Etiket: özgecan aslan

  • Özgecan Aslan’ın hayatı film oluyor; Senarist-Yönetmen Çelebi PİRHA’ya anlattı- VİDEO

    Özgecan Aslan’ın hayatı film oluyor; Senarist-Yönetmen Çelebi PİRHA’ya anlattı- VİDEO

    PİRHA- 2015 yılında Mersin’in Tarsus ilçesinde okulundan evine dönmek üzere bindiği minibüste tecavüz edildikten sonra vahşice  katledilen Özgecan Aslan’ın hayatı film oluyor. Senarist ve Yönetmen Seçil Çelebi, Özgecan’ın hayatı üzerinden bütün kadın cinayetlerine dikkat çekmek için bu filmi yapmaya karar verdiklerini belirtti.

    Mersin’in Tarsus ilçesinde 11 Şubat 2015’te 19 yaşındaki Özgecan Aslan okulundan evine dönmek üzere bindiği minibüste tecavüz edildikten sonra işkence edilerek katledilmişti.
    3 Aralık 2015’te gerçekleşen son duruşmada mahkeme, Suphi Altındöken, Fatih Gökçe ve Necmettin Altındöken’e  “Nitelikli cinsel saldırı ve canavarca hisle kasten öldürmekten 3 zanlıya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mahkeme üç sanığa verdiği bu cezaların yanı sıra, tecavüz ve diğer suçlardan, Suphi Altındöken’e 27 ve arkadaşı Fatih Gökçe’ye 24 yıl hapis cezası vermişti.

    Özgecan Aslan cinayeti, Türkiye çapında öfkeye ve gösterilere yol açmıştı. Binlerce kadın, kadınların tecavüze uğramasına, şiddet görmesine ve öldürülmesine karşı, hükümetten yeterli tepkinin gelmemesiyle bu durumun normalleştirildiği gerekçesiyle sokaklara dökülmüştü. Gösterilerde kadına karşı şiddetle ilgili daha güçlü tedbirlerin alınması istenmişti. Ülke çapında pek çok gösterinin düzenlendiği 16 Şubat günü “Kara Pazartesi” olarak anıldı.

    Özgecan Aslan’ın yaşamının filmini yapmaya karar veren “Duru Film” Senaristi ve Yönetmen Seçil Çelebi, film ile ilgili PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ÖZGECAN DÜNYA’DA SEMBOL OLMUŞ BİR İSİM”

    Senarist ve Yönetmen Seçil Çelebi,  “Kadın cinayetleri toplumun kanayan bir yarası olmakla birlikte Özcancan Arslan’ın dünyada en çok haberi yapılmış üçüncü vaka ve kadın cinayetlerinin de bu ülkede sembol olmuş bir kadın olması nedeniyle Özgecan Arslan’ın biyografisinin Duru Film olarak filmini yapmaya karar verdik” dedi.

    KATLEDİLEN KADINLARIN SESİ DUYURULMAK İSTENDİ

    Özgecan’ın hayatı üzerinden bütün katledilen kadınların sesini duyurmak için bu filmi yapmaya karar verdiklerini söyleyen Çelebi, “Ailesi ile iletişimi kurarak ve onlarla iş birliği yaparak senaryosunu yazdım. Bu senaryoyu da tamamen bu toplumdaki sistemin kadına bakış açısının nasıl olduğunu, bu bakış açısının aslında kadını ezen sömüren yok eden sadece cinayet olarak değil, kadına mobingler uygulayarak yok eden bir sisteme nasıl dönüştüğünü göstermek için yaptık” diye konuştu.

    KADINLAR SADECE ÖLDÜRÜLEREK HAYATTAN KOPARILMIYOR”

    Çelebi, kadınların hayattan koparılmasının sadece fiziken gerçekleşmediğini ifade ederek, “Bizler eşimizden, sevgilimizden ayrılırken yaşadığımız korkularla yaşıyoruz. İş yerinde patronlarımızdan, amirlerimizden, müdürlerimizden taciz mi görürüm, mobbing mi uygulanır diye düşünüyoruz. Gece bir yerden bir yere giderken, dolmuşa veya taksiye bindiğimizde özellikle dikiz aynasından bize bakan şoförden zarar görür müyüm? Herhangi bir şiddetle karşılaşır mıyım? Herhangi bir iftiraya maruz kalabilir miyim şeklinde yaşadığımız korkularla bizler zaten toplumdan koparılıyoruz ve hayattan kopuk olarak yaşıyoruz” dedi.

    “KANAATLERİ KALDIRMAK İÇİN EN ETKİLİ ALAN SİNEMA”

    “Hayatta var olabilmek, varlık oluşturabilmek için çok daha fazla enerji sarf etmek zorunda kalıyoruz” diyen Çelebi, “Biz kadınlar hayatta varlık oluşturmak için bu kanaatleri toplumdan kaldırmak zorundayız. Bunun da en etkili alanı da sinemadır. Sinemanın bu alanda önemini hepimiz biliyoruz. Onlarca yıldır Amerika bunu kullanıyor. Kendi fikirlerini, kendi kanaatlerini toplumlara yerleştirebilmek, empoze edebilmek için bu sistemi kuruyor” diye belirtti.

    Kendilerinin de aynı sistem üzerinden Özgcan filminin yapımcılığını  Mahmut Şirin’in üstlendiği  filmi çekmeye karar verdiklerini belirten Çelebi, “Özgecan’ın  ne kadar değerli, ne kadar kıymetli olduğunu bu topluma yaymak ve bu kanaatleri, bu toplumu oluşturmak için bu filmi yapmaya karar verdik” şeklinde konuştu.

    11 ŞUBAT 2025 BEYAZPERDEDE OLMASI PLANLANIYOR

    Kesin olmamakla birlikte Özgecan’ın ölüm yıldönümü olan 11 Şubat’ta 2025 yılında filmin gösterime gireceğini belirten Çelebi, şunları söyledi:

    Bu filmin gösterimi noktasında demokratik kitle örgütleri başta olmak üzere herkesten katkı bekliyoruz. Çünkü bu filmi duyurmak kitlelere ulaştırmak çok önemli. Biz filmi dağıtacak olan dağıtım şirketiyle konuşurken sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da ve belli başlı dünya ülkelerinde bu filmin vizyona girmesini istedik. Çünkü Özgecan’ın çığlığı üzerinden bütün cinayete kurban gitmiş kadınların çığlığını duyuralım ve kadın cinayetleriyle ilgili etkili çözümler nasıl bulabileceğimizi tartışalım. Özgecan yasasını gündeme getirelim ve bu yasayı uygulamaya geçirelim.
    Biz aslında bu filmin ön hazırlıklarına başlamıştık ve filmimiz şimdiye kadar beyaz perdede yayınlanacaktı. Fakat filmimizin hazırlıklarına Hatay Arsuz’da başladığımızda 6 Şubat’ta depreme yakalandık ve ara vermek zorunda kaldık. Maddi olarak çok fazla kan kaybettik. Kendimizi toparlanmamız tabii biraz uzun sürdü ve tekrar bu filmin hazırlıklarına başladık. Dolayısıyla da filmi duyurmak bağlamında herkese her şekilde ihtiyacımız var.”

    “ÖZGECAN HER ŞEYE DUYARLI, PAYLAŞIMCI, YARDIMSEVER BİR KİŞİLİKTİ”

    Senaristi ve Yönetmen Seçil Çelebi, filmin içeriğine ilişkin de bilgi paylaşarak, “Özgecan’ın gerçekten ne kadar duyarlı ne kadar yardımsever sürekli okuyan ve Van depremzedeler için paralar toplayan bu konuda öncü çalışmaları olan bir öğrenci olarak böyle bir anlayışa sahip olduğunu altını çizdik. Ama biz tabii Alevi olduğunu, işte Kürt olduğunu anlatamadık, zaten bu bilinen bir gerçek” diye belirtti.

    Özellikle kadın cinayetleri işlemek için odaklanmak zorunda olduklarını belirten Seçil Çelebi, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Sivas’ta olduğu gibi işte Alevi olduğundan dolayı onu kaçırıyorlar gibi bir durum, gerçek bire bir yaşanmış olsaydı o şekliyle zaten bu filmi tasarlardık. O konuda sıkıntımız asla da olmadı. Tabii olayın gerçekleştiği geceki çekimler Mersin’de, diğer mekânlar Hatay’da, Kıbrıs’ta bir süre ve Antalya’da da bulunmuş. Antalya’da da Turizm ve Otelcilik okuyor ve burada da staj yapıyordu.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Gezi Davası kararı Mersin’de protesto edildi-VİDEO

    Gezi Davası kararı Mersin’de protesto edildi-VİDEO

    PİRHA – Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Gezi davası kararını protesto etti.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Gezi davasında çıkan kararı Özgecan Aslan Barış Meydanında protesto etti. “Gezi onurumuzdur, sarayın yargısı hükümsüzdür” pankartının açıldığı eylemde “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganı atıldı.

    “HERKESE ADALET GEREK”

    Yapılan basın açıklamasını platform sözcüsü Kemal Göksoy okudu. “Hepimiz için adaleti, demokrasi için adaleti sağlamak yolunda, mücadelede kararlıyız” diyen Göksoy, “Toplumsal muhalefeti sindirerek, demokrasiyi yok ederek alınacak bir yol yoktur. Buradan uyarıyoruz, en temel hak ve hürriyetleri ihlal edilen gezi sanıklarını savunmayı sonuna kadar sürdüreceğiz. Unutmayalım ki herkese adalet, demokrasi gerek” ifadelerini kullandı.
    “HEPİMİZ ORADAYDIK”
    Yapılan eylemde konuşan bir diğer isim ise Halkların Demokratik Partisi Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan oldu. Gezi eylemlerinin insan hakları mücadelesi olduğunu ifade eden Kurtulan, şunları söyledi:

    “Gezi, AKP ve MHP’nin doğamız üzerinde tahakküm kurma anlayışına karşı bir isyan ve itirazdı. Onurlu bir direniş açığa çıktı ve hepimiz oradaydık. Bir kez daha bağırarak söylüyoruz, Gezi bizdik, Gezi onurumuzdur. ‘Hepimiz Gezi direnişçisiyiz’ demekten vazgeçmeyeceğiz. Hukuku çiğneyerek, sonuna kadar kindar bir öfke ile arkadaşlarımızı yargılamaya devam ettiler. Arkadaşlarımıza çok acımasız cezalar vererek kendilerince suçlu ilan ettiler. ‘Geziyi bir ağaç için mi yaptınız?’ diyenlere şöyle söylemek gerekiyor; evet gerekirse tek bir ağaç için mücadele yapılır.”

    PİRHA/MERSİN

  • Akhisar Cemevi, yeni konferans salonuna Özgecan Aslan’ın ismini verdi

    Akhisar Cemevi, yeni konferans salonuna Özgecan Aslan’ın ismini verdi

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Akhisar Şubesi Cemevi, yeni konferans salonuna kavuştu. Cemevi yönetimi çalışmalar tamamlandıktan sonra konferans salonuna Özgecan Aslan’ın adını verdiklerini belirtti.

    Akhisar Belediyesi’nin katkılarıyla Alevi Kültür Dernekleri Akhisar Şubesi Cemevi, birçok etkinliğini gerçekleştirebileceği konferans salonuna kavuştu.

    Katkı sunulan konferans salonu için teşekkürlerini ileten Alevi Kültür Dernekleri Akhisar Şubesi Cemevi Başkanı Dursun Ali Şat, “Cemevine güzel bir kültür salonu kazandırdık. Özgecan Aslan kültür salonu adını vereceğimiz salonumuz, ezilen, yakılan, öldürülen canlarımızın salonu olacak. Emeği geçen tüm canların eline sağlık. Biz yöneticiler gelip geçiciyiz; fakat yapılan hizmetler ömür boyu kalıcı olacaklar” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MANİSA

  • Özgecan Aslan katledilişinin 6. yılında anıldı-VİDEO

    Özgecan Aslan katledilişinin 6. yılında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Özgecan Aslan’ın katledilmesinin 6’ncı yıldönümünde Mersin’de bir araya gelen kadınlar tarafından anılarak, “Özgecan’ın ölüm yıl dönümünde katledilen bütün kadınlar için isyandayız” denildi.

    Mersin’de 6 yıl önce katledilen Özgecan Aslan’ın ölüm yıldönümü nedeniyle Mersin Kadın Platformu, adı verilen Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda açıklama yaptı.

    Açıklamayı platform adına Zeynep Kaya okudu.

    Kaya, Özgecan Aslan’ın 6 yıl önce üniversiteden eve gitmek için dönerken bindiği minibüs şoförü tarafından katledildiğini hatırlatarak, kadın cinayetlerinin katlanarak devam ettiğini belirtti.

    “ÖZGECAN’IN BİNDİĞİ MİNİBÜSTE KAÇIRILIP TECAVÜZ EDİLEREK KATLEDİLMESİ İSYANA DÖNÜŞTÜ”

    Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Erkek egemen hukuk anlayışıyla katillere tahrik indirimi verilirken aynı zaman da sırtları sıvazlanıyor. Özgecan’ın bindiği minibüste kaçırılıp tecavüz edilerek katledilmesi ile kadınların erkek şiddetine, kadın cinayetlerine, eşitsizliğe karşı duyduğu öfke bir kadın isyanına dönüştü. İktidar bir yandan idam, hadım tartışmaları yaparken, bir yandan da Özgecan üzerinden masumiyet tartışması yaparak kadınları bir kez daha makbul-makbul olmayan olarak ayrıştırdı.”

    “YAŞAMI SAVUNMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Kaya, yoksulluk ve kadın cinayetleri karşısında seslerini her koşulda yükselttiklerinin altını çizerek, “Kadın düşmanı politikalarınız yüzünden ne sokakta ne de yaşadığımız evlerde güvendeyiz. İktidarın göstermelik taziyeleri ve açıklamaları dışında sıkça gündeme getirdiği cinayet veya istismar sonrası idam gibi cezalandırma yöntemlerinin kadına yönelik şiddeti durduramayacağını bir kez daha söyleyerek yaşamı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Açıklama, sloganlarla sonlandı.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • ‘Her savaşın bir Kerbelâsı, çok sayıda Hasan-Hüseyin’i var’

    ‘Her savaşın bir Kerbelâsı, çok sayıda Hasan-Hüseyin’i var’

    PİRHA-Şair Ömer Faruk Hatipoğlu’nun “Yer mi açıyor ölülerimiz” adlı şiir kitabı Kaos Çocuk Parkı Yayınevi aracılığı ile çıktı. “Sivas salt Sivas mı? Çorum, Maraş? 6-7 Eylül’de koca İstanbul da bir Kerbelâ’ydı belki. Kerbelâlar bir de seyirciliyse, dünya koca bir arena olur” diyen Hatipoğlu ile yeni kitabına dair konuştuk.

    On kitap ve bir de şiir albümüne imza atan Ömer Faruk Hatipoğlu, “şairin de ötekisi” olarak tanımlanıyor.

    “Yer mi açıyor ölülerimiz” adlı yeni şiir kitabında Hatipoğlu, katledilen Nihat Kazanhan’dan, Özgecan Aslan’a, Cizre bodrumlarından Kerbelâ’ya dek zulmün, acının ve daha birçok ağıdın adeta kronolojisini kaleme alıyor.

    Şair Heretius’un “İnsanım ben, insana dair hiçbir şey yabancım değil” sözünü kitabına not düşen Ömer Faruk Hatipoğlu’nun şiirleriyle nelere tanıklık ettiğini öğreniyoruz.

    “BİR ÇOCUK HAYATINDAN YOLUNSA, ŞİİR AYAĞA KALKIYOR”

    Kitabın isminin, “Yer mi açıyor ölülerimiz”in arkasında nasıl bir zihinsel imgenin varlığı mevcut? Özetle bu kitap bizlere neler anlatıyor?

    Keşke böyle bir adı olmasaydı kitabın. Ateşi Utandıran Yangın hakkında yazdığı yazıda, yitirdiğimiz eleştirmen yazar Cemil Köksal “Çok iyi anlıyor ve saygı duyuyorum ama keşke bu noktaları aşmış olsaydık ve Hatipoğlu o çok güçlü yaratım sürecini ülkenin bu anlamsız sorununun içine gömmeseydi!” minvalinde bir söz etmişti.

    Rıza Türmen, 2015’te “Son 11 yılda 241 çocuğun öldürüldüğünü” açıklamıştı. Bu “sayı”nın bundan daha çok olduğunu öngörmek zor değil. Hemen her gün bir kadın öldürülüyor. İş kazasında ölen işçilerin ölümü haber bile olmuyor. Ama bizi asker ölümlerinden, kadın cinayetlerine her ölüm acıtsa da oyun çağındaki çocukların ölümü daha bir derin acıtıyor. Yetişkin her insanın geldiğimiz yerde dolaylı dolaysız bir sorumluluğu var ama o masumların o günahsızların bizim yarattığımız karanlıkta kör edilmeleri, ahlâkın, vicdanın kaldıracağı bir yük değil. Çocuk öznesinin yer aldığı bir tümcede ölüm sözcüğüne elimiz gitmiyor. Ama dünyanın neresinde bir çocuk hayatından yolunsa, şiir ayağa kalkıyor. Kalkıyor ve barışı, özgürlüğü, adalet ve eşitliği dillendirmeye çalışıyor.

    “KUTSALLAR, SAVAŞLAR, SINIRLAR ERKEK ELİNDEN ÇIKMA”

    Kitabın ilk şiiri Cerattepe direnişçisi Havva Ana’ya yazılmış. Katledilen Özgecan Arslan da tarafınızca tekrar hatırlatılmış. Eril düzene bir gönderme var diyebilir miyiz?

    Bilineni yinelemiş olacağız.

