PİRHA- Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç’un İzmir’de katıldığı bir hastane açılışında anlattığı ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadeler içeren “fıkra”ya yönelik tepkiler sürüyor. Osmaniye’de yaşayan Kürt kadınlar, söz konusu ifadelerin yalnızca Kürt kadınlarını değil, tüm kadınları hedef aldığını belirterek yaşananlara sert tepki gösterdi.
Rahmi Koç’un konuşmasında kullandığı ayrımcı, cinsiyetçi ve ırkçı ifadeler kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, siyasetçilerden hukuk örgütlerine kadar birçok kesimden kınama açıklamaları geldi.
Osmaniye’de yaşayan Sevgi Aydın, yalnızca fıkraya değil, salondaki tepkilere de dikkat çekti. Aydın, özellikle kadınların ve davetlilerin bu sözlere gülmesini eleştirerek şunları söyledi:
“Benim zoruma giden şey, orada bulunanların buna gülmesi. Sen kendi hemcinsine yapılan ayrımcı dile nasıl gülebiliyorsun? Özellikle ‘Kürt kadını’ diyerek bütün Kürt kadınlarına hakaret ediyor. Her kesimden kadın ayağa kalkmış durumda. Özür diledi ama bu bir özürle geçiştirilebilecek bir şey değil. Biz kadınlar olarak o özrü kabul etmiyoruz.”
“DİLİMİZ YOK SAYILDIĞI İÇİN BİZİMLE DALGA GEÇİYORLAR”
Leyla Günana ise yaşananların Kürtçeye yönelik yıllardır süren baskılardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtti.
“Kürt kadınları kendi dilinde konuşamıyor, kendini ifade etmekte zorlanıyor. Önce bunun sorgulanması gerekiyor. Dilimiz yok sayıldığı için sistem de, Rahmi Koç gibi insanlar da bizimle rahatça dalga geçebiliyor. Eğer o doktorlar Kürtçe bilseydi ve kadınla kendi dilinde iletişim kurabilseydi, bugün anlatılan bu sözde fıkra da ortaya çıkmazdı” dedi.
“YAŞI YAPILAN HAKARETİ MEŞRULAŞTIRAMAZ”
Zarife Çar da söz konusu ifadelerin hem kadınlara hem de Kürtlere yönelik ayrımcı bir yaklaşım içerdiğini vurguladı.
“Bu saldırı hem kadın kimliğine hem de Kürt kimliğine yöneliktir. Yaşının büyük olması hiçbir şeyi değiştirmez. ‘Yaşlıdır, bunamıştır’ gibi gerekçeleri kabul etmiyoruz. Kadınlar sabahın erken saatlerinden itibaren evin ve yaşamın bütün yükünü omuzluyor. Böylesine emek veren kadınların yalnızca konuştukları dil nedeniyle aşağılanması kabul edilemez. Bu anlayışı şiddetle kınıyorum” ifadelerini kullandı.
PİRHA – DEM Parti Osmaniye İl yöneticilerinden Adnan Gökçen, İran’da Kürtlere yönelik artan idam kararlarını ve Orta Doğu’daki güç savaşlarını PİRHA’ya değerlendirdi. Gökçen, “İdamlarla hiçbir yere varılamaz; tüm insan hakları savunucularını Kürtlere yönelik bu saldırılara karşı durmaya çağırıyoruz” dedi.
Orta Doğu’da bölgesel çatışmaların derinleştiği ve İran’da muhaliflere, özellikle de Kürtlere yönelik baskıların arttığı bir süreçten geçiliyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Osmaniye İl Yöneticisi Adnan Gökçen, bölgedeki gelişmeleri ve idam kararlarının siyasi arka planını PİRHA’ya anlattı.
“BU BİR EMPERYALİST PAYLAŞIM SAVAŞIDIR”
Gökçen, Orta Doğu’daki mevcut durumu “emperyalist paylaşım savaşı” olarak nitelendirerek, İran üzerindeki baskıların nedenine dair şunları söyledi:
“Orta Doğu’da özellikle Büyük Orta Doğu Projesi adı altında geliştirilen çalışmalar içerisinde emperyalizm, İran’ın kendisine başkaldıran bir yapıda yer almasını istemedi ve onu bir rakip olarak görmeye başladı. Örneğin ekonomik anlamda Çin’in ABD emperyalizmine kafa tutması ve Orta Doğu’daki yeraltı ile yerüstü zenginlik kaynaklarının, özellikle de petrol olgusunun büyüklüğü emperyalizmin iştahını kabarttı. Ve İsrail aracılığıyla ABD, Orta Doğu’da kendi hegemonyasını sağlıklı kılabilmek için diğer emperyalist ülkeleri yanlarına çekmeye çalışsalar da bunda başarılı olmamalarına rağmen savaşı başlattılar. ABD buna her ne kadar küçük çaplı bir çatışma, küçük çaplı bir savaş anlamı yüklemiş olsa da bu bir emperyalist paylaşım savaşı konumundadır.”
“KÜRTLER EMPERYALİZMİN OYUNUNA GELMEDİ”
Bölgedeki muhalif güçlerin ve özellikle Kürtlerin bu paylaşım savaşında bir “aparat” olarak kullanılmak istendiğini belirten Gökçen, Kürtlerin bu oyunu bozduğunu ifade etti:
“ABD ve İsrail’in kullanmak istediği muhalif güçler vardı. İran’da başta Kürtler olmak üzere diğer muhalif grupları kendi bünyesinde toplayıp İran içerisinde farklı bir yol çizmek istediler. Ancak yıllardır emperyalizmin batağına çekilmek istenen Kürtler, bunun bir oyun olduğunun farkına vardılar. ‘Kendi iç meselemizi demokratik yöntemlerle kendimiz çözeriz’ anlayışıyla hareket ederek emperyalizme destek sunmadılar. ‘Bu sizin kendi aranızdaki emperyalist paylaşım savaşıdır’ diyerek kendi birlikteliklerini oluşturdular. Kendi alanlarında sadece savunma pozisyonunda kaldılar ve emperyalist savaşa müdahil olmadılar. Çözüm yolunu uzun vadede anlaşmalar, müzakereler ve demokratik yöntemlerde gördüler.”
“İDAMLARI DURDURUN”
İdamların Kürtlerin direncini kıramayacağını vurgulayan Gökçen, dünyanın artık şiddetle sonuç alınamayacağını anlaması gerektiğini belirtti:
“Kürtlerin demokratik yolu seçmesi, molla rejiminin despotik anlayışına ve idamlarına sessiz kalacakları anlamına gelmiyor. İdam edilen her Kürt genci için müthiş bir direniş gösterilmekte. Kürtler, kendi kaderlerini tayin etme hakkını elde edene kadar demokratik mücadelelerini büyüteceklerdir. Dünya artık insanları idam ederek, katlederek yok edemeyeceğini anladı. Her ne kadar İsrail bu anlayışla hareket etmese de dünya kamuoyu durumun farkına vardı. Hatta İsrail’de ve Amerika’da bile savaşa karşı sesler yükselmeye başladı.”
“FİLİSTİN İÇİN GÖSTERİLEN DUYARLILIK KÜRTLER İÇİN DE GÖSTERİLMELİ”
İdamların bir insanlık suçu olduğunu hatırlatan Gökçen, uluslararası kamuoyuna şu çağrıda bulundu:
“Dünyanın hemen her yerinde idam artık gündemden çıkarılmıştır. İdam, ıslah edici değil, aksine bir insanlık suçudur. Dünya devletlerine ve insan hakları aktivistlerine sesleniyoruz: Kürt halkına karşı yapılan bu insanlık dışı uygulamalara karşı tavır takının. İnsan haklarına aykırı davranan ülkelerin yanında yer almayın. Nasıl ki Filistin’deki soykırıma veya Lübnan’a yönelik saldırılara tepki gösteriliyorsa, İran’da idam edilen Kürt gençleri için de aynı duyarlılığın gösterilmesini istiyoruz. Herkesi bu idamlara ‘dur’ demek için harekete geçmeye çağırıyoruz.”
PİRHA – Osmaniye’nin Çona köyüne bağlı Haraz Yaylası’nda Orman İşletme Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen yıkımların ardından köylüler, moloz yığınına dönen evlerinin enkazını kendi imkânlarıyla topluyor. Yetkililerin yıkım sonrasında enkaz kaldırma çalışması organize etmediği belirtilirken, yıkımı gerçekleştiren ekiplerin ise kendi kumanya çöplerini yaylada bırakarak çevre kirliliğine yol açtığı görüldü.
Haraz Yaylası’nda yaşanan yıkım operasyonu sonrası bölgede temizlik krizi yaşanıyor. Yurttaşlar, harabeye dönen yapıların başında nöbet tutarak enkaz ayıklamaya başladı.
“ACIMADAN YIKTILAR”
PİRHA’nın yerinde görüntülediği yaylada, yıkım yapan ekiplerden geriye kalan yemek kapları ve ambalaj atıkları doğaya terk edilmiş durumda. Mağduriyetlerini dile getiren yayla sakinlerinden Huriye Boz, yaşadıkları süreci, listelerdeki usulsüzlük iddialarını ve 80 kişilik “meçhul şikayet” listesini şu sözlerle anlattı:
“Osmaniye, Çana Köyü, Harazlı Yaylası’ndayız. Yıkım için geldiler, yıktılar evlerimizi. Yıktıkları için de tekrardan toplamamızı istediler. O yüzden biz de buraları toplamaya geldik. Bizi şikayet etmişler. Listeler değiştirilmiş; listede adım yoktu, eklendi. Listeye adım eklenip evim yıkıldı. Burada kimsenin evinin yıkılmasını istemezdim ama yıkıldı. Köylülerin kendilerine yaptığı su depoları… onu bile benim sanıp yıktılar. İki tane su deposu vardı gördüğünüz gibi. Köylülere gelen sular, yaylacılara gelen sular. Onlara bile hiç acımadan yıktılar. Evimi yıktıktan sonra da üstüne kum attılar.”
“80 KİŞİ NEREDEN ÇIKTI?”
Huriye Boz, yıkımların dayandırıldığı şikayet listelerindeki tutarsızlıklara ve bölgedeki nüfusla uyuşmayan rakamlara dikkat çekerek şöyle devam etti:
“Listeler değiştirildi, isimler Babamı sadece 80 kişinin şikayet ettiğini ilettiler. Yaylaya da bakarsanız 80 kişi olmadığını görebilirsiniz. Çok fazla ev halkı yok burada. Bu 80 kişi nereden çıktı? Nasıl oldu? Nasıl edildi? Usulsüzlükler devam ediyor.“
“BİZ SADECE KİRALAMA İSTEDİK”
Yıllardır bölgede yaşam sürdüklerini, vergi verdiklerini ve hizmet aldıklarını hatırlatan Boz, yetkililere şu soruları yöneltti:
“Burada mezarlıklarımız bulunuyor, camimiz var, elektriğimiz var, suyumuz var, yolumuz var. O zaman buralara izin verilmeseydi bize elektrik, su neden verildi? Verilmeseydi, yollarımız yapılmasaydı. Bize bu kadar hizmet edilmeseydi o zaman. Bana evim yapılırken ‘kolay gelsin’ deyip gittiler. ‘Evini yapma’ deselerdi evimin durumu bu şekilde olmayacaktı. Sayın valime de ilettim, yazdım. Dilekçelerimiz de iletildi. Bütün köylüler, bütün Çana Köyü olsun, Haraz Yaylası olsun dilekçelerimizi hepimiz ilettik. Hiçbir şekilde kaale alınmadık. Biz sadece kiralama istedik. Evlerimizin tapusunun verilmesini istedik.”
Doğaya zarar verdikleri iddialarını reddeden ve ekiplerin geride bıraktığı kirliliğe işaret eden Boz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bizim ormanı talan ettiğimizi belirtiyorlar ama biz ormanı talan etmiyoruz. Biz bir tane bile ağaç kesmedik. Benim evimi görüyorsunuz, ağaçlar kesilmiş mi? Hiç bir tane bile ağaç kesilmiş mi? Doğaya zarar veren hiçbir şeyimiz yok. Biz sadece buraya gelip çayımızı demleyip oturup nenelerimizden, dedelerimizden kalan bölgelerimizde kalmak için burada oturalım, gezelim, dolaşalım diye geldik. Görüyorsunuz. Evimizi yıkarlarken de üstüne toprak attılar. Bir tane bile demir kalmasın dediler. Ormana tahribat vereceğiz diye bize bilgilendirme iletildi. Bir tahribatımız yok. Bir tane bile ağaç kesmedik görüyorsunuz. Çevreye de bir zararımız yok. Orman işletmenin yaptığı talanları görüyorsunuz.”
PİRHA –Osmaniye’nin merkeze bağlı Çonak ve Karataş köylerinde Orman İşletme Şefliği tarafından başlatılan yıkım faaliyetleri köylüleri isyan ettirdi. 300 yıllık yerleşim yerlerinden sökülmek istenen yurttaşlar, orman memurlarının usulsüz hareket ettiğini belirterek “Gücü yetene kanun işlemiyor, garibanın evi başına yıkılıyor” dedi.
Osmaniye merkez Çonak ve Karataş köylerinde Orman İşletme Şefliği ekipleri tarafından gerçekleştirilen yıkım çalışmaları, evleri veya yapıları orman arazisi içinde kaldığı gerekçesiyle yıkılan bölge sakinlerinin tepkisine yol açtı.
Yıkımların hukuki teamüllere aykırı olduğunu belirten yayla sakini İbrahim Tıraş, Orman Kanunu’nun 17/2 maddesinin suistimal edildiğini vurguladı. Tıraş, yaşanan zulmü şu sözlerle anlattı:
“Buradaki insanların hiçbiri bağ bahçe yapmıyor, ticari amaçlı faaliyet göstermiyorlar. Burası 300 yıldan fazladır yerleşim yeri, çocukluğumuz bu topraklarda geçti. Şimdi terk etmemizi istiyorlar. 2023 sonrası yapılan evlerin yıkılacağı söyleniyor ama yıkılan evler 2018-2019 yapımı. Orman İşletme Şefliği ‘tutanak tuttuğumuz tarihi biliriz’ diyor. Peki, evin yapıldığı tarihten tutanak tarihine kadar geçen zaman dilimi nerede? Bu orman memurlarının zafiyetidir. Kanun sadece gariban köylüye mi geçer? Niye daha güçlü insanlara geçerli değil? Bizimkiler lüks villa değil, barakadan hallice evler.”
Yayla sakini bir kadın, bölgedeki yolsuzluk iddialarına dikkat çekerek, orman memurlarının seçici davrandığını iddia etti:
“Orman memuru arkadaşlar burada tarlaları parsel parsel satanlarla çay içip kâr gütmeyi amaçlıyorlardı. 6 yıldır var olan evimi önünden geçerken görmüyorsa, başka yerlere sattığı malların hesabını tuttuğu içindir. Önce 190 kişiyle başlayan yıkım listesi Pazartesi 32’ye, öğlen 10’a düşüyor. Neye göre düşüyor? Bizim de mi dayımızın olması lazımdı? Önce yıkacaklar sonra başkalarına satacaklar.”
“ÇOCUKLARIMIN ANILARI YOK OLDU”
Evi boşaltmalarına dahi izin verilmeden yıkım yapıldığını söyleyen Fatih Kıraç, devlet yetkililerinin seslerini duymadığını ifade etti:
“Hiç kimse bize ‘yapmayın’ demedi. Mahkemeden ceza yedik ve evi boşaltmamıza bile müsaade etmeden yıktılar. Liste son anda 12’ye düştü, çok şeyler döndü. 20 yıllık emeğimiz gitti. Her yerde yangın çıkarken burada yaylacılar koruduğu için yangın çıkmadı. Evlerimizi yıktıkları gibi bizi de yıktılar, çocuklarımın anıları yok oldu.”
“BEN 5. KUŞAĞIM, MEZARLARIMIZ BİLE BURADA”
Yıkım listesine isimlerinin sonradan eklendiğini belirten Huriye Boz, kendilerine hiçbir tebligat yapılmadığını söyledi:
“Evlerimiz yıkılmayacak dediler ama görüyorsunuz yıkıldı. Keşif yapılmadı, ölçüm yapılmadı. 2018 yapımı evimize ‘2023 sonrası’ dediler. Ben burada 5. kuşağım, nenelerimin mezarı burada. Bize buraya yeni gelinmiş gibi davranıyorlar. Orman İşletme bizi kaale almıyor, üstümüze yürüyorlar. Ben devlet büyüklerine seslendim ama duymadılar, artık ilahi adalete güveniyorum.”
“OY ZAMANI KAPIMIZA GELİYORLAR”
Yıkım sırasında eşyaların dışarı atıldığını ve mühürlü eve girilmediği halde saygı duyulmadığını belirten bir başka kadın yaylacı ise şunları dile getirdi:
“Serinlemek için geliyoruz, ormanı koruyoruz. Yasaksa neden zamanında çivi çaktırmazlık yapmadılar, bakıp geçtiler? İşlerine geldiği gibi davrandılar. Haberimiz olmadan mühürlemişler, biz saygı duyup girmedik; şimdi gelip eşyalarımızı dışarı attılar, evlerimizi haşat ettiler. Oy zamanı herkes kapımıza geliyor, başka bir şey oldu mu vatandaşın yanında yoklar. Kiralama istiyoruz.”
“İMAR BARIŞIYLA BİZİ SOYDULAR”
Ulviye Yanbak, İmar Barışı adı altında toplanan paralara ve topraklarından edilmelerine tepki göstererek şöyle konuştu:
“12 senelik evimi yıktılar. Atamızın yeri yurdu. ‘Osmanlı tapusu geçmiyor’ diyorlar. Bu bayrağın altında gölgelenmemiz yasaksa yer göstersinler iltica edelim. Şeker hastasıyız, 50 derece sıcakta 3 ay serinlemek istedik. İmar Barışı dediler, bizi soydular; parayı bankaya yatırdık. Evimin çevresinde bir tane çam fidanı yok, dedelerimin ektiği dümdüz tarla.”
Son olarak söz alan bir kadın yurttaş ise 10 yıldır kiralama talep ettiklerini ancak başvurularının yok sayıldığını belirtti:
“10 yıldır kiralama istiyoruz ama dilekçemizi ne yaptılarsa yok. ‘Nasıl yaptıralım?’ diye danıştığımızda ‘istediğiniz gibi yaptırın’ dediler. Şimdi yıkıyorlar. Gidiyoruz ‘sistem bozuk’ diyorlar, dilekçemizi de bize vermiyorlar.”
Yıkım sonrası Haraz Yaylası’nda enkaz yığınları kalırken, köylüler hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini ve yerlerinden edilmeyi kabul etmediklerini ifade etti.
PİRHA – 68 kuşağının önemli isimlerinden İbrahim Çenet, Amanoslar’ın isyancı geleneğinden Deniz Gezmişlerle olan hukukuna, cezaevi yıllarından Yılmaz Güney ve Yaşar Kemal ile olan dostluğuna dair konuştu. 1972’de Denizlerin idamını protesto ederken kollarını ve bacağını kaybeden Çenet, “Onlar bizi tutuklamaktan, biz de mücadele etmekten usanmadık” dedi.
Çukurova’nın, Amanos Dağları’nın yetiştirdiği devrimcilerden İbrahim Çenet, hem aile geçmişini hem de Türkiye’nin fırtınalı yıllarına dair tanıklıklarını PİRHA’ya paylaştı. Köklerinin Amanoslar’daki Ulaşlı topluluklarına dayandığını belirten Çenet, devrimci kimliğinin bu coğrafyanın isyancı ve bağımsızlıkçı ruhuyla şekillendiğini vurguladı.
“AİLEM OSMANLI’YA DA İŞGALCİYE DE BOYUN EĞMEDİ”
Ailesinin 1865 yılına kadar Osmanlı’ya karşı özerk bir yapıda yaşadığını, sonrasında ise zorunlu iskânla ovaya indirildiğini anlatan Çenet, bu tarihsel mirasın kendisini politik bir figür haline getirdiğini ifade etti:
“Amanos Dağları’ndaki Ulaşlı Türklerini 1865’e kadar ele geçirememişler. Ahmet Cevdet Paşa ve Derviş Paşa vasıtasıyla bu bölge insanlarını ovaya indirmişler. Fransızlar bölgeyi işgal ettiğinde de ailem, Çenetler onlara karşı savaşmış, büyük fedakarlıklar göstermiştir. Dedem, babam ve abim politikti; dolayısıyla ben de politik oldum. Sol görüşleri bu uzun ailevi ve toplumsal gelenek dolayısıyla benimsedim.”
DENİZLERİN İDAM GECESİ ÖDENEN BEDEL
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yıllarında Deniz Gezmiş, Cihan Alptekin ve Mahir Çayan gibi isimlerle yakın çalışan Çenet, 6. Filo protestolarından THKP-C’nin kuruluş aşamasına kadar birçok kritik süreçte yer aldığını belirtti. 6 Mayıs 1972 gecesinin hayatının dönüm noktası olduğunu söyleyen Çenet, o geceyi şu sözlerle anlattı:
“6 Mayıs 1972’de Denizlerin idam gecesinde sokaklara çıkmıştık. Güvenlik güçleriyle devrimcilerin çatıştığı o gecede yaralandım. İki kolumu ve bir bacağımı kaybettim. Yaralanmamıza rağmen bizi Selimiye Toplama Kampı’na götürdüler. 1974’te afla çıktık ama mücadelemiz bitmedi. Onlar bizi tutuklamaktan, hüküm vermekten usanmadı; biz de mücadele etmekten usanmadık.”
YILMAZ GÜNEY VE YAŞAR KEMAL İLE GEÇEN YILLAR
Cezaevinde Yılmaz Güney ile 1,5 yıl aynı koğuşta kaldığını belirten Çenet, Güney’in devrimcilere olan derin ilgisini anlattı: “Yılmaz Güney güzel bir insandı. Selimiye’de aynı koğuştayken bana ‘Kahraman Abi’ derdi. ‘İbrahim Kaypakkaya ve senin belgeselini yapmadan ölürsem, ölürüm’ derdi. Mahir Çayanları evinin çatısında saklayacak kadar yürekli bir adamdı.”
Yaşar Kemal ile olan hemşehrilik ve mücadele hukukuna da değinen Çenet, “Yaşar Kemal, Türkiye insanının önemli bir güzelliğidir. 1965’te TİP adayıyken tanışmıştık, asıl yakınlığımız 1975’ten sonra oldu. 2007’de akademimizle ona ‘Özgür İnsan Ödülü’nü vermiştik” dedi.
“SANAT DEVRİMCİLİĞİN VAZGEÇİLMEZİDİR”
Devrimciliği “yaşam, üretim, çalışma ve kültürün birleşimi” olarak tanımlayan Çenet, her devrimcinin bir miktar sanatçı olması gerektiğini savundu: “Sanat yaşamın parçasıdır. Nazım Hikmet, Abidin Dino, Yaşar Kemal… Bunlar hem büyük devrimci hem de büyük sanatçılardı. Biz de 2000 yılından beri Anadolu Halk Bilim Kültür Akademisi olarak Özgür Film Festivali yapıyoruz, dergiler çıkarıyoruz. Hiçbir bankadan, zenginden veya devletten destek almadan, gönüllü insanların katkılarıyla bir ‘Yerel Halk Üniversitesi’ gibi çalışıyoruz.”
“BİN ÇİÇEKLİ BAHÇE: KARDEŞÇE YAŞAM”
Türkiye’nin çok kültürlü yapısını “bin çiçekli bahçe” olarak niteleyen İbrahim Çenet, toplumsal barışın emek ekseninde kurulması gerektiğini belirtti: “Ülkemiz Kürtlerden Arnavutlara, Lazlardan Araplara kadar 20’nin üstünde halkın yaşadığı bir mozaiktir. Emek ekseninde birlikte mücadele etmeliler. En küçük kültürel yapıların bile kültürel özerkliği savunulmalı. İnsanların Türkiye içinde sosyalist anlayışa saygılı olarak kardeşçe yaşamaları bizim dileğimiz ve karakterimizdir.”
PİRHA – Osmaniye’nin Yunus Emre Mahallesinde halk, Newroz coşkusunu kutlamak üzere bir araya geldi. DEM Parti Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez’in katılımıyla Newroz ateşi yakıldı, Kürt sanatçı Rezan’ın ezgileriyle Newroz coşkuyla kutlandı.
Mücadelede yaşamını yitiren devrim ve demokrasi şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunun ardından söz alan DEM Parti Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez, Newroz bayramını selamlayarak başladığı konuşmasında Newroz’un direniş mirasına vurgu yaptı. Düşünmez, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Yıllardır bu alanlarda Newroz ateşi sönmesin, mücadele ruhu canlı kalsın diye binlerce yoldaşımız, binlerce arkadaşımız sizlerin en yiğit evlatları, en güzel kız çocukları bedenlerini siper etti ve bizlere Newroz’u armağan etti. Kawa’lar, Kürt halkının yiğit evlatları Mazlum Doğanlar, Rehşanlar, Sakineler şahsında bu Newroz ateşini harladılar ve Newroz’u bize armağan ettiler. Bizler de Newroz’u olanca kudretiyle karşılıyor ve yaşamını yitiren bütün yoldaşlarımızı saygıyla anıyoruz.”
“KEMAL KURKUT VE YOLDAŞLARININ ANISI MÜCADELEMİZDE YAŞAYACAK”
Konuşmasında Kemal Kurkut’u da anan Düşünmez, barış ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini belirterek şunları söyledi:
“Biliyorsunuz bütün Kürtlerin ‘Sen baharın açmamış bir çiçeğisin’ dediği Kemal Kurkut, Amed Newroz’unda katledildi. Osmaniye’den tekrar bütün halkımıza başsağlığı diliyoruz. Kemal Kurkut ve yoldaşlarının anıları mücadelemizde yaşayacaktır. Bugün geldiğimiz aşamada barıştan bahsedebilme umudunu var etmiş bulunuyoruz. Sayın Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısının arkasında saf tutuyor, mücadeleyi olanca gücümüzle büyütmeye çalışıyoruz. Herkes bilsin ki bu topraklarda özgür, eşit yaşamı kuruncaya, onurumuzla kimliğimize sahip çıkıncaya kadar mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.”
“BÜTÜN DÜŞÜNDÜKLERİM VE DUYGULARIM KÜRTÇE”
Anadil üzerindeki baskılara ve kimlik mücadelesine değinen Düşünmez, asimilasyon politikalarına karşı şu mesajı verdi:
“Kürtçe ana dilimiz, kimliğimiz, bizi var eden ideolojik paradigmamız. Ama ne yazık ki hala inkar edilen bir dil olmaktan çıkaramadık. Dilimizin önündeki engellerin aşılması için mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Şu an Türkçe sesleniyor olabilirim ama emin olun bütün düşündüklerim Kürtçe, bütün duygularım Kürtçe ve ben bir Kürt olarak varım bu coğrafyada. Bunu herkesin kabul etmesi gerekiyor. Önce onurlu bir barışı, yanında da demokratik toplumu inşa etme yükümlülüğümüz var. Elbet kazanan biz olacağız.”
“ASLA BOYUN EĞMEYEN BİR GELENEĞİN ARDILLARIYIZ”
Düşünmez, baskı ve yok sayma politikalarına karşı geri adım atmayacaklarını vurgulayarak konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bizleri yok sayanlara bugün Osmaniye Meydanı’ndan Newroz’un coşkusuyla sesleniyoruz: Bizler varız, var olmaya devam edeceğiz. Kimliğimizle, kültürümüzle bizleri kabul edeceksiniz. Yeşil, sarı, kırmızı renkleri yasaklayarak, dilimize süngüler çekerek bizleri yok edemeyeceksiniz. Hegemon güçler bilsin ki bizler demokratik toplumu birlikte inşa edeceğiz. Bu toprakları halkımızın kültürel renkleriyle donatacağız. Bizler nana (ekmeğe) muhtaç olsak da asla boyun eğmeyen bir geleneğin ardıllarıyız. Bizden önce mücadele edenler asla diz çökmediler. Eğer bir halkı diz çöktürmeye çalışıyorsanız yenileceksiniz. Biz mutlaka kazanacağız!”
Düşünmez’in konuşmasının ardından kutlama, sanatçı Rezan’ın seslendirdiği parçalar eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi.
PİRHA- Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar yarın (13 Ocak) Yayladağ Sınır Kapısı’nda olacak. Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik saldırıların protesto edileceği eylem, saat 14.00’de başlayacak.
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı paramiliter grupların Halep kentindeki Kürt ve Süryani mahallelerine dönük saldırılarına ilişkintepkiler yükselmeye devam ediyor.
Adana, Hatay, Mersin ve Osmaniye Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik katliamlarla ilgili olarak, Yayladağı Sınır Kapısı’nda 13 Ocak Salı Günü saat 14.00’te kitlesel basın açıklaması gerçekleştirecek.
PİRHA-6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin üzerinden tam 1 yıl geçti. Depremin gerçekleştiği saatte birçok kentte anmalar yapıldı.
6 Şubat’ta Maraş’ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17’de 7,7 büyüklüğünde, Elbistan ilçesinde saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Resmi açıklamalara göre iki büyük depremde 53 binden fazla can kaybı yaşandı. Depremlerin yaşandığı illerde yaşamını yitirenler için saat 04.17’de yürüyüşler ve anmalar yapıldı.
URFA
Urfa Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla Haliliye ilçesindeki İpekyolu caddesinde bulunan ve depremde yıkılan bir binanın önünde anma yapıldı. Yıkılan binanın olduğu noktaya karanfiller bırakıldı, saygı duruşunda bulunuldu.
Söz alan Urfa Tabip Odası Başkanı Bulut Ezer, sorumluların yargılanmamasına tepki gösterdi. Ezer, “Bu bir doğal afetti. Ama bu ölümler, yapay bir afet ile gerçekleşti. Sorumluluğu olanların açığa çıkması ve birilerinin hesap vermesi gerekiyordu. Ancak maalesef hiç kimse bu konuda sorumluluk almadı. Sadece helalleşmek istediler, insanlara ‘bizi affedin’ dediler. Ama biz asla affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz” dedi.
MARAŞ
Düzenlenecek anma ve hükümetin ihmaline gösterilecek tepkinin önüne geçmek için Maraş Valiliğinin apar topar aldığı yasak kararına rağmen halk Pazarcık ilçesinde anma yaptı. Hükümet Konağından Saat Kulesine sessiz yürüyüş yapan halk, ellerinde meşaleler taşıdı. Mumlar yaktı, yıkımın yaşandığı yere karanfiller bıraktı.
DİYARBAKIR
Amed Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, 89 kişinin yaşamını yitirdiği Diyar Galeria Sitesi önünde anma gerçekleştirdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) de katıldığı anmada saygı duruşunun ardından Platform Sözcüsü Elif Turan, “Bir yıl geçmesine rağmen acısı halen çok taze, kabuk bağlamayan bir yaramız var. Çünkü bu doğa olayı, alınamayan önlemler, bilimin ve tekniğin önemsenmemesinden kaynaklı bir felakete dönüştü” dedi.
ADANA Adana’da Deprem Dayanışma Derneği, Çukurova ilçesinde depremde 96 kişinin yaşamını yitirdiği Alpargün Apartmanı’nın olduğu yerde anma gerçekleştirdi. Kentteki demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra çok sayıda kişi anmaya katıldı. Anmada, depremde yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı, mum ve meşaleler yakıldı. Saygı duruşuyla başlayan anmada yurttaşlar gözyaşlarına hakim olamadı.
Deprem Dayanışma Derneği’nden Yusuf Köse, deprem bölgesindeki halkın sorunlarının halen çözüme kavuşturulmadığını ifade etti. Köse, “Demokratik, dayanışmacı, hak arama talebinden vazgeçmeyen toplumları oluşturmak artık yaşamsal bir zorunluluktur. Birlikte düşünmek, karar almak zorundayız. Havamızı, suyumuzu, toprağımızı, kentlerimizi, köylerimizi, mahallerimizi ve birbirimizi korumak zorundayız. Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” diye konuştu.
Yaşanan depremde annesi, babası ve ağabeyi ile kedisini kaybeden Azem Yaren Coşkun, adalet talebinde bulundu.
Osmaniye’de, depremde en fazla yıkımın yaşandığı Adnan Menderes Mahallesi’nde bulunan Metin Tamer Siteleri bölgesinde anma düzenlendi. Saygı duruşuyla başlayan anmada, dualar okundu. Anmada enkaz alanına karanfiller bırakıldı.
ANTEP
Antep’te katledilenler için yapılmak istenen anma polis ve belediye eliyle şova çevrilmek istendi ancak halk izin vermedi. Yüzlerce kişinin katılımıyla yapılması planlanan yürüyüş polis tarafından engellenince halk Polat Sitesi enkazı önünde bekledi. Burada amfi kurulup, dua okundu. Depremde yakınlarını kaybedenler yaşananlara tepki gösterdi: Affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz!
PİRHA-Maraş merkezli iki depremin ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi dayanışma amaçlı bölgeye yardım göndermeye devam ediyor. Altınova Cemevi Başkanı Adnan Arslan, Alevi toplumunun Hızır ayında olduğunu ve lokmalarını deprem bölgelerindeki canlarla paylaştıklarını ifade etti.
Maraş depreminin ardından Alevi kurumları depremzedelerle dayanışmasını sürdürüyor.
Antalya’da hizmet yürüten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şubesi Cemevi, Maraş depreminde zarar gören yurttaşlara destek amaçlı başlattığı yardım kampanyasında topladığı gıda ve çadır malzemelerini bölgeye ulaştırıyor.
Depremzedelerin, kişisel bakım malzemeleri, giyecek, battaniye, yatak ve çocuk bezi gibi ihtiyaçları karşılanırken, bölgede bulunan cemevleri ise depremzedeleri misafir ederek temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.
“BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLUYORUZ”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Cemevi Başkanı Adnan Arslan, Alevi toplumunun Hızır ayında olduğunu ve lokmalarını deprem bölgelerindeki canlarla paylaştıklarını ifade etti.
Arslan, “Osmaniye Cemevi başkanımızla görüştük, gerçekten yardım gitmemiş. Altınova Cemevi olarak Osmaniye Cemevi’ne bir kamyon malzeme gönderiyoruz. Dün de Hatay Samandağ’a bir kamyon malzeme gönderdik. Tüm canlarımızın emeklerine sağlık. Gün bu gündür, gün birlik günüdür. Arabayı doldurup kuru gıda, su gibi canlarımızdan ne geldiyse gönderiyoruz, Hızır günlerinde birbirimizin Hızır’ı oluyoruz. Bugün Malatya’dayız, PSAKD Altınova Cemevi olarak Malatyalı canlarımıza geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk. Karınca kararınca Hızır lokmalarımızı getirdik. Alevi kurumları olarak her zaman birbirimize destek olacağız birlikte olacağız” dedi.
PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş da Alevi kurumlarının böyle bir dönemde dayanışma göstermesinin değerli olduğunu kaydederek, destek sunan herkese teşekkür etti.
PİRHA-Alevi kurumları tarafından depremin vurduğu kentlerde kurulan kriz masalarının iletişim numaraları kamuoyu ile paylaşıldı.
Maraş merkezli depremlerin hemen ardından deprem bölgelerinde kriz masaları oluşturan Alevi kurumları, depremzedelerin ihtiyaçlarına yönelik çalışmalarına devam ediyor.
PİRHA-Hatay’ın İskenderun ilçesinde PİRHA’ya konuşan Av. Mehtap Sert, “Depreme hazırlıksız ve bu konuda eğitimsiz olduğumuz çok kesin. Ama en önemlisi devlet yoktu. İlk iki gün boyunca sanki Hatay’da hiç deprem olmamış gibi davranıldı. Hatay gerçekten sahipsizdi” dedi.
Maraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler 10 ilde büyük yıkımların yaşanmasına neden oldu. Depremden en çok etkilenen illerden biri Hatay.
PİRHA muhabiri Diren Keser depremin beşinci gününde İskenderun’daki son durumu aktarırken, İnsan Hakları Derneği (İHD) Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü Avukat Mehtap Sert ile yaşananları konuştu.
Keser, ilçedeki durumu “İskenderun için ölü kent diyebiliriz. Yüzlerce bina yıkıldı. Arama-kurtarma çalışmaları devam ediyor” sözleriyle ifade etti.
“HATAY GERÇEKTEN SAHİPSİZDİ”
Avukat Mehtap Sert de depremin ardından yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Depremin ardından deprem toplanma alanına gittik ama boyumuz kadar dikenler ve çöpler ile doluydu. Orada toplanamadık. İnsanlarda çok büyük panik vardı. Depreme hazırlıksız ve eğitimsiz olduğumuz çok kesin. Ama en önemlisi devlet yoktu. İlk iki gün boyunca sanki Hatay’da hiç deprem olmamış gibi davranıldı. Arama-kurtarma çalışmaları geç başladı. AFAD’ın her il ve ilçede ekiplerinin olması gerekirdi normalde. Yeterli çadır kurulmadı. İnsanlar soğuktan da etkileniyor. Şunu tekrar söylemek isterim ki; burada devlet, AFAD yoktu. Hatay gerçekten sahipsizdi.”
“BİRÇOK KURUM SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMEDİ”
Ülke olarak birçok noktada depreme hazırlıksız olunduğunu belirten Sert, “Deprem vergilerinin depremde kullanılması gerekiyordu. Yapılan duble yolların nasıl çatladığını gördük. Birçok kurum sorumluluğunu yerine getirmediği gibi telekomünikasyon da sorumluluğunu yerine getirmedi. İletişim kurmakta sorunlar yaşandı. Elektrikler kesik olduğu için telefonlarımızı şarj edemedik. Bütün bunlar görmezden gelindi. Sadece AFAD kurtarma çalışmaları değil yaşamın birçok alanında kurumsal olarak depreme hazırlıklı değiliz” dedi.
“CEZAEVİ YÖNETİMİ AVUKAT GÖRÜŞ YASAĞI GELDİĞİNİ SÖYLEDİ”
Av. Mehtap Sert, son olarak bölgedeki cezaevlerindeki durumu da paylaşırken, şöyle konuştu:
“İHD Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü olduğum için ilk gün cezaevlerini de aradım. “Hiçbir sorun yok. Herkes sağlıklı. Aileleri ile iletişim kurdular” bilgisi verildi. Bunun üzerine rahatladık ama birkaç gün sonra sosyal medyaya düşen haberlerden sonra orada bir isyan olduğu bilgisini öğrendik. Bunun üzerine mahpusların başka cezaevlerine nakledildiğini öğrendik. Ama Adalet Bakanlığı UYAP portalını kapatmış. Bunu hangi gerekçeyle yaptığını bilmiyoruz. Nakillerin listesine ulaşamıyoruz. Bir müvekkilimin çocuklarından biri İskenderun T tipi cezaevinde hayatını kaybetti. Diğer çocuğu kimsesiz kaldı. Cezaevi yönetimi avukat görüş yasağı geldiğini söyledi. Bu insanların sevdikleriyle vedalaşması engelleniyor.”
PİRHA-Adana Meydan Cemevi’nde depremzedelere ilişkin verilen hizmetleri yerinden aktaran PİRHA Muhabiri Diren Keser, “Türkiye’deki Alevi kurumları bölgeye yardımlarını ulaştırmaya çalışırken, il ve ilçelerde bulunan cemevleri de halkı misafir etmeye, lokmasını paylaşmaya çalışıyor. Adana Meydan Cemevi’ndeyiz. Tüm Türkiye gibi Alevi kurumları da ayakta” dedi.
Depremin etkilendiği illerden biri de Adana. PİRHA muhabiri Diren Keser depremin beşinci gününde Adana Meydan Cemevi’ndeydi. Depremin ilk anından itibaren cemevinde yapılan hizmetleri aktaran Keser, cemevi başkanları ve emekçilerine mikrofon uzattı.
“TÜM TÜRKİYE GİBİ ALEVİ KURUMLARI DA AYAKTA”
Alevi kurumlarının ayakta olduğunu belirten Keser, şunları aktardı:
“Depremin beşinci gününde hem depremden etkilenmiş hem de depremzedeleri misafir eden bir yerdeyiz. Avrupa ve Türkiye’deki Alevi kurumları bölgeye yardımlarını ulaştırmaya çalışırken, il ve ilçelerde bulunan cemevleri de halkı misafir etmeye, lokmasını paylaşmaya çalışıyor. Adana Meydan Cemevi’ndeyiz. Tüm Türkiye gibi Alevi kurumları da ayakta.”
“350 MİSAFİRİ AĞIRLIYORUZ”
Meydan Cemevi ve Adana Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Kemal Çelik de verdikleri hizmetlere ilişkin şöyle konuştu:
“Deprem olduktan sonra cemevimizin kapılarını hemen açtık. Canlar gelip, sığındı. 24 saat hareket halindeyiz. Gelen canlara hizmet veriyoruz. 350 misafiri ağırlıyoruz burada. Her gün 500 ile 1000 kişiye de yemek veriyoruz. Bu hem sosyal yaşamın hem de Alevi inanç ve öğretisinin bir gereğidir. Alevilik bütün insanlığı, coğrafyayı, doğayı kucaklayan bir inanç ve öğretidir. Cemevimizde şu an Sünni kardeşlerimiz de, Alevi canlarımız da, Suriyeli kardeşlerimiz de var. Hiçbir fark gözetmeden herkese eşit şekilde hizmet ediyoruz. Gelmek isteyenlere kapımız açıktır. 350 kişi için yatak var ama geri kalan da masalarda oturarak zaman geçiriyor. Arkadaşlarımız uyumadan çalışıyor.”
“DEVLET YOKSA ALEVİLER VAR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Seyhan Şube Başkanı Mürşit Pur ise “Devlet yoksa Aleviler var” derken, “Yalnız barınma hizmeti değil ayrıca deprem bölgelerine halkımızın desteğiyle yardım malzemesi de gönderiyoruz. Kendimiz götürüp, köylere dağıtacağız. Elimizden geldiği kadarıyla yapmaya devam edeceğiz. Yapmamız gerekenin de bu olduğunu düşünüyorum. Gönülden hizmet ediyoruz. Devlet yoksa Aleviler var” ifadelerini kullandı.
“MALATYA’DA İNSANLAR ÇOK PERİŞAN”
Kürecikliler Derneği Başkanı Haydar Demirhan da Malatya’daki durumu aktarırken, “Malatya’dan dün geldim buraya. Cemevlerimizin yaptığını Malatya’da başka kurumdan göremedim. Malatya’da insanlar çok perişan. Köylerden zaten haber alamıyorduk. Malatya’da bir inşaatın konteynerinde 40 kişi kalıyorduk. Su yoktu. İlk iki gün kek ve meyve suyu verdiler. Üçüncü gün sadece ekmek verildi. İnsanlar hala enkaz altında” dedi.
PİRHA-Mezopotamya Psikologları İnisiyatifi yaptığı açıklamada deprem bölgelerinde Kürtçe, Zazaca, Arapça ve Türkçe bilen psikolog desteğine ihtiyacı olan tüm kurum ve kuruluşlara dayanışma çağrısında bulunduklarını kaydetti.
Mezopotamya Psikologları İnisiyatifi yaptığı açıklama ile afet bölgelerinde ilk günden bu yana halk ile dayanışma içinde olduklarını belirtirken, “Kürtçe, Zazaca, Arapça ve Türkçe bilen psikolog desteğine ihtiyacı olan tüm kurum ve kuruluşlara dayanışma çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca Kürtçe, Zazaca, Arapça ve Türkçe bilen psikologları da ağımıza davet ediyoruz. Önemi ilk günden itibaren başlayan ve önümüzdeki günlerde daha fazla hissedeceğimiz psiko-sosyal desteğimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Böyle bir basın metni yayınladık dört dilde. Mail adresimiz dermeziletisim@gmail.com” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Kapılarını depremzedelere açan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) İskenderun Şubesi Cemevi, sıcak yemek sağlama konusunda eksiklik yaşandığını belirtti.
Birçok ili etkileyen Maraş merkezli iki depremin ardından Hatay’ın İskenderun ilçesinde bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) İskenderun Şubesi Cemevi kapılarını depremzedelere açtı. İnsanların ihtiyaçlarının karşılanmaya çalışıldığı belirtilirken, şu ifadeler kullanıldı:
“Deprem olduktan sonra cemevimizin kapılarını açtık. Canları burada toplamaya başladık. Hasar tespitinde bulunduk. Neler yapabileceğimizi konuştuk. Doğalgaz, su yok. Sıcak yemek veremiyoruz. Sadece kuru gıda, su ve gıda yardımı yapabiliyoruz. Depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ancak bazı eksikliklerimiz var. Özellikle sıcak yemek veremiyoruz.”
PİRHA-Malatya’nın Doğanşehir ilçesindeki yıkımı aktaran Necmiye Canpolat, “Evler yıkılmış. Hepsi hasarlı. Girilecek gibi değil. Çadırda kalıyoruz şu an. Çoğu kişi buraları terk etti. Burada hayvanları olan ya da gidecek yerleri olmayanlar kaldı. Barınma sorunumuz var. Buna bir çözüm bulunsun istiyoruz” dedi.
Depremden etkilenen Malatya’nın Doğanşehir ilçe merkezindeki yıkım yurttaşlar tarafından görüntülendi. İlçe merkezindeki binaların çoğu deprem nedeniyle yıkılırken, ayakta kalanlar da yıkılmak üzere. Yurttaşlar tarafından gönderilen fotoğraflarda yıkımın yanı sıra hayatını kaybedenlerin römorklarda yer aldığı da görülüyor.
“ÇOĞU KİŞİ BURALARI TERK ETTİ”
Doğanşehir’de yaşayan Necmiye Canpolat da bölgedeki durumu şu sözler ile aktardı:
“Evler yıkılmış. Hepsi hasarlı. Girilecek gibi değil. Çadırda kalıyoruz şu an. Çoğu kişi buraları terk etti. Burada hayvanları olan ya da gidecek yerleri olmayanlar kaldı. Barınma sorunumuz var. Buna bir çözüm bulunsun istiyoruz.”
PİRHA-Adıyaman’ın Çelikhan ilçesi Pınarbaşı beldesine bağlı Balıkburnu köyüne şu ana kadar hiçbir yardımın ulaşmadığını kaydeden Üryan Hızır Ocağı’ndan Veli Büyükşahin, “Depremde yıkılan çok sayıda ev var. Can kayıpları var. Ulaşabildiklerimizi kendi imkanlarımızla toprağa sırladık. İnsanlar yaşam mücadelesi veriyor. Bir an önce acil ihtiyaçların gönderilmesi lazım” dedi.
Üryan Hızır Ocağı’ndan Veli Büyükşahin, depremin etkilediği Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Pınarbaşı beldesi Balıkburnu köyündeki son durumu PİRHA‘ya aktardı. Balıkburnu köyüne şu ana kadar hiçbir yardımın ulaşmadığını belirten Büyükşahin şunları söyledi:
“Bizim bulunduğumuz köye şu ana kadar hiçbir yardım ulaşmadı. Depremde yıkılan çok sayıda ev var. Can kayıpları var. Ulaşabildiklerimizi kendi imkanlarımızla toprağa sırladık. İnsanlar yaşam mücadelesi veriyor. Bir an önce gıda ürünleri başta olmak üzere tuz, şeker, bardak, tabak, kaşık, battaniye, çadır, ısıtma cihazları gibi acil ihtiyaçların gönderilmesi lazım. Elektrikler yok, iletişim şebekeleri çalışmıyor. Kadın pedi, su, el feneri ve pil, powerbank, uyku tulumu, kolay pratik gıda maddesi, jeneratör, benzin mazot. Bizim diğer çevre köyler içinde aynı şey geçerli.”
Büyükşahin, deprem nedeniyle 8 yakınının da Hakk’a yürüdüğünü ve toprağa sırlandığını kaydetti.
PİRHA-SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen, depremin etkilediği Hatay’da gözlemlerini “Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz. İnsanlar burada kendileri seferber olmuş durumda. Gönüllüler var. Ellerinde sadece kazma, kürek var. Yakınlarına ulaşmaya çabalıyorlar ama mümkün olmuyor. Görünüyor ki devlet dediğimiz şey burada çöküntüden başka bir şey değil” ifadeleriyle aktardı.
Depremin etkilediği Hatay’da bulunan SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen izlenimlerini paylaştı. “Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz” diyen İşleyen, insanların dayanışmayla ayakta durmaya çalıştıklarını aktardı.
“DEVLET DEDİĞİMİZ ŞEY ÇÖKÜNTÜDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL”
İşleyen şöyle konuştu:
“Antakya’dayız. Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz. Her yıkıntının altından insanların yardım çığlığını duyuyoruz. Neredeyse her enkazın altından bu ses geliyor ama yardım edebilecek kimse yok. İnsanlar burada kendileri seferber olmuş durumda. Gönüllüler var. Ellerinde sadece kazma, kürek var. Yakınlarına ulaşmaya çabalıyorlar ama mümkün olmuyor. Görünüyor ki devlet dediğimiz şey burada çöküntüden başka bir şey değil. 20 yıllık saltanat insanların tepesine çöktü. Gördük ki devlet dediğimiz şey bir avuç haraminin banka hesapları ve onları koruyan sopadan başka bir şey değil. Eğer başka bir şey olsaydı insanların yardım çığlıklarına el uzatanlar olurdu. Burada ekmek, su, battaniye hiçbir şey yok. İnsanlar dayanışmayla ayakta durmaya çalışıyor. Bizler de bu dayanışmanın parçası olarak elimizden geldiğince yardımlarına koşuyoruz.
PİRHA-Merkez üssü Maraş olan ve 10 ili etkileyen iki depremde yaşamını yitirenlerin sayısı 8 bin 574’e yükseldi. Yaralı kişilerin sayısı ise 49 bin 133 olarak açıklandı.
İki depremin yaşandığı Maraş’a giden AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hayatını kaybeden kişilerin sayısının 8 bin 574’e, yaralıların ise 49 bin 133’e yükseldiğini açıkladı.
PİRHA- Hatay, Osmaniye ve Antep’in İslahiye ilçesindeki yaralıların Mersin Şehir Hastanesi’ne sevk edildiği belirtildi.
Merkez üssü Maraş olan depremlerden etkilenen kentlerden Hatay, Osmaniye ve Antep’in İslahiye ilçesindeki yaralıların ambulanslarla Mersin Şehir Hastanesi’ne sevk edildiği öğrenildi.
Öte yandan yaşanan depremler nedeniyle Mersin Şehir Hastanesi’nde çatlakların oluştuğu belirtildi.
Hatay’ın merkez ve ilçelerinde su ile elektrik kesintisi yaşanırken, telefon hatları da çekmiyor. İskenderun Hatay yolunda uzun araç kuyrukları oluştu, trafik felç durumda.
PİRHA – Sağlık Bakanlığı, 14 Mart 2022 tarihine ait koronavirüs verilerini paylaştı. 133 kişi daha hayatını kaybetti.
Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu’nun güncel verileri paylaşıldı. 14 Mart’a ilişkin koronavirüs verilerine göre; son 24 saat içerisinde yapılan 319 bin 649 testten 24 bin 404’ü pozitif çıktı. Koronavirüs nedeniyle 133 kişi daha hayatını kaybetti. İyileşen hasta sayısı ise 38 bin 812 olarak açıklandı.
Sağlık Bakanlığı’nın verilerinde 2. doz aşılamada hedef nüfusun % 75 ve üzerinin aşılandığı iller mavi renkle gösteriliyor. Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs verilerine ilişkin yayınladığı tabloda yer alan bilgilere göre; 2. doz aşılamada yüzde 89.3 aşılama oranıyla Osmaniye birinci sırada yer alıyor. Yüzde 62.4 aşılama oranı ile Urfa ise son sırada yer alıyor. 2. doz aşılamada üç büyük ilde ise birinci sırada yüzde 85.1 ile İzmir, ikinci sırada yüzde 82.8 ile Ankara ve üçüncü sırada yüzde 77.5 ile İstanbul yer alıyor.