PİRHA-Yaptığı paylaşım üzerinden kendisinin değil de Alevi inancının hedef olduğunu belirten Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak, “Özellikle de bu süreçte, Alevilere yönelik geçmişten itibaren taşınıp gelen Alevi fobiyi daha inceltilmiş, daha dolaylı şekillerde hedef almak adına ben ve paylaşımım ön plana getirildi ve burada Alevilerin inançları sorgulanır bir hale getirilmiştir. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez” dedi.
Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, Alevi inancının mitsel anlatımlarından en önemlisi olan “Kırklar Meclisi”ne dair geçtiğimiz yıl yaptığı paylaşımın hedef gösterilmesi sonrası Rektörlük tarafından inceleme başlatılmıştı.
Doç. Dr. Yalçın Çakmak, yaşanan gelişmelere dair CAN TV’de Ergin Doğru’nun sunduğu ‘Özel Program’a konuk oldu.
“BUYRUKLAR, ALEVİLERİN İLM-İ HÂLİDİR”
Buyruk nüshalarının Anadolu’da 500 yıldır bilinen ve okunan nüshalar olduğunu belirten Doç. Dr. Yalçın Çakmak, “Buyruklar aynı zamanda Alevilerin ilm-i hâlidir. Nasıl ki Sünni Müslümanların Kur’an-ı Kerim’i, Musevilerin Tevrat’ı, Hristiyanların İncil’i referans almaları gibi buyruk nüshaları da aslında Kızılbaş Alevi toplumunun kendi içerisindeki organizasyonunu ve ilişkilerini düzenleyen bir ilm-i hâl niteliğine sahiptir. Benim yapmış olduğum paylaşım üzerinden aslında burada hedef olan kişinin ben olduğumu düşünmüyorum. Burada aslında ve o haber sitesinin altına yapılan yorumlardan da gördüğümüz üzere yani 40’larda kim oluyor ki Hz. Muhammed’i içeriye almıyorlar diyor. Bilmedikleri için aslında Alevilerin batini anlamda tefsir ettikleri eserlerini ya da cemlerini ya da kendi işlerindeki inanç ve kılgılarını bilmedikleri için buradan çok basit bir şekilde bir Hz. Muhammed’e hakareti çıkartıyorlar” dedi.
“ALEVİLERİN İNANÇLARI SORGULANIR BİR HALE GETİRİLMİŞTİR”
Yaşananların kendi şahsıyla ilgili bir durum olmadığını vurgulayan Çakmak, “Bu benim şahsımla ilgili bir süreç değil aslında. Yüzyıllardır bunu kendi kutsal metinleri olan buyruklarda, erkânlarında, cemlerinde, dedelerin, pirlerin, babaların defaten ifade ettikleri bir mitolojik anlatıyı, bir inancı sorgulama cüretini gösterebilmektir. Yani nasıl olur da siz böyle bir inanca sahipsiniz denilmek isteniyor aslında. Özellikle de bu süreçte, Alevilere yönelik geçmişten itibaren taşınıp gelen Alevi fobiyi daha inceltilmiş, daha dolaylı şekillerde hedef almak adına ben ve paylaşımım ön plana getirildi ve burada Alevilerin inançları sorgulanır bir hale getirilmiştir. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Benim esas en büyük endişem paylaşımım üzerinden aslında yeniden bir Alevi-Sünni çatışması ya da böyle bir hareketlilik yaratıp hali hazırda Türkiye’nin tartışmaya başladığı bir süreci baltalamaya yönelik bir girişim olarak değerlendirdim” diye konuştu.
PİRHA-Barışı ilk olarak Alevilerin istemesi gerektiğini belirten DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Barış, kendiliğinden gelecek bir şey değil. Hiç kimse bize barışı lütfetmeyecek. Barış için mücadele etmek zorundayız, bu bir zorunluluk. Barış istiyorsak bunu görünür kılmak zorundayız” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından yaşanan gelişmelere dair CAN TV’de Ergin Doğru’nun sunduğu ‘Özel Program’a konuk oldu.
“SÜREÇ İSTEDİĞİMİZ TEMPODA İLERLEMİYOR”
Sürecin istedikleri tempoda ilerlemediğini söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bu bir gerçek ama biz bunu bir tıkanma olarak nitelendiremiyoruz. Halihazırda sorun alanları var ve bu sorun alanlarının giderilmesi gerekiyor. Türkiye’deki antidemokratik her şeyi süreçle bağlantılı görmemiz gerekiyor. Hukuksuz olan her şeyin süreçle bağı vardır. En nihayetinde biz Kürt sorununun demokratik çözümünü konuşurken salt silahların susmasını konuşmuyoruz ki. Biz demokratik bir toplumu konuşuyoruz. Demokratik Cumhuriyetin inşasını konuşuyoruz. Demokratik entegrasyon, demokratik dönüşüm diyoruz. Sayın Öcalan’ın kendisi özgürlük yasalarının çıkması diyor. Demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi diyor. Peki demokratik entegrasyon yani Kürtlerin demokratik entegrasyonu nereye olacak? Mevcut sisteme demokratik bir entegrasyon imkanı var mıdır?
Sistemim demokratik olacak ki siz de demokratik entegrasyonunuzu gerçekleştirebilirsiniz. Yani hem kendi benliğinizi koruyacaksınız, kültürünüzü koruyacaksınız, özünüzü koruyacaksınız. Hem aynı sistemin bir içerisinde özgür ağlarınızla var olacaksınız. Yani sistemin o özgürlükçü yapısının bir parçası olacaksın. Şimdi ortada demokratik bir sistem olmadığında o zaman nasıl demokratik dönüşüm olur?” dedi.
CHP’ye yapılanların sürece yönelik çok ciddi engel çıkardığını söylemeleri gerektiğini belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, ”
Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkenin ana muhalefet partisi, son yerel yönetim seçimlerinde birinci çıkmış bir parti. Böyle bir partinin 100 yıllık bir Kürt sorununun çözümünde onu dışarıda bırakacak, sürekli bir savunma pozisyonuna itmenin kendisi aslında onu süreç dışı bırakmaktır ve süreci de sabote etmektir. Yaşananlar süreci güçlendiren değil sürece dair güvensizliği derinleştiren ve Türkiye’deki her insanın şu soruyu sormasına neden olan bir yaklaşımdır. Ya hani demokrasi diyordunuz, hani barış diyordunuz, hani çözümlüyordunuz, hani iç cepheyi takip etmek diyordunuz. Bu nasıl bir iç cephe takibat? Ana muhalefet partisinin de öyle mi iç cepheyi takip edeceksiniz? Ana muhalefet partisinin il başkanlığına kayyum atayarak mı iç cepheyi takip edeceksiniz diye bir soru var. Çok haklı bir soru. O anlamıyla biz Kürt sorununun demokratik çözümü derken CHP’yi dışlayan, CHP’li seçmeni dışlayan, ülkenin batısını dışlayan bir bakış açısıyla meseleye bakmıyoruz. Biz bütün Türkiye halklarını kapsayan bir çözümden bahsediyoruz” diye ifade etti.
“KOMİSYON, SÜRECİN TOPLUMSALLAŞMASI AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ”
Kürt sorunu gibi yüzyıllık sorunu, komisyonun tek başına çözmesini beklemenin gerçekçi olmadığını vurgulayan Koçyiğit, “Komisyon, yürüyen süreç içerisinde bir adım olarak kuruldu. O anlamıyla tarihsel bir önemi var. Yani 100 küsur yıl sonra mecliste ilk defa Kürt sorunun demokratik çözümü için bir komisyon kuruldu ve bu komisyon çok geniş bir siyasal yelpazeye sahip. Bugüne kadar Sayın Öcalan tarafından yürütülen bütün adımları aslında ülke olarak, devlet olarak, sistem olarak, hükümet olarak, meclis olarak adına ne dersek atılmış, onun karşısına atılmış ilk somut adım olarak da ifadesini bulduğunu ifade edelim. Yani bu anlamıyla bir somutluk içeren ilk adımdır. Bu süreç içerisinde elle tutulur görebildiğimiz tek somut adımdır diye ifadelendirebiliriz. Komisyon, sürecin toplumsallaşması açısından çok önemli. Bu toplumsallaşma hem tartıştıkça aslında topluma yayılması açısından önemli hem de komisyona gelip dinlenen kişiler aracılığıyla, kurumlar aracılığıyla da bir toplumsallaşma gerçekleştiğini görüyoruz. Bunu çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. O anlamıyla bugün yürüyen bu sürecin ilerlemesi derinleşmesi ve kalıcı hale gelmesi için bazı sürecin ihtiyacı olan yasalar var. Örneğin silah bırakanların hukuki statüsü ne olacak? Silah bırakanlar geldiğinde nasıl bir siyasal ve sosyal yaşamın parçası olacaklar? Nasıl bir demokratik mücadele ortamı bulacaklar gibi bazı sorulara bu meclis komisyonunun yanıt oluşturması gerekiyor. O anlamıyla evet silah bırakanların hukuki statüsü yine PKK’den dolayı ceza almış cezaevinde olan sürgünde olanların ne olacağı onların hukuki statüsü temel bir başlık olarak önümüzde duruyor” diye belirtti.
“ALEVİLERİN AMASIZ VE FAKATSIZ BARIŞI İSTEMESİ GEREKİYOR”
Barışı ilk olarak Alevilerin istemesi gerektiğini dile getiren Koçyiğit, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Çünkü barış Alevilerin yaşam hakkından tutalım da demokratik bir ülkede yaşama istencine giden kapıyı aralayacaktır. Alevilerin en büyük talebi olan eşit yurttaşlığın kapısını çok daha aralayabilecek onun mücadele zeminini çok daha geliştirebilecek bir süreçtir. O anlamıyla bugün Alevilerin amasız ve fakatsız gerçekten barışı istemesi gerekiyor. Barış için mücadele etmesi gerekiyor. Barış içinde söz kurması gerekiyor. Barış, kendiliğinden gelecek bir şey değil.
Hiç kimse bize barışı lütfetmeyecek. Barış için mücadele etmek zorundayız. Bu bir zorunluluk. Barış istiyorsak bunu görünür kılmak zorundayız. Ben en başta da Alevi kadınlarının bu sürece sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.”
PİRHA- 25 Aralık Pazar günü İstanbul Yenikapı’da gerçekleştirilecek olan Büyük Alevi Kurultayı öncesinde Alevi kurum başkanlarıyla bu akşam saat 20.00’de özel program yapılacak.
İstanbul Yenikapı’da “Laik ve demokratik bir Türkiye için buluşuyoruz” sloganıyla 25 Aralık Pazar günü gerçekleştirilecek olan “Büyük Alevi Kurultayı” öncesinde Alevi kurum başkanlarının katılımıyla özel program yapılacak.
Program, bu akşam saat 20.00’de Okmeydanı Cemevi’nde gerçekleştirilecek. Aynı zamanda Okmeydanı Cemevi’nin Facebook sayfasından ve Alevi kurumlarının sosyal medya hesaplarından interaktif olarak yapılacak.
Gazeteci Dilek Odabaş Bakır ve Eren Yıldırım dedenin moderatörlüğünde yapılacak olan programın konukları ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ve AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat olacak.
Program kapsamında genel başkanlar soruları yanıtlayacak.
PİRHA-Can TV’nin Özel Program’ında ‘Katliamın 100. yılında Koçgiri gerçeği’ konuşuldu. Belgesel Yönetmeni Özgür Çataltepe, “Resmi yazımda da Koçgiri hadisesi, Koçgiri kırımı, Koçgiri katliamı gibi kavramlarla açıklanıyor. Ama oradaki insanlar hadise yılları diyor, Kürt kırımı diyor, Kürt hadisesi diyor” derken, Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz da, Koçgiri hafızasının tahrip edilmesine rağmen hala şarkıların içinde birçok şey geçtiğine dikkat çekti.
https://www.youtube.com/watch?v=Yl8T1I26hGw
‘Katliamın 100. yılında Koçgiri gerçeği’ konusunun işlendiği Can TV’nin Özel Program’ında Koçgiri Katliamı tartışıldı. Programı Koçgiri Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Gültekin Uçar sunarken, programa, Belgesel Yönetmeni Özgür Çataltepe, Tarihçi-Yazar Namık Kemal Dinç, Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz ve Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın katıldı.
“HEM AŞİRET, HEM COĞRAFYA, HEM DE BİR KATLİAMDAN BAHSEDİYORUZ”
Koçgiri meselesi üzerinden saha çalışması yaptıklarını söyleyen Belgesel Yönetmeni Özgür Çataltepe, “O bölgeleri gezmeden önce ufak bir literatür taraması yaptık ve o anda oluşmuş ezberlerle birlikte sahaya gittik. Sahaya gittiğimizde zaten sahadaki gerçeklikle kitaplara geçmiş halinin bir temize çekme operasyonu olduğunu gördük, bu anlaşılabilir. Neticede her yazı mevcut literatür sahadaki hadisenin aynı biçimde yansıtmak mümkün olamamıştır. Biz alanı gezdikten sonra bizde bir anlatı kurmaya niyetlendik orada kendime bir soru sordum bu anlatılan kimin hikayesi belki de farklı anlatıların kaynağı da buydu. Hem bir aşiret, hem bir coğrafya hem de bir katliamdan bahsediyoruz. Hepsinin mekanizmaları farklı işliyor, insan kaynakları farklı dolayısıyla farklı anlatılar ortaya çıkıyor. Bir coğrafya olarak herhangi bir haberleşme sürecinde bölgeden Koçgiri diye bahsediliyor. Bir aşiret olarak da oradaki 100-150 civarında yaşayan topluluğa Koçgiri deniliyor ve bir de katliam var. Resmi yazımda da Koçgiri hadisesi, Koçgiri kırımı, Koçgiri katliamı gibi kavramlarla açıklanıyor. Ama oradaki insanlar hadise yılları diyor, Kürt kırımı diyor, Kürt hadisesi diyor” dedi.
“KOÇGİRİ HAFIZASI TAHRİP EDİLMESİNE RAĞMEN HALA ŞARKILARIN İÇİNDE BİRÇOK ŞEY GEÇİYOR”
Bir bilgi kaynağı olarak kültürün kendi iç ürünlerinin ve üretimlerinin kişisel olarak hem Dersim, hem 1915, hem de Koçgiri meselesine ilişkin kaynaklardan bunun birinci sırasında da şarkılar geldiğini vurgulayan Gazete Duvar Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz, “Bu şarkılardan bir tanesi Dılo Yaman ismiyle herkes biliyor. Bu şarkıda; yeni gelinleri öldürdüler ve alınlarındaki altınları aldılar. Şarkının içerisinde bu geçiyor yani gençlerimizi öldürdüler çukurlara attılar, ölülerimizi öldürdüler eve kilit vurdular diyor. Örneğin mağaralar dumanla doldurularak içindeki insanların öldürülmesine çalışılır. Henüz o dönemde kimyasal imanlar azdır o dönemde. Teslim olmuş, yakalanmış veya aslında çatışmacı olmayan kişilerin başarı kesilir. Baş kesmenin en çok uygulandığı olaylardan olduğu Koçgiri şarkılarında bu açık bir şekilde ortaya konuluyor. Elbette arşivlerden ve diğer belgelerden çok şey çıkar ama hafızayı küçümsememek lazım, Koçgiri hafızasının tahrip edilmesine rağmen hala şarkıların içinde birçok şey geçiyor, hala saha çıkan arkadaşlarımız birçok şey öğrenebiliyor. Bu tür arşivlerin diğer tarihi, hukuki, siyasi belgelerle birlikte değerlendirilmesi beni kanaatime göre çok önemli bir bilgi niteliğinin yükselmesine yol açacaktır” diye konuştu.