Etiket: özgür özel

  • CHP Lideri Özel’den Hızır Ayı paylaşımı: Adalete, barışa, kardeşliğe vesile olsun!

    CHP Lideri Özel’den Hızır Ayı paylaşımı: Adalete, barışa, kardeşliğe vesile olsun!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Hızır Ayına ilişkin mesaj paylaşarak, “Hızır Ayı; ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu adalete, barışa, kardeşliğe vesile olsun, bolluk ve bereket getirsin, muhtaç olan herkese umut, şifa ve güç ulaştırsın” dedi.

    Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbelere gidilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Hızır Ayına dair sosyal medya hesabından mesaj paylaştı. Hızır ayının adelete, barışa, kardeşliğe vesile olması temennisinde bulunan Özel, paylaşımında şunları dile getirdi:

    “Alevi inancında Hızır; yolda kalanların yoldaşı, darda kalanların yardımcısıdır. Umudu tükenmiş her can “Yetiş Ya Hızır” diye onu çağırır. Hızır; her yerde hazır ve nazır olandır. Bugün ilk Hızır orucu tutuldu. Tüm canlarımızın tuttuğu oruçları, ibadetleri, paylaştığı lokmaları Hak katında kabul olsun. Hızır Ayı; ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu adalete, barışa, kardeşliğe vesile olsun, bolluk ve bereket getirsin, muhtaç olan herkese umut, şifa ve güç ulaştırsın. Birliğimiz, dirliğimiz daim, Hızır yoldaşımız olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Özgür Özel: Partimiz tarihin en ağır saldırısı altında!-VİDEO

    Özgür Özel: Partimiz tarihin en ağır saldırısı altında!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan CHP lideri Özel, CHP’den istifa eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’la aralarında geçtiği iddia edilen mesajları doğruladı. “Ne söylediysem kişilik tespitine yöneliktir” ifadelerini kullanan Özel, Özarslan’ın ailesine karşı herhangi bir ithamda bulunmadığını vurguladı. İktidara yürüdüklerini, bu yolda ‘çürüklerin ve sağlamların’ ayrılacağını söyleyen Özel, “İktidara bozuk tohum Mesut’la gidilmez ama Zeydan’la gidilir, Mansur Yavaş’la gidilir, Ekrem başkanla gidilir. Dürüst, cesur insanlarla gidilir” ifadelerini kullandı.

     

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu.

    Özel, salona Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la geldi. Yavaş’ın yanı sıra, Ankara’nın 15 ilçesindeki CHP’li belediye başkanları da grup toplantısına katılım gösterdi.

    “PARTİMİZ TARİHİNİN EN AĞIR SALDIRISI ALTINDA”

    Özel, partilerinin tarihin en ağır saldırısı altında olduğunu kaydederek şu ifadeleri kullandı:

    “Bugün burada Ankara Büyükşehir Belediye başkanımızı, Ankara’daki belediye başkanlarımızı, il örgütümüzü misafir ediyoruz. Çok kıymetli konuklarımıza hoş geldiniz diyorum. Partimiz tarihinin en ağır saldırısı altında, iftiralarla karşı karşıya, devlet bütün olanaklarıyla bir partiye hizmet eder halde, ama o saldırı altındaki ana muhalefet partisinin grup toplantısına bakın, bir bakın.

    Konuşmasının ilk bölümünde 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenleri anarak başlayan Özel, bir kez daha hayatını kaybedenler için baş sağlığı diledi. Deprem bölgesinde devam eden sorunları kalem kalem anlatan Özel, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisine yönelik suçlamalarına da tepki gösterdi.

    “Erdoğan orada döndü dolaştı şunu söyledi; ‘Deprem bölgesinde yoktular, enkazlarda yoktular. Buraya hiç yardım yapmadılar, bir tek eser bile kazandırmadılar’” diyen Özel, CHP’li belediyelerin deprem bölgelerinde yaptığı çalışmaları anlatan bir video yayınladı.

    “ÖZELLEŞTİRMELERİN YÜZDE 86’SI AKP DÖNEMİNDE”

    Özelleştirme kararlarına değinen Özel, “Cumhuriyet tarihinde yapılan özelleştirmelerin yüzde 86’sı AKP döneminde yapıldı. Şimdi iki boğaz köprüsü ve 7 otoyolu özelleştirmek istiyorlar” dedi.

    Devamla son yerel seçimlerde 47 yılın ardından partilerinin birinci parti konumuna yükseldiğini anımsatan Özel, şöyle konuştu:

    “Ankara’da 16 belediyeyi kazandıklarını vurguladı. CHP üç belediyeden yukarı çıkamaz denilen yerde 16 belediyeyi kazandık bunlardan bir tanesi de Keçiören Belediyesiydi. Hakkında pek çok iddia gündeme geldi, kendisini 3 kez genel merkeze çağırdık. Dedi ki; ‘söylenenlerin tamamı iftira, asla yolsuzluğa bulaşmadım.’ Büyük büyük yeminler ederek inkar etti. Sonra AKP’yle gizli görüşmeler yaptığına dair her taraftan bilgi geldi. Öğreniyoruz ki çarşamba günü AKP’ye katılacak. En yakınları ‘evet katılıyor’ diyorlar.”

    “TRİBÜN LİDERİNE ‘BANA DESTEK VER, SANA DAİRE ALAYIM’ DEMİŞ”

    Özarslan ile aralarında geçen mesajlaşmalara değinen Özel, “Ne söylediysem kişilik tespitine yöneliktir” ifadelerini kullandı. Özel ayrıca Özarslan’ın Ankaragücü’nün tribün liderine kendisine destek sağlaması için rüşvet teklif ettiğini söyledi.

    Özel, “Ankaragücü’nden kendine slogan atsınlar diye adam tutmaya çalışıyor. Tribün liderine Ankaragücü’nün tribün liderine ‘Bana destek ver, sana daire alayım’ demiş. Bu Tosuncuk, milletin helal oylarını almış kaçmaya çalışıyor” dedi.

    “İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur yanlışı da olur” diyen Özel, şöyle devam etti: “Verilen bütün kararların sorumluluğunu alıyorum. Yüzde 65 belediyeyi alınca halaya duracaksın bir tane bozuk tohum parça kırınca öz eleştiri yapacaksın. İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur yanlışı da olur. Bozuklar ayrılır, sağlamlarla iktidara yürünür. İktidara bozuk tohum Mesut’la gidilmez ama Zeydan’la gidilir, Mansur Yavaş’la gidilir, Ekrem başkanla gidilir. Dürüst, cesur insanlarla gidilir.”

    HABER MERKEZİ

  • Özel: Depremzedeye zulüm ediyorlar!-VİDEO

    Özel: Depremzedeye zulüm ediyorlar!-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Grup Toplantısını Maraş’ta yaptı. 6 Şubat Depremlerinin üzerinden 3 yıl geçtiğini belirten Özel, iktidarın sorunları görmek yerine üzerini örttüğünü söyledi.

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin 3’üncü yılında, Kahramanmaraş’ta gerçekleştirdiği, TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “İstiklal madalyalı bu şehirde Sütçü İmam’ın torunlarıyla birlikte, 6 Şubat’ın üçüncü yılında, 6 Şubat’a üç kala acının merkez üssündeyiz” dedi.

    Özel, şunları söyledi:

    “‘MECLİS, MİLLETİN BAĞRININ KENDİSİDİR’ DEDİK, GELDİK”

    “Deprem bölgesinde hala daha gözyaşları kurumadı, ağıtlar dinmedi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu haftayı deprem bölgesinde geçirmek ve kayıpların, acıların yaşadığı bu illerde üçüncü yılda tüm grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizle, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde görevli Politika Başkanlarımızla birlikte burada olmak istedik. ‘Grup toplantısı var salı günü’ dediler. Dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi Meclis’i kuran partidir. Meclis, sorunların tartışıldığı, görüşüldüğü, konuşulduğu yerdir. Milli iradenin tecelligahıdır, kutsal çatıdır. ‘Eğer Meclis milletin sesini duymuyorsa, sorununu çözmüyorsa, Meclis milletin bağrının ta kendisidir’ dedik. Kürsüyü sırtlandık, Kahramanmaraş’a sizin bağrınıza geldik. Dün sabah Osmaniye’den başladık, Nurdağı ve İslahiye’den sonra bugün Kahramanmaraş’ta günün erken saatlerinde gittiğimiz her şehirde olduğu gibi deprem şehitliğimizi ziyaret ettik. Tarifsiz acıları, bir kez daha yaşadık. Öyle şeyler gördük, öyle şeyler yaşadık, öyle şeyler yaşadınız ki. Gerçekten insanın ömründe görüp görebileceği en büyük acılara, en büyük yaslara tanıklık ettik. Beş kişilik bir aile; anne bir tarafta, baba bir tarafta. Sekiz yaşındaki büyükbabanın yanında, altı yaşındaki ortanca annenin yanında ve o beş kişinin ortasında iki yaşında bebe yatıyor. Ya da 2021 yılında aynı gün doğmuş, 2023’te 6 Şubat’ta birlikte Hakkın rahmetine kavuşmuş, ikişer yaşında ikiz kardeşler yan yana. Ne ömürler bitti hiç başlamadan, ne ömürler bitti gelinliğe, duvağa, damatlığa kavuşamadan. Askere gidip de dönemeyenler oldu. Yurda gidip de evine dönemeyenler oldu. Yurttan dönüp de evdekilerden hiçbirisini göremeyenler oldu. Bu büyük acıda resmi rakamlarla 53 bin 537 kaybımız, 107 bin yaralımız vardı. Kahramanmaraş’ımız da depremin merkez üssü Kahramanmaraş 12 bin 622 kayıpla, 9 bin 243 yaralısıyla birlikte büyük bir acıyı yaşadı. Hem Kahramanmaraş’ta, hem tüm bölgelerde yitirdiklerimize Allah’tan rahmetle anıyorum. Yakınlarına ve bu kahraman şehrin tamamına, tüm milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum. Allah ne Kahramanmaraş’a, ne de milletimize böyle bir acıyı bir daha yaşatmasın inşallah.”

    “HAL BÖYLEYKEN EN KISA SÜREDE İKTİDAR OLMA SORUMLULUĞUMUZ VAR”

    “Değerli Kahramanmaraşlılar sabahleyin şehitlik ziyaretinden sonra sanayi ve ticaret odamızdaydım. Sanayi ve Ticaret Odamızın Başkanı, odanın tüm bileşenlerini temsil eden bir heyetle bizi karşıladı. Ayrıca akademik odalara, tabip odasına, eczacı odasına, ziraat mühendisleri odasına, mühendis ve mimarların bütün odalarına ev sahipliği yaptılar. Biz orada sağlıktan tarıma, eğitimden ulaşıma Kahramanmaraş’ın hepinizi rahatsız eden, milletvekilimiz tarafından Meclis’te dile getirilen, örgütümüz tarafından, il başkanımız, yönetimi, ilçe yönetimlerimiz tarafından düzenli bize rapor edilen, bölgeye gönderdiğimiz milletvekillerimizin, Parti Meclisi üyelerimizin sürekli bildirdiği bu sorunları, gördüğümüzü – göremediğimizi konuştuk, not ettik. Bu konuda muhalefet görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Ancak şu kadarını söyleyelim. Ana muhalefet olarak bir denetim sorumluluğumuz vardır. Eksikleri söyleme, uyarma sorumluluğumuz vardır. Ancak genel vaziyete bakınca son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim. Kahramanmaraş’a ve deprem bölgesine bakınca, ülkedeki emeklilerin, çalışanların, çiftçinin, gençlerin durumuna bakınca elbette milletin verdiği görevle bir muhalefet sorumluluğumuz vardır. Ama memlekette hal böyleyken artık en kısa sürede iktidar olma sorumluluğumuz vardır. Bunun için de sadece sorunları gören ve söyleyen değil, bu sorunlara hangi çözümleri ürettiğimizi, geldiğimizde nasıl yöneteceğimizi, nasıl acıları dindireceğimizi, yaraları saracağımızı, nasıl Kahramanmaraş’ı yeniden kalkındıracağımızı, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde politika başkanlarımızla gölge kabinemizle birlikte anlatıyoruz, çalışıyoruz ve devam edeceğiz. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Maraş’ta ve artık sorun tespit eden değil, sesinizi duyuran değil; sizi duyan ve nasıl sorunlarınızı çözeceğini, iktidarımızda 100 yıl önce olduğu gibi işgalden, yıkımdan kurtulmuş, salgın hastalıklarla, açlık ve yoksullukla baş eden bir ülkeyi nasıl ayağa kaldırdıysak, 100 yıl sonra yine kurucumuzun önderliğinde bu ülkeyi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl birlikte ayağa kaldıracağımızı hep birlikte konuşacağız, hep birlikte başaracağız.”

    “MAZERETİ OLAN BİR İKTİDAR DÖNEMİNDE YAKALANMADIK BU DEPREME”

    “Şüphesiz depremin yıl dönümündeyiz. Deprem odaklı ve depremin yarattığı sorunları ve çözümlerini konuşan bir grup toplantısı olacak. Şöyle bir hatırlayalım. Biz bu felakete 6 Şubat 2023 günü sabaha karşı yakalandığımızda nasıl bir Türkiye’deydik? İki aylık bir iktidar mı vardı? ‘Ne yapsın daha? Yeni gelmişler.’ İki yıllık bir iktidar mı vardı? ‘Tamam, iki yıldır iktidardalar ama depreme hazırlık kolay iş mi?’ Böyle bir mazereti olan iktidar döneminde yakalanmadık biz bu depreme. Biz bu depreme 21 yıldır; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bile nasip olmayan 21 yıl süreyle üst üste, tek başına, koalisyon ortağı da olmadan, mazeret üretemeyecek bir süredir iktidarda olan bir süreçte, bir gecede yakalandık. 21 yıldır iktidarda. Depreme hazırlanmak için ne lazımsa vardı, ne lazımsa. Ne vardı biliyor musunuz en önemlisi? Toplumsal duyarlılık ve rıza vardı. 1999 depremi olmuştu. Üçüncü gün daha ‘Herkesin çadırı yok’ diye Tayyip Bey, Bülent Ecevit’e en ağır sözleri söylemişti. Bir hafta sonra ‘Efendim hala daha millete bir çorba, bir çeyrek ekmek veriyorsunuz. Nerede üç öğün sıcak yemek? Nerede şunlar, nerede bunlar?’ dedikleri bir süreçte, topluma ‘Biz olsak şöyle yaparız. Biz olsak böyle yaparız. Onu eksik yaptılar, bunu eksik yaptılar’ diyerek. Rahmetli Ecevit’e ‘Ölünce mi bırakacaksın be adam? Yaşlısın işte, hastasın. Bırak ben geleyim’ diyecek saygısız bir dil söylerken. Kendi partisinin, geçmişte siyaset yaptığı partinin kurucusu Erbakan Hoca’ya ‘Yaş 70, iş bitmiş’ deyip, ‘Ona değil, bana görev’ dediği bir sürede millet depremin acısı ve yaraları sarmak için uygulanan ekonomik programa tepkisiyle geldi, çağırdı, ‘Al yönet’ dedi.”

    “HAZIRLIK TAM, 132 MİLYAR DOLAR DA PARA VERİLMİŞ CEBİNE”

    “Toplumsal rıza tamdı depreme hazırlık için. Diğer taraftan kanuni hazırlık tamdı ve bitmişti. Hatırlayın, halen demiyor muyuz? ‘1999’dan sonraki kanunla yapılan yapılar yıkılmıyor’ diyoruz. Deprem yönetmeliği, deprem ile ilgili kanunlar, her şey hazırdı. Üç, para lazım değil mi? Para ve kaynak da hazırdı. O günlerde ‘İki yıllığına’ deyip başlayıp, bugüne kadar 26 yıldır Tayyip Erdoğan’ın sürdürdüğü, bugünkü adı ÖİV – Özel İletişim Vergisi, o günkü adı Deprem Vergisi’nin kanunu çıkmıştı ve iki yıl alınacaktı. O günden bugüne kadar… Önce 21 yıllık iktidarın 3 trilyon dolar vergi topladığını söyleyeyim. Toplam vergi. Bu, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde toplanan verginin toplamının iki katına yakındır. Ama o günden bugüne toplanan 41 milyar dolar sadece deprem vergisi. 41 milyar dolar toplanmış. 65 milyar dolarlık özelleştirme yapmış. Önceden kendine kalanı satmış, parayı cebine katmış. 26 milyar dolar da sekiz kez çıkardığı imar affıyla… Yani depreme dayanıksız binalar, kolonu kesilmiş, çatısı bilmem ne olmuş. Çıkardığı imar aflarından da 26 milyar lira oradan para toplamış. Toplam 132 milyar dolar iktidara geldiğinden bugüne sırf depremde harcasın diye para verilmiş cebine. Bu depremde yıkıldı ya evler, yapılıyor ya, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ‘Bedava verelim’ dedi, ‘Bedava olmaz’ dedi ya. Şimdi ‘Evleri yaptım’ diye övünüyor ya konuşacağız. Toplam maliyeti kendileri açıkladı, 40 milyar dolar. Depreme şu ana kadar harcanan toplam para 90 milyar dolar. Devraldığı Türkiye’den bugüne kadar toplanan deprem vergisi, özelleştirme ve aldığı imar affı paraları 132 milyar dolar. Para da gani gani. Yani şunu açık söyleyeyim. 6 Şubat gecesi biz depreme yakalandığımız sırada eğer gelirken millete verdiği sözü tutsa ve kanunu uygulasa, var olan parayı kullansa doğru yere, bu evleri yine yapardı, yıkıp kendi yapardı ve o gece bir kişi bile ölmezdi. O yüzden elbette deprem Allah’tan ama buna karşı hazırlanmak kulun görevi. Bu memleketin vatandaşları da görevi Erdoğan’a vermiş. O gece biz depreme hazırlıksız yakalandıysak bunu savunacak bir tane de mazeret vermemiş. Herkes bunu böyle bilecek. Doğrusunu bileceğiz, doğrusunu konuşacağız.”

    “TSK, 99 DEPREMİNDE 10 BİN 528 KİŞİYİ HAYATTA TUTTU”

    “Hepimiz canlı tanığıyız. Depremi duyduk. Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak sabah 09.00’da mesaj çektik. ‘İlk bulduğunuz vasıtayla deprem bölgesine gidin. Nerede olduğunuzu bildirin’ diye. Açık tek havaalanı Adana Havaalanı’ydı; Şakirpaşa. Çoğu arkadaşımız oraya uçtular. Karayollarıyla da varabilenle 120 milletvekiliyle ertesi gün görev dağılımını yapmıştık, sahadaydık. Kulağımızda ilk günün sesi şuydu. ‘Sesimi duyan var mı?’ Ama üçüncü, dördüncü, beşinci günün sonunda kolumuzdan tutanların sorduğu bir soru vardı. ‘Üç gün boyunca ordu neredeydi?’ Üç gün boyunca şanlı, şerefli Türk ordusu, tüm eğitimi, gencecik ve bu ülkeye adanmış yürekleriyle, bütün ekipmanlarıyla bir talimat bekledi. O talimat üç gün gelmedi. Şimdi tarih önünde tarihi bir hesaplaşmayı ifade etmek durumundayım. 1999 depremi olduktan birkaç saat sonra Deniz Birliği’ne ulaşan dönemin komutanı ‘Vaziyeti gördüm’ diyor, rahmetli Ecevit’e bir telefon açıyor. Rahmetli Ecevit derhal talimatı veriyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri sabahın ilk ışıklarıyla 37 helikopter, 12 general, bin 392 subay, 33 bin 199 erbaş ve erle sahaya çıkıyorlar. İletişim kesilmiş. 1999 yılı. Hangimizde cep telefonu var o zaman? Çok azımızda. Üç iridyum cep telefonu merkezi, iki uydu yer terminaliyle iletişimi sağlıyorlar. 270 saat kesintisiz uçuşla binlerce yaralı, bölgeden helikopterler ve uçaklar vasıtasıyla tahliye ediliyor. Ve sonuç… Rakam söyleyeceğiz ve rakam konuşacak. O deprem bizim 1999’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin enkaz altından 10 bin 528 vatandaşı çıkarıp, hastaneye ulaştırıp, yaşamda tuttuğu deprem. Çıkarıp da ölenler bu rakamda değil. 10 bin 528 kişiyi Mehmetçik çıkarıyor ve yaşatıyor. Bu depremde üç gün duran ordu üç gün sonra çıkıyor ya. Aynı kayıt, o da TSK’da. Kurtardığı kişinin adı, soyadı, TC’si, hangi enkazdan çıkardığı, hangi hastaneye teslim ettiği… O gün 10 bin 528. Bu depremde sayı 327 arkadaşlar. Eğri oturacağız, doğru konuşacağız.”

    “‘İKTİDARI ELİMDEN ALIRLAR’ KORKUSUYLA ORDUYU TUTTU”

    “Hani var ya ‘Orduyu çıkaralım’ denince sarayda, danışman aklına uyup, ‘Orduyu kışladan çıkarmak kolaydır, geri sokmak zordur. Çıkralarsa yönetime el koyarlar’ vehmiyle, ‘İktidarı elinden alırlar’ korkusuyla üç gün, üç gün…“Kiminiz Facebook’tan yazdınız, kiminiz ekran başında bağırdınız, kiminiz gittiniz valinin yakasına yapıştınız. ‘Ordu nerede, ordu nerede?’ O ordu ilk gün çıksaydı bir de karşılaştırma açısından söyleyelim. Bizim bugünkü depremde 53 bin 537 kişi öldü. O gün 1999 depreminde 18 bin kişi öldü. 18 bin kişi ölmüş, 10 bin kişi kurtarmışlar. 53 bin kişinin öldüğü yerde 300 kişi kurtarmışlar. Basit bir oranla; zamanla teknoloji de artmıştır, iletişim de artmıştır, aygıtlar güçlüdür. Hiç onları düşünmeyin. Bu 53 bin kişinin en az 33 – 35 binini Mehmetçik en kritik 24 saatte, takip eden 24 saatte, o 72 saatte kurtarabilecekken, o Mehmetçiği bir vehimle, korkuyla içeride tutanlar, bugün bu milletin yüzüne nasıl bakıyorlar ben de buna utanıyorum. O yüzden millet çadır beklerken Kızılay’a çadır sattıran bunlar. Millet enkaz altında yardım beklerken, cep telefonunda yüzde iki şarj kalmış, depremzedenin o telefona IBAN yollayıp para isteyen bunlar. Orduyu içeride tutan bunlar. Verdiği sözleri tutamayan bunlar. Çıkmış bir de pişkin pişkin, ‘Verdiğimiz bütün sözleri tutmanın mutluluğundayız. Asrın felaketini atlattık.’ Asrın felaketi evet Allah bir daha göstermesin. Ama asrın ihmali, asrın beceriksizliği ve asrın pişkinliği ile karşı karşıyayız.”

    “BİR YILDA EVLERİN YAPILACAĞINI SÖYLEYİP OY İSTEDİ”

    “Gidelim övündüğü kısma. Öncesinde çalışmadı, deprem sırasında arama kurtarmada çuvalladı. Diyor ki ‘Verdiğim sözleri tuttum.’ Ne söz verdin sen? Ne söz verdin? Dedin ki, ‘CHP’ye oy verirseniz.’ O lafı ilk duyduğumda böyle kanım akıyordu, dondu. 6 Şubat’ta deprem olmuş, 8 Şubat, 9 Şubat ‘Malum’ diyor, kimsenin aklında yok ya ne depremi. O gün bize dese, ‘Ya seçim var. Bu dönemde ne seçimi, gelin bu seçimleri 5-6 ay ileri alalım.’ Vallahi Cumhuriyet Halk Partisi seçim meçim düşünmez. Adam iki gün sonra depremden ‘Malum 14 Mayıs’ta seçim var. Sakın ha oyu başkasına verirsiniz, onlar işi öğrenene kadar bir yıl geçer. Bu kardeşiniz bir yılda hepinizin evini yapacak ve sizi eve sokacak’ dedi. Dedi mi, demedi mi? Dedi. Ama maalesef o günlerde kimse ona ‘Ev yapamazsın’ demedi. Ama o bize ‘Bunlar yapamaz’ dedi,. Şimdi diyor ki, ‘Bize bu evleri yapamaz’ dediler. Bir yılda bu evlerin yapılacağını söyleyip oy istemek, depremdeki insanların çaresizliğini gösterip, ‘Bunlar gelince işe alışıncaya kadar yapamazlar, biz yaparız’ diyerek insanları kandırarak oy istendi ve o istenen oyların sonucundaki iktidarı yaşıyoruz şu anda. Peki ne oldu? Bir yıl bitti. Biz buradaydık. Tüm Türkiye’de yüzde 2,7. Yüzde 2,7’si bitmişti evlerin. İkinci yıl bitti, tüm Türkiye’de 11 ilde yüzde 30’u bitmişti evlerin. Üçüncü yıl bitti, şimdi bitiyor. Evlerin yüzde 70’i bitmiş. Şu anda daha 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor. Osmaniye’de gittim, Gaziantep’te gittim. Her şehirde konteynerde yaşayan toplam 270 bin kişi var. Kiracılara ev yok. Kiracıda para yok. Eve girmeye imkan yok. Geliyor konteynerdeki elektriğini kesiyor. ‘Çık artık.’ ‘Nasıl çıkacağım kiraya?’ diyor. ‘Depremden önce nasıl oturuyorsan otur’ diyor. Dün ağladı adam. ‘Lastikçiyim ben’ dedi. ‘Bir gelirim vardı’ dedi. ‘Şimdi yeniden iş buldum ama eve eşya alacağım yok, ev tutacağım 15 bin lira ev. En ucuz ve 15 bin lira. Bir depozit istiyor üç aylık da peşin kira. Ben 60 bin lira ömrümde görmedim. Nasıl çıkacağım buradan? Elektriğimi, suyumu kesti’ diye ağladı adam. Bakan Kurum, milletvekillerimizin gözüne bakarak Meclis’te komisyonda ‘O kadar çok ev yaptık ki’ diyor. ‘Şu anda deprem bölgesinde 5 bin liraya kiralık konut var kiracılar için’ diyor. Dün Osmaniye’de sordum. En ucuzu 15, ortalama 20. Gaziantep’te sordum. En ucuzu 16-17, ortalama 20-22. Kahramanmaraş’ta soruyorum ‘5 bin liraya kiralık ev var mı? 10 bin liraya var mı? 15 bin liraya var mı?’ Burada 20 bin liraya kiralık evlerin tutarı. En oturulmayacak evde 15 bin lira. Ve Murat Kurum diyor ki ‘Gidin deprem bölgesine, 5 bin liraya kiralık konut var’ diyor. Bugün gerçi salondayız. Dün iki gün meydandaydık, yarın yine meydandayız. Buradan Murat Kurum’a söylüyorum, grup toplantımızdan. Buradan Erdoğan’a söylüyorum. Öyle kapalı salonlarda kışın ısıtıp, yazın serinletip, kendi seçtiklerinize bile değil, atadıklarınıza nutuk atarak bu milletin aklıyla alay etmeyin. Sokağa çıkın, sokağa. Millete anlatın bakalım.”

    “EKSİK DE ÇOK İTİRAZ DA”

    “Bugün itibarıyla Maraş‘ta 112 bin 414 konut söz verilmiş, teslim edilen 73 bin 956. Malatya’da yüzde 22’si, Adıyaman’da 43’ü, Antep‘te 26’sı bekliyor. Hatay’da 254 bin konutun 153 bini verilmiş, yüzde 40’ı bekliyor. İnsanlar anahtarı alıyorlar, hazır değil. ‘Hazır’ diyorlar, hepiniz biliyorsunuz en az 100 bin lira ama çoğunlukla 300 bin lira masraf edilmeden geçilemiyor. Evin çatısı akmasa, borusu akıyor. Borusu akmasa, camı akıyor. Parkesi kabarmış, boyası kabarmış. Bunların tamamıyla deprem bölgesinin boğuştuğu bir sürecin içerisindeyiz. O yüzden asla ve asla boş söze, ‘Buradan konuşayım, bilen bilir bilmeyen bilmez. 11 il ne yaşarsa yaşar. Diğer 70 il işler yolunda sanır.’ Deprem bölgesinde işler yolunda molunda değil. Erdoğan’a söyledim, ‘Sen iyi diyorsun. Ben de diyorum ki; üç yıl geçmesine rağmen yapılan işler var. Zaten devletin bu konuda her imkanı var. Ancak eksikler çok, Kahramanmaraş’ta itiraz çok. Bununla ilgili de Hatay’da isyan büyük. Gel cesaretin varsa, benimle beraber deprem bölgesine gidelim.’ O gün Hatay’daydım. ‘Hatay’ı gezelim, konteynere de gidelim, TOKİ’ye de gidelim, esnafa da gidelim. Hatırını soralım’ dedim. ‘Var mısın?’ dedim, tık çıkmadı. Kahramanmaraş’a gelip de benimle birlikte Maraş‘ta gezebilir mi Erdoğan? Asla gezemez. İşte bu yüzden artık bir devir kapanmaktadır, yeni bir devir açılmaktadır. Algı siyasetinin dönemi bitmektedir, gerçek siyasetin dönemi başlamaktadır. Bakan evlatlarının devri bitmektedir, vatan evlatlarının iktidarı gelmektedir.”

    “HİÇ OLMAZSA SABİT ÖDEME OLSUN MİLLETİN İÇİ RAHAT ETSİN”

    “Şimdi bir diğer önemli bir husus. Hepinizin başında olan bir husus. Karşımızda normalde bu işi sivil hayatta yapsa Türk Ceza Kanunu 158 ve 209’a göre açığa imza attırdıkları için yargılanması gereken bir ikili var. Bu yaptıkları işi sivil hayatta yapsalar tefecilikten yargılanırlar. Boş senede imzayı tefeci attırır, başkası attırmaz. Türk Ceza Kanunu, bir kişiye verilen bir para, hizmet ya da mülk karşılığında boş senede imza attırmayı ağır bir şekilde cezalandırıyor. Oysa bugün depremzedeye mesaj atıyorlar, telefon açıyorlar. ‘Evin bitti gel al’ diyorlar. Evin anahtarını gösteriyorlar. Elini uzatıyorsun, ‘Bir dakika’ diyor. ‘Burada bir boş senet var, burada da bir sözleşme var. Bu konut karşılığında …. lira, boşluk, ödeyeceğimi, …. da faiz ödeyeceğimi.’ Genç bir avukat ailesine söylemiş, ‘Afet Kanunu’na göre faiz alamazlar. Faiz kısmını çizin’ demiş. Faiz kısmını çizene ‘Olmaz. Ya evi almayacaksın, ya o sözleşmeye imza atacaksın’ demişler. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Elbette biliyorum, bazılarını faizsiz yapmaya, bilhassa dükkanları, rezerv alanlarını falan faiz ya da TEFE-TÜFE oranında memur maaş artışı oranında her yıl artırmayı hedefliyorsun. Şunu söylüyorum, bu deprem haftasında şimdi başka yerlere gitti ama 6’sında gelecek inşallah. TOKİ konutları, rezerv alana yapılan konutlar, işyerlerinden ne kadar ücret alınacağını ve bunların hiçbirinden faiz, TÜFE ve memur maaş artışı dahil hiçbir fark alınmayacağını açıkla. Bunu açıkla, benim ana muhalefet olarak senin de iktidar partisi olarak şu üçüncü yılda millete bir hizmetimiz olmuş olsun. Biz ‘Ücretsiz yapalım’ dedik. Dedin ki ‘Ücretsiz olmaz. Para verecekler.’ Dedik ki, ‘Hayır, doğru değil. Ücretsiz olsun.’ ‘Hayır, hem para verecekler, hem bana oy verecekler.’ Üç yıl önce ‘Para verecekler’ diyen kişi, o günün şartlarında milletten yetkiyi aldı. Şimdi ‘Faizle ödeyecekler’ diyor. Bana kalsa ne faiz olsun, ne para olsun. Ama Erdoğan’a söylüyorum; ‘Gel hiç olmazsa sabit ödeme olduğunu söyle, milletin için rahat olsun.’”

    “VERGİ OLARAK DEĞİL DAYANIŞMA OLARAK GÖRDÜLER”

    “Diğer taraftan bir de şöyle bir şeyi hatırlayalım. Şu ana kadar şunu anlattım; Geçmişten beri aldığı vergiler, bizi depreme hazır etmeye yeterdi. Yapmadı. Peki bu depremden beri ne yaptı? Bunu üç yılın sonunda bir hatırlamakta sonsuz fayda var. ‘Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni bir kere ödediniz, ikinciyi ödeyeceksiniz’ dedi mi millete? Dedi, ödedi millet. Niye? Para depremzedeye gidecek. Bunu vergi değil; ibadet ve dayanışma olarak gördü insanlar. MTV’yi iki kere aldılar, KDV’yi artırdı, damga vergisini artırdı, yurt dışı çıkış harcını artırdı. Bunların sonunda toplam 15 milyar dolar bir kaynak elde etti. Ayrıca ‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyası yaptı. Hepimiz maaşları başladık. İlk Mansur Başkan Cumhuriyeti Halk Partililerden açıkladı. Bütün meclis grubu açıkladık. Hepimiz maaşımızı, gelirimizi bu insanlar o kadar zor durumda olan insanlar, o kadar sembolik ama o kadar önemli katkılar koydular ki; toplamda o kampanyadan da 50 milyar dolar toplandı. Yurt dışından 6,5 milyar dolarlık maddi destek geldi. Toplam para 6 Şubat’tan itibaren resmi evraklarda, kayıtlarda 71,5 milyar dolar. ‘455 bin konut yaptık’ diyorlar, maliyeti 40 milyar dolar. 31,5 milyar dolar para artmış bile konut için bakarsak. Halen daha bu depremzededen para almanın, para alması yetmez faiz almanın, TEFE-TÜFE işletmenin, bir de tefeciler gibi millete bir tarafta anahtar gösteriyor, çoluk çocuk beş kişi konteynerde, çamur dize kadar gelmiş, hava soğuk. Bir tarafta önünde boş senet. Bu beş senetçilere şunu söylüyorum. Bu millete zor gününde yapılan bu zulmün, eninde sonunda sandıkta sorulacak hesabı.”

    “BUNUN İÇİN TEMİNAT İSTENMEZ”

    “Tabi sorun bir değil, rezerv alan sorunu kangren olmuş, acele kamulaştırma adı altında milletin arazisine çökülmüş. Sadece Hatay’da 50 bin kişilik bir mağduriyet söz konusu. 6 milyonluk eve 3 milyon – 2,5 milyon lira değer biçmişler. Sosyal hayat, ticaret hala ayağa kalkmamış. Maraş’ın yolları geçen Ali Öztunç söylüyor. Ali Öztunç’un anlatımı kuvvetli, severim böyle abartır bazen. Diyor ki ‘Maraş‘a gelin’, milletvekillerine söylüyor. ‘Arabaya binin, bir gün gezin. Böbrek taşınız olmaz, hepsi düşer’ dedi. Ben Maraş‘a geldim, arabaya bindim. Daha yarım gün oldu. Vallahi böbrek taşı ne, böbrek düşmezse iyi. Bir yandan asbest sorunu, bugün oturduğumuz doktorlar öyle şeyler anlattı ki. Bu asbest sorunun gelecekte ne büyük bir sıkıntıya sebep vereceğini, Aksu Çayı’nın nasıl kirlendiğini, kirletildiğini. Verilen hızlı tren sözü tutulmadığı için şehrin halen kan kaybettiğini. Sosyal hayatın, ticaretin halen daha ayağa kalkmadığını. Konteynerde siftahsız esnaflar var. Öyle bir gerçek var ki; hep birlikte bunu bu grupta konuşmayan milletvekili yok. Başta Hatay milletvekilleri. Malatya milletvekilimiz. Adıyaman milletvekilimiz kalmadı belediye başkanımız. Her gün başkasını arıyor ‘Bunu anlatın’ diye. Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz, Osmaniye milletvekilimiz. Hepsi anlatıyor bunları. ‘Yapın bunu, halledin bunu’ diye. 30 Kasım tarihinde mücbir sebep bitti. Zaten altı ay uzatıyorlar bitiyor bir daha uzatıyor. Van’da deprem oldu hatırlayın. Devlet Van’a, bir şehir ya, burada 10 şehir birden. Bütün gücünü Van’a verdi, ‘Onu ayağa kaldıralım’ dedi. ‘Kalkana kadar mücbir sebep’ dedi, 6 yıl sürdü arkadaşlar 6 yıl. Bir Van’a 6 yıl boyunca mücbir sebep uygulandı. Koca bölge, hal ortada, mücbir sebep uygulaması iki yıl dokuz ay depremden itibaren. Ki farkına varasın, ilk 3 ay geçti, 2,5 yıl mücbir sebep uygulanıyor ve kaldırılıyor. Bu ne demek? Pamuk eller cebe demek. Esnaf sigorta ödeyecek, vergi ödeyecek demek. Yetmedi, basit usulden gerçek usule geçirdiler esnafı. Bölgedeki esnafı da muaf tutmadılar, deprem yokken basit usulde çalışanlar deprem sonrası gerçek usule geçiyor. Hiç sormadan verilecek işte muhasebeci parası, defter parası, onay parası, noter parası. Dünya kadar para şimdiden cepten çıkıyor. Dükkan yok, altyapı yok, müşteri yok. Kepenk kapatacak, kapatılacak kepenk yok dükkanda. Bu haldeyken kredi lazım esnafa, kredi isteyene borcu yoktur kağıdı soruluyor. Borcu yoktur kağıdı için, vergi SGK’ya borcunun olmaması lazım. Zaten o halde olsa kredi kime lazım. Borcu yoktur kağıdını almak için yapılandırma yapmak istiyor. Onun için giden esnaftan da bugün Ticaret Odası Başkanı, Sanayi Odası Başkanı anlattı. Buranın, bütün bölgenin sorunu. Teminat istiyorlar, teminat. Borcu yapılandıracaksın, borcu karşılayacak kadar, hiç değilse yarısı kadar bir teminat göster. Ya adamda borcu karşılayacak kadar teminat olsa senin kapına gelmez. O borcu yapılandırmak istiyor. Bunun için teminat istenmez.”

    “HALA ‘BORCU YOKTUR’ KAĞIDI İSTİYORLAR”

    “KOSGEB’den esnaf kredi kullanmış. Daha doğrusu kullanmış demeyelim. Hatırlayın, pandemi oldu. Pandemi sırasında KOSGEB krediler oldu. Sonra deprem oldu, diyor ki ‘Yüzde 80’i hibe sandı aldı onu.’ Neye imza attığını bilmeden hibe sandı, aldı. Şimdi mücbir sebep bitmiş. Yazıları yollamışlar. 1 Mart itibarıyla KOSGEB’den esnafa verilen 400 – 700 bin lira arası paraları geri istiyorlar. ‘Ödemezsen icraya koyarız’ diyorlar ve faiz istiyorlar. Bunun için buradan bir kez daha deprem haftası ve bu kahraman şehrin, İstiklal madalyalı şehrin bağrından, bu kadar acıya katlanmış ve ayağa kalkmaya çalışan Kahramanmaraş’tan sesleniyorum. Hem deprem konutlarından faiz alınmayacağını… Mümkünse hiç para alma. Hem mücbir sebebin uzatılacağını, hem KOSGEB kredilerinin ya affedileceğini ya da faizsiz yıllar sonraya erteleneceğini, esnaftan teminat şartını ve ‘Borcu yoktur’ kağıdını kaldırın kardeşim. Bu esnafın bu şartlar altında kimseye borcu yoktur. Ondan bu kağıdı isteyenlerde de vicdan yoktur. Diğer yandan aynı sorun çiftçide var. BAĞ-KUR prim borcu olan çiftçilere tohum, gübre, mazot almak için para lazım. Ziraat Bankası’na gidiyor. ‘Borcu yoktur’ kağıdı getir. Halk Bankası’na gidiyor. ‘Borcu yoktur’ kağıdı getir. Geçmişte 1 kilo buğday satıp, 1 litre mazot alanlar bugün 6 kilo satıp, bir litre alamıyor. Perişan olmuş durumda. Hala onlardan bugün ‘Borcu yoktur’ kağıdı isteniyor.”

    “SEN PRENSE YAKINSIN, BEN MARAŞ’IN GÜZEL İNSANLARINA”

    “Sayın Erdoğan partimizi, beni, belediye başkanlarımızı bölgeye gitmemekle; hatta nerden buldularsa o lafı kendince ‘deprem turisti’ olmakla… ‘Enkaz başında yoktular, bir ara fotoğraf çektirdiler ve kaçtılar. Bir daha bölgeye uğramadılar.’ Sayın Erdoğan geçen gün hem belediye başkanlarımız hem de benim için diyor. ‘Sayın Özel, sen neredeydin bugüne kadar? Deprem bölgesinde niye yoktun?’ diyor. Dışarıdan duyan olsa, bunu size değil de Arjantin’den birine dese ‘Yazıklar olsun’ diyecek, ‘Sosyal demokrat lider bölgeye hiç gitmemiş.’ Erdoğan ‘İki kere iki, dört’ dese ben arkadaşlara ‘Kerrat cetvelini kontrol edin’ diyorum, ‘Bir yanlışlık olmasın.’ ‘Bakın ben kaç kere gitmişim, o kaç kere gitmiş?’ dedim. Grup başkanvekili ve başkanı olarak 26 kez, Genel Başkan olduktan sonra 23 kez, toplam 49 kez gitmişim. Dün 50’nci deprem ili ziyareti Osmaniye’deydim. 51’inci olarak Gaziantep’teydim. 52’nci deprem bölgesi ziyaretinde huzurunuzdaydım. Hele hele grup başkanvekili iken bir araba, bir şoför Mehmet Amca. Erdoğan’ın altında ise 13 tane uçak, devletin tüm helikopterleri, tüm imkanları ve bölgeye toplam 38 kez gelmiş. 39’uncu ziyaretini Osmaniye’ye yapacak 6 Şubat günü. Allah nasip ederse o 39’uncuyu yaparken Özgür Özel de 57’nciyi tamamlıyor olacak. Bana soruyor ‘Ya neredesin?’ Kahramanmaraş’tayım. Depremin ve acının merkez üssündeyim. Sen neredesin? Erdoğan, Suudi Arabistan’da. Yani geçmişte ‘Eli kanlı katil’ dediği, yeşil doların ucunu gösterince gidip kardeşine sarılmadığı gibi sarıldığı Suudi Arabistan’da prensin yanına koşmuş. Sen prense yakınsın, ben Kahramanmaraş’ın güzel insanlarına. Sen prense misafirsin, ben Kahramanmaraş’ın bağrına geldim. Onlara sarılmaya geldim. Şimdi ne dedim? ‘İki kere iki, dört’ dese kontrol edelim. Bunları saymaya, hatırlatmaya, bu kadar iftira varken mecburuz. Müslümanın böyle bir görevi var. Karşıda bir iftiracı varsa ona hakkını bildirmek, dokuz yetim giydirmek demektir. Dokuz yetime kaftan giydirmektir.”

    “MANSUR YAVAŞ BAŞKAN BURAYA GÖZÜ GİBİ BAKTI”

    “‘Neredeydiniz?’ diyor. 9 bin 638 araçla buradaydık. 28 bin 521 personelimizle 10 deprem ilindeydik. 7 bin 200 TIR, dört uçak, altı gemiyle gıdadan sağlık malzemelerine, çadırdan sobaya kadar her türlü yardımı ulaştırdık. Toplamda CHP’nin yönettiği belediyelerden 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı ve soba, 2 bin 220 jeneratör, 4 milyon 600 bin hijyen paketi, 50 bin çadır, bin 810 konteyner gelmiş. Kahramanmaraş’a İzmir Büyükşehir Belediyesi konteyner kent kurdu. Maraşlı üreticinin dallardaki narenciyesini Mersin Büyükşehir Belediyesi aldı. Doğalgaz hatlarını İBB İGDAŞ ekipleri geldi, onardı. Bunlar İzmir, Mersin ve İstanbul Büyükşehir’in Maraş’a değerli katkıları. Bir de bakın Maraş’a ne yapılmış? 5 bin 880 personelle enkazdan 431 can kurtaran, sadece Maraş’a 2 bin 150 aracını getiren, bin 381 araç dolusu yardım getiren, 6 bin 747 çadır kuran, 147 konteyner kuran, mobil fırında günde 6 bin 500 ekmek üretip dağıtan, 30 bin gıda kolisi dağıtan ve o dönem çok konuşuldu; atıl durumda garajda bekleyen otobüslerini seyyar tuvalet ve duşa dönüştürüp çok büyük bir krizi tek başına çözen, 12 cenaze aracı, 30 din görevlisiyle Maraş’taki definleri yapan, 21 bin 916 çiftçiye 1 milyon sebze fidesi dağıtan, 423 bin litre sıvı gübre dağıtan, 15 kilometre su hattını bizzat döşeyen, evde kalan 7 bin 35 depremzedeyi kendi ilinde o dönem barındıran, halen 700 kişiyi kendi ilinde misafir eden, depremin üçüncü yılında emanet ettiğimiz buraya gözü gibi bakan Başkan Mansur Yavaş. Allah ondan razı olsun. Depremin ertesi günü ‘Bana ne düşüyor?’ diye buraya koştu. ‘Sana Kahramanmaraş’ dediler. O günün Yerel Yönetimlerden Sorumlusu Sayın Seyit Torun, şimdi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde, Gölge Kabinemizde. Ve ondan sonra bu göreve gelen Gökan Zeybek. O gün bugün Mansur Yavaş Kahramanmaraş’ta kimin, neye ihtiyacı olsa bir belediyenin gücü, imkanları dahilinde yapılanı, yapılamayacağı yaptı. Ben partinin Genel Başkanı olarak hepiniz adına ona bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Erdoğan’a da diyorum ki; kadir kıymet bilmezsin, hatır bilmezsin. Partiyi 33 arkadaş kurdu. 31’inin defterini dürdü, biriyle selamı yok. Asla ve asla dönüp de olan bir şeye bir saygı duymak, bir şey yok. Ama hiç olmazsa 28 bin 521 personel, kimi bir hafta 10 gün, biri bir ay, kimi üç ay, kimi altı ay, burada depremzede ne haldeyse o halde durup, kimi ilk tıraşı 15 gün sonra olup, kimi ne zaman seyyar duşlar geldi, bütün konteyner kent, bütün çadır kent yararlandı, onlardan sonra suya kavuşup, burada cansiparane gayret gösterdiler. Her görüşten insan var onların içinde. Bir belediyede bir görüşten insan yok ki, her görüşten insan var. Allah hepsinden razı olsun. Bunu inkar ettin ya, kul hakkına giriyorsun. Kul hakkına giriyorsun.”

    “KAÇAN MÜTEAHHİTİN PEŞİNDELER”

    “Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim. Bugün sabahki toplantıda bence birçok şey dinledik ama Hatay’da Adalet Peşinde Platformu var. İlk duyunca bekliyorsun zaten. Depremde ölmüş insanlar, hayatlarını kaybetmişler. Acılı aileleri bir araya gelmiş. Müteahhit kaçmış, onun peşinde. Kamu görevlisinin kusuru var. Yargılanma izni vermemiş. Onun peşinde. Efendim devletin kusurunu her binaya yüzde 25 yazıyorlar, maksat ödenecek tazminatı küçültmek. Ona itiraz ediyor. Bunların hepsini söylemişler, hepsini yaptılar, hepsini anlattılar. Ama öyle güzel bir şey söyledi ki; ‘Bizim bu vakitten sonra işimiz geçmişle, kayıplarımızla, yaşadığımız acılarımızla değil. Onları içimize gömdük, şuramızda’ diyor. ‘Ama davetim herkese. Sorumluluğu herkes alsın. Geleceğe dönük ne yapacaksa herkes sorumluluğunu bilsin ve üstlensin. Geçmişteki acıları yaşadık ve içimize gömdük. Bir daha böyle acıyı gelecekte kimse yaşamasın. Biz bunun için bir aradayız’ diyor. Hem kayıplarının hem de bu yüce gönüllü insanların ferasetinin önünde saygıyla eğiliyorum.”

    “BU ZULMÜ HAK ETMEDİ”

    “Şimdi dedim ya, ‘haksızlık, kul hakkı.’ Güya mangalda kül bırakmıyorlar. Kul hakkını ben bir kere söylesem, onlar 50 kere söylüyorlar. Ama geçen sene gelmişim buraya. 6 Şubat depreminin ikinci yılına. İl başkanımız, milletvekilimiz ‘Elbistan’da bir anma yapacağız’ dedi, gittik. Anma programından sonra dün Gaziantep’te mevlit okutmuştuk. Geçen sene de 6 Şubat günü Elbistan’da bir mevlit okuttuk. Mevlidi çok da güzel okudu, teşekkür ettim, harika bir dua yaptı. Hepimizi duygulandırdı. Elbistan Müftülüğü’nden Abdullah Hoca okudu. Abdullah Hoca’ya ertesi gün surat asmışlar. ‘Senin orada ne işin var?’ demişler, ‘Oradan soruyorlar, buradan soruyorlar’ demişler. En son buraya geleceğim tekrar belli oldu. 23 Ocak günü Abdullah Hoca’yı Elbistan Müftülüğü görevinden almışlar, Kahramanmaraş Müftülüğü’ne bağlamışlar. Hızlı arabayla 1 saat 15 dakika, toplu taşıma ile 2 saat. Karı var, kışı var, buzu var. Abdullah Hoca’ya had bildiriyorlar. ‘Sen nasıl olur da Özgür Özel’in katıldığı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevlit okuttuğu yerde gider mevlit okursun, dua yaparsın?’ Buradan Abdullah Hoca’yı alanlara, sürenlere diyorum: Abdullah Hoca bu zulmü hak eden bir şey yapmadı. Siz ne devlet, millet ayrımı bıraktınız. Ne parti, devlet ayrımı bıraktınız. Bırak acı günde, bırak ibadette, bırak cenazede, bırak mevlidde, bunları bırak. İyi gününüzü, en güzel gününüzü partiyle devleti, devleti partiyle iç içe yaşıyorsunuz. Ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı sabah aynı kalemle il başkanı atıyor, öğleden sonra aynı mürekkeple o ile vali atıyor. Adalet Bakanı alıyor eline cep telefonunu, bir yanında AK Parti’nin Grup Başkanı, bir tarafında Adalet Komisyonu Başkanı, arkadan HSK Başkanvekili, vali bir yerde, AK Parti il başkanı onun kolunda, kar altında zevki sefa yapıyorlar. Bu kadar insan ölmüş. Elbistan’a gitmişiz. ‘Bir dua okur musun?’ demişiz. Abdullah Hoca gelmiş, bir Kur’an okumuş, bir dua okumuş. Onu ‘Sen siyasi partinin liderinin yanına nasıl varırsın?’ diye görevden alıyor. Siz Abdullah Hoca’yı ya o göreve iade edersiniz, ya biz Abdullah Hoca’ya nasıl sahip çıkacağımızı biliriz. Günü gelince de bunun hesabını hepiniz verirsiniz. Öyle kimse sahipsiz değil.”

    “YAZ BOYU ATMADIKLARI İFTİRA KALMADI”

    “Son sözlerim şu olsun. Bunların kul hakkı konusunda yapmayacakları yok. Hocaya bunu yapıyor adam, müftülüğün hocasına yapıyor. Yaz boyunca Ekrem Başkan hakkında, onun değerli çalışma arkadaşları hakkında atmadıkları iftira kalmadı. ‘Yolsuz’ dediler, ‘hırsız’ dediler. Efendim jammer olan çantalara ‘Para dolu’ dediler. Efendim ‘İBB’nin parkesinin altında 2 milyon Euro para çıktı. Videosu var’ dediler. ‘Ekrem Başkan toplantıdan para dolu çantalarla çıktı, videosu var’ dediler. ‘Bin 200 cep telefonu’ dediler. Hiçbirisi çıkmadı. Birinin kanıtı çıkmadığı gibi yalan olduğu çıktı. İddianamede bir satır bile geçmedi. Bütün yaz boyunca hırsız, yolsuz, rüşvet, ihale, yetmedi ve sonra yeni bir soruşturma. ‘Ajan’ dediler. Yetmedi şimdi bir uçak icat ettiler. ‘Uçağa o indi, bu bindi. O oldu, bu oldu’ diye insanların aile düzenlerini bozmak için, karıyla kocanın arasına nifak sokmak için yalan attılar. Bunun iki odağı var. Bir tanesi yandaş medya. Bir tanesi de eski FETÖ’cülerin oluşturduğu ekiplerle sosyal medyada haysiyet suikastları yapanlar. Bunların başında eskiden FETÖ’cülerle uçarken bir grupla uçuyordu. Şimdi FETÖ’cüler güya yok, başka bir grupla uçuyor. İki uçakta ortak bir adam var. Kim? Fettah Tamince. FETÖ’nün en aşağıdaki, devlete girmek için KPSS’de FETÖ’nün dershanesine gitmiş adamı attılar. ‘Efendim, sen de bir bağış yap, birlikte kurban keseceğiz’ diye makbuz kestikleri adamı attılar. Dairenin sahibi ‘Kirayı şu bankaya yatır’ dedi. Bank Asya çıktı. Adamı memuriyetten attılar. Okulda terfi etmek için ‘Bu sendikaya gireceğiz’ dediler, o sendikaya gireni memuriyetten attılar. FETÖ’nün bütün ihalelerini toplayan, bütün işlerini yapan adamı baş köşede oturtuyorlar. Geçen sene bu kişinin otelinde, Antalya’da, bir çocuk turizm okuyor. Otelde çalışırken, oradaki bir çocuğun babası 14 yıldır bağırıyor. Burak Oğraş için. ‘Oğlum görmemesi gereken bir şey gördü. Oğlumu tepeden boş havuza attılar.’ Diyorlar ki, adam buna inanıyor. Otel Rixos. Fettah Tamince’nin. O geceki nöbetçi savcıyı buldu bana getirdi babası. Adam diyor ki ‘Olamaz. Bir çocuk oradan oraya atlayamaz. Ben tutanağı tutarken gördüm. Bunu birisi öldürmüş. Gitmişler oraya atmışlar’ diyor. Ama o dönem FETÖ’nün başsavcısı, bilmem nesi kovuşturmaya gerek yoktur filan. Bu adam 14 yıldır bağırıyor. ‘Göremeyeceği bir şeyi gördü’ diye. Şimdi Epstein belgeleri çıktı. Oradan bu trol ordularına bizim arkadaşlarımıza haysiyet suikast yaptıran Erdoğan da diyor ya ‘Milletin parasıyla…’ Bir şey kastediyor. Bir yalanı kastediyor. Bu kişinin oteline o Epstein’ın geldikleri, orada 18 yaşından küçük kızları eğittikleri, oradan yurt dışına götürdükleri – getirdikleri, bu adamın onlarla iç dışlı olduğu ortaya çıkıyor. Bak, dur daha Allah nasıl bunları tarih yönünde mahcup edecek. Dur.”

    “HER ÜLKEDE BELİRLİ ADAMLARI VAR”

    “Uçak yalanını, oturmuş sabah – akşam attılar ya. Uçağın sahibi AK Partili çıktı. Kiralayan AK Partili çıktı, ‘Hayatta Reis’ten sapmayız. Ekrem’e selam vermeyiz, ona uçak – muçak kiralamadık’ dedi. Uçakta gezen AK Partili, iş ortağı AK Parti’nin bir önceki İstanbul İl Başkanı çıktı. O uçakla bizim alakamızın olmadığı çıktı. Bunu sabah akşam konuşan TGRT‘nin sahibinin Epstein belgelerinde adı çıktı. Haydi bakalım. Haydi bakalım. Ey Mücahit Ören, bu Epstein böyle bir çıkar grubu. Her ülkede belli adamları var. Para, pul, ilişki… Ayrıca rezaletin bini bir para… Pedofili, taciz bilmem ne falan… Bu Mücahit Ören şimdi diyor ki, ‘Evet. Ben ona mail attım. Ama o manada atmadım.’ ‘Beni içinize alın’ diyor. ‘Ben de sizin halkınız olayım’ diyor. ‘Türkiye ayağınız olayım’ diyor. Bu Epstein’in has adamına. Bak, bak, bak. Attığı şeye bak. ‘Yanlış anlamayın, başka şeye çekmeyin’ diyor. ‘Daha terbiyesiz olmak için senden çok şey öğrenmeliyim’ yazmış. Mücahit Ören, şimdi yaz boyunca olmayan uçağı bizim yapan, bize kiralayan, içinde kızlarla bilmem ne olduğu haberlerini yaptıran, yaptıran, yaptıran, iftira attıran, kul hakkına giren şimdi Epstein belgesine girmiş. Paralıyor kendini. ‘Yaptım ama o manada yazmadım. O uçağa binmedim.’ Ona da baktırıyorum. ‘Ama Türkiye’den giden, gelen küçük çocuklarla alakam yok. Ben onlarla ticari ilişki kurmak istedim.’ Herkes layığını bulur, layığını. Layığını bulacaksın iftiracı, layığını bulacaksın. Yaz boyunca haysiyetimizle oynayacaksın, kul hakkına gireceksin, bizim dua okuttuğumuz hocayı oradan oraya süreceksin, 22 bin tane belediye çalışanı burada canını ortaya koymuş, ‘Gelmediniz, hiç yoktunuz’ diyeceksin. Mansur Başkan bütün yükü sırtlanmış Maraş‘ta, görmeyeceksin. Ekrem Başkan Hatay’ı ayağa kaldırmak için canını dişine takmış. İçeri atmış, görmeyeceksin. Bu kadar kul hakkı yiyeceksin. Sonra, ‘Hakkıma girmeyin.’ Hakkınıza girmeyiz. Niye biliyor musun? Sizin kadar vicdansız değiliz. Sizin kadar ahlaksız değiliz. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum. Kimse enseyi karartmasın ve moralini bozmasın. ‘Efendim, bunlar gitmezler.’ Nasıl gitmezler? Geçen seçimlerden önce de bunlar seçim kaybetmiyordu. Yenilmez armadaydı bunlar. Her seçimi onlar kazanıyordu.”

    “İKTİDAR OLACAĞIZ”

    “Aday olduğumuz ilk gün söyledim. ‘Girdiğimiz her seçimden birinci parti çıkacağız, seçimi kaybettiğim gün iktidarı bırakacağım’ diye. Buradan Kahramanmaraş’tan söylüyorum. Türkiye’yi yönetecek en iyi kadrolar bizdedir. En dürüst kadrolar bizdedir. En liyakatli isimler bizdedir. İnancımız, kararlılığımız, gençliğimiz, enerjimiz tamamdır. Birileri yorulmuştur, tükenmiştir, söylediği sözleri yerine getirememektedir. Artık bundan sonra sözünün arkasında duramamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da sizin için dimdik ayaktadır ve iktidar olacağız, Maraş‘ı da Türkiye’yi de ayağa kaldıracağız. Tüm kadrolarımızla, Belediye Başkanlarımızla, canım Grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle emre amadeyiz, emre. Vaziyet bu haldeyse, vazife iktidar olmaktadır. Emrinize amadeyiz, emrinize. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Eş Başkanlarından CHP’ye ziyaret: Cesaretli olalım, barışı sağlayalım -VİDEO

    DEM Parti Eş Başkanlarından CHP’ye ziyaret: Cesaretli olalım, barışı sağlayalım -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP ziyareti sonrası açıklama yaptı. Tuncer Bakırhan, IŞİD sadece Kobani için bir tehdit olmadığının altını çizerek, “IŞİD Diyarbakır için de, İzmir için de Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması çağrısında bulunarak, “Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir seferde. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin düzenleyeceği siyasi parti ziyaretlerinin ilkini Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yaptı. Rojava gündemli görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, iyi bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, “Halep saldırısı başladığı günden bugüne kadar yapmış olduğu yapıcı, sağduyulu açıklamalarını takip ettik. Bu süreçte sağduyuya, yapıcı davranmaya, kapsayıcı açıklamalar yapmaya hepimizin ihtiyacı var.  Suriye’yi konuştuk, bölgeyi konuştuk. Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeleri konuştuk. Orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Deyim yerindeyse ateşe benzinle gidenler var. Bir de ateşi soğutmaya çalışanlar var. Biz oradaki çatışmanın, şiddetin son bulmasını; meselenin diyalogla, müzakereyle barışçı bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Ama maalesef Türkiye’de bir nefret korosu var. Sabah akşam neredeyse Kürt karşıtı propaganda yapıyorlar. Suriye’de sanki demokratik bir rejim zemin var da Kürtler oyunbozanlık yapıyormuş gibi bu koro, 7/24 saat Kürt karşıtı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Tekrar ediyoruz. Kürtler yaşamış olduğu ülkelerde hiçbir zaman yaşadıkları ülkeleri ve komşu ülkelere tehdit olmadılar. Bundan sonra da olmayacaklardır. Bu, aslında biliniyor ama bu konuda bir ezber var. Bu ezberlerin artık bozulması gerektiğini belirtmek istiyoruz” dedi.

    Bölgede kirli oyunların oynandığına dikkat çeken Bakırhan, bu oyunu her an takip ettiklerine işaret ederek devamla şunları söyledi: “Aslında bu oyunu bilmeyen yok. Bölgede hakları kabul etmeyen halklara isyan ülkelere de onları bastırma zemini bırakılmış. Bu oyun ülkeye kan, savaş ve çatışma getirdi. Artık 100 yıldır devam eden bu oyunu, bu kısır döngüyü kırmak gerekiyor. Bunu kırabileceğimize inanıyoruz. Aslında 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu çağrı da tam da bölgede 100 yıldır oynanan bu kısır döngüyü ortadan kaldırmaya dönüktü. Ama maalesef tam bu süreçte Halet’te bir sabotaj gerçekleşti. Halep’te bir saldırı gerçekleşti. Orada silahsız, günahsız yaşayan Kürtler saldırı altında kaldı. Göç etmek zorunda kaldılar. Bir insanlık dramı yaşandı ve insanlar yaşamını yitirdi.

    Birileri istiyor ki halklar sürekli çatışsın. Hegemonik emperyal güçler de bu çatışmalardan rant elde etsin. Ama Kürtler Suriye Araplarla çatışmak istemedikleri için bir halklar arası çatışma savaş yaşanmasın diye Halep’i terk ettiler. Kürtlerin yaşamış olduğu kentlere çekildiler. Bu oyunu görmek gerekiyor. Büyük bir oyun var. Tehlikeli bir oyun var. Biz DEM Parti olarak bu oyunun farkındayız. Umarım ülkemizi yöneten iktidar da halkları karşı karşıya getiren hegemonik emperyal güçlerin çıkarına oluşturulan bu zemini görür. Bu oyunların olmaması için de üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir.

    Suriye bizim için önemli. Ülkemizi de yakinen ilgilendiriyor. Suriye’deki rejimin karakteri de çok önemlidir. Suriye’de rejim selefi mi olacak? Kadın düşmanı, Kürt düşmanı, Dürzi, Alevi düşmanı mı olacak yoksa demokratik mi olacak? Türkiye’yi de yakinen ilgilendiriyor. Biz DEM parti olarak Suriye’de Selefi bir zemin ve mantık yerine demokratik Arapları, Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, kadınları kapsayan demokratik bir zemin oluşmasının mücadelesini yürütüyoruz. Ama Suriye’de bugün sahada ciddi bir insani kriz var. Özellikle Kürtlerin yaşadığı kentler abluka altında. En başta da Kobanî’de ciddi bir abluka var. Elektrikler yok, sular akmıyor. Çocuklar soğuktan yaşamını yitiriyor. Neredeyse ateşkes olmasına rağmen her gün ciddi çatışmalar var. Kürtler kendi kentlerinde yaşamasına rağmen bir türlü rahat bırakmıyorlar. Bunun için öncelikle Kobani başta olmak üzere Suriye’de Kürtlerin yaşamış olduğu yerlerde acil insani koridorların açılması gerekiyor. Türkiye, Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapılarını açabilir. Daha önce Kobani kuşatmasında da bu kap Mürşitpınar sınır kapısı açıldı. Oradan geçişler sağlandı. 25 milyon Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye’nin tekrar bu kapıları açmasını, önüne koyması gerektiğini, oradaki insanlık dramını giderecek bir pratik içerisinde olması gerektiğini belirtmek istiyorum.

    Suriye’de ateşkes var ama bir türlü tam olarak ateş kesilmedi. Ateşkesin sürmesi gerekiyor. Sorun silahlarla, çatışmalarla değil, diyalogla, müzakereyle çözülmeli. Türkiye, Suriye üzerindeki rolünü yapıcı bir şekilde kullanmalı, değerlendirmeli. Türkiye sadece HTŞ rejimini değil, orada Kürtleri de önceleyen, dikkate alan, onların demokratik hak ve özgürlüklerini de gören bir süreç içerisinde olmalıdır. Siz de izlediniz. Kürtlerin SDG’nin çıktığı bölgelerde IŞİD bayrakları açıldı. Türkiye kamuoyuna şunu söylemek istiyorum. IŞİD sadece Kobani için bir tehdit değil. Diyarbakır için de, İzmir için de Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir. IŞİD’in canlandığı bir zemini iyi okumak, iyi görmek gerekiyor. Kürtler çekilince bir zafer ortaya çıktığını sananlar orada palazlanan, canlanan, örgütlenen IŞİD belasını da iyi görmeliler.

    Yine günlerdir kimi medya yayın organları ve kimi siyasetçiler Kürtleri kıran, ötekileştiren bir dil kullanıyorlar. Bu dilin kimseye bir yararı yok. İçinde bulunduğumuz süreç hassas. Bu süreçte Kürtleri de merkezine alan onların demokratik haklarını da gören barışçıl bir dile ihtiyacı var. DEM parti olarak biz bu dili kullanmaya devam edeceğiz. Ama kırıcı, ötekileştirici dilin de başta medya olmak üzere siyasetin kimi aktörleri olmak üzere vazgeçmeleri gerektiğini belirtmek istiyoruz. Bu süreci hep birlikte dayanışmayla atlatacağız. Artık bölgemiz yeterince çatışma, kan, şiddet gördü. Türkiye’de iktidara, siyasi partilere başta da bugün bulunduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi’ne hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Başta bölge olmak üzere sorunların diyalog ve müzakere ile çözülmesi için siyasette bir rol üstlenmeli.”

    “HERKES CESARETLE İNİSİYATİF ALMALI”

    Bakırhan’ın ardından konuşan CHP Lideri Özgür Özel ise, Türkiye’nin barışıyla Suriye’nin barışını iç içe gördüklerini vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Bunun dışında bir şeyi düşünmek, tahayyül etmek, planlamak zaten akılla mantıkla bağlam dışı bir durum değildir. Suriye’de bir an önce istikrarın sağlanmasını, Suriye’de hem Türkmenleri, hem Arapları, hem Kürtleri, hem Dürzileri, hem Alevileri kapsayan bir anayasal güvence altına alan ve Suriye’de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk. Bu durum Türkiye’nin barışına da katkı sağlayacaktı. Daha önce de de söyledim; ortada bir sınır çizgisinin olması iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmıyor. Sınırın iki yanında akrabalar yaşadığı gibi Türklerin Türkmenlerin de, Kürtlerin de, Arapların da her birimizin akrabaları olduğunu ve onlarla aramızda oluşabilecek hukukun sadece kardeşlik hukuku olduğunu görmemiz lazım.

    Türkiye’deki sığınmacı problemleri yüzünden sanki bir Arap düşmanlığı yükseliyor. Türkiye’de Kürt kardeşlerimiz hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurları olarak birlikte yaşıyoruz. Ancak işler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler; birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Biraz önce Sayın Genel Başkan’ın da ifade ettiği gibi bir nefret söylemine varan Kürtleri kıracak, onları rencide edecek bir dil kullanıyorlar. Bunların tamamını reddediyoruz. Biz burada iki eş genel başkan, bir genel başkan yan yana duruyoruz. Bir Türk, bir Arap, bir Kürt var ve hepimiz kardeşiz.

    Bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez. Düşmanlık üzerinden gerilimi üzerinden beslenemez. Sadece şu soruyu sormak gerekir: Bu oyunda kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı? Yoksa bu oyunda kazanan Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı? Niye kilometrelerce ötede ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, ömürleri boyunca dünyanın neresinde petrol varsa, neresinde maden varsa, neresinde sömürülecek bir şey varsa oraları sömürmüş olanlar buradan yine kazançlı çıksın. Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir seferde. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor.

    Öncelikle Suriye’deki gelişmeler ve şu anda Suriye’de yaşanan insanlık dramını dikkatle ve endişeyle takip ediyoruz. Bir yandan Türkiye’den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Kobane’ye ulaştırılacak olmasını, ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Ancak orayı bu hale kim getirdi? Bir de ona bakmak lazım. Yani orada birtakım selefi yapılara yol verip de ondan sonra orada şehirler kuşatıldı. Elektrikler kesilince, beş tane çocuk soğuktan donunca, insanlar açlığa sürüklenince buradan yardım tırları yollamak yerine bunlara sebebiyet verecek kargaşaya imkan tanımayıp; hep söylediğimiz gibi diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor.

    Bir yandan da şunu söylemek lazım; şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak? Yoksa başkalarının eline mi geçecek? Bundan dolayı da endişeliyiz. Bu sırada içeride de görüşmede de konuştuk. Bu yardımların Mürşitpınar’dan Halep’e, Halep’ten Kobani’ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik lojistik olarak da aklın gereği olan çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapımız var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gerektiği yere ulaşıyor. Bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz.

    Sanayi ve Ticaret Odası’nın, akademik odaların oluşturduğu Kent Konseyi’nin girişimlerini dikkatle takip ediyoruz. Orayla da diyalog halindeyiz. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz yardım ulaştırmak istiyorlar. Bu konuyla ilgili bir koordinasyonun sağlanması noktasında hem Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi’mizi (Sodenbek) hem de Türkiye Belediyeler Birliği’nin değerli başkanı, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçeri’yi konuyla ilgili bugün içinde arayacağım. Bunların koordine edilmesi lazım. Bir yandan da yeni bir felaketin yeni kötü haberlerin gelmemesi için ateşkesin mümkün olduğu kadar tam olarak uyulmasını sonuç alınana kadar uzatılmasını ateşkeste geçen sürenin bir savaşa tahkimat yapmak değil.

    Ayrıca Suriye’nin barışıyla birlikte Türkiye’de de bir süreç yürüyor. Komisyon rapor yazma aşamasındadır. Suriye’de savaş varken, Suriye’de barışın sağlanması, kalıcı barışın sağlanması nasıl mümkün olacak sorularına komisyonun da kendi çalışmalarında yanıt araması gerekmektedir. Bu açıdan, Suriye’nin kalıcı barışına katkı sağlamak için komisyon ki Meclis’teki partilerden oluşmuştur. İnisiyatif almasını ve çalışmalar yapmasını önemsiyoruz. Bu konuyu da arkadaşlarımız gündemlerine alacaklar. Komisyon gündeminde tartışacaklar.

    HTŞ’ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle, dünyanın dört bir yanından ölmeyi göze almış, daha doğrusu bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen; hepimizi düşman bilen, demokrasiyi düşman bilen, tabu yani sandıktan nefret eden, demokrasiyi Allah’a şirk koşmak olarak gören birtakım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen düzen değildir. Orada kimseye huzur yoktur. En çok da Türkiye’ye huzur yoktur. Ayrıca, İdlib’in yıllarca Türkiye tarafından da güvenliği sağlanan bir bölge olduğunu ve sentetik uyuşturucu konusunda ana üretim merkezi olduğunu da hatırlayalım. Bugün Türkiye, ‘bu kadar uyuşturucu nereden geldi? Türkiye nasıl oldu da dünya uyuşturucu hareketinin haplarından, kavşak noktalarından birisi haline geldi?’ meselesine bakarken, Türkiye’nin Suriye sınırının, Afganistan sınırının, Irak sınırının durumlarına bakmak ve kimlerin nerede cirit attığını da iyi görmek gerekir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özgür Özel: Leyla Şahin Usta’nın Alevilere yönelik söyleminin siyasi sorumluluğu AKP’nindir!

    Özgür Özel: Leyla Şahin Usta’nın Alevilere yönelik söyleminin siyasi sorumluluğu AKP’nindir!

    PİRHA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Suriye’deki Alevilere yönelik açıklamalarını sert sözlerle eleştirdi. Özel, sözlerin düzeltilmemesini eleştirerek, “Bu hanımefendi görevde tutulduğu sürece, söylenenlerin siyasi sorumluluğu AKP yönetimine aittir” dedi.

    Özgür Özel, AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Meclis’te yaptığı ve Alevi kamuoyunda büyük tepki çeken açıklamalara değindi. Usta’nın, Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar üzerinden muhalefeti hedef alan ifadeler kullandığını hatırlatan Özel, bu sözlerin Alevi toplumunda derin bir kırgınlık yarattığını söyledi.

    Özel, CHP Grup Başkanvekillerinin sözlerin düzeltilmesi yönünde Meclis tutanaklarına müdahale talebinde bulunduğunu ancak bu çağrının reddedildiğini aktardı. “Uyarılara rağmen düzeltme yapılmadı ve sözlerin arkasında duruldu. Bu tutum, yapılan açıklamanın bilinçli ve sahiplenilmiş olduğunu göstermektedir” ifadelerini kullandı.

    “BU YAKLAŞIM ALEVİ TOPLUMUNU İNCİTMEKTEDİR”

    Özel, Alevilere yönelik katliamların ve inanç temelli saldırıların siyasi polemik konusu yapılamayacağını vurguladı. Suriye’de yaşananların bir mezhep tartışması değil, sivilleri hedef alan ağır insan hakları ihlalleri olduğunu belirten Özel, kullanılan dilin Alevi toplumunu rencide ettiğini söyledi.

    AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in konuya ilişkin açıklamalarını da değerlendiren Özel, kamuoyunun açık ve net bir düzeltme beklediğini ancak bu beklentinin karşılanmadığını dile getirdi.

    CHP’YE YÖNELİK BASKILAR VE ‘DARBE’ VURGUSU

    Özel, konuşmasının bir diğer bölümünde CHP’ye ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı süreçlerini eleştirerek, yaşananları “yargı eliyle yapılan bir darbe” olarak tanımladı. İktidarın muhalefete yönelik uygulamalarında çifte standart olduğunu savunan Özel, bu sürece teslim olmayacaklarını söyledi.

    Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özel, yüksek enflasyon, zamlar ve düşük gelirler nedeniyle yurttaşların ciddi geçim sıkıntısı yaşadığını ifade etti. Asgari ücretin açlık sınırının altına düştüğünü, emeklilerin ve dar gelirli kesimlerin borç yükü altında ezildiğini söyledi.

    ABD POLİTİKALARINA ELEŞTİRİ

    Özel, konuşmasının son bölümünde hükümetin ABD ile ilişkilerini de eleştirerek, bazı kararların Türkiye toplumunun değil, ABD merkezli politikaların çıkarları doğrultusunda alındığını savundu.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP Grup Toplantısı-VİDEO

    CHP Grup Toplantısı-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özzel, Meclis Grup Toplantısında konuşuyor.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP Genel Başkanı Özel: Zaman, iktidar zamanıdır!

    CHP Genel Başkanı Özel: Zaman, iktidar zamanıdır!

    PİRHA- CHP Lideri Özgür Özel, partisinin program taslağı tanıtımında yaptığı konuşmada, “Biz bugünün iktidarını değil, geleceğin sorumluluğunu üstleniyoruz. Kötülüğe karşı mücadelemizi cesaretle ve kararlılıkla sürdüreceğiz. Türkiye’ye adaleti de demokrasiyi de barışı da getirmeye kararlıyız. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, sorunları görmezden gelen değil; onlarla yüzleşen, çözen, siyaset üreten bir anlayıştır” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, ‘Güçlü Yurttaş Güvenli Gelecek Kanan Türkiye’ adlı programda konuştu.

    CHP Genel Başkanı Özel, burada yaptığı konuşmasından satırbaşları şöyle:

    Cumhuriyet Halk Partisi, yeniliğin ve değişimin partisidir. Biz de yeni parti programı çalışmalarımıza başlarken, Türkiye’yi gelecek 10 yıllara hazırlayacak Cumhuriyet devrimleri ve altı okumuzun üzerine inşa edilmiş bir vizyon metni oluşturmak hedefiyle yola çıkmıştık. Çalışmalarımızı katılımcı, kapsayıcı, dinamik süreçlerle yürüttük. Bir yandan dünyaya baktık. Çeşitli komisyonlarımız, dünyadaki başarılı kalkınma programlarını, parti programlarını, değişim ve dönüşüm programlarını izlediler. 4-9 Eylül arasındaki kuruluş haftamızda da burada 600 örgüt temsilcimiz, 250 genç arkadaşımız ve yine 600 çok değerli akademisyenimizle birlikte bir büyük haftayı hep birlikte çalışarak, üreterek ve parti program taslağımızın son şeklini vererek gerçekleştirmiştik.

    Bugün Türkiye’nin kurumları ve kuralları örselenmiştir. Demokratik, sosyal, hukuk devleti kimliğimiz maalesef zedelenmiştir. Eşitsizlik, adaletsizlik, yoksulluk ülkemizin dört bir tarafını sarmıştır. Bugün bir zümrenin çıkarlarıyla, milletin çıkarları çatışma halindedir. Bu zümre şahsi çıkarları için milletin huzurunu ve refahını feda etmekten çekinmemekte, geri durmamaktadır. Bugün Cumhuriyetimizin kendini hatırlamasına, kuruluş ruhuyla çağın kuşatmasından kurtarılmasına ihtiyaç duymaktadır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu inançla, bu güzel ülkeyi çöküşün eşiğinden döndürmek için mücadele vermekten tereddüt etmedik, etmiyoruz, etmeyeceğiz.

    Bu programın sahibi millettir. Türkiye Cumhuriyeti’ne yurttaşlık bağı ile bağlı olan tüm halkımızdır. Bu program milletimizin ‘güçlü yurttaş, güvenli gelecek, kazanan Türkiye’ manifestosudur. Kadınları, çocukları, yenidoğan bebekleri şiddetten koruyamayan; şehirlerimizi afetlere karşı, işçileri iş cinayetlerine karşı, milyonları enflasyona, yoksulluğa karşı güvende tutamayan; sokakları uyuşturucudan, suç örgütlerinden temizleyemeyen; siyaset ayarlı davalarla demokratik rekabeti, kayyım atamalarıyla millet iradesini yok sayan bir yönetimle milletimiz karşı karşıyadır. Milletimiz zenginleri daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan, kara bir düzen kuran, vergi yükünü kazananlara değil yoksulların üzerine yıkan, kaliteli eğitim ve kaliteli sağlık hizmetine ulaşımı sınıfsal bir ayrım haline getiren bu düzene ve bu kötü yönetime muhataptır. İşte bu program, bu çökmüş devlet mekanizmasına karşı bir itirazdır.

    Programımızın ana sütunlarından bir tanesi, demokrasidir. Bu program yeniden milli egemenliğe dayalı, hukuk devleti inşa etme kararlılığımızın nişanesidir. Devlet yurttaşların kontrolünde olacak ve her an denetlenecek. Her bir yurttaşın özgürlüğü ve kazanımları garanti altına alınacak. Her bir yurttaşın hukuk önünde eşit olduğu bir düzen kurulacak. Güçlü yurttaşların güçlü Meclis’ine dayalı kuvvetler ayrılığı ilkesini esas alan parlamenter sistem mutlaka kurulacaktır. Yurttaş güçlü oldukça sistem de güçlü olacak.

    Yüzde 3 seçim barajıyla halkın Meclis’teki temsilinde hakkaniyet sağlanacaktır. Siyasi partilerin Hazine yardımını yüzde 1 oy eşiğine indireceğiz. Siyasi Ahlak Kanunu’nu mutlaka çıkaracağız. Kamu İhale Kanunu’nu yeniden yazıp, suistimale izin vermeyeceğiz. Yolsuzlukla mücadeleyi hayatın merkezine yerleştireceğiz. Siyasetin finansmanını mutlaka şeffaflaştıracağız. Devlette lükse, şatafata değil, hizmete öncelik vereceğiz. Devletin kurumlarından israfı söküp atacağız.

    Demokrasi tüm kimliklere, tüm inançlara saygı gerektirir. Eşit yurttaşlık hakkını mutlaka güvence altına alacak, Aleviliğin bir inanç olduğu gerçeğini mutlaka hayata geçirecek, cemevlerine ibadethane statüsünü kazandıracak, geçmişteki Alevilere yönelik tarihin kara lekeleriyle yüzleşecek, Madımak’ı bir utanç müzesi haline getirecek, Aleviler için eşit yurttaşlık ilkesini en önemli kazanım olarak tarihimizden gelen sorumluluğumuzla önümüzdeki kanun metinlerine ve anayasamıza nakşedeceğiz.

    Bugün yurttaşlarımızın en yakıcı sorunlarından bir tanesi hiç şüphesiz ki ekonomidir. Özellikle 2018 sonrasında adaletin çöküşü ve demokrasinin rafa kaldırılması ülkemizi içinden çıkılamayan bir ekonomik buhranın pençesine düşürmüştür. Sadece bir avuç insanın zenginleştiği, geri kalan herkesin sefalete yelken açtığı bu kara düzeni milletimizle birlikte ters yüz etme sorumluluğundayız. Planlı, öngörülebilir, üretime dayalı kamucu ekonomiyi inşa edeceğiz.

    Vergi adaletini mutlaka sağlayacağız. Çok kazanandan çok, az kazanandan az alacak, hiç kazanmayandan da hiç vergi almayacağız. Gelirde adaleti sağlayacak, eşit işe eşit ücreti mutlaka uygulayacağız. Asgari ücrete, emekli ve memur maaşlarına gerçek enflasyon farkının yanında büyüme ve refah payı ile iyileştirmeler yapacağız. Ekonomide dönüşümün dört ayağına inanıyoruz: Yeşil, mor, dijital ve nitelikli istihdam dönüşümü. Doğayı koruyan, kadını güçlendiren, teknolojiyi halka kazandıran, herkesi nitelikli işlere ulaştıran bir büyüme modelini mutlaka kuracağız. Güçlü sosyal devlet anlayışımızla kimseyi geride, biçare bırakmayacağız.

    Her çocuk ücretsiz okul yemeğine, nitelikli eğitime ulaşacak. Kamu kreşleriyle bakım hizmetlerini kadının sırtından alacağız. Kadınlara istihdamda kolay ve çok yer açacağız. Sağlıklı hizmeti parayla değil, yurttaşlık hakkıyla alınabilen bir hizmet haline getireceğiz. Her yurttaş, nitelikli, kamucu, parasız, eşit sağlık hizmetine erişecek. Barınma bir yatırım aracı değil bir insan hakkıdır. Rant yerine kamusal faydayı esas alan konut politikalarıyla başını sokacak bir eve sahip olmayı hayal olmaktan çıkaracağız. Biz yaşlılığı hayattan çekilme değil; aktif, üretken ve onurlu bir yaşam evresi olarak görüyoruz. Yaşlılarımızın bu onurlu hayatını güvence altına alacağız. Sosyal devleti bütün kurumlarıyla, mekanizmalarıyla yeniden hayata geçireceğiz. Çocukların, kadınların, yaşlıların, engellilerin, yaşamına dokunan bir refah devletini kuracağız.

    Türkiye Cumhuriyeti pasaportu yeniden saygınlık kazanacak. Dünyanın her yerinde vatandaşlarımız devleti yanında hissedecek. Ülkemiz bölgesel istikrarın da güvencesi olacak. Keyfiyetten uzak, ciddi bir dış politika bölgemize de umut olacak. Orta Doğu’daki özgün yerimizi, bir yıldız gibi parlayan bölgesel barış ve refah ülkesi konumumuzu mutlaka kuracağız. Demokrasi, adalet ve ekonomide atacağımız adımlar, dış politikada elde edeceğimiz saygınlık, bize çoktan hak ettiğimiz Avrupa Birliği’ne tam üyelik kapısını açacak. Türkiye kısa sürede Avrupa Birliği’ne tam üye olacak. Ve gençler başta olmak üzere; milletimiz yasaksız Türkiye’ye ve vizesiz Avrupa’ya kavuşacak.

    Programımızın en önemli başlıklarından bir tanesi de hiç şüphe yok ki dirençlilik. Biz bugünün iktidarını değil, geleceğin sorumluluğunu üstleniyoruz. Afetlerde, krizlerde, belirsizliklerde toplumun ayakta kalabileceği kurumsal direnç sistemlerini kuracağız. Afet yönetiminden iklim krizine kadar her alanda hazırlıklı olacağız. Artık depremlerde, sellerde, orman yangınlarında milletimiz sanki devlet yokmuş gibi kendi başının çaresini aramayacak. Güçlü yurttaşla güvenli geleceği kuracağız. Kazanan Türkiye olacak.

    ‘Sanma ki zalimin ettiği kardır’ diyen Yunus’un geçtiği topraklarda kötülüğün en çok sahibine zarar verdiğini unutmamalıyız. Kötülüğe karşı mücadelemizi cesaretle ve kararlılıkla sürdüreceğiz. Gerekirse sistemi çürümenin başladığı dip noktalara kadar topyekûn değiştirmenin kararında olacağız. Kötülüğü kökünden kazıyacağız. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, sorunları görmezden gelen değil; onlarla yüzleşen, çözen, siyaset üreten bir anlayıştır.

    İç barış meselesine de bu pencereden baktık, bakmaya devam ediyoruz. Toplumsal barışımızı sağlamayı olmazsa olmaz görüyoruz. Bu nedenle birileri bırakın Kürt sorununu, Kürtlerin varlığını bile inkar ederken, biz ‘Bu sorun vardır’ dedik, orada durmaya devam ediyoruz. Kayyım uygulamasının sona ermesini, siyasi tutukluların serbest kalmasını, demokratik siyasetin önünün açılmasını savunuyoruz. Bu ülkede son Alevi ‘Sorunum var’ diyene kadar Alevilerin eşitlik sorunu vardır. Bu ülkede son bir Kürt ‘Benim sorunum var, eşitlik sorunum var’ diyene kadar Kürt sorunu vardır. Bunları demokratik zeminde, adaletle, birlik ve beraberlik anlayışı içinde mutlaka hep birlikte çözeceğiz. Tüm bu konuların Meclis’te konuşulması fikrinin de sahibi zaten biziz. Birileri milletin barış umutlarını heba ederse, hiç merak etmesinler biz buradayız. Türkiye’ye adaleti de demokrasiyi de barışı da getirmeye kararlıyız.

    Bu devlet, milletin devletidir. Egemenlik sadece millete aittir. Biz bu programımızla herkese kendisini ait hissedeceği, güven duyacağı, sırtını yaslayacağı bir devlet vadediyoruz. Birilerinin eşit, birilerinin daha az eşit olduğu, birilerinin güvende tutulup milyonların güvencesiz bırakıldığı, birilerinin servet sahibi olup milyonların geçim derdi çektiği bu kara düzeni değiştirmeye ant içtik. Bu yolda yürüyeceğiz. Biliriz ki bu millet cesaretiyle her zorluğun üstesinden gelmiş, her kuşatmayı kırmıştır. Bizden önceki kuşaklar korkunun üzerine yürüdü, şimdi artık sıra bizdedir. Çağın kuşatmasını kırmanın parolası, sadece cesarettir. Bir büyük hikaye yazmanın heyecanını ve umudunu taşıyoruz. Herkesi bu onurlu hikayeyi yazdığımız bu sürecin içinde olmaya, omuz vermeye, katkı sağlamaya davet ediyoruz.

    Önümüzdeki bir hafta boyunca kurultayımıza hazırlanacağız. Kurultayımızda bu taslak son şeklini alacak. Ondan sonra bir hükümet programı hazırlama, somut vaatler ve bunların Türkiye’de kapı kapı, sokak sokak, ev ev, kahvehane kahvehane, iş yeri iş yeri, işçi servisi işçi servisi gezilip anlatılacağız. Tarlada çalışan ve oradaki sıkıntıyı çeken çiftçinin gidip tarlada bulunacağı, tarlada sorunun çözümünü anlatılacağı. Ev toplantılarında ev kadınlarına bundan sonra onlara nasıl bir Türkiye, nasıl bir yaşam, çocuklarına nasıl bir gelecek, nasıl bir eğitim vadettiğimizin ev toplantılarında anlaşılacağız.

    Bundan sonra çok iyi bildiğimiz, vatandaşın da iliğine kemiğine kadar hissettiği sorunları anlatma değil; ona çözümleri söyleme zamanıdır. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetebilme kapasitesinin izahı zamanıdır. Bundan sonra genç kadrolarıyla, eşit kadrolarıyla, güçlü kadrolarıyla bu ülkenin bir çıkar grubuna mahkum ve mecbur olmadığının izahı zamanıdır. Bundan sonraki yürüyüş, iktidara yürüyüştür. Zaman, iktidar zamanıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Özgür Özel: Dilovasındaki firma, pandemide Meclis’e kolonya satan şirket!-VİDEO

    Özgür Özel: Dilovasındaki firma, pandemide Meclis’e kolonya satan şirket!-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özel, Kocaeli’ndeki faciayla ilgili şirket sahibinin olan AKP’ye yakınlığına dikkat çekerek, “Davet usulü ihaleler çıkan ve yurt dışına sattığı kolonyalarda metanol bulunan onu içeriye satan. Yurt dışından getirdiği hammadde arasında uyuşturucu çıkan, tutuklanan ama sonra bir şekilde beraat eden Ali Osman Akat’ın Akat ailesinin bir şirketi” dedi.  Toplantı esnasında İBB’ye yönelik hazırlanan iddianame açıklanırken Özel, “Suçu ne? Suçu bu ülkenin bir sonraki Cumhurbaşkanlığına aday olmak. Sizin adayınız olmasın. Başka hiçbir suçu yok” sözlerine yer verdi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de düzenlenen partisinin haftalık grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    Kocaeli Dilovası’nda 3’ü çocuk 6 kişinin yaşamını yitirdiği kaçak işyerindeki yangınla ilgili konuşan Özel, iş yerinin kaçak olmasına, sigortasız ve çocuk işçi çalıştırıldığının mahalle halkı tarafından şikâyet ettiği halde denetim yapılmadığını belirtti. Vatandaşların CİMER’e yazdığı ayrıntılı ihbarın, adres, tespit ve görüntüleri içermesine rağmen denetim için harekete geçilmediğini ifade eden Özel, iş cinayetinin yaşandığı şirketin arkasından AKP ile ilişkilerin olduğunu anlattı. Firmanın pandemi döneminde Meclis’e kolonya/dezenfektan tedarik ettiğini, bazı ürünlerinde metanol çıktığını, yurt dışından getirdiği hammadde arasında uyuşturucu çıktığını ve tutuklandıktan sonra beraat eden Ali Osman Akat’ın şirketi olduğunu dile getiren Özel, “Çalışma Bakanı’nın Haziran 2023’te göreve gelmesinden bu yana 4.836 işçi hayatını kaybetti” dedi.

    “DİLOVASI’NDAKİ KAÇAK İŞYERİNDE ÇOCUK EMEĞİ SÖMÜREN DÜZENİ GÖRDÜK”

    Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

    “Kocaeli Dilovasında iş yerindeki yangında 3 çocuk yaşta 6 vatandaşımızı kaybetmemiz de yüreklerimizi dağladı. Bu iş yerinin kaçak olduğu, kaçak işçi çalıştırdığı, çocukların emeğini sömürdüğü ortaya çıktı ve bir kez daha bir kara düzenle yüzleştik. 16 yaşındaki Cansu Esatoğlu, 17 yaşındaki Nisa Taşdemir, 17 yaşındaki Tuğba Taşdemir emekleri sömürülen çocuk işçilerimizdi. Mahallelerinden defalarca şikayet edilmelerine rağmen işlem yapılmayan ve adeta göz göre göre felaketin beklendiği bir süreç yaşandı o mahallede.

    Cimer’e yapılan başvuru şu şekilde. Bakın Cimer’e yazan vatandaşımız, adı belli, sanı belli, televizyonlarda da izledik. Şöyle yazmış.” Kocaeli Dilovası ilçesi Mimar Sinan Mahallesi, İş Bankası Şubesinin yanında Vahdet Cami’nin bitişiğinde ismi levhası olmayan parfüm imalat ve dolumu yapılan iş yerinde Mahallemizin kadınları ve çocukları yaklaşık 15 çalışan olup bunların çoğu sigortasız çalışıp iş güvenliği hiç olmayıp ihtiyacı olan kadınların kovulma tehdidiyle çalıştırıldığı yemek parasının 70 lira olduğu yemeği de gidin kendiniz yiyin diyerek işçi kadını sömüren bu doymaz iş yeri sahibini yüce devletimize şikayet ediyorum. Gereğinin yapılmasını arz ederim.”

    “ADRES VAR, TESPİT VAR, İHBAR VAR AMA HAREKETE GEÇMEDİLER”

    Devlet dediğin binalar, devlet dediğin bilgisayarlar, mail adreslerinden ibaret cansız bir yapı. Ama onu yönetmeye milletin yetki verdikleri var. İşte oradan saygıyla arz edip devletten cevap geliyor Cimer’den. İş sağlığı ve güvenliğine yönelik alınmayan tedbirlerin neler olduğunu, iş yerinin hangi kısmında ve ne zamandan beri alınmadığını, iş yerinin tam unvanını, tam adresini iki yanında bir yanında İş Bankası, onun yanında İşkur var. Bize buranın tam adresini iletişim bilgilerini belirttiğiniz takdirde başvurunuzu işleme alacağız. Çocuk işçilerin ise yaşları ve kimlik bilgilerini bizimle paylaşmanız gerekmektedir. Tarif var, adres var, tespit var, ihbar var ama bunun karşısında harekete geçmeyip denetim için ayak süreyen ve dünkü felaketi bekleyen birileri var.

    ÇOCUK İŞÇİLİK İÇİN PATRONLARA 6 MİLYAR LİRA TEŞVİK

    “Böyle bir rejim, böyle bir düzen olmaz. Türkiye’de her 5 çocuktan bir tanesi çalışıyor. MESEM ile çalışmaya zorlanan çocuk sayısı 2 milyonu geçti. Bakın bugün Çalışma Bakanlığı’nın bütçesi var. Çalışma Bakanlığı’nın bütçesinde çocuk işçiliğiyle mücadele edilsin diye bir ödenek kalemi var. 2023 yılında buraya 41 trilyon para ayrılmıştı. Geçen sene 2024’te 41 trilyon ya, 41 milyon ya bunun beklersin ki hiç değilse 60 milyona çıkacak. 28 milyona düşürmüşlerdi. Bu sene ne kadar biliyor musunuz? Sıkı durun. 1000 lira koymuşlar. 1000 lira. Yani para koymamışlar. 0 yazamadıkları için ödenek koymuşlar oraya. Çalışma Bakanlığı bütçesinde MESEM üzerinden okul çocuğunu çocuk işçi yapıyorlar. Patronların teşvik kalemine ise 6 milyar TL koymuşlar.

    “AKP’NİN KARA DÜZENİ ENİNDE SONUNDA SON BULUR”

    AK Parti’nin kara düzeni budur. Eninde sonunda bu düzen sonunu bulur. Cumhuriyet Halk Partisi gelir, bu kara düzen değişir. Bir de vatandaşın farkında olması lazım. Her seçimin bir maliyeti bir faturası var. Bakın bu da son genel seçimin faturası. Enflasyon Erdoğan seçildiğinden beri 30. ayın içindeyiz. Geçen ayın açıklanan enflasyonuyla 29 ayda enflasyon yüzde 163 arttı. Diyordu ya verin yetkiyi görün etkiyi. Enflasyonun belini biz kıracağız. Dezenflasyon süreci başladı devam ettireceğiz.

    Gördük etkiyi yüzde 163. Politika faizi geldiği gün 8.5 bugün 39.5 artış yüzde 365. Açlık sınırı yetkiyi son aldığında 10.362 lira bugün 28.412 lira artış yüzde 174. Yoksulluk sınırı 33.700’den 92.547’ye çıkmış. Artış yüzde 174. Bunları CHP hesaplamıyor. Bunları TÜİK rakamlarına göre Türk iş hesaplıyor. Türk iş. Ve asgari ücrete yapılan zam yoksulluk sınırı yüzde 174 atmış. Faizler yüzde 365 artmış. Ödenemeyen kredi kartına yüzde 95 faiz gelmiş. Bizim arkadaşlar geldikleri günden bugüne asgari ücrete yüzde 93 zam yapmış. Yoksulluk sınırı yüzde 174 zam tam yarısı.

    “ANAYASA’YI TANIMAMANIN ÖNÜNÜ ERDOĞAN AÇTI”

    “Bu anayasa bizim toplum sözleşmemiz. Beğenelim beğenmeyelim bir anayasamız var. Daha iyisini yapmaya da ümidimiz var, hakkımız var. Ama anayasayı tanımayanlarla ona değer vermeyenlerle birlikte anayasa yapmak riskinden dolayı önümüzdeki süreçte bu millet anayasa yapacak anayasa yapmasını beklediği güçlü bir parlamentoyu bir kez daha tesis ettiğinde ve artık ülkede anayasa tanımazlar değil anayasal düzene sahip çıkanlar Türkiye’de o düzeni kuranlar 150 yıldır, 200 yıldır bunun mücadelesini verenler iktidar olduğunda çok daha iyi bir anayasamız olacak.

    Şimdi birileri anayasayı işine gelen maddesine sahip çıkan, işine gelen sayfayı baş tacı yapan, işine gelmeyen sayfayı yırtıp atan bir anlayışa büründüler. Bunu vaktiyle anayasayla ilgili ben o kararı tanımıyorum, saygı da duymuyorum diyerek aslında Erdoğan bu yolu açtı.

    “TAYFUN KAHRAMAN İÇİN OLUNCA MAHKEME KARARA UYMUYOR”

    Bugün Tayfun Kahraman için olunca aynı başkan aynı mahkeme bu karara uymuyor ve itiraz ediyor. Nereden yüz buluyor? Anayasayı tanımayanlardan yüz buluyor. Buradan en büyük tehlikeyi Sayın Erdoğan’a, Sayın Adalet Bakanı’na biraz sessiz kaldıkları bu hususta en büyük tehlikeyi ifade etmek isterim. Bugün Anayasa Mahkemesinin sayfasını yırtanlar yarın gelir yürütmenin sayfasını yırtarlar. Yarın bakanların yetkilerini yırtarlar. Yarın Cumhurbaşkanlığının yetkilerini yırtarlar. Gelirler yasama meclisinin oluşumuna ilişkin sayfaları yırtarlar.

    Türkiye’de iktidar hırsı uğruna yargı eliyle çok tehlikeli bir yol açılmaktadır. Esasen bu yolu açanlar içinde bulundukları süreç kendilerini artık iktidardan götürmeye yakın olduğu için iktidarı kaybetmemek için bunu yaparken geleceğe çok kötü bir miras, çok kötü örnekler bırakmaktadırlar.”

    PİRHA/ANKARA

  • Özgür Özel: Demirtaş’a, Yüksekdağ’a özür borcumuz var!- VİDEO

    Özgür Özel: Demirtaş’a, Yüksekdağ’a özür borcumuz var!- VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Özel, “Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı Osman Kavala’yı içeride tutanların bir özür borcu yok mu? Biz CHP olarak tarih önünde Türkiye’den özür diliyorum. Kusurun yüzde 99’un sahibi olanlar özür dilemiyor. Demirtaş’ın bu erdemli, onurlu, örnek alınacak tavrından dolayı kutluyorum” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel Meclis grup toplantısında konuştu.

    Özel, depremin bininci gününe dikkat çekerek başladığı konuşmasında şunları ifade etti:

    “Çadırda kimse kalmayacak demiştiniz Hatay’da söz verilen evler teslim edilmedi. Depremzedeler gurbette ya da başkalarının yanında yaşamak zorunda. Okullar, sağlık merkezleri konteynırlarda hizmet veriyor. Rezerv alan mağduriyetleri daha ortada duruyor. Borçlar için mücbir sebep süresi 30 Kasım’da dolacak. Esnaf daha dükkanını açmadan vergi dairesine çağırılacak, eski borçları ile ilgili. Depremzedeler bin gündür adalet arıyorlar. Sonuçlanmayan davalar, kamu görevlilerine verilmeyen yargılama izinleri depremzedelerin yüreklerini bir kez daha yakmaya devam ediyor. Hatay depreminin ertesi günü İBB Hatay’daydı. İmamoğlu inanılmaz bir mücadele verdi. Yavaş, Kahramanmaraş’a Ayaş’a sahip çıkar gibi çıktı. Halen daha yapılacak çok iş var. Davaları da takip etmeye, üzerimize düşen sorumluluğu almaya. ve depremzedelerin hiçbir sorununu ortada bırakmamaya gayret edeceğiz. 6 Şubat depremlerinde kaybettiklerimizi rahmetle anıyorum.

    Aramızda Sındırgı Belediye Başkanımız var. Sındırgı’nın afet bölgesi ilan edilmesi isteniyor. Sındırgı’ya devletin şefkatli elinin ulaşması gerekiyor.

    Millet krizden, adaletsizlikten perişan durumda ama Adalet ve Kalkınma Partisi’nin derdi bu hafta bu yüce çatı altında Vakıflar Kanunu, Vakıflar Kanunu. Ne yapacak Vakıflar Kanunu’yla?

    Amaç hani vergi borçlarını, SGK’yı faiziyle bir seferde belediyelerden alıp belediyeler maaş dağıtamaz, çöp toplayamaz hale gelsin de CHP belediyeciliği gözden düşsün. Aman millet yerel seçimde verdiği oy verdiği CHP’ye genelde de destek vermesin ucuzluğu var ya o kolaycılık var ya, o edepsizliğin kanun metnine dönüşmüş halini görüşüyor meclis. Galata Kulesi’ne çökmek için…

    Başta bir TÜRGEV, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hazır. 2 ENSAR, 3 TÜGVA, 4 Önder İmam Hatipliler Derneği, 5 İlim Yayma diye gidiyor. Vakıflara Bu arada Önder İmam Hatipliler Derneği’nin başkanı İmam Hatiplilerle ilgili bir konuşmamızdan sonra çok nazik bir telefon açtı. Onun da hakkını teslim edeyim. Bu kadar parayı ödemişler. Yandaş vakıflarına istisnası Yeni parayla 847 milyon. Dolar 4 lira 8 kuruşken, 80 kuruşken Şimdi dolar 42 lira. Yani şimdi ellerinde olsa 8 milyar lirasını İstanbul’un bu vakıflara verecekler. Bu Tügva her yerden alıyor. Türgev her yerden alıyor. Son günlerde neler yaptıkları ortaya çıkıyor. Neler yaptığını anlatanların internet hesapları kapatılıyor. Büyük bir suça bulaşmışlık, büyük bir acayip işler var işin içinde. Hepsi birden görülecek.

    Ama bunların vakıftan anladığı bu. Sen İstanbul’u bana hizmet etsin diye birine veriyorsun. O oranın bütün imkanlarını alıp başında birinin başında bir oğlu, birinin başında bir oğlu, birinin başında bir kızı, birinin başında bir damat, birinin başında öbür damat. Onlara veriyor bu paraları. İstanbullunun bana hizmet edilsin diye verdiği oyla seçtiğimiz Silivri’ye atan İstanbullunun hizmeti için olan paraları yandaş vakıflara dağıtan bir anlayışın artık bu vakitten sonra İstanbul’a da Türkiye’ye de gölge etmeme vakti gelmiştir artık.

    Yarın ne olacak. Ama şu var. 704 yıl bir suç örgütü lideri var. Aziz İhsan Aktaş. Ben söylemiyorum. Savcı söylüyor. Suç örgütü lideri diyor. Örgütü bu kurdu diyor. Şunu yaptı, bunu yaptı diyor. Sonra geldi bize itiraf yaptı diyor. Önüne gelene bir şey söyledi diyor. 704 yılda hapsini istiyor ama serbest geziyor. Ortalıkta dolaşıyor. Dolaşıyor, dolaşmıyor bilinmiyor. Bugünlerde kaçtığı da söyleniyor. Gören görürse bilen olursa söylenir. Ama onun 704 yılla yargılanan adam içeride, onun iftirasıyla 4 yılla yargılanan belediye başkanlarımız hapiste. 704 yılla yargılanan geziyor.

    4 yılla yargılanan cezaevinde yatıyor. 6 aydır, 8 aydır, 10 aydır. O 4 yıldan yargılanan 4 yıllık cezayı alsa yattığı süre neredeyse alacağı cezaya denk geliyor. Cezanın yatarı o kadar zaten. Böyle bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Korkunç bir süreçle karşı karşıyayız. O yüzden, o yüzden meseleyi şöyle kısaca özetlemek isterim. Yani tuttular biraz önce söyledim. Hırsız dediler, yolsuz dediler, terörist dediler. Onu dediler, bunu dediler. Baktılar olmuyor. İddianame yarın inşallah tescil zaptıyla bütün arkadaşlarımız tutuksuz yargılanmaya başlar. Beklentimiz o yöndedir. Hukukun gereği, adaletin gereği, vicdanın gereği odur. 704 yılla yargılanan suç örgütü lideri gezerken 4 yılla yargılananı içeride tutamazsın. Herhangi bir suçladığın kişiyi içeride tutamazsın. Çünkü bu kadar iftira üzerinden yürüyemezsin. Ama bir yandan da İBB dosyası gelecek. Diyorlar ki, kendileri diyorlar. Ben öyle bir kıyası kendim asla yapmayı doğru bulmam. Ama kendi yandaşları diyor ki güçlü olan Beşiktaşlı tutmadı, Aziz İhsan Aktaş’ı tutmadı. İBB çıkınca nasıl savunulacak bu?

    Namuslu bir hakime denk gelirse ki gayri ekseriyeti namuslu. Umarız bu çetenin etkisinde korkusunda olan birine denk gelmez. E tutuksuz yargılanır bunlar diyor. Bundan panik oldular. Bir casusluk icat edip yedek bir davadan tutuklama yaptı.

    İBB dosyasına güvenemedikleri için. Orada ortaya bir tek kanıt koyamadıkları için. Şimdi bu casusluk meselesine kısaca bir bakmak lazım.

    Şöyle özetlemek isterim. Çok çarpıcı çünkü. Hüseyin Gün denen kişi İngiltere, İsrail ve ABD’ye casusluk yaptığını itiraf eden casusluk yaptım diyen ve son evrede itirafçı olup İmamoğlu’nunla birlikte çalıştım diye iftira atan birisi.

    Annem sizinle fotoğraf çektirmek istiyor diye gelip yaşlı manevi annesini sonradan şüpheli bir ölümle rahmetli olmuş hanımefendi.

    Ekrem Başkanla fotoğraf çektirmek dışında bir teması yok. Bu iktidar döneminde Milli İstihbarat Teşkilatı dahil 86 milyon kişinin çalınan bütün verileri Ankara 23, 28, 33. Ağır cezalarda 27. İdare Mahkemesindeki açık dosyalarda 8 Bakanlık ve bağlı kuruluşlarının hepimizin TC’sinden kullandığımız ilaca, yaptırdığımız tahlile, aldığımız maaşa her şeyimizin bütün bilgileri çaldırılmış durumda. Hakan Fidan çaldırdı. Yeni yeni yargılanma imkanı var. O biraz üstünü örtmeye çalıştı. Bu veriler çalındı ve duruyor. Bu Hüseyin Güne soruyorlar.

    Bu İBB verilerini kendi ifadesinde açıkça okuduk diyor ki 2018 yılında İBB verilerinin Dark Web’te satılmaya başlandığını söylüyor. Ekrem Başkandan önce. Parasını verirsen bu verilerin hepsi orada duruyor. Yani Ekrem Başkan alsa buna verse bu satmaya götürse hadi lan diyecekler. Satılmışı var bunun. Elimizde var. Bu para yetmez. Sen parayı ver ben sana halasını vereyim diyecekler. Bu veriler öyle veriler. Bu iftiracı AK Parti’nin referansıyla Emniyete, Emniyet Genel Müdürlüğüne sunum yapmış. AK Parti’yi yollamış.

    Bu iftiracı geçmişte İngiltere’de Lordlar Kamarasında AK Partili bakanlarla, milletvekilleriyle birlikte Türkiye adına sunum yapmış. Ekrem Başkan 17 Nisan 2019’da gelmiş. 18 Nisan günü şunu yapmış. Şu verileri bir yedekleyin, başı gözü sağken. Hani sonradan 34-35 tane yolsuzluk dosyası çıkacak. Onlara Süleyman Soylu el koyacak. Örtbas edecek. Şimdiki İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı da bu dosyaların hiçbiriyle ilgilenmeyecek ya.

    O AK Parti dönemindeki bu pis işlerin kayıtları için demiş ki hani o gün giriyor ya kamera peşinde yemekte ne var diyor. Normal yemek bu ama size antrikot deyince olmaz öyle diyor. Bundan sonra herkese tek yemek. O gün bilgi işlemde diyor ki şu verileri bir yedekleyin. AK Partili Bilgi İşlemci Bilgi İşlem Daire Başkanı tak telefon açıyor AK Parti’ye. Bu diyor verileri istiyor. Verme diyorlar. Bölge İdare Mahkemesinden pat diye karar çıkarıyorlar.

    Siber istihbarat ihalesi almış. Ekrem Başkan hapisteyken devlet Ekrem başkanlığın birlikte ajanlık yaptığını iddia ettikleri şirkete siber güvenlik ihalesi veriyor. Şimdi bakın normalde notları böyle önemli gördüğüm yerleri fosforluyorum. Unutmayayım diye. Böyle bir sayfa aslında yoktu. Bembeyaz.

    Hepsini yürekten kutluyorum. Hepsini alınlarından öpüyorum. İyi ki varlar. Şimdi Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümü demokratikleşmeden geçer diye hep söylüyoruz.

    Yoksullukta Avrupa birincisi madalyası. İşsizlikte Avrupa birinciliği madalyası. Gelir adaletsizliğinde Avrupa birinciliği madalyası. Faizde Avrupa’da 1. ama dünyada ikinci olmuş. O geçene çok kızacak. Faizde dünyada ikincilik, enflasyonda dünyada beşincilik madalyası. Bu beşi bir yer dei Erdoğan’ın boynuna takalım. Öyle geçsin ama hukukun üstünlüğünde 143 ülkeden 118. sıradayız. Basın özgürlüğünde 180 ülkeden 159. sıradayız.

    Bu ayıp bu ayıp bu ülkeyi yönetip ya da yönetenlere kayıtsız şartsız destek verip ekonomiyi bu hale getirenlere, memleketi bu hale getirenlere bu ayıp yeter. Ama hani Erdoğan şurada 5. oldum diyor ya enflasyonda dünya 5.si. Dünya 5’ten büyüktür. Olur mu öyle şey? Kimmiş onlar? Bakın Erdoğan’ı geçenler Venezuela, Güney Sudan, İran, Burundi ve Türkiye sıralamada. Birinde siyasi kriz, birinde iç savaş, birinde siyasi kriz ve yaptırımlar, birinde iç savaş ve kıtlık dünya 5.si…

    Dünyadaki 200 küsur ülke bizden iyi. Dünya 5.si Türkiye. Bizde de sivil darbe var. Başka bir şey yok. Başımızda bir cunta. Dünyanın en yüksek 5 enflasyonlu ülkesi bunlar. Düşük enflasyona sahip 5 ülke. İsviçre %0.1. Finlandiya %0.5. İsveç %0.9. Fransa 1, Almanya 2.3. Almanya bizi kıskanıyor. Yıllık enflasyon %2.3. Bizim ekim enflasyonu daha yüksek geldi dün ve buradakilerin ortak özelliği hukukun üstünlüğünde ve basın özgürlüğünde ilk 10’un içindeyiz. İlk 10’un içinde. Bunu görmek, bunu anlamak, bunu anlatmak lazım. Diğer taraftan tabii Sayın Erdoğan kızıyor bana. Elinde bir şey oluyor, altın hesabı yapıyor, altın hesabı yapıyor. Gerçekten altın hesabı yapmamaya karar verdim bugünlük. Bakın Sayın Erdoğan’a hesabı göstereyim. Tüik’in yıllık enflasyonu %32.8. Enag bunu %68 buldu. 65 buldu. Şimdi Tüik’in enflasyonu %32.8 ama peynir 200 liralık peynir bir yılda 355 lira olmuş %77. Kıyma dana kıyma 550 liradan 900 lira olmuş %63. Ayçiçek yağı litresisi 95 liradan 170 liraya çıkmış %79 ve bu 3 ürünün enflasyonu bu 3 ürünün ortalama enflasyonu %68. Yani vatandaş geçmişte konuşuyorduk ya pinpon topu, bakır çubuk, bilmem ne falan filanla değil bununla kayın dırdığı için vatandaşın enflasyonu %68. Ve maalesef gördüm bunu şaşkına döndüm.

    Diyor ki tur şirketleri tur düzenliyor. Trakya’da, İstanbul’da sadece 35 euroya Dedeağaç’ta gez ve alışveriş yap. Nurten Hanım sizin ora. Gez ve alışveriş yap. 1400-1500 lira para veriyorsun tur şirketine. Yunanistan’a götürüyor seni. Geziyorsun, alışveriş yapıyorsun. Turda bedavaya geliyormuş. Nasıl? Bizde 355 lira olan peynir Yunanistan’da 240 liraymış. Bizde 900 lira olan kıyma Yunanistan’da 350 liraymış. Bizde 170 lira olan ayçiçek yağı Yunanistan’da 70 liraymış. Sadece bu üçünü aldığında Türkiye’de 1400 lira ödüyormuşum. Dedeağaç’ta 660 liraymış. İşte 23 yıl sonunda şanla şerefle Erdoğan’ın övündüğü Türkiye. Dün kabine toplantısı sonrası konuştu. Daha nazik bir üsluptu. Biz de daha nazik konuştuk. Duymamamız gerekeni duyduğumuz zaman duyması gerekenleri söyledik ama bizim Türkiye’yi yurt dışına şikayet ettiğimizi tekrar söyledim ve dedi ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne ilk genel başkanı olduğunda demişti ki umutlanmıştık diyor. Yurt dışında Türkiye’nin partisiyiz diye. Sen onu bir Haydar Aliyev’e sor bakalım. AKPM’de Azerbaycan mevzusunda Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi Azerbaycan’ın Konsey denetimi dışına çıkmasının doğru olmadığını ve nasıl yeniden kapsanması gerektiğini nasıl anlatmış.

    Eurofighter meselesini hatırlattı

    Sen onu Kıbrıs meselesini yurt dışında Cumhuriyet Halk Partisi Güney Kıbrıs’tan bir parti Türk Silahlı Kuvvetleri işgalcidir dediğinde Cumhuriyet Halk Partisi buna nasıl pozisyon almış. Sorduysan anlatmıştır Sayın şansölye, Hükümet sözcüsü Almanya’da kamuoyuna açıkladı. Eurofighter’ları Türkiye’ye niye verdiniz? Dedi ki Ekrem İmamoğlu’nun da açıklaması oldu. Özgür Özel’in de bu konuda üstün gayretleri oldu, çabaları oldu. Alman Savunma Bakanı ile konuşmuşuz. 19 Mart darbesinden sonra o zamanki şansölye Olaf Sholtz Türkiye’yi veto etti Euro Fighter’lar için. Sonra değişti. Sayın Mertz geldi. Kardeş partimizin başkanı Lars King hükümette hem Maliye Bakanı hem Şanye yardımcısı oldu. Sosyal Demokrat Savunma Bakanı oldu.

    Savunma Bakanı ile bu konuyu konuşmuşuz. Lars King’yla söylemişiz. Almanya’nın vetosu kalkmış. Vetonun kalkmasına da İmamoğlu’yla Özgür Özel’in açıklamaları sonucunda isteği sonucunda yapmış diyor. Bana diyor ki yurt dışında Türkiye’nin menfaatlerini savunacağım demişti. Şimdi çıkmış gelip geçici gündelik tartışmaları yurt dışında konuşuyor diyor. Burada hem bir itiraf hem bir ikrar var. Diyor ki ben yurt dışına çıkıp da örneğin bu da gelip geçmiyor. Çok yakıyor ama Erdoğan enflasyonu düşüremedi demiyorum. Yurt dışına çıkıp da Erdoğan Anıtkabir’e yine getirmiş bir çuval faydasızı kendine tezahürat yaptırıyor Anıtkabir gibi matem yerinde demiyorum.

    Erdoğan’ın oğlunun yönettiği vakıflarda şunlar var, bunlar var. Bunları konuşmuyorum. Ben gidiyorum, yurtdışına diyorum ki, “15,5 milyon insanın oy verdiği cumhurbaşkanı adayımızın diplomasını iptal ettiler, hasetliklerinden. Kendilerinde yok, biz aday olamayalım.” diye.

    Aldılar, içeri koydular. Bu iftiralarla diye bunu anlatıyorum. Sen başörtüsü meselesinde gidip anlatacaksın. O gündelik gelip geçici mesele değil. Sen parti kapatma davanı bütün dünyaya gidip anlatacaksın. Gündelik gelip geçici mesele değil.

    Sen gideceksin, 15 Temmuz darbesini hepimizden yardım isteyip dünyaya anlatalım diyeceksin. Sonra kendin gelip, mağduru olduğun muhatabı olduğun darbe sana yapılınca dünyaya anlatacaksın. Sen bize darbe yapmaya kalkınca, dünyaya anlatınca bunlar geçici, gündelik tartışmaları olacak. 230 gündür insanlar eşlerinden, evlatlarından, analarından, babalarından, çocuklarından ayrı, kardeşim. 230 gündür zulüm görüyorlar.

    Ahmet Özer 365 gündür. Namuslu, şerefli insanlara hırsız dediniz, yetmedi. Yolsuz dediniz, yetmedi. Terörist dediniz, yetmedi. Ajan diyorsunuz, vatan haini diyorsunuz. Sonra da dönüp, Özgür Bey, “Günlük, gelip geçici tartışmalar.” Yüreğimizi yakıyor bu tartışmalar, bizim. Perişan ediyor aileleri. 12 yaşında çocuğu 86 yaşında annesine bırakmış, kadınlar yatıyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerinde 28 kişilik koğuşta 40’ıncı olarak yatıyor, yerlerde.

    Bunlar yaşanacak. Sonra sen, dokuz yıldır, Selahattin Demirtaş yatarken keyif yerinde. Bir elin yağda, bir elin balda duracaksın. Dokuz sene sonra konjonktür icabı insafa geleceksin ama bu sefer içeri koyduğun bir başkasının ömrünü çürüteceksin. Haysiyetiyle oynayacaksın. Özgürlüğünü kısıtlayacaksın. Bu yüzden buradan açıkça söylüyorum.

    Bu yargılamalar derhal tutuksuz yargılamaya dönmeden, daha ya, daha bir yandan siz çıkıp bir şey söylüyorsunuz Kürt meselesiyle ilgili, adam çıkmış Ak Toroslar çetesi, Beyaz Toros paylaşıyor, devlete meydan okuyor. Meclise meydan okuyor. O çetenin elinde insanların hayatları kararıyor. Mehmet Murat Çalık’tan bir kötü haber gelecek diye anasının gözünün içine bakıyor böyle bütün Maçka. 14 tane hap yutuyor Muhittin Böcek, Antalya Cezaevi’nde ayakta kalmak için.

    Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı Osman Kavala’yı içeride tutanların bir özür borcu yok mu? Biz CHP olarak tarih önünde Türkiye’den özür diliyorum. Kusurun yüzde 99’un sahibi olanlar özür dilemiyor. Demirtaş’ın bu erdemli, onurlu, örnek alınacak tavrından dolayı kutluyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Özel’den 6 Şubat’ın 1000’inci güne ilişkin açıklama yaptı!

    Özel’den 6 Şubat’ın 1000’inci güne ilişkin açıklama yaptı!

    PİRHA- CHP Lideri Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin 1000’inci gününe ilişkin yaptığı açıklamada, 1000 gündür bu ülkede adalet bekleyen ailelerin, barınma mücadelesi veren yurttaşların, sesi duyulmayan depremzedelerin olduğuna dikkat çekerek, “Cumhurbaşkanı bir yılda söz verdi, 1000 günde bile tamamlayamadı” sözleriyle de iktidarı eleştirdi.

    6 Şubat depremlerinin üzerinden 1000 gün geçti. Geçen 1000 güne rağmen deprem bölgesinden yaralar sarılmazken, iktidar acele kamulaştırma kararları alarak, yurttaşların tapulu arazilerine ve tarım alanlarına el koymaya devam ediyor.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin 1000’inci gününe ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Özel, açıklamasında 1000 gündür bu ülkede adalet bekleyen aileler, barınma mücadelesi veren yurttaşlar, sesi duyulmayan depremzedelerin olduğuna işaret ederek, şunları dile getirdi:

    “Deprem bölgelerinde yapılan her hizmet değerlidir. Ancak Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak, depremzedelerin karşısına geçip bir taahhütte bulundu. Bir yıl içinde, yıkılan tüm konutların yerine yenilerini yapacaklarına söz verdi. Yıkılan konut sayısı da 650.000 olarak ilan edildi.

    Depremzedeler kendilerini bu söze göre hazırladı, planlarını buna göre yaptı. Ama depremin 1’inci yılında teslim edilen konut sayısı 18.019’da kaldı. Bu rakam, toplam ihtiyacın %2,7’siydi. Bugün, depremin 1000’inci gününde, yani 2,7 yıl sonra yapılan konut sayısı ise 300.000. Sayın Erdoğan, 365 günde vadettiği konutun sadece %46’sını 1000 günde yapabildi. Depremden en çok etkilenen Hatay’da ise 254.000 konut vadedildi, teslim edilen konut sayısı 86.754. Oran %34’te kaldı.

    Bugün yüzbinlerce depremzede hala konteyner kentlerde barınıyor. Teslim edilen konutların büyük bölümünde sorunlar, eksiklikler, şikayetler var. Yani bizzat Cumhurbaşkanı’nın ağzından verilen sözün gereği yerine getirilemezken, 2,7 yıl sonra buradan başarı hikayesi çıkarmaya çalışanların acziyetine milletimiz tanık oluyor.

    Konutları zamanında teslim edemeyenler müteahhitleriyle birlikte bir rant düzeni kurdular. İşçi güvenliğini hiçe sayan uygulamalarda, uygunsuz iskelelerde, denetimsiz şantiyelerde, kamyon manevralarında tam 169 inşaat işçisi yaşamını yitirdi.

    Depremzedeler teslim edilen konutlarda pek çok sorun yaşıyorlar. Vatandaşlar konutlarını eksiklerle teslim aldıklarını, alt yapı sorunları yaşadıklarını bildiriyorlar.

    Türkiye ekonomik krizde ama deprem bölgesi daha büyük bir krizin içinde. İşletmelerin en az yarısı faaliyete geçemedi, ticari hayat toparlanamadı. Esnafın geliri yok ama devlet vergi peşine düştü. Borçlar için mücbir sebep süresi 30 Kasım 2025’te sona erecek. Yani esnaf daha dükkânını tam açamadan vergi dairesine çağrılacak.

    Bunun yanında “Rezerv alan” uygulamasıyla, vatandaşların arazilerine, zeytinlik alanlarına el konulmasına varan haksız uygulamalar yaşanmaya devam ediyor. Hala deprem bölgelerinde konteyner’larda hizmet veren okullar ve sağlık merkezleri bulunuyor. Öğrenciler, öğretmenler, sağlık çalışanları hala zorluklar içinde.

    Depremzedeler 3 yıla yakın süredir adalet arıyor, adalet bekliyor. Deprem davaları yıllardır sonuçlanmıyor. Ya kayıp yakınlarının adalet arayışına cevap vermeyen biçimde kapatılıyor ya da yargı bürokrasisi içinde oyalama taktiğiyle çıkmaza sürükleniyor. Yüzlerce dava açıldı; ama neredeyse hiçbirinde kamu görevlileri sanık sandalyesine oturtulmadı. Sorumlular korunuyor, suçun kurumsal boyutu gizleniyor. Birkaç müteahhidin cezalandırılmasıyla sistemin aklandığı sanılıyor. Çünkü bu iktidar, “cezasızlık” politikasını devletin refleksi haline getirdi.

    Hatırlayın. Depremin en acı günlerinde, halk çadır beklerken, Kızılay çadır sattı. O gün isyan eden gençleri 2,5 yıl boyunca mahkemelerde süründürdüler. Ama çadır satanlara tek soru bile sorulmadı.

    İktidarın kara düzeni ölüleri bile rahat bırakmadı. Sahte diploma davasında, 6 Şubat’ta hayatını kaybeden 3 avukatın mezuniyet belgelerinin tahrif edildiği ortaya çıktı.

    Türkiye, 11 kentimizde yıkıma neden olan bu büyük felaketi; 21 yıl tek başına iktidar olan, o güne kadar 40 milyar dolar yani 1,6 trilyon lira deprem vergisi toplayan bir iktidar döneminde yaşadı. Türkiye bu felaketi, 8 kez imar affı çıkarıp hem dirençsiz yapıları yasal hale getiren hem de buradan 26 milyar lira gelir elde etmekle övünen bir iktidar döneminde yaşadı. Ama bu felaket başımıza geldiğinde, arama-kurtarma çalışmalarında yetersiz kalan, yardım bekleyen vatandaşa IBAN gönderen, millet açıktayken çadır satan bir iktidarın beceriksiz yönetimine milletimiz tanık oldu. Bugün hala deprem bölgeleri büyük sıkıntılar çekiyor.

    Cumhuriyet Halk Partisi olarak deprem bölgesini hiçbir zaman yalnız bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız. Depremzedelerin tüm sorunlarını tek tek tespit ettik çözüm önerilerimizi hazırladık. Ancak bu iktidar depremzedelerin sorunlarını çözmeyi tercih etmiyor. Çünkü onlar, bu milletin kaynaklarını, rakiplerine siyasi darbe yapmaya, bir avuç zengine aktarmaya, faize ödemeye devam ediyor.

    Ama biz çözeceğiz. Deprem davalarında adaleti getireceğiz, hiçbir vatandaşımızı açta açıkta bırakmayacağız. Ve bu milletin kaynaklarını, Kanal İstanbul gibi çılgın projelere değil, şehirlerimizi depreme hazırlamak için kullanacağız.

    Bir kez daha depremlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet temenni ediyor, bir daha böyle bir felaket yaşamamayı tüm kalbimle diliyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Özgür Özel: ‘Düş artık milletin yakasından, zulüm etme artık!’-VİDEO

    Özgür Özel: ‘Düş artık milletin yakasından, zulüm etme artık!’-VİDEO

    PİRHA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada Erdoğan’a seslenerek “Zulüm etme artık” diye seslendi. CHP’li belediyelere dönük operasyonları işaret eden Özel, “Dünkü iftiraname çöp olmuştur. Gelecekte de yargılanmayacağız. Sizi yargılayacağız. 216 gündür milletimizle meydanlardayız. Yenemediği rakiplerini hapse atan bu iktidar meşruiyetini kaybetti. Meşruiyetini aramak için ABD’ye gitti” diye konuştu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısında konuştu.

    Özgür Özel, CHP’nin yurt dışı temasları sebebiyle iktidarın rahatsız olduğunu belirterek “Gençleri için yasaksız Türkiye’yi, vizesiz Avrupa’yı inşa edecek iktidarın yaklaşmakta olduğunu bütün dünya görüyor ve Cumhuriyet Halk Partisi bu yolda ilerliyor. Çekemeyenlerin, karnı ağrıyanların, iktidarlarından önce gidip de Amerika’da, Avrupa’da başkanlarla görüştüklerini, çok sayıda temaslar yaptıklarını, o temaslardan kendi iktidarlarını Türkiye’ye müjdelediklerini unutmayalım. Bütün dünya Türkiye’nin bir tek adama teslim edilemeyeceğini, Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokrasi mücadelesini görüyor” dedi

    “KENDİSİ VATANSEVER, HERKES VATAN HAİNİ”

    CHP Genel Başkanı Özel, Kuzey Kıbrıs’ta yapılan seçim sonuçlarını da değerlendirdi. MHP lideri Bahçeli’ye de cevap veren Özel, şunları söyledi:

    “Kamp kurdular. Otellerde temas noktaları açtılar. Türkiye’den topçular, popçular götürdüler, kendileri gittiler. Her türlü şeyi göze aldılar ve Kuzey Kıbrıs’ın seçimlerine müdahil oldular. Sayın Bahçeli, katılım oranı üzerinden bir meşruiyet tartışması açmaya çalıştı. Bugün de Kıbrıs’a plaka numarası vermeyi öneriyorlar. ’82. vilayetimiz Kıbrıs olsun’ demeye başladılar. Kıbrıs seçimlerini tanımamaya gayret gösteriyor. Bu fevkalade yanlıştır. Dünyaya Kuzey Kıbrıs’ı tanıyın diyorsanız önce kendiniz tanıyacaksınız. Oranın iradesine saygı duyacaksınız. Kendisini vatansever, herkesi vatan haini, kendisini ülkenin birliğiyle bütünlüğüne bağlı, herkesi bölücü gören zihniyetin geçmişte Türkiye’de kime ne dediğinin bugün ne noktada durduğunu Türkiye görüyor. Kimse Kıbrıs’ı Türkiye’nin arka bahçesi olarak görmesin. Öyle Kıbrıs’a plaka verirseniz Kıbrıs’ı vilayet görürsünüz. O zaman seçilmiş Cumhurbaşkanına vali muamelesi yaparsınız. O zaman da işte o Kıbrıs’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel sekreteri gibi yavru vatanımız dersiniz. Bir gidin bakalım Kıbrıs sokaklarına.’ Yavru vatan’ deyince ne hissediyorlar? ‘Kardeş vatan, kardeş ülke’ deyince ne hissediyorlar? Buradan yavru vatan falan değil. Kimseye babalık, analık taslayacak halimiz yok.”

    AZİZ İHSAN AKTAŞ İDDİANAMESİ İLE BAHÇELİ’YE ELEŞTİRİ!

    Özgür Özel, CHP’li belediyeler üzerinden yürütülen soruşturmaları da eleştirdi. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

    “Sayın Bahçeli, canlı yayına ‘evet’ diyordun. Hadi canlı yayın istiyoruz. TRT bir kanal tahsis etsin. Biz bu iftiraları çürütmek, arkadaşlarımızın masumiyetini kanıtlamak için milletimizin gözünün önünde yargılama istiyoruz. Şimdi Erdoğan’a bu dosyayı hukukçularına okutmasını, kendisine yanıltmadan objektif bilgi vermelerini söylüyorum. Evet işin başında sen varsın. Sen talimat verdin. Sen yollattın. Sor bakalım olmuş mu? Açık söylüyorum. Olmamış. Becerememişler. İftiradan öteye gidememişler ve ortaya çıkan mesele seni tarih önünde mahcup edecek bir metne dönüşmüştür. Berbat bir şey ortaya çıktı. Gelecek iddianameden de zerre kadar şüphem yok ki iftiralarınızın hepsi milletin gönlünde mahkum olacak.

    “MEŞRUİYETİ TRUMP’IN OFİSİNDE ARAMAYA GİTTİ”

    Son seçimleri kaybeden, yenemediği rakiplerini hapse atan seçimden korkan bu iktidar meşruiyetini kaybetti ve maalesef meşruiyeti ABD’de Başkan Trump’ın Oval ofisinde aramaya gitti. Gitmeden dedim. Gizli olmasaydı fotoğraf verirlerdi.

    Amerikan Başkanı Trump’la görüşmesi yok daha. Trump’ın oğlu geldi. Oturdular, konuştular. Çıktım ilan ettim. Dedim ki ‘Cumartesi 17’de ismi gizlenerek bir iş adamı denilerek Junior Trump’la görüştün. Ona 300 Boeing sözü verdin. Pahalı doğalgaz alma sözü verdin. Nadir toprak elementlerini pazarlık konusu ettin’ dedik. Gazetelerde yer aldı. O sırada Trump’ın mesajı geldi, tweet’i geldi. ‘Erdoğan iyi adam, gelecek, onu göreceğim. Boeing’leri şunları bunları konuşacağız’… Ne söylediysek ortaya çıktığını görünce sustular.

    Özgür Özel, konuşmasının sonunda “Önümüzdeki pazar günü saat 17.00’de nadir toprak elementleri eylemi ve mitingiyle Eskişehir’deyiz. Bütün Türkiye’yi bekliyoruz” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Özel: Biz içeride de dışarıda da Türkiye’nin kazancını gözetiriz!

    Özel: Biz içeride de dışarıda da Türkiye’nin kazancını gözetiriz!

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iktidarda kalabilmek için her tavizi veren kendini düşünen bir iktidar anlayışının olduğunu belirterek, “Biz bir kelime eksik söylersek siz bu milleti susturacaksınız, biz bir adım geri gidersek siz bu ülkeyi 50 yıl geri götüreceksiniz. Ne bir kelime eksik konuşacağız ne de bir santim eğileceğiz. Biz içeride de dışarıda da Türkiye’nin kazancını gözetiriz” dedi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup Meclis toplantısında güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

    Özgür Özel, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Her türlü kötülük, her türlü hak ihlali, her türlü zulüm sessizlikle karşılanacak, o iktidarını sürdürecek, bir taraf acı çekmeye, sömürülmeye devam edecek. O devir kapandı. Hiç kusura bakmasın, o devir kapandı.

    Ayrıca Türkiye’de üniversitelerde başörtüsü sorunu varken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceksin, dava açacaksın. Dava kazanacaksın. Devletten tazminat alacaksın. Bu Avrupa’ya şikayet etmek olmayacak. O gün de yapılanın yanlış olduğunu, hak aramanın meşru olduğunu söylüyordum. Yıllarca mazbatayla fotoğraf verirken milletin mazbatasını iptal ettirmeler yıllarca seçim kazanınca yere göğe koyamadıklarını seçim kaybettiğinde bir anda başka bir tarafa koymak ve bir darbeye girişmek. Darbenin mağduruyken gidip dünyaya anlatanlar darbenin faili olunca susulsun istiyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2 yıldır dünyanın neresine gidersek gidelim ki gitmeden önce Türkiye’de de bunu konuştuk.

    Türkiye’nin tezleri neyse, Kıbrıs, Azerbaycan, Filistin konusundaki Türkiye’nin tutumunu ve fazlasını, Türkiye’nin Eurofighter’daki haklılığını, talebini, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasındaki uğradığı haksızlığı ve kendi egemenlik hakları ile ilgili, Kıbrıs’la ilgili, Ege ile ilgili her şeyi en net şekilde konuşurken bir problem yok. Ama sen Türkiye’de darbeye kalkışacaksın. Sandığa saldıracaksın. Ondan sonra da susun, buna hiç sesinizi çıkarmayın diyeceksiniz.

    İktidarlarının ve ittifaklarının bu konudaki yaklaşımını bugün Sayın Devlet Bahçeli açık açık söyledi grup toplantısında. Dedi ki “Kol kırılsın yen içinde kalsın istiyoruz.” İnsan gerçekten duyduğuna gördüğüne inanamıyor. Sayın Bahçeli, Sayın Erdoğan, kırılan kol bizim. Kırılan kalp bizim. Saldırılan haysiyet bizim. Aşağılananlar bizim arkadaşlarımız. Aileleriyle tehdit edilenler bizim arkadaşlarımız. Ama diyorsunuz ki sizin kol kırılsın. Bizim yenin içinde kalsın.

    Bu memlekette kol kırık. Cep delik, cepken delik, insanlar yoksul, adalet sakat ama kendi düzenimiz sürsün istiyorsunuz. Sayın Bahçeli, Kızılcık şerbetini Tayyip Erdoğan’ın etrafı içsin. Biz kan kusaalım ama Kızılcık şerbeti içelim diyorsunuz. Kusura bakmayın. Hiçbir yerde o yoğurdun bolluğu kalmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi milletiyle birlikte ayaktadır. Hakkını aramaktadır. Sonuna kadar da arayacaktır. Bir tane, bir tane bakın biz Türkiye’nin 6,5 milyon oy almış bir siyasi partisiyle mecliste merhabalaşıyoruz diye bizi terörist ilan ediyordunuz. Terörist ilan ediyordunuz.

    Türkiye’nin menfaatlerini savunmaya devam ederiz. Büyük bir özgüvenle. Türkiye’de ana muhalefet partisiyiz.

    Şimdilik ilk sandığa kadar yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz. Karşımızda iktidar şahsileştirdiği dış politika ilişkilerini sadece kendi çıkarları için kullanan ve iktidarda kalabilmek için her tavizi veren Türkiye’yi değil, kendisini düşünen bir iktidar anlayışı var. Erdoğan çok rahatsız olmuş. Yaratılan ortaya çıkan görüntüden çok rahatsız olmuş. Diyor ki siyasi hayatımın hiçbir dönümünde eğilmedim, bükülmedim. Batılılar karşısında omurgalı duydum. Duy da inanma, duy da inanma. Hafızayı beşer nisyan ile maluldür derler ya.

    ABD elçisi Trump akıllı adam. Erdoğan’da olmayanı verecek. Kendisine meşruiyet verecek her şeyi alacak. Çok da güzel olacak sonu dedi. Tam da dediği gibi gitti. Boeingleri satın aldı. Pahallı gazı satın aldı.

    Nadir toprak elementlerini peşkeş çekti. Ne varsa verdi. Karşılığında hileli seçimleri en iyi bu bilir ama seçim yapılırsa bu kazanır diye Türkiye’de olmayan meşruiyeti güya Trump’tan aldı. Omurgalı duruş diyorsun ya.

    Gazze’de 2 yıldır İsrail’in soykırımı var katliamı var….

    Mısır’da bir ateşkes mutabakatı imzalandı. Biz ilk baştan beri bu sürece hep şöyle yaklaşıyoruz. Bu adil bir barış değil. Ama Aliye İzzetbegoviç’in söylediği gibi kötü bir barış süren bir savaştan iyidir. Hiç olmazsa 67.000 Filistinli ölmüş. Yarısı kadın ve çocuk. Bundan sonra ölümler durdurulamıyordu. Gazze tamamen sürülüp gidiyordu ve Trump’ın oradaki hayalleri ortadaydı. Kan akmamasına, çocukların açlıktan ölmemesine, kadınların ölmemesine, ekmek kuyruktakilerin taranmamasına bir umut varsa peki dedi bütün dünya.

    Mahmut Abbas bile peki dedi. Biz de peki dedik takip ediyoruz. Beklentimiz katliamların tamamen durması, insani yardımların ve sağlık hizmetlerinin eksiksiz sağlanması, bağımsız bir Filistin devletinin tanınması ve Gazze’nin Filistin toprağı olarak muhafaza edilmesi. Bunun dışında bir şey istemek zaten Filistin davasını terk etmek, Filistin’i yalnızlaştırmak ve İsrail’in kayığına binmektir. 2 yıldır kararlı bir şekilde savunduğumuz bu meselede Erdoğan iktidarının ikircikli tutumunu her seferinde eleştirdik. Gazze İsrail işgalinden kurtarılıp Trump’ın ilhakına açma hevesine de uyanık ve temkinli bir şekilde yaklaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz tüm uluslararası örgütlerde de bu tehlikeye dikkat çekiyoruz. Dün Mısır’da Trump’ın şımarık ve alaycı bir şovunu bütün dünya ibretle izledi. Trump bu şovdan saatler önce İsrail parlamentosunda bir konuşma yaptı.

    Ama hiç dünkü kadar utanmamıştım. Hiç dünkü kadar midem bulanmamıştı. İsrail parlamentosundaki o şov yetmezmiş gibi bir de güya Netanyahu da gelecekmiş de Erdoğan karşı çıkmış. Ya Netanyahu nereye geliyor? Nereye geliyor Netanyahu? Eli kanlı adam. Katliamların faili soykırımcı Netanyahu. Bizim onu Lahey’de yargılatmamız lazımken 67.000 kişinin kanının hesabını sormamız lazımken neredeyse bir araya gelecekler mişte karşı çıkılmış marşı çıkılmış. En büyük utancım şu. Dün iki yerde sevinç vardı. Birisi İsrail parlamentosunda İsrail basınında bile bu kadar değil. İkincisi AK Parti’nin yandaş basınında. Buradan dün yaşananları bir başarı, bir zafer, Hamas direndi, Erdoğan kazandı.Ya ne Erdoğan kazandı?

    Erdoğan yıllarca Trump’a sustu. Trump Netanyahu’yu övdü, önünü açtı. Ekmek kuyruğunda kadınlar tarandı. Gık demediniz. Gık demediniz. Parmağınızı oynatamadınız. Ne zamanki oradaki bölüşüm meselesinde anlaştılar, hidrokarbonlar Amerika’nın, Gazze’de Amerika’nın ilhakı olacak bütün 150 ülke Filistin’i tanımışken kendilerince manevra yaptılar.

    Bizim yandaş basın utanmadan, sıkılmadan İsrail parlamentosundaki o havayı görmeden bunu Erdoğan’a bir yurt içinde acaba iç siyasette faydası olur mu diye bir başarı gibi göstermeye çalışıyor. Beyler buradan hepinizin gözünün içine baka baka söylüyorum. Hey biz yaseviyiz. 67.000 tane cenaze var orada.

    Siz İsrail’in düğün evinin defçisi gibi davranıyorsunuz. Yazıklar olsun hepinize. Yazıklar olsun. Yarısı kadın, çocuk 67.000 Filistinli katledilmişken İsrail’in davuluyla zurnasıyla halaya duran yandaş basına diyorum ki sizde ne yerlilik var, ne millilik var.

    Şu kadar vicdan yok. Sadece yalakalık var. Sadece yalakalık var. İmzalanan şey barış anlaşması değil ateşkes mutabakatı….

    Erdoğan’ın imzasıyla poz verdiği belge bir niyet beyanı. İçinde bağımsız Filistin devleti yok. İki devletli çözüme atıf yok. Gazze’nin Filistin toprağı olduğu yok. Filistin’in seçilmiş Filistinliler tarafından yönetilmesine ilişkin irade yok. 70.000 kişiyi öldürenlere karşı bu insanlık suçuna karşı bir uluslararası hukuk hatırlatması yok.

    Ne var? İsrail’de düğün dernek var. Bizim utanmazlar da Türkiye’de konvoy yapıyorlar İsrail’in peşinden. Yazıklar olsun. Bu konuda bu konuda biraz önce söyledim. Nasıl efendim bizim çizdiğimiz alanda siyaset yapacaksınız. Biz lokomotif olduk. Katar gibi peşimize takılacaksınız vagon yapacaksınız çuf çuf ben başı çekeceğim. Muhalefet arkama dizileceksiniz.

    Belçika’da emekli aylığı 1619 Euro. Bu Avrupa’da 3.000, 3.500 Euro olan ülkeler var. 1619 Euro. Türkiye’de emekli aylığı 348 Euro. 1619, 348. Satın alma gücüne bakalım. Bir emekli aylığı ile gittiğinde Türkiye’de 19 kilo dana kıyma alabiliyorsun. Belçika’daki emekli 108 kilo dana kıyma alabiliyor. Kıyma üzerinden satın alma gücü 6 kat fazla. Türkiye’de 218 litre süt alabiliyor bir emekli maaşı. Belçika’da 1819 litre. Yani hem maaştan fark ediyor hem de satın alma gücünden misliyle fark ediyor. 200 litreye 1.800, 9 kat fark ediyor süt üzerinden satın alma gücü. Asgari ücret işi sorarsanız Belçika’da 1.919 Euro Türk parasıyla 93.000 lira. Hani diyoruz ya yoksulluk sınırı 91.000 lira. Daha işe girmiş bir yıllık asgari ücretli o yoksulluk sınırının üstünde. Yani asgari ücretli zengin kabul ediliyor. Türkiye’de ise 456 Euro. Belçikalı asgari ücretli 128 kilo dana kıyma alırken Türkiye’deki asgari ücretli sadece 30 kilo alabiliyor. Yani emeklide 108’e 9 19 kilo. Asgari ücretli de 128’e 30 kilo.

    Önümüzdeki seçimden sonra Erdoğan iktidarda kalmaya devam ederse 18 kilo kıyma alıyorsak 9 kiloya düşer. Kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü bu düzen bir asgari ücretin 8 çeyrek altın aldığı 2002 yılından 3 çeyrek altın alabildiği bugüne geldi. 8,5 çeyrek altın alınan emekli maaşından 2 çeyrek altın alınan bu günlere geldik.

    Ve bu düzen bu şekilde devam ediyor. Bir gün meydanın birinde sordum izliyorsunuz, katılıyorsunuz zaten eylemlere. Erdoğan sizi seviyor mu? Dediler hayır. Niye dedim? Birisi bağırdı oradan fakiriz diye. O gün bugün kaldı biz niye fakiriz diye soruyoruz. Bakın neden fakiriz?

    19 Mart darbesinin maliyeti 160 milyar dolar. Bunu ben söylemiyorum. Bunu devletin kayıtları söylüyor. Sattıkları rezerv, faize binen yük, faiz artışının getirdiği dış borç yükü ve her şey. Her şey. 19 Mart darbesinde harcanan bu para bu milyar ama yeni milyar yani bunun üstüne 6 tane daha 0 ekleyeceksin eski parayla. Eski milyar gibi değil. Yeni paranın milyarı bu. Emekliye yapılan zammın 150 katını 19 Mart darbesi için harcadılar. Asgari ücretliye verilmeyen zammı yani 22.000 liraya biz 30.000 lira yapın dedik. O paranın yok dedikleri paranın 120 katını harcadılar. Çiftçiye destek veriyorlar. Biz diyoruz ki kanuna göre alması gereken gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i sizin verdiğiniz yüzde 0.2 binde 2 5 katını vermelisiniz. Vermeyiz diyorlar. 100 katını bu darbeye harcıyorlar. Bakın Türkiye’deki bütün çiftçilerin aldığının 5 katını verseler kanuna uygun şekilde nefes alacak oraya vermeyen buraya veriyor.

    Ama Plan Bütçe Komisyonu’nda şimdi başlıyor Plan Bütçe Komisyonu yine bütçe görüşmeleri. Geçen sene vazgeçilen gelir vergileri için ayrılan kalem firma çalışmış, üretmiş, satmış, ihraç etmiş, kar etmiş, vergisi çıkmış. 700 milyar liralık vergiyi silmek için bütçeye kalem koyuyorlar. Kur korumalı mevduata 2,5 trilyon lira veriyorlar. Yani param var ama dolara mı koysam koyma dolar yükselir. Faize mi koysam? Sen gel bunu kur korumalı mevduata koy. Faiz neyse veririz. Dolar ondan çok yükselirse aradaki farkı aramızda toplar onu da sana biz öderiz. Kim kim toplandık biliyor musunuz? Asgari ücretliler işçiler, memurlar, çiftçiler, esnaflar. Yani fakirler fakir bıraktıkları aramızda toplayıp 2,5 trilyon lira kur korumalı mevduata para harcadık. Daha bu yıl daha bu yıl 8 ayda faize 1,5 trilyon lira vergi harcadık. Ve burası burası zurnanın zırt dediği yer.

    Yoksulun cebine atılan o eli oradan çekeceğiz. Kırıp atacağız. O eli o şefkatli eli milletin sırtına dayayacağız sırtına. Tabii gerçek gündemimiz geçim derdi. Vatandaş tarihin en büyük borç batağında. Rakamlar açıklanıyor. Duymuşsunuzdur. İcra takibine alınan batık kredi 500 milyar lirayı geçmiş.

    Ama esas mevzu ne biliyor musunuz? Bireysel kredi borcu 5.3 trilyon lirayla kendi rekorunu kırdı geçen ay ve bu yılın ilk 8 ayında ocaktan ağustosa kadar 2 milyon yeni kişi icra takibine alındı. Ve icradaki dosya sayısı 24.645.000’e çıktı. Yani 22 milyonmuş 24 milyona çıkmış. 2 milyon yeni hacze uğramak üzere olan icra dairelerine dosyası düşmüş olan vatandaş var sadece 8 ayda. Ve nüfusa oranlandığında 10 kişiden üçünün icra dosyası var memlekette. Her 10 kişiden üçünün icraya düştüğü bir noktadayız.

    Milletimiz hatırlıyor bunları. Anadolu’da bu yaz hepimiz gittiğimizde gördüğümüz muamele yani bu yapılan haksızlıklara millet yüzde 70’i siyasi operasyon diyor. Yüzde 30’u bile bunlara inanmıyor. Hak veriyor millet. Daha dün Türkiye’nin en saygın araştırma kuruluşlarından birisi isteyen gazeteci arkadaşıma basın birimimiz hemen verecek. İstanbul İl Başkanlığı’na saldırı milletin gönlünde yüzde 80 tepkiyle karşılanıyor. Düşünün bir partinin İl Başkanlığı’na 5.000 polisle geliyorlar. Böyle bir sürecin içindeyiz. Ve biz böyle bir sürece rağmen kutuplaşma de ilk kucaklaşma istiyoruz. Barış istiyoruz. Kardeşlik istiyoruz.
    Bir yandan bir gün sabah kalkıp da yıllardır yüzüne bakmadıklarının elini sıkanlar hakaret ettiklerine methiye düzenler bir anda biz durduğumuz yerde duruyoruz. Terörsüz Türkiye diyemezsiniz. Diyoruz. Terörsüz ve demokratik Türkiye istiyoruz diye söylüyoruz. Ama bir yandan efendim terörsüz Türkiye olsun. Demokrasi bunun ön şartı olmasın. Yok ya. Ne olacak? Sen burada zulmedeceksin sonra öbür tarafta senin istediğin takvim bildiğin gibi işleyecek.

    Geldiğimiz noktada mecliste 10 partinin mutabakat ve verdiği kanun teklifi dururken Erdoğan efendim kayyım artık bir istisna olacak.

    Kayyum atanan belediyeler olmayacak demişken komisyon koca bir yazı yemişken kayyumlu atanan 13 belediye orada duruyor. Üçü bizim onu DEM’in. Diğer bir taraftan batıda seçim kazanamayacağı için Kürtler CHP’nin listesinden birer ikişer aday gösterilip CHP’ye oy vermek suretiyle batıdaki kentlerin yönetiminde söz sahibi edildiler. Bunun adı kent uzlaşısı iddianamesi. Kent uzlaşısı suçlaması. Birisi sözünü söyleyemiyormuş bir temsilci konmuş. Söz sahibi olmuş bu terörle ilişkiliymiş. Bu ayıp ortada dururken komisyon orada bir yandan dinliyor, dinliyor, dinliyor.

    Biz komisyona girerken de söyledik. Bütün muhataplara da söyledik. Anayasa tartışmalarına girmeyiz. Varsanız biz yokuz dedik. Oradaki güvenceden sonra buradayız. Terörsüz Türkiye ama demokratik Türkiye dedik. Bir yandan ayların boşa gittiği, bir yandan farklı hesapların yapıldığı bir yerde değiliz. Devlet Bey kendi söylediklerine kendi yaptıklarına bakmaz.

    Efendim maksimalist talepler olmasın. Hangisi maksimalist talep? Demokrasi istemek, kardeşlik istemek, eşitlik istemek ne zamandan beri maksimalist talep oldu? Bir maksimalizm varsa dünkü söylemiyle bugünkü söylemi arasında yaşadığı farktan onu Sayın Devlet Bahçeli bir yıl önceki promptır konuşmasıyla bugünkünü karşılaştırarak hatta promptırdan çıkıp da kullandığı ifadelere bakarak bakacak önce.

    Ama diğer taraftan bu ülkenin gençlerinin birlikte yaşama iradesi var. Kürtüyle Türküyle Laz’ıyla Çerkeziyle, Alevisiyle Sünnisiyle bu ülkenin gençlerinin çağı yakalaması lazım.

    Barış, kardeşlik, kalkınma, iş, aşk, ortak bir gelecek için ben 40’lı yaşlarını yeni doldurmuş birisiyim. Hem vallahi hem billahi ben de yaşlıyım. Dünyada böyle bir şey kalmadı. Bugün dünyayı 20’li yaşlarını tamamlayan iyi eğitimli 30’lu yaşlarının başında cayır cayır beyinler ülkelerini şaha kaldırıyor. Demokraside de şaha kaldırıyor kalkınmada da kaldırıyor. Bakmayın Amerika’nın başındaki soruna, bakmayın dünyayı yöneten otoriterlerin yaşına.

    Bu iş 80 yaş üstülerin akran dayanışmasıyla değil Cumhuriyetin tanımlamasıyla her yaştan gençlerin omuz omuza mücadelesiyle olacak. İç barışımızın huzurumuzun, refahımızın önüne sürülen en önemli engellerden birisi yine söylüyorum 19 Mart darbesi. Üzerinden 209 gün geçti.

    Geçen hafta burada suçlanan o arkadaşlarımızın ailelerinin vicdanı adına Hodri meydan dedik. Hodri meydan. Dönüp dönüp aynı iftiralar. Hak etmediğimizi duyarsak hak ettiğinizi duyarsınız dedik. O günden bugüne duyuyorsunuz sesi, duyuyorsunuz tonu.

    Soruyorlar, sizi Gezi’ye kim çağırdı? Sanatçı diyor ki Yavuz Bingöl. O sırada Yavuz Bingöl Devlet Bahçeli’ye saz çalıyor. Yavuz Bingöl çağırdı beni geziyor diyor. O zaman geziciydi diyor. Şimdi o zaman geziyordu, şimdi başka yerde geziyor diyor. Neyse öyle söyleyeyim. Hiçbiri Ayşe Barım demiyor. Ayşe Barım’ı hakim salıyor. İna korku salacak ya başka mahkemeden tutuklama çıkarıp hasta yatağındaki kadını Silivri’ye götürmeye çalışıyorlar.

    Kalp kapağı açık kalp ameliyatı olması gerekiyor. Sendikacıları alıyorlar. Diğer sendikacılar sinsin diye. Gazetecileri alıyorlar, muhabirleri alıyorlar. Gazeteciler korksun diye. YouTube’da şaka yaparken saniyelik şaka yap diye güldü diye içeride tutuklu YouTuber var. Fatih Altaylı. Fatih Altaylı’nın sözlerinden Cumhurbaşkanına fiili taarruz çıkardılar. Ve her birisi, her birisi içeride işlediği suçtan değil, ibret-i alem olsun diye yatırılan birileri var.

    İktidarımın kalıcılığını değil Türkiye’de millet iradesinin kalıcılığını istiyorum diyen birinin kurduğu ülkede yaşıyoruz. Onun yüzünden 80 yaş üstü akran dayanışmasıyla düşecekken biri onu omzundan tutanları birbirine meşruiyet verenleri Türkiye’nin geleceğini ve gençlerinin geleceğini kendi ihtiraslarına, kendi yorgunluklarına, kendi tükenmişliklerine feda edenleri buradan uyarıyoruz. Bu memleket size feda edilecek kadar kolay kazanılmadı.

    Bu memleketin yarınları size değil bu memleketin evlatlarına, tüm gençlerine emanettir. Hep birlikte kurtulacağız. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özgür Özel: Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz, sattırmamalıyız!

    Özgür Özel: Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz, sattırmamalıyız!

    PİRHA-Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ABD ile sürdürülen nadir toprak element pazarlığına tepki göstererek, “Türkiye nadir elementle için ayağa kalkmalıdır. Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz, sattırmamalıyız. AKP’lilere de MHP’lilere de sesleniyorum. Millete şikayet ediyorum, nadir elementler Türkiye’nin geleceğidir” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    “İKİYÜZLÜLÜĞE TANIKLIK ETMEK İSTEMEDİK”

    “İkiyüzlülüğe tanık olmamak” için 1 Ekim’de Meclis açılışını protesto ettiklerini ifade eden Özgür Özel, “70 gün aradan sonra yeniden Meclis çatısı altındayız. Maalesef bu 70 günde 3 büyük krizi yaşamaya devam ettik; Demokrasi krizi, adalet krizi, ekonomik kriz. Yetmiş günde ülkenin sorunları büyürken bizler de mücadelemizi büyüttük. Onlar kumpasları büyüttüler. Yaptıklarıyla milletin gönlünden düşmüşlerdi, gözünden de düştüler. Okyanus ötesinde meşruiyet aramaya giriştiler. Trump’la beş dakika görüşme yapabilmek için akıl almaz tavizler verdiler. Bu çatının altına gelip, bir açılış konuşması yapıp, birlikten beraberlikten söz edip, dönüp gidip zulme devam edecek olan ikiyüzlülüğüne tanıklık etmek istemedik. Namuslu belediye başkanları hapislerde yatarken birilerine ‘Gel bakalım ya da sen, ya sen gel bize katıl ya da sende hapse atıl’ deyip muhalefetin belediye başkanlarını hapis tehdidiyle, şantajla partisine katıp utanmadan rozet takma törenleri düzenlerken kimse bana Erdoğan’ı dinlemek milli iradeye saygıdır demesin. Muhalefete operasyon yapıp milli irade diyeceksin; halk bunu reddediyor” dedi.

    “BİZ YARGILAMAK İÇİN İDDİANAMEYİ BEKLİYORUZ”

    Tutuklu CHP’li belediye başkanlarının iddianamelerin halen yazılmamasına tepki gösteren Özgür Özel, “Devrin Zaman Gazetesi, Bugün Gazetesi, bugünün Yeni Şafak’ı, Sabah’ı, Zekeriya Öz’ün iddianamesine ‘Tuğla gibi iddianame’ demişler. Şimdi bugünün Zekeriya Öz’lerinin yazdığı iddianameyi aynı kelime oyunuyla söylemeye çalışanlara söylüyorum. Zekeriya Öz ‘Tuğla gibi iddianameyi yazdı, sıçan gibi kaçtı. Dün tuğla gibi iddianame yazanlar kaçtılar, biz yargılamak için iddianameyi bekliyoruz” diye belirtti.

    “UTANMADAN ASGARİ ÜCRETİ 26 BİN TL YAPMAK İSTİYORLAR”

    İktidarın asgari ücrete yüzde 20 zam vermek istenmesini eleştiren Özel, “Asgari ücreti utanmadan 26 bin-26 bin 500 TL yapmaya niyetleniyorlar. Erdoğan dün utanmadan sıkılmadan çıkıp diyor ki ‘kişi başı milli gelirimiz 17 bin dolara yükseldi.’ Bunların Türkiye’deki toplamı 30 milyon. Bu 30 milyon kişi beşi bir araya gelse emeklisi, asgari ücretlisi, dul yetimi, yaşlılık maaşı alanı Erdoğan’ın dediğinden halen daha 2 bin dolar kaybı var bunların. Ve utanmadan sıkılmadan 30 milyon kişinin beşi birleşerek alabildikleri bir parayı herkesin aldığını söylüyor. Neden? Hesap belli. Toplam parayı, bütün nüfusa bölüyorlar. Asgari ücrete yüzde 20 zammın hedeflendiği yerde ödenemeyen kredi kartına, asgarisi ödenen kredi kartına, bankadan nakit çekilen 3 bin liraya, 5 bin liraya, 10 bin liraya yüzde 95 faize savaş ilan ediyoruz. Bunu düşürtene kadar meclis zemininde ve meydanlarda hep beraber mücadele edeceğiz, garibanın sırtından bu keneleri söküp atacağız. Bu meclisi kapatıp kaçtığınızda 26 bin 400 lira olan açlık sınırı şu an 28 bin lira oldu. 89 bin lira olan yoksulluk sınırı 91 bin liraya ulaştı” diye belirtti.

