İÇİNDE 2010 YILINDA ÇALIŞMAYA BAŞLADIM”

    Alevi kurumları içinde çalışmaya 2010 yılında başladığını belirten Şahin, o süreci şöyle aktardı:

    “Ondan önce üniversite öğrenciliğimde sosyalist devrimci yapıların içinde yer aldım. Ankara Üniversitesi’nde öğrenci derneği başkanlığı yaptım. Öğrenci gençliğinin akademik, demokratik mücadelesi içinde yer aldım. Daha sonra okulu bitirip askerliğimi yaptım. 2010 yılında da PSAKD Yenimahalle Şubesi’ne üye oldum. Orada gençlik komisyonunda yer aldım. Genel Merkez gençlik örgütlenmesinde görev aldım. Daha sonra 2012-2014 yıllarında 2 kez çeşitli listelerden genel merkez yöneticiliğine aday oldum. Listeler kazanamadığı için seçilemedim. 2015 yılında PSAKD Yenimahalle Şubesi başkanlığına seçildim. 2018 Nisan ayında yapılan PSAKD Genel Kurulu’nda da genel sekreterlik görevine getirildim. Bugün hem PSAKD Genel Sekreteri hem de Yeni Mahalle Şubesi Cemevi Başkanı olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz.”

    “ALEVİ GENÇLERİ OLARAK CEMEVLERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Onur Şahin, Alevi kurumlarını ve cemevlerini sahiplenmeleri için gençlere çağrıda bulundu:

    “Alevi gençlerine Alevi kurumlarını ve cemevlerini sahiplenme çağrısı yapıyorum. Evet, bir takım eksiklikler olabilir, yanlışlar olabilir, ama gençler bunlardan yılmaz. Bütün eksikliklerine rağmen asimilasyonun önündeki en büyük engel bugün Alevi örgütleridir. Alevi örtülerini sahiplenmek zorundalar. Gençlerimizin örgütlerine gelmesi ve örgütlerine sahiplenmesi lazım. Şimdi gençlerimizin gelmemesi, durumu daha iyiye götürmez daha kötüye götürür. Yani olduğundan daha kötü bir hale getirirse gençlerimize düşen, eksikliklerden, yanlışlıktan yılmayarak bunun doğrusunu yapmak için çaba göstererek, kararlı bir şekilde derneklerimize sahip çıkmak. Derneklerimiz ancak böyle iyi bir noktaya varabilir. Eğer gençler gelmezse bir noktadan sonra derneklerimiz yıpranmaya, işlevsiz hale gelmeye başlar. Bu noktadan sonra asimilasyon daha hızlı bir şekilde devreye girer.”

    “GENÇLERE TARİHİ GÖREV DÜŞÜYOR” 

    Gençlere tarihi görevler düştüğünü söyleyen Şahin, “Gençlerimiz Alevi kurumlarını sahiplensinler, buralara gelsinler, buralarda çaba göstersinler. Ancak bu şekilde Alevi halkı olarak geleceğe dönük Aleviliği ayakta tutabiliriz, gelecek kuşaklara taşıyabiliriz. Buradan da en büyük sorumluluk Alevi gençlerimize düşmektedir” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Veli Saçılık’tan yeni tarz örgütlülük çağrısı: Buyrun tartışalım-VİDEO

    Veli Saçılık’tan yeni tarz örgütlülük çağrısı: Buyrun tartışalım-VİDEO

    PİRHA-  Sosyolog Veli Saçılık, seçimlerin ardından CHP’li olmadığı halde CHP’ye, HDP’li olmadığı halde HDP’ye oy veren ve kendini sağ ve muhafazakar olarak tanımlayan bir kesimin olduğunu vurguladı. Saçılık, “Biz bu milyonları örgütleyecek yeni tipte bir örgüt, yeni tipte bir arayış içerisinde olmalıyız. Genel bir kitle hareketini kucaklayacak ve mevcut ezberi bozabilecek yeni bir tarzın gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun içinde sol ve sosyalist harekete, “buyurun tartışalım” diyorum” çağrısı yaptı.   

