Etiket: ozan

  • Sazın sesi kısılıyor: Ozan Hasan Karabaş’tan geleneğin çöküşüne keskin bir hatırlatma!-VİDEO

    Sazın sesi kısılıyor: Ozan Hasan Karabaş’tan geleneğin çöküşüne keskin bir hatırlatma!-VİDEO

    PİRHA – Sivas Divriği’nin Gözecik köyünde dünyaya gelen halk ozanı Hasan Karabaş, neredeyse bir ömürdür sürdürdüğü aşıklık geleneğini anlatıyor. Çocuk yaşta babasını yitirerek büyüyen Karabaş’ın hayatı, bir komşunun evine giren “telli bir hediye”yle değişiyor. Karabaş, kendi yaşam hikâyesiyle birlikte, ozanlığın artık tükenme noktasına geldiğini, yeni kuşaklara aktarılmadığını söylüyor ve ekliyor: Böyle giderse aşıklık geleneği bitecek.

    1958’de Divriği’nin merkez köyü Gözecik’te doğan Hasan Karabaş, dört çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu. Dokuz yaşındayken babasını kaybetmesi ona erken yaşta hayatın ağırlığını yüklemiş. Gençlik yıllarında bir komşusunun saz getirmesiyle tanıştığı müzik, onun için “dönüşü olmayan bir yol”a dönüşüyor.
    Karabaş o günü şöyle anlatıyor:

    “On iki-on üç yaşlarındaydım. Komşumuz bir saz getirmişti. Bir arkadaşımla beraber çok merak ettik. O şekilde saza başladık işte. O gün bugün devam ediyor.”

    Aşıklığın kendi ailesinden gelen bir kültür olduğunu söyleyen Karabaş, yıllar içinde hem kendi şiirlerini hem de bestelerini üretmiş. Seslendirdiği birçok türkünün ise kayıt altına alınmadığı için kaybolmasına üzüldüğünü dile getiriyor. Yine de türkülerinin, duyduğu her acı, her sevinç ve her haksızlıkla birlikte kendiliğinden aktığını söylüyor.

    Halk Ozanları Şenliği’nde Fikret Otyam’ın desteğiyle birincilik elde etmesi hayatında unutmadığı bir dönemeç:
    “Halk Ozanları Şenliği vardı. O şenlikte bir yarışma düzenlendi ve ben birinci oldum. Fikret Otyam şenliğin onur konuğuydu. Yarışmada birinci olmamda Fikret Otyam’ın katkısı oldu. Birincilik onun hakkıdır diyerek bana vesile oldu.”

    “HALK OZANLIĞI HALKIN DERDİNİ BİLMEK DEMEKTİR”

    Hasan Karabaş’a göre halk ozanlığı yalnızca saz çalıp türkü söylemek değil; toplumun derdini duymak, haksızlığa karşı söz kurmak.
    Hasan Karabaş, ozanlık tanımını şu sözlerle yapıyor:

    “Halk ozanlığı halkın sorunlarını bilmek demektir. Yani halkın sorunlarını dile getirip söylemektir. Kendin de gerekirse önde olman lazım. Ezilmişliğini, hakkının yenilmişliğini halka anlatmaktır yani. Hak yiyenlere karşı bir şeyler söylemek gerekir. Riskli ama halk ozanlığı biraz fedakârlık isteyen bir şey tabii.”

    Karabaş, yıllar içinde değer verilmediği için birçok ozanın unutulup gittiğini, yerlerine yenilerinin yetişmediğini söylüyor ve bu gidişatın onu derinden yaraladığını anlatıyor:

    “Halk ozanlarına değer verilmiyor ki. Ne kadar anlatırsan anlat. Bizim bir sürü ozanlarımız vardı. Onlar yitip gittiler. Artık onların yerine ozan yetişmiyor. Bir ozanın yetişmesi çok zor… Ozanlara değer verilmeyen bir ülkede yapacağım bir şey yok yani.”

    “SAZSIZ ALEVİLİK OLMAZ”

    Aleviliğin müzikle, özellikle de sazla kurduğu bağı anlatırken; bu ilişkinin yalnızca bir gelenek değil, bir kimlik meselesi olduğunu vurgulayan Karabaş,

    “Alevilik ile saz sanki beraber. Yani saz olmazsa Alevilik olmaz, Alevilik olmazsa saz olmaz. Hatta bizde telli vuran derler. Yani saz bizim için çok önemli. Alevilerin sazı olmazsa olmaz. Sazın verdiği hiçbir şeyi hiçbir müzik aletinde alamazsın.”

    Karabaş, ozanlık yolculuğunda Mahsuni Şerif’in etkisini ise açık bir hayranlıkla dile getiriyor:

    “Ben ozanlık dalında oldu bitti Mahsuni Şerif hayranıydım. Onun türkülerini dinlerdim ve benim kendime örnek aldığım tek ozan da Mahsuni’ydi. Mahsuni yuh yuhlar çekti, zevzek dedi. Yani birilerinin hakkını yiyenlere çok şeyler söyledi. Onun için ben de Mahsuni Şerif’in izinden yürüdüm.”

    Hasan Karabaş bugün hâlâ sazıyla birlikte; hafızadan silinen ozanların, kaybolan türkülerin ve unutulmak üzere olan bir kültürün nöbetini tutuyor.

    Divriği’nin Gözecikli ozanı için türkü söylemek yalnızca bir uğraş değil; halkın sesi olmaktan vazgeçmeyen bir ömür.

    PİRHA/SİVAS

  • Ozan Cafer, kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Ozan Cafer, kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Onlarca esere imza atmış Ozan Cafer, geçirdiği kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü.

    10 yaşında Maraş Katliamı’na tanıklık etmiş, 11 yaşında eline sazı alıp Mahzuni Şerif’in “Dom Dom Kurşunu” eserini çalıp söylemiş ve yaşamı boyunca onlarca eser yazmış Ozan Cafer (Cafer Boyacı), kalp krizi geçirdi. Yapılan tüm müdahalelere rağmen hayata döndürülmeyen Ozan Cafer, Hakk’a yürüdü.

    Mersin Cemevi’nde yürütülecek Hakk’a uğurlama erkanı sonrası, doğup, büyüdüğü Maraş’ın Göksun ilçesine bağlı Çiftlik köyünde toprağa sırlanacak.

    İLGİLİ HABER

    >Ozan Cafer: Alevilik canlıya dair ne varsa altı kelimede birleştirmiştir

  • Aşık Kamber Nar’ın üçüncü şiir kitabı çıktı: İnatla aşıklık kültürü yaşasın istiyoruz-VİDEO

    Aşık Kamber Nar’ın üçüncü şiir kitabı çıktı: İnatla aşıklık kültürü yaşasın istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Kamber Nar’ın 3. şiir kitabı ‘Aşık Kamberî Hayatı ve Şiirleri’ çıktı. Yeni kitabına dair konuşan Kamber Nar, “İnatla bu kültür yaşasın istiyoruz. Çünkü bizi yaşatan, duygularımızı, sorunlarımızı anlatan, haksızlığa karşı çıkan, gümbür gümbür türküsünü söyleyen ozanlarımız geleneği bugünlere getirdi. Biz de o bayrağı aldık, bir yerlere götürmemiz lazım” dedi.

    Aşık Kamber Nar’ın yaşam hikayesi ve şiirlerinin yer aldığı “Aşık Kamberî hayatı, şiirlerinden seçmeler” kitabı yayımlandı. Nilay Yanalak Karasu tarafından derlenen kitap için Sivas Belediyesi de destekçi oldu.

    Kamber Nar, şiirlerinin yer aldığı üçüncü kitap hakkında PİRHA’ya konuştu. Aşık Nar, kitap içeriğini ise “Son zamanda yaşadığımız pandemi ile ilgili şiirler, onun da ötesinde sosyal içerikli, güncel sorunları anlatan, nasihat veren, yol gösteren şiirler yer alıyor” sözleriyle özetledi.

