Etiket: osman kavala

  • AİHM’de Kavala duruşması: Sekiz yılı aşan tutukluluk insanlık dışı muameleye dönüştü!

    AİHM’de Kavala duruşması: Sekiz yılı aşan tutukluluk insanlık dışı muameleye dönüştü!

    PİRHA- Osman Kavala’nın avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’de yaptıkları savunmada, davanın siyasi saiklerle sürdürüldüğünü ve iç hukukta etkili başvuru yolunun kalmadığını vurguladı.

    Gezi Parkı davası kapsamında 2017 yılından bu yana tutuklu bulunan Osman Kavala’nın bireysel başvurusu, AİHM Büyük Dairesi’nde yeniden ele alındı. 17 yargıçtan oluşan heyetin önünde yapılan duruşmada Kavala’nın avukatları uzun tutukluluk süresinin artık “insanlık dışı muamele” boyutuna ulaştığını savundu.

    Kavala’nın savunmasını üstlenen Philip Leach ve Başak Çalı, müvekkillerinin yıllardır aynı olgular ve benzer deliller üzerinden farklı suçlamalarla tutuklu tutulduğunu belirtti. Avukatlar, bu durumun hukukun dolanılması anlamına geldiğini ve yargılamanın siyasi nitelik taşıdığını ifade etti.

    Savunmalarda, daha önce AİHM tarafından verilen “derhal serbest bırakılmalı” kararına rağmen Kavala’nın tahliye edilmemesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bağlayıcılığına aykırı olduğu vurgulandı. Avukatlar ayrıca yargılama sürecinde delillere erişim kısıtlamaları, tanıkların dinlenmemesi ve “silahların eşitliği” ilkesinin ihlal edilmesi gibi başlıkların adil yargılanma hakkını zedelediğini dile getirdi.

    Kavala dosyasında 2019’daki ilk AİHM kararından sonra da ihlallerin sürdüğünü belirten savunma heyeti, iç hukuk yollarının etkisiz hale geldiğini ve bu nedenle AİHM’in yeniden müdahalesinin zorunlu olduğunu kaydetti.

    Duruşmada Türkiye’yi Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ile akademisyenlerden oluşan bir heyet temsil etti. Yaklaşık 2,5 saat süren duruşmanın ardından mahkemenin kararını hemen açıklaması beklenmezken, nihai kararın önümüzdeki aylarda duyurulacağı ifade edildi.

    AİHM Büyük Dairesi’nin vereceği kararın, hem Kavala dosyasının geleceği hem de Türkiye’nin mahkeme kararlarını uygulama yükümlülüğü açısından kritik bir eşik oluşturması bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

  • İbrahim Kaboğlu: Hukuk ön koşul barış sonuç-VİDEO

    İbrahim Kaboğlu: Hukuk ön koşul barış sonuç-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu, barış sürecine ilişkin yürütülen tartışmalara hukukun merkezinde durarak müdahil oldu. “Hukuk yoluyla demokrasiyi inşa edersek barış kendiliğinden gelir” diyen Kaboğlu, iktidarın barış söylemi ile uygulamaları arasındaki çelişkilere dikkat çekti.

    Baroların ve hukuk kurumlarının Meclis’te kurulan komisyonun dışında tutulmasının sürecin meşruiyetini zedelediğini belirten Kaboğlu, “Siz bu meşruluğu barolar, hukuk kurumları temelinde aramayacaksanız nerede arayacaksınız?” diye sordu.

    Türkiye’de hukuka olan güvenin en fazla aşındığı dönemlerden birinin yaşandığını vurgulayan Kaboğlu, barış tartışmalarının hukuki zeminden koparılarak yürütülemeyeceğini söyledi. Kürt sorununun çözümüne dair adımların somutlaşmadığını belirten Kaboğlu, demokratikleşme iddialarının sahadaki uygulamalarla örtüşmediğini ifade etti.

    “EKMEKTEN ÇOK HUKUKA İHTİYACIMIZ VAR”

    İstanbul Barosu Başkanı ve anayasa hukukçusu İbrahim Kaboğlu, son yıllarda yaşanan siyasal ve hukuksal kırılmaları tarihsel bir perspektifle ele aldı. 27 Şubat çağrısının ardından başlatıldığı ifade edilen süreci değerlendiren Kaboğlu, hukukun sistematik biçimde geriletildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Milletvekilliği yapmış ve aynı zamanda dünyanın en büyük hukuk kurumu olan İstanbul Barosu Başkanı sıfatımla da konuşuyorum! O nedenle sorumlu bir dil kullanmam gerekiyor. Türkiye’nin yüzyıllara dayanan birikimi var. Osmanlı’dan bu yana anayasal ve siyasal tarih açısından çok zengin bir mirasımız var. Ama gelin görün ki son 10 yılda Türkiye hemen hemen 100 yılda yaşamadığı bunalımlı dönemler yaşadı. 7 Haziran seçimleriyle ilk kez 13 yıldır iktidarda bulunan parti, meclisteki çoğunluğunu kaybetti. Sonrasında Anadolu’nun nasıl bir toplu katliamlar toprağına dönüştüğünü hep birlikte gördük. Sonra 15 Temmuz’da darbe girişimi oldu. 10 yıl boyunca kendisiyle ittifak yaparak ülkeyi yöneten bir tarikat, sorumlu bulundu! Aradan yaklaşık 9 ay geçti, dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir anayasa değişikliği yapıldı; hükümet kaldırıldı, hukuk diliyle lağvedildi.”

    “TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÖYLEMİ NEYİ ÖRTÜYOR”

    Kaboğlu, anayasal düzenin askıya alındığını ve bu tablonun “terörsüz Türkiye” söylemiyle perdelenmeye çalışıldığını ifade etti. Barışın bir sloganla değil, hukukla mümkün olabileceğini vurgulayan Kaboğlu, Meclis’te kurulan komisyonun adından başlayarak yanlış kurgulandığını söyledi:

    “Şimdi bu çerçevede anayasaya saygı ve asgari demokratik standartları geçerli kılmak dururken bir anda ‘terörsüz Türkiye’ söylemi öne çıkarılarak bu hukuk dışılıklar perdelenmeye başlanıyor. ‘Terörsüz Türkiye’ demek yalnız başına ulaşılacak bir hedef değil. Çünkü terörsüz bir toplum, ülke ancak hukuk yoluyla inşa edilebilir. O bakımdan Mecliste oluşan komisyonun kuruluş aşamasında bunun adının ‘Hukuk, demokrasi ve barış komisyonu’ olması gerektiğini öne sürmüştüm. Hukuk olmadan demokrasi tesis edilemez. Hukuk ve demokrasi olmadan da barış kurulamaz.”

    HUKUK YOK AMA SEÇİCİ BİR SEFERBERLİK VAR

    Kaboğlu, barış söyleminin pratikte hukuki bir karşılığının bulunmadığını belirterek, bazı dosyalarda devletin tüm mekanizmalarının harekete geçirildiğini, buna karşın beraat kararlarının görmezden gelindiğini vurguladı:

    “Barış inşa etmek isteyen kesimler nedense hukuku hiç ağızlarına almıyorlar. Ama hükümlü bir kişiyi nasıl hükümlü olmaktan çıkarırız diye yasama, yürütme, yargı seferber olmuş durumda. Ama öbür taraftan beraat etmiş kişiler Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Karaman örneğinde olduğu gibi onlar hakkında bir sözcük etmiyorlar.”

    Ankara–İmralı hattında yürütülen görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaboğlu, barış iddiasının ancak hukukun işletilmesiyle anlam kazanacağını söyledi. Süregelen tutuklamaların bu süreci gölgelediğini belirten Kaboğlu, yaşanan tabloyu anlamakta zorlandığını ifade etti:

    “Kıdemli bir hukukçu olarak, öğretim üyeliğini uluslararası standartlarda icra etmiş bir kişi olarak bu anayasa, hukuk ihlalinin sürekliliğini anlamakta güçlük çekiyorum.”

    Kaboğlu, “terörsüz Türkiye” söyleminin ardından art arda gelen operasyonlara dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “İlkin Ahmet Özer tutuklandı, 22 Aralık 2024’te İstanbul Barosu’na, 19 Mart 2025’te İmamoğlu’ndan itibaren yüzlerce belediye başkanı, üst düzey görevli, gazeteci, hukukçu tutuklandı. Siyasal muktedirlerin barış istediği konusunda samimi olduklarını varsayıyorum. ‘Söylemleri yanlış. Siz yalancısınız’ demiyorum.”

    ANKARA-İSTANBUL HATTI DİKENLİYKEN BARIŞ MÜMKÜN MÜ? 

    Kaboğlu’na göre barış söylemi ile siyasal pratik arasındaki temel çelişki, serbest seçimlerin önünün tıkanmasında somutlaşıyor:

    “Ama barış istedikleri konusunda içten ve tutarlı olduklarını söyleyebilmem için bir tarafta siyasal iktidarın el değiştirmesine giden yolun dikenlenmemesi gerekir. Şimdi bir tür barış süreci başlatılmak istenirken İstanbul’da alınan önlemlerle, yapılan tutuklamalarla serbest seçimlerin önü tıkanıyorsa burada çok büyük bir çelişki var demektir.”