    24 Haziran seçimlerinde HDP Ankara 3. Bölge Milletvekili adayı olan Sosyolog Veli Saçılık, seçim sonrası gelişmeleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Ben seçim sonuçlarından umutsuzluk çıkaran kişilerden değilim” diyen Saçılık, “Çünkü alanda ve genel çalışmalardan şunu gördüm; sol söyleme ve insanların adaletsizliğe karşı büyük bir öfkesi var. Kendi bölgemden aldığımız 70 bin oyu da ben çok önemsiyorum. Bu anlamda bir kesimi Kürt oyları, aynı zamanda muhalif sol oylar. Ankara’nın toplamında 222 bin oy almış olmamız, Ankara gibi sağcı bir yerde, büyük bir sol potansiyelin ve muhalif potansiyelin olduğunu gösterir. Bizim seçimden beklediğimiz şey AKP’yi geriletecek bir formüldü” diye konuştu.

    “ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ İÇİN MÜCADELEYİ SÜRDÜRMELİYİZ”

    Seçimlerin ardından sistemin Cumhuriyet’ten Meşrutiyet’e geçtiğini belirten Saçılık, “Beklentimiz HDP’nin barajı aşmasıydı ki aştı, İnce’nin %30 gibi bir oy almasıydı ki aldı ama esasında gördük ki Sadet Partisi ve İyi Parti’nin öyle anlatıldığı gibi olmadığını ve sağ seçmenin yine MHP ve AKP etrafında toparlandığını gördük.
    Burada çıkarılacak olan şey mevcut umudu yürütmektir. Şu anda AKP Cumhuriyet’ten Meşrutiyet’e geçmiş, ya da Meşruti Cumhuriyet diyebileceğimiz bir sisteme geçmiş durumda. Biz özgürlük ve demokrasi için mücadelemizi sürdürmeliyiz. Şu anda AKP’nin önünde duran tek sorun HDP’nin barajı aşmış olması ve HDP’nin muhalefet etme gücünü yok etmeye yönelecektir” dedi.

    “DEMOKRASİDE SANDIK HER ŞEY DEĞİLDİR”

    Saçılık CHP’nin siyaset yapma potansiyelini, HDP’nin de mevcut demokratik mücadeleye öncülük etme potansiyelini ortaya çıkarmak gerektiğine vurgu yaparak, “Bu anlamda da hep söylüyoruz umutsuzluğa yer yok. AKP bir krizin geldiğini görerek seçime gitti ve bu seçimi onun için gündeme getirdi. Ve şu anda bütün güçleri ve bütün iktidarı tek elde toplamış durumda. Bundan yararlanarak toplumsal muhalefeti sindirmeye çalışacak. Bizim görevimiz ise sindirmeye çalışanlara karşı sinmeden cesaretle ortaya çıkmaktır, muhalefet etmektir” ifadelerini kullandı.

    “Biz biliyoruz ki demokraside sandık her şey değildir. Esası sokaktır, esası insanların iradesidir” diyen Saçılık, “Dolaysıyla biz sokakta bu potansiyeli gördük. Ve ben şunu söylüyorum: Bize oy veren Ankara’daki 222 bin, Türkiye genelinde 6 milyon insanın gücünü arkamızda hissettiğimizde, AKP çok daha zayıf kalacaktır. Yine CHP kendi sorunlarını çözüp, sağa yönelmek yerine sol muhalefet yapmaya çalıştığında bunun toplumda bir karşılığı olacaktır. Dolayısıyla bütün devrimci, demokratların bu seçim sonuçlarından umutsuzluk değil, umut çıkarması gerektiğini, neticede sermayenin ve Amerika’nın AKP’yi seçtiğini bunun da bizim ve emekçilerin çıkarlarına ters olduğunu bilerek, bir karşı mücadele başlatma zamanıdır” çağrısını yaptı.

