Etiket: ozanlık geleneği

  • ‘Deyişlerin Dili’ atölye çalışması başladı: Yol’a gönül verenlere hizmet içi eğitim -VİDEO

    ‘Deyişlerin Dili’ atölye çalışması başladı: Yol’a gönül verenlere hizmet içi eğitim -VİDEO

    PİRHA – Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der), 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” adlı atölye çalışmasına başladı. Derneğin Başkanı Kenan Şahbudak, genç kuşağın, deyişlerdeki birçok kelimenin anlamını bilmediğine işaret ederek “Edep ve erkanla ilgili bir eğitim çalışması gibi düşünebiliriz” diye konuştu.

    Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der) 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” isimli atölye çalışmasının ilkini yaptı. Yoğun talebin oluştuğu programda aşıklık, zakirlik ve ozanlık üzerine söyleşiler gerçekleştirilecek.

    Derneğin Ankara’daki adresinde yapılan çalışmalarının başında 2010 yılında UNESCO tarafından “Yaşayan insan hazinesi” ilan edilen Ozan-Der üyesi Dertli Divani yer alıyor.

    “EDEP VE ERKANLA İLGİLİ BİR EĞİTİM”

    10 hafta boyunca her pazartesi saat 19.00 ile 21.00 saatleri arasında yapılacak çalışmaların detaylarına dair Ozan-Der Başkanı Kenan Şahbudak bilgi verdi. Halk Ozanları Kültür Derneği’nin 50. kuruluş yıldönümü sebebiyle böyle bir çalışmaya imza attıklarını söyleyen Şahbudak, şu bilgileri verdi:

    “Derneğimizin 50. yılı sebebiyle birçok etkinliğe başladık. Bunlardan bir tanesi de UNESCO tarafından ‘Yaşayan insan hazinesi’ ilan edilen ve çalışmalarını bu yönde faydalı bir şekilde sürdüren, aynı zamanda Ozan-Der’in de üyesi olan Dertli Divani’ye daha önce yapmış olduğu Mekteb-i İrfan çalışmalarından kaynaklı teklif götürdüm. ‘Bir benzer çalışmayı mutlaka Ozan-Der’de yapmalıyız’ dedim. Farklı olan yanı ise şu: ‘Ozanlık, aşıklık geleneği ve deyişlerin tasavvuf dilinin özellikle çözümlenmesinde deyişler ne anlatıyor’ konuları ile ilgili bir nevi eğitim, yani atölye çalışması olarak bunu düşünebiliriz.

    “HER HAFTA 50 KİŞİYLE MUHABBET”

    Her pazartesi günü 19 ile 21 saatleri arasında yaklaşık 50 kişi ile muhabbet yapacağız. Toplamda bu çalışma 10 hafta sürecek. Bu muhabbetin arkasından da büyük bir konser yapacağız. Konserde her hafta Dertli Divani ve saz ekibi ile çalıştığımız deyişlerin yer aldığı halka açık bir konser yapacağız. Buradaki esas amacımızı bir tür hizmet içi eğitim olarak düşünün. Ozanların, aşıkların, bu Yol’a gönül vermiş olan kişilerin kendini yetiştirmesiyle; edep ve erkanla ilgili bir eğitim çalışması gibi düşünebiliriz. Bu büyük vakıflar neden bu işi yapmazlar diye hep aklımda bir düşünce vardı. İşte dedeler, aşıklar, ozanlar, kendi kendini neden geliştirmez anlamında bir düşünceydi bu. Bir erkan bütünlüğü neden olmuyor diye düşüncelerim vardı ve sonuçta biz bunu Ozan-Der’de yapabiliriz dedik.”

    “AŞIK VE OZANLARA YÖNELİK HİZMET İÇİ EĞİTİM”

    Derslerin içeriğine dair de konuşan Ozan-Der Başkanı Kenan Şahbudak, şunları kaydetti:

    “Örneğin Aşık Veysel’in bir deyişini satır satır inceleyeceğiz. Aşık Veysel o dizelerde ne demek istemiş? Genç kuşak, türkülerin, özellikle de tasavvuf dili ile yazılmış olan deyişlerdeki birçok kelimenin anlamını bilmiyor. Hatta yanlış söylemler de oluyor. Bunları açıklayıp, saz ekibimizle icra ederek hem anlatacağız hem slayt gösterisi yapılacak hem de saz ekibimiz en sonda o deyişi icra etmiş olacak. Ama bunun içinde sadece bunu saz söz anlamında değil, bir bütün olarak düşünmemiz gerekiyor. Bir örnek verecek olursam; Vahdet-i vücut ya da vahdet-i mevcut ne demektir? Enel Hakk ne demektir? Kabe ne demektir? Şairler, ozanlar bunları yazıyor ama yazılan kelimenin manasını bilmiyor. Mesela ‘levh-i kalem’ diye yazılmış. ‘Nedir bu?’ diye soruyorum ama anlamı yok. Dolayısıyla hedefimiz yazan, çizen aşık ve ozanlara yönelik hizmet içi bir eğitim olacak. Bu geleneği, bu Yol’u öğrenmek isteyen gençlerimiz de çok, sadece Alevi-Bektaşilerin geldiği bir etkinlik de olmayacak bu. Bu felsefeye inanmış herkese açık bir çalışma diyebiliriz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Halk ozanlarından sandığa çağrı: Gericiliğin tarafında yerde yer almayız-VİDEO

    Halk ozanlarından sandığa çağrı: Gericiliğin tarafında yerde yer almayız-VİDEO

    PİRHA – Halk ozanları, 28 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi için halkı sandığa davet etti. “Umudu henüz kesmedik” diyen ozanlar, şaibelere de işaret ederek mücadele etme sözü verdi. Ozanlar, ” Barış, özgürlük diyenler kazanacak” dedi. 

    13. Cumhurbaşkanı’nını seçmek için 28 Mayıs’ta yeniden sandıklar kurulacak. İlk turda yüzde 49.51 oy alan Recep Tayyip Erdoğan ile yüzde 44.88 alan Kemal Kılıçdaroğlu, ikinci turda yeniden yarışacak.

    İkinci tur seçimlerine hazırlıklar sürerken halk ozanları da sandığa gitme konusunda çağrıda bulundu.

    “UMUDUMU KESMİŞ DEĞİLİM”

    Ozan Süleyman Özkan, “21 yıldır gerici, bağnaz düşünceye yeter ezildiğimiz, yok olduğumuz” diyerek, “Aydın, gözünün önünü görebilen insadır. Ülkenin nereye ve hangi uçuruma doğru yuvarlandığını görür. Ancak özgürlüğü anlayamamış birçok insanın küsüp de sandığa gitmeme duyumlarını alıyoruz. Çok yanlış yapıyorlar. Bu ülke bizim. Hiçbir bağnaz yapıya teslim etmek gibi bir düşüncemiz yok, olmamalı da. Bu nedenle insanların, önüne bakıp bu mecburi olan görevlerini yerine getirip, aydınlık yola oylarını kullanmalarını öneriyorum. 21 yıldır gerici, bağnaz düşünceye yeter ezildiğimiz, yok olduğumuz. Bu nedenle umudumu kesmiş değilim ancak birbirimize sahip çıkıp, gözümüzün önünü görmek zorundayız” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞ, ÖZGÜRLÜK DİYEN İNSANLAR KAZANACAKLAR”

    Ozan Adıgüzel Kara da 14 Mayıs seçimlerini işaret ederek “Bir bit yeniği var” dedi. Ozan Kara, her şeye rağmen mücadele edeceklerini belirterek şunları söyledi:

    “Ecevit, Demirel, Erbakan ve Türkeş kimi dönem muhalefette kimi dönem iktidarda kaldılar ama hiçbirisinde böyle hırs, böyle ‘ne olursa olsun ben olayım’ durumunu görmedim. Birincisi, muhalefette olmak her partinin hakkıdır. Muhalefette kalmak da bir erdemliktir. Dinlenirsin, ülkeye değişik açıdan bakarsın vs. ama öyle bir şey göremiyorum. İkincisi, geçtiğimiz seçimlerde gördüğümüz kadarıyla şöyle bir tablo oluştu; bir ring düşünün, 2 boksör maç yapacak. Birisinde kurallar var diğerinde hiçbir kural yok. Maç boyunca hakem, kesinlikle ona uyarı yapmıyor, diğeri ise kurallara uyduğu halde sürekli düdük sürekli düdük… Seçim de böyle oluyor. Bir sürü şaibe duyuyoruz. Diyelim biri yalan, ikisi yalan; bunun hepsi mi yalan? Zira onlarca kamuoyu araştırma şirketleri vardı, hadi birisi yanıldı, hepsi de mi yanıldı? Buna rağmen mücadele edeceğiz.

    Muhalefet partilerin dillerinden yapıcı cümleler çıkıyor; barış, özgürlük, kardeşlik, umut, gelecek diyorlar. Hep sevgiye dönük cümleler sarf ediyorlar. Öbür tarafta iktidarda olanlardan ise gerçekten utanıyorum. Sahte videolar ile kötü işler yapıyorlar. Belki birkaç seçmen buna inanabilir ama bütün dünya gülüyor. Ülkem adına üzülüyorum. Barış, özgürlük diyen insanlar bir gün elbette ki kazanacaklar.”

    “BU SEÇİM YAŞAMSAL ÖNEME SAHİP”

    Ozan Şahini ise, 28 Mayıs’ta yapılacak seçimleri “yaşamsal öneme sahip” sözleriyle tarifledi. Şahini, “Yaşamak istiyorsak Millet İttifakının adayına ‘evet’ diyeceğiz.  Hak, hukuk, adalet. Özellikle Türkiye’de kadın olmak, dünyada kadın olmak çok zor. Haklarımıza sahip çıkacağız, çıkmayanları çıkmaya çalıştıracağız. Yanımızdaki, yöremizdeki umutsuz olanları da umutlu olmaya çağıracağız” diye belirtti.

    “HALK OZANLARI DÜRÜSTLÜĞE TARAFTIR”

    Ozan Emaneti, yapılacak seçimlere dair “Halk ozanları iyiliğe, güzelliğe, doğruluğa dürüstlüğe taraftır. Haksızlığa, zulme, yolsuzluğa karşıdır. Onun için önümüzde seçimde biz de tabii ki bir tarafız. Yobazlığın, gericiliğin taraf olduğu bir yerde yer almayız. Aydınlık bir yüz olduğu yerde, güzelliğin olduğu yerde yer alacağız” yorumunda bulundu.

    Ozan Emaneti ayrıca şu şiiri de dile getirdi:

    Ben bir halk ozanıyım, Sazım var sözüm var.

    Çalarım söylerim ilham geldikçe,

    İçim rahat değil, yanar közüm var,

    İnsanlık peşine, koşup geldikçe.

    Halkıma yapılan zulümden bıktım,

    Sırtladım yükünü bendime yıktım,

    Haksızlığa karşı bu yola çıktım,

    Dönmezem yolumdan bu can sağ kaldıkça.

    Pir Sultanlar gibi assalar beni,

    Nesimiler gibi kesseler beni,

    Yedi kat derine bassalar beni,

    Ölmezem yaşarım, halk var oldukça.

    Emanet ozanım ozan oğluyam,

    Pirimden el aldım, ona bağlıyam

    Bırakın halkımla gülü bağlayam,

    Üç günlük dünyada zaman buldukça.”

    “TÜM SEÇİMLER ŞAİBE ALTINDADIR”

    Kamber Gürbüzdal da, “Ozanlık bir savaş” diyerek daima mücadele içerisinde olduklarının altını çizdi.

    Ozanların, yaşadıkları çağa ait sorunlara hep başkaldırdıklarını anlatan Gürbüzdal, seçimlerdeki usulsüzlüklere işaret ederek “Gerçekten bir savaş veriyoruz şu anda. Yıllardan beri de tarihimizde bu böyle olmuştur. Ozanlar, düzene karşı kendi başına bir savaş veriyor. Pir Sultan’dan beri bu devam ediyor. Elbette yarınlar bizim olacak. Bu ülke seçimi kazanarak gelmedi bugünlere. Bir kavga olacak ama er ama geç. Bu düzen başka türlü yıkılmayacak diye düşünüyorum. Çünkü yasa, sistem, düzen tanımıyorlar. Kurumlar ellerinde. Türkiye’de seçim bana göre geçersiz. Tüm seçimler şaibe altındadır. Benim için seçimler hükümsüzdür” dedi.

    Eren GÜVEN- Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Kamber Nar: Toplumun bir araya gelmesinden rahatsızlık duyuyorlar-VİDEO

    Kamber Nar: Toplumun bir araya gelmesinden rahatsızlık duyuyorlar-VİDEO

    PİRHA – Ozan Kamber Nar, konser yasaklarının yanı sıra müzik emekçilerine dönük saldırıları kınayarak “Ozanlar gerçekleri söyleyen, her zaman haksızdan hesap soran kişilerdir. Dolayısıyla günümüzdeki yasaklamalar onların işine geliyor. Yani toplumun bir araya gelmesinden rahatsızlık duyuyorlar” yorumunda bulundu.

    Anadolu Fest etkinliğinin iptal edilmesiyle başlayan konser yasakları hız kesmeden devam ediyor. Müzik emekçilerinin konserlerine getirilen yasakların yanı sıra müzisyenlere dönük saldırılar da toplumun canını yakan bir diğer konu oluyor.

    Yasaklanan konserler için “kamu düzeni ve kamu güvenliğinin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi” gerekçeleri öne sürülürken, müzisyenlerin şiddete uğramasını engelleyecek ciddi bir hassasiyet ise ortaya konulmuş değil.

    Gerici grupların talepleri doğrultusunda, valilik kararlarıyla konser ve festivallerin iptal edilmesi ve müzik emekçilerine yönelik şiddet furyasını Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan Der) Başkanı Ozan Kamber Nar ile konuştuk.

    “MÜZİSYENLERE SALDIRANLAR ‘YARGI BİZİ CEZALANDIRMIYOR’ CESARETİNDELER”

    Pandemi sürecinde geçim sıkıntısı çekip intihar eden müzisyenlerin yaşadıkları henüz çok sıcakken, şimdi de istek eserlere karşılık verememeleri sebebiyle saldırıya uğrayan müzik emekçilerinin yaşadıkları gündemde. Ozan Kamber Nar ise “Bu şiddetin bir de öncesi var” diyerek “Ülkedeki gidişat ve kültüre bakış açısı çok iyi değil” değerlendirmesini yaptı. Ozan Nar, pandemi sürecindeki yasaklamalarla ardından kültürel faaliyetlerin büyük oranda sekteye uğradığını söyleyerek şu yorumda bulundu:

    “İnsanların sosyalleşmesi onların işine gelmiyor. Özellikle ozanlar gerçekleri söyleyen, her zaman haksızdan hesap soran kişilerdir. Dolayısıyla günümüzdeki yasaklamalar kısıtlamalar onların işine geliyor. Toplumun aydınlanmasını istemiyorlar. Geçmişte Mahsuni Şerif “Amerika katil katil” derken yalan mı söyledi? Bakın bugün neredeyse onlar bu türküyü söyleyecek hale geldiler. 50 yıl önce söylenen türküler ne kadar da ufku açık ve geleceği öngören insanlar tarafından söylenmiş. Yani toplumun bir araya gelmesi gerçeklerin öğrenilmesi onları rahatsız ediyor. Dolayısıyla engellemeler festivaller ile başladı ve konserlerle sürüyor. Şimdi de fiziksel baskı ve öldürülme gibi her türlü şey var.
    Müzisyenler pandemi sürecinde aç kalıp enstrümanlarını satarken bu insanlara destek verilmedi. Zaten toplumun hiçbir kesimine de destek verilmedi. Aç kalan müzisyenler intihar eder oldu. 20 yılda ekilenler bugünlerde biçilmeye başlandı. İnsanlara hakaret edilip, öldürülüp ve darp edilirken yapanların kim oldukları da meydana çıkıyor. Bu kişiler ‘Arkamızda gücümüz var. Yargı bizi cezalandırmıyor. Bir telefon edersek buradan çıkar gideriz. Yaptığımızda yanımıza kalır’ cesareti ile hareket ediyor.”

    “OZANLARIMIZ SAHNEYE ÇIKARKEN TEDİRGİN OLMAYA BAŞLADI”
    Sanat camiasındaki örgütlülüğün geçmiş yıllara nazaran zayıflamasındaki nedenler de Ozan Kamber Nar’ın değerlendirmeleri arasında yer aldı. “Bu konu bizim kanayan yaramız” diyen Ozan Nar, müzisyenlerin hedef haline getirilmesine karşın topyekun ses çıkarılamadığını ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Halk Ozanları Kültür Derneği 1974’te kurulmuş. Feyzullah Çınar, Ali Kızıltuğ, Muhlis Akarsu, Mahsuni Şerif’in ve daha birçok Hakk’a yürümüş insanın içinde olduğu bir dernek… Örgütlülüğün önemini o dönemde kavramışlar. Ozanları bir araya toplayarak güç elde etmişler. 1980 darbesinde dahi bu dernek kapatılamamış. Örgütlülükte her zaman yarar var. Bizler de kör topal bu örgütlülüğü bugünlere getirdik. Ancak pandemi iyice tuz, biber oldu ve ozanlar artık kalabalığa girmemek için derneğe de gelmiyorlar. Bu arada ekonomik sıkıntılar da başladı. Bu nedenle örgütlülük de çözülmeye başladı. Zaten büyük şehirlerde ozanlık kültürü biraz daha yozlaşma içerisine girdi. Herkes bencilleşmeye başladı.
    Akşamları sahneye çıkarken tedirgin olmaya başlayan ozanlarımız söz konusu. Bu arkadaşlarımız ‘birileri istekte bulunacak ve ben karşılık veremeyeceğim’ hissiyatıyla başıma bir şey almayayım kaygısına giriyor. Bu insanlar ekonomik zorluk çektiği için ek gelir sağlamak adına buralarda müzik yapıyorlardı ama artık korkudan gitmemeye başladılar. Dolayısıyla hiç iyi bir yöne gitmiyoruz.”

    “O ESKİ YÜREKLİ YİĞİT OZANLAR ŞİMDİ YOK”
    Ozan Kamber Nar, sanat camiasının, ‘işimi kaybederim’ kaygısı ile hareket ettiğini belirterek “O eski yürekli yiğit ozanlar şimdi maalesef yok” diye de ekledi. Ozan Nar, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Geçmiş yıllarda bir kurumda idarecilik yapıyordum. Televizyon ve radyolarda programlar yaparken Hacı Bektaş Veli ile ilgili bir programa çıktım. İşe başladığım gün sorumlu kişi, beni arayarak ‘senin hacı-hoca, sağcı-solcu müşterilerin var. Takımını dahi belirtmemeye çalış’ gibi uyarıda bulunmuştu. Ben de ‘tamam’ demiştim, çünkü ekmek paramı oradan kazanıyordum. Emekli oluncaya kadar da dişimi sıktım. Ya çalıştığımız işlerden ya da genel yönetimden kaynaklı sıkıntılar bütün insanları bastırdı. Açıkçası bizlerde de biraz gevşeme oldu. Ozanlık camiasında o eski yürekli yiğit ozanlar şimdi maalesef yok.”

    “TEK OLURSAK GÜÇLÜ OLUR, İSTEDİĞİMİZİ YAPTIRABİLİRİZ”

    Kamber Nar, geçmişte yaşam sürmüş ozanların direncine ulaşmak adına yapılması gerekenlere de değinerek “Şimdi biz, ozanları bir araya getiremiyoruz. Bir dernek altındayken başka başka derneklerin açılacağını duyuyoruz. Tek olursak güçlü olur, yumruğumuzu vurup istediğimizi yaptırabiliriz. Ayrıca kimi arkadaşlarımız tezenesini içkilere meze ediyor. Düzgün yerlerde çalıp söylemek lazım. Ozanlığı yerle bir etmemek lazım. Böyle olunca toplumun değer yargısı da değişiyor” ifadelerini kullandı.

    Kamber Nar, sanatçıların konserlerinin engellendiği sürece ilişkin de değerlendirme yaptı. “Yasaklara karşı susmayacağız” vurgusunu yapan Ozan Nar sözlerine şöyle devam etti:
    “Anlattıklarımdan bir umutsuzluk sonucu çıkmasın. Umudu hiçbir zaman yitirmeyip üstüne üstüne gideceğiz. Baskının üstüne ısrarla gideceğiz. Yasaklar, baskılar Pir Sultan’ların döneminden başlıyor, bu yeni değil ki. Mücadele sonucunda bugün ‘Aleviyim’ diyebilen insanlar çoğaldı. 1993 Sivas Katliamı’ndan sonra ‘Devrimciyim, solcuyum, Aleviyim’ diyenler çoğaldı. Bedel ödemeden bir yerlere gelinemiyor. Mutlaka bedel ödememiz lazım. Birlikte olup tek yumruk olmamız lazım, başka bir seçeneğimiz yok.”

    “CUMHURBAŞKANI, VERİLEN O BAĞLAMAYI SADECE BİR AĞAÇ OLARAK TUTTU”

    Kamber Nar, Şahkulu Sultan Dergahı yönetimi tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye olarak verilen bağlamaya da değinerek şunları söyledi:

    “AKP, o bağlamanın değerini anlayabilecek bir siyasal iktidar değil. Sayın cumhurbaşkanı, verilen o bağlamayı sadece bir ağaç olarak tuttu. Bağlama bizde ‘Telli Kur’an’dır. Ama cumhurbaşkanımız düşünce yapısı olarak da söylemleriyle de o bağlamanın değerini anlamamıştır. Cemevlerine ‘cümbüş evi’ de demişti. Bugün ‘kötü’ dediğine yarın ‘iyi’ diyor. Dolayısıyla oturup saz da çalsa ben hiçbir şekilde tasvip edip bize yakın bir durum görmüyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Ahmet Özbek: İktidarın konser yasakları toplumun yaşam biçimine de müdahaledir-VİDEO
    > Aşık Selahattin Dündar: Faşist darbe dönemlerinde dahi sistematik bir yasak ve şiddet hatırlamıyorum-VİDEO
    > ‘Sanatçı statükoya karşı itirazını güçlendirmeli’-VİDEO
    > ‘İktidarın susturma, sürgün ve yok saymasına karşı ortak tutum belirlemeyiz’-VİDEO

  • 1975’ten günümüze bir yayın serüveni: Aşıkça Kültür Sanat Dergisi-VİDEO

    1975’ten günümüze bir yayın serüveni: Aşıkça Kültür Sanat Dergisi-VİDEO

    PİRHA – 1975 yılında yayın hayatına son vermek durumunda kalan ‘Aşıkça’ dergisinin serüveni sürüyor. Derginin emektarları Hüseyin Gürbüz ile Ozan Selahattin Dündar, ozanlık geleneğini ayakta tutmak için mücadele yürüttüklerini belirterek “Dadaloğlu’nun yazdığı bir şiir Karacaoğlan’a ya da Ruhsati’nin yazdıkları başka birisine mal edilmişse bunları belgeleri ve doğruları ile yansıtmak istiyoruz” dedi.

    İlk sayısı 1975 yılında çıkan ve aynı yıl yayın hayatına son vermek durumunda kalan ‘Aşıkça’ dergisi bugün yeniden serüvenine devam ediyor. Üç ayda bir okuyucuya ulaşan dergide, ozanların yaşantılarından kesitler, kültür-sanat dünyasına dair makaleler ve şiirler bulmak mümkün.

    44 Yıl aradan sonra yeniden hayat bulan Aşıkça kültür ve sanat dergisinin tarihçesini Hüseyin Gürbüz ve Selahattin Dündar’dan dinledik.

    Hüseyin Gürbüz, derginin sahibi ve aynı zamanda halk ozanı Ali Gürbüz’ün oğlu. Ozan geleneğini aileden yakinen bilen Gürbüz, aynı zamanda Ankara’da matbaacılık yapmakta.

    44 YILIN ARDINDAN OLUŞAN ISRARIN NEDENİ…

    Hüseyin Gürbüz, Aşıkça dergisini ilk olarak 1975 yılında çıkartabildiklerini, ancak dönemin şartları gereği birkaç sayının ardından tekrar yayına son verdiklerini aktardı. 2019 yılında yeni bir sayfa açan Gürbüz, “Aşıkça dergisinin ortaya çıkma nedeni içimizdeki bu uhde aslında” diyerek amaçlarını anlattı. Hüseyin Gürbüz, “Babamın anılarını, ozanlık geleneğini yaşatmak adına” yola çıktıklarını söyleyerek şu aktarımda bulundu:

    “Eksik olan bir şeyi gündeme getirmek, tarihe yazılı bir belge sunmak adına yola çıktık. Ozan olarak saygı duyduğum Selahattin Dündar ile birlikte bu işi netleştirdik ve aramıza sevgili üstat Hasan Kaplani’nin de katılımıyla hızlı bir yol aldık. Genel Koordinatör olarak işe başlayan Hasan Kaplani’nin katkıları ile dergi bugüne kadar geldi. Eksik olan bir şeyi ortaya net olarak çıkarttığımıza inanıyoruz. Akademik bir unvana sahip olan bir dergi Aşıkça. Bütün akademik ortamda ve okuyucular tarafından ciddi olarak beğenilmekte. Burada tek amacımız var o da yanlış bilinen bazı durumların doğrularını yazmak ve tarihe mal etmek.

    Geçmiş yıllarda yazılı bir meta olmadığı için ozanların şiirlerini, türkülerini başkalarına mal edip bunun üstünden okuyan arkadaşlarımız oldu. Biz de doğruları belgeleri ile ortaya koymak istedik. Zaten yazı kadromuzda da Türkiye’nin en önemli şahsiyetleri var. Halk folklorü adına ozanlık geleneği ile ilgili bilgi ve becerilere sahip, ellerinde belgeleri olan insanlarla yola çıkarak bu dergiyi ortaya getirdik. Tek dileğimiz, derginin çok uzun ömürlü olması yönünde. Buna halk ozanlarımız, akademisyenlerimiz, yazarlarımız, halkımız sahip çıkar diye umuyorum.”

    “OZANLARIMIZIN ŞİİRLERİ DEĞİŞTİRİLEREK OKUNMUŞ”

    Hüseyin Gürbüz, mücadele amaçlarını “sanat adına doğruları ortaya dökmek” sözleriyle özetleyerek şöyle devam etti:
    “Bu dergi ortaya çıktığı zaman sanatsal değerini de ortaya çıkartmak zorundayız. Doğru insanlarla, yazım ve belgelerle sunum yapmak asıl amacımız. Bunu yaparken salt işte ‘dergi bir çıksın da okur iyi bulur ya da bulmaz’ meselesi değil amacımız. Geçmiş yıllarda ciddi anlamda bize ait kaynakların olmaması sebebiyle şikayet edip ‘bizim sadece belgelerimiz mezar taşları falan’ deniliyordu. Şimdi ise bazı şeylerin dinlenerek, söylenenleri burada belgeleri ile ortaya koymayı amaçlıyoruz. Örneğin Dadaloğlu’nun yazdığı bir şiir Karacaoğlan’a mal edilmişse ya da Ruhsati’nin bir şiiri başka birisine mal edilmişse bunları belgeleri ile doğrularını orada yansıtmak istiyoruz. Hatta belli dönemlerde geçmişteki ozanlarımızın şiir ve türküleri kelimeleri, cümleleri değiştirilerek okunmuş. Biz bunların belgeleri ile doğrularını yazmak istiyoruz.

    Bizim okuyucu kitlemiz halkımız ama ozanların dışında bu işe gönül veren birçok akademisyen var. Ne yazık ki bizim temsil ettiğimiz, onların doğruları bilmesini istediğimiz ozanlarımız, sitem ederek söylüyorum, dergimize pek gönül vermediler.”

    “BU GELENEĞİN YAŞAYACAĞINI İNANIYORUZ”
    1975’te yola çıktığımızda bir sendikacı arkadaşımız vardı. Selahattin Dündar yine yanımızdaydı. O dönemde güçlü bir kadro bulmak çok zordu. Şiir yazıyor ve çok basit meseleleri sadece dile getirebiliyorduk. Örneğin ‘TRT’de neden ozanlar yok’ başlığı gibi. Örneğin ‘Konserler düzenlendiği zaman ozanlar emeğinin karşılığını alamıyor.’

    Türkü söylendiği zaman ozanlar içeriye atılıyordu. O dönem bu konular vardı. Bu dönem ise çok farklı. Çünkü çağımız bir anda ortaya görsel ve yazılı basını ile hemen kitlelere ulaşabilen bir duruma geldi. Bunun yanında biz ozanlık geleneğinin de gelişmesini istiyoruz. Geçmiş yıllarda ‘İşte Aşık Veysel öldü ozanlık bitti. Mahsuni gitti türkü bitti’ gibi söylemler vardı. Bunun bitmediğini, bitmeyeceğini, dünya yaşadıkça bu geleneğin yaşayacağını inanıyoruz. Onun için buradayız ve bunu yapmak istiyoruz.”

    “GÜVERCİN SOKAKTAKİ O MATBAA ADETA KÜLTÜR NOKTASIYDI”
    Derginin emektar isimlerinden birisi de Halk Ozanı Selahattin Dündar. Asıl mesleği öğretmenlik olan Dündar, lise çağında ozanlığa heves saldığını belirtti. “Şu anda bir halk ozanı olarak toplumun kültürel deryasına hizmet etmekteyim” diyen Dündar Aşıkça dergisi serüvenine nasıl dahil olduğunu şu sözlerle anlattı:

    “Çeşitli platformlarda kültür üzerine yoğunlaşıp çalıştıktan sonra 1973 senesinde Aşık Ali Gürbüz ve ardından Hüseyin Gürbüz ile yolumuz kesişti. 1972 senesinde Halkevleri genel merkezinde hem saz hem de ses kısmında halk ozanı olarak görev yapıyordum. Darendeli bir dostumuz Remzi Yazıcıoğlu beni Ali Gürbüz ile tanıştırdı. Ali Gürbüz’ün Ankara’nın Ulus semtinde Güvercin Sokak’ta bir matbaası vardı. Mütevazi bir matbaaydı ama bir anlamda kültür noktasıydı orası. Bütün ozanlar, sanatçılar orada buluşurdu. Dolayısıyla Hüseyin Gürbüz’le de orada tanıştım. 1975’te Ozanların Sesi isimli bir dergi çıkartıyordu. İçerisinde ben de vardım. Birkaç sayı çıkardı fakat o günkü koşullarda çok fazlaca yürütülemedi. Aradan yıllar geçti ve Hüseyin Gürbüz bana ‘İçerimde bir uhde kaldı. Hem babamın zamanında çıkardığım dergiyi çıkarmak, onun da ötesinde kültüre hizmet etmek istiyorum. Bir boşluk var’ dedi. Halk ozanlarının kültür gelenekleri ile ilgili bir çalışma ile yapmak istedi. Bir karar aşamasında olduğunu ve ‘Bana destek olur musunuz? diye sordu. Benim destek oluşum ise daha çok yazı, döküman toparlama ve şiirler konusunda oluyor.”

    “KENDİMİ SAVRULAN BİR YAPRAK GİBİ HİSSEDİYORDUM”
    Ozanlık geleneğinin devam etmesi için hizmet ettiklerini belirten Selahattin Dündar, dergi çalışmasının kendisinde yarattığı hissiyatı da anlattı. Dündar, “Önceden kendimi savrulan bir yaprak gibi hissediyordum. Her ne kadar kitaplarım kasetlerim yayınlanmış olsa da gelecek nesillere istediklerimizi aktaramama gibi bir his vardı. Ama şimdi kendimi daha güvende hissediyorum. Çünkü yüzyıllar da geçse elimizde Aşıkça dergisi gibi bir dergi var ve bütün geleneğe ait detaylar, arzu ettiklerimiz, gelecek nesillere bu vesile ile aktarılacaktır” ifadelerini kullandı.
    Selahattin Dündar, Aşıkça dergisinin büyük bir boşluğu doldurduğunun altını çizerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bir arkadaşımız ‘Mezarlıklardan başka geçmişe yönelik materyalimiz yok’ demişti. Geçmişten bu yana yazılı bir kaynağımıza rastlamak çok zor. Hele ki bin yıl öteye gidince hiç yok. Tek tük belki bulabiliriz. Aşıkça dergisinin yazılı kaynak olarak gelecek nesillere aktarılmak üzere önemli bir boşluğu doldurduğunu ifade edebilirim.

    “GÜNEŞ BİR GÜN SÖNER, KÜLTÜR VE SANAT ASLA”

    Aşıkça dergisi 1975 yılında çıkmış olan Halk Ozanları dergisinin kökleri üzerinde devam etmekte. Ot kökü üzerinde biter hesabı. Bir eğitimci ve ozan olarak şunu söyleyebilirim ki Aşıkça dergisinin şu andaki mevcut konumu büyük bir boşluğu doldurmaktadır. Kazakistan’dan Azerbaycan’a, İran’dan tutun Makedonya’ya ve Anadolu’nun her yeri, yani aşıklık geleneğinin sürdürüldüğü her yerin mutlaka yazıları, araştırmaları mevcut. Değerli bilim insanları da buralarda yazılar yazmakta. Ayrıca Aşıkça dergisinin üzerinde yürüdüğü bu kadim geleneğin önemine değinmek istiyorum. Bana göre kültür, bir ulusun birlikte olma harcıdır. Ancak o harç ile birlikte olabilir ve ben şöyle diyorum; güneş bir gün söner kültür ve sanat asla. Aşıkça dergisinin çıkışında bir diğer emeği olan kişi Ozan Hasan Kaplani’dir. İftihar ederek söylüyorum ki Kaplani benim de öğrencimdir. Ozan Kaplani de şu anda genel koordinatörümüz olarak bu görevi üstlendi.
    Bizim öteden beri sürüp gelen ilişkilerimizde öğretim kurumları ile bağımız var. Ben de aynı zamanda okullarda aşıklık geleneğinin sürdürülmesi için dersler veriyorum. Üniversitelerde dahil olmak üzere her gören akademisyen, kurum-kuruluş Aşıkça dergisini gerçekten bağrına basıyor, hayretler içerisinde karşılıyor. Şu anda sahiplenilme anlamında biraz umutsuz olsak da geleceğe yönelik Aşıkça dergisi büyük bir güçle daha geniş bir kadro ve tiraj ile çıkacak ve nesillere bu geleneği sürdürmek için önemli bir kervanı omuzlayıp götürecektir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ozanlar, yakılan dilek ağacına bağlamalarını asarak saldırıyı protesto edecek!-VİDEO

    Ozanlar, yakılan dilek ağacına bağlamalarını asarak saldırıyı protesto edecek!-VİDEO

    PİRHA- Hüseyin Gazi Dergahı içerisindeki dilek ağacının IŞİD’lilerce yakılmasının ardından ozanlar, yakılan ağaca bağlamalarını asarak saldırıyı protesto edecek. Konuya ilişkin açıklama yapan Ozan Hüseyin Karababa, “Bu kadar köklü tarihi olan bir dergaha ozanlar mutlaka sahip çıkmalı. Bu Yol’a hizmet etmenin yolu oradaki dergahı yaşatmak, uğursuz insanları da bir kenara itmek olmalıdır” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretiyle birlikte gündeme gelen Hüseyin Gazi Dergahının bahçesindeki dilek ağacı IŞİD’li iki kişi tarafından 8 Eylül’de yakıldı.

    Saldırıyla ilgili gözaltına alınan Sedat Ö. (41) ve Haydar A. (28) isimli iki kişi ‘Terör örgütü IŞİD üyeliği’ suçundan tutuklandı.

    “TARİFSİZ ŞEKİLDE SALDIRIYA UĞRUYORUZ, BAĞLAMALARIMIZI YAKILAN DİLEK AĞACINA ASACAĞIZ”

    Yapılan saldırıya karşı halk ozanları da harekete geçti. 18 Eylül’de Hüseyin Gazi Dergahına gidecek olan ozanlar, bağlamalarını yakılan dilek ağacına asarak saldırıyı protesto edecek. Yapılacak eyleme dair PİRHA’ya konuşan Hüseyin Karababa, Alevi toplumunun yakın zamanda farklı saldırılarla karşı karşıya geldiğine vurgu yaptı. Karababa, ozanların dergahlara sahip çıkması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

    “Hüseyin Gazi bin yıllık bir dergahtır ve dergahların görevi ozan yetiştirmektir. Yani halkın dertlerini dile getiren, bağlamasıyla sohbet eden bireyleri yetiştirmek üzere kurulmuştur bu dergahlar. Yani buralar eğitim kurumudur. Tarifsiz şekilde saldırıya uğruyoruz ve biz de dedik ki dilek ağacı bizim kutsalımız, geleneğimizin bir parçası. Buna karşı, ozanlarla buluşup dilek ağacına bağlamalarımızı asıp, ozanların dilek ağacı ve dergaha sahip çıktıklarını gösterelim istiyoruz. Ve her yıl dilek ağacına sahip çıkmak adına bir etkinlik yapalım dedik. Ayrıca bizler 9 Ekim’de de dergahta bir etkinlik yapacağız ve bunu gelenek haline getirip kutsallarımıza sahip çıkalım istiyoruz. Orada bir cemevi var ve bağlamalar, ozanlar olmadan cem yapılamaz. Bizler burada kilit noktada olduğumuzun farkındayız. Bu farkındalığımızı da orada yansıtmak istiyoruz.”

    “AŞ PİŞİRİLEN KAZANLARI BAKIRCILARA SATTILAR”

    Hüseyin Karababa, “Ozanlar olarak artık sesimizi biraz daha güçlü çıkartacağız” diyerek Hüseyin Gazi Dergahına yönelik hükümet baskısına da dikkat çekti. Dergaha ait birçok demirbaşın yakın zamanda yağmalandığını ifade eden Karababa şu bilgileri paylaştı:

    “Bu kadar köklü bir tarihi olan dergaha ozanlar mutlaka sahip çıkmak zorundadır. Bu yola hizmet etmenin yolu oradaki dergahı yaşatmak, yürütmek, haksız, hukuksuz uğursuz adamları da bir kenara itmek olmalıdır. Ozanların birinci derecedeki görevi türbelere, cemevlerine sahip çıkmak olmalıdır.
    Bizler günlerce o dergahta nöbet tuttuk ve kimse de bize ‘Siz neden buradasınız?’ demedi. Hiçbir insan evladı da çıkıp ‘Bu insanlar bir uğraş veriyor, bir merhaba edelim, iyi yapıyorsunuz diyelim’ demedi.

    “DERGAH’TAKİ BAŞIBOŞLUĞU GÖREN ERDOĞAN VE ADAMLARI GELİP MÜDAHALE ETTİLER”

    Hüseyin Gazi Dergahının sahibi yoktur. Bu dergah başı boştur. 6 ay öncesine kadar dergahın gece bekçisi de yoktu. Yemek piştikten sonra herkes üzerine konuşma yapabiliyor ama yemeğe konabilecek maddeleri getirme konusunda hiç kimsenin bir emek verdiği yok. Hüseyin Gazi Dergahının su deposunu dernekte yönetici olan bir adam alıp götürüyor. Dergahta aş pişirilen kazanları bakırcılara götürüp sattılar. Dergahın en son bir bağlaması vardı, gittiğimde bağlamayı da bulamadım. Yani Hüseyin Gazi Dergahı 6 ay evveline kadar soyulmuş ve içerisinde hiçbir şey yoktu. Bu başıboşluğu, imkansızlığı gören iktidar, Tayyip Erdoğan ve adamları, dergaha bir şekilde gelip müdahale ettiler. Bizler orada kavga verdik. ‘Canımızı alırsınız ama dergahımızı alamazsınız’ dedik. Şimdi bu kadar çok gürültü çıkartan Alevi kurumları neden bir gün ‘Burada ne oluyor?’ demediler.
    İnanmadıkları yer üzerinden politika yapıyorlar. Bu dergah Teberlerin dergahı. Yokluktan insanlar burada horoz kurban ediyordu ama dedelerinin dergahlarına da sahip çıkıyorlar.

    “DERGAHTAKİ OZANLAR ODASINI HAREKETE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Vakıflar Genel Müdürlüğü cumhurbaşkanlığına bağlı. Cumhurbaşkanı yukarıdan emredip ‘Burayı dizayn edin’ dediği zaman hangi güçle karşı koyma imkanına sahipsiniz? Öylesine bir ciddiyeti olan var mı? Ama o çileyi ben çekip darbesini yedim. Şimdi de dergahtaki ozanlar odasını harekete geçirmeye çalışıyoruz. Pazar günü oraya sazlarımızla gidip bir toplantı yapacağız. Ardından konuşmalar yapıp dilek ağacımıza sahip çıktığımızı belirteceğiz.”

    EREN GÜVEN/ANKARA