    Kaboğlu, Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun daha baştan güven vermediğini belirtti. Komisyonun hukuk zemininden uzak kurulduğunu vurgulayan Kaboğlu, şu eleştirileri yöneltti:

    “Orada bir hukuk söylemini göremedik. Meclis başkanı, Can Atalay kararını, Anayasa Mahkemesi kararını okutmadı ve anayasal olarak geçerli olmayan Yargıtay Ceza Dairesi’nin kararını okutmaya çalıştı. Şimdi bu kadar anayasaya karşı olan bir kişinin başkanlığındaki komisyon, daha baştan güven vermiyor.”

    BAROLAR NEDEN YOK?

    Baroların sürecin dışında bırakılmasını doğrudan meşruiyet sorunu olarak değerlendiren Kaboğlu, hukuk yoluyla barış iddiasının bu haliyle inandırıcı olmadığını söyledi:

    “Birçok kesim dinlendi ama barolar gibi temel hukuk kuruluşlarına bir yarım gün ayırılmadı. Hukuk yoluyla yapacaksak bunu o zaman Hakkari’den Edirne’ye, Artvin’den Muğla’ya, baro başkanlarını çağırırsınız. Siz bu meşruluğu barolar, hukuk kurumları temelinde aramayacaksanız nerede arayacaksınız.”

    “ÖNCE FİKİR SUÇLULARI BERAAT ETMELİ”

    Kaboğlu, demokratik entegrasyon ve “umut hakkı” tartışmalarının mevcut koşullarda karşılığının olmadığını belirtti. Önceliğin açık mahkeme kararlarının uygulanması olduğunu vurguladı:

    “Açık Anayasa Mahkemesi kararları olduğu halde kararların uygulanmadığı bir ortamda umut hakkından söz etmek bana biraz fantezi geliyor.”

    Sürecin kişiler üzerinden değil, ülkenin geleceği üzerinden ele alınması gerektiğini ifade eden Kaboğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Kişilere yönelik değil, Türkiye’nin geleceğine yönelik söylem geliştirmeliyiz. Mahkemelerin verdiği kararlara saygı duyulmalı. Kayyum ve benzeri bahanelerle görevden alınan belediye başkanları, görevlerine iade edilmeli. Hapishanede olan milletvekilleri serbest bırakılmalı. En başta siyasal fikri suç işledikleri öne sürülen kişiler beraat etmeli…”

    Kaboğlu, barışın yol haritasını net bir çerçeveyle özetledi. Hukukun yok sayıldığı bir yerde barışın yalnızca bir söylem olarak kalacağını vurguladı:

    “Her zaman, her yerde, herkes için hukuk. Barış sürecinin öncelikli gündemimiz olması için önce hukuk, sonra demokrasi, sonra barış olur. Hukuk ön koşuldur. Ancak hukuk yoluyla demokrasi olur. Hukuk yoluyla demokrasiyi inşa edersek barış kendiliğinden gelir.”

    Son olarak ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olduğunu belirten Kaboğlu, görmezden gelinen her hukuksuzluğun yeni bir kırılma yarattığını söyledi:

    “Eğer bir bildiri yüzünden İstanbul Barosu bir yıldır yargılanıyor ve 147 yıllık tarihinde karşılaşmadığı kadar anayasa dışı operasyonla karşı karşıya ise o zaman bunu ve benzeri operasyonları görmeden barışı dillendirmek mümkün değildir.”

    Eren GÜVEN/PİRHA

  • Barış ve Demokrasi Çalıştayı’nın sonuç bildigesi açıklandı: Mücadeleyi büyütelim!

    Barış ve Demokrasi Çalıştayı’nın sonuç bildigesi açıklandı: Mücadeleyi büyütelim!

    PİRHA- Sosyalist örgütler tarafından Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlığı ile Ankara’da yapılan Çalıştay’ın sonuç bildirgesi açıklanırken, “Özgürlükler için mücadeleyi büyütmede kararlıyız” denildi.

    Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP)  “Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlığı ile Ankara’da çalıştay gerçekleştirdi.

    Makina Mühendisleri Odası’nda iki gün süren Çalıştay’ın sonuç bildirgesinin okunması ile sona erdi.

    “ÖZGÜRLÜKLER İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTE KARARLIYIZ”

    DEM Parti Örgütlenmeden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Özlem Gündüz‘ün okuduğu sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “DEM Parti, EHP, EMEP, SMF, TİP ve TÖP olarak düzenlediğimiz ‘Demokrasi ve Barış İçin Buluşuyoruz, Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz’ başlıklı çalıştayımızı 1-2 Kasım tarihlerinde gerçekleştirdik. Çalıştayda, Türkiye’de anayasal düzenin bugünkü durumu, hak ve özgürlüklerin geleceği, yerel yönetimlerden parti kongrelerine uzanan kayyum uygulamaları, otoriterleşme ve temsil krizinin boyutları, Türkiye’deki yönetim deneyimleri ve yeni dönemde barış arayışlarının imkanları üzerine kapsamlı tartışmalar yürüttük. Yapılan değerlendirmeler sonucunda çalıştayın sonuç metni aşağıdaki gibi şekillenmiştir.

    Bugün anayasal bir düzenin varlığından söz edilemeyen Türkiye, KHK’ler ve torba yasalarla yönetilen bir hukuksuzluk rejimine sürüklenmektedir. Siyasal iktidarın hukuk tanımaz tutumu, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uygulamaması, yargı üzerinde kurduğu fiili denetim, adalet duygusunu bütünüyle zedelemektedir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay, Ekrem İmamoğlu gibi siyasi tutsakların özgürlüklerinin gasp edilmesi ve devam eden gözaltı-tutuklamalar, grevlerin yasaklanması, toplu sözleşme hakkının fiilen ortadan kaldırılması, hasta tutsaklara yönelik ihlaller, umut hakkından söz edilmemesi ve yaşam hakkını tehdit eden uygulamalar, bu düzenin adaletsizliğini her gün gözler önüne sermektedir.

    Kayyum uygulamaları halkın seçme ve seçilme hakkının açık ihlalidir. İktidarın seçimle kazanamadığı belediyelere kayyum atayarak el koyması, halkın iradesinin gaspıdır. Bu gasp ve beraberinde gelen tutuklamalar, HDP / DEM Parti’nin kazandığı yerel yönetimlerden başlamış; CHP’nin kazandığı yerel yönetimlere kadar genişleyerek devam etmiştir. Kayyum atamaları, yerelin sosyal ve kültürel dokusunu yok saymakta, halkı kendi kentine yabancılaştırmaktadır. Aynı anlayışla basın özgürlüğüne yönelen saldırılar, Tele1 örneğinde olduğu gibi medya kurumlarının kayyuma devredilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün açık biçimde ortadan kaldırıldığını göstermektedir.

    Siyasal iktidar son yıllarda çıkardığı yasalar, eğitimin müfredatı yanında tüm boyutlarına ve düzeylerine yönelik müdahaleler ve 11. Yargı Paketi gibi hazırlığı yapılan yargı paketleri ile tek merkezli, hukuk dışı, cinsiyetçi ve keyfiyete bağlı bir yönetim inşa etmektedir. ‘Hukuk arkadan gelir’ anlayışıyla yürütülen bu fiili yönetim biçimi, toplumsal hakları gasp eden ve doğayı, emeği, halkı hedef alan politikaları kalıcılaştırmaktadır. Ekolojik yıkıma, köylülerin ve emekçilerin mülksüzleştirilmesine ve sermaye ile işbirliğine dayanan bu düzenin otoriter ve faşizan karakteri gün geçtikçe güçlenmektedir.

    Ekonomik alanda ise 12’inci Kalkınma Planı, OVP (orta vadeli program) ve bütçe politikalarıyla işçilerin, üretici köylülerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin, küçük esnafın ve yoksul halkın yaşam koşulları daha da ağırlaşmaktadır. İşsizlik, yoksulluk, güvencesiz çalışma ve sefaletin derinleştiği bu günlerde, biliyoruz ki ekmek ve adalet mücadelesi, barış mücadelesinden ayrı değildir. Emek, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağı apaçıktır.

    Bugün içinde bulunduğumuz ağır siyasal ve ekonomik koşullarda, Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisiyle iktidarın hala “barış” olarak adlandıramadığı bir süreci yaşıyoruz. Elbette silahların devreden çıkması, toplumsal ve siyasi olarak çözüm olanaklarının geliştirilmesi için zeminin oluşması önemlidir. Ancak baskıcı, yasakçı, sansürcü ve keyfi politikalarıyla malul siyasi iktidarın, siyasi haklar, cezaevleri ve siyasi tutsaklar bakımından adım atmaması, Kürt halkının anadilinin kullanımı dahil Kürt sorununun demokratik, eşit haklara dayalı barışçı çözümü için gerekliliklerin gündeme bile gelmemesi bu sürecin, demokratikleşmeye değil, demokrasisiz bir barışa doğru evriltilmeye çalışıldığını göstermektedir.

    Bizler biliyoruz ki; sahici barış, hukukun ve adaletin tesis edilmesi ve demokrasi mücadelesinin birlikte yürütülmesi ile mümkündür. Kayyum kararlarının geri çekilmesi, hasta tutsakların serbest bırakılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması için hiçbir yasal engel yoktur; yalnızca siyasi irade eksiktir. Bizler, Kürt sorununun eşit haklara dayalı çözümünü ve ülkenin demokratikleşmesini temel alan bir barış hattını önemsiyoruz. Emek, demokrasi ve barış güçleri olarak bugün bu hattı birlikte örmek, demokratik hakları ve siyasal özgürlükleri kazanmak bizim tarihsel sorumluluğumuzdur.

    İktidarın siyasal, ekonomik ve toplumsal düzeyde uyguladığı politikaların tekabül ettiği hattın ve bir bütün olarak muhalefeti dağıtmaya ve daraltmaya yönelik politikalarının farkındalığıyla; ekonomik, demokratik haklar, siyasal özgürlükler için mücadeleyi büyütmekte kararlıyız. Emperyalist güçlerin bölgedeki savaş politikalarına ve halkların kendi kendilerini yönetmesine saygı duymayan, kadın düşmanı, doğa ve çocuk düşmanı, halk sağlığını görmezden gelen, tek mezhep ve inancı hâkim kılmaya çalışan anlayışlara karşı; bölgede ve ülkede halkların kardeşliğini, eşitliği, özgürlüğü ve demokrasiyi esas alan bir barış hattını güçlendirmeye devam edeceğiz.

    Barış ve demokrasi mücadelesi, iktidardan beklentiyle ve bekleyerek değil; ancak halkın kendi özgücüyle, birleşik mücadelesiyle kazanılabilir.  Demokrasinin güçlenmesi yerelden yükselen bir örgütlenme ve halkın bizzat kendi kendini yönettiği, denetim yetkisine sahip olduğu bir yerel demokrasi anlayışı ile mümkün olabilir. Bu nedenle barış ve demokrasi mücadelemizi, yerel talepler ve yerelin mücadele güçleriyle birlikte büyütmekte kararlıyız. Kürt sorununun eşit haklara dayalı barışçı çözümü, bu mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

    Emek ve demokrasi güçleri olarak; partilerin, sendikaların, meslek örgütlerinin, kadın ve gençlik inisiyatiflerinin, inanç örgütlerinin, ekoloji ve köylü hareketlerinin, doğasını, suyunu, toprağını ve varlığını savunan tüm halk örgütleri ile demokrasi ve barışı esas alan siyasi yapıların özgünlükleriyle dahil olduğu ortak-birleşik bir mücadele hattında buluşması gerekliliği her zamankinden daha açıktır. Bugün değiştirici ve dönüştürücü gücü açığa çıkaracak olan, halkın örgütlülüğü ve birleşik mücadelesidir.

    Bu inançla, çağrımız; barışın, demokrasinin ve özgürlüğün ortak mücadele imkanının güçlendirilmesi ve büyütülmesi için bu sorumluluğu duyan tüm toplumsal ve siyasal kesimlere; tarihin, an’ın ve geleceğin dönüştürücü gücünedir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hrant Dink katledildiği Sebat Apartmanı önünde anıldı-VİDEO

    Hrant Dink katledildiği Sebat Apartmanı önünde anıldı-VİDEO

    PİRHA-AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 18. yılında vurulduğu yerde anıldı. Hrant’ın arkadaşlarından Takuhi Tovmasyan, “19 Ocak 2007 Cuma günü tam bu saatte Canım Hrant’ımı vurdular. İstanbul’un orta yerinde hepimizin gözleri önünde Ermeni bir gazeteciyi katlettiler” dedi.

    AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 18. yılında vurulduğu yerde AGOS gazetesinin eski binası olan Sebat Apartmanı önünde anıldı.

    18. yıldönümüne ilişkin yapılan anmada, eski gazete binasına, Dink’in fotoğrafının da yer aldığı, “Hafıza, hakikat, hayat, hasret, 18 yıldır” yazılı pankart asıldı. Anmada, Dink’in vurulduğu kaldırıma nar, karanfil ve Agos Gazetesi bırakıldı. Ayrıca Hrant Dink’in çok sevdiği parça olan ‘Sarı Gelin’ türküsü, hem Ermenice hem Türkçe olarak anma boyunca çalındı.

    Anmaya Dink’in ailesi, arkadaşları ve milletvekillerinin yanı sıra siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri, gazeteci ve yazarlar katıldı.

    Anmaya katılanlar tarafından “Buradayız Ahparig”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”, “Biz bitti demeden bu dava bitmez”, “Katiller halka hesap verecek”, “Hrant için adalet”, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Katilleri koruyan cinayete ortaktır” sloganları atıldı.

    “BARIŞ DEMEKTEN VAZGEÇMEYENLERİN SEBATIYLA BURADAYIZ”

    Gezi davası tutuklusu Çiğdem Mater, cezaevinden gönderdiği mektubuyla Hrant Dink anmasında bir kez daha “Buradayız” dedi. Mater, mektubunda şunları ifade etti:

    “Hrant Dink aramızdan alındığından bu yana 18 yıl geçti. Ben, üçüncü kez onu uzaktan anıyorum. Memleketteki cezaevlerinde pek çokları gibi. İstanbul’un ortasında, herkesin gözleri önünde, ‘geliyorum’ diyen bir milli mutabakat cinayetiyle öldürüldü. Ama o mutabakatın tahmin edemeyeceği bir şekilde uğurlandı. On binler, farklı gerekçelerle ama ortak bir vicdanla sokaklara aktı. Kimi bir hemşerisine veda etti, kimi bu şehrin kadim sakinlerinden birinin güpegündüz katledilmesine isyan etti. Kimi geçmişe, yüz yıl öncesine döndü; kimi kendi hikayesini, ailesini düşündü. O gün, belki de tarihimizde ilk kez, on binler, bir Ermeni kimliğini kabul etti ve var etti.”

    Mater, Dink’in cenazesinden bu yana geçen 18 yılda Türkiye’nin açılan o kapıların neresinde durduğunu sorgulayarak şöyle devam etti:

    “Bugün, o kapıların eşiğinde hâlâ sorularımız var. Kimimiz hapishaneden, kimimiz sokaklardan yanıt arıyoruz. Ama inatla buradayız. Bugün, Sebat Apartmanı önünde Hrant’ın vurulduğu yerde toplananlar arasında, henüz doğmamış bir kuşak var. Kuşaklar değişiyor, ama buradayız. Çünkü geçmişle yüzleşmeden geleceği inşa edemeyeceğimizi bilenlerin inadı ve umuduyla direniyoruz. Barış demekten vazgeçmeyenlerin sebatıyla buradayız.”

    “UMUDU VE DİRENCİ YAŞATMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    Oyuncu Eraslan Sağlam’ın okuduğu, Gezi davası tutuklusu iş insanı Osman Kavala, mektubunda şu ifadeleri kullandı:

    “Ben de kendimi orada, sizinle birlikte Hrant’ın vurulduğu yerde, Hrant’ın yanında hissediyorum. Her türlü zorbalığa rağmen, adaletin egemen olacağı günleri görmeyi umut ediyorum.”

    Kavala, bu dayanışmanın ve kardeşlik bağlarının, herkes için adaleti savunma kararlılığına güç verdiğini belirterek, şu mesajı iletti:

    “Unutturmamak için bir araya geldiğimiz bu kardeşlik ve dayanışma, zorbalıklara, katliamlara ve adaletsizliğe karşı direnişimizin en büyük göstergesidir. Hrant’ın vurulduğu yerde, onun yanında hissetmek, adaletin ve hakikatin er ya da geç egemen olacağına olan inancımızı pekiştiriyor. Bu umudu ve direnci yaşatmaya devam ediyoruz.”

    “SUÇU İKİ HALK ARASINDAKİ BARIŞI SAVUNMASIYDI”

    Basın açıklamasını, Hrant’ın Arkadaşlarından Yazar ve Yayıncı Takuhi Tovmasyan okudu.

    Tovmasyan‘ın okuduğu metinde şu ifadeler yer aldı:

    “Canım Hrant’ım canım kardeşim o korkunç 19 Ocak Cuma 2007 tarihinden bu güne tam 18 yıl geçti. Her yıl seni anmak için binlerce kardeşin burada toplandı. Senin insan sevginden adalet, demokrat sevginden, barış ve özgürlük aşkından bahsettiler. Sana kalkan elleri, iklimi lanetlediler.

    Hep birlikte biz de sana kalkan elleri lanetliyoruz.

    Canım Hrant’ım yüreğimizin sevinci de acısı da gerçekti seninle. Ama sevinçler az, acılar fazlaydı.

    19 Ocak 2007 Cuma günü tam bu saatte Canım Hrant’ımı vurdular. İstanbul’un orta yerinde hepimizin gözleri önünde Ermeni bir gazeteciyi katlettiler.

    Suçu iki halk arasında barışı savunması ve Ermeni Türkiye sınırının açılmasını istemesiydi. Bu sonuncusu insanları çok korkuttu. Bu topraklarda insanlar, bir fikir uğruna veya bir haber uğruna can verdi ve canları alındı.”

    Anma, sloganlarla sonlandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Osman Kavala’nın kanun yararına yeniden yargılama talebine ret

    Osman Kavala’nın kanun yararına yeniden yargılama talebine ret

    PİRHA- Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onanan ve 2 bin 439 gündür Osman Kavala’nın kanun yararına yeniden yargılama talebi reddedildi.

    Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen ve cezası onanan Osman Kavala’nın avukatları tarafından yapılan kanun yararına yeniden yargılama talebi de reddedildi.

    T24’ten Murat Sabuncu’nun haberine göre kararda, “hükümete karşı suçlar” başlığı altında yer alan 312. maddeye atıfta bulunularak, “Dosya kapsamına, dayandığı gerekçeye ve mahkemenin takdirine nazaran, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/04/2024 tarihli ve 2024/65 değişik iş sayılı kararı aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmemiştir” ifadeleri kullanıldı.

    Kararda yer alan gerekçeler ise şöyle:

    “Ayrıca, sanık müdafiin hem yargılamanın yenilenmesi hem de kanun yararına bozma talebini içeren dilekçelerinde suçun maddi unsurunu oluşturan mağdurun, Anayasal düzenleme ile ortadan kaldırıldığı ileri sürülmüş ise de; sanığın üzerine yüklenen “Hükümete karşı suçlar” başlığı altında yer alan 312. maddesi ile Devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumetin bir bütün olarak varlığına ve fonksiyonlarına yönelen saldırılardan korunmanın amaçlandığı, suçun mağdurunun Türkiye Cumhuriyet Hükümeti olduğu, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yürütme yetkisi ve görevi” başlıklı 8. maddesinde yapılan değişiklikle yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanına verildiği, yapılan değişikliğin suçun mağdurunu değiştirmediği gibi sanık müdafii tarafından yargılamanın yenilenmesi talebine dayanak yapılan iddiaların istinaf ve temyiz aşamalarında da ileri sürüldüğü ve olağan kanun yolu denetiminden geçerek anılan kararın kesinleştiği cihetle,
    Dosya kapsamına, dayandığı gerekçeye ve mahkemenin takdirine nazaran, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/04/2024 tarihli ve 2024/65 değişik iş sayılı kararı aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmemiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AKPM Türkiye Raportörü’nden Demirtaş ve Kavala için hükümete çağrı

    AKPM Türkiye Raportörü’nden Demirtaş ve Kavala için hükümete çağrı

    Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türkiye Raportörü Stefan Schennach, 11-14 Haziran tarihlerinde Ankara ve İstanbul’da temaslarda bulundu. Schennach, “Yetkililerle yaptığım görüşmelerde, AİHM kararlarının uygulanmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan yasal bir yükümlülük olduğunu hatırlattım ve Türk yetkililere Sayın Kavala ve Sayın Demirtaş ile ilgili kararların uygulanması için gerekli tüm tedbirleri gecikmeksizin almaları çağrısında bulundum” dedi. 

    Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türkiye Raportörü Stefan Schennach, 11-14 Haziran tarihlerinde Ankara ve İstanbul’daki temaslarına ilişkin açıklama yaptı.

    Schennach yaptığı açıklamada, “Yetkililerle yaptığım görüşmelerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan yasal bir yükümlülük olduğunu hatırlattım ve Türk yetkililere Sayın Kavala ve Sayın Demirtaş ile ilgili kararların uygulanması için gerekli tüm tedbirleri gecikmeksizin almaları çağrısında bulundum” dedi.

    Avrupa Konseyi, Türkiye’nin Kavala’nın serbest bırakılmasını içeren AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle 2022 yılı başında ihlal prosedürü başlatmış ve konunun takibatını yürütme organı olarak görev yapan Bakanlar Komitesi’ne iletmişti.

    AKPM Türkiye Raportörü Schennach, 11-14 Haziran tarihleri arasında AİHM kararlarının uygulanmaması nedeniyle Türkiye’ye yönelik 2022 yılı başında başlatılan ihlal prosedürü kapsamında Türkiye’yi ziyaret etti. Ankara ve İstanbul’da çeşitli temaslarda bulunan Schennach, Gezi Parkı davasında hüküm giyen ve 6,5 yıldır cezaevinde olan Osman Kavala ile Kasım 2016’dan bu yana cezaevinde olan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı da ziyaret etti.

    “DEMİRTAŞ’A VERİLEN HAPİS CEZASINI GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE KINIYORUM”

    Schennach, Türkiye’deki ziyaretine ilişkin dün yaptığı yazılı açıklamada, Kavala ve Demirtaş ile görüşmelerini kolaylaştırdığı için Türkiye’nin AKPM heyeti başkanlığını yürüten AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’e teşekkür etti. AİHM’in derhal serbest bırakılmasını talep eden iki kararına rağmen Kavala’nın 2017’den bu yana cezaevinde tutulduğunu belirten Raportör Schennach, “Sayın Demirtaş, Strazburg Mahkemesi’nin derhal serbest bırakılmasını emrettiği kararına rağmen Kasım 2016’dan bu yana tutuklu bulunmaktadır. Geçtiğimiz Mayıs ayında, ‘Kobane davası’ kapsamında suçlu bulunmuş ve 42 yıl hapis cezasına mahkum edilmiştir. Asılsız suçlamalara dayandığı gerekçesiyle bu cezayı güçlü bir şekilde kınıyorum” ifadelerini kullandı.

    Schennach, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Yetkililerle yaptığım görüşmelerde, AİHM kararlarının uygulanmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan yasal bir yükümlülük olduğunu hatırlattım ve Türk yetkililere sayın Kavala ve sayın Demirtaş ile ilgili kararların uygulanması için gerekli tüm tedbirleri gecikmeksizin almaları çağrısında bulundum. Bu davaların çözüme kavuşturulması, kararların uygulanmasını denetleyen Bakanlar Komitesi’nin gerekliliklerine uygun şekilde Türk yargısının elindedir.

    Ziyaretim sırasında sivil toplum temsilcileri de ceza infaz kurumlarının aşırı kalabalık olması, hapis cezalarının ve tutukluluk sürelerinin aşırı uzun olması gibi konulardaki endişelerini benimle paylaştılar. Tutuklular genellikle ailelerinden yüzlerce kilometre uzakta gözaltında tutulmakta, bu da onların tecrit edilmişlik duygularını arttırmakta ve aile hayatına saygı haklarını ihlal etmektedir.

    Ziyaretimin, Avrupa Konseyi ile örgütün en eski üyelerinden biri olan Türkiye’nin yetkilileri arasındaki diyalog açısından önemli bir adım olduğuna inanıyorum. Ayrıca ülkenin insan haklarını koruma sisteminin ve ortak Avrupa değerlerimizin güçlendirilmesini teşvik etmek üzere iyi işbirliğimizi sürdüreceğimizi umuyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Osman Kavala’nın ‘yeniden yargılanma’ talebi reddedildi

    Osman Kavala’nın ‘yeniden yargılanma’ talebi reddedildi

    Gezi Davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen ve 2 bin 388 gündür cezaevinde tutulan Osman Kavala’nın yeniden yargılanma talebi reddedildi.

    Gezi Davasında ağırlaştırılmış müebbet cezasına mahkum edilen ve hukuki durumu son günlerde sıkça tartışılan Osman Kavala’nın ‘yargılanmanın yenilenmesi’ talebi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından oybirliğiyle reddedildi.

    Gezi Davasında yeniden yargılama talebini değerlendirecek heyet dün değişmişti. Bir önceki heyet de yeniden yargılama talebini reddetmişti.

    Yeniden yargılama talebi daha önce 13’üncü Ceza Mahkemesi tarafından reddedilen Kavala’nın avukatı Hilal Zengin, bu karara itiraz etmişti. İtiraz dilekçesinde, Gezi davasında kararı veren hakimlerin yeniden yargılama talebini karara bağlayamayacakları gerekçesini savunmuştu.

    Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanması çağrısı yapan Kavala, “Davaların yeniden görülmesi saygının gereğidir” demişti.

    Kavala’nın, karara itiraz hakkı bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • AİHM’den Osman Kavala kararı

    AİHM’den Osman Kavala kararı

    PİRHA-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala’nın ikinci başvurusunu öncelikli olarak incelemeye almaya karar verdi.

    AİHM, Osman Kavala’nın ikinci başvurusunu öncelikli olarak inceleyeceğini duyurdu. Türkiye’nin 16 Temmuz’a kadar savunmasını mahkemeye iletmesi talep edildi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Gezi davasında yargılanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş insanı Osman Kavala’nın ikinci başvurusunu öncelikli olarak incelemeye almaya karar verdi.

    AİHM, 18 Ocak 2024 tarihinde yapılan bu başvuruyu (No. 2170/24) 21 Mart 2024 tarihinde hükümete ilettiğini ve hükümetten 16 Temmuz 2024 tarihine dek savunmasını mahkemeye iletmesini istediğini duyurdu. Bu başvuru, AİHM’in Osman Kavala hakkında 10 Aralık 2019 tarihli ihlal kararına rağmen devam eden ve yeni ihlal iddialarına ilişkin.

    “İHLAL PROSEDÜRÜ BAŞLATILMIŞTI”

    AİHM’in 10 Aralık 2019 tarihli kararı Osman Kavala’nın tutukluluğunun keyfi olduğunu ve siyasi saiklere dayandığını tespit etmiş ve bu nedenle Osman Kavala’nın derhal salıverilmesi gerektiğine hükmetmişti. Osman Kavala’nın bu karar gereği serbest bırakılmaması sebebi ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye hakkında ‘ihlal prosedürü’ başlatmıştı. AİHM Büyük Daire 11 Temmuz 2022 tarihinde verdiği ‘ihlal prosedürü’ kararında, ’10 Aralık 2019′ tarihli Kavala kararında AİHS’in 18. maddesiyle bağlantılı olarak 5. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmiş olmasının, Gezi Parkı olayları ve darbe girişimiyle ilgili suç isnatlarına dayanan her türlü işlemi geçeriz kılacağına” karar vermişti (Büyük Daire’nin 11 Temmuz 2022 tarihli ‘ihlal prosedürü’ kararı, para. 172). Ancak Türkiye mahkemeleri bu iki kararın da hukuken bağlayıcı olduğunu gözardı etti ve 2022 yılında Osman Kavala, hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan mahkum edilerek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Osman Kavala’dan açıklama: Umudumu kaybetmedim

    Osman Kavala’dan açıklama: Umudumu kaybetmedim

    PİRHA- Gezi Davası nedeniyle 6 yıldır cezaevinde olan Osman Kavala, “Yargıtay kararıyla hukuksuzluğun onanması ile infaz koşullarım ağırlaştı” dedi.

    Gezi Davası’nda hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen iş insanı Osman Kavala, 6 yıldır cezaevinde. Kavala, 6 yıldır cezaevinde olmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “6 YILDIR DELİL OLMADAN CEZAEVİNDE TUTULDUM”

    Cezaevindeki 6. yılına ilişkin yazılı açıklama yapan Kavala, “Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim” dedi.

    Kavala açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “6 yıl boyunca suç işlediğime dair hiçbir delil olmadan cezaevinde tutuldum. Bunun sona ermesini beklerken, Yargıtay kararıyla hukuksuzluğun onanması ile infaz koşullarım ağırlaştı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesinin kendisi de hapis deneyimi yaşamış olan Vaclav Havel adına verdiği ödüle layık görülmem bana onur verdi. Ancak, Hamas’ın sivillere saldırı eylemi ve İsrail bombardımanının Gazze’de yarattığı felaket sevinmeme fırsat vermedi. Filistin’de büyük acılara sebep olan terör ve şiddet ortamını besleyen adaletsizliklere karşı tüm uluslararası kuruluşların daha fazla duyarlılık göstereceklerini ve uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde barışın sağlanması için güçlü bir inisiyatif alacaklarını umuyorum. Havel’in dediği gibi, “en önemlisi umudu kaybetmemek”. Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Almanya’dan Kavala paylaşımı: Türkiye AİHM’e karşı yükümlülüklerini ihlal ediyor

    Almanya’dan Kavala paylaşımı: Türkiye AİHM’e karşı yükümlülüklerini ihlal ediyor

    PİRHA-Almanya Dışişleri Bakanlığı, Gezi Davası’nda yargılanan 5 sanık hakkındaki hapis cezalarının Yargıtay tarafından onanmasına ilişkin sosyal medya üzerinden paylaşımda bulunarak, “Türkiye, AİHM’e karşı yükümlülüklerini ihlal ediyor” ifadelerini kullandı.

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 8 sanıklı Gezi Parkı Davası’nda, Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater’e verilen 18’er yıl hapis cezalarını onadı. Karara bir tepki de Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi.

    “İNSAN HAKLARI VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ AÇISINDAN YIKICI BİR SİNYAL”

    Karara tepki gösteren Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi :

    “Osman Kavala’nın hapsedildiği her bir gün fazla. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tarafı olan Türkiye, her geçen gün yükümlülüklerini ihlal ediyor. Yargıtay’ın dünkü kararı, Türkiye’de insan hakları ve hukukun üstünlüğü açısından yıkıcı bir sinyal.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İnsan hakları örgütlerinden iktidara Gezi çağrısı: Anayasa ve AİHM kararlarına uyun!

    İnsan hakları örgütlerinden iktidara Gezi çağrısı: Anayasa ve AİHM kararlarına uyun!

    PİRHA-Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD), Gezi Davası’nda Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman ve Mine Özerden’e verilen cezaların Yargıtay tarafından onanmasına tepki gösterdi. İnsan hakları örgütleri, iktidarı yargı üzerinde sürdürdüğü baskıya derhal son vermeye, anayasaya, AİHS’ye ve AİHM kararlarına uymaya çağırdı.

    Türk Ceza Kanunu’nun 312/1 maddesi gereğince, ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan Kavala hakkındaki hüküm onandı.

    Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku hakkındaki ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım’ suçlamasıyla 18’er yıl hapis cezası onandı.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) ortak açıklamalarında cezaların onanmasını kınadı.

    “HAK SİYASETİ YAPMAKTA ISRAR ETMELİYİZ”

    TİHV ve İHD yaptıkları yazılı açıklamada kararı, “Türkiye’de yargının artık sadece siyasi bir cezalandırma mekanizması olarak işlediğinin ve tüm hukuki zeminlerini terk ettiğinin ilanı” diye niteledi.

    Kararın sadece Gezi Davası’nda yargılananları değil hak ihlallerine ve doğanın yıkımına karşı sorumluluk üstlenen herkesi cezalandırılmaya yönelik olduğu belirtilen açıklamada, “Yurttaşların yaşam dünyalarına ilişkin bağımsız karar verme kapasitesi, yurttaş iradesi ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Buna karşın, şimdi acil görev ve sorumluluğumuz, böylesi bir hukuksuzluğun ve baskı ortamının bizleri teslim almasına izin vermemektir. Topluma reva görülen bu adaletsizliğin karşısında kayıtsız ve sessiz kalmamalıyız. Aksine insan hakları ve demokrasi ilkelerine sahip çıkmakta, hak siyaseti yapmakta ısrar etmeliyiz” ifadelerine yer verildi.

    “ANAYASA’YA, AİHS’E VE AİHM KARARLARINA UYUN!”

    TİHV ve İHD, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’ne göre devletin insan hakları savunucularını korumakla yükümlü olduğunu hatırlatarak, “Siyasal iktidarı yargı üzerinde sürdürdüğü baskıya derhal son vermeye, Anayasa’ya ve başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) olmak üzere altına imza atılan uluslararası sözleşmelere ve bu bağlamda oluşan yükümlülükler gereği AİHM kararlarına uymaya davet ediyoruz. Hak savunuculuğu cezalandırılamaz. Hak savunucuları üzerindeki baskı ve yargısal tacizlere derhal son verilsin!” çağrısı yaptı.

    “YARGININ TÜM HUKUKİ ZEMİNLERİ TERK ETTİĞİNİN İLANIDIR”

    Yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Baştan beri yargı aracılığıyla siyasal bir intikam davası olduğunu bildiğimiz Gezi Davası’nda Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman ve Mine Özerden’e verilen cezaların dün Yargıtay tarafından onaylanması, Türkiye’de yargının artık sadece siyasi bir cezalandırma mekanizması olarak işlediğinin ve tüm hukuki zeminlerini terk ettiğinin ilanıdır.

    Bu kabul edilemez onama kararıyla sadece yaşadığımız ülke için değil tüm yeryüzü için adalet talep eden insan hakları savunucularına yargı eliyle bir kez daha zulmedilmiştir. İnsan haklarını savunmanın esasının adaletsizliği görme kapasitesi olduğu bilinciyle, bu kararla sabitlenen adaletsizliğe karşı adaleti savunma inadımızı sürdüreceğiz. İtiraz etmenin, haksızlığı ilan etmenin bu ağır suçlulaştırılmasına karşı itiraz etmekten, haksızlığı, adaletsizliği dile getirme sorumluluğumuzdan vazgeçmeyeceğiz.

    Tümüyle akla, vicdana ve hukuka aykırı bu kararla sadece insanı, çevreyi, doğayı savunan dostlarımız değil, hak ihlallerini, doğanın, çevrenin yıkımını engelleme sorumluluğunu yüklenen herkes cezalandırılmaya, yurttaşların yaşam dünyalarına ilişkin bağımsız karar verme kapasitesi, yurttaş iradesi ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

    Buna karşın, şimdi acil görev ve sorumluluğumuz, böylesi bir hukuksuzluğun ve baskı ortamının bizleri teslim almasına izin vermemektir. Topluma reva görülen bu adaletsizliğin karşısında kayıtsız ve sessiz kalmamalıyız. Aksine insan hakları ve demokrasi ilkelerine sahip çıkmakta, hak siyaseti yapmakta ısrar etmeliyiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD’den ceza tepkisi: Gezi, milyonlarca yurttaşın adalet ve özgürlük çığlığıdır

    PSAKD’den ceza tepkisi: Gezi, milyonlarca yurttaşın adalet ve özgürlük çığlığıdır

    PİRHA- Gezi Davası’nda onanan cezaların ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaparak kararı kınadı. Açıklamada “Gezi, milyonlarca yurttaşın adalet ve özgürlük çığlığıdır. AKP karanlığından, haksızlık ve hukuksuzluktan çıkış umududur” denildi. 

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanık Osman Kavala’yı “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.

    Mahkeme heyeti, sanıklar Can Atalay, Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Tayfun Kahraman, Ayşe Mücella Yapıcı ve Yiğit Ali Ekmekçi’nin “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla 18’er yıl hapisle cezalandırılmalarına karar vermişti.

    Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku hakkındaki “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla 18’er yıl hapis cezası onandı.

    Atalay ve Kahramanın, “bir plan ve organizasyon dahilinde düzenlenen Gezi Parkı olaylarının başlaması ve tüm ülke sathına yayılarak derinleştirilmesi kapsamında eylemlerinin bulunduğu” iddia edildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaparak karara tepki gösterdi.

