Etiket: özel dosya

  • ‘Diyanet artık bir devlet kurumu olmaktan çok tarikatların merkezi haline gelmiş durumda’-VİDEO

    ‘Diyanet artık bir devlet kurumu olmaktan çok tarikatların merkezi haline gelmiş durumda’-VİDEO

    PİRHA- Akademisyen/Avukat Cenk Yiğiter, Cumhuriyetin ilanıyla birlikte hilafetin kaldırıldığını ancak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Evkaf ve Şeriya Vekaleti (Bakanlığı) nın devamı haline geldiğini ifade etti. Yiğiter, “Dolayısıyla Türkiye üzerinde devletin de kendisini tarif ettiği fıkıhla İslam’ın Sünni yorumunu hatta yoğunlukla Hanefi yorumunu topluma empoze eden bir kurum haline geldi. Diyanet bir yanıyla da günümüzde artık bütün bu tarikatların bir koordinasyonu haline geldi. Artık bir devlet kurumu olmaktan çok bu tarikatların merkezi haline dönüşmüş durumda” dedi.

    Pir Haber Haber Ajansı (PİRHA) olarak yeni bir haber dizisi başlattık, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı masaya yatırıyoruz.
    Türkiye’de halkın en güvenmediği ikinci kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalar, verdiği fetvalarla toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oldu. Din işlerinden sorumlu, devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim bir tartışma konusu oldu. Son yıllarda eğitim-öğretimde de etkin rol verilen Diyanet Milli eğitim Bakanlığı ile çeşitli protokoller imzalayarak laiklik karşıtı eğitimin kalıcılaşması için çabalıyor.

    “Bütçesi büyük, varlığı tartışmalı kurum: Diyanet‘in tarihsel ve güncel görevini, toplumdaki yerini, laiklik karşıtlığını, kadınlara bakışını, Alevi toplumu üzerindeki etkisini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden OHAL döneminde yayımlanan KHK’yle ihraç edilen ‘Barış Bildirisi’ imzacısı Akademisyen /Avukat Cenk Yiğiter’le konuştuk.

    “DİYANET, ŞERİYE VE EVKAF MAKAMLIĞI’NIN DEVAMIDIR

    PİRHA: Diyanet’in kuruluş amacı nedir?

    CENK YİĞİTER: Diyanetin kuruluş amacına pozitif hukuk çerçevesinde bakmak da mümkün. Ama bunu tarihsel ve siyasal çerçevede incelemek de mümkün. Bu devlet Anayasa’da laik bir devlet olarak tanımlanmıştır. Laiklik de bize çocukluktan öğretilen din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak öğretilmiştir. Evet işin bir boyutu budur ama asıl bunun daha detaylı anlaşılması gereken kısmı, bütünüyle hukuk düzeninin ve devletin fiillerinin, işlemlerinin bütün inançlara ve dahi inançsızlıklara eşit mesafede konumlanmasıyla ilgili bir şeydir. Bu işin tarihsel boyutunu bilmesek ‘öyle bir kurum kurmuşlar ki toplum içerisinde ibadet yerleri var, o ibadet yerlerinde çalışan insanlar var, toplumda böyle bir ihtiyaç var, devlet düzeninde de böyle bir kurum kurulmuş. Bu ihtiyaçları gidermek üzerine adeta bir kamu hizmeti gibi’ çıkarımını yapacağız.

    Siyasal modernleşme, Batılılaşma aslında çok net olarak 19. yüzyılda başlıyor. Ama halkımızda Osmanlı’nın şeriat devleti olduğu algısı da var. Aslında öyle de değil. Çok hukuklu bir devlet, cemaatler toplumu, milletler birleşimi bir imparatorluk aslında. Ve modern hukuk sisteminden çok uzak elbette. Kaldı ki birinci dünya savaşında dağılmış olan bir imparatorluk. Bizim siyasi modernleşme maceramızda, aslında modernleşme süreci cumhuriyet ile başlamadı ama cumhuriyet ile beraber o imparatorluk dağıldı, çok daha küçük bir coğrafyaya geldi. Ve burada aynı zamanda çok hızlı bir uluslaşma süreci başladı. O dönem Cumhuriyet’in kurucu kadroları ve devamında ilk olarak oradaki kadrolar oldukça otoriter bir şekilde bir ulus üretme projesine dahil oldular. Ve bu ulusu üretirken de açıkçası belki de bugüne kadar gelen pek çok ülkenin sorunlarından birisi bu ulusu Türk olarak tanımladılar. Türk’ün talihsiz olan kısmı aynı zamanda bir etnisiteye denk gelmesidir. ‘Anayasa’ya yuttaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür’ diyorlar ama Türk diye bir etnisite de var. Dolayısıyla tırnak içinde birileri ‘Öz Türk’ oluyor, birileri de vatandaş oluyor. Dolayısıyla bu işin bir boyutu, bir diğer boyutuyla da Türk nüfusu. Uluslaştırılacak Türk nüfusunun çoğunu İslam’ın Sünni mezhebine ait olarak gördüler. Halbuki Sünni mezhebe bağlı olan o kesimde Sünniliği kırsal alanda kültürel olarak yaşayan, çok kısıtlı olarak bilen bir kitleydi. Hem cemaatleri bastırmak hem de Sünniliğin bir nebze modernize edilmiş, modern hukukla bağdaşabilecek bir Sünnilik üretmek istediler. Ve o yüzden malum Hilafet kaldırıldı, Şeyhülislamlık makamı da kaldırıldı ama bunu Şeriye ve Evkaf Vekaleti takip etti. Aslında Diyanet İşleri Başkanlığı Evkaf  ve Şeriya Vekaleti  (Bakanlığı) nın devamı haline geldi. Dolayısıyla Türkiye üzerinde devletin de kendisini tarif ettiği fıkıhla İslam’ın Sünni yorumunu hatta yoğunlukla Hanefi yorumunu topluma empoze eden bir kurum haline geldi.

    “DİYANET ALEVİ TOPLUMU İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR SIKINTI”

    -Diyanet’in süreç içerisinde misyonunda nasıl bir değişiklik oldu?

    Öncesinde Türkiye’de gayrimüslim bir nüfus vardı, o nüfus azaldı. 1915’te azaldı, sonrasında mübadele ile azaldı. Zaten artık orası devlet için çok görünmez bir şeye dönüştü. Ama bu ülkede İslam içerisinde devletin tarif ettiği çok büyük bir ölçüde Alevi nüfus var. Ve bu Alevi nüfusun da Sünnilikten farklı olarak bir kurumsallığı yok. Bir devlet dini olmadığı için ama Sünnilik Osmanlı’dan beridir bir devlet diniydi. ‘Biz yeni bir ulus üreteceğiz. Bu ulusun da adı Türk, dili Türkçe, dini inancı İslam’ demekle de kalmadılar. Dini inancı da Sünni, olabildiğince Hanefi bunun fıkıhı da devlet tarafından bir şekilde tarif edilmeye başlanacak. Aslında şehirleşmeyle, modernleşmeyle bu tarikatların, cemaatlerin hayatı çok kapsadığını düşünüyorum. Ve devamında da AKP gibi siyasal İslamcı bir iktidar ortaya çıktığı zaman  dolayısıyla burası çok açık bir dayatmaya, çok açık bir asimilasyona, çok açık bir empoze etme biçimine dönüştü. Bu Alevi nüfus için çok büyük bir sıkıntı. Sünniliğin içerisinde bile belli bir yorumu, belli bir anlayışı bütün ulus üzerine empoze eden, yaymaya çalışan bir imkan yarattı. Şu an da otoriter, faşizan bir siyasal İslamcı rejimin eline bu enstrümanı vermiş oldu. Ve bu enstrümanı AKP ve MHP iktidarı sonuna kadar kullanıyor.

    “İKTİDARDAN UZAKKEN MEDİNE HUKUKU, İKTİDARA GELİNCE MEKKE HUKUKUNA GEÇTİLER”

    -AKP iktidara geldiğinden bu yana Diyanet’te ne gibi değişiklikler oldu?

    İlk baştaki çok saf bir hukuk anlayışıyla baktığımız zaman toplumun dini ihtiyaçlarını lojistik olarak, personel olarak giderilmesi için bir kurum olsaydı evet bu kadar büyük bütçelere sahip olmaması gerekirdi. Doğrudan kamu hizmetiyle ilgilenen ve çok daha büyük bütçelere ihtiyacı olan Orman Bakanlığı gibi. Dediğiniz gibi Diyanetin devasa bütçeleri var. Ve bu bütçelerin büyük bir kısmı personel gibi ama şunu da biliyoruz. Bu personel bir Alevi köyüne gidip camiye personel atayıp o camiyle hiçbir alakası olmasa bile orada simgesel olarak da bayrak dikmek aslında. Bu devletin, şu an da bu rejimin sahip olduğu dinsel anlayışın bayrağını dikmek demek. Sadece dini personel değil devamlı bir sürü yayınları çıkıyor. Bir de sürekli arsız bir bürokrasiye dönüştüğü için bütün o bütçeyi de böyle gayet lüks içerisinde de harcıyorlar. Burada bir kamu hizmeti amaçlı bir kuruluş olmadığı, çok ciddi toplumsal siyasal işlemler yüklenmiş ve rejimin artık bir kolonu haline geldiği vazgeçemeyeceği bir şeye dönüştü.

    Siyasal İslamcı cenahı gençliğimden beri tanıyorum. İktidardan çok uzak olduğu zamanlarda bunların çok büyük çoğunluğu ‘Diyanet kapatılmalıdır’ diyordu. Benim dinimi nasıl yaşayacağımı nasıl devlet belirler? Zorunlu din kültürü derslerine de karşıydılar. İktidardan uzakken Medine Hukuku iktidara gelince Mekke Hukuku’na geçtiler. Şimdi artık ‘benim çocuğuma nasıl din eğitimi verirler’ demiyorlar. Tam tersine ‘bizim anlayışımızı bütün topluma bu güçle empoze edeceğiz’ diyorlar. Ve de en ufak bir itiraz olduğu zaman da ‘din düşmanısın’la geliyor bu refleks. Ondan sonra da vatan hainisin. Bu kavramlar da birbirine yaklaşmaya başladı. Ve şu an çok tehlikeli bir yerde olduğunu da düşünüyorum. Bir yandan imkanlar da var. Halkın çok büyük bir kısmı da tepki gösteriyor. Bu gerçekten Türkiye’de özgürlükçü gerçek anlamda laikliğin oluşmasına imkan da verebilir. Ama bir yanıyla da gerçekten iş işten geçebilir. Bu gidişat ciddi anlamda toplumsal bir öfkeye sebebiyet verebilir diye de düşünüyorum.

    “DİYANET’İN DİN EĞİTİMİ İMKANLARIYLA MİLLİ EĞİTİM’İN DİN EĞİTİMİ İMKANLARI BİRLEŞTİ”

    -Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın iç içe geçmiş faaliyetlerini nasıl okumak gerekir?

    Devlet okulunda din eğitimi hiçbir şekilde olmamalı. Diyorlar ki ‘peki ben çocuğuma nasıl din eğitimi aldıracağım?’ Bunun imkanları var. Diyanet’e bağlı denetim altında Kuran kursu var mesela. Sünnilik için düşünmeyelim. Veya Alevilik için başka dernekler var mesela. Ama onlar önce seçmeli din dersine giriştiler. Orada da dediler ki biz kimseyi zorlamıyoruz. Orada da Diyanet’in din eğitimi imkanlarıyla Milli Eğitim’in din eğitimi imkanları birleşti. Ama o seçmeli denen din dersleri öyle bir hale geldi ki zorunlu seçmeli oldu. Başka bir alternatif koymuyorlar insanların önüne. Veya o okulun olduğu mahallede, mahalle baskısı denen şey var. Çocuk o dersi seçmezse mahallede başka türlü bakılmaya başlanacak. O seçmeli dersler önce bu şeyin içerisine girdi. Zorunlu din derslerinin artık bugün eğitimci bile olmayanların vermesi, bir yanıyla ÇEDES projesi. Ve ÇEDES projesi sadece Diyanet’i de bağlamıyor. Tarikatlar, cemaatler dahil oluyor. Kaldı ki sadece tarikat cemaat de değil Ülkü Ocakları, liselerde vs. seminer vermeye başladı. Gayet bir siyasi yapılanma hatta çok şaibeli, paramiliter yapılanma gelip okullardan kendisine militan devşirmeye çalışıyor. Ve sadece dinsellik de değil, işin sadece böyle bir boyutu da var. Bu nereye varır gerçekten tahminimiz zor açıkçası.

    DİYANET’İN LAİKLİK İÇERİSİNDE HİÇBİR ANLAMI YOK

    -Laik, demokratik ülkelerde devlet destekli dini kurumlar yok, bizim ülkemizde var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    – Çok soyut bir şekilde konuşacak olursak Diyanet ve Laiklik bu dinsel duruma dair bir takım hizmet yürüten kurumlar olabilir. Mesela Avrupa’da belli bir dine mensup olanlar devlete belli bir vergi ödüyorlar. Onu da kendileri gönüllü olarak ödüyorlar. Sadece burayı düşünecek olursak böyle bir Diyanet’in laikliği zedeleyecek bir yönü olmayabilir. Ama Türkiye’deki Diyanet öyle bir Diyanet değil. Ama on yıllardır cemevlerinin ibadethane olup olmadığı tartışması içerisindeyiz. Bunun kararını da Sünni bir doktrin veriyor. İbadet yeri olarak kabul etmiyor. Diyanet İşleri Başkanı Türkiye’de kamuya açık yerlerde dinsel kıyafetle gezme hakkına sahip olan tek kişidir. Bir kilisenin papazı dahi bir caminin imamı dinsel kıyafetle sokağa çıkamaz. Ama Diyanet İşleri Başkanı çıkıyor. Giydiği dinsel kıyafet de İslam ve Sünni bir inancın kıyafeti. Eğer ki bu Diyanet laik devletle beraber bütün inançlara yaklaşıyorsa o zaman bir gün Sünni İslam kıyafetiyle gezsin öbür gün Katolik Papazı gibi gezsin. Veya hiçbiri ile gezmesin buna ne gerek var? Aslında orada devletin ürettiği bir ruhban var. Devlet tarafından atanmış bir ruhban ve ruhbanın başı rolünde. Dolayısıyla şu an ki Diyanet’in bu anlamıyla laiklik içerisinde Diyanet ile hiçbir alakasının olmadığı da bu anlamda ortada.

    “DİYANET ÇOK TEPKİ ALIYOR”

    -Diyanet’in kadına bakış açısını değerlendirir misiniz?

    – O fetvalarla şeri hükümleri ortaya giriyor. Şeri hükümleriyle kalmıyor fıkıha giriyor. Bir takım alimlerin görüşleriyle giriyor. Ve burada tabi kadının eve kapatılması, çalışma hayatından uzaklaştırılması veya kadının belli düzeyde şiddete maruz kalmasını da hoş gören bir yere doğru gidebilir. Artık çok tepki alıyor diye de fetvaları da bir otosansür mekanizmasından geçirmeye başladılar. Ama bir de şimdi yeni bir boyuttayız. Dün gördüm, Menzil tarikatı, kendi yerleşik olduğu Adıyaman’da mirasla ilgili uyuşmazlıkları da ‘biz hüküm merciiyiz. Hüküm mercii kurduk’ diye de bir şey söylediler. Bunu Menzil Tarikatı değil de dinsel olmayan herhangi bir cemiyet yapsa orayı buldozerlerle ezerler. ’Siz devlet içerisinde özerklik mi yaratıyorsunuz, bağımsız devlet mi kurdunuz’ derler. Ama şimdi bakın Menzil, mirasla ilgili, o mirasın nasıl paylaşılacağı hükümlerinin de modern hukukla alakası yok. Orada bunu uygulamaya başladı. Artık Diyanet’e bile gerek kalmadı bu anlamıyla. Diyanet de bir yanıyla artık bütün bu tarikatların bir koordinasyonu haline geldi. Artık bir devlet kurumu olmaktan çok bu tarikatların merkezi haline dönüşmüş durumda.

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >‘Bir fetih ideolojisi geliştiren Diyanet kurumu ile karşı karşıyayız’-VİDEO

  • ‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

    ‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

    PİRHA- Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bugünkü dosyamızın konuşmacısı Sosyal Bilim İnsanı Haydar Gencer. “Aleviler alınları ak, yalınayak eşit vatandaşlık mücadelesini örgütlemelidirler” diyen Gencer ekledi: AKP-MHP ceberrut iktidarının insanların yaşam alanına, etnik ve dini inançlarına müdehalesini boşa çıkarmak üzere, hayatın her alanında, sokakta, hukuksal alanda mücadele etmelidirler ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Sosyal Bilim İnsanı Haydar Gencer, sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİ İNANCI VE FELSEFESİ SİNSİ OSMANLI ENTRİKASIYLA YOK SAYILMAKTADIR”

    PİRHA- -AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    HAYDAR GENCER: AKP’nin ‘Kültür ve Turizim Bakanlığı’ bünyesinde ‘Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nı kurması geçmişten günümüze kadar Türkiye’deki hakim gücün-inancın, devlet eliyle Apartheid (ayrılık) sistemin sürdürülmesine çok açık ve somut bir emsaldir. Alevi inancı ve felsefesi bu girişimle kültürel/folklorik bir değere indirgenerek, sinsi Osmanlı entrikası ile yok sayılmaktadır.

    Anadolu’da Nizam-i Mülk’den günümüze kadar Aleviler katledilme, Sünnileştirilme, Şiileştirilme, yok edilme politikaları ile karşı karşıya kalmışlardır ve bu süreç hale devam etmektedir. Bu bağlamda ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ 21. yüzyılda sinsi yeni bir osmanlı tuzağıdır. Ne yazık ki sözde Aleviler ve onların sözde inanç önderlerinin de bu sinsi tuzağa alet olduklarını gözlemliyoruz. Bu girişimle AKP-Devleti bir taşla iki kuş vurmayı hedeflemektedir. İlk olarak oluşturduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Aleviliği yok saymakta ve oluşturduğu kültür dairesi ile ince bir asimilasyon ve misyoner politika mühendisliği yapmaktadır. Bu şekilde Alevilerin gerçek talepleri olana ‘Eşit vatandaşlık talebi’ni etkisizleştirmek istemekte, bu süreçte de yandaş Aleviler ile de kendi Alevisini yaratarak, Allah’ın ipiyle Alevileri Sünni-İslama bağlamak istemektedir.

    Alevilerin esas taleplerini ‘sağır sultan’ dahi duymuş olmasına rağmen, Sünni- İslam- Türklük temeli üzerine inşa edilen TC. Devleti ve bunun günümüzdeki en katı savunucusu olan ceberrur AKP-hükümeti halen Alevileri zındık, inançsız, folklorik-kültürel bir değer olarak gördüğünden, ayrımcı, ötekileştirici, dinci, apartheid sistemini ayakta tutmak, Türk-İslam sentezi temelinde toplumsal bütünlüğü sağlamak ve korumak, despotik-faşizan  yönetimini meşrulaştırmak  için var gücü ile çalışmaktadır. Bu nedenle bu Türkçü- İslamcı zihniyet Alevilerin demokratik eşit yurttaşlık talebini karşılamaz. Zira Alevilerin demokratik, eşit yurttaşlık talebi AKP-MHP zihniyetinin fıtratına aykırıdır!

    “ALEVİ ÖZ KURUMLARI VE KURULUŞLARI ŞEYTANLAŞTIRILIYOR, İTİBARSIZLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    AKP-MHP Türk-İslam Cephesi hiç bir zaman Alevilerin öz kurumlarını, ocaklarını, inanç önderlerini muhatap almadı. Sözde, Alevi Çözüm Kurultayı’nda da bunu yaşadık. Şimdi de yaşıyoruz. Alevi öz örgütleri hem Türkiye’de, hem de Avrupa’da birer sivil toplum kuruluşları, muhalif guruplardır. Hiç bir güce sırtını dayamamışlardır.Kendi öz güçleriyle ayakta duran kurumlardır. En önemlisi bu kurumların demokratik bir yapısı vardır. Alevi öz kurumları, Alevi-Kızılbaş Ocakları inançları gereği, AKP-MHP tekçi zihniyetine, misyonerlik çalışmalarına, anti demokratik yönetimine, baskıya, zulme, ırkçılık, milliyetçilik, narsist ulusalcılığa karşı mazlumdan yana tavır takınarak eskiden olduğu gibi, günümüzde de karşı durmaktadır. Bu nedenle Alevi öz kurum ve kuruluşları egemen olan AKP-MHP tekçi zihniyet tarafından dezenformasyon ve algı operasyonu, kriminalleştirme pratikleri ile dışlanmakta, şeytanlaştırılmakta, yok sayılmakta, itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunu sadece kendileri yapmamakta, Alevi yandaşları ile Alevilerin içine yapay tartışmalar sokarak, Alevileri kutuplaştırarak, husumet yaratarak, birbirlerine düşürmeye çalışmaktadırlar. Buna en somut örnek: ‘İnançsız Aleviler’, Alisiz Aleviler’, ‘Müslüman Aleviler’ vs. tartışmalardır.

    Bu nedenle, yaşanan sorunun en büyük kaynağı olan AKP-MHP zihniyetinin  Alevilerin sorunlarını çözmesi mümkün degildir. Alevilerin Türkiye’deki sorunlarının çözümü toplumun demokratikleşmesi ile mümkündür. AKP-MHP zihniyetinin fıtratında ‘Demokrasi, ‘Toplumun Demokratikleşmesi’ mevcut değildir. İslam Faşizmi ile demokrasi birbiriyle uyuşmaz, İslamo-Faşizim’den demokrasi çıkmaz. Bunu özellikle son 23 yıldır yaşayarak gördük. Alevilerin önünde iki büyük tuzak mevcuttur. 1. MHP Faşizan anlayışı, Alevilerin hakiki Türk oğlu Türk olduğu propagandası ile Alevilerden kendilerine şovenist, Pantürkçü ve faşist kitle tabanını oluşturmaya çalışıyor, Anadolu’daki Kürt, Arap Alevilerini de  yok sayıyorlar. 2. Misyoner Caferileri, Şiileri, Sünni İmamları alana sürerek ‘Aleviler Müslümandır’ dezenformasyonu ile Alevileri Şiileştirmeye, Sünnileştirmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bu nedenlerle AKP-MHP Alevilerin sorunlarının çözüm adresi olamaz. Bu konuda CHP de Alevilerin ‘Eşit Vatandaşlık’ talebini ciddiye almalıdır ve AKP-MHP çizgisine kaymamak için dikkatli olmalıdır. CHP, sivil-öz Alevi kurumları ile aynı göz hizasında dialog halinde olmalıdır.

    “ALEVİ DERSİNİN OKULLARDA VERİLMESİ SAĞLANMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    AKP’nin ‘Kültür ve Turizim Bakanlığı’ bünyesindeki ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ bundan sonra her alana el atacaktır. Kendi yazarlarına sözde bilimsel araştırmalar yaptıracak, konferanslar düzenliyecekler, kitaplar yayınlayacaklar. Bunu beklemekteyiz. Kendilerinin görmek istediği Aleviliği topluma sunacak, Alevilere Müslüman-Sünni- Şeriatcı, Irkçı- Şoven, gömleği giydirmek için çalışacaklardır. Bunu da tarihsel-bilimsel etikten yoksun İslamcı din tacirleri, sözde akademisyenlerle yapacaklardır.

    Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’na Alevilerin vereceği yanıt, kendi inançlarını kendilerinin tanımlamaları ve özgüvenle kalıcı, yazılı bilimsel çalışmaları çoğaltmalı ve bu bilgileri Alevilerle buluşturmalıdır. Aleviler kendi öz örgütlenmeleri, ocaklar, dergah, cemevleri, vakıflar, federasyonlar, konfederasyon bünyesinde koordineli bir eğitim programı gerçekleştirmelidirler. Türkiye’de Avrupa’da ve dünyanın değişik yerlerindeki Alevi mekanları Alevi inanç ve felsefesinin öğretildiği okullar, akademiler olmalıdır. Yüksek okullarda kürsüler açılmalıdır, Alevilik dersinin okullarda verilmesi sağlanmalıdır. Bu konuda Avrupa’daki kazanımlar Türkiye’deki Alevi kurumları tarafından incelenmelidir. Önemli bir konuda Alevi kurum ve kuruluşları, ocakları, dergahları sol ve demokrasi güçleriyle sıkı ilişki içinde olmalıdırlar. Çünkü Alevilerin tek başlarına Türkiye’de demokrasiyi kurması ve Alevi inancını özgürleştirmesi olanaklı ve gerçekçi değildir.

    “ALEVİLER ÇEDES’E UYMAMALI, SİVİL İTAATSİZLİK ÖRGÜTLENMELİ, DERSLER BOYKOT EDİLMELİ”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi AKP hükümetinin ”kindar-dindar” nesil yetiştirme projesinin hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. İçerik olarak Türk-İslam sentezidir. Ayrıca “TC. Devleti laiktir” ifadesinin, savının insanları aldatmaktan başka bir şey olmadığı ve toplumun Sünni- İslamlaştırılmasının hangi boyuta ulaştığını gösteren somut bir gelişmedir.

    ÇEDES uygulaması laiklikle bağdaşmaz. Bu anti-laik, anti-seküler bir uygulamadır. Buna ne yazık ki toplumun büyük bir kısmı sesini çıkarmamaktadır ve bu dinci uygulamayı kabüllenmiş görünüyorlar.

    ÇEDES masum çocuklar için bir zulümdür. Din üzerinden ayrımcılığın, tekçiliğin, nefretin  gelecek nesillere aşılanmasıdır. Pedagojik içerikten yoksun, çocukların ruh sağlığı ile oynanmak isteyen ÇEDES projesi, kindar, dindar, saldırgan ve kişiliksiz, edilgen, gerici, kaderci, kişiliği bozuk, itaatçi vb. bir nesil  yetiştirme projesidir. Bu proje dinin, dilinin, aklın, ilmin, evinin, kininin, kalbinin, davacısı bir gençlik, “kindar ve dindar nesiller” yetiştirmek’ isteyen AKP projesidir. Bu proje ile mollalar İslam dinini, devletle daha da fazla bütünleştirerek yukarıdan aşağıya itaatçi, otoriteye biat eden, anti-demokratik dinci bir toplum inşasını, kendi inancına, kendi yaşam tarzına uygun bir toplum  yaratmayı hedeflenmektedir. Bunun için AKP-MHP cephesi okulları ideolojik propaganda merkezlerine dönüştürme gayreti içindedirler.

    ÇEDES projesi din istismarıdır, çocukların geleceğini karartan bir projedir. Milliyetçi, İslamcı, cinsiyetçi, eril kodlar üzerinden kurulu ÇEDES uygulaması bu nedenle tüm çocuklar, özellikle de kız çocukları açıcından vahimdir. ÇEDES ile İslam inancından olmayan, inançsız çocuklar akranlarının stigmasyonuna, zorbalıklarına maruz kalacaklardır. Bu proje ile çocukların yaşam alanına müdahale edilerek, gelecekleri karartılmak istenmektedir.

    Aleviler bu programa uymamalı, sivil itaatsizlik göstererek dersleri, okulları boykot etmelidirler. Bu konuda ‘Amerika’da, Güney Afrika’da zencilerin Irkçılığa karşı verdiği mücadeleler ve sivil itaatsizlik mücadeleleri incelenmeli ve Anadolu’da da yeni bir itaatsizlik kültürü geliştirilmelidir. Anadolu’da “Cumhuriyetin çimentosu, garantisi Alevilerdir”, ”Aleviler laiktir, demokratiktir” diye anılırken, bu insanlara karşı yürütülen katliamlar, asimilasyon ve misyoner baskılar sonucu, nedense AKP-MHP zihniyetine hiç bir şey olmuyor, TC’nin temeli sarsılmıyor, insanlar tepkilerini göstermiyor. Başörtüsü yasağı nedeniyle ise yer yerinden oynuyor.

    Türkiye’de yüz yıllardır sürdürülen ve  II. Murat döneminde 1826’da kurulan Şeyhu-İslam, Cumhuriyet döneminde bu kuruluşun devamı olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, imam hatip okulları, İlahiyat Fakülteleri, Kuran kursları, Türkiye Diyanet Vakfı, Maarif Vakfı, Bilimi Yayma Dernekleri, cami kurma dernekleri vs. bir çok kurum ve kuruluşlar bir ruhban sınıfı oluşturmak için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bu kurumlar tarafından Türkiye halkları tarikatlar, şeriatçılar, mollalar tarafından kıskaca alınmışlardır.

    “EŞİT VATANDAŞLIK MÜCADELESİ ALEVİ TOPLUMU VE DİĞER TOPLUMLARCA İÇSELLEŞTİRİLMEDİ”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevilerin Türkiye’deki ‘Eşit vatandaşlık’ talebi hukuksal alanda karşılık görmesine rağmen, yasa uyguluyacıları tarafından hukukun yok sayılması ve halkın bu uygulamalara tepkisiz kalması toplumun halen demokratikleşmediğini gösteriyor.

    Alevilerin öz örgütleri tarafından yürütülen eşit vatandaşlık mücadelesi ne yazık ki halen Alevi toplumu ve diğer toplumlar tarafından özümsenmemiş ve içselleştirilmemiştir. Kerbela’da Yezit tarafından katledilenler için ağıtlar yakan, her sene orucunu tutan Alevi toplumunun ciddi bir kısmı günümüz sorunları ile yüzleşmemektedir. İmam Hüseyin’in zalime karşı durduğu, Yezit’e biat etmediği için katledildiğine inanan ciddi bir Alevi topluluğu, günümüzde Alevilerin zorunlu- Sünni-Hanefi-İslam inancı ile Alevi köylerine zorunlu cami yaparak buralara Sünni-Hanefi-Müslüman İmam atayıp, misyonerlik yaparak, başka bir inanca biata zorlanmasına, Alevi kutsal mekanlarının gasp edilmesine ya da müze olarak işgal edilmesine ses çıkmamaktadır. Bu yetmez gibi cemevlerinde gönüllü Kuran kursları açılmakta, buralarda namaz kılınmaktadır.

    Ekonominin, kültürün, ahlakın, hukukun, eğitimin, aile planlamasının din ve milliyetçilik normlarıyla değerlendirildiği sürecin engellenmesi; tabanda itaatsizliği örgütlemekten, asimilasyonu ve milliyetçiliği kabul etmemekten, bunları içselleştirmemekten geçmektedir. Asimilasyonun en vahim trajedisi egemen gücün bakış açıcısını kabüllenmek ve sosyo-kültürel-inançsal yaşamı buna göre düzenlemektir. Aleviler ‘Alınları ak, yalınayak’ eşit vatandaşlık mücadelesini örgütlemelidirler. AKP-MHP ceberrut iktidarının insanların yaşam alanına, etnik ve dini inançlarına müdahalesini boşa çıkarmak üzere, hayatın her alanında, sokakta, hukuksal alanda, mücadele etmelidirler ve sivil itaatsizliği örgütlenmelidir.

    PİRHA/İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’

  • ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’

    ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’

    PİRHA- Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bugünkü dosyamızın konuşmacısı Akademisyen/Alevilerin Sesi Dergisi Genel Koordinatörü Zeliha Altuntaş. Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturması, kısa ve uzun vadeli yerel ve merkezi bir duruş politikası ile hareket etmesi gerektiğini söyleyen Altuntaş, “Günü birlik alelacele basın açıklamaları ile çözülemeyecek kadar dağ gibi birikmiş sorunlar için bir ortak akıl ile hareket edilmelidir” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Akademisyen/Alevilerin Sesi Dergisi Genel Koordinatörü Zeliha Altuntaş sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN KURULUŞU RESMİ İDEOLOJİYE HİZMETTİR”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ZELİHA ALTUNTAŞ: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, AKP-MHP zihniyeti tarafından kendi ideolojilerini besleyecek ve yeniden ve yeniden üretecek şekilde asimilasyon amaçlı kuruldu. Bu kuruluş Alevi toplumunun tüm itirazlarına rağmen emrivaki ve dayatmacı bir şekilde gerçekleşti. Çözüm gibi sunulmak istenen bu simülasyonun çözümsüzlük olduğunu Alevi toplumu kollektif bilinciyle haykırsa da devlet bu sese sağır kaldı. Devletlerin bir inancı tanımlamak gibi bir görevi olamaz. Din ve vicdan özgürlüğünün devlete yüklediği en temel görev, inançları olduğu gibi tanımasıdır, tanımlaması değil. Kaldı ki mensubu olmadığın bir inancı yaşamadıkça nasıl tanımlayabilirsin, asıl özneleri dururken! İlk ve son söz bu inanca mensup bireylere aittir.Türkiye’de din özgürlüğü denince nedense akla sadece bir kesimin din özgürlüğü gelmekte, zira toplumsal sözleşme İslam-Türk-erkek ve heteronormativ ahlak yapısı üzerine temellenmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi “tüm insanlar özgür, değer ve hak bakımından eşit olarak doğarlar” dese de sorun, insan kategorisine kimlerin dahil, kimlerin dahil edilmek istenmediği meselesidir. Tek taraflı siyaha karşı beyazın hakkı, doğuluya karşı batılının hakkı, proletere karşı burjuva hakkı, Alevilere karşı Sünnilerin hakkı; azınlıklara karşı çoğunluğun hakları, kadınlara karşı erkeklerin hakkını savunan “İnsan hakları“ sorunun kaynağıdır.
    Bu nedenledir ki asıl sorunun çözümü herkes için inanma veya inanmama özgürlüğünün eşitlikçi-çoğulcu bir şekilde uygulanması, kurumsallaşması ve güvence altına alınmasıdır.
    Devletin ne dini olur ne de ideolojik dayatmaları, aksi takdirde bu sözleşmenin dışında kalanlar devletsizdirler, çünkü öyle hissettirilir. Siyasi iktidarın kurumu olan ve Sünni inanç sistemine göre oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığı devasa bütçesi ile devlet bürokrasisinin önemli bir kurumu olarak tek bir dini ve resmi ideolojiyi temsil etmektedir. Türkiye’de laiklik ilkesi, evrensel din özgürlüğü anlayışı çerçevesinde değildir. Hiç de olmamıştır.
    Din özgürlüğünün önündeki en büyük engel resmi ideolojidir. Devletin, bir dinî öğretmek ya da propagandasını yapmak şeklinde bir duruşu olamaz. Diyanet yayınlarında ve din dersi kitaplarında resmî İslam’ın dışındaki inanç ve anlayışlar, nefret söylemleri ile hedef gösterilmekte, düşman yaratılmaktadır. Özcesi, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluş gayesi ne Alevilere ne de Aleviliğe hizmettir, tam tersi bu tekçi zihniyetin ideolojisine hizmettir.

    “BİR ALEVİNİN AKP-MHP ZİHNİYETİYLE ÇÖZÜMSÜZLÜK MASASINA OTURMAMASI ONURLU OLANIDIR”

    MASAYA -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    “Adalet aritmetik değil geometriktir” der Platon.