    “İNATLA BU KÜLTÜR YAŞASIN İSTİYORUZ”

    Şiirlerinde hece vezni kullandığını ve daha çok 11’li ve 8’li hecelerle yazdığını belirten Nar, şiirlerine dair şu açıklamayı yaptı:

    “Şiir tekniğimiz halk ozanlığı geleneği şeklindedir. Ağırlıklı olarak bizim yöremizin, yani Pir Sultan’dan bu tarafa kafiyeli, uyumlu bir şekilde şiirlerimi yazıyorum. Sırf kitap çıkarmak adına değil, bir şey vermek, gelecek nesiller bu kitabı okuduğunda ‘Kamber Nar ne güzel yazmış. Bugünkü konulara parmak basmış’ denilmesi lazım.
    3. kitabım 5-6 yıllık bir birikimin eseridir. Kitabımın içeriğinde taşlama da var. İsim vermeden taşlıyoruz ama kimi taşladığımızı okuyucu kitabı eline aldığı zaman anlar. Ya da bir yanlış gördüğümüzde onu şiirimizle eleştiririz. Bu kitapta Hacı Bektaş’ta yarışmada 1. olan bir şiirim de yer alıyor. ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ ifadesini içeren bir şiir yarışması yapılmıştı, orada birincilik alan şiirim de bu kitapta var.
    Şimdi ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum ama bu kitaplar kalıcıdır. Örneğin bu son çıkan kitabımız 81 ilin kütüphanelerine dağıtılmış. Sivas Belediyesi ve oradaki akademisyenlerin oluşturduğu bir grup tarafından bu işe imza atılmış. Dolayısıyla biz gittikten sonra mutlaka araştırmacılar çıkacak ve kitaplarımızdan faydalanacaklardır. Önemli olan ozanlık geleneğini yaşatmak adına bir çalışmaya imza atmak. Ayrıca şiirlerimin birçoğunu da ben müziklendirdim. 45 şiirimi seslendirip müziğini yaptım. Amacımız bu kültürün yaşaması… Ben bu saatten sonra şöhret olup para kazanacak değilim. Emekli bir insanım, gezip tozabilirdim de ama sürekli Ozanlar Derneğini açık tutuyorum ki bu kültür yaşasın. İnatla bu kültür yaşasın istiyoruz. Çünkü bizi yaşatan, duygularımızı, sorunlarımızı anlatan, haksızlığa karşı çıkan, gümbür gümbür türküsünü söyleyen ozanlarımız bugünlere getirdi. Biz de o bayrağı aldık bir yerlere götürmemiz lazım.”

    “BELEDİYELER BİRAZ DA BU KİTAPLARA PARA HARCASIN”

    Kamber Nar, Sivas Belediyesi tarafından 58 Sivaslı ozanın hayatının ve şiirlerinin yer aldığı kitap hazırlandığını belirterek şu mesajı da paylaştı:

    “Parti gözetmeksizin bütün belediyelerin bu kültüre hizmet vermesini umuyorum. Sivas’ın 58 ozanının kitabını çıkarttılar. Bunlar içerisinde Ruhsati de var, Aşık Veysel, Muhlis Akarsu, Ali Kızıltuğ da var. Ali Kızıltuğ’un yaşarken bir kitabı yoktu ama belediye çıkarttı. Bu nedenle komisyonda yer alan akademisyenlere teşekkür ediyorum. Bütün belediyelerin bu konuya el atması gerekir. Bu çok da maliyetli değil. Sivas’ta evet biraz fazla ozan var. Ona rağmen kitaplar çıkarıldı. Tabii unutulanlar da vardır illaki ama diyelim ki bir ilde 10 aşık, ozan var, 10 kitap çıkarırsın. Belediyelerde nice paralar harcanıyor biraz da bu kitaplara harcansın diyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Dersimli Ozan Delil Hıdır: İnsanların dillerine ve kültürlerine sahip çıkmaları gerekiyor (2)-VİDEO

    Dersimli Ozan Delil Hıdır: İnsanların dillerine ve kültürlerine sahip çıkmaları gerekiyor (2)-VİDEO

    PİRHA-İnsanların dillerine ve kültürlerine sahip çıkmaları gerektiğini vurgulayan Delil Hıdır, “Dilimizin geleceği konusunda endişeliyim. Şimdi Dersim’de bakıyorum, kimse dilimizi konuşmuyor. Ana dilimizde merhaba diyorum bana Türkçe cevap veriyorlar. Halkımız kendi dilini kendisine yasaklamış” dedi.

    Delil Hıdır, 1955 yılında Dersim’in Hozat ilçesinin Mezra Sure (Kızıl Mezra) köyünde doğdu. 1980 yılındaki askeri darbeden sonra 1982 yılında Türkiye’deki siyasi baskı ortamından dolayı Dersim’den Avusturya’ya göç etti.

    Delil Hıdır, Avusturya’ya gittikten sonra da ana dil ve kültür çalışmalarında çalışmalarına devam etti. Avusturya’da ‘Kengere Werê Wayê, Çemo Gaxand’, ‘Mekan Û Tılsım’ müzik albümleri ve ‘Kendi Diline Sığmayan Tarih’ adlı bir otobiyografik kitabı yayımlandı.

    Sohbetimizin ikinci bölümünde Dersimli ozan Delil Hıdır ile uzun yıllar sonra Dersim’e geldiğinde gördüklerini ve ana dilin önemine dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “AVRUPA’DA DÜŞÜNDÜĞÜM TEK ŞEY ANA DİLİMDİ”

    24 yaşında Avusturya’ya gittiğini ve ara ara Türkiye’ye geldiğini belirten Delil Hıdır, “Avrupa’da kalsam da sabahtan akşama kadar tek düşüncem vardı o da ana dilimdi. Çalışmalarımın hepsi kendi ana dilimdedir. Bazen Tokat veya diğer yöre Alevileri diyor ki “Birkaç ezgi de Türkçe söyle, albümlerini alalım” Ben de diyorum ki; “Zaten Dersim’de herkes sevdasını Türkçe dile getiriyor bırakın ben de kendi ana dilimde söyleyeyim.” Bizden sonra gelenler acaba ana dilimize sahip çıkacak mı diye çok düşünüyorum. Dilimizin geleceğini düşündüğümde beni çok üzüyor. Dersim’de çok şey değişti eski dostluklar, sıcak ilişkiler kalmadı, insanlar çok yalnızlaştı. Eskiden ikrarlık, musahiplik, kirvelik vardı şimdi hiçbirinden eser yok. Mesela ben 5 aydır buralardayım. Aynı binada şu ana kadar kimse bana “sen nereden geliyorsun, kimsin?” diye sormadı bu durum beni çok olumsuz etkiliyor. Ben inançtan bahsettiğim zaman bazı dostlarım bana “sen nasıl devrimcisin” diye kızıyorlar. İnanç bizim kültürümüzdür, tarihimizdir ondan kopuk olamayız” dedi.

    “BU TOPRAKLARIN TARİHİ ZENGİNDİR”

    Eskiden sanatçıların ilham kaynaklarının günümüze göre farklı olduğunu ifade eden Delil Hıdır, “Bir şiir veya türkü yazdığında etrafındaki olaylar belirgin olurdu. Mesela bir çeşmeye gidiyordun, orada bir kadın su içtiğinde bu bir ilham olurdu.  Örneğin bir ağaç görürdün ilgi çekici ağaç ise ondan esinlenip bir ezgi yazabilirdin. Bu toprakların tarihi zengindir, kökeni kuvvetli ve derindir. Bizde ateş, su, güneş, toprak kutsaldır. Munzur kültürümüz ve edebi birikimiz için çok önemlidir. Büyüklerimiz bu suyun üzerinde çok sayıda şiir yazmış ve ağıt yakmışlardır” diye belirtti.

    “KİMSE DİLİMİZİ KONUŞMUYOR”

    İnsanların dillerine ve kültürlerine sahip çıkmaları gerektiğini vurgulayan Delil Hıdır, “Şimdi Dersim’de bakıyorum, kimse dilimizi konuşmuyor. Elazığ’da bizim mahallelere gidiyorum dilimizde merhaba diyorum ama bana Türkçe cevap veriyorlar. Bir kadın ekmek pişiriyordu yanına gidip Kırmancki konuştum ama kadın dilimizi bilmesine rağmen Türkçe cevap veriyordu. Halkımız kendi dilini kendisine yasaklamış. Şimdi Dersim’de bir minibüse binin daha çok Türkçe şarkılar çalıyor. Eskiden büyüklerimiz, sanatçılarımız ve ozanlarımız dilimizi iyi kullanırdı. Ancak bir süre sonra Türkçe, popüler hala getirildi. Türkçeyi iyi bilen, devrimcidir anlayışı ortaya çıktı ondan sonra bizim temelimiz bozuldu. Artık söylediğimiz klamları kimse anlamamaya başladı” diye konuştu.

    Delil Hıdır sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Munzur suyu kenarında geldim size misafir oldum. Size çok teşekkür ediyorum. Xızır bu toprakları korusun sağlık ve huzur versin. Kötülük bizden uzak dursun. Hanemiz Hızır’a hane olsun.”

    Nuray ATMACA-Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    >Dersimli Ozan Delil Hıdır: Katliamdan önce köyde mutluluk vardı, şimdi ise sadece keder (1)-VİDEO

  • Halk Ozanı Kul Duran’ın  Hakk’a yürümesinin 2. yılı

    Halk Ozanı Kul Duran’ın Hakk’a yürümesinin 2. yılı

    PİRHA- Halk Ozanı ve Şair Duran Baba olarak bilinen Turan Canbul’un Hakk’a yürümesinin 2. yıl dönümü.

    Halk Ozanı, Şair Duran Baba olarak bilinen Turan Cabul, 1949 yılında Malatya’nın Arguvan İlçesine bağlı Asar Köyü’nde dünyaya geldi.
    Kul Duran mahlasını kullanan Cabul 71 yaşında Hakk’a yürüdü. Cabul, doğup büyüdüğü memleketi Malatya’ya toprağa sırlanmıştı.

    TURAN CABUL KİMDİR?

    Duran Baba olarak bilinen Turan Cabul, 1949 yılında Malatya’nın Arguvan İlçesine bağlı Asar Köyü’nde dünyaya geldi. Geçimini hayvancılık ve çiftçilikle sağlayan 6 çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Ozan, maddi imkânsızlıklar nedeniyle ilkokuldan sonra eğitimine devam edemedi.

    1958 yılında İstanbul’ a geldi. Kısa süreli işlerde çalıştıktan sonra askerliğini tamamlamasıyla birlikte 1969 yılında İstanbul’a yerleşti. Mozaik merdiven işçiliği yaparak kendi atölyesini açtı. 10 sene sonra atölyesini kapatarak iş hayatını sonlandırdı. Materyalist hayalleri ve tutkuları olmayan, ancak kimseye muhtaç olmayacak kadar da geçinmeyi bilen Turan Cabul, hayallerinin peşinden gider. Şiir yazarak, türkü söyleyerek, saz çalarak, duygu ve düşüncelerini halka anlatmanın derdiyle yola çıkar.

    En büyük şansının şiir yazabilmek olduğuna inanan Duran Baba, kendini bildi bileli şiir yazıyor. İlk şiirini gurbet dediği İstanbul’da inşaat işinde çalışırken kaleme alıyor. Mütevazi kişiliği nedeniyle şiirlerini paylaşmaya çekinen ozanın şiirlerinin tanınması, yakın dostu Dr. Necati Özdemir ile birlikte katıldığı dost sohbetlerinde şiirlerinin okunmasıyla başladı. Şiirlerinin güzelliği dilden dile dolaştı ve tüm dost sohbetlerinde söylenir oldu.

    Duran Baba, şiirlerinde mahlas olarak Kul Duran’ı kullanıyor. Şiirlerine mecazi anlamda aşk şiirleriyle başlamasına rağmen; sufi, doğa ve politik şiirler de yazıyor. En sevdiği ozanlar; Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Yunus Emre, Fuzuli’ dir. En çok, 15*16 hece üzerine vurgu yapan tek ozan olan Fuzuli’den etkilenir.

    Kul Duran, ozan olmanın sadece şiirlerinde doğa, aşk, sevda ve gurbet konularını yazmak olmadığı görüşünde. Ozanın bir görevi olduğunu ve toplumsal olgulara da değinmesi gerektiğini savunuyor. Kötülüklere dokunmadan iyiliğe ulaşılmayacağına inanarak yazıyor; hakikatlerden yola çıkarak, gördüklerini, düşündüklerini ve hayallerini harmanlayıp şiirlerine aktarıyor.

    Yaklaşık 4000 adet yazılı şiiri bulunuyor. Duran Baba’nın Mimar Sinan Üniversitesi’nden Melih Durgulu, Eski Kültür Bakanı Erkan Mumcu ve İber Müziğin sahibi İbrahim Yılmaz tarafından şiirlerinin kitap haline getirilme projesi vardı.

    Ayrıca Kul Duran’nın şiirleri, birçok müzisyen tarafından da bestelendi, albümlerde yer aldı, Tolga Sağ, Cengiz Özkan, Arzu, Gülsen Bütün, Gülcan Koç, Özcan Türe, Sevgi Ateş, Beyhan Doru, Muharrem Temiz bunlardan bir kaçıdır. “Gül ki Güller Açsın Yanağında” en beğenilen eserleri arasındadır.

    Sazının onun için her şey olduğunu, kendisine can verdiğini söyleyen Duran Baba, kendi kendine saz çalmayı öğrenmiş ve bir saz ustası olmamasına rağmen Mahsuni Şerif, Mahmut Erdal, Arif Sağ, Erdal Erzincan, Yavuz Top ve Musa Eroğlu gibi duayenleri dinleme, onlarla sohbetlerde bulunma şansına sahip olmuştur. Edebi anlamda en büyük feyzi ise Muharrem Temiz’ in babası Meftuni’den almıştır.

    Kendisini yalnızken rahat hissetse de; güzel ve kalıcı dostlukların insanı olduğunu, sevmenin basit, sevilmenin ise çok zor olduğunu belirten Duran Baba’nın en büyük hayali ise şiirlerinin ve albümünün büyük kitlelere ulaşması. Halka ulaşmak, halk tarafından dinlenmek, dinleyenleri mutlu etmek onun en büyük mutluluğu.

    1967 yılında evlenen Duran Baba’nın 4 çocuğu ve 6 torunu var.
    (HABER MERKEZİ)

  • Ozan Haydar İspir Yenibosna Cemevinden deyişlerle uğurlandı-VİDEO

    Ozan Haydar İspir Yenibosna Cemevinden deyişlerle uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da dün Hakk’a yürüyen Ozan Haydar İspir bugün Yenibosna Cemevinden Hakk’a uğurlandı. Sefa Öztürk Dede’nin okuduğu gülbenkler ve sanatçıların seslendirdiği deyişlerle uğurlanan İspir’in genç yaşta Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı. İspir, yarın Maraş Elbistan’ın Yoğunsöğüt köyünde toprağa sırlanacak. 

    Maraş Elbistanlı ozan Haydar İspir, bir süredir tedavi gördüğü kanser hastalığı nedeniyle dün sabah Hakk’a yürüdü.

    Haydar İspir’in Hakk’a yürüme erkanı Yenibosna Cemevinde yürütüldü.

    İspir’in yakınları, sevenleri, sanatçılar, Yazar Mehmet Kabadayı ve çok sayıda Alevi yurttaşın da katıldığı Hakk’a yürüme erkanı Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk tarafından yürütüldü.

    İspir’in genç yaşta Hakk’a yürümesinin üzüntü verici olduğunu belirten Sefa Öztürk Dede, rızalık aldıktan sonra gülbenkler okudu.

    Daha sonra İspir’in sanatçı dostları, onun vasiyeti üzerine deyişler seslendirdi.

    Yakınları gözyaşlarına boğulurken, Hakk’a uğrulama erkanının ardından Ozan Haydar İspir, doğduğu köy Yoğunsöğüt’e götürülerek toprağa sırlanacak. Köyde sırlama ise 6 Temmuz Salı günü saat 13:00’te yapılacak.

    12 YAŞINDA BAĞLAMA ÇALMAYA BAŞLADI

    Haydar İspir, Yazar İsmail Güner’in yaptığı bir röportajda, müziğe 12 yaşında başladığını belirterek şöyle devam ediyor:

    “Bağlama ailesinden cura ile başladım. Daha sonrasında çöğür dediğimiz kısa sap bağlamayla devam ettim. Ailem ile İstanbul’a yerleştik ve İstanbul’da çeşitli müzik evlerinden nota, şan, icra dersleri aldım ve bağlamamı geliştirdim. 94 yılından beri bağlama ve şan dersleri vermekteyim. 27 tane halk müziği yönetmenliği yaptım. Yüzlerce albüme bağlama icra ettim. Bildiğiniz üzere 2 Albümüm var… Tamamı kendi ürettiğim eserlerden oluşuyor. Bağlamayı sevmem ve halk müziğine gönül vermem; doğuştan var olduğuna inandığım duyarlı donanımım halktan ve haktan yana olmamdır.

    İcra ettiğim enstrümantal (sazlar) bağlama branşım olmakla beraber ustalık derecesinde olmasa da lavta, ud, cümbüş, keman klasik gitar, bas gitar, tambur, yaylı tambur klasik kemençe.

    Ozanlarımızdan en çok etkilendiğim Mahzuni Şerif’tir. O, bir derya idi. Aşık Daimî, Hüdai, Melüli, Aşık Veysel, Muhlis Akarsu’dur. Sanatçılarımızdan en çok dinlediğim ve esinlendiğim Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli ve Edip Akbayram, Hasret Gültekin, onlar birer ekoldür benim için.
    Kürt müziğinin duayeni olarak da Şivan Perveri görüyorum. Şivan Perwer, Kürt müziğinde bir ekoldür.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Halk ozanı İsmail İpek’in eşi Naciye İpek toprağa sırlandı

    Halk ozanı İsmail İpek’in eşi Naciye İpek toprağa sırlandı

    PİRHA-Halk ozanı İsmail İpek’in eşi Naciye İpek Hakk’a yürüdü. İpek’in Hakk’a uğurlama erkanı salgın nedeniyle yapılamadı.

    Covid-19 sebebiyle bir süre hastanede tedavi gören Halk ozanı İsmail İpek’in eşi Naciye İpek Hakk’a yürüdü. Ankara’da sırlanan Naciye İpek’in pandemi sebebiyle Hakk’a uğurlama erkanı yapılamadı.

    Ozan İsmail İpek ile iki oğlunun da Covid-19 test sonuçlarının pozitif çıkması sebebiyle aile bireylerinin karantina altında olduğu öğrenildi.

    PİRHA/ ANKARA

  • DAD İzmir Şubesi’nden işkence gören Alevi aileye ziyaret – VİDEO

    DAD İzmir Şubesi’nden işkence gören Alevi aileye ziyaret – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi, İzmir’in Menemen ilçesinde Suriyeli hamile bir kadın ve 5 yaşındaki oğlunun öldürülmesi olayına karıştıkları gerekçesiyle gözaltına alınıp, Alevi oldukları için işkence gören ve beraat eden Elkatmış ailesini ziyaret etti.

    Haberin videosu;

    Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi, İzmir Menemen ilçesinde 4 Şubat’ta Suriyeli hamile bir kadın ve 5 yaşındaki oğlunun öldürülmesi olayına karıştıkları gerekçesiyle gözaltına alınıp,  işkence gören Alevi olan Elkatmış ailesini ziyaret etti.

    DAD İzmir Şube Eş Başkanları Nebahat Çelik ve Zeynel Bozkurt, geçmiş olsun dileklerinde bulunup yaşananları aileden dinledi. Bozkurt, yapılan işkencenin vicdanın, ahlakın ve insanlığın kabul edemediği bir durum olduğunu söyledi. Bozkurt, yapılanların büyük bir haksız ve zulüm olduğunun altını çizdi.

    Anne Sakine Elkatmış ise, “Bu bir işkence, bir kölelik. Yani insanın adamı olmayınca böyle yaparlar. Allah kimseyi sahipsiz bırakmasın” dedi. Anne Elkatmış, yaşadıkları yerden can güvenlikleri olmadığı için taşındıklarını söyleyerek yaşadıkları travmayı hala atlatamadıklarının altını çizdi.

    Baba Hasan Elkatmış da, olayın 3-4 Şubat’da yaşandığını ve 4 günlük gözaltıdan sonra tutuklanarak cezaevine girdiklerini söyledi. Elkatmış, 2 Mart’ta delillerin temiz çıkmasından sonra bırakıldıklarını ve Haziran’ın sonuna kadar ise imza atmaya devam ettiklerini söyledi.

    Cinayetti işleyenin yakalanmasına rağmen kendilerinin imza atmaya devam ettiğini kaydeden Hasan Elkatmış, “İmza atma işlemi bittikten sonra hala incelemeye devam ediyorlardı. Neyi inceliyorsun? Her şey ortaya çıkmış, bizim masum olduğumuz meydanda, halada devam ediyor” dedi.

    “İNANÇ VE KİMLİK ÜZERİNDEN BASKILAR UYGULANIYOR”

    DAD İzmir Şube Eş Başkanları Nebahat Çelik, büyük bir zulmün yaşandığını söyledi. Çelik, “Bu zulüm hep vardı. İnançlar ve kimlik üzerinden bu tür baskılar daha çok uygulanıyor. Bunu kınıyoruz. Ortada birşey yokken suçu zorla dayatarak kabul ettirmek bu insanlık dışı birşey. Bu asla kabul edilemez. Suçsuz oldukları ortaya çıkmasına rağmen cep telefonları verilmiyor. Yani kısacası ötekileştiriliyor, benden değilsen bu durumu yaşayacaksın diyor” dedi.

    Alevilere çağrıda bulunan Çelik, bu tür yaşanan olaylarda birlik olup mücadele çağrısı yaptı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Ozan Satılmış Dönmez Hakk’a yürüdü

    Ozan Satılmış Dönmez Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Ozan Satılmış Dönmez (Ozan Esnafi) Hakk’a yürüdü. 

    1958 Kırıkkale Yeniceli köyü doğumlu Ozan Satılmış Dönmez (Ozan Esnafi) bugün Hakk’a yürüdü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi üyesi de olan Ozan Satılmış Dönmez, 19 Haziran Cuma günü saat 10:00’da Batıkent Cemevinden uğurlanacak.

    Cemevindeki Hakk’a uğurlama sonrası Ozan Dönmez, Kırıkkale Sulakyurt Yeniceli köyünde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/ ANKARA

  • Aşık Ummani Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Aşık Ummani Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA – Alevi – Bektaşi Yolu’nda geleneği yaşatan, Yol’a hizmet eden, Aşık Ummani (70) bugün Hakk’a yürüdü. 

    70 yaşındaki Aşık Ummani (Battal Erden) bugün Hakk’a yürüdü. Mersin’de yaşamını sürdüren ve beyin damarlarında tıkanmaya bağlı olarak bir süredir yoğun bakımda tutulan Aşık Ummani, bugün Hakk’a yürüdü.

    Alevi – Bektaşi Yolu’nda geleneği yaşatan, Yol’a hizmet eden, yıllar yılı cem aşıklığı yapan, bağlama sanatının usta isimlerinden olan Ummani, Hacı Bektaş’a ve Dergaha bağlılığıyla da tanınıyordu.

    Aşık Ummani, yarın Mersin Cemevi’nden Hakk’a uğurlanacak.

    İlgili Haber İçin….

    Aşık Ummani: Bağlama, bütün müzik aletlerinin sesini içinde barındırıyor

     

  • Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 18. yılı – VİDEO

    Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 18. yılı – VİDEO

    PİRHA- “İşte gidiyorum çeşm-i siyahım” deyip yüce dağlarda dolaşıp, sesini ayağına cennet sunulsa da viran bağlarda çıkaran, acılardan ilacını alan, Pir Sultanlar gibi darağacını göğüsleme direncinde olan, Hak’kın davasını güden ve sınıfsız bir okulun kurulmasını isteyen, Aşık Mahsuni Şerif, 18 yıl önce bugün sokaklarda, caddelerde, evlerde, işyerlerinde, radyolarda, fabrikalarda, tarlalarda, köylerde, şehirlerde, konser alanlarında yükselen eserler bırakarak, hakka yürüdü.

    “Tevellüdüm merak ise miladî otuz dokuz
    Kasımın on yedisinde Zeynel babadan geldim.
    Döndü anaya rahmolmuş, ehlibeyt meftunuyuz
    Ben faninin acısına, seyrü sefadan geldim” diyen Aşık Mahsuni Şerif, 18 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Bedeni her ne kadar aramızda olmasa da, 62 yıllık yaşamında, bir çok unutulmaz eser bıraktı.

    Maraş’ın Afşin ilçesinin Berçenek köyünde dünyaya gelen Mahsuni Şerif, bağlamaya amcası Aşık Fezai (Behlül Baba) sayesinde merak saldı. Okul hayatına kendi köyünde başlayan Mahsuni Şerif, Astsubay Okulunu bitirdikten sonra, hayatını müziğe adadı.

    Mahzuni Şerif Ankara’da, Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi ozanla bir araya gelmeye başladıktan sonra ülke genelinde ve dünyada tanınmaya başlandı ve 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.

    “YEDİ SÜLALEM KIZILBAŞ’TIR”

    Seslendirdiği eserlerinden dolayı birçok soruşturma açılan Mahzuni Şerif kısa aralıklarla birkaç kez de hapse düştü.

    68’in devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği dönemde başbakan olan ve balyoz lakabıyla anılan “Gerekirse demokrasilerin üstüne şal örtmeli” sözü nedeniyle de Aziz Nesin tarafından kendisine Şalcı Nihat denen, Nihat Erim için yazıldığı iddia edilen “Erim erim eriyesin” türküsünü plağa okuması yüzünden hapse konuldu.

    Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif konser için gittiği Fransa’dan akraba ziyareti için gittiği Almanya’nın Köln kentinde 17 Mayıs 2002 tarihinde hakka yürüdü ve vasiyeti üzerine Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesinde toprağa sırlandı.

    Vefat ettiğinde, 2001 yılında, “Elhamdülillah Kızılbaş’ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaş’tır. Bir suç varsa o da dedemdedir” dediği için, DGM tarafından aleyhinde açılan dava henüz sonuçlanmamıştı.

    “BEN AĞUÇEN OCAĞI’NDAN BİR ALEVİYİM”

    Mahsuni Şerif’in “Ben Alevi olamam ki olsam da bilemem ki” sözlerinden kaynaklı tartışmalara şu sözlerle karşılık verir:

    “Çok iyi bir Alevi olmama rağmen hayatımda hiç Alevicilik yapmadım. İnsanı insandan üstün görmek gibi bir yanlışa düşmedim. Uzun senelerdir Türkiye’de benim Sünni’den dönme bir insan olduğum hakkında çok yaygaralar koptu. Bu kesin olarak yanlıştır. Ama benim Elbistan-Hasanköy’de kalan akrabalarım il Hatay’da, Nurhak’ta, Sivas ve Malatya’da yerleşip kalmış olan akrabalarımın çoğu asimile edilerek Alevilikten Sünniliğe döndürülmüştür. Bu doğru. Hatta Hasanköy’de kalan babamın öz amca çocukları aşırı sağcı ve Turancı geleneklere bağlı birer Sünni olarak hayata devam etmektedir. Şurası muhakkak ki insan insandır. Ama ben Ağuçen Ocağı’ndan bir Aleviyim.”

    Aşık Mahzuni’nin Berçenek köyünde ithafen yazdığı ‘Oy Bizim Eller’ ve ‘Acı Doktor’ bestelerinin yanı sıra; Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Mevlam Gül Diyerek, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Katil Amerika, Bu Mezarda Bir Garip Var gibi dilden dile yayılmaya devam eserlerinin yer aldığı 453 plağı, 58 kasedi ve yayımlanmış 8 kitabı bulunuyor. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgeseli olan Aşık Mahzuni’nin türküleri “Mahsuni’ye saygı” albümünde dahil pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.

     

  • Küçük Ozan’dan Kaz Dağları çağrısı: Çocukları buraya çağırıyorum – VİDEO

    Küçük Ozan’dan Kaz Dağları çağrısı: Çocukları buraya çağırıyorum – VİDEO

    PİRHA – Kaz Dağları’nda başlatılan ‘Su ve Vicdan’ nöbetinin en küçükleri arasında yer alan Ozan, 2 gündür alanda eylemciler ile beraber direniyor. Kırıkkale’den gelen Ozan alanda çok eğlendiği söylüyor.

    Haberin Videosu

    Çanakkale’nin Kaz Dağları bölgesinde yer alan Kirazlı Köyü’nde Kanada firması Alamos Gold’un yerli ortağı Doğu Biga Madencilik şirketi tarafından yürütülen altın madeni projesine karşı başlatılan ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ne destek amaçlı gelen Ozan, ağaçların kesilmesine ve derelerin kirletilmesine çok üzüldüğünü ifade ediyor.

    “AĞAÇLARIN KESİLMESİNİ ÖNLEMEK İÇİN BURADAYIM”

    PİRHA mikrofonuna konuşan Ozan şu çağrıda bulunuyor:

    “Ağaçların kesilmesini önlemek için buradayım. Arkadaşlarımla geldim oyun oynadım. Burada çok değerli dostlarım var. Arkadaşlarımın buraya geleceğinden eminim. Ağaçlar kesilir ise yangınlar çıkabilir, sular kirlenir. Ağaçların kesilmesi, yangınların çıkması ve derelerin kirlenmesi beni üzüyor. Bu ağaçların kesilmesini hiç istemiyorum. Bütün çocukları buraya çağırıyorum.”

    PİRHA / ÇANAKKALE

     

  • Okuma yazması yok ama üçüncü şiir kitabını yayınladı-VİDEO

    Okuma yazması yok ama üçüncü şiir kitabını yayınladı-VİDEO

    PİRHA– Okuma ve yazma bilmeyen Ozan Gülkız Aslaner, üçüncü şiir kitabını yayınladı. ‘Karanlıkta Açan Gül’ adlı eseri için yakınlarından destek alan Aslaner  “Önceden ben söylerdim eşim ise yazardı. Birkaç yıl önce onu kaybettim. Sonra komşularım yardımcı oldu. Onlar da taşınıp gitti. Şimdi yalnız kaldım. Şiirlerim aklımdan uçup gidiyor” dedi.

    Gülkız Aslaner, Çorum’un Alaca ilçesinde dünyaya gelip çocuk yaşta evlendirilerek bir yığın çilenin içerisine sürüklenmiş bir kadın ozan. Fakat zihnindekileri kağıda dökebilecek kadar dahi okuma yazması olmayan bir ozan.

    76 yaşında, tek başına Ankara’da bir evde yaşayan Aslaner, “Aslında ben ne ozanım ne de şair” diyor. Fakat gerisinde üç şiir kitabı biriktirmiş durumda. 13 Yaşında şiir üretmeye başladığını anlatan Aslaner, köyde okul olmaması sebebiyle hiç eğitim alamamış. Bu nedenle şiirlerin kaybolmaması için eşi Hasan Aslaner, Ozan Gülkız’ın bir anlamda hep kalemi olmuş.

    “ŞİİRLERİMİ KİMSEYE AÇIKLAYAMADIM”

    “Ben şiir okudum, eşim ise hep yazdı” diyen Gülkız Aslaner, geçmişine dair şunları anlattı:

    “Çorum’un Koçhisar köyünde doğdum. 14 Yaşını bitirip 15’e girdiğimde üç çocuklu bir adamla evlendirilip Yozgat’a gittim. Aile çok zengindi… 35 sene orada yaşadık. 5 çocukla ve evimle uğraştım. Köydeydim, bir zaman çok çalıştım ve sonra 1993’te Ankara’ya geldim. Ardından eşim vefat etti, yalnız kaldım. İlk şiirlerimi öksüz büyüdüğüm dönemde yazdım. Her şeye duygulanıyordum. Beni 5 yaşındayken teyzem alıp büyütmüş. Çok fakirlermiş. Ve ben her şeye duygulandım. Her şeyi kendime sorun yaptım. Söylediğim şiirleri kimseye açıklayamadım.”

     İLK ŞİİR, ATINI YİTİREN KÖYLÜYE 

    Okuma ve yazma bilmeden şiir üretmenin güç olduğunu anlatan Gülkız Aslaner, ilk şiirini nasıl oluşturduğunu da şu cümlelerle anlattı:

    “Köyümüzde at arabası şoförlüğü yapan biri vardı. Şehre gitmek isteyen onu çağırırdı. Birgün adamın atı öldü. Hasat zamanıydı ve o şoförün elde avuçta bir şeyi yoktu. Ne yapacağımızı şaşırdık. Kaynıma gelip yeni bir at alması için ‘bana biraz para ver’ dedi. O da ‘sana at alacak kadar param yok’ dedi. ‘Ne yapacak bu adam’ diye çok üzüldüm. Bunun üzerine bir şiir yazdım:

    Kendirdendir fakirlerin halısı
    Öküzü ölmüş yürümüyor kağnısı
    Ne hükümet duyar ne de valisi
    Ne olacak hali fakirin dedim

    “YAZAN OLMAZSA UNUTUYORUM”

    “Bu şiirle başladım. Fakat istediğim zaman şiir söyleyemiyordum” diyen Aslaner, yoksulun derdini kendi derdi görüp zorlu bir uğraşa girdiğinin altını çiziyor. “Aniden bir duygu geliyor, söylüyorum ama yazan olmazsa unutuyorum, yazan olursa kalıyor. Okumuşluğum yok ‘A’ derken ‘B’yi unutuyorum” diyen Aslaner, şiirleri nasıl bir araya getirdiğini ise şöyle anlatıyor:

    “Hiç kimse ‘bu harf şuraya olmamış’ diyen olmadı. Bu konuda destek olunmadı. Kendim söyledim, kendim ayarladım. İş görürken, düşünürken bir anda ilham geliyor. Hani ben âşık, şair falan da değilim. Sadece içimdekileri söyleyeceğim.

    Bir gün Sivas’tan dedemiz geldi. Çok bilgili insandı. Her söylediği yerine oturuyordu. O arada bir soru sorup ilk şiirimi de ona söylemek istedim. Fakat eskiden kadınlar, erkeğin yanında konuşamazlarmış ya… Aklımdakileri eve gelip akşam başladım söylemeye:

    Bir hazine gördün mücevher dolu
    Oradan payımı almak isterim.
    Kimler kurdu tarikatın yalana
    Ben onu pirimden sormak isterim
    Güzeldir pirimin sözleri güzel
    Muhabbet dağının düğümünü çözer
    Eline asayı kim aldı ezel
    Ben onu pirimden sormak isterim.

    Gökteki melekler ummana daldı
    Kimi yar eyleyip şeydaya saldı
    Süleyman’ın mührü kimlere kaldı
    Beni onu pirimden sormak isterim.

    Ozan Gülkız Aslaner, şiir üretimi için hep içindekilere kulak verdiğini anlatarak, çevresinde hiç şair olmadığına da dikkat çekti. Köylerine gelen dedenin deyişlerinden çokça etkilendiğini anlatan Aslaner’in anlatımları şöyle:

    “Beni yönlendiren kimse olmadı. Şiir içimden gelen bir şeydi.  Beni büyüten ocaktan gelen dede oldu. Onun her şeyine imrenirdim. Dede söylerken deyişlerini kalbimde tutardım. Sonrada onları eşim sayesinde yazıya dökerdim. Eşim yanımda olmadığı zamanlarda aklımdakiler uçup gidiyordu. Çok üzülüyordum. Cepte bir para yitirmiş gibi oluyordum.”

    İlk kitap yazma fikrinin nasıl ortaya çıktığını da anlatan Aslaner şöyle devam etti:

    “Dikmen’de yürürken inşaat halinde bir yerin cemevi yapılacağını öğrendim. Çok sevindim. Yani Ankara benim oldu. O anda şunları söyledim:

    Bir güneş yükseldi Dikmen üstünden
    Yükselip geliyor müminler için
    Bulutlar süzülmüş göklere ağır
    Rahmet yağacak müminler için
    Minnettarım bu temeli atana
    Hayırlı olsun memlekete vatana

    Bu şiiri söylediğimde bacımın oğlu beni aldı oraya götürdü. ‘Hala, şirin güzel olmuş gel cemevindekilere de söyle’ dedi. Ahmet Şahin isimli biri ‘Ablacığım çok güzel söylemişsin gel bir kitap bastıralım’ dedi. O önder oldu yani.”

    Aslaner, son kitabı ‘Karanlıkta Açan Gül’ için kızı ve yeğeninden destek aldığını da şu sözlerle anlattı:

    “Şurada iki kitabım var. Belki okuyan beni tanır. Değeri ne olacak bildiğim yok. Bu kitabın çıkmasına da kızım önder oldu. ‘Anne o kadar biriktirdin, bir kitap haline getirelim’ dedi. Diğer çocuklar karşı durdu ama ben yazdım. Hala şiir üretiyorum fakat hep unutuyorum. Yalnız kalınca komşum destek olup yazıyordu. O da taşındı gitti. Şimdi oturduğum bina hep iş yeri oldu, hiç kimse yok.”

    Eren GÜVEN / Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Ozan İsmail İpek: 2019 barış ve özgürlük yılı olsun-VİDEO

    Ozan İsmail İpek: 2019 barış ve özgürlük yılı olsun-VİDEO

    PİRHA-İsmail İpek Anadolu’nun aşıklık geleneğinin hayattaki sayılı örneklerinden. 2019’un ilk dakikalarında Ankara’daki evini Pir Haber Ajansı’na açan İpek, ödülleri ve başarılarıyla dolu tarih kokan odasında yeni yıl mesajı verdi. 

    İsmail İpek, 1942 yılında Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Kaşanlı Köyü’nde doğdu. Bağlama çalmayı ve aşıklık geleneğini küçük yaşlarda babasından öğrenen İpek, mahlas olarak kendi soyadını kullanıyor. İpek, 1965 yılında askerden döndükten sonra İstanbul’da Nesimi Çimen, Daimi gibi bazı aşıklarla tanıştı. Zamanla aşıklık geleneğine ilişkin bilgisini pekiştirip unutulmaz eserlere imza atan İpek, türkü, beste ve şiir çalışmaları yanında 70’li yıllarda çeşitli tiyatro oyunlarında da sahneye çıktı.

    Bugüne dek yaklaşık 60 adet 45’lik plak ve 15 kaset çıkaran İpek’in şiirleri çeşitli yerlerde yayınlandı, türküleri çeşitli sanatçılar tarafından seslendirildi. Eserleriyle ve güçlü sesiyle bugüne kadar birçok ödüle layık görülen İpek, Anadolu’nun aşıklık geleneğini yaşatan hayattaki sayılı halk ozanlarından birisi. Aynı zamanda sinema ve tiyatro sanatçısı Mahir İpek ile bağlama virtüözü sanatçı Mehmet İpek kardeşlerin de babası.

    “BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK YILI OLSUN”

    Yeni yılın ilk dakikalarında Ankara’daki evinin kapılarını Pir Haber Ajansı’na açan İpek, yeni yılın tüm insanlar için barış ve özgürlük yılı olmasını diledi. İpek, yeni yılda “Tüm insanlar gülsün, analar ağlamasın, insanlar mutlu olsun. Herkes hakkını alsın. Ezilenler ezilmesin. Herkes fikrini özgürce söylesin. Kelimelere kilit vurulmasın” dileklerinde bulundu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Feyzullah Çınar 30 Kasım’da Datça Cemevi’nde anılacak

    Feyzullah Çınar 30 Kasım’da Datça Cemevi’nde anılacak

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Cemevi, hakk’a yürüyüşünün 35. Yılında, Ozan Feyzullah Çınar’ı anacak. 

    Muğla Datça’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Cemevi, hakk’a yürüyüşünün 35. Yılında, ulu çınar Feyzullah Çınar’ı düzenlediği programla anıyor.

    Kızı Hüsniye Çınar’ın konuşmacı olarak katılacağı programda Şef Suna Sönmez, Dursun Alabıyık ve Kemal Kara’nın da dinletisi olacak. 30 Kasım Cuma günü saat 20.00’de başlayacak anma programı Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde olacak.

    FEYZULLAH ÇINAR KİMDİR?  

    Halk ozanı Feyzullah Çınar, 15 Kasım 1937’de Sivasın Divriği ilçesinin Sincan’ın bucağına bağlı Gürpınar Köyü’nde doğdu. 1950 yılında türkü söylemeye başladı. 1966 yılında ilk plağını çıkardı. Yaşamı sürecince; Alevi deyişleri ve toplumcu türkü sözleri nedeniyle hapse de girdi. 1983 yılında Hakka yürüdü.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yazar Ayhan Aydın’ın ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabı çıktı-VİDEO

    Yazar Ayhan Aydın’ın ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabı çıktı-VİDEO

    PİRHA- Alevi Yazar Ayhan Aydın, dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerini, gözlemlerini özet halinde ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabında topladı. Aydın, “Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve Kosova’da yaşayan Alevi Bektaşi inanç sistemi, öğretisi, türbeleri, dergahları, köyleri bu kitapta yer alıyor” dedi. 

    Alevi Yazar Ayhan Aydın, dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerini, gözlemlerini aktardığı  ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı yeni kitabına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Kitabına ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adını bilinçli koyduğunu belirten Aydın, “Dostluk, sohbet ve muhabbet çok güzel.  Muhabbet insana kapılar açıyor, yaralar sağaltıyor, insanı alıyor başka dünyalara götürüyor” diye konuştu.

    Aydın, “Bu kitabım benim denemelerimden oluşuyor. Alevilik Bektaşilikle ilgili iki bine yakın söyleşi yaptım. Bu söyleşilerin bir kısmı kitaplaştı, internet ortamında yayıldı, televizyonlarda, radyolarda bunları halka taşıdık. Ben de bu camianın içerisinde bunca yıl geçiren bir insan olarak tabi ki kimi gözlemlere sahip oldum ve bunları bir araya getireyim dedim. Bir kısmı daha önce bazı sunumlarda, dergilerde çıkmış yazılardan oluşuyor. Dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerimiz, gözlemlerimiz özet halinde burada aktardım” dedi.

    “GEÇMİŞİ GELECEĞE BAĞLAYACAK ALTIN ZİNCİRİN HALKASI GENÇLER”

    Gençlerle hasbihal eyledim, dertleştim ve dertlerimi onlara anlattım” diyen Aydın şöyle devam etti:

    “Bazen insan kör, sağır duvarlarla, engellerle ve dağlarla karşılaşıyor. Sizi en çok gençler anlar. Ve gençler bu geleneği yaşatacaklar, gençler bu yolu tutacaklar. Dolayısıyla gençlik o kadar önemli ki, yeryüzünün en önemli şeyi. Çünkü genç alacak hafızasına ruhuna ve kendi aklına yatanları daha çok içselleştirecek ve onları kendine dahil edecek. Bir bütün halinde topluma baktığınız zaman her şey aynı, değişen bir şey yok. Dolayısıyla geçmişi geleceğe bağlayacak zincirin altın halkası gençler. Biz onlara ne kadar çok şey verirsek, derdimizi anlatırsak o kadar kârdayız. Bizim kârımız da budur. Geleneğin bilgisini, gözlemlerimizi, sorunları serbestçe rahat bir şekilde okura taşıyacağız ve özellikle gençlerin anladığı dilden okura taşıyacağız. Onlar oradan ne alırsa hiç önemli değil. Yüzde birini bile almış olsa gerçekten onlar kendi düşünceleriyle bunu harmanlayacaklar, yoğuracaklar ve yollara devam edecekler.”

    “ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ SİSTEMİ BU KİTAPTA YER ALIYOR”

    Bu kitaptaki en önemli yazıların Balkanlarla ilgili yaptığı çalışmaların olduğunu belirten Aydın, “Yaklaşık 20-25 yıldır Balkanlara büyük bir ilgim var defalarca oraya gidip geldim. Bütün bu gezi notlarını bir başka bağımsız kitapta toplayacağım daha detaylı bir şekilde. Fakat bu kitapta en azından herkesin okuyabileceği şekilde aşırı detaylara girmedim ancak baktım yine 40 sayfayı bulmuş. Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve Kosova’da yaşayan Alevi Bektaşi inanç sistemi, öğretisi, türbeleri, dergahları, köyleri bu kitapta yer alıyor” diye konuştu.

    “OZAN YÜREĞİNE SAHİP VE OZANLARI SEVEN BİRİYİM”

    “Kitapta Kayaözlükten ozanları anlattığını ozan yüreğine sahip ve ozanları seven bir insan olduğunu” söyleyen Aydın, konuşmasına yeni kitabında da yer alan Kayaözlük Keskinli Aşık Haydari’ye ait şiirin şu dizeleri ile son verdi:

    “Ben ozanım Anadolum.
    Tasavvufta Yunus’uz biz, ben ozanım Anadolum.
    İsyanlarda Pir Sultanız, ben ozanım Anadolum.
    Taassubu yenebilen, türkü türkü Karacaoğlan, Köroğlu’nun sazını alan ben ozanım Anadolum.
    Torosların sert yaylası, Dadaloğlu’nun dili, Nazım ustanın teli ben ozanım Anadolum.
    Hem savaşta hem barışta, insanlık için yarışta, Mahsuni’yim ben Maraş’ta ben ozanım Anadolu’m. Nesimi’yim, Akarsu’yum.
    Yakıldıkça artar soyum, hem Gültekin hem Veysel’im, ben ozanım Anadolum.
    Yüz senede akmaz kanım, Hakk bendedir ben insanım, Daimi’yim çırakmanım ben Anadoluyum, ben ozanım.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Ozan Ali Kızıltuğ deyişlerle uğurlandı

    Ozan Ali Kızıltuğ deyişlerle uğurlandı

    PİRHA-Uzun süredir kanser tedavisi gören ve bu sabah hakka yürüyen 73 yaşındaki halk ozanı Ali Kızıltuğ’un cenaze erkanı sevenlerinin katılımıyla Ankara’da Çankaya Oran’da bulunan Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapıldı. 

    Halk ozanı Ali Kızıltuğ Ankara’da bir süredir tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Ali Kızıltuğ için Pir Sultan Abdal Cemevi’nde tören düzenlendi.

    Kızıltuğ için Çankaya Oran’da bulunan Pir Sultan Abdal Cemevi’nde düzenlenen Hakka yürüme erkanına  Alevi kurum temsilcileri, milletvekilleri, ozanlar ve çok sayıda kişi katıldı.

    Cemevinin bahçesindeki törende ozan Kızıltuğ’un tabutunun üzerine fotoğrafı, sazı ve karanfiller konuldu. Törene katılan ozanlar da deyişler çalıp söyledi.

    Törenin ardından Kızıltuğ’un cenazesi memleketi Sivas’ın Divriği ilçesindeki Mursal köyüne götürülerek toprağa sırlanacak.

    1944 yılında Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Mursal köyünde dünyaya gelen Kızıltuğ, “Asrı Gurbet Harab Etmiş Köyümü” isimli ilk plağını 1969 yılında doldurmuştu. Sanatçının bugüne kadar 103 plak ve 87 kaseti yayınlandı. 1969 yılından bu yana sadece kendi eserlerini seslendiren Kızıltuğ’un, 2 bini aşkın eseri bulunuyor. (HABER MERKEZİ)

  • 200 bestesi var; düzenlenmesini istiyor-VİDEO

    200 bestesi var; düzenlenmesini istiyor-VİDEO

    PİRHA – 12 yaşında beste yapmaya başlayan, mahlası Erfani  olan Ozan Mehmet Koç’un 200’e yakın bestesi bulunuyor. Aynı zamanda şiir de yazan Koç, bestelerinin aranje edilmesini (düzenlenmesini) istiyor.   

    Haberin Videosu

    Ozan Mehmet Koç, Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Akçakale Köyü’nde doğdu, Ankara’da yaşıyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na bağlı cemevlerinin şubelerinde kültür sanat faaliyetleri çerçevesinde bir araya gelen ozanlar arasında yerini alıyor ve bestelerini buralarda icra ediyor. 200’e yakın bestesi bulunan Koç, bestelerinin aranje edilmesini istiyor.

    Yoksul bir yaşam geçirdiğini ifade eden Koç, şunları dile getirdi:

    “Annem, babam çiftçiydi, ama çok fakirdik, köyün en fakiri bizdik. Askerliğimi yaptıktan sonra bir sene kadar davar yaydım. Ondan sonra devlet demir yollarına işçi olarak girdim. 25 yıl çalıştıktan sonra kamu görevimi tamamladım. 4 tane yavrum var. İkisi öğretmen biri mali müşavir, birisi de makine mühendisi.  Onlar okumak için Ankara’ya gelince ben de mecbur kaldım, erken emekli olup Ankara’ya geldim. Ankara’da da güzel bir hayatım var. Ortam güzel olsa, devlet baba huzurlu bir ortam sağlasa her şey güzel olacak.”

    200 YAKIN BESTESİ VAR

    12 yaşında beste yapmaya başlayan Koç, “200’e yakın bestem var. Fakat müziklerini yapamıyorum, ilkokul mezunu olduğum için yaban kalıyorum. Sözleri basit görünüyor ama çok anlam taşıyan şiirlerim var” diyor.

    Koç, yaptığı bir bestede, “İnsanlar hapiste, aydınlar hapiste, telekom satıldı. Bir ülkenin can damarı hiç kimseden çıt çıkmadı. İnsanlarımız duyarsız bilinçsiz” diyor. Mehmet Koç, aşıkların toplumun aynası olduğunu ve bunu, yazdıklarıyla topluma yansıttıklarını söyledi.

    Koç, bayram günü yaptığı bestesini PİRHA mikrofonuna seslendirdi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Bir gönüle aşk düşünce…-VİDEO

    Bir gönüle aşk düşünce…-VİDEO

    PİRHA- “Ben bir sümbüle gönlümü verdim. Ve sümbül gönlümü aldı benden ama sümbül öyle bir yerde yetişmiş ki onu demlemek istedim fakat uçurumdur, çıkamadım. Tırmandım, dağa yetişmeye çalıştım ama düştüm” diyen 62 yaşındaki Hıdır Baş Çelik, 42 yıl önce düştüğü bu ateşin közlerinde başladığı ozanlık hikayesini PİRHA’yla paylaştı.

    HABERİN VİDEOSU

    Muş Varto’nun Muskan köyünde yaşayan Hıdır Baş Çelik, “Aşk bana sevdayı, çileyi, kederi, insanlığın ne kadar yüce olduğunu öğretti” diyerek söğüt ağacının gövdesine kurduğu çardakta elindeki sazıyla anlatıyor ozanlık hikayesini.

    Hıdır Baş Çelik… 62 yaşında 6 çocuk babası. Muş’un Varto ilçesindeki Beşikkaya, eski ismi ile Muskan köyünde alabalık işi ile uğraşıyor.

    Çelik, “Alabalık işi ile uğraşıyorum aynı zamanda oturduğunuz şu ağacın tepesinde kendi yüreğimde oluşan volkanı değerli dostlarıma aktarmaya çalışıyorum. Beni anlayanlara anlamayanlara aktarmaya çalışıyorum. Eğer bir kültür yaratabilmişsem o zaman mutluluk duyarım” diyor.

    “SÜMBÜL GÖNLÜMÜ ALDI”

    42 yıl önce gönlünü bir sümbüle veren Çelik’in ozanlık serüveni de başlamış.

    Karşılıksız sevdiği kıza olan sevdasını şu sözcüklere sığdırmaya çalışıyor Çelik:

    Ben bir sümbüle çiçek verdim. Ve sümbül gönlümü aldı benden ama sümbül öyle bir yerde yetişmiş ki onu demlemek istedim fakat uçurumdur, çıkamadım. Tırmandım, dağa yetişmeye çalıştım ama düştüm. Düşünce de aşk ateşine… Aşk ateşi her tarafımı sardı ve beni yakmaya başladı. Yakıyor yüreğimi… 42 yıldır başladı bu aşk ama sümbülün sevdası çok büyüktür çok derindir. Aşılması çok zordur. Ne mutlu bana ki ben gönlüme dizgin vermişim, gemlemişim ve o dizgini de elimde sıkı tutmuşum, bırakmıyorum. Eğer bırakırsam o gönül beni götürür ve bir yere çarptırır ve düşürür.”

    “HER ŞEY AŞKTA MEVCUT”

    “Dünyanın en büyük nimetlerinden biridir sevgi” diyen Çelik, bakın aşkın kendisi üzerinde yarattığı etkisini nasıl anlatıyor:

    “Aşk bana sevgiyi sevdayı öğretti. Aşk bana çileyi kederi öğretti. Aşk bana benim ne olduğumu öğretti. Aşk bana insanlığın ne kadar yüce olduğunu anlattı. Her şey aşkta, sevgide mevcuttur. Sevgide yanlışlık olmaz. Sevgide dürüstlük, güzellik, insanlık olur, sevgide yalan olmaz hırsızlık olmaz haşa namussuzluk olmaz.”

    SEVDALININ KİTABI…

    Çelik’in ozanlık serüveni de aşkın ardından başlamış:

    Zaten ozanlık aşktan doğuyor. Aşık olmazsan ozan olamazsın. Aşkın ateşinde yanmazsan bir şeyler üretemezsin, yanacaksın ki bir şeyler üretebilesin yoksa üretemezsin.”

    Çelik, 2012 yılında “Gula Xızıre” adlı kitap yayınlamış. Çelik, “Sevdalının kitabı dağ olur, sevgi olur, sevgili olur, güneş olur, Varto olur, doğa olur. O dağlar benim dedemi, babamı kucaklamış. Şimdi beni kucaklıyor sırasıyla. O dağlar hem bana hüzün veriyor hem neşe hem de elem veriyor” diyor.

    Bestelediği kendi şiirlerini Mikail Aslan, Süleyman Geyik, Ali Akalın, Devrim Bozkır, Ünsal Bozkır ve daha birçok sanatçı söylüyor. Aşk sinen şarkısını önce ağacın üzerinde ardından da eşi ile birlikte çayırlıkta söylüyor Hıdır amca.

    Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

    MUŞ/Varto

     

     

  • ‘O sevdadan geriye ozanlık kaldı’-VİDEO

    ‘O sevdadan geriye ozanlık kaldı’-VİDEO

    PİRHA- Muş Varto’ya bağlı Muskan Köyü’nde bir dolunay akşamı Ozan Egit Doğan’ın evine konuk oluyoruz. 55 yaşındaki Egit Amca, bir aşkın girdabından ozanlığa doğru gidişini anlattı, bir yandan da o güzel bestelerini seslendirdi. Eğit amca, sevdiği kızı alamayınca, acı ve hüzün yazdığı şiirlere sirayet etmiş. “O sevdadan geriye ozanlık kaldı” diyor. 

    HABERİN VİDEOSU

    55 yaşındaki Egit Doğan Muş Varto’nun Muskan Köyü’nde yaşıyor. Emekli ve tarla işleri ile uğraşan Doğan, babadan kalma arazilerine 30 çeşit ağaç, ceviz ve 600’e yakın fidan dikmiş. Yaptığı işi de şöyle tanımlıyor:  “Toprak anayla uğraşıyorum Aşık Veysel’in de dediği gibi “benim sadık yârim kara topraktır.” Naçizane bir eser bırakamasak da bizden sonra ‘sevdiği kızı alamadı, en azından ağaç yetiştirdi’ desinler.”

    Evet sevdiği kızı alamamış Egit Amca. Alamayınca acı ve hüzün, yazdığı şiirlere sirayet etmiş.  Egit Amca, “O sevdadan geriye ozanlık kaldı” diyor.

    SEVDASINI ŞİİRLERE DÖKMÜŞ

    Neden kavuşamadığını ise şöyle anlatıyor:

    “Ben kimsenin hakkını yemem bilerek. Hep tek taraflıydı bazen tartışma ortamımızda arkadaşları bırakmıyordu ‘sen lise mezunusun o ortaokul mezunu’ gibi şeyler söylüyorlardı biz de bir türlü orta yolu bulamadık.”

    Bu sevdanın ardından başlamış yazmaya. Kendi el yazısıyla yazdığı yüzlerce şiiri var Eğit Amca’nın. Bir şiirin hikayesini ise şöyle anlatıyor:

    “Komşu köy Ozankent’te düğündeydik. Türkü söylüyorduk. Pencerenin önünden 3 kişi geçti, biri sevdiğim kızdı, diğeri ise arkadaşları. Ev sahibine ‘sizde kim var’ dedi. Ev sabihi de ‘senin dayın’ cevabını verdi. O da dayım kim diye sorduğunda ‘Egit’ dedi. O da inkar etti ‘dayım değil’ diye. Ben de ev sahibine yazıktır takılmasın dedim. Bunun üzerine yazdığım bir dörtlük var.”

    Genelde şiirlerini kendi Anadili Zazaca’da yazan Egit Amca, “Biz ilkokulda Türkçe yazıyorduk o zamanlar çevremiz yeni öğreniyordu Türkçeyi, bir gün Hıdır Çelik’e biz hep Türkçe yazıyoruz ama büyüklerimiz anlamıyor, kendi ana dilimizle yazalım dedim ve öyle başladık” diyor. Egit Amca sevdanın yanı sıra şiirlerinde Türkiye toplumunun yarası olan katliamları da işlemiş.

    AH O ESKİ SEVDALAR…

    “Halk anladıkça anlamlı olur. Gurbetçiler hasretlik çekiyor. Kendilerini burada hissediyorlar” diyen Doğan, hala bazen karşılaştığı insanların ‘Sevdan ne oldu’ diye sorduklarını da ekliyor.

    Günümüzle kıyaslıyor sevdayı. Biraz yapmacık geliyor. “Ben 55 yaşındayım ama bahsederken bile heyecanlanıyorum. Biz sabahlara kadar ‘ah o günler’ diye ağlıyorduk geçmişe döndüğümüzde” sözleriyle hisselerinin yoğunluğunu anlatıyor Egit Amca.

    Öte yandan Egit Amca’nın şiirlerini, bestelerini birçok sanatçı da okuyor. Sanatçı Soner Soyer ile bir klibi bile var.

    Rojda’nın okuduğu bir bestesini seslendiriyor. Dolunayı arkasına alan Egit Amca, ellerini iki yana açıp başlıyor eserini okumaya. Tüm hüzünlere, kavuşamamış aşklara el açar gibi…

    Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

    MUŞ/VARTO