    PSAKD, “Gezi, milyonlarca yurttaşın adalet ve özgürlük çığlığıdır. AKP karanlığından, haksızlık ve hukuksuzluktan çıkış umududur. Bu davada yargılanan halkın adalet talebidir. Saray rejimi kendi hukukunu yaratarak yargı mekanizmasını bir sopa olarak kullanmaktan çekinmediğini göstermiştir” dedi.

    “GEZİ DAVASI SİYASİ BİR DAVADIR”

    Yazı açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Gezi Davası hukukla açıklanamayacak bir siyasi davadır. Aynı dava içinde yargılananlar Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Utku, Mine Özerden ve Can Atalay’a 18 er yıl hapis cezası verilmesi aynı sorumlulukla hareket etmelerine rağmen Mücella Yapıcı ve Ali Hakan Altınay’ın beraat etmesi bunun apaçık göstergesidir. Bu davada tutuklu yargılanan Osman Kavala’ya somut hiç bir delilin olmamasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına verilmesi bizlere hukuk bittiğini bir kez daha göstermiştir.

    “ADALETE SUSAMIŞ HALKIN ÖFKESİNDEN KORKUN”

    Gezi Davası’nda yarılanırken Hatay’dan Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili seçilen Av. Can Atalay için Anayasa hükümleri çok açık bir şekilde yargılamanın durması ve serbest bırakılmasını söylerken mahkemenin hiç bir hükme uymaması ve bu kararı vermesi yaşanılan süreci hukukla açıklanamayacağını göstermektedir. AKP ve Saray Rejimi ile bir bütün olarak devlet mekanizmasının halklara daha fazla baskı ve şiddet ile adaletin, eşitlik ve özgürlük taleplerinin yok sayıldığı bir ülke yaratmaya dolu dizgin giderken buna izin vermeyecek olan halkın öfkesi de birikmeye devam ediyor.

    Adalete susamış halkın öfkesinden korkun diyoruz. Sarayınızı da gerici faşist iktidarınızı da bu halk devirecek. Bizler bu toplumun bir parçası olarak adalet, özgürlük ve eşit haklar mücadelesini vermeye ve mutlaka kazanmaya kararlıyız. Zindanlarda esir tutulan tüm yoldaşlarımızı geri alacağız! Yaşasın Gezi, Yaşasın Adalet, Yaşasın Özgürlük!”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Kahraman’ın eşinden Yargıtay’ın gezi kararına tepki: Herkes oradaydı, hepimiz Gezi’deydik!

    Kahraman’ın eşinden Yargıtay’ın gezi kararına tepki: Herkes oradaydı, hepimiz Gezi’deydik!

    PİRHA-Yargıtay’ın Gezi Davası’nda 18 yıl hapis cezasını onadığı Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Demir Kahraman”Herkes oradaydı! Hepimiz Gezi’deydik! Bu dava bitmedi. Adalet arayışımız bitmedi” dedi

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Gezi Parkı Davası’nda Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’ya verilen hapis cezalarını onadı.

    18 yıl hapse çarptırılan Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Demir Kahraman, karara tepki gösterdi.

    “GEZİNİN FATURASINI 5 KİŞİYE KESTİLER”

    Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Kahraman, şu ifadeleri kullandı:

    “Herkes oradaydı! Hepimiz Gezi’deydik! Buramıza kadar gelmişti, nefes alamıyorduk, çığlık atmak istiyorduk, birbirinden farklı ama aynı derdi paylaşan milyonlardık! Bizim çocuklar dövüldü, bizim çocuklar yuhalatıldı, bizim çocuklar öldü! Anlamadılar, dinlemediler, kulak ardı ettiler. Komplo teorileriyle eşim de dahil bir grup insanı tutsak aldılar. Şeytanlaştırmaya çalıştılar, her gün üstümüze geldiler, bu insanların bir ailesi var mı demediler, çocukları olduğunu düşünmediler! Bugün de eşim, meslektaşım Tayfun Kahraman’ın 18 yıl hapis cezasını onadılar. Milyonluk Gezi’nin faturasını 5 kişiye kestiler. Yine nefes alamıyoruz, yine çığlık atmak istiyoruz! Ve ben Vera’ya ne diyeceğimi bilmiyorum! Arayan, soran herkese teşekkürler. Bu dava bitmedi. Adalet arayışımız bitmedi. Hepinize daha çok ihtiyacımız var bundan sonra, haklı çığlığımızı kimse susturamayacak!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gezi Parkı davasında karar: Kavala ve Atalay’ın da aralarında olduğu 5 kişinin cezası onandı

    Gezi Parkı davasında karar: Kavala ve Atalay’ın da aralarında olduğu 5 kişinin cezası onandı

    PİRHA-Yargıtay Gezi Parkı davasında, Osman Kavala ile Can Atalay’ın da arasında olduğu 5 kişinin mahkumiyetlerini onadı, 3 sanık hakkındaki ise hükümler bozuldu. Yargıtay mahkumiyet hükümlerini bozduğu sanıklar Yapıcı ile Altınay’ın adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verdi.

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanık Osman Kavala’yı “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.

    Heyet, sanıklar Can Atalay, Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Tayfun Kahraman, Ayşe Mücella Yapıcı ve Yiğit Ali Ekmekçi’nin “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçundan 18’er yıl hapisle cezalandırılmalarına karar vermişti.

    Sanıklardan Can Atalay, 14 Mayıs’taki 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde TİP’ten Hatay milletvekili seçilmiş, bunun üzerine avukatları yargılamanın durması ve tahliyesine yönelik Yargıtaya başvuru yapmıştı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise talebin reddine hükmetmişti.

     HÜKÜMLERİ ONANDI

    Türk Ceza Kanunu’nun 312/1 maddesi gereğince, ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan Kavala hakkındaki hüküm onandı.

    Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku hakkındaki ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım’ suçundan 18’er yıl hapis cezası onandı.

    Atalay ve Kahraman’ın ‘bir plan ve organizasyon dahilinde düzenlenen Gezi Parkı olaylarının başlaması ve tüm ülke sathına yayılarak derinleştirilmesi kapsamında eylemlerinin bulunduğu’ belirtildi.

    3 SANIK HAKKINDA HÜKÜMLER BOZULDU

    Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ayşe Mücella Yapıcı hakkında verilen 18’er yıl hapis cezalarıysa bozuldu.

    Yapıcı ve Altınay’ın adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliyesine karar verildi. Ekmekçi yurt dışında bulunduğu için tutuksuz yargılanıyordu.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel’den, Silivri Cezaevi ziyareti

    CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel’den, Silivri Cezaevi ziyareti

    PİRHA – CHP Grup Başkanı ve Genel Başkan Adayı Özgür Özel, Silivri Cezaevi ziyareti ardından açıklama yaptı. Özel, “Herhangi birisinin içeride tutulduğu her dakikanın büyük bir utanç vesilesi olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk tarihine, siyasi tarihine kara lekelerle yazıldığını ifade etmek isterim” diye konuştu.

    Özgür Özel, Silivri Cezaevi’nde Gezi tutukluları Can Atalay, Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Ali Hakan Altınay ile gazeteci Merdan Yanardağ’ı ziyaret etti. Özel, ziyareti sonrası yaptığı açıklamada şunları söyledi:

    “2280 gündür Osman Kavala tutuklu ve AİHM’in kendisi hakkında verdiği karara rağmen Anayasa Mahkemesi, kendisiyle ilgili başvuruyu karara bağlamamış durumda. Her ne kadar kendileri bu süreci metanet ve sabırla takip ediyor olsalar da küçük çocuklarının, ailelerinin ve yaşlı anne ve babalarının buraya ziyaretleri noktasında yaşananlar açısından bakıldığında bütün vatandaşlarımızın ortak talebi bir an önce Yargıtay sürecinin olumlu yönde tamamlanması. Hep birlikte Gezi davası ile ilgili hukuk, adalet bekliyoruz. Daha önce arkamdaki salonda takip ettiğimiz, kimisi açısından iki, kimisi açısından 3 kez beraatle sonuçlanmış bu sürecin, bir şekilde tekrar yargı sürecine taşınmış olmasını ve bu hale getirilmiş olmasını kabullenmek gerçekten mümkün değil.”

    “HER BİRİYLE ÖZGÜRLÜKTE KUCAKLAŞMAYI ÜMİT EDİYORUM”

    Can Atalay ile Soma davası üzerinden, bütün tutuklularla Gezi davası üzerinden, Merdan Yanardağ ile Ergenekon davaları üzerinden sürekli ilişki içinde olan birisi olarak geçen hafta ortaya koyduğumuz tutum belgemiz ve içinde bulunduğumuz süreçle ilgili ziyaretler kapsamında da burayı ziyaret ettim. Nasıl önceki genel başkanları, nasıl siyaset arkadaşlarımı ziyaret ediyorsak, buradaki dostlarımız da benim uzun yıllardır sürdürdüğüm mücadelede, adeta ailemin birer üyesi gibiler. Onlarla gelip hangi süreçte olduğumuzu paylaştık. Kendilerinin kıymetli fikirlerini aldık ve bundan sonraki süreçle ilgili fikir alışverişinde bulunduk. Her biriyle bundan sonraki dönemde özgürlükte kucaklaşmayı ümit ediyorum. Herhangi birisinin içeride tutulduğu her dakikanın büyük bir utanç vesilesi olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk tarihine, siyasi tarihine kara lekelerle yazıldığını ifade etmek isterim.

    ÜMİT EDİYORUM EN KISA ZAMANDA ÖZGÜR KALIRLAR

    Özel, gazetecilerin görüştüğü kişilerin kendisinin genel başkan adaylığına destek verip vermediği sorusuna, “Cezaevi şartlarında, cezaevi mahremiyetine yakışır, çok dostça paylaşımlarımız oldu ama onların durumu gereğince bunu benim burada ifade etmem doğru olmaz. Ümit ediyorum en kısa zamanda özgür kalırlar, tahliyeleri sırasında bu soruyu kendileri yanıtlarlar” cevabını verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çağlayan’da Gezi tutukluları için yapılan ‘Adalet Nöbeti’ 1. yılında-VİDEO

    Çağlayan’da Gezi tutukluları için yapılan ‘Adalet Nöbeti’ 1. yılında-VİDEO

    PİRHA-1 yıl önce Gezi Davası’nda tutuklanan Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay ve Tayfun Kahraman için Çağlayan’da adalet nöbeti yapıldı. Gezi ailelerinden Can Atalay’ın babası Mustafa Atalay adalet nöbetindeki konuşmasında “Adalet sarayının önünde konuşuyoruz. Saray var ama adalet yok” dedi.

    Gezi davasında Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın 18 yıl hapis cezasına mahkum edilmesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Davada çıkan tutuklama kararının ardından başlatılan Adalet Nöbeti de birinci yılını doldurdu.

    “VUR EMRİNİ VERENLER VE UYGULAYANLAR YARGILANMALIDIR”

    Bugün Çağlayan Adliyesi önünde yapılan Adalet Nöbeti’nde konuşan Gezi Davası avukatlarından Tora Pekin, ‘Gezi tutsakları onurumuzdur’ diyerek şunları söyledi:

    “Osman Kavala 2000 günü devirdi, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Hakan Altınay, Tayfun Kahraman ve Can Atalay ise hapiste bir yılı tamamladılar. Bu esaretle ilgili hukuken söylenecek tek şey tüm sürecin hukuksuzlukla sakatlanmış olduğu, tıpkı yargının itibarını yerle bir eden sayısız davada olduğu gibi… Göstermelik davalarla, iktidarın talimatını yerine getirmeyi görev sayan bir adliyeyle varılacak iyi bir yer yok. Bir yerden başlamak istiyorsanız, buyurun Gezi Davası önünüzde. Arkadaşlarımızı serbest bırakın diyoruz ve bunu derken aslında aynı zamanda yargıyı da bir utançtan kurtarın, diyoruz. Ayrıca vurgulamak gerekir. Yargının Gezi’yle ilgili yürütmesi gereken bir dosya varsa, bu ancak yurttaşlarımızı öldüren, sakat bırakan, yaralayan devlet şiddetiyle ilgili olabilir. Suç oluşturan, vur emrini verenler ve uygulayanlar yargılanmalıdır.”

    Şehir Planlamacıları Odası İstanbul Şube Başkanı Esin Köymen, de, “Bizler arkadaşlarımızın özgürlüklerine kavuşması, şiddet emrini verenlerin, can kayıplarına neden olanların mutlaka yargılanmaları ve adaletin geç de olsa yerine getirilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    “SARAY VAR AMA ADALET YOK”

    Gezi ailelerinden Can Atalay’ın babası Mustafa Atalay ise, “Adalet sarayının önünde konuşuyoruz. Saray var ama adalet yok” diyerek Can Atalay’ın Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mesajını okudu. Mesajda şu ifadeler yer aldı:

    “Gezi bu memleketin eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için sönmeyen umududur demiştik. Zora düştüğümüz her anda o umut veriyor. Memlekette adaletin kazanılması açısından toplumsal dayanışmayı sahiplenmek önemli olacaktır. Selam olsun dünyanın ve Türkiye’nin aydınlık geleceğine.”

    Hakan Altınay’ın kardeşi Avukat Deniz Altınay da, “Bu kararı veren yargıçların yaptıklarının sonuçlarının farkında olup olmadığını bilmiyorum ama Yargıtay’daki gerçek hukukçulardan dosyayı okumalarını ve hukuka uygun bir karar vermelerini bekliyorum” dedi.

    “TAM BİR YIL ÖNCE ADALET ARAMAYA GELMİŞTİK”

    Gezi tutuklularından Çiğdem Mater’in eşi Murat Utku ise, “Bu binada tam 1 yıl önce adalet aramaya gelmiştik. O adaleti burada bulmak mümkün olmadı. Bunun neden olmadığını da çok iyi biliyoruz. Yarın öbür gün mümkün olabileceğini de biliyoruz. Bu anlamda umudumuzu hep taze tutuyoruz” ifadelerini kullandı.

    “GEZİYİ GURURLA SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Kahraman da, Tayfun Kahraman’ın hapishaneden gönderdiği mesajı okudu. Mesajda şunlar kaydedildi:

    “İktidarın tüm vurdumduymazlığı ve iş bilmezliğine karşı hukuku ve bilimi savunan bizlerin hukuksuz biçimde neden tutsak olduğumuzu yeniden anladık. Tüm bu zulüm ve baskılara rağmen bizler doğru olanı söylemeye, bilime ve ortak akla inanmaya devam edeceğiz. Demokratik, özgür ve adil günlere az kaldı. Çok yakında memlekete bahar gelecek ve bu hukuksuzluk sona erecek. O güne kadar gösterdiğiniz dayanışmanın verdiği güçle cezaevinde olsak da Gezi’yi savunmaya gururla devam edeceğiz.”

    “BİZLER KAZANACAĞIZ SİZLER YARGILANACAKSINIZ”

    Son olarak söz alan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İstanbul Şube Eş Başkanı Avukat Esra Bilen, “Bugün bizler aynı zamanda burada onların vermeye çalıştığı bu mesajların hiçbirinden korkmadığımızı söylemek için de toplandık. Gezi Davası’nda insan ömrünün yetmeyeceği cezalar verdiler. Ama bugün burada ve birçok şehirde binlerce insan bu cezalara rağmen korkmadan ‘gezi onurumuzdur’ diyor. Yine iki gün önce 25 avukat gözaltına alındı. Ama aynı gün binlerce avukat toplanıp ‘savunma susturulamaz’ dedi. Ne insan ömrünü aşan cezalar ne de bu hukuksuz gözaltıların hiçbiri hakikate haykırmanın ve bunlar için mücadele etmenin önüne geçemez. Bizler kazanacağız sizler yargılanacaksınız” dedi.

    Dilan ŞİMŞEK-Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Kavala’dan AİHM kararı açıklaması

    Kavala’dan AİHM kararı açıklaması

    AİHM dün Osman Kavala’ya ilişkin kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46’ıncı maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verdi. Bu karara ilişkin açıklama yapan Osman Kavala, “Bu karar, mevcut yasaların siyasi saiklerle keyfi bir biçimde kullanıldığını açıkça ortaya koymuştur” dedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Osman Kavala ile ilgili 10 Aralık 2019’da verdiği ‘serbest bırakılmalı’ kararının uygulanmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46’ıncı maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verdi. Kavala’ya 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödenmesine hükmedildi.

    AİHM kararına ilişkin yazılı açıklama yapan Kavala şu ifadeleri kullandı:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 10 Aralık 2019’da aldığı kararda tutuklanmamın somut delillere dayanmadığını ve siyasi amaçlarla tutuklandığımı hükme bağlamıştı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dün açıklanan kararında hukuksuz uygulamaların ve yargı süreci üzerindeki siyasi etkilerin hâlâ devam ettiğini hükme bağladı.

    Bu karar, mevcut yasaların siyasi saiklerle keyfi bir biçimde kullanıldığını açıkça ortaya koymuştur. Bu kararın tüm baskılara rağmen temel hukuk ilkelerine göre davranmakta ısrar eden yargı mensuplarına güç vereceğine inanıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AİHM’den Osman Kavala için ihlal kararı!

    AİHM’den Osman Kavala için ihlal kararı!

    PİRHA – AİHM Büyük Dairesi, Osman Kavala için 2019’da verilen tahliye kararının uygulanmaması sebebiyle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine hükmetti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin Osman Kavala davasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46. maddesinin birinci fıkrasını ihlal ettiğine hükmetti. AİHM, Kavala’ya 7 bin 500 euro mahkeme masrafı ödenmesini kararlaştırdı. Karar bire karşı 16 oyla alındı.

    AİHM Büyük Dairesi kararını Strasbourg’daki İnsan Hakları Binası’nda kamuya açık bir oturumda açıkladı.

    AİHM 10 Aralık 2019’da, 18 Ekim 2017’den beri tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala’ya ilişkin olarak AİHS’in 18. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmişti. Mahkeme, bu durumun sona erdirilmesi için AİHS’in 46. maddesinin 4. fıkrası uyarınca Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerektiğine karar vermişti.

    Türkiye hakkında 2 Şubat 2022 tarihinde ihlal prosedürü başlatan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Mahkeme’nin kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetliyor ve kararlarını yerine getirmemekte ısrar eden bir devleti AİHM’e şikayet edebiliyor.

    Resmen ihlal prosedürünün başlatılmasının nedeni de Türkiye’nin 10 Aralık 2019 tarihli AİHM kararını uygulamamasıydı.