    Adalet, hakkınızı aldığınızı düşünürken başkasının hakkını da düşünmektir, fakat çözüm değil de çözümsüzlük üzerinden varolan bir ideolojinin temsilcileri iseniz gayeniz ne hak arayışı olur ne de çözüm…Varoluşunuzun devamlılığı için de sorunu çözmek değil büyütmek olur… Oysa ki kolay ve anlaşılır olan bir inancı olduğu gibi tanımaktır. Ekonomik kriz, iklim krizleri, savaşlar gibi otoriterleşmeyi tetikleyen çoklu krizlerin gelir eşitsizliklerini ve derin yoksulluğu artırdığı bu süreçte sosyal istikrarsızlığın baş göstermesi kaçınılmazdır. Egemenlerin bu krizlerden kendilerini var ettiklerini düşünürsek her zaman için düşman bir cepheye, kutuplaşmaya ihtiyaç duyulacaktır. Dolayısıyla da farklı kültürel, etnik, inanca dayalı ve cinsel kimlikler arasındaki çatışmayı da büyüten politikalar üretilecek, çözüm değil, çözümsüzlük çözüm gibi dayatılacaktır. Bir Alevinin AKP-MHP zihniyeti ile çözümsüzlük masasına oturmaması onurlu olanıdır. Bu bağlamda da kurumlar gerekli duruşu bu konuda göstermişler ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler için yok hükmünde olduğunu beyan etmişlerdir.

    “ALEVİ KURUMLARI BÜNYESİNDE BİR ‘ALEVİ BİLİM KURULU’ OLUŞTURULMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Alevilik yasaklı bir inanç, yasaklı bir kültür, yasaklı bir öğreti olarak kapalı toplumsal yapı içinde varlığını sürdürmüş ve kamusal alanda da kimliğini gizlemek zorunda bırakılmıştır. Alevi inancı bugünlere sözlü aktarım araçları ile taşınmıştır. Aleviliğin tarihi, ritüelleri, inancı çoğunlukla da asimilasyon amaçlı ideolojik olarak gerçekleştirilen çalışmaların nesnesi olmuş, egemenlerin tarih yazıcılığının gaspına uğramıştır.

    Sözlü kültür merkezli Alevilik inancının bilginin depolanması ve doğru aktarımı için yazı ile de barışması gerekmektedir, bu alanı egemenlerin tarih yazıcılığına bırakamayız. Fuat Köprülü’nün paradigma haline gelen savı hiç sorgulanmadan veri olarak kabul edilmiş bunun üzerinden de Alevilik şekillendirilmek istenmiştir. Bu inancın öznesi olarak kendi inancımızı kirli bilgilerden arındırmalıyız. Zamana-mekana uygun olarak ve özünü koruyarak yeniden gönül ve akıl sentez birlikteliği ile yorumlamalıyız. Alevilik öğretisinin simgesel bir dili vardır. Dolayısıyla bu sözlü söylencelerin analizi doğru yapılmalı ve Alevi terminolojisi Aleviler tarafından oluşturulmalıdır. Eril ve ideolojik tarih yazıcılığı asimilasyon araçlarının en büyük damarını oluşturmaktadır. Egemen olan inançlar, kültürler iktidarın sunmuş olduğu tüm araçları kullanarak tarihi
    yeniden dizayn ederek ve yasaklı inançları bu süreçte eriterek kendi tarihlerini yazmışlardır. Bu nedenledir ki tarihsel, inançsal, politik ve kültürel açılardan Alevi kimliği ve Alevilik üzerine yapılan yayınların çoğalması bir elzemdir. Aleviler arasında varolan sınırlı sayıda yazılı eser bulunmaktadır. Alevi kurumları bu bağlamda Alevilik üzerine akademik çalışmaları desteklemeli ve bünyesinde bir Alevi Bilim Kurulu oluşturmalıdır. Bu bilim kurulu tarafından kitap listeleri oluşturularak doğru kaynaktan bilgiye ulaşım desteklenmelidir. Hacı Bektaş Veli Dergahı bu bağlamda kaynak niteliğinde kitap çalışmaları yapmaktadır.
    Alevi kurumları içeriğinde bilim-hukuk-eğitim-sanat- ekoloiji ve toplumsal cinsiyet birimleri oluşturarak bilgiyi üretme moduna geçmelidir.

    “EĞİTİMİN TÜM ALANLARI SİYASAL İSLAMCI ZİHNİYET TARAFINDAN ZAPTEDİLMİŞTİR

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    İdeolojik devletler, siyasi ve dini varlıklarını sürdürebilmek ve yeniden mayalayarak üretmek ve bunu halka empoze etmek için devletin baskı ve ideolojik araçlarını kullanırlar. Totaliter- Otoriter ideolojik devletler, toplumu kendi ideolojileri şeklinde biçimlenmesi için eğitim kurumlarını yani okulları bir araç olarak kullanılırlar. Louis Althusser, eğitimi, devletin bir ideolojik aygıtı olarak betimlerken, okulları da egemen ideolojilerin çocuklara empoze edildiği mekanlar olarak görür. Normları, siyasi değerleri, dini inançları, mevcut ideolojiyle özdeşleştirerek okul öncesi ve okul sonrası müfredatı kendi siyasi ideolojileri doğrultusunda oluşturmaktadırlar.
    Siyasal-islamcı otoriter rejim tarafından asimilasyon ve biat etme politikaları ile düşünmeyen, sorgulamayan, eylemeyen, özcesi koşulsuz biat eden kindar ve dindar bir nesil hedefliyorlar. Bilimsel kodları ve dini kodları sürekli üreterek siyasal islam ideolojisine uygun olarak toplumu inşa etmek için devletin tüm araçlarından faydalanan bu zihniyet ‘din dersi eğitimi‘ adı altında geleceğimiz olan beyinleri karartıyor. ‘Din dersi eğitimi’ diye bir kavram yanlış, ölmüş, eskimiş bir kavramdır. Dinin eğitimi olmaz, din ancak bilgi anlamında öğrenilir, dinler bilgisi perspektifiyle. İnanç ise her bireyin kendi vicdanında beslediği ve yaşattığı değerlerdir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bu coğrafyada sadece tek bir inanca ait bireyler yaşamamaktadır. Bu topraklarda kadim zamanlardan gelen Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar, Ezidiler ve hiç bir inanca kendini ait hissetmeyen bireyler yaşamaktadır.

    “ALEVİ KURUMLARI ÇOCUKLARA, GENÇLERE; EDEBİYAT, SANAT, EKOLOJİ, TOPLUMSAL CİNSİYET PROGRAMLARI SUNMALI”

    Genel olarak tüm eğitim sistemini ele alacak olursak nepotizm ve mobbing ile eğitimin tüm alanları siyasal-islamcı zihniyet tarafından kadrolaşarak zaptedilmiştir.
    Üniversiteler ölü bilgilerin, normatif -ahlak sisteminin dayattığı, anlamsızlaşmış bir çok kavramlar etrafında depolanmıştır. Ölü bilgiler mezarlığı gibi! Eğitim sisteminin amacının endüstrileşmenin ihtiyacını kurgulamak üzere de dizayn edildiği aşikar.
    Eğitim hakkı ilkesine uygun olarak hukuk devleti çerçevesinde yeniden bir Pedagojik Eğitim Sistemi düzenlenmesi için Alevi kurumları kendi bünyelerinde bir birim oluşturarak kısa ve uzun vadeli çalışmalar yapmalı, devlet politikalarına karşı günü birlik acilen basın açıklamaları dışında demokrasinin tüm araçlarını kullanarak stratejik bir yol oluşturmalıdır. Kısa ve uzun vadeli eğitim konusunda diğer sivil toplum örgütleri ile birlikte çalıştaylar düzenlenmeli bir yazılı konsept oluşturulmalıdır. Alevi kurumları da örnek teşkil edecek şekilde çocuklara, gençlere bilinç düzeyini yükseltecek edebiyat, sanat, felsefe, ekoloji, toplumsal cinsiyet çalışma programları sunmalı ki itiraz ettiğimiz konulardaki çözüm önerileri niteliğindeki atölye çalışmalarımız örnek teşkil edebilsin.

    “SİVİL İTAATSİZLİK YÖNTEMLERİ KULLANILMALI”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Demokrasilerde sivil toplumun yasaları ve hükümet politikalarını etkileyerek siyasete yön vermek gibi bir sorumluluğu vardır.
    Tüm yasal yollar denendikten sonra kendi özgünlüğü çerçevesinde sivil itaatsizlik eylemleri gerçekleştirilebilir. Ortak adalet anlayışının ihlali bizzat devlet aracılığıyla gerçekleştirilmekte din ve vicdan özgürlüğü anayasa ile güvence altına alınmasına rağmen hükümet tarafından bir hak ihlali yaşanmaktadır. Eşit özgürlükler ve eşit şans ilkeleri ihlal ediliyor Alevi toplumunun taleplerine ve itirazlarına rağmen hukuk kuralları bizzat devletin ta kendisi tarafından ihlal ediliyorsa demokrasinin tüm ögeleri ile birlikte seri şekilde sivil itaatsizlik yöntemleri kullanılmalıdır. Toplumsal hafızanın ve kollektif bilincin-tavrın büyümesi için kamuoyu oluşturmak gerekmektedir. Thorea, adaletsizlikler karşısında bireysel-toplumsal sorumluluk almanın önemini, özgürlüklerin devlet üzerindeki önceliğini ve insan haklarının zamanaşımına uğramazlığı adına bireysel ve toplumsal bilincin örgütlülüğüne vurgu yapar. Bu bağlamda örgütlü gücümüzü bilinç ile çoğaltmalıyız, aksi takdirde sadece ivmesiz bir kalabalığa dönüşürüz, hiçliği değil, bilinci örgütlemek gibi bir gayemiz olmalı. Bu gaye tüm muhalif güçlerin derdi olmalı. Çokluk siyasal eylemin gerçekleştirilmesinin şartı görüşünü savunur, Negri ve Hard.

    “ALEVİ KURUMLARI AKP-MHP ZİHNİYETİNE KARŞI BÜNYELERİNDE SİYASİ BİRİMLER OLUŞTURMALI”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Evet, küreselleşme ile birlikte, 1980 sonrası Türkiye’de önemli bir siyasal ve toplumsal dönüşüm yaşandı. Türkiye iç siyaseti açısından değerlendirmek
    gerekirse Türk-İslam sentezinin bir resmi ideoloji olarak dikte edilmesine karşı Alevi örgütlenmesi doğmuştur. 1990 yılından itibaren de Alevilere yönelik şiddet, baskı ve katliamların artması sonucu Alevilik örgütlenmesi ivme kazandı. Sivas Madımak Otelinde tam 33 canın diri diri yakılması ve bu katliama tüm devlet erkinin de seyirci kalması Alevilerin birlikte örgütlenmesi gerçeğini yaşama geçirdi. Alevi kurumları 34-35 senedir örgütlü bir şekilde faaliyetlerini gerçekleştirmektedir.

    II. Beyazıd dönemi ile birlikte, müftülerin fetvaları ile daha yoğun olarak atılan nefret tohumları günümüze kadar uzanmıştır. Orwell “Düşünce dili çürütürse, dilde düşünceyi çürütür” der. Zira söylem aracılığıyla zihinler kontrol altında tutulmak istenir. Söylemler özellikle ideoloji, ırkçılık, etnik, inançsal, cinsiyetçi aslında kendi gibi olmayan tüm ötekileştirilen muhalif kesim için kullanılır. İnanç Özgürlüğü Girişimi, “Türkiye’de Din veya İnanç Temelli Nefret Suçları” raporuna göre tespit edilebilen nefret suçlarının yarıdan fazlasında Aleviler hedef alındı. Nefret suçu ile mücadele ve bu suçları önleme bir lütuf değil, devletlerin hukuki yükümlülüğü. Fakat, Alevilere yönelik nefret suçları bizzat devlet eliyle yapılınca kanıt üretme imkanlarını kullanma yöntemleri üzerine sivil topluma büyük sorumluluklar düşmektedir.

    Alevi kurumları örgütlü gücünü AKP-MHP zihniyetinin asimilasyon politikalarına karşı kullanmak için bünyelerinde siyasi birimler oluşturmalı kısa ve uzun vadeli yerel ve merkezi bir duruş politikası ile hareket etmelidir. Günü birlik alelacele basın açıklamaları ile çözülemeyecek kadar dağ gibi birikmiş sorunlar için bir ortak akıl ile hareket edilmelidir. Kurumların bünyesinde siyasi, ekonomik, ekolojik, hukuk, eğitim, sanat ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi özel birimler oluşturularak kendi alanlarındaki sorunlara çözüm üreten devlet politikalarına karşı atakta bulunan dinamik fikir üreten ve eyleyen bir yapıya dönüşebilirse asimilasyon politikalarına karşı etkin olabilir.

    “ÖZÜNE UYGUN, BİZE AİT ANMALAR DÜZENLEYEBİLİRİZ”

    Bugünlerde tartışılan bir konu da Hacı Bektaş Veli anmalarına müdahil olmak isteyen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerine. Hacı Bektaş Veli anmalarının başlangıç noktasına gelirsek sorunun asıl kaynağını da görebiliriz. Alevilere ait olan dergahların devlet tarafından gasp edilerek müze haline getirilip giriş ücreti de talep edilerek halka açılması. Ve müze olarak açılış tarihinde de Hacı Bektaş Veli anmaları şeklinde bizlere lütuf gibi sunulması. Asıl soru, biz Aleviler bu anmaların neresinde olmalıyız? Olmalı mıyız?
    Bize ait olan dergahlarımızın gaspına hizmet etmek, onay vermek değil midir, bu anmalara dahil olmak? Bu sorular üzerinden belki de yeni çözüm yolları oluşturmalıyız.

    Etik olan bu anmaların gerek merkezi gerek yerel siyasetten arındırılarak devletin görünen ve görünmeyen elinin çekilerek tamamıyla sivil olması ve içeriğinin de devlet protokolünden arındırılması olmalıdır. Bir gönül ve bilim okulu niteliğinde olan dergahlarımızın içeriğine uygun olarak bilim, sanat, edebiyat, felsefe çalıştayıları şeklinde özüne uygun bize ait anmalar düzenleyebiliriz.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

  • ‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO

    ‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO

    PİRHA- AKP iktidarı için Aleviliğin bir sorun olduğunu belirten Alevi aktivist Songül Tunçdemir, “Alevilerin sorunlarının çözümü kurumlarımızın elinde” dedi. Asimilasyoncu dedelerin daha tehlikeli olduğunu söyleyen Tunçdemir, iktidarın sahte muhataplarla çözümsüzlük ürettiğini vurguladı. Sarı sendika gibi sarı Alevi dernekleri kurulduğunu ifade eden Tunçdemir, üniversitelerde örgütlenilmesini, hukuk komisyonunun mutlaka kurulması gerektiğini ekledi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları bir dönem Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde yöneticilik yapan eğitimci Songül Tunçdemir, PİRHA için yanıtladı.

    “AKP’YE GÖRE ALEVİLİK TERBİYE EDİLMESİ, YOLA GETİRİLMESİ GEREKEN BİR İNANÇ”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    SONGÜL TUNÇDEMİR: Cumhuriyet tarihi boyunca gelen siyasal iktidarların Alevilerin temel taleplerini gören bir yerde durduklarına hiç rastlamadık. Talepleri bir yana bırakın, Alevilerin kendileri görülmedi hiçbir zaman. Aleviler yok hükmünde olduğu gibi Alevi katliamları da yok hükmündeydi. Görmüyorlar, görmediklerini katlediyorlar, yaptıkları katliamların da üzerini örtüp kabul etmiyorlar.
    AKP-MHP İktidarının önceki siyasal iktidarlara göre bir farkı var, o da Alevileri görmesi ama nasıl görmesi? İşte bütün mesele burada başlıyor. Alevileri asimilasyon penceresinden görüp, Alevilerin gerçek taleplerini ve bu talepleri dillendiren, çözüm arayan kurumları görmüyorlar. Son 30-40 yıllık bir süreçte Alevi hak mücadelesi o kadar yükseldi ki mevcut siyasal iktidar köşeye sıkıştı, bu yükselişin önünü kesecek hamleler yapmak zorunda kaldı. Yani AKP-MHP iktidarı durduk yerde Aleviliğin adını zikretmeye başlamadı. Alevilerin sorunlarını çözmek adına Alevisiz Alevi Çalıştayları yapmakla işe başladı. Bu çalıştayların sonucunda payımıza gençlerimizin İmam Hatip Okullarına, dedelerimizin Hacca gönderilmesi düştü. Yani onlara göre Alevilerin tek sorunu var, o da ‘terbiye’ sorunu! Onlara göre Alevilik terbiye edilmesi, yola getirilmesi gereken bir inanç!

    “ALEVİLERİN ‘CEMEVLERİMİZİN İHTİYACINI DEVLET KARŞILASIN’ TALEBİ YOK”

    Alevi çalıştayları 2009-2012 yılları arasında yapıldı ve o günden bugüne uygulanan politikaların tamamı Alevi toplumunu bölmek ve asimile etmeye yönelik. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu anlayışa hizmet etmek için kuruldu. Cemevlerimize ‘cümbüş evi’ diyenler çok manidar bir şekilde cemevlerimizi Kültür Bakanlığı’na bağladı. Bir yandan Aleviliği folklorik bir öge olarak görüp Kültür Bakanlığı’na bağlayacaksın, bir yandan da ibadethanemiz olan cemevlerini devlete güdümlü yapıp minaresiz camiye çevireceksin. Oysa Alevilerin talepleri eşit yurttaşlığı beraberinde getiren taleplerdir ve Aleviler taleplerinin gerçekleşmesi için yıllardır haklı bir mücadele yürütüyor. Alevilerin tarih boyunca ‘Cemevlerimizin ihtiyaçlarını devlet karşılasın’ gibi bir talebi olmadı. Ya da şimdiye kadar ödenen bedellerin maddi boyutunun olduğu hiç görülmedi. Aksine Aleviler her zaman laikliği savundu ve ‘herkes inancını özgürce yaşasın’ dedi. Alevilerin sorunlarını çözmek istiyorlarsa ilk başta yapmaları gereken tarihte yapılan Alevi katliamlarıyla yüzleşmeleri. Madımak katillerini göstermelik yargılayan, katillerin avukatlığını yapan bu siyasal iktidardan Alevilerin sorunlarını çözüm getireceğine inanmak büyük bir yanılgı.

    “İKTİDAR İÇİN ALEVİLERİN SORUNU YOK, ALEVİLİĞİN KENDİSİ SORUN!”

    Meselenin özü şu aslında: Siyasal iktidar için Alevilerin sorunları yok, onlar için Aleviliğin kendisi sorun. Buradaki niyet, Alevilerin sorunlarını ortadan kaldırmak değil, kendi sorunlarını yani Aleviliği ortadan kaldırmak. Bunu da özünden uzaklaşmış, değişmiş, dönüşmüş asimilasyoncu Alevi kökenli şahısların eliyle gerçekleştirmek. Bu nedenle asimilasyona hizmet eden politikalara alet olan cemevi yöneticilerinin sadece Madımak Katliamı’na bakıp, Aleviliklerini bir kez daha gözden geçirmeleri ve bunu kıstas alarak kendilerini yeniden tanımlamaları gerektiğini düşünüyorum.

    “ALEVİLERİN SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ KURUMLARIMIZIN ELİNDE”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevilerin sorunlarını Aleviler çözer. Hele de ülkücü MHP’liler hiç çözemez. Yaşadığımız coğrafyada Alevi katliamlarına imza atanlar Aleviler için çözüm değil de çözümsüzlük üretirler. Alevi hak mücadelesi veren yüzlerce dernek ve vakıf kuruldu. Bu dernek ve vakıfların tamamı yasal olduğu gibi, ülkemizin de altına imza atmış olduğu uluslararası sözleşmeler ile anayasadan güç alarak barışçıl bir hak mücadelesi veriyorlar. Talepler tamamen eşit yurttaşlık çerçevesinde. Alevilerin sorunlarının çözülmesinde anahtar bu kurumların elinde. Siyasal iktidar bu kapıyı açmak istemiyor ki elinde bulunduran kurumları görsün. Çünkü anahtarı gördüğü an kapı açılacak ve bu ülkeye demokrasi gelecek, eşitlik gelecek, adalet gelecek. Ama şöyle bir durum var ki kapı açılır açılmaz kendi bekaları sarsılacak.

    “İKTİDAR SAHTE MUHATAPLAR İLE ÇÖZÜMSÜZLÜK ÜRETİYOR”

    Yüz yıldır bu ülkede yaratılmak istenen tek tip (sadece Türk, sadece İslam)  insan modeli projesi alt üst olacak. Bu durum ülkemizde yaşayan Kürtler, Ermeniler, emekçiler, ekolojistler, kadınlar, kısacası tüm ezilenler için geçerli aslında. Maalesef biz demokratik bir ülkede yaşamıyoruz, bunun içindir ki hak savunucularının söyledikleri çözüm yolları duymazdan geliniyor hatta demokratik taleplerde bulunan kurumlar terörize edilip baskı ve sindirme politikalarına maruz bırakılıyorlar. Bu siyasal iktidarın genel politikası, çözüm adı altında gerçek muhatapları yok sayıp, yarattığı sahte muhataplar ile çözümsüzlük üretmek.

    “ANSİKLOPEDİ ALEVİLER İÇİN YENİ BİR ZULÜM OLACAK”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    AKP-MHP İktidarının Alevileri her taraftan kuşatma altına alarak Aleviliğin özünü yok etmek ve kendi Alevisini yaratıp kurguladığı Aleviliği meşrulaştırmak konusunda başvurmadığı yol kalmadı. Şimdi Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın girişimiyle içinde bir tek Alevinin bile olmadığı ilahiyatçı bir grup tarafından Alevi Bektaşi Ansiklopedisi yazılıyor. Ansiklopedik bilgi demek güvenilir bilgi demektir, insanlarda güven uyandırır. Çünkü ansiklopedilerin en bilinen özelliği tarafsız olmasıdır. Önce sahte bir Alevilik yarat, yarattığın bu Aleviliği tanımla sonra bunu İslamcı akademisyenler ve ilahiyatçılar aracılığı ile tescille. Alevi Bektaşi Ansiklopedisi ilk etapta kulağa hoş geliyor ama gidişata ve hangi amaca hizmet edeceğine bakıldığı zaman, tarihi zulümlerle dolu Aleviler için yeni bir zulüm olmaktan öteye gitmeyecek. Belki de en büyük baş belamız olacak. Bir inanca mensup insanların başka bir inancı tanımlamaya hakkı yoktur. Alevi ansiklopedisi yazılacaksa bunu Aleviler yazmalı.

    “DAVALAR AÇMALIYIZ”

    Alevİlerin AKP-MHP iktidarı dönemine kadar çok az talepleri vardı. Bunlar Alevi köylerine cami yapılmaması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi, dergahlarımızın iade edilmesi, cemevlerimizin resmi ibadethane olması ve tarihte yapılan Alevi katliamları ile yüzleşilmesi. Geldiğimiz süreçte bunlar karşılanmadığı gibi yeni yeni talepler eklendi. Yani taleplerimiz çoğaldı. Alevi toplumu için bu ansiklopedi ile ilgili bir aydınlatma dönemi başlatılmalı. Bulunduğumuz her platformda, her toplumda bu ansiklopedinin neye hizmet edeceği konusunda kitleleri aydınlatıp ortak tepkiler geliştirmeliyiz. Ayrıca bu ansiklopedinin Alevilik ile ilgili objektif bilgiler içermediğine dair yazdıran kurum ya da yazanlar hakkında davalar açmalıyız.

    “SİVİL İTİATSİZLİKTEN BAŞKA ÇÖZÜM YOLU YOK”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Eğitim sistemimizin içinde bulunduğu durum sadece Alevi çocukları açısından değil ailesinin dini ne olursa olsun bütün çocuklar için tehlikeli bir boyut kazandı. Muktedirler düşünmeyen, sorgulamayan, sadece biat eden cihadist bir toplum yaratmak istiyorlar. Dolayısıyla sistem değiştirilmek isteniyor.

    Ülkemizdeki eğitim-öğretim şekli tamamen rayından çıkmış durumda. Tam da AKP-MHP iktidarının yetiştirmek istediği dinci, kinci nesil yetişmesine uygun hale getirildi. Derslerin müfredatı bilimsellikten uzaklaştı, demokratik muhtevası zaten yoktu iyice derinleşti. Dini inancı ne olursa olsun çocuklarımızın dinci vakıflar ve cemaatlerler tarafından kuşatılması bu ülkenin geleceğini karartmaya kalkışmaktır.

    Pir Sultan Abdal’ın ‘Bozuk düzende sağlam çark olmaz’ sözünün vücut bulduğu noktadayız. Kökten bir değişim lazım, sistemden kaynaklı sorunların çözülmesi gerekiyor ki eğitim sistemi de düzelsin. Demokratik ve laik bir ülke isteyen tüm muhaliflerin birleşik mücadele vermesi gerekiyor. Ben şöyle düşünüyorum; çocuğum okul çağında olsaydı tarikat ve cemaatlerin eline verip kaybedeceğime hiç okula göndermezdim. Güçlü bir örgütlenmeden sonra sivil itaatsizlik eylemleri yapmaktan başka çözüm yolu gelmiyor aklıma. Radikal, uzun süreli ve hem dünya kamuoyunda hem de Türkiye kamuoyunda ses getirecek direnişlere ihtiyaç var.

    “İKTİDAR ALEVİLİĞİ DİN DERSİ MÜFREDATINA KOYARAK AİHM KARARLARINI BOŞA ÇIKARTTI”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Zorunlu din derslerine karşı yeteri kadar mücadele verilseydi eğitimdeki sorunlar bu kadar derinleşmeyecekti. Evet, sokak mücadelesi çok önemli, zamanında zorunlu din derslerine karşı 24 saatlik oturma eylemleri, mitingler, haftalarca süren oturma eylemleri yapıldı. Sokak mücadelesinde eksik davranıldığını düşünmüyorum ama bir yandan da hukuki mücadele vermek gerekiyordu. Evet, mahkemelere taşındı fakat çok az sayıda dava açıldı. Dolayısıyla kazanılan davalar da az oldu oysa kampanya dönüştürülseydi hükümet bu konuda geri adım atacak ve mezhepçi eğitimin önü kesilecekti. Sadece kurum yöneticileri çocukları için okullara dilekçe verip mahkeme süreci başlatsaydı bu bile yeterli olacaktı. AİHM ise verdiği kararların arkasında durmuyor, uygulanmadığında gerekli yaptırımları uygulamıyor. Açılan dava çok olsaydı verilen kararların arkasında duracaktı. Bir de şöyle bir durum söz konusu siyasal iktidar Aleviliği din dersi müfredatına koyarak AİHM’nın bu yöndeki kararlarını boşa çıkarttı. Bu süreçten itibaren AİHM’nin bu tür davalarda Alevi çocuklarının din dersinden muafiyetine dair kararlar vereceğini düşünmüyorum. Geldiğimiz noktada sadece zorunlu din dersini mahkemeye vermek yetmiyor, 4+4+4 eğitim sistemiyle gelen seçmeli zorunlu din dersleri, ÇEDES Projesi, MEB’in cemaat ve tarikatlarla yaptığı yasa dışı protokoller, müfredatın maarif modeline dönüştürülmesi gibi zorunlu din derslerinden çok daha ciddi durumlar ile karşı karşıya kaldık.

    “KURUMLARIMIZ İLAHİYATÇILARA KALDI, BU DIŞ ASİMİLASYONDAN DAHA TEHLİKELİ”

    Tüm bunların karşısında cemevlerimizin eğitim yuvalarına dönüşmesi gerekiyorken bazı cemevlerimizde okullarda yaşanılan asimilasyon sürecini tamamlar nitelikte uygulamalar yapılıyor. Cemevlerimizde Alevi Yol erkânı ile bağdaşmayan uygulamalar söz konusu. Cemlerde harem-selamlık olma, cenaze erkanlarımızda Sünni İslam ritüellerinin uygulanması ve açılan Kuran kursları okullardaki uygulamalardan daha tehlikeli bir hal aldı. Demokratik Alevi kurumları CEM Vakfı aracılığıyla ilahiyatçılar tarafından yetiştirilip cemevlerimize gönderilen dedelere karşı Aleviliğin gerçek özünü yaşayan pirlerimiz ile ilişkilenip Alevi toplumu ile onları buluşturamadı. Sonuç olarak kurumlarımızın çoğu ilahiyatçı dedelerin insafına kaldı. Bu da dış asimilasyondan daha etkili oldu.

    “İLK ÖNCE ASİMİLASYONA HİZMET EDEN KİŞİLERDEN ARINMALIYIZ”

    Tüm bunlarla nasıl başa çıkılır sorusunun cevabı çok can yakıcı ve bir o kadar da bedel isteyen bir şey. Radikal kararlar alınmalı, gelecek tepkilere göğüs gerilmeli. İlk önce asimilasyona hizmet eden kişilerden arınmalıyız. Asimilasyona hizmet etmektense varsın bir süre cem ve cenaze erkânı uygulanmasın. Ciddi bir eğitim süreci yaşanmalı, Alevi toplumu ile buluşulmalı. Kopuşlar olacaktır ama bu kopuşlardan sonra daha büyük ve daha hakikatli kucaklaşmalar yaşanacaktır.

    “SARI SENDİKA GİBİ SARI ALEVİ DERNEKLERİ KURULDU”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Evet, Alevi nefretinin ve Alevi asimilasyonunun çok yükseldiği bir dönemden geçiyoruz. Cumhuriyetin 2. yüzyılı için yeni bir konsept belirledi ve bunun alt yapısını cumhuriyetin birinci yüzyılının sonlarında hazırladı. Alevi Açılımları, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Alevi İslam Dairesi Başkanlığı, nihayetinde cemevlerini Kültür Ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan torba yasa bu anlayışa hizmet etmek içindi. Sonuç olarak devlet kendine göre bir Alevilik yaratarak Alevilere hizmet adı altında Aleviliği içten asimile etme planlarını uygulamaya koydu. Sarı sendikacılığı bilirsiniz; işçinin memurun haklarını savunuyormuş gibi görünüp aslında siyasal iktidar ile kol kola olan, bizzat siyasal iktidarın eliyle kurulmuş, amacı ise gerçek sendikacılığın önünü kesmek olan sendikalar. Yani devletin makbul işçisi ya da memurlarını yaratan sendikalar. Şimdi bu iktidarın sarı Alevi dernekleri ve vakıfları var. Bu dönem makbul Alevilere nefret yok, bu dönem Aleviliğin asimilasyonuna karşı direnen kesimlere karşı nefret suçları işleniyor.

    “EĞİTİM AYAĞIMIZI BOŞ BIRAKTIK, ÖRTAK MÜCADELEYİ ÖRGÜTLEYEMEDİK”

    Bu kadar yükselmesi siyasal iktidarın başarısı değil, biraz da bizlerin eksikliğinden, başarısızlığından kaynaklanıyor. Medyasıyla, maddi gücüyle her şeyi elinde bulunduran siyasal iktidar, ne kadar kurnaz düşüncesi varsa hepsini politika haline getirdi. Buna karşı biz ne yaptık? Kurumsallaşamadık, örgütlenme süreçlerimizde eğitim ayağımızı boş bıraktık ve kurumların ortak mücadelesini örgütleyemedik. Bu noktada birazcık zülfü yâre dokunmanın Alevi toplumu açısından çok olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Toplumsallaşamadık. Asimilasyonun şehirleşme ile başladığını söyledik bu doğru fakat mücadeleyi sadece şehirler ile sınırlandırdık. Köylerimizde devletin asimilasyoncu televizyon kanallarıyla baş başa kalan, yapılan camilere karşı örgütlenmeyi aklına getiremeyen köy halkımızı unuttuk. Sonuç olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan torba yasa en çok köylerde bulunan cemevlerimizden beslendi. Hem şehir örgütlenmemiz hem köy örgütlenmemiz eksik kaldı. Bu tür örnekleri alabildiğince çoğaltabiliriz.

    “CEMEVLERİNDE EĞİTİM MODELLERİ GELİŞTİRMELİYİZ”

    Alevi asimilasyonu Alevi nefretini beraberinde getirdi. Tarih boyunca sapık bir inanç olarak görülüp aşağılanan, dışlanan, hakkında ölüm fetvaları verilerek fiziki olarak yok edilmeye çalışılan ve her seferinde katledilişlerinin üzeri örtülmeye çalışılan bir inancın mensupları toplumun diğer kesimleri tarafından nefretle karşılanır. 21. yüzyılda dahi mum söndü iftiralarına inananların sayısının çok fazla olduğu gerçeğinden hareketle nefret suçlarının devam etmesini yadırgamıyorum. Cezasızlık politikası siyasal iktidar tarafından meşrulaştırılırsa toplumun diğer kesimleri tarafından da meşru görülür ve işlenen nefret suçlarının önüne geçilemez.

    Tüm bunların karşısında demokratik Alevi kurumları neler yapabilir sorusuna gelince her şeyden önce mevcut gerici-ırkçı eğitim sistemine karşı alternatif eğitim modelleri geliştirerek cemevlerimizi eğitim yuvasına çevirmeliyiz. Bir yandan mevcut eğitim sistemine karşı mücadele ederken diğer yandan okullarda savunmasız kalan çocuklarımızı kendilerini ifade edebilmeleri ve asimile edilmemeleri için bilgiyle donatmalıyız. Bu hemen olacak çok kolay bir şey değil ama bir yerden başlamalıyız. Durum gerçekten çok ciddi. Bir arkadaşının ‘siz mum söndürüyormuşsunuz’ dediği Alevi öğrencinin mum söndü iftirasının ne olduğunu  bilmediği için hiçbir karşılık vermediğini biliyorum. Ya da din dersinden etkilendiği için durmadan zikirmatik çeken ve ailesini küçümseyen 8. sınıf öğrencisi çocuğu biliyorum. Bir şeyler yapmazsak eğer bu tür örnekler daha da çoğalacak ve Alevi ebeveynler ile çocukları arasında çok büyük uçurumlar açılacak. Bu da başka bir sorun.

    HUKUK KOMİSYONU

    Bir de ilahiyatçıların yetiştirip cemevlerimize gönderdiği gri pasaportlu dedeler var. Asimilasyoncu eğitim sisteminden daha ikna edici. Okullarda çocuklarımız devlet eliyle asimile ediliyor, cemevlerimizde ise bu dedeler büyük, küçük, yaşlı, genç, kadın erkek demeden Alevi toplumunu toptan asimile ediyor. Kurumlarımız Aleviliğin özünü yaşayan analar ve dedelerden yardım almalı hatta kurumlarımızda analarımızın, dedelerimizin eğitim süreçleri başlatılmalı. Alevi kurumları Ocaklar ile zayıflayan bağlarını güçlendirmeli.

    Başka bir konu, 30-40 yıllık kurumlarımızın düzenli işleyen, genişleyen ve ihtiyaç olduğunda karşılayabilecek hukuk komisyonları yok. Her dönem Alevilere yönelik nefret suçlarının devam etmesi nedeniyle şimdiye kadar çok güçlü bir hukuk komisyonunun oluşturulmuş olması gerekirdi.

    “ÜNİVERSİTE ÖRGÜTLENMEMİZ YOK; İKTİDAR KENDİ ALEVİ GENÇLERİNİ YARATTI”

    Üniversite örgütlenmemiz yok, gençlerimizi üniversitelerde de tarikatçılar cemaatçiler bekliyor. Yaratılan boşluktan kaynaklı olarak siyasal iktidar kendi üniversiteli Alevi gençlerini de yarattı. Kurduğu derneği besleyip büyüttü ve kurumsallaştırdı. Çok tehlike arz eden bu duruma karşı Üniversitelerde kendi örgütlüğümüzü yaratmalıyız.

    Biz nereyi boş bıraktıysak siyasal iktidarlar o boşluğu asimilasyona hizmet edecek şekilde doldurdu. Her seferinde bunu neden biz daha önce yapmadık hallerine büründük, boşa düştük.

    Geç değil, boşluklar hala dolmadı. Siyasal iktidar karşımıza daha kurnaz politikalarla çıkacaktır. En kısa zamanda eksiklerimizi tespit edip bir sacayağı oluşturmalıyız. Bu ayaklarından birini eğitim, ikincisini hukuki mücadele, üçüncüsünü de sokak mücadelesi oluşturmalı. Eğitim deyince ilk aklıma gelenler çocuklarımızın, gençlerimizin,  analarımızın, dedelerimizin, kurum yöneticilerimizin eğitimi. Hukuki mücadele deyince altına imza atmış olduğumuz uluslararası sözleşmeleri bağlayan anayasanın 90. maddesinin işletilmesi ve nefret suçları işleyenlerin cezalandırılmaları sağlamak. Sokak mücadelesinden bahsettiğim ise sadece demokratik eylemler değil; köy, mahalle örgütlenmeleri. Alevi kurumları kırsalda yaşayan Alevi toplumu ile bir an önce buluşmalı.

    “SALDIRILARA KARŞI SADECE SAVUNMA HALİNDE OLMAMALI, ÇÖZÜM ÜRETEN BİR ÖRGÜTLÜLÜK OLMALI”

    Kurumlarımızın kısa ve uzun vadeli programları olmalı. Siyasal iktidarların hamleleleri ile ortaya çıkan boşluklarımızı gören ve bu yönde tepki veren pozisyonundan çıkıp hangi konuda ne yaptık ve temel hak ve özgürlüklerimizi elde etmek için neler yapmalıyız pozisyonuna girilmeli. Bahsetmek istediğim gündemin peşinden gitmek yerine kendi gündemini yaratan, yapılan saldırılara karşı sadece savunma halinde olan değil de aynı zamanda yaptıkları hamleler ile çözüm üreten bir örgütlülük olmalı.”

    Nilgün METE/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER: 

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO

  • ‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO

    ‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikasını hızlandırma projesi olduğunu vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir. İnanıyorum ki sistemin memurlarının gezdiği hiçbir cemevi ve ocak evladı bunu kabul etmez. Bugün Cemevi Başkanlığı’na hizmet edenler Pir Sultan’ı asan Hızır Paşa’nın rolünü oynuyor” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdi.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEVŞİRME DEDELERİN ALEVİLERE VERECEĞİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR”

    Devletin toplumların dilini, kültürünü ve inancını asimile etmek için sürekli proje ürettiğini söyleyen Musa Kulu, “Alevilerin eşit yurttaşlık talebi var, devşirme dedelerin Alevilere vereceği hiçbir şey yok. Tarih boyunca semavi dinlerin devleşen inancı, sürekli başka inançları asimile etmek ya da fiziksel olarak ortadan kaldırmak istemiştir. Bugün yaşanan beyaz ölümü farklı inançlara ve kimliklere yaşatma projesidir. Alevilerin talepleri bellidir, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı asimilasyon politikasını daha hızlandırma projesidir. Alevi olan herkesin devletin bu projesine karşı çıkması gerekiyor” dedi.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA HİZMET EDENLER HIZIR PAŞA’NIN ROLÜNÜ OYNUYOR”

    Bugüne kadar Alevi pirlerinin hiçbir yerden maaş almadan kendi hakikatiyle yaşadığını ifade eden Kulu, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir. İnanıyorum ki sistemin memurlarının gezdiği hiçbir cemevi ve ocak evladı bunu kabul etmez. Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na hizmet edenler Pir Sultan’ı asan Hızır Paşa’nın rolünü oynuyor. Kendi hakikatinin yok edilmesi için idam fermanının bir parçası oluyor. Bir ocak evladı kendi pirinden ve talibinden rızalık almadan hiçbir yerde sorumluluk alamaz, Alevilerin bunu bilmesi lazım” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ KURUMLARI HENÜZ YÖNÜNÜ TAM OLARAK BELİRLEMEDİ”

    Alevi kurumlarının henüz yönünü tam olarak belirlemediğini vurgulayan Musa Kulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Acaba biz Müslümanlığın içinde miyiz, dışında mıyız? Biz Şia’ya mı yakınız Hanefi mezhebine mi? Bence Alevi kurumları artık bir karar vermeli. Alevi inancı kendine özgün, insanlık tarihi kadar eski bir inançtır. Her inanç Alevilikten mutlaka beslenmiştir. Alevi inancı ikrar ve rıza üzerine kurulmuştur. O yüzden ikrarsız ve rızasız bir Alevi yaşamı söz konusu olamaz. Bence Alevi kurumları, pirler ve mürşitler şu hakikati asla unutmamalı. Ya kimsenin sizi tanımlamasına izin vermeden kendi hakikatinizle yaşarsınız ya da birilerini kölesi olursunuz. Devlet seni yok etmek için tabi ki çalışacaktır ama her Alevi kendi hakikatini yaşamak ve yaşatmak zorundadır. Bunun dışında ki herhangi bir davranış yola ihanettir.”

    Cihan BERK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO

     

  • ‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO

    ‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, AKP’nin ‘Alevi Diyaneti’ olarak bilinen Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Alevileri bölme hamlesine tepki gösterdi. Arslan, “Sinsice bir çalışma yapılıyor. Tek tek Alevileri avlamaya, asimile etmeye çalışıyorlar” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdi.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “SİNSİCE ÇALIŞMA YAPARAK ALEVİLERİ AVLAMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Cemevi Başkanlığı’nı reddettiklerini belirten Adnan Arslan, “Karşımızda bir devlet gücü var. Pir Sultan Abdal örgütü olarak biz de boş durmuyoruz, koşturuyoruz. Öyle yerlerden giriyorlar ki. Köylerde bağımsız olan cemevlerini -hatta cemevi de değil, köyde okul kapanmış, okulu, köy odasını cemevi gibi restore etmişler- buraları alıp Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlamak istiyorlar. Sonuçta da ‘bize şu kadar cemevi bağlı’ diye bir algı yaratmaya çalışıyorlar ”dedi.

    Arslan, yapılan faaliyetlerin önüne geçmeye çalıştıklarını belirterek, “Pir Sultan örgütü olarak köylerde, ilçelerde, kenar kesimlerde bağımız olan cemevleriyle iletişime geçip bunları PSAKD’ye kazandırmak, eğer dâhil olunmuyorsa da Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlamak için bir çaba harcıyoruz” şeklinde ifade etti.

    “BU YOLA İHANET EDERSEK PİRLERİMİZİN VEBALİ ÜZERİMİZE KALIR”

    Sinsice bir çalışma yapıldığını ve tek tek Alevilerin avlanmaya çalışıldığını söyleyen Arslan, şunları kaydetti:

    “Alevileri astılar, kestiler, derilerini yüzdüler ama başaramadılar. Şimdi de bu yöntemlerle Alevileri asimile etmeye çalışıyorlar. Muaviye zihniyeti boş durmuyor ama biz de yolumuz, inancımız için asimilasyonun önüne geçmek için boş durmuyoruz. Çünkü bu yol öyle kutsal bir yoldur ki bu yola eğer ihanet edip sahip çıkmazsak geçmişte bu yol için bedel ödeyen 7 ulu ozanlarımız, pirlerimiz, dedelerimizin vebali üzerimize kalır. Biz bunun bilinci doğrultusunda mücadele veriyoruz ki bu yol, yol alsın. Kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceğiz.”

    “DEDELERE MAAŞ DEĞİL, ALEVİLİĞİN TANINMASINI İSTİYORUZ”

    Adnan Arslan, AKP ve Cemevi Başkanlığı görevlilerinin, Altınova Şubesi’ne de gittiklerini belirterek “Gelmişler ancak ben yoktum. Sekreterimize “Cemevi Başkanlığı’ndan geldik. Neye ihtiyacınız var?’ diye sormuşlar. Sekreterimiz de ‘Bir ihtiyacımız yok’ demiş ve 5-10 dakika oturduktan sonra çekip gitmişler ”dedi.

    Şu an Cemevi Başkanlığı’nda görevli olan Ali Arif Özbey’in de geçtiğimiz aylarda şube binasına geldiğini ve kendisine bir rapor verdiğini belirten Arslan, “Önce cemevlerinin yasal statüsünü verin diğerleri gelir yerini bulur. Biz yolumuz için kurumsal olarak Aleviliğin tanımasını istiyoruz. Bizim, onların vereceği bir torba çimento ya da bir iki sandalyeye ihtiyacımız yoktur. Bunları biz kendimiz temin ederiz, o gücümüz de var. Önce bizi tanısınlar ve öncelikle çocuklarımıza asimilasyon uygulamasınlar” ifadelerini kullandı.

    “LAİK DEVLETİN DİNİ OLMAZ”

    Arslan, 16 Eylül’de İzmir’de Alevi örgütleri ile Eğitim-Sen’in ÇEDES projesine karşı ortak yapacağı mitinge de dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Laik bir devletin dini olmaz. Laik bir devletin dini adalettir. Biz barış, kardeşlik, herkesin bu ülkede huzur içinde yaşamasını istiyoruz. Biz başkasının inancına karışıyor muyuz? Hayır. Bizim inancımıza da siz saygı duyun. Bu ülkede bilim bitmiş. ‘Doktorlar gidiyorsa gitsin’ dediler bugün hastanelerde doktor bulamıyoruz. Ülkeyi karanlığa götürmenin bir manası yoktur. Bugün herkes açlık ve yoksulluk içinde. Her gün zam, her gün zam. Zamlar başını almış gidiyor, bunlara ses çıkarılmıyor ama Alevilere geldiği zaman ‘Nasıl asimile edebiliriz? Bunları nasıl kendimiz gibi yapabilirizin peşindeler.”

    “HERKES İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    Cemevlerine yasal statü tanınmasını ve Alevi dergâhlarının kendilerine geri verilmesini de dile getiren Arslan, “Madımak Oteli’nin ‘Utanç Müzesi’ olmasını, laik demokratik ve bilimsel eğitimin hayata geçmesini, adaletin yerine gelmesini istiyoruz. Bunları sadece kendi çıkarımız için değil, bu ülkenin genel bir sorunu olduğundan sadece Aleviler için değil, herkes için istiyoruz” dedi.

    Barış içinde yaşamanın önemine değinen Arslan, “Laz, Çerkez, Arap komşularım var. Komşularımla bir sorunum yok ama sorunu yaratan devlet, kutuplaştıran da devlet” şeklinde ifade etti.

    “KELLEMİZ GİTSE DE GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın girişimlerine karşı “Tavrımız, duruşumuz nettir” diyerek şöyle devam etti:

    “Bizde Hüseyin-i bir duruş vardır. Kellemiz gitse de geri adım atmayız. Geri adım atarsak bu yolda bedel ödeyenlerin vebali bizim üzerimize kalır. Bu ülkeyi yönetenler de aklını başına alsınlar. Bu tür yanlışlardan vazgeçsinler. Onun için bir kez daha söylüyoruz; bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı biz tanımıyoruz, reddediyoruz. Bütün canlarımıza tavsiyemizdir; hangi cemevine gelirse gelsinler hiçbir şey talep etmesinler. Örgütlenelim, yolumuza, inancımıza sahip çıkalım. Biz dik duruşu sağladıktan sonra kimse bizimle baş edemez. Buna müsaade etmeyeceğiz. Okullardan başlatılan imam atamalarının da artık önüne geçeceğiz. Ben çocuğumu okula göndermem. Onların zihniyetine yetişmesin diye tepki koyacağım. ABC’yi evde çocuğuma kendim öğretirim ‘cahil kalsın’ ama onların cehaletiyle de yetişmesin.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO

     

     

  • ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO

    ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO

    PİRHA- Baba Mansur Ocağı evlatlarından PSAKD Antalya Altınova Cemevi dedesi Hüseyin Moğultay, okullara imam atanmasının amacının bağnaz, gerici bireyler yetiştirmek olduğunu söyledi. Moğultay Alevilere de çağrı yaparak, “Çocuklarımızın geleceği tehlikede. Çocuklarınıza sahip çıkın, cemevlerine getirin” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.

    Baba Mansur Ocağı evlatlarından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Altınova Cemevi dedesi Hüseyin Moğultay, AKP’nin okullara imam atamasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLER KARŞI ÇIKAR; BİZ NİZAM TERAZİSİNDEN TARAFIZ”

     Moğultay, “Dinde zorlama yoktur. İslamiyet’e baktığınız zaman şu anda bunların yapmış olduğu şey din değil, bunlar dini sömürü aracı olarak kullanıyorlar. Hazreti Muhammed Mustafa, Cahilin bin günlük ibadeti neyse alemin bir günlük ilmi ondan daha evladır diyor. Hz. Ali bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum diyor. Dinin sahipleri bunu söylüyor” dedi.

    “Aydın kesim olursa bunlar sömürü düzeni kuramazlar” diyen Moğultay, “Onun için bunlara “ayak yalayan profesör” lazım. Kendi idarecilerini peygamber yerine koyan,  Allah yerine koyan insanlar lazım bunlara. Bunlara Kral Çıplak diyen hapislerde çürüyor” ifadesini kullandı.

    Dede Hüseyin Moğultay şöyle devam etti:

    “Aleviler her dönem Yezid’e, Muaviye’ye karşı çıkmadılar mı ki bugün de buna karşı çıkmasınlar. Her zaman Aleviler mazlumun ve mazlum haklarının yanında Hakk ve hakikatin yanında yer almışlardır. Nizam terazisi Hakk’ın terazisidir, o nizam terazisi eğri olur mu? Biz nizam terazisinden tarafız. Ama bunlarınki dünya nimetlerinden faydalanmak için nefsi emaresine esir olmuş, sanki bütün dünyayı beraber alıp götüreceklermiş gibi olmadık şeyler yapıyorlar, yazıktır günahtır. İncelediğin zaman bunların hiçbir eylemi dinle bağdaşmıyor. Bir İslam bireyi yalan söyler mi? İftira atar mı? Hepsi yapılıyor. Ama diğer taraftan da adına İslam deniyor. Bunların hepsi Kur’an-ı Kerim’de yasak.”

    “ÇOCUKLARINIZ İÇİN CEMEVLERİNE GELİN

    Moğultay, Alevi çocukların cemevlerine gelmesi gerektiğini de belirterek, “Canlarımızı uyardık, etmeyin eylemeyin cemevlerine gelin, bunların karşısında ancak ilimle bilimle durmak olur. Çocuklarımıza İlimi bilimi, Yol erkanını, Hakk ve hakikat şehrine girişi öğretelim ki çocuklarımız onların karşısında hür ve aydın iradeleri ile  durabilsinler” dedi.

    Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmenin amaçlandığını ifade eden Moğultay konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bizler artık belli yaşa geldik, çocuklarımızın geleceği çok kötü. Yarın bizi çok kötü ve tehlikeli günler bekliyor. Onun için  sadece Aleviler değil, bütün aydın olan canlar artık uyanın kendinize gelin. Nereye gittiğimiz görülüyor. Adamlar kanunları, yasaları tanımıyorlar, kendilerine göre bağımsız hareket ediyorlar. Burada ne bir savcı ne bir hâkim ne bir polis hiç kimse bir şey diyemiyor. Demek ki güç aldıkları bir yer var” diye konuştu.

    “ÇOCUKLARINIZIN GELECEĞİ TEHLİKEDE”

    Gençlerin geleceğinin tehlikede olduğunu dile getiren Dede Hüseyin Moğultay, Alevilere şu çağrıda bulundu:

    “Yobaz düşünceye alet olmamak, esir düşmemek için cemevlerine gelin, cemevlerindeki dedelere, pirlere, mürşitlere çocuklarınızı yetiştirin bahane aramayın. Yok benim işim vardı yok çocuk gelmiyordu gibi sözlerle kendimizi kandırıyoruz. Açık konuşayım. Biz her şeyin farkındayız ama çocuklarınızın geleceği tehlikede.

    Bu işin kabul edilebilir bir yönü yok, burası sözün bittiği yerdir. Genelde Eskişehir halkı aydındır. Tampon bölge oluşturuyorlar ki orayı himaye altına alsınlar. Bugün Tunceli’de tarikat üniversiteleri açıldı. Zaten buralarda ses getirmesi için bilinçli olarak yapıyorlar. Bizler bağırsak da, çağırsak da, dediğim dedik, çaldığım düdük diyorlar. Rant kavgası başlayacak, bunun sonunda ne olacak biliyor musunuz? Akrepler nasıl dönüp kendilerini zehirliyorlar ya bu da aynı öyle olacak. Çünkü bunlar dünyanın nimetlerine tapmış insanlar. Niye bizim lüks jipimiz yok, niye villamız yok, niye fabrikamız yok, niye otelimiz yok. Benim ecdatlarım hep bu yolu sürdü, bizim nazarımızda Hakk yoluna hizmet vardır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:
    > -Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > -‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > -‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > -‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > -‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > -‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > -‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO

    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO

  • ‘Kadınlar yeni politikalar üretmeli, eyleme geçme zamanı’

    ‘Kadınlar yeni politikalar üretmeli, eyleme geçme zamanı’

    PİRHA – Araştırmacı-Yazar/Alevi aktivist Naz Atmaca, Meclis’in yine erkek ağırlıklı olmasını değerlendirirken, “Aslında kadın yoksa insan da yok” dedi. Atmaca, bu tablo karşısında hem Aleviler hem de Alevi kadınlar olarak çeşitli çalışmalar yapılması gerektiğini belirterek, “Yeni bir kadın örgütlenmesi, kadın yapılanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. yasama döneminde çoğunluğun Cumhur İttifakı’nda olması, HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi gibi kadın ve LGBTİ+’lara yönelik radikal söylem ve politikaları olan partilerin meclise girmesi kadınlar açısından kaygı verici bulunuyor. 6284 Sayılı Yasa’nın kaldırılmasına dönük sinyaller verilmesi, LGBTİ+’ların ‘sapkın’ olarak tanımlanması, kadınların kamusal alandan soyutlanarak cinsiyetlerine göre çalışmalarının savunulması ve daha bir çok kadın düşmanı söylemler, toplumda tepkiyle karşılanıyor.

    Yasama çoğunluğunun Cumhur İttifakı’nda olması kadınlar özelinde en çok Alevi kesimi etkileyeceği endişesi yükseliyor. Sağcı ve erkek egemen meclisi değerlendiren Alevi kadınlar, tüm zorluklara rağmen hayatları için mücadele edeceklerinin altını çiziyorlar.

    Araştırmacı-Yazar-Alevi aktivist Naz Atmaca, Meclis’in erkek ve gerici tablosunu değerlendirdi.

    Meclis’teki bu tabloya bir günde gelinmediğini söyleyen Naz Atmaca, son yapılan seçimlerin Cumhuriyet tarihinin en fazla kadın milletvekili girdiği seçim olarak sunulduğunu, yüzdeye vurulduğu zaman da çok az kadının mecliste yer aldığını dile getirdi.

    Yeşil Sol Parti ya da HDP’yi bunun dışında tuttuğunu da söyleyen Atmaca, meclisteki kadın sayısı için “Orada en azından kadınlar için eşitlik var. Ama diğerlerinde gerçekten kadın yok, yani kadın istenmiyor. Çünkü güç, para odaklı siyaset yapılıyor. Ekonomiyi kontrol eden kimler? Erkekler. Dolayısıyla meclise girmeye de insanları yönetmeye söz sahibi olmaya da erkekler her zamanki gibi karar veriyor. Seçilen üç beş kadın da ‘hiç kadın yok’ denmesin diye alınan kadınlardır” değerlendirmesini yaptı.

    “ALEVİ KADINLAR OLARAK DUYARSIZIZ”

    “Hem Aleviler olarak hem de Alevi kadınlar olarak neler yapmalıyız onu konuşmak gerekiyor” diyen Atmaca, genel anlamda Alevi kadınların duyarsızlaştığını, hazıra konduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Alevi kadını inancının içinde eşit, bu hazıra konuş bize genel anlamda da o kadar rehavet veriyor ki evi dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen bir kesim var. O evdeki özgürlük, o başının açık olması özgür olduğunu düşündürüyor maalesef Alevi kadına!”

    “İNSAN DÜŞMANI BİR PARTİ MECLİSE GİREBİLDİ”

    AKP hakkında konuşan Atmaca, “Devletin bütün imkanlarını kendi yandaşları için seferber etti. Bugün HÜDA-PAR gibi bir parti meclise girdi. Zaten AKP’nin kafasının arkasında olan şey de buydu. Kadın yoksa aslında insan da yok. İnsan düşmanı bir parti Meclis’e girebildi” dedi.

    AKP’nin, zihniyetini yavaş yavaş her gün bir adım üzerine ekleyerek yerine getirdiğini dile getiren Atmaca, “Bizler de her gün yavaş yavaş kaybettik. Maalesef kaybetmeye devam ediyoruz. Bu durumda ne yapacağımızı -önemli olan da bu- bilmiyoruz. Çok umutsuz değilim. Önemli olan o zihniyetin bütün devlet kadrolarına, bütün sosyal yaşamın içine yerleşmiş olması ve bizleri de etkiliyor olması” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ KADIN EVİNE KAPANMIŞ DURUMDA”

    Günümüzle geçmişteki Alevi kadınları kıyaslayan Atmaca şöyle devam etti:

    “Biz Aleviler olarak Alevi kadınları olarak şu an geçmişteki kendimizle bir kıyaslayalım. Çok ilerideymişiz gibi geliyor ama ben kendime şöyle bir baktığımda anneannemin durumundan daha ileride olarak görmüyorum. Onlar bizlere göre çok daha aslında özgürlermiş. 1920’lerde, 30’larda bir kadın at sırtında Sivas’tan kalkıp aylarca yol gidip Manisa’ya, Aydın’a gidebiliyormuş. Şu an pek çok Alevi kadın evine kapanmış durumda. Ve Alevi kadın olmasından ötürü daha da zor durumda aslında. Burada ne yapılabilir o önemli.”

    “GELECEĞİMİZİ YAVAŞ YAVAŞ YİTİRİYORUZ”

    Alevi kadınların gelecekle ilgili projelerinin olması gerektiğini söyleyen Naz Atmaca, Alevi kurumların başındaki erkekler hakkında da bir değerlendirme yaparak şunları kaydetti:

    “Alevi kurumları da pek bir şey yapmıyor. Kurumların başındaki erkekler de siyasete oynuyorlar. Benim gördüğüm her alanda hangi parti onlar için alan açarsa o partiye geçebiliyorlar. Gidebiliyorlar. Yeni bir kadın örgütlenmesi, kadın yapılanması gerekiyor. Buna ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Düşünen, fikir üreten Alevi kadınların ya da laik düşüncede olan kadınları da bir araya alarak yeni düşünceler, yeni politikalar üretmesi gerektiğini düşünüyorum. Üretilen şeyin arkasında gitmekten, savunma yürütmekten çok yorulduk. Eyleme geçme zamanının geldiğini düşünüyorum. Yoksa bu durum hepimize kaybettirecek. Geleceğimizi yavaş yavaş yitiriyoruz. Gelecekle ilgili projelerimizin olması lazım. Şunu da eklemek isterim: Alevi temsilci kadın ben Yeşil Sol Parti’de de görmedim. Yine belli gücü elinde tutan Alevi erkekleri meclise, Yeşil Sol Parti taşıdı.”

    Devrim FINDIK / İSTANBUL