     “AKP KENDİNE BİAT ETMEYENİ AÇ KALMAKLA KARŞI KARŞIYA BIRAKTI”

    “Türkiye’de sol ve sosyalist hareketin taktiksel olarak hatalar yaptığı olmuştur” eleştirisini yapan Saçılık, “Esası şudur: AKP özellikle sol kırıma girişmiştir ve Türkiye’deki sol örgütleri, sol muhalefeti tasfiye etme anlamında çok önemli yol almıştır. Dolayısıyla bizim ne yaptığımız değil de, bize ne yaptırılmadığı önemli. Çünkü bizim cüssemiz küçük olmasına rağmen binlerce arkadaşımız şu anda cezaevinde, yurt dışında ve firari durumunda yaşıyor.
    AKP bütün sıkışmışlığını aslında işçilere öncülük edecek düşünceyi tasfiyeye adamıştı ve bunu belli ölçüde başardı. Bugün çıkmaz diye yaşadığımız şey aslında bu” diye konuştu.

    AKP’nin bir korku imparatorluğu inşa ettiğini kaydeden Saçılık, şunları söyledi:

    “Bugün KHK’ler ile iş güvencesini ortadan kaldırdı, sendikaları etkisizleştirdi ve kamuda çalışan memurları AKP’nin militanı durumuna getirdi. Aslında beni işten atmış olmakla, aynı zamanda milyonlara bir korku vermiş oldu ve bu korku üzerinden de bir korku imparatorluğunu inşa etti.
    Şimdi benim gibi birkaç karşı duranlar hariç, ne yazık ki bizim sendikalarımız gerekli tepkiyi vermedi. Şu anda 50 bin açıktan atama var. AKP 50 bin kişiyi, kendi militanını devlete atamış durumda. Bunun ötesinde sözlü sınav ve benzeri gibi şeyler söyleyerek belediyelerde çöp işinde bile çalışamaz duruma getiriyor. Bir belediye işçisi diyor ki: Kadro verdiler işimden attılar. Sebebi güvenlik soruşturması. Ben kamyonun arkasında çöp topluyordum.

    Yani ülkeye ne kadar zararlı olabilir ki çöp toplarken. AKP bugün kendinden olmayan, kendine biat etmeyen herkesi aç kalmakla karşı karşıya bıraktı.

    “MİLYONLARIN ÖFKESİNİ TOPARLAYABİLECEK İRADEMİZ VAR”

    Biz burada milyonların öfkesini toparlayabilecek bir iradeye sahibiz. Ben bu gücü kendimizde görüyorum.
    AKP % 1’in partisidir. OHAL’ i kullanarak, “Bütün sendikalara ve grevlere müdahale ediyoruz daha ne istiyorsunuz” diyen ve aynı zamanda asgari ücretle ilişkili “gözünüze, dizinize dursun” diyen bir anlayıştır. AKP sermayenin temsilcisidir.
    Ne yazık ki milyonlar şu anda yanlış bir bilinçle yönetiliyorlar.”

    Kitlelere seslerini duyuracak aygıtları yaratmak gerektiğini söyleyen Saçılık, solun geleneksel tarzda mücadele yöntemlerini seçtiğini, yeni örgütlülükler yaratmak gerektiğini dile getirdi.

    “BUYRUN TARTIŞALIM”

    Seçimlerin ardından CHP’li olmadığı halde CHP’ye, HDP’li olmadığı halde HDP’ye oy veren ve kendini sağ ve muhafazakar olarak tanımlayan bir kesimin olduğuna vurgu yapan Saçılık, “Biz bu milyonları örgütleyecek yeni tipte bir örgüt, yeni tipte bir arayış içerisinde olmalıyız diye düşünüyorum. Bu devletli bir kafayla olmaz, bu sadece ideolojik bir angajmanla olmaz. Genel bir kitle hareketini kucaklayacak ve mevcut ezberi bozabilecek yeni bir tarzın gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun içinde sol ve sosyalist harekete, “buyurun tartışalım” diyorum” çağrısı yaptı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA