Etiket: özerk

  • Boğaziçi direnişini kar yağışı dahi durduramadı-VİDEO

    Boğaziçi direnişini kar yağışı dahi durduramadı-VİDEO

    PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri özgür, özerk ve demokratik üniversite talebiyle başlattıkları nöbet eylemlerinin 63. haftasını geride bıraktı. 300. kez bir araya gelen akademisyenler, soğuk ve kar yağışlı havaya rağmen eylemlerini sürdürdü.

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin her iş günü saat 12.15’te Güney Meydan’da yaptığı nöbet eylemi 63. haftasını geride bıraktı. 300. kez nöbet tutan akademisyenler, soğuk ve kar yağışlı havaya rağmen “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diyerek arkalarını bir kere daha rektörlük binasına döndü.

    Akademisyenler haftalık basın açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:

    “ÖZGÜR, ÖZERK, DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE TALEBİMİZ SÜRÜYOR”

    “Bugün 18 Mart Cuma. Nöbetimizin 300., direnişimizin 439. günündeyiz. Sizlere basının hâlen alınmadığı, çevresinde polisin ağır silahlarla devriye gezdiği, her köşesinin kameralarla, özel güvenlik güçleri ve sivil polislerce denetlenmeye çalışıldığı, girişlerine yüksek demir parmaklıkların yerleştirildiği kampüsümüzden sesleniyoruz.

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak özgür, özerk ve demokratik üniversite talebimizi farklı yollarla dile getirmeyi sürdürüyor, mücadelemize idari, akademik ve hukuki düzlemlerde ilk günkü kararlılığımızla devam ediyoruz. Üniversitemizi hedef alan siyasi güdümlü kadrolaşma projesinin bir yılı aşkın bir süredir yaratmış olduğu aleni hukuksuzluklara karşı direniyoruz; hakkımızı aramak için şu ana kadar Danıştay’a ve çeşitli idari mahkemelere yirmiye yakın dava başvurusu yaptık. Son olarak, yüz kırktan fazla Boğaziçi Üniversitesi akademisyeninin katılımıyla, Eğitim, Fen-Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinin seçilmiş ve yasal olarak atanmış dekanlarının YÖK tarafından tek bir kararla, haklarında yürütülen disiplin soruşturması gerekçe gösterilerek görevden alınmasını yargıya taşıdık.

    Üç dekanımızın birden görevden alınması üniversitemizi ele geçirmek amacıyla gerçekleştirilmiş hukuksuz uygulamaların en ağırı, siyasi amacı en belirgin olanıydı. Burada birinci derece sorumlular, üç dekanımıza mesnetsiz gerekçelerle soruşturma açan gayrimeşru üniversite yönetimi ve şaibeli görevden alma işlemini yürüten Yüksek Öğretim Kurumu’dur. Kamu üniversitelerinin siyasi amaçlar uğruna tahakküm altına alınma çabasının sadece üniversiteler için değil tüm toplum için telafisi güç zararlar doğuracağını bir kez daha vurgulamak isteriz. Her davamızda hak yerini bulana dek mücadelemiz devam edecek. Diğer taraftan görevlerini liyakat, özveri ve büyük bir sorumlulukla yürütmekte olan dekanlarımızın yerine kurum dışından ve tepeden inme kararlarla atanmış bulunan İrfan Erdoğan, İsmail Boz ve Murat Önder’e de kabul ettikleri pozisyonlara hakkaniyetsiz yöntemlerle gelmiş olduklarını, gayrimeşru bir konumda bulunduklarını ve kabul edilmediklerini hatırlatıyor, kendilerini istifaya davet ediyoruz.

    5 Mart’ta, Eğitim, Fen-Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerine dışarıdan dekan atanmasının ardından, Boğaziçi Üniversitesi’nin 1988’den günümüze üst yönetiminde aktif rol almış 46 akademisyeni ortak bir bildiriye imza attı. Üniversitemizin liyakate ve demokratik ilkelere dayalı kurumsal yapısının yıpratılamayacağını, seçilmiş dekanlarımızın hukuksuzca görevden alınmasının da kabul edilemeyeceğini beyan eden bu metne 300’den fazla Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni imzasını atarak desteklerini bildirdi.”

    “ADAMAN’IN GÖREVDEN ALINMASI KABUL EDİLEMEZ”

    “İdari pozisyonları ele geçirerek kadrolaşma hevesinde olan gayrimeşru yönetimin müdahale alanını genişletmeye çalıştığını, kurumumuzun katılımcı idari geleneğinin temel yapıtaşları olan kurul ve komisyonları da etkisizleştirmeyi hedeflediğini gözlemliyoruz. Kayyım yönetiminin kurul ve komisyonları kendi iradesine tâbi kılarak hiyerarşik bir düzende yeniden yapılandırma hamlesinin son örneğini Üniversite Yönetim Kuruluna bağlı Engelliler Komisyonuna yapılan müdahalede gördük.

    Engelliler Komisyonunun yanı sıra görme engellilere yönelik tam teşekküllü ve Türkiye çapında bir eğitim, teknoloji ve deneyim laboratuvarı olarak hizmet veren GETEM’in kuruluşlarında öncü rol oynayan Fikret Adaman, hiçbir gerekçe gösterilmeden ve komisyon üyelerinin bile haberi olmadan Engelliler Komisyonu üyeliğinden çıkarıldı. Kurul ve komisyonlara yönelik bu türden fütursuz müdahaleler, aynı zamanda direnişin bir parçası olan hocalarımızı cezalandırma amacı da taşımakta. Boğaziçi Üniversitesinin engelli bireylerin üniversite imkânlarına erişimi konusunda örnek bir kurum olmasına büyük katkıları bulunan Adaman’ın böylesine keyfi ve usulsüz bir kararla görevinden alınması kabul edilemez.

    Bu dönem de Güney Meydanda gerçekleştirdiğimiz açık derslere devam ediyoruz. SÖZ-101’in açılışını Betül Tanbay’ın 16 Mart günü nöbetten sonra gerçekleştirdiği “Matematik Birleştirir” başlıklı dersiyle yaptık. Kampüslerimizde akademik, sosyal ve kültürel alışverişlere özgürce alan açan diğer tüm etkinlikler gibi SÖZ-101 dersleri de diğer hocalarımızın katılımıyla dönem boyunca devam edecek.

    Kampüste cinsel tacizin önlenmesi için mücadele etmeye devam ettiğimizi 17 Mart Perşembe günkü nöbetin ardından duyurduk. Duyuruda cinsel tacize koşulsuz bir biçimde karşı olduğumuzu, bu tür vakaların takipçisi olacağımızı, cinsel taciz veya saldırıya maruz kaldığını düşünen öğrencilerin her koşulda yanlarında olduğumuzu ifade ettik.

    “GAYRİMEŞRU UYGULAMALAR SONA ERMELİDİR”

    Kampüs içinde dayanışmayla sürdürdüğümüz direnişimize kampüs dışından da kuvvetli bir kamuoyu desteği olduğunu “Konda Barometresi”nin şubat ayına ait raporuyla öğrendik. KONDA Araştırma ve Danışmanlık’ın raporu kapsamında, Boğaziçi Üniversitesine rektör atanma şekli ve öğretim üyelerinin bu konuya dair bir yılı aşkın süredir devam eden itirazları hakkında kamuoyunun görüşleri soruldu. Fikir belirtenlerin yüzde 83’ü, rektör belirleme süreçlerinde ilgili üniversitenin öğretim üyelerine danışılması gerektiğini ifade ederken, yüzde 80’i, kendilerine danışılmadan rektör atanmasına tepki gösteren öğretim üyelerini haklı buldu.

    Kamuoyunun bu büyük desteği, 15 aydır devam eden ve gücünü akademik özgürlük, kurumsal özerklik, mesleki liyakat gibi temel, evrensel değerlerden alan mücadelemizin takdir edildiğini gösteriyor. Siyasi hesapları, kişisel ikbal hırslarını değil, hukuku ve kamu yararını gözeten itirazımızın toplumca da paylaşıldığına işaret ediyor. Bu durum, her geçen gün genişleyen dayanışmamızı, demokratik, çoğulcu, katılımcı bir üniversite idealinin gerçekleşmesine dair inanç ve kararlılığımızı kuvvetlendirirken, kendilerini muktedir sananların yalnızlığını bir kez daha ifşa ediyor.”

    Her hafta olduğu gibi süregiden hukuksuzluklara dair yaptığımız çağrımızı yineliyoruz:

    “Üniversitedeki gayrimeşru uygulamalar bir an önce sona ermelidir. Üniversitemizdeki tüm fakülte dekanları ve enstitü müdürleri seçimle göreve gelmeli ve seçilmiş kurullarla denetlenebilmelidir. Şeffaf ve demokratik yollardan belirlediğimiz Mühendislik, Eğitim, Fen Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri Dekanları, Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürleri bir an önce görevlerine iade edilmelidir. İşlevsizleştirilen Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi ve Cinsel Tacizi Önleme Koordinatörlüğü işinin ehli çalışanlarıyla birlikte bir an önce tekrar faal hâle getirilmelidir.

    Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimlerin istifasını talep ediyoruz. Fakülte ve bölüm kararları yok sayılarak işine son verilen ve dersleri iptal edilen meslektaşlarımızın haksızca uzaklaştırıldıkları işlerine iade edilmelerini, ayrıca öğrencilerimiz, akademik ve idari personelimiz hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış tüm disiplin soruşturmalarının geri alınmasını bir kez daha talep ediyoruz. Üniversitemizi yılmadan ve kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.

    Türkiye’de özgür, özerk ve katılımcı ilkelere dayalı bir üniversite ideali gerçekleşene kadar,

    Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Diyanet’ten bütçe istemeyiz, cemevlerinin bütçesi bağımsız ve eşit olmalı’-VİDEO

    ‘Diyanet’ten bütçe istemeyiz, cemevlerinin bütçesi bağımsız ve eşit olmalı’-VİDEO

    PİRHA – Cemevlerinin elektrik, su faturasının Diyanet İşleri Başkanlığı ödeneğinden karşılanması yönünde verilen mahkeme kararlarını değerlendiren Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, “Cemevlerinin bütçesi özerk, bağımsız ve eşit olmalı” dedi.

    İstanbul Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, cemevlerinin elektrik, su faturasının Diyanet İşleri Başkanlığı ödeneğinden karşılanması yönünde verilen mahkeme kararlarına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “DİYANET’TEN BÜTÇE ALINIRSA ALEVİLİĞİN İÇİ BOŞALTILIR”

    Alevi inancının yayılması, yaygınlaşması ve öne çıkmamasının tek nedeninin Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat fakültelerinin olduğuna işaret eden Yılmaz, “Yıllardan beri tüm Cumhuriyet hükümetleri dönemlerinde Aleviliğe engel olanlar hep Diyanet ulemalarıdır. Bu nedenle Diyanetin bütçesinden cemevlerine bütçe ayrılmasını istemiyoruz. Bizim istediğimiz belli. Örneğin Arnavutköy Cemevi’ni araştırırlar bir bütçe oluştururlar ve ona göre bu bütçeyi pay ederler. Diyanet’e bağlı olmayı kabul edersek Aleviliği kaybederiz. Nasıl ki Sünniliğin içi boşaltıldı Aleviliğin de içi de boşaltılır” diye konuştu.

    “DEVLETİN ALEVİLER ÜZERİNDE ÇALIŞMALARI VAR”

    Devletin Alevilik üzerinde çalışmaları olduğuna dikkat çeken Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Halkalı’da bir lise yapılıyor. Onu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazanılmış davayı çürütebilmek için yapıyorlar. Diyecekler dede yetiştirme lisesi açtık. Ancak bizim inancımızda dedeler ocakta yetişir. Ve bizim dergahlarımız var. Her bir dergahımız 5 öğrenci alıp orada eğitmeli. Çünkü bizde herkesin dede olma lüksü yok. Eğer fazla dede olursa aynen Diyanet gibi olur. Diyanet istiyor herkes ulema olsun. Ancak bilim adamı da lazım. Bu nedenle dedelerimiz bizim dergahlarımızda yetişmeli, onlar tahin etmeli ve bağımsız olmalı. Bize verilecek bütçe özerk olmalı, eşit olmalı ve devlet denetlemeli kime ne verdiğini.”

    “ALEVİLİĞİN BUGÜNE KADAR YAŞAMASI BAĞIMSIZ OLMASINDANDIR”

    Aleviliğin bugüne kadar yaşamasının tek nedeninin bağımsız olmasından kaynaklı olduğunu belirten Yılmaz, “Biz lokmalarımız ile dedelerimizin parasını veriyoruz. Eğer devletin dedesi olursa biz yanarız. Çünkü bizim Hak Muhammed Ali, uluların, velilerin ve kayıp erenlerin  yolundan giden dedelere ihtiyacımız var. Ama bizim içimizde devletin dedesi olanlar var. Tabi o da dedelerimizin sorunu” şeklinde konuştu.

    ” PARAYI VERENİN DÜDÜĞÜNÜ ÇALIYORLAR”

    Cemevlerinin bütçesi özerk, bağımsız ve eşit olmalı. İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı davranıyorlar” diyen Arnavutköt Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz sözlerini şöyle tamamladı:

    “Diyanetin yetiştirdiği ulemalar bugün Kuranın hükümlerini tamamen uygulamıyorlar. Çünkü nedeni parayı verenin düdüğünü çalıyorlar. Biz aynı olmak istemiyoruz. Ve biz nasıl ki her inanca saygı duyuyorsak herkesin de bizim inancımıza saygı duymasını istiyoruz. Aleviler olarak birlik olmalıyız ve ayrışmamalıyız. Farklı düşünenler olabilir çünkü farklılıklarımız bizim zenginliklerimiz. Ama sorunlarımız, acılarımız, kederlerimiz bir. Yol bir sürek binbir.

    PİRHA/İSTANBUL