    Kaynak: BBC

  • Erdoğan’ın ‘Sürtük’ hakaretine yurttaş tepkisi: Sağlıklı bir insanın ruh hali değil!-VİDEO

    Erdoğan’ın ‘Sürtük’ hakaretine yurttaş tepkisi: Sağlıklı bir insanın ruh hali değil!-VİDEO

    PİRHA – Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin yürüttüğü Adalet Nöbetine katılan yurttaşlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gezi direnişçileri için “Sürtük” demesini eleştirdi. Yurttaşlar, “Ömründe yaptığı en büyük gaftı. Biz Aleviler, devrimciler, ekolojiden yanayız. Ama belli ki bu söylemlerle halkı galeyana getirmek istiyorlar” yorumunda bulundu.

    2013 yılında başlayan Gezi Parkı eylemlerinin ardından açılan davada, iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, yedi kişiye ise 18’er yıl hapis cezası verildi. Karara tepki gösteren Mimarlar Odası Ankara Şubesi, verilen cezaların ardından nöbet eylemi başlattı.

    Gezi direnişinin 9. yılında yapılan eylemlerle birlikte 100’ün üzerinde yurttaş gözaltına alındı. Yaşananların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gezi eylemcileri için kullandığı “Sürtük” ifadesi tepkileri daha da büyüttü.

    Ankaralı yurttaşlar, iktidarın yeniden “Kutuplaştırma siyasetine” başvurduğunu belirterek “Cumhurbaşkanı artık kontrolünü kaybetti” yorumunda bulundular.

    PİRHA/ANKARA

  • Şairlerden Gezi Davası’nda ceza alanlara destek

    Şairlerden Gezi Davası’nda ceza alanlara destek

    PİRHA- Aralarında Hicri İzgören, Orhan Alkaya, Mehtap Meral, Sezai Sarıoğlu, Zerrin Taşpınar ve Ahmet Telli’nin olduğu onlarca şair, Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda Gezi Davası’nda ceza alanlara destek açıklaması yaparak, “Yaralı, üzgün ülkemizin alanlarında, bulvarlarında bizler de ayağa kalktık. Gezi direnişi, kardeşlerimiz gibi bizim de onurumuzdur” dedi.

    2013’teki Gezi eylemlerine ilişkin beraat kararının bozulmasının ardından Osman Kavala’nın da aralarında bulunduğu 17 sanıklı davada karar çıktı. Mahkeme, Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi, Tayfun Kahraman’a da 18’er yıl hapis cezası verildi.

    Gezi Davası’nda açıklanan karara tepki gösteren şairler Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda bir araya gelerek bildiri okudu. Bildiride, “Biz şairler, gördük ve tanığız. Ağaçlarımızı bu ülkede kestiler. Biz şairler, gördük ve tanığız. Çocuklarımızı bu ülkede öldürdüler. Gezi direnişi, kardeşlerimiz gibi bizim de onurumuzdur” denildi.

    SUÇSUZDUR KARDEŞLERİMİZ’ BAŞLIKLI BİLDİRİ

    Bildirinin tamamı şöyle:

    “Ruhları barbar olanlar, doğanın dilini anlamazlar. Onlar için gözler ve kulaklar kötü tanıklardır.*

    Ama biz şairler, gördük ve anladık. Cinayet bu ülkede işlendi.

    Biz şairler, gördük ve tanığız. Ağaçlarımızı bu ülkede kestiler.

    Biz şairler, gördük ve tanığız. Çocuklarımızı bu ülkede öldürdüler.

    Biz şairler, gördük ve tanığız. Akan kan, bizim de kanımızdı.

    Biz şairler, duyduk ve anladık. Bize daha fazla güneş gerek.

    Biz şairler, duyduk ve tanığız. Yarının aydınlık unuyla yoğrulmuş ekmektir özgürlük.

    Biz şairler, duyduk ve tanığız. Şiir ve hayat,  “Susmayın, boyun eğmeyin!” diye fısıldıyor bize.

    Bunun için ustamız Cemal Süreya da “Biz kırıldık daha da kırılırız / kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.” diyordu.

    Suçsuzdur kardeşlerimiz. Barbarlar, onların suçsuzluğuna dokunamazlar

    Suçsuzdur kardeşlerimiz. Yasaları, yalanları onların vicdanlarını tutsak alamaz.

    Suçsuzdur kardeşlerimiz. İkiyüzlü kalemleri, onların saf erdemlerini karalayamaz.

    Biz biliyoruz ki hiç kimse özgürlüğün şarkısını bizim ağızlarımız kadar gür söyleyemez.

    Ve biz biliyoruz ki hiç kimse dizlerinin üstünde yükselemez güneşe.

    Bunun için yaralı, üzgün ülkemizin alanlarında, bulvarlarında bizler de ayağa kalktık.

    Bunun için Gezi direnişi, kardeşlerimiz gibi bizim de onurumuzdur.

    Bunun için Gezi direnişi en güzel, en umutlu şarkımızdır. .

    Bu şarkı, geleceğin özgür, eşitlikçi, insana, insanlığa ve doğaya saygılı Türkiye’sinde bizleri daha da dirençli kılacak.

    Bu ışıklı şarkıya sözcüklerimiz kadar inanıyoruz.

    Bunun için biz şairler diyoruz ki boyun eğici yasalarınızla, yasa koruyucularınızla, baskıcı erkinizle bugünü kurtarabilirsiniz ama yarın, halkın vicdanından asla kurtulamayacaksınız. Bunun için susmuyoruz, susmayacağız.”

    *Herakleitos”

    ŞAİRLER BİLDİRİSİ imzacıları şu isimlerden oluşuyor:

    “Yeşim Ağaoğlu, Oğuzhan Akay, Nafia Akdeniz, Nuray Gök Aksamaz, Tozan Alkan, Orhan Alkaya, Erdal Alova, Emrullah Alp,  Yusuf Alper, Mehmet Altun,  Yüksel Andız, Suna Aras, Fatma Aras, Gökhan Arslan, Diyar Atak, Nihat Ateş,  Mehmet Atilla, Salih Aydemir, Mehmet Sait Aydın, Hüseyin Bahca, Ali Asker Barut, Bilsen Başaran, Gülce Başer, İbrahim Baştuğ, Pelin Batu, Vural Bahadır Bayrıl, Süreyya Berfe, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Egemen Berköz, Şeref Bilsel, Ayhan Bozkurt, Abdülkadir Budak, Özgün Enver Bulut, Eray Canberk, Riitta Cankoçak, Ali Cengizkan, Anıl Cihan, Ahmet Çakmak, Osman Çakmakçı, Cevat Çapan, Tunca Çaylant, Nalan Çelik, Nevzat Çelik, Nuh Ömer Çetinay, Mazlum Çetinkaya, Veysel Çolak, M. Mahzun Doğan, Deniz Durukan, Efe Duyan, Rahmi Emeç, Gültekin Emre,  enderemiroğlu, Şükrü Erbaş, Vecdi Erbay, Eser Ceran Erdi, Ayça Erdura, Haydar Ergülen, Cezmi Ersöz, Ünal Ersözlü, Mehmet Erte, Süreyyya Evren, Hüseyin Ferhad, Koray Feyiz, Turgay Fişekçi, Cenk Gündoğdu, Tarık Günersel, Hilmi Haşal, Fatin Hazinedar, Devrim Horlu, Ümit Yaşar Işıkhan, Gülseli İnal, Emel İrtem, Adil İzci, Hicri İzgören, Orhan Kahyaoğlu, Muzaffer Kale, Arife Kalender, Ayşe Şafak Kanca, Turgay Kantürk, Hilal Karahan, Erkan Karakiraz, Hidayet Karakuş, Halil Karapaşaoğlu, Levent Karataş, Emel Kaya, Burhanettin Kaya, Metin Kaygalak, Tuğrul Keskin, Cengiz Kılçer, Tuna Kiremitçi, Serdar Koçak, Zeynep Köylü, Mustafa Köz, Lokman Kurucu, Akif Kurtuluş, Faris Kuseyri, Namık Kuyumcu,  Oğulcan Kütük, Mehrizat, Mehtap Meral, Özkan Mert, Yaşar Miraç, Ayten Mutlu, Turgay Nar, Çayan Okuduci, Uygur Orhan, Altay Öktem, Tamer Öncül, Halil İbrahim Özcan, Mehmet Özceylan, Nihat Özdal, Yavuz Özdem, Mete Özel, Fergun Özelli, Pelin Özer, Ali Özgür Özkarcı, Hasan Özkılıç, Gonca Özmen, Hasan Öztoprak,  Salih Öztürk, Asım Öztürk, A.Kadir Paksoy, Fatoş Avcısoyu Ruso, Nur Saka, Onur Sakarya, Yücelay Sal, Sezai Sarıoğlu, Neval Savak, Aslı Serin, Şükrü Sever, Mustafa Suphi, Leyla Şahin, Aydın Şimşek, Emin Şir, Tuğrul Tanyol, Tevfik Taş, Zerrin Taşpınar, Ahmet Telli, Mahmut Temizyürek, Erkut Tokman, Enver Topaloğlu, Turgut Toygar, Engin Turgut, Oğuz Tümbaş, Sabahattin Umutlu, Cem Uzungüneş, Mecit Ünal, Hülya Deniz Ünal, Fatih Yalıner, Neşe Yaşın, Halide Yıldırım, İrfan Yıldız, Hayri K. Yetik, Selahattin Yolgiden, Hüseyin Yurttaş, Özgür Zeybe”

     

    Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel