Etiket: ovacık

  • Munzur Suyu, doğayla ikrarlı olana selam duruyor!-VİDEO

    Munzur Suyu, doğayla ikrarlı olana selam duruyor!-VİDEO

    PİRHA- Akışının şarkılara, romanlara, öykülere, şiirlere ilham olmuş Munzur Suyu, doğayla ikrarlı insana selam duruyor.

    Kapitalizmin kök salmaya çalıştığı, insanı ve doğayı kirlettiği, suyu zehirlediği, yerin altını üstüne getirdiği dünyamızda suyunun berraklığı, direniş ezgilerine ilham olan akışıyla Dersim’in sembol yeri: Munzur Suyu.

    Alevi toplumunun doğduğu yeri ziyaret kabul edip, niyaz olup, yalın ayak yürüdüğü Munzur Gözeleri’ni “kirletmeyin, etrafa şişe atmayın, piknik alanı olarak kullanmayın” uyarısı yapılmaya devam ediliyor.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Munzur’un yamaçları ters lalelerle renklendi-VİDEO

    Munzur’un yamaçları ters lalelerle renklendi-VİDEO

    PİRHA- Ovacık’ın Ağaçpınar (Haçkîrek) köyü çevresindeki dağ eteklerinde ters laleler açtı. Munzur Dağları’nın sert coğrafyasında yalnızca birkaç haftalığına görülen laleler, baharın en etkileyici görüntülerinden birini oluşturdu.

    Kışın uzun ve sert geçtiği Munzur coğrafyasında doğa yeniden renkleniyor. Ovacık’a bağlı Ağaçpınar (Haçkîrek) köyü çevresindeki dağ eteklerinde açan ters laleler, bölgeyi adeta doğal bir tabloya dönüştürdü.

    Kayalıkların arasından yükselen ve kırmızı ile turuncunun tonlarını taşıyan ters laleler, her yıl olduğu gibi bu yıl da doğaseverlerin ilgisini çekiyor. Kar sularının çekilmesiyle birlikte gün yüzüne çıkan çiçekler, kısa ömürlü olmaları nedeniyle yalnızca birkaç hafta görülebiliyor. Bu nedenle bölge halkı ve ziyaretçiler yılın bu döneminde laleleri görmek için dağ yollarına düşüyor.

    Munzur Dağları, Türkiye’nin en zengin bitki çeşitliliğine sahip bölgelerinden biri olarak biliniyor. Yüzlerce endemik bitkiye ev sahipliği yapan bu coğrafyada ters laleler de özel bir yere sahip. İlkbaharın sonlarına doğru açan çiçekler, dağların yeşiliyle birleşerek eşsiz manzaralar oluşturuyor.

    Halk arasında ters lalelere “ağlayan gelin” de deniliyor. Çiçeğin başını aşağıya eğerek açması ve sabah saatlerinde yaprak uçlarında oluşan damlacıklar nedeniyle bu isimle anıldığı belirtiliyor. Ancak bölgede ters laleler daha çok baharın, bereketin ve doğanın yeniden canlanışının habercisi olarak görülüyor.

    BİRKAÇ HAFTALIK GÜZELLİK

    Doğal yaşamın en dikkat çekici parçalarından biri olan ters laleler, açtıktan kısa süre sonra soluyor. Bu nedenle her yıl yalnızca belirli bir dönemde görülebilen çiçekler, fotoğrafçılar ve doğa tutkunları için de ayrı bir önem taşıyor.

    Özellikle sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Haçkîrek yamaçlarında oluşan görüntüler, bölgeye gelen ziyaretçilere kartpostalları aratmayan manzaralar sunuyor. Rüzgarın etkisiyle hafifçe salınan laleler, Munzur’un sessizliğine eşlik eden renkli bir tablo oluşturuyor.

    KORUMA ALTINDA BULUNUYOR

    Uzmanlar ve doğa savunucuları, ters lalelerin korunması gerektiğine dikkat çekiyor. Nesli tehdit altında bulunan türler arasında gösterilen ve koruma altında bulunan çiçeklerin koparılması yasak. Yetkililer, bölgeyi ziyaret eden yurttaşların yalnızca fotoğraf çekerek bu güzelliğin tadını çıkarması gerektiğini vurguluyor.

    Munzur Dağları’nın eteklerinde açan ters laleler, bir kez daha Dersim’in yalnızca tarihi ve kültürel değerleriyle değil, eşsiz doğasıyla da dikkat çektiğini gösteriyor. Baharın en zarif misafirleri, Haçkîrek yamaçlarında kısa süreliğine de olsa doğanın bütün renklerini bir araya getiriyor.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Dersim’in binbir renkli çiçekleri açtı!-VİDEO

    Dersim’in binbir renkli çiçekleri açtı!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de aylardır toprağı gelinlik gibi kaplayan karın erimesiyle, binbir renkli çiçekler yeryüzüyle buluştu.

    “Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere, Yastığım, ranzam, zincirim, Uğruna ölümlere gidip geldiğim, Zulamdaki mahzun resim, Haberin var mi? Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş, Karanfil kokuyor cıgaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…” dizelerini içerde yazmış Ahmet Arif. Tuttuğu bir soğanın yeşilinden dağların yeşiline, moruna, sarısına uzanan o düşsel yolculukta koklamış, Dersim’in binbir renkli çiçeklerini.

    Dersim’e baharın gelişi gecikse de, Ovacık’ın ortasında geçen Munzur’un etrafındaki topraklarda her renkten çiçek açmaya başladı.

    Görüntü: Akın Gedik

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Tertelesi tanığı Hanife Güleç (Anê Xatun) toprağa sırlandı!-VİDEO

    Dersim Tertelesi tanığı Hanife Güleç (Anê Xatun) toprağa sırlandı!-VİDEO

    PİRHA- 38 Dersim Tertelesi’nin tanığı, sürgün ve direnişle harmanlanmış bir asırlık çınar olan Hanife Güleç (Anê Xatun) toprağa sırlandı.

    Dersim’in acıyla, sürgünle ama en çok da onurla örülmüş tarihinin en önemli canlı tanıklarından biri olan, halkın “Anê Xatun” olarak bildiği Hanife Güleç Hakk’a yürüdü. PİRHA (Pir Haber Ajansı) Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç’in annesi olan Anê Xatun, Dersim’in Ovacık ilçesinde Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütüldü.

    Hasan Hayri Şanlı tarafından yürütülen erkan sonrası Hanife Güleç’in (Anê Xatun) oğlu Veli Haydar Güleç konuştu.

    “ANNEM BÜTÜN ACILARI GÖĞSÜNE, YÜKÜ DE SIRTINA ALDI”

    Dersim Katliamı yıllarında annesinin çocuk olduğunu paylaşan Veli Haydar Güleç, “İnsanın annesi öldü mü evin ışığı söndüğünü söylerler. Bugün evimizin ışığı söndü. Annemin ağır acıları vardı. Annesini, babasını, akrabalalarını kaybetti. Sürgün yaşadı. Acılar bir türlü peşini bırakmadı. 90’lı yıllarda bir oğlunu kaybetti. Acısıını içine atarak sessizliğe gömüldü. Annem bütün acıları göğsüne, yükü de sırtına aldı. Bugünde aramızdan ayrıldı. Uğurlar olsun” dedi.

    Hanife Güleç (Anê Xatun) için rızalık alındıktan sonra 1994 yılında yaşamını yitiren oğlunun yanında toprağa sırlandı.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER
    >Bir devrin hafızası, Dersim’in Anê Xatun’u Hakk’a yürüdü: Menzili ışık olsun!

     

  • Dersim-Ovacık yolunda Dağ Keçileri ajansımıza poz verdi-VİDEO

    Dersim-Ovacık yolunda Dağ Keçileri ajansımıza poz verdi-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de havaların ısınmasıyla birlikte Munzur’a inen Dağ Keçilerini görüntüledik.

    Alevi inancında kutsal bir yere sahip olması nedeniyle avlanmaları yasak olan ve ‘Hızır’ın Davarı’ olarak bilinen Dağ Keçileri, bölge halkı tarafından korunuyor.

    Dersim Ovacık yolu üzerinde ajansımıza poz veren Dağ Keçileri, ilkbahar mevsimin gelişiyle Munzur’a inerek su ihtiyacını karşılıyor.

    PİRHA/DERSİM

     

  • İbrahim Aslan: İran savaşı bitmez, bu tarihsel hesaplaşmanın devamı!-VİDEO

    İbrahim Aslan: İran savaşı bitmez, bu tarihsel hesaplaşmanın devamı!-VİDEO

    PİRHA- Ortadoğu’daki gelişmeleri ve İran savaşındaki son durumu değerlendiren İbrahim Aslan, bölgedeki gelişmelerin güncel döneme ait olmadığını, bugün yaşananların geçmişe dayalı hesaplardan kaynaklı yaşandığına dikkat çekti. Aslan, İran savaşının kolay bitmeyeceğini vurgulayarak, savaşın zor geçeceğini belirtti.

    Dersim’in Ovacık ilçesinde yaşayan İbrahim Aslan Ortadoğu’daki sorunların kökeninin tarihsel olduğuna dikkat çekerek, Sykes-Picot Anlaşması ile bölgenin kasıtlı olarak parçalandığını vurguladı. Emperyal güçlerin, bölgedeki petrol ve yeraltı zenginliklerini daha rahat denetleyebilmek için bu bölünmeyi gerçekleştirdiğini belirten Aslan, günümüzdeki gelişmelerin de bu mirasın devamı niteliğinde olduğunu ifade etti.

    Aslan, İran’a yönelik baskının askeri değil küresel sermayenin dayattığı bir süreç olduğunu söyledi. Perslerin binlerce yıllık tarihine sahip olan İran’ın kolay parçalanamayacağını belirten Aslan, dış müdahale karşısında halkın birleştiğini vurguladı. ABD ve İsrail’in bu süreçte ciddi şekilde yıpranabileceğini kaydeden Aslan, mevcut tablonun kısa vadede sona ermeyeceğini öngördü.

    ORTADOĞU’DAKİ SORUNLARIN TARİHSEL ARKA PLANI

    Ortadoğu’daki sorunların yeni olmadığını vurgulayan İbrahim Aslan, kökeninin Birinci Dünya Savaşı’na dayandığını söyledi. Sykes-Picot Anlaşması ile bölgenin parçalandığını hatırlatan Aslan, “O dönemde bölge 20’ye yakın ülkeye bölündü. İsrail sonradan kuruldu. Müslüman ülkeler, petrol ve yeraltı zenginlikleri nedeniyle kasıtlı olarak parçalandı” dedi.

    Emperyal güçlerin teknolojik üstünlüklere sahip olduğunu ancak kullandıkları yakıtın Ortadoğu’dan geldiğini belirten Aslan, bölünmenin amacının hem denetimi hem de kaynak sömürüsünü kolaylaştırmak olduğunu ifade etti.

    SAVAŞIN KÜRESEL SERMAYEYE YÖNELİK ETKİSİ VE İRAN

    Aslan, günümüzde İran’a karşı yürütülen sürecin askeri değil, ekonomik ve politik baskılarla şekillendiğini dile getirdi:

    “İran’a başlatılan hareket askeri bir yıpratma değil; küresel sermaye sahiplerinin dayattığı bir savaş. Bu savaş, uluslararası lobiler aracılığıyla yürütülüyor.”

    İran’ın tarihsel ve toplumsal yapısına dikkat çeken Aslan, ülkenin kolay parçalanamayacağını vurguladı:

    “Perslerin 2500 yıllık bir tarihi var. İçeride çelişkiler, otoriter ve antidemokratik uygulamalar olsa da, dış müdahale söz konusu olduğunda halk bütünleşir.”

    Aslan, İsrail ve ABD’nin İran’ı kısa sürede parçalamasının zor olduğunu belirterek, “Bu savaş Suriye gibi hızlı bitmez, Venezuela gibi kolay dağıtılmaz. Ancak İsrail ve ABD, Kore, Çin ve Rusya’yla anlaşırsa farklı bir senaryo gündeme gelebilir. Aksi halde süreç uzayacak ve ABD ile İsrail de ciddi yıpranacak” dedi.

    Ekonomik boyuta da değinen Aslan, İran’da bazı ürünlerin fiyatlarının hâlâ çok düşük olduğunu hatırlatarak, sürecin uzun vadeli olacağı öngörüsünde bulundu.

    Cem EKİNCİ/DERSİM

  • Ovacıklılar konuştu: Savaş yordu, devlet sözünü tutsun, barış gecikmesin!-VİDEO

    Ovacıklılar konuştu: Savaş yordu, devlet sözünü tutsun, barış gecikmesin!-VİDEO

    PİRHA- Ovacıklı yurttaşlar, devam eden ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecine dair konuştular. Barış, demokrasi ve özgürlük taleplerini belirten yurttaşlar, devletin atması gerektiği adımları oyalama olmadan demokratik entegrasyonun sağlanması gerektiğini söylediler.

    2024 yılının son aylarında Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan ve Abdullah Öcalan’ın da olumlu karşılık vermesiyle ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecine evirilen barış süreci halen toplumda karşılığını bulmadı.

    Ovacıklı yurttaşlar, barış ve demokratik toplum sürecinde somut adımların atılmasını talep ediyor: “Artık savaş değil, barış istiyoruz; devlet sözlerini tutmalı, halkın beklentileri karşılanmalı.”

    “İNSANLAR SAVAŞTAN ÇOK ÇEKTİ, ARTIK BARIŞ OLSUN”

    ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecine dair konuşan Kumru Kandil, artık savaş istemediklerini belirterek, “Biz artık barış istiyoruz. Ülkemizde güzellikler olsun istiyoruz” dedi ve konuşmasına şöyle devam etti:

    “Çok kötülükler yaşandı ve bunların hepsini gördük. Bizler burada 94’ten bu yana savaşı yaşıyoruz, görüyoruz. İnsanlar çok çekti. Çok gençler öldü. Artık savaş durdu. Kimse ölmüyor ama tekrar başlamaması için adım atılması lazım. Devlet adım atsın, yeter artık” dedi.

    Kandil, konuşmasını yaşadıkları zorluk ve gördükleri kötülüklerin haddi hesabı olmadığını belirterek, bu yüzden barış istediklerini söyleyerek sonlandırdı.

    “BARIŞ SÜRECİ TÜM HALKIMIZ İÇİN HAYATİ BİR ÖNEME SAHİP”

    Barış süreci üzerine değerlendirmelerde bulunan bir diğer isim de Sevgi Erenler oldu. Erenler, sürecin yalnızca belirli kesimler için değil, ülkede yaşayan herkes için kritik olduğunu vurguladı. Erenler, barışın gerçek anlamda zorlu ve değerli bir mücadele gerektirdiğini ifade ederek, “Birçok haksızlığa uğrayan arkadaşlarımız, yoldaşlarımız var. İçeride hasta tutsaklarımız var. Bu sürece dair ciddi beklentilerimiz mevcut” dedi.

    Erenler, devletin barış sürecini uzatmaya yönelik bir yaklaşım sergilediğini belirterek, “Sorduğumuz sorulara hâlâ yanıt alamadık. Verilen sözlerin tutulmasını ve halkımızın beklentilerinin karşılanmasını istiyoruz. Bu barış süreci, tüm halkımız adına çok önemli” diye konuştu.

    Dersim halkının barış sürecinden beklentilerine de değinen Erenler, doğanın özgür bırakılması, maden ocaklarının ve HES projelerinin durdurulmasını talep ettiklerini ifade etti. “Dersim toprakları hepimiz için çok değerlidir; inancımızı ve kültürümüzü yansıtır. Suyumuz, hayvanımız, doğamız kutsaldır. Bu topraklar üzerindeki planlar ve projeler tamamen kendi halkımıza bırakılmalı” dedi.

    Erenler, barış sürecinin yalnızca Kürtler veya Aleviler için değil, ülkede yaşayan tüm halklar için değerli olduğunun altını çizdi.

    “DEVLET TARAFI ŞU ANA KADAR BARIŞ İÇİN ADIM ATMADI, BARIŞ İÇİN ADIM ATILMALI”

    Zeynel Örnek de, Türkiye’de barış süreci ve demokratikleşme tartışmaları sürerken hükümete sert eleştiriler yöneltti. Örnek, devletin geçmişi hatırlaması ve halkın güvenini kazanması gerektiğini vurguladı ve bir buçuk yıldır somut bir adım atılmadığını belirterek, “Ülkenin cumhurbaşkanı bugüne kadar tek bir söz etmedi. Devlet Bahçeli konuşuyor ama sorumluluk almıyor. Halkın talebi ortada; Barış ve Kardeşlik Komisyonu raporu uygulanmalı. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları hayata geçirilmeli” dedi.

    Hasta ve tutuklu isimlere de dikkat çeken Örnek, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi isimlerin hâlâ cezaevinde olduğunu hatırlattı ve “Demokratik değerlere dair hiçbir şey yapılmadı. Barış, özgürlük ve demokrasi olmadan olmaz. Belediye başkanlarına yönelik operasyonlarla diktatörlüklerini gizlemeye çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Uyuşturucu ve yasa dışı bahis operasyonlarının da Kürt meselesini gündemden düşürmek için kullanıldığını söyleyen Örnek, Türkiye’nin acil şekilde demokrasiye ihtiyacı olduğunun da altını çizdi.

    Uluslararası ilişkilerde de iktidarın başarısız olduğunu savunan Örnek, “Barış bir umuttur, umut insan için zorunluluktur” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cem EKİNCİ/DERSİM

  • Dersim Ovacık’ta yeniden kar yağışı ulaşımı felç etti!-VİDEO

    Dersim Ovacık’ta yeniden kar yağışı ulaşımı felç etti!-VİDEO

    PİRHA- Yoğun kar yağışı nedeniyle Ovacık-Dersim ve Ovacık-Hozat yollarında ulaşım güçlükle sağlanıyor, köy yolları yeniden kapanma tehlikesiyle karşı karşıya.

    Dersim’in Ovacık ilçesinde dün akşam saatlerinde yeniden başlayan yoğun kar yağışı, ilçede hayatı olumsuz etkiledi. İlçe merkezinde 65-70 santimetreyi bulan kar, Karaoğlan’da ise 1 metreyi aştı. Kar yağışı nedeniyle Ovacık-Hozat yolu ulaşıma kapanırken, Ovacık-Dersim yolunda ulaşım güçlükle sağlanıyor.

    Son günlerde ancak açılabilen köy yolları da yeniden kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Yoğun kar yağışına yetişemeyen Karayolları, Köy Hizmetleri ve Belediyelerin makina ve ekipman eksikliği, vatandaşlar için hayatı zorlaştırıyor.

    Dün gece saatlerinde Dersim-Ovacık karayolunda ulaşım güçlükle sağlanırken, bazı araçlar yollarda mahsur kaldı. Kar yağışının yanı sıra yola düşen kaya parçaları da ciddi tehlikelere yol açıyor. Özellikle TIR trafiğinin yoğun olduğu Dersim-Ovacık yolunda Karayolları ekipleri, yolda kalan araçların açılması için yoğun çaba gösterdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Ovacık Devlet Hastanesi’nin çatısı çöktü-VİDEO

    Ovacık Devlet Hastanesi’nin çatısı çöktü-VİDEO

    PİRHA- 2025 yılının son aylarında inşatı biten ama hizmete açılmayan Ovacık Devlet Hastanesinin çatısı çöktü. 

    Ovacık’ta bu kış çok yoğun kar yağışı yaşandı. Yoğun kar yağışı nedeniyle,  inşaat aşaması yeni bitmiş olan Ovacık Devlet Hastanesi’nin çatısı daha hizmete başlamadan çöktü.

    Kar yağışının etkili olduğu ilçede, hastanenin çatısının çökmesi, yurttaşlarda endişeye yol açtı.

    PİRHA/OVACIK

     

  • Kakper (Buzlutepe) Köyü 42 gündür kapalı: Acil ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz!- VİDEO

    Kakper (Buzlutepe) Köyü 42 gündür kapalı: Acil ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz!- VİDEO

    PİRHA- Ovacık ilçesine bağlı Kakper (Buzlutepe) köyünde yaşayan İbrahim Aslan, köy yollarının yeni yıldan beri açılmadığını belirtti. Köyde 42 gündür yol kapalı ve yurttaşlar acil ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

    Son yılların en yoğun kar yağışını alan Dersim’de yurttaşlar büyük zorluklar yaşıyor. Yolların kapanması, su ve elektrik kesintileri başlıca yaşanan zorluklardan. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Kakper köyünde yaşayan İbrahim Aslan, yılbaşından bu yana köy yollarının kapalı olduğuna dikkat çekerek, acil ihtiyaçları olduğunu ve yollarının açılmasını istediklerini belirtti.

    Kakper’e geçen yıl 31 yıl aradan sonra yerleşen Aslan, bu yıl kışın ağır geçmesiyle birlikte ciddi sorunlar yaşadıklarını dile getirdi. Köyde hayvancılıkla geçindiklerini anlatan Aslan, şunları söyledi:

    “Yeni yıldan beri köyümüzün yolu açılmadı. 42 gündür köy yolu kapalı. Acil ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz. Hayvan yemlerimizi uzak noktalardan taşıyoruz. Hayvanlarımızı burada beslemekte zorlanıyoruz. Sahipsiz köpekler de var, onlara da bakmak zorunda kalıyoruz. Hatta kendi unu bitmiş, ev unundan veriyoruz.”

    İbrahim Aslan, yetkililere defalarca ulaşmalarına rağmen sonuç alamadıklarını ifade ederek şöyle devam etti:  “Başta il meclis üyelerini ve birlik muhtarını aradık. Kaymakamlık kısa süreli bir dozer desteği verdi ama sonra geri çekildi. ‘Saat 4’ten sonra çalışma yok, tasarruf’ gibi gerekçeler öne sürülüyor. Valilik, sosyal medyada her köy yolunu açık gösteriyor. Gerçek durum böyle değil” dedi.

    Aslan, kış koşullarının bölge için ağır olduğunu ve tek seferde bastıran karın köyü günlerce ulaşıma kapattığını belirterek, yetkililerin bir an önce sorumluluklarını yerine getirmesini talep etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim-Ovacık yoluna çığ düştü!-VİDEO

    Dersim-Ovacık yoluna çığ düştü!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de sabah saatlerinde etkili olan kar yağışı, Dersim-Ovacık karayolunda çığa neden oldu.

    10 gündür devam eden kar yağışı Dersim’de sabahın erken saatlerinde etkisini arttırdı.

    Sabah saatlerinde Dersim-Ovacık karayolunun 45’inci kilometresindeki Yoncalı mevkiinde karayoluna çığ düştü. Düşen çığ nedeniyle yol karla kaplanarak ulaşıma kapandı. Bölgede çalışma yürüten karayolları ekipleri, kısa sürede iş makineleriyle kar temizleme ve yol açma çalışması başlattı. Yapılan çalışmaların ardından yol kısa sürede yeniden trafiğe açıldı.

    Yetkililer, bölgede kar yağışının devam ettiğini belirterek sürücüleri dikkatli olmaları konusunda uyardı. Özellikle yüksek kesimlerde çığ riskine karşı tedbirli olunması istendi.

    PİRHA/DERSİM

  • Ovacık’ta Gağan kutlaması yapıldı-VİDEO

    Ovacık’ta Gağan kutlaması yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in birçok bölgesinde Gağan kutlamaları devam ediyor. Öğlen saatlerinde Ovacık çarşı merkezinde toplanan Qal û Fatix grubu, yöresel kıyafetler giyinerek davul zurna eşliğinde gağan lokmalarını topladı.

    Ser Sala Nû, bir diğer deyişle yeni yılın gelişi Dersim’in birçok yerinde kutlanmaya devam ediyor. Yeni yıl ve doğanın uyanışını temsil eden ritüellerle yapılan kutlamalar, renkli görüntüleri de beraberinde getiriyor.

    Gağan ritüelinde ‘Fatik’ rolünü üstlenen Emre Kaç ile geleneğin detaylarını konuştuk. Aralık ayını ‘Gağan’ olarak adlandırdıklarını söyleyen Emre Kaç, “Bu ayda niyaz yapar, ziyaretlere gider, cem tutarız. Ayrıca yöresel yemeklerimizi yapar ve hayvanların bereketi artsın diye ahırlara edik asarız” dedi.

    Gağan ayında küskünlüklerin bittiği ve barışın sağlandığı bir ay olduğunu söyleyen Emre Kaç, “Gağan ayının barışın, bereketin, güzelliğin, kardeşliğin yaşam bulmasına vesile olmasını diliyoruz” diye konuştu. Emre Kaç, Gağan geleneğinin devam etmesi gerektiğine de dikkat çekti.

    Qal û Fatix grubu, Ovacık İlçe merkezinde gezerek ‘Gağan’ hediyelerini topladı. Yöresel kıyafetlerin yanı sıra davul zurna eşliğinde gezinen ekip, renkli görüntüler oluşturdu.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Aleviler soykırıma tabi tutulurken kimse sessiz kalamaz’-VİDEO

    ‘Aleviler soykırıma tabi tutulurken kimse sessiz kalamaz’-VİDEO

    PİRHA- Ovacık Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’deki Alevi Katliamı’na ilişkin basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Suriye’de Aleviler, dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırıma uğratılıyor” denildi.

    Ovacık Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’deki Alevi Katliamı’na ilişkin basın açıklaması yaptı. ‘Suriye’de halklar ve inançlar katliamlarına dur de’ pankartının açıldığı açıklamada basın metnini Orhan Özkanlı, okudu.

    “ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAMA DÜNYA KAMUOYU SESSİZ”

    Emperyalizm ve bölgede bulunan işbirlikçileri eliyle Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiğini belirten Orhan Özkanlı, “Alevi canlarımıza yönelik katliama, ev baskınları, birikimlerine ve mallarına el koyma, işkence, tecavüz, gençlerin ve kadınların kaçırılması ve benzeri, insanlık dışı yöntemlere karşı dünya kamuoyu ve sözde demokratik ülkeler sessiz kalmaktadır. Suriye’de Aleviler, dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırıma uğratılıyor” dedi.

    “SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Alevi soykırımına seyirci kalan herkesin katliamlardan sorumlu olacağını vurgulayan Özkanlı, “Bugün, Suriye’de yaşanmakta olan Alevi Soykırımı’nın, çeşitli inanç ve etnik topluluklara yönelik uygulanan zulmün ve her türlü cinayetin sorumlusu, sadece Colani ve HTŞ yönetimi değil, dün ve bugün bu yönetime, bu selefi çetelere destek veren bütün ülkeler ve hükümetlerdir. Aleviler soykırıma tabi tutulurken kimse sessiz kalamaz. Biz de sessiz kalmayacağız” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Dağları’na Yamaç Paraşütü alanı: Köylerin su kaynakları tehlikede!

    Munzur Dağları’na Yamaç Paraşütü alanı: Köylerin su kaynakları tehlikede!

    PİRHA-Tunceli Valiliği tarafından, Dersim’in Ovacık ilçesinin Zeranik (Yeşilyazı) köyünün karşısında yer alan Munzur Dağları’na yamaç paraşütü alanı yapılıyor. Birçok köyün su kaynakları çalışma yapılan bölgeden sağlanıyor. 

    Tunceli Valiliği tarafından, Dersim’in Ovacık ilçesinin Zeranik (Yeşilyazı) köyünün karşısında yer alan Munzur Dağları’na yamaç paraşütü alanı yapılıyor.

    Yeşilyazı, Ziyaret, Ada ve Pardi köylerinin su kaynakları, iş makineleriyle yol yapılan Munzur Dağları’ndan sağlanıyor.

    PİRHA/DERSİM

  • 37 yıl sonra şehri bıraktı köye döndü: Emekliye İstanbul’da yaşam yok-VİDEO

    37 yıl sonra şehri bıraktı köye döndü: Emekliye İstanbul’da yaşam yok-VİDEO

    PİRHA- 37 yıl sonra İstanbul’dan Dersim’e geri dönen Gülşah Ayata, “İstanbul’da paran yoksa hiçbir şey yok” dedi.

    İstanbul’da 37 yıl yaşadıktan sonra yüksek kira ve geçim derdi nedeniyle memleketi Dersim’in Ovacık ilçesindeki Yeşilyazı (Zeranik) köyüne dönen Gülşah Ayata, “Şehir artık bizim için değil. Emekli maaşıyla geçinmek imkânsız. Köyde kendi ekmeğimizi yapıyor, sebzemizi yetiştiriyoruz” dedi.

    Hayat pahalılığı ve fahiş kira fiyatları, büyükşehirlerdeki yaşamı giderek daha zor hale getiriyor. Bu zorluklardan bunalan 37 yıllık İstanbul sakini Gülşah Ayata, ailesiyle birlikte memleketi Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Yeşilyazı (Zeranik) köyüne geri döndü. Ayata, “20 bin TL kira ödeyemeyiz, köyde hayat hem ucuz hem huzurlu” sözleriyle kent yaşamına veda etme nedenini anlattı.

    “ŞEHİR ARTIK BİZİM İÇİN DEĞİL, EMEKLİ MAAŞIYLA NASIL GEÇİNECEKSİN”

    ‘Şehirden indik köye, şehir artık bizim için değil’ sözleriyle konuşmasına başlayan Gülşah Ayata, “Artık her şey pahalı, bir emekli maaşıyla nasıl geçineceksin. Dersim’de ekmeğimi kendim yapıyorum burası İstanbul gibi değil. İstanbul’da paran yoksa hiçbir şey yok. Burası bizim için daha güzel domates, biber, fasulye yetiştiriyoruz, ekmeğimizi kendimiz yapıyoruz. 37 sene İstanbul’un Kartal ilçesinde kaldık şimdi de Dersim’in Ovacık ilçesinin Yeşilyazı köyüne geldik. Sebebi de ev kiralarının çok pahalı olması. 20 bin TL kirayı nasıl verelim, biz emekliler için köy daha iyi. Kendimiz yapıp, kendimiz yiyoruz, yaşamımız şuanda İstanbul’dan daha iyi havası güzel, suyu güzel daha ne isteyeyim” diye konuştu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Munzur Gözeleri’nin tarihsel anlatı, toplumsal ve inançsal yapısındaki yeri!

    Munzur Gözeleri’nin tarihsel anlatı, toplumsal ve inançsal yapısındaki yeri!

    PİRHA- Munzur Gözeleri’nin tarihsel anlatı, toplumsal ve inançsal yapısına dair bir makale kaleme alan Doç. Dr. Yalçın Çakmak, anlatına efsanedeki “hac” vurgusunun 20. yüzyılla birlikte ortaya çıktığını aktararak, “Her ne kadar 20. yüzyılın başından günümüze değin Munzur Gözeleri ile ilgili haccın merkezde olduğu popüler bir anlatı ön planda olmuş veya “tutulmuşsa” da bugün hâlâ bölge insanının inanç dünyasında varlığını koruyan, tamamen farklı bir hikâyenin mevcut olması, araştırmacıları yeni okuma ve yorumlara celbedecek, farklı perspektiflere olanak sunuyor” dedi.

    Son günlerde mescit tartışmalarıyla gündeme gelen Munzur Gözeleri’nin tarihsel anlatı, toplumsal ve inançsal yapısına dair geçtiğimiz yıl Tarih ve Toplum Dergisi’nin 23. sayısında yer alan “Kayıp bir çoban ile “kerametleri”nin izinde: Munzur Baba ve “efsaneleri” adlı makale kaleme alan Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın ilgili makalesinde öne çıkanları derledik.

    “BÜYÜK NEHİRLERİN BABASI”

    Çakmak, makalenin giriş kısmında Munzur Baba Efsanesi’ne ve “Munzur” kelimesinin anlamına dair değerlendirmelere yer vererek, şunlara dikkat çekiyor:

    “İnancı kimlik ile bütünleştiren ya da “kimlikleştiren” bir özellik de insanların neye inandıklarıyla birlikte, bizzat atalarının da ona inanmış olmalarıdır. Dolayısıyla dine duyulan istenç ya da korku da onu tarihsel olarak tecrübeleyip, itimat eden atalara duyulan saygının farklı bir tezahürü olabilir. Burada bir nevi “atalar kültünün” farklı bir anlatısı söz konusudur. O nedenle günümüzün insanı da sonraki kuşaklara göre şimdiden bu atalar silsilesinde yer alacağından, bugünden başlayarak geleceğe taşıyacağı tarih ya da belleğin inşasından “sorumludur”.

    Benzer şekilde, toplumların efsaneleri de çevrelerindeki hadise ve doğa olaylarını kendilerine has algı dünyalarıyla yorumlamalarından bağımsız değerlendirilemez. Bundandır ki peygamberlerin mucizeleri ile evliyaların kerametleri, her ne kadar sonrasında evrensel bir hüviyet kazansa da esas itibarıyla başlangıcında, yerel ve de hitap ettikleri toplumların yorum ve duygularından izler taşır. Tabii burada, yaşanılan coğrafyanın ve yine bizzat üzerindeki toplumun duygu dünyasını şekillendiren tarihsel anlatı ve belleğin payı inkâr edilemez. Hatta gerek yazılı kaynaklar gerekse sözlü belleğin izinden gidilsin, yer yer var olan mevcut anlatının tarihsel akış içerisinde ve en çok da “yazının hükmü ve kaydına inat” bir yeniden inşa (reconstruction) süreciyle karıldığı ifade edilebilir.

    Eldeki mevcut yazılı kaynaklarla Munzur Suyu ve Munzur Baba’ya yönelik “hac” odaklı keramet anlatısının öncesindeki yüzyıllarda söz konusu olmazken ya da yazıya geçirilmezken, bu anlatının birazdan da ifade edileceği üzere birtakım dışsal etkenlerin tesiriyle, en geç 19. yüzyıl ve yazıya aktarılmış şekliyle henüz 20. yüzyıl başı arası bir dönemde bölge inancı içerisinde ifade bulduğu iddiası tartışılmaya açılacaktır.

    Yüzyıllar boyunca kutsal kabul edilen bu suyun kaynak yahut gözelerinde, bölge insanı temenni ve dilekleri için kurbanlar kesip, çeşitli ritüellerini gerçekleştirmiştir. O nedenledir ki suyun taşıdığı kutsallıktan ötürü içindeki canlılar da –bilhassa balıklar– tarih boyunca kutsal görülüp tüketilmedi.

    Munzur Suyu’nun toplumsal karşılığı bunlardan da ibaret değildir. Zira eski dönemlerde, aşiretler arası toplantıların yapıldığı ve üzerine yeminlerin edildiği kutsal bir mekân olarak da saygı görmüştür. Tüm bu özelliklerinin sağladığı saygınlıktan ötürü “Munzur” ismi de kuşaklar boyunca bölgede doğan çocuklara takılan yerel bir adlandırma olarak yaygınlığını korudu. Hatta ismin popülerliği devlet nezdinde de itibar görmüş olmalı ki 1935 yılında “Tunceli” olarak değiştirilen “Dersim” adının ilk önce “Munzur Vilayeti” şeklinde konulması düşünülmüştür.

    Görüldüğü kadarıyla bunu ilk olarak tartışma konusu yapan kişi de İngiltere’nin Kürdistan Konsolosu olarak bölgeye ziyarette bulunan Taylor’dur. Konsolosun Mezoor olarak telaffuz ettiği Munzur ismi ona göre Mendzoor ya da Ermenice Mehzoor’dan gelmekte olup, Süryaniceye Moozoor ya da Mozer olarak tahrif edilerek geçmiş bir adlandırmadır. Ayrıca Ermeni dilinde “ihtişamlı, büyük su kaynağı ya da Fırat Nehri” anlamlarına geldiğini de belirttiği Mendzoor’un, eski coğrafyacılara göre Ermenistan’ın yükseklerinde ve Menzoor kantonunda yer alan Medzourkh antik kentinden geldiğini ileri sürer. Bu açıdan kendileriyle görüştüğü Tercan’daki Ermenilerin de Baba Munzur ya da Mendzoor olarak burayı “Büyük Nehirlerin Babası” olarak adlandırdığını aktarır.

    Zira Taylor’dan sonra gelen aynı yüzyıldaki çağdaşlarından Vital Cuinet bu ismi “Mezur” (Mézour)12 ve yine bir diğer isim olarak Şemseddin Sami de aynı şekilde “Mezûr” ya da “Mızûr” (مزور) olarak zikredeceklerdir. Munzur ismine dair Araplar ise, Fırat Nehri’nin her iki tarafındaki dağ hudutları içinde kalan Cabal Munzur/Cebel-i Muzur adlandırmasına başvurmuştur. Ama bunun da yine Ermenice Mzur veya Asurlarda “Muzri ülkesi” adlandırmalarından türediği üzerinde durulmuştur.

    Araştırmacı Gürdal Aksoy, suya kaynaklık eden hikâyenin Dersim Aleviliği ile Ezidilik bağlantısına dikkat çekerek Dersim’e de buraya gerçekleşen bir Ezidi göçüyle taşınabileceği olasılığı üzerinde durur. Yazar son olarak diğer bir çalışmasındaysa Munzur’u Zerdüşt bir kökene bağlayıp –Dersimi’nin iddia ettiğinin aksine Anahita değil de– Aramazd’ın (Ahura Mazda) transformasyonu olduğuna dikkat çeker.”

    Munzur ve su gözelerine dair dile getirilen bilgilerin, 16. yüzyıldan günümüze değin kaleme alınan birçok eserde kutsallığına işaret ettiğini vurgulayan Çakmak, “Günümüze değin gün yüzüne çıkan belgelerden –yine ileride ortaya konulacağı gibi– “hac” odaklı anlatının ilk kez Molyneux-Seel tarafından yazıya geçirildiği görülmektedir. Bu da Molyneux-Seel’dan sonra Munzur ile ilgili söz konusu hac anlatısının artık giderek merkezî bir rol edindiğini güçlü bir ihtimal olarak ön plana getirir. Zira Molyneux-Seel’dan sonra eserini kaleme alan Uluğ’un 1939 tarihinde Ovacık’ın Ziyaret köyünden Hızır adında birinin ağzından derlediği anlatıda da artık söz konusu hac vurgusunun yerel inanca yerleştiği dikkat çeker. Hacca gitmekle ilgili bu vurgunun diğer birtakım örneklerle artık 20. yüzyıldan itibaren giderek başat bir rol edindiği ve gerek bölgedeki inanç gerekse bunun üzerinden gerçekleştirilen derlemelerde ufak farklılıkları dışında tekrar edildiği anlaşılmaktadır” diye belirtti.

    Doç. Dr. Yalçın Çakmak, makalesinde Munzur Suyu Efsanesi’nin bazı açılardan sadece Dersim bölgesine özgü olmayıp, farklı bölge ve kişilere özgü “benzer” anlatılarla dile getirildiğine de dikkat çeker.

    Munzur Baba Efsanesi’ne dair çalışma yürüten araştırmacıların önünde, bugüne değin gün yüzüne çıkan kaynaklar bağlamında düşünüldüğünde, 20. yüzyıl öncesinde, doğrudan “hac” anlatısını tahkim eden ya da ortaya koyan yeterli oranda veriye sahip olunmadığı bilgisini paylaşan Çakmak, “O halde haklı olarak, böylesine bir anlatının “nasıl olur da bölgedeki bu kutsal mekânın efsanesinde hâkim hale geldiği?” sorusu belirmektedir” dedi.

    Doç. Dr. Yalçın Çakmak, her ne kadar 20. yüzyılın başından günümüze değin Munzur Gözeleri ile ilgili haccın merkezde olduğu popüler bir anlatı ön planda olmuş veya “tutulmuşsa” da bugün hâlâ bölge insanının inanç dünyasında varlığını koruyan, tamamen farklı bir hikâyenin mevcut olması, araştırmacıları yeni okuma ve yorumlara celbedecek, farklı perspektiflere olanak sunduğunu dile getiriyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEDEF: Munzur’a dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, inancımıza dokunmayın!

    DEDEF: Munzur’a dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, inancımıza dokunmayın!

    PİRHA-DEDEF, Tunceli Valiliği’nin Munzur Gözeleri’nde açtığı mescite tepki göstererek, “Biz Munzur’un yolundan, hakikatten, özgür inançtan asla vazgeçmeyeceğiz. O mescidi oradan kaldırın! Munzur’a dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, inancımıza dokunmayın!” dedi.

    Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyündeki Alevilerin kutsallarından olan Munzur Gözeleri’ne dönük müdahaleye Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) yazılı açıklama yaparak tepki gösterdi.

    “MUNZUR’A MESCİT DEĞİL, ÖZGÜRLÜK GEREKİR”

    Munzur’un, Dersim halkının inançla, kültürle ve doğayla kurduğu bağın canlı hafızası olduğu belirtilen açıklamada, “Munzur’un gözelerine mescit yapılması, yalnızca bir inanç saldırısı değil; aynı zamanda siyasal bir mühendisliğin, asimilasyon politikasının açık göstergesidir. Bugün iktidar, halkın gerçek sorunlarını çözmek yerine yoksulluk, işsizlik, göç, eğitimdeki çöküş, sağlıkta eşitsizlik Alevi toplumunun kutsallarına müdahale ediyor. Bu, bir yönetim tercihi değil, bir siyasi saldırıdır. Çünkü iktidar biliyor ki halk kendi yolunda, kendi kültüründe, kendi inancında direnç bulur. O direnci kırmak için kutsalları hedef alıyor. Bizler biliyoruz: Munzur, Alevi halkı için ibadetin kendisidir. Dağ, taş, su, rüzgâr, ateş; hepsi Hakk’ın tecellisidir. Oraya mescit açmak, yalnızca beton dökmek değildir; hafızaya, inanca, kültüre saldırıdır. Bu, laiklik ilkesine aykırıdır. Bu, anayasanın eşit yurttaşlık hakkına aykırıdır. Bu, uluslararası inanç özgürlüğü normlarına aykırıdır.

    Biz bu saldırının yalnızca Alevilere değil, tüm demokrasi güçlerine yapılmış bir tehdit olduğunun farkındayız. Bugün Munzur’da yapılan, yarın başka bir halkın, başka bir inancın, başka bir kültürün başına gelecektir. Bu yüzden diyoruz ki: Munzur yalnızca Dersim’in değil, tüm halkların ortak mirasıdır. Munzur’a mescit değil, özgürlük gerekir. Halka eşit hizmet gerekir. Gençlere umut, analara huzur, insanlara eşitlik gerekir. Biz Munzur’un yolundan, hakikatten, özgür inançtan asla vazgeçmeyeceğiz. O mescidi oradan kaldırın! Munzur’a dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, inancımıza dokunmayın!” denildi.

    PİRHA/DERSİM

  • FEDA ve DAKB: Yetkililer Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı göstermeye mecburdur!

    FEDA ve DAKB: Yetkililer Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı göstermeye mecburdur!

    PİRHA- FEDA ve DAKB Tunceli Valiliği’nin Munzur Gözeleri’nde açtığı mescite tepki gösterdi. Yapılan ortak açıklamada, “Yetkililer toplumsal barışı ve kültürel çoğulculuğu gözetmeye, inançlara eşit mesafede yaklaşmaya ve Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı göstermeye mecburdur” denildi.

    Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyündeki Alevilerin kutsallarından olan Munzur Gözeleri’ne dönük müdahaleye Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) yaptıkları ortak açıklama ile tepki gösterdi.

    “YETKİLİLER, MUNZUR’UN DOĞAL VE MANEVİ DOKUSUNA SAYGI GÖSTERMEYE MECBURDUR”

    “Toplumun farklı inançlarına saygı göstermek, demokratik bir yaşamın temel ilkesidir” denilirken açıklamada şu ifadeler kaydedildi:

    “Munzur Gözeleri, doğanın eşsiz bir armağanı olmasının ötesinde, Alevi inancı açısından kutsal kabul edilen bir mekandır. Son dönemlerde Munzur Gözeleri’nde gerçekleştirilen çevre düzenlemesi adı altında mescit inşa edilmesi, bölge halkının inançsal değerleriyle örtüşmüyor. Alevilikte ibadet cem evlerinde cem erkânı ile gerçekleştirilir. Munzur Gözeleri gibi kutsal kabul edilen alanlara yapılacak her türlü düzenlemenin, yerel halkın rızası ve inançsal hassasiyeti gözetilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Yetkililer toplumsal barışı ve kültürel çoğulculuğu gözetmeye, inançlara eşit mesafede yaklaşmaya ve Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı göstermeye mecburdur. Munzur özgür kalsın, inançlar özgür yaşansın!”

    “TÜM ALEVİLER İÇİN KUTSAL OLAN DAĞLAR, SULAR, ZİYARET YERLERİ ENERJİ PROJELERİYLE TAHRİP EDİLMEMELİ”

    FEDA ve DAKB taleplerini şöyle sıraladı:

    1. Alevilik, bağımsız ve özgün bir inanç olarak anayasal güvence altına alınmalı; yalnızca bireysel değil, kolektif haklarıyla birlikte tanınmalıdır.
    2. Cemevleri, ibadet yeri olarak yasal statüye kavuşmalıdır. El konulan kutsal mekânlar iade edilmelidir. Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ndaki ayrımcı hükümler kaldırılmalı, Alevi tarihine hakaret eden kişi adları mekânlardan silinmelidir.
    3. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı; devlet tüm etnisitelere ve tüm inançlara karşı eşit mesafede olmalıdır.
    4. Zorunlu din dersleri kaldırılmalı; laik, parasız, bilimsel, demokratik ve anadilde eğitim esas alınmalıdır.
    5. Başta Kürt Raa/Rêya Heq süreği olmak üzere tüm Alevi sürekleri dilleri, inanç değerleri ve kültürleriyle anayasal güvence altına alınmalıdır. Kürtçe cem yapmanın önündeki tüm engeller kaldırılmalı; her sürek kendi inanç hafızasını ve tarihi belleğini yazabilmelidir.
    6. Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas, Çorum ve Gazi katliamlarının arşivleri açılmalı, devlet tarafından özür dilenmeli ve mağduriyetler giderilmelidir. Katledilenlerin mezar yerleri açıklanmalı, toplu mezarlar ortaya çıkarılmalı ve bu alanlar hafıza mekânlarına dönüştürülmelidir.
    7. Tüm Aleviler için kutsal olan dağlar, sular, ziyaret yerleri enerji projeleriyle tahrip edilmemeli; kutsal alanları ve hafıza mekanlarının çevresi koruma altına alınmalıdır.
    8. Alevi kadınların karar mekanizmalarına katılımı güvenceye alınmalı, eşbaşkanlık sistemi anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Kayyum uygulamasına son verilmeli; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılmalı, ademi merkeziyetçi yönetime geçilmelidir.
    9. Tutsak Alevilerin inanç önderleriyle görüşme hakkı tanınmalı; TMK gibi ayrımcı yasalar kaldırılmalı, AİHM’in Umut Hakkı kararı uygulanmalıdır. İnfaz sisteminde adalet sağlanmalıdır.
    10. Sivil, eşitlikçi, özgürlükçü, laik ve demokratik anayasa kabul edilmelidir.
    11. Demografik değişim politikalarına son verilmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi toplumunun kutsallarına bir müdahale daha: Munzur Gözeleri girişine mescit açıldı!
    Alevi kurumlarından, Munzur Gözeleri’nde açılan mescit sebebiyle tepki!
    DAD’dan Munzur Gözeleri’nde açılan mescite tepki!
    Celal Fırat’dan, Bakan Yerlikaya’ya: ‘Anayasa’nın din ve vicdan özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmakta mıdır?’

  • Alevi toplumunun kutsallarına bir müdahale daha: Munzur Gözeleri girişine mescit açıldı!

    Alevi toplumunun kutsallarına bir müdahale daha: Munzur Gözeleri girişine mescit açıldı!

    PİRHA- Alevilerce kutsal kabul edilen Munzur Gözeleri’nin girişine mescit açıldı. Peyzaj çalışması kapsamında yapılan yapılardan biri mescide çevrilirken, Alevilerin inanç alanlarına yapılan müdahale yurttaşları kaygılandırıyor.

    Alevi toplumunun kutsalarına dönük müdahaleler devam ediyor. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyünde bulunan ve Alevi toplumunun önemli ziyaretgahlarından biri olan Munzur Gözeleri’ne dönük saldırı devam ediyor.

    “Kültür turları” kapsamında turizm objesi haline getirilmek istenen Munzur Gözeleri’ne müdahaleye bir yenisi daha eklendi.

    Munzur Gözeleri’nin girişine mescit açıldı. Son yıllarda artan turizm yoğunluğuna yanıt olarak köy girişine yapılan sosyal ve ticari tesislerin arasında yer alan mescit, yurttaşların tepkisiyle karşılandı.

    Yuttaşların önemli bir kısmı mescidin açılmasından kaygı duyuyor. Nüfusunun tamamı Alevi olan bir bölgede, kutsal kabul edilen mekânın hemen yakınında mescit açılmasını doğru bulmayan yurttaşlar, yapılanı asimilasyon politikalarının bir parçası olarak değerlendiriyor.

    Yurttaşların bu düşüncesini pekiştiren yaklaşımın arkasında tarihsel deneyimlerin de payı var. 12 Eylül Darbesi sonrasında devlet tarafından Ziyaret köyüne cami yapılmış, imam atanmıştı. Her ne kadar cami ibadete açık olmasada, bu tür uygulamaların Alevi toplumunun rızası dışında bir uygulama olması nedeniyle yıllarca Aleviliğ yok sayan, inanç merkezlerini kabul etmeyen, dergahlarını işgal eden ‘devlet aklı’nın bir bir yansıması olarak yorumlanıyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Cevizlidere’de madenciliğe karşı halk toplantısı yapıldı-VİDEO

    Cevizlidere’de madenciliğe karşı halk toplantısı yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Ovacık ilçesinin Cevizlidere köyünde, madencilik projelerine karşı halk toplantısı düzenlendi. Halk toplantısında yapılan konuşmalarda, maden projelerine karşı birlikte mücadele vurgusu yapıldı. 

    Türkiye’de yeraltı kaynakları bakımından en fazla çeşitliğe ve zenginliğe sahip olan Yukarı Fırat havzasında bulunan Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi.

    Maden projesinin uygulanacağı yerlerden birisi olan Ovacık’ın Cevizlidere (Merxo) köyünde madencilik projelerine karşı halk toplantısı düzenlendi. Halk toplantısında yapılan konuşmalarda maden projelerine karşı birlikte mücadele vurgusu yapılarak, eğer maden projeleri uygulanırsa İliç’te yaşanan felaketin Dersim’de de yaşanacağı belirtildi.

    PİRHA/DERSİM