    Beş bin yıllık(!) tartışmalı uygarlık tarihinde inşa edilen, yıkılan, yakılan ne varsa adında erk sözcüğü gizli (veya açık) erkeğin yaratımı! Belki ilk buğdayı, erkeği de doğuran bir kadın bulmuştur ama el yapımı kutsallar, savaşlar, sınırlar, duvarlar erkek elinden çıkma. İyi şeyler olmadı mı? Oldu elbette ve hâlâ ayaktaysak bunu gelecekten yana tarihsel kişiliklere borçluyuz; bilimi, felsefeyi, sanatı… Bu tümce kurulur kurulmaz bir soru tümcesi başını uzatıyor: Atom bombasını kullanmamıza neden olacak idiyse atom hiç bilinmese daha mı iyi olurdu?

    Evet, Havva Ana’yı, o elinde bastonuyla, “Devlet benum!” diyen cesaretten kadın yazdırmıştı. Herakleitos, kurduğu mantığa kişiler açısından tam katılmasak da “Çok şey bilmek aklı eğitseydi, Hesiedos’u, Pythagoras’ı, Ksenofanes’i, Hekaitos’u eğitirdi!” der. Ayaklı kütüphane olup kurulu düzenin dişlilerinden biri olmak da var, Cerrattepe’de salt sağduyusuyla suyuna, toprağına sahip çıkan bir Havva Ana olmak da… Kadınlar; hep denildiği veya dediğimiz gibi tek kanadıyla uçamayan, her kalkışında yere çakılan, insanlığın olmazsa olmaz, o binlerce yıldır uzayamayan kanadı. O kanat insanlığın küreğinden uzadığında -ki uzamaya başladı- insanlık, geleceğe barışın göğünde uçacak, özgürlüğün yeryüzüne inecek…

    Özgecan’ın, özgecanların soru dolu güzel gözleri hep açık ve üzerimizde. Şimdi Özgecan’ın gözü “Yer mi açıyor Ölülerimiz”den bakacak bir de…

    “SINIRA ÇIKILAN BETON DUVAR ASLINDA SALT BİR SINIR DUVARI DEĞİL”

    Savaş ve ardındaki politikalar “duvar” adlı şiirde dizelere dökülmüş.

    “Nereye çıkılır bu duvar” dizesini, toplumlar arasına örülen sınırları nasıl yorumlarsınız?

    Bir sınıra çıkılan beton duvar aslında salt bir sınır duvarı değil. Duvar, barışın da burnunun dibine çıkılan, ayağını çiğneyen duvar! Özgürlüğün de kanadına ağırlık olan bir duvar. Çiçeğin de rüzgârını kesen bir duvar. Duvar, gelecekle insan arasına çıkılan bir duvar. Duvar, çocukların oyun bahçesinin ortasına inşa edilen bir duvar. Ya da sınır duvarının öyle ikizleri, üçüzleri, öyle izdüşümleri var diyelim!

    İnsanın bilinçaltındaki bilgi, bilincindeki bilginin bilmem kaç katıymış! Bu yüzden asıl duvar, erkek egemen dünya insanının bilinçaltında sürekli yükselen, yükseldikçe her tür iktidarlaşmayı yaratan beyninde… Binlerce yıldır beyinlere tıkıştırılan, özgürlüğüne mugayir ve artık genlerine işlemiş “bilgi”yi, vazgeçilmez, alternatifsiz görüyor. Filozofun “Bildiğini zanneden insanın öğrenmesi imkânsızdır!” sözünü anımsayalım. Beyinlere çıkılan duvarlar, sınırlara çıkılanlarla, geleneğin inşa ettikleriyle, kapitalizmin aramıza çıktıklarıyla üst üste…

    SESSİZLİK, BAŞKA CİNAYETLERİN FAİLİ OLUYOR

    Yakın zaman katliamları ve faili gizlenen cinayetler de şiirlerinizde yer edindi. Bu yönlü duygularınızı nasıl kaleme aldınız? Şairin böylesi süreçlere tanıklığı nasıl tariflenir?

    Bizim bu yıl çıkan Toplu Şiirler’imizin alt başlığı “Yalancı Tanık”… Ateşi Utandıran Yangın’daki bir şiirin adı… Edebiyat, şiir, çağına tanıklık eder. Bu tanıklık edebiyattan, şiirden vaz geçmeden yapılabilirse doğru tanıklıktır. Bunun için insan kendisini programlamaz. Görmek, gördüklerinizin vicdanınızla buluşması, şiir olup kâğıda yansır. Bu kendiliğinden bir eylemdir.

    İçimizde hiç kimse ölüm olsun, acı olsun istemez! Ama nedendir bilinir-bilinmez, ölümlere itiraz da etmez! Buralarda herkes dili dağlanmış gibi sessiz. Tolstoy’un, “Acı duyabiliyorsan canlısın, başkasının acısını duyabiliyorsan insansın.” Sözü bir başucu sözü… Bu yangınlar coğrafyasında, akla gelmeyecek türden ölümler, hayatın nerdeyse bir cüz’ü haline geldi. Barış özürlü, vicdan özürlü birinin işlediği bir cinayetle birlikte kurşun sesi gibi yayılan sessizlik, başka cinayetlerin faili oluyor. Asıl acı olan bu.

    ‘Asıl olan’ demişken, işimiz şiir olduğuna göre bu sorunun son sözü, aslolanın kalıcı şiir olduğunu vurgulamak olsun. Kötü şiir kötü tanıktır.

    “HER SAVAŞIN BİR KERBELÂSI, ÇOK SAYIDA HASAN-HÜSEYİN’İ VAR”

    Geçmişin ‘Kerbelâ’sını bugüne getirmişsiniz! Bunu biraz daha detaylandıralım isterim.

    Sivas salt Sivas mı? Çorum, Maraş? 6-7 Eylül’de koca İstanbul da bir Kerbelâ’ydı belki. Kerbelâlar bir de seyirciliyse, dünya koca bir arena olur ve vahşilerin önüne atılanların her biri sessizliğin alkışlarında, kılıç kalkansız Hasan-Hüseyin’dir… Biz bunları yazarken kim bilir kim, hangi hukuksuzlukla ürkünç bir yalnızlığın içinde bir yudum sesin susuzluğunu çekmekte! Savaşlar, yıkımlar sürüyor. Her savaşın bir Kerbelâsı, çok sayıda Hasan-Hüseyin’i var. Ayrıca kapitalizmin kuşatması altındaki dünya da yazık ki hızla bir Kerbelâ’ya dönüşmekte…

    PİRHA/ANKARA

  • Özgecan Aslan katledilişinin 5. yılında unutulmadı

    Özgecan Aslan katledilişinin 5. yılında unutulmadı

    PİRHA- Özgecan Aslan katledilişin 5. yılında unutulmadı. Birçok kesim tarafından yapılan açıklamalarda Özgecan Aslan”ın unutulmadığının altı çizilerek “Özgecan Aslan bir toplumun kadınlar için uyanışı oldu. Kimsenin adını bilmediği kadınlar için mücadelemiz şimdi daha kararlı, daha güçlü. Kadın cinayetlerini durduracağız”  dendi. 

    Özgecan Aslan, katledildiğinde tüm Türkiye ayağa kalkmış, onlarca merkezde yürüyüşler düzenlenmiş ve açıklamalar yapılıp “bu son olsun” denmişti. Ancak geçen 5 yıllık sürede ne kadın cinayetleri durdu, ne de kadınlar sustu.

    11 Şubat 2015’te bindiği minibüs şoförü tarafından katledilen Özgecan Aslan, öldürüldüğünde 19 yaşındaydı ve üniversite öğrencisiydi.

    Sosyal medyada açılan #ÖzgecanAslan etiketi altından kadın örgütleri, siyasetçiler ve kurumlar mesajlarını paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi: Hiçbir şey kadınların katledilmesine bahane olamaz

    Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi: Hiçbir şey kadınların katledilmesine bahane olamaz

    Özgecan Aslan’ın katledilişinin 4. yılı dolayısıyla Kadıköy’de eylem yapan Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, kadın düşmanlığına her gün yenisinin eklendiğini ifade ederek “Şimdilerde isyanımızın adı Şule Çet” dedi.

    Özgecan Aslan’ın katledildiği tarihe atfen her ayın 11’inde “Yaşamak İstiyoruz” eylemi yapan Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, 38. haftada Kadıköy Kalkhedon Meydanı’nda açıklama yaptı. Polis açıklamaya izin vermek istemedi ancak etraftan gelen tepkiler üzerine görüşmeler sonucunda açıklama yapıldı.

    Özgecan Aslan’ın ölümünün 4. yılında yapılan açıklamaya Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Genel Sözcüsü Beycan Taşkıran ve eski erkek arkadaşı tarafından ölümle tehdit edilen Münevver Kızıl da katıldı.

    “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Özgecan Aslan ölümsüzdür” sloganlarının atıldığı eylemde basın açıklamasını Ezgi Bahçeci okudu. Bahçeci, Özgecan Aslan’ın 11 Şubat 2015 tarihinde Mersin’de üniversite 1. sınıf öğrencisi iken bindiği dolmuşun şoförü tarafından katledildiğini hatırlattı.

    “O GÜNDEN BUGÜNE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

    Katil Suphi Altındöken’in önce Özgecan’a tecavüz etmek istediğini ardından katlettiğini ve Özgecan’ın cansız bedeninin yakılmış bir halde ormanlık alanda bulunduğunu vurgulayan Bahçeçi, “Özgecan katledildiğinde sokaklara dökülen kadınlar, kadın cinayetlerine tacize ve tecavüze karşı günlerce Özgecan’ın isyanı olup sokakları terk etmediler ama ne yazık ki o günden bugüne değişen hiçbir şey olmadı, daha da kötüye gitti” dedi.

    “YARGI ERKEKLERİ KORUMAYA DEVAM EDİYOR”

    Aradan geçen 4 yıl içinde toplam 1480 kadının erkek şiddeti ile katledildiğini ve 2019 yılının sadece Ocak ayında ise 43 kadın katledildiğini belirten Bahçeci, “38 aydır bu meydandan soruyoruz ‘Kadınlar her gün katledilirken tacize tecavüze uğrarken neden hala kadın katillerine ceza indirimi uygulanıyor? Neden 6284 sayılı yasa uygulanmıyor. Mahkeme salonlarında yargı kadınları değil erkeği savunmaya devam ediyor” diye konuştu.

    “ŞİMDİ İSYANIMIZIN ADI ŞULE ÇET”

    Kadın düşmanlığına her gün bir yenisinin eklendiğini ifade eden Bahçeci, “Şimdilerde isyanımızın adı Şule Çet. Şule Ankara’da yaşayan 23 yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Çalıştığı iş yerinin sahibi ve arkadaşı tarafından önce cinsel saldırıya uğradı ardından 20. kattan aşağı atılarak katledildi” dedi.

    YARGI ŞULE’Yİ HEDEF GÖSTERİYOR

    Bahçeci, “Olayın yaşandığı gün odada delilleri toplamayan polis, ilk ifadede serbest bırakan savcı, ‘öğrenci ise o da dizini kırıp evden okula okuldan eve gitseydi ya’ diyen hakim, ‘bir kadın bir erkekle içki içtiyse cinsel ilişkiye rızası vardır’ diyen adli tıp kurumu doktoru, ‘o saatte orada ne işi vardı içkiliydi’ diyen sanık yakınları tüm bu yaşananlar gerçek adaletin değil erkek adaletin olduğunu bir kez daha gösterdi” diye kaydetti.

    İSTEDİĞİMİZ YERDE GEZERİZ TECAVÜZ EDEMEZSİN

    Kadınların saat kaçta, nerede olduğunun, içki içip içmediğinin öldürülmesi yada cinsel saldırıya uğraması için haklı sebepler olamayacağının altını çizen Bahçeci, “Hiçbir şey kadınların katledilmesine, tacize tecavüze şiddete uğramasına, neden yada bahane olamaz. Kadınların yaşam hakkının elinden alınması ve katledilen kadınların suçlu bulunması erkeklerin aklanmaya çalışılması ne hukuka ne de vicdana uygundur” diye ifade etti.

    “KADINLARIN ÖFKESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Biz kadınlar hiçbir bahaneyi kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz. Kadınların isyanı ve öfkesi olmaya devam edecek, bir kişi daha eksilmemek için sokakları terk etmeyeceğiz” diyen Bahçeci, kadınların yaşam hakkımıza sahip çıkmaya ve kadınlara adalet istemeye devam edeceklerini aktardı.

  • Vahşice katledilen Özgecan Aslan ölümünün 4’üncü yılında birçok yerde anılacak

    Vahşice katledilen Özgecan Aslan ölümünün 4’üncü yılında birçok yerde anılacak

    Merisn Tarsus’da bindiği minibüste cinsel saldırıya direndiği için minibüs şoförü tarafından vahşice katledilen Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın katledilişinin 4’üncü yılı. Özgecan Aslan bugün ülkenin pek çok yerinde yapılan etkinliklerle anılacak.

    11 Şubat 2015 tarihinde bindiği minibüste, minibüs şoförü tarafından cinsel tacize uğrayan ve sonrasında vahşice katledilen Özgecan Aslan ölüm yıldönümünde büyük bir özlemle anılıyor. Tüm Türkiye’yi gözyaşlarına boğan olay, 4 yıl önce Mersin’in Tarsus ilçesinde yaşanmıştı. Ölüm yıl dönümünde Özgecan Aslan unutulmadı… Özgecan Aslan, Mersin’in Tarsus ilçesinde 11 Şubat 2015’te bindiği minibüste tecavüz girişimine direndiği için vahşice katledilmişti. Aslan’ın yanmış bedeni 13 Şubat 2015 günü suçu beraberindeki iki kişiyle işlediğini itiraf eden zanlının jandarma ekiplerini olay yerine götürmesi ile bulunmuştu.

    OLAY NASIL OLMUŞTU?

    Özgecan Aslan, Mersin’in Tarsus ilçesinde 11 Şubat 2015’te bindiği minibüste tecavüz girişimine direndiği için vahşice katledilmişti. Aslan’ın yanmış bedeni 13 Şubat 2015 günü suçu beraberindeki iki kişiyle işlediğini itiraf eden zanlının jandarma ekiplerini olay yerine götürmesi ile bulunmuştu.

    Özgecan Aslan’ı öldüren Ahmet Suphi Altındöken, Necmettin Altındöken ile Fatih Gökçe, Tarsus 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 3 Aralık’ta ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Ayrıca tecavüz ve diğer suçlardan da minibüs şoförü Ahmet Suphi Altındöken’e 27, arkadaşı Fatih Gökçe’ye 24 yıl hapis cezası verilmişti.

    Özgecan Aslan cinayetinin ortaya çıkması Türkiye çapında olayın ortaya çıktığı gün ve takip eden günlerde öfkeye ve gösterilere yol açmış, binlerce kadın, cinayeti ve kadına şiddeti protesto etmişti.

    ÖZGECAN ASLAN’IN HAYATI FİLM OLDU

    Tarsus’ta 11 Şubat 2105 akşamı Mersin’deki evine dönmek için bindiği minibüsün sürücüsü Suphi Altındöken tarafından cinsel tacize uğrayan, daha sonra Suphi Altındöken’in babası Necmettin Altındöken ve arkadaşı Fatih Gökçe’nin de yardımıyla vahşice öldürülerek yakılan 20 yaşındaki Özgecan, sinema filmiyle ölümsüzleşecek.

    4 farklı ülkede kadına şiddeti anlatan ‘Faint Sound’ belgesel filminin çekimleri tamamlandı. Found Sound belgeseli, Almanya, Rusya, İngiltere ve Türkiye’de dört farklı kadının erkek şiddetiyle öldürülmesini anlatıyor. Almanya’dan Maria P’nin, İngiltere’de Palmira Silva’nın, Rusya’dan Tamara Samsonova’nın hayatından esinlenilen belgeselde, Türkiye’den ise 2015 yılında Mersin’de bindiği minibüste vahşice öldürülen Özgecan Aslan’ın hayatı konu ediliyor.

  • Yargıtay’ın kısmen bozduğu Özgecan Aslan davası 29 Eylül tarihine ertelendi-SON DAKİKA

    Yargıtay’ın kısmen bozduğu Özgecan Aslan davası 29 Eylül tarihine ertelendi-SON DAKİKA

    PİRHA- 19 yaşında üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, 11 Şubat 2015 tarihinde Tarsus’ta katledilmişti. Ülke genelinde büyük infiale yol açan cinayet sonrası görülen davada sanıklar hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti. Yargıtay, sanık Fatih Gökçe hakkında verilen kararı bozarak  Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesine geri göndermesinin ardından yeniden başlanan dava 29 Eylül tarihine ertelendi.

    Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından geri gönderilen Özgecan Aslan davası, Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı. Duruşma öncesi kadın örgütlerinden KADEM adliye önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı okuyan Betül Altınsoy Yanılmaz, yerel mahkeme tarafından en üst sınırdan ceza verildiğine dikkat çekerek “ bu dava sonucunun diğer davalar için emsal nitelikte olması ve Özgecan Aslan cinayetinin, toplum vicdanını derinden yaraladığı gözetilerek yerel mahkemenin, Yargıtay’ın kısmi bozma kararına karşı direnmesini istiyoruz” dedi.

    Ardından geçilen duruşmada dava 29 Ekim tarihine ertelendi.

    KARAR SONRASI YAŞANANLAR

    Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklardan Ahmet Suphi Altındöken’in “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme, bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme, başka bir suçu işleyememekten kaynaklanan infialle öldürme, nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs ve cinsel saikle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 27 yıl hapisle cezalandırılmasına karar vermişti.

    Adana F Tipi Kapalı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü bulunan Ahmet Suphi Altındöken ile babası Necmettin Altındöken, aynı cezaevinde tutuklu bulunan Gültekin Alan’ın silahlı saldırısına uğramış, saldırı sonucu Suphi Altındöken hayatını kaybederken, babası Necmettin Altındöken ise ağır yaralanmıştı.

    Diren Keser/MERSİN