    “TRUMP İLE BEŞ DAKİKA GÖRÜŞEBİLMEK İÇİN NE HALLERE DÜŞTÜK”

    ‘Kırk haramilere çalıştı yetmedi şimdi de Trump’a çalışıyor’ diyen Özel, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Zenginlere çalıştı yetmedi. Yandaşlara çalıştı yetmedi. Kırkharamilere çalıştı yetmedi. Şimdi Trump’a çalışıyor. Beş dakika görüşebilmek için ne hallere düştük. Trump diyor ki çok umutluyum görüşmeden. Ona meşruiyet vereceğim. Onda olmayan bir şeyi. Bak her şeyi alacağım. Bu görüşme, bu şartlarda normalde gelişmiş bir dünyada iki ülke arasındaki görüşmeleri, bu ifadeler en az bir yıl erteler. Bir yıl sürer bu laftan sonra bir araya girmek. Duymazdan geldi bizimkiler… İnsan hazmedemiyor. Gerçekten utanıyor. Ama bizimkiler buna rağmen gittiler.

    Çok geçmeden ortaya çıktı. Bazılarını gitmeden söylemiştim. Hepsi doğrulandı. Boeing 300 Boeing alacak dedim. 250 Boeing aldı. Haberler ilk çıktığında Türk Hava Yollarına sordular 250, 225 uçak alacağız ama markasına karar vermedik diyor. Airbus olur Boeing olur. Modellerine karar vermedik diyor. Belli ki pazarlık gücünü elinde tutuyor. Bizimki gitti, bir anonim şirket adına bağımsız, borsada işlem gören bir anonim şirket adına uçak siparişini verdi ama yetmedi. Normal boru hattıyla gelene göre çok daha pahalıya mal olacak, sıvı doğal gaz LNG paketi için söz verdi. 20 milyar dolar da oradan zarar ettirdi.”

    “NADİR ELEMENTLER TÜRKİYE’NİN GELECEĞİDİR”

    ABD ile sürdürülen nadir toprak element pazarlığına tepki gösteren Özel, “Nadir elementler Türkiye’nin geleceğidir, Trump’a satılamaz. Türkiye nadir elementle için ayağa kalkmalıdır. Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz. Sattırmamalıyız. AKP’lilere de çağrımdır, MHP’lilere de çağrımdır; nadir elementler Türkiye’nin geleceğidir. Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz. Trump’a verilemez sahip çıkalım. Sattırmayalım, gençlerimizin geleceğini kurtaralım” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Özgür Özel’e saldıran Selçuk Tengioğlu tahliye edildi

    Özgür Özel’e saldıran Selçuk Tengioğlu tahliye edildi

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in cenaze töreni çıkışında saldıran Selçuk Tengioğlu’nun tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak tahliye edilmesine karar verildi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e Sırrı Süreyya Önder’in AKM’deki cenaze töreninin ardından yumruklu saldırıda bulunan Selçuk Tengioğlu tahliye edildi.

    Saldırgan Tengioğlu, Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda bulunan 44. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dördüncü kez hakim karşısına çıktı. Dava, ‘kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama’ suçundan 4,5 yıla kadar hapis istemiyle görüldü.

    Mahkeme heyeti, 5 aydır tutuklu bulunan Tengioğlu’nun 12 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak tahliye edilmesine karar verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Özgür Özel yeniden CHP genel başkanı seçildi

    Özgür Özel yeniden CHP genel başkanı seçildi

    PİRHA-CHP’nin 22. Olağanüstü Kurultayı’nda Özgür Özel, yeniden genel başkan seçildi. Özgür Özel, kurultayda yaptığı konuşmada, “Bir mücadele için, büyük bir haksızlığa direnmek ve tekrar kilitlenmek için buradayız. Demokrasi sınavı kazanınca değil kaybedince verilir. İktidar partisi ilk kez kaybedince yaptıklarıyla demokrasi sınavından geçemediklerini gösterdi. Karşımızdaki karanlık yapı planladığı darbe girişimini öne aldı” dedi.

    Özgür Özel, CHP’nin 22. Olağanüstü Kurultayı’nda yeniden genel başkan seçildi.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), 22. Olağanüstü Kurultayı Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in tek aday olduğu kurultayda, İstanbul il delegeleri ve Parti Meclisi (PM) üyeleri ile Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) üyeleri oy kullanmadı.

    Parti tüzüğündeki madde doğrultusunda Genel Başkan, 60 üyeli Parti Meclisi ve 15 üyeli Yüksek Disiplin Kurulu için güven oylaması yapıldı. Özel’in isteğiyle delegeler “güvensizlik oyu” verdi. Ardından blok liste yöntemiyle genel başkan ve parti organlarının seçimine geçildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 835 geçerli oyun tamamını alarak yeniden Genel Başkan seçildi. Oylamada kullanılan 917 oyun 835’i geçerli, 82 oy ise geçersiz sayıldı.

    “ZALİMİN ZULMÜ VARSA, MAZLUMUN DA UMUDU VAR”

    Kurultayda tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mesajı da okundu. İmamoğlu, mesajında, “Yol açtığı yoksulluk ve işsizlikle zulmediyor, yarattığı eşitsizlik ve adaletsizliklerle zulmediyor. Ama zalimin zulmü varsa, mazlumun da haysiyeti var, yüreği var, aklı var, umudu var” dedi.

    “BÜYÜK BİR HAKSZILIĞA DİRENMEK İÇİN BURADAYIZ”

    Özgür Özel, kurultayda yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

    “Bir mücadele için, büyük bir haksızlığa direnmek ve tekrar kilitlenmek için buradayız. Aramızda olmayan, zindanlarda tutulan tüm başkanlarımıza selam olsun. Demokrasi sınavı kazanınca değil kaybedince verilir. İktidar partisi ilk kez kaybedince yaptıklarıyla demokrasi sınavından geçemediklerini gösterdi. Karşımızdaki karanlık yapı planladığı darbe girişimini öne aldı. Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı önseçimini açıkladığı gün düğmeye bastılar.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Özel’e ziyaret: Mücadelemiz sürecek!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Özel’e ziyaret: Mücadelemiz sürecek!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, CHP İl Başkanlığı’na kayyım atanması sonrası ‘Genel Başkanlık Çalışma Ofisi’ne dönüştürülen binada CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i ziyaret etti. Ziyaret sonrası açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz demokrasinin yanında olacağız. Sessiz kalmayacağız. İktidar, seçilmiş irade ve belediyelerle uğraşmaktan vazgeçmelidir” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de, “Dimdik ayaktayız. Zulümle duruşumuzu değiştiremezler. Onların bize çizdiği yere mahkum kalmayız. Milletvekillerine bariyer çekersiniz ama CHP’nin çizgisine bariyer çekemezsiniz” diyerek, mücadele vurgusunda bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan beraberindeki heyetle birlikte, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i İstanbul’da ziyaret etti.

    İstanbul’un Sarıyer ilçesinde bulunan şu anda da Özel’in çalışma ofisi olarak kullandığı CHP eski İstanbul İl Başkanlığı’na gelen heyet Özel beraberindeki parti yöneticileri tarafından karşılandı.

    Karşılamanın ardından DEM Parti ve CHP heyeti, Özgür Özel’in çalışma ofisine geçti. Görüşme sonrası Özel ve DEM Parti Eş Genel Başkanları  kameraların karşısına geçti.

    “BU UYGULAMALAR DEMOKRASİYE KARŞI DURUŞTUR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yapılan ziyaretin nezaket ziyareti olmadığının altını çizerek, şunları dile getirdi:

    “Bu hukuksuzluğa ortak bir irade göstermenin ziyaretidir. Siz de izliyorsunuz halkın seçmiş olduğu iradeler yargı eliyle işlevsizleştiriliyor. Maalesef iktidar tarafından kayyum uygulamaları sadece siyasi partilerle sınırlı olmadan Türkiye’nin dört bir yanına yayıldı. Biz bu hukuksuzluklara karşıyız. Biz bu hukuksuzluklara karşı CHP’nin yanında olacağımızı buradan duyuruyoruz. Bizler yıllardır demokrasi mücadelesi yürütüyoruz. Bu uygulamalar demokrasiye karşı duruştur” dedi.

    Siyasi iradenin gasp edilmesi, kayyım atanması da hukuksuzluktur. Biz demokrasinin yanında olacağız. Sessiz kalmayacağız. İktidar, seçilmiş irade ve belediyelerle uğraşmaktan vazgeçmelidir. Demokrasi ile Ortadoğu’ya örnek bir model olabiliriz ama yapay gündemleler halkımızı yormaya çalışıyoruz. Bu topraklar üzerinde demokrasi ve adalet istiyoruz. Demokratik olmayan rejim bugün CHP için risk oluşturuyor ama yarın AKP için de risk oluşturacaktır. Bir an önce bu hukuksuzluğun ortadan kaldırılması gerektiğini belirtiyoruz.”

    “NİYETİMİZ SOKAĞI KARIŞTIRMAK DEĞİL HANEYE TECAVÜZE MANİ OLMAK”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel de, DEM Parti Eş Genel Başkanlarının gerçekleştirdikleri ziyaret için teşekkür ederek şunları ifade etti:

    “Büyük bir hukuksuzluğun karşısındayız. Bu bina kazanan binaya dönüştü. Bu bina İstanbul’u kazandı. İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazandığı gerçeğiyle bu bina hedef haline geldi. Seçim kazanıyoruz baş eğmiyoruz diye bunlar oluyor. Bundan 2 saat önce bu bina işgal altındaydı. Her yerinde polisler vardı. İstanbul’daki CHP bir bütün olarak kayyuma itiraz etti. ‘Biz kayyuma karşı olağanüstü kongre istiyoruz’ denmiş. Seçilmiş iradenin yerine geçmeye çalışıldı. Biz baba evine davette bulunduk. 5 bin polisle gelindi. Bina ablukaya alındı. Bu ablukanın benzeri Ankara’daki gar katliamında alınsaydı 104 canımız gitmezdi. Orada alınması gereken tedbirin 50 katını burada aldılar. Bir kayyum partisine karşı suç işlemiş 30 kişi ile geldi. Bizim niyetimiz sokağı karıştırmak değil haneye tecavüze mani olmak.

    DEMOKRASİNİN OLMADIĞI YERDE HAYATI DURDURURUZ 

    Bina bizim binamız. Polislerimizin hepsi vatan evladı ama burada hukuksuzluğa alet ediliyorlar. Bugün işgal sonlandı. Sayın Bahçeli’nin ifadelerinde var ‘sokakları mı karıştıracaksınız? diyor. Erdoğan ‘kimsenin sokakları karıştırmasına izin vermeyiz’ diyor. Bizim niyetimiz sokakları karıştırmak değil; haneye tecavüze engel olmakdtır. Buradaki direnişin hukuktaki adı ‘meşru müdafaadır. AKP’lilere soralım birileri sizin seçtiğiniz kişilerin yerine kayyum atanmış ve birileri kendi kafasına göre birilerini koymaya çalışıyor. Ne yapacaksınız? Elinizde çiçekle mi karşılayacaksınız?  Evet biz demokrasinin olmadığı yerde hayatı durdururuz.

    DİMDİK AYAKTAYIZ

    Bundan sonra da buradayız. Dimdik ayaktayız. Zulümle duruşumuzu değiştiremezler. Onların bize çizdiği yere mahkum kalmayız. Milletvekillerine bariyer çekersiniz ama CHP’nin çigisine bariyer çekemezsiniz. Mücadelemiz sürecek. Hepinize gayretleriniz için teşekkür ederiz. Bundan sonra da hem il başkanlığında hem buradaki ofisimizde görevimizi yapmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Özgür Özel: Teslim olmayacağız-VİDEO

    Özgür Özel: Teslim olmayacağız-VİDEO

    PİRHA- CHP’nin kuruluşunun 102’nci yıl dönümü nedeniyle Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bırakma töreninde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Biz haklıyız, biz kazanacağız, asla teslim olmayacağız. Demokrasi kazanacak. Türkiye kazanacak” dedi.

    CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresinin iptal edilmesi ardından CHP İl Başkanlığına kayyım olarak Gürsel Tekin atandı. Çıkan karar, partililer arasında ciddi tartışmalara sebep olurken Tekin, CHP’nin kuruluşunun 102’nci yıl dönümü nedeniyle bugün Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktı.

    “CHP İstanbul İl Başkanlığı” adına çelenk koyduktan sonra açıklama yapan Tekin, Özgür Özel’in de aynı noktada yapacağı programa katılacağını belirtmişti.

    Saat 14:00 itibariyle CHP Genel Başkanı Özel de Parti kurmayları ile birlikte Taksim Meydanına geldi. Ancak Gürsel Tekin, alanda yer almadı.

    Toplanan kalabalık sık sık Tekin aleyhine sloganlar attı.

    “DEMOKRASİ KAZANACAK. TÜRKİYE KAZANACAK”

    Özgür Özel, kararına ilişkin yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Taksim Meydanı’nı ve sizleri gördüğümdeki duygumu şöyle ifade etkayyım mek isterim. Araç buraya döndü. Tüm Türkiye, dün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yönlendirdiği talimatlı yargıyla Türkiye’nin kurucu partisine, onun İstanbul İl Başkanlığı’na karşı yapılan bir darbeyi ve bunu 5 bin polisle birlikte gerçekleştirenleri gördü. Eğer yetkiyi AK Parti yargısından alırsanız 5 bin polise ihtiyacınız var. Ama eğer yetkiyi milletten alıyorsanız işte Taksim’e gelirsiniz, sizi 5 bin partili karşılar. Köşeyi dönüp de bu meydanı hınca hınç sizlerle dolu gördüğümde Özgür Başkan’a meydanı işaret ettim. Dedim ki ‘Bu partide en önemli görevi Genel Başkan yapmıyor. En önemli görevi; dünkü durumu görüp bugün 50 kişiyle yapılacak bu çelenk koyma, sunma törenini, bunu vazife bilip günün ortasında güneşin altında gelip de duran şu partili yapıyor.’ Cumhuriyet Halk Partisi’ni bölebilirler mi? Cumhuriyet Halk Partisi birdir, bütündür. Tek teminatı üyeleridir, sandıktır. Türkiye’yi sandıksız yönetmeye niyet edenler, Türkiye’de tek adamı yollayıp Gazi’nin kurduğu Cumhuriyet’te, İsmet Paşa’nın kaybettiği seçimle Türkiye’ye armağan ettiği çok partili rejimi, iktidarların seçimle gelip seçimle gitmesini seçim kaybedeceğini anlayınca hazmedemeyenler, şimdiden Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul İl Kongresi, İstanbul İl Başkanlığı üzerinden sandığı kaldırmaya, yerine atanmışlar getirmeye çalışıyorlar. Teslim olmayacağız. Neyine güveniyorsun? Sadece ve sadece size güveniyorum.

    Bu acımasız, haksız, hukuksuz saldırıyla, tapusu dahi genel merkeze kayıtlı binadan halen daha polisleri çıkarmayanlara, kardeşlik hukukunun üstünde bir hukuk tanımayan bu partide kardeşi kardeşin karşısındaymış gibi göstermek için algı operasyonu yapmaya çalışanlara şunu söylüyorum. Kardeşler, son seçimde yarıştılar. Yarısı kazandı, yarısı o gün kazanmadı. Ama demokrasi fikrinin insanları, demokrasi fikrinin sahibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyeleri o günden beri birlikteler. İstanbul’da Özgür Başkan’a oy veren delege kadar vermeyenler bu süreçte partiye sahip çıkıyorlar. Biriz ve beraberiz.

    Hayatım boyunca şahsıma yapılan pek çok kusuru, pek çok haksızlığı affettim. Kolay barıştım, kolay barışırım. Ancak bu partide, bu partinin her kademesinde görev yapmış kim olursa olsun bu kardeşlik hukukuna, bu birlikteliğimize, bu tek vücutluğumuza, 47 yıl sonra birinci parti oluşumuza, arkadaşlarımızı zindanlarda tutanlara karşı tek yumruk oluşumuza, her çarşamba bir ilçede, her hafta sonu bir şehirde o şehrin, o ilçenin tarihinin en kalabalık eylemlerini, en kalabalık eylemlerini yapışımıza gölge düşürmeye çalışan, saraya alet olup bu partiye zarar vermek isteyen bir karından doğduğum kardeşim olsa affetmem, affetmeyeceğim.

    ‘Partiliyim’ diyen herkesi partinin seçilmişlerine, seçme iradesine saygı duymaya, sahip çıkmaya; görev bekleyen herkesi içinde bulunduğumuz süreçte özgürce aday olmaya, yarışmaya ve bir güç alacaksa bu örgütten, bu partiden, devlet için bir yetki alacaksan bu milletten yolun geçtiğini hatırlamaya, öğrenmeye, bundan sapmamaya davet ediyorum.

    Biz haklıyız, biz kazanacağız, asla teslim olmayacağız. Demokrasi kazanacak. Türkiye kazanacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Doğum gününüz kutlu olsun.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Özgür Özel: Kayyım olarak atanan Gürsel Tekin, partiden ihraç edildi!

    Özgür Özel: Kayyım olarak atanan Gürsel Tekin, partiden ihraç edildi!

    PİRHA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin İstanbul Yönetimi’ne kayyım atanmasına ilişkin konuştu. Özel, kayyım olarak İstanbul İl Yönetimine atanan Gürsel Tekin’in partiyle ilişkisinin kesildiğini duyurdu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul İl Başkanlığına atanan kayyım kararını katıldığı bir TV programında değerlendirdi.

    Özel, yaşananlara ilişkin “Haberdardık. 10. denemede tutturdular. Asliye Hukuk Mahkemelerine başvuruyorlar. İstanbul İl Kongresini iptal edin ve tedbir kararı verin diyorlar. Bunu bugüne kadar 9 ayrı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Başkanı reddetti. Ankara’da böyle bir hakim bulamadıkları için İstanbul’daki bir hakime bu kararı aldırmışlar. Bu durum, hukuk sistemi açısından tamamen bir kanunsuzluk hali olduğu için Anayasa Mahkemesi’ne de bu durum açısından tedbir talebiyle başvuracağız” dedi.

    MİTİNGE DAVET!

    Özgür Özel, gelişmelere dair şu açıklamayı yaptı:

    “Bugüne kadar seçim sonuçlarını yargı yoluyla değiştirmeye çalışmak ne sonuç verdiyse, örneğin İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı ilk seçim iptal olduğu gece, fark 13 bindi. 60 gün sonra yapılan seçimlerde fark 806 bine çıktı. Millet sevmiyor böyle şeyleri. O yüzden siyaseten son derece güçlü olan ve güçlenmekte olan pozisyonumuzu tahkim eder bu. Ama biz ne yapacağız derseniz, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hukuken yapılması gereken her adımı atacağız. Hukukçu arkadaşlar bakıyorlar. Örneğin, mahkemeye itiraz edilecek elbette. Mahkemenin kararına istinafta itiraz edilecek elbette.

    Yarın çok önemli bir işim var, onun önüne kimse geçemez. Yarın sevgili Nehir’i Ferdi’nin kızını okula kaydettireceğiz. Ondan sonra da mücadeleye devam edeceğiz. Yarın İstanbul’un bütün demokratlarını Zeytinburnu’na davet ediyoruz.

    “PARTİDEN İHRAÇ ETTİK!”

    Özgür Çelik, İstanbul İl Başkanımızdır. Görevinin başındadır, görevine devam ediyor. İsminden bağımsız olarak atanan kayyum heyetinden, görevi kabul edeceğini anladığımız, açıklaması o yönde olan kişiyi partiden ihraç ettik. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor. Tedbirli şekilde Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik.

    Bu, Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur. Bu saray düzeninin, bu yargı kumpasına ‘Ben görev yaparım.’ diyen diğer dört arkadaşın açıklamalarını bilmediğimiz için onlar çok yakın takibimizde olan partililerimiz, geçmişte ilçe başkanlığı görevleri yapmışlar. Eğer onlar ‘Biz görevi kabul ediyoruz.’ derlerse onlar da ihraç edilecek.

    Borsa İstanbul’un yüzde 6’lık dibe çakılması… Bunu göze alanın ekonomiyi düzeltme gibi bir gayeti olabilir mi? Bazı bankalar işlemlerini kapattı. Bana diyor ki, ‘Ankara’ya git, partinin başında otur.’ Bu ne demek? Anadolu’yu gezersen seni partinin başından indiririm. Beni tehdit ediyor. Beni partinin başından indirmekle tehdit ediyorlar. Ben de onlara diyorum ki, ‘Partinin başında, sizin dediğiniz gibi, tarif edilmiş bir muhalefet olarak, sınırları çizilmiş bir muhalefet olarak oturacağıma, mücadelemi yaparım, hadi gelin indirin.’ İndirirsen millet kimi indiriyor görürüz. Bu karar, hukuk fakültesi diplomasını yakan bir hakime aldırttıkları bir karar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Özgür Özel: Meclis’teki komisyona Alevilerin yaşadığı sorunları da içeren demokratikleşme paketi sunduk

    Özgür Özel: Meclis’teki komisyona Alevilerin yaşadığı sorunları da içeren demokratikleşme paketi sunduk

    PİRHA-Hacıbektaş’ta Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’nin açılışında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Meclis’te kurulan komisyona 29 maddelik demokratikleşme paketi sunduk. Yıllardır ifade ettiğimiz cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ve Alevilerin yaşadığı haksızlıkların giderilmesi, Madımak’ın utanç müzesi haline getirilmesi gibi birçok konuya değinen bir paketi Meclis’e sunduk” dedi.

    Hacıbektaş’ta Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’nin açılışı yapıldı. Açılışta Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel konuşma yaptı.

    “HERKESİN EŞİT YURTTAŞ OLARAK YAŞAYACAĞI YARINLARI İNŞA ETMEK İÇİN KOMİSYONDA YER ALDIK”

    Eşit yurttaşlık mantığıyla kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları olduğunu belirten CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Devlet için canımızı feda ediyoruz, vergi istendiğinde hepimiz vergi veriyoruz. Ama konu hizmet etmeye geldiğinde bir inancın mezhebinin tüm ihtiyaçlarını hepsini karşılıyor ama Alevilere gelince ve Hacıbektaş’ta Bağcılar Cemevi’nin onarılmasında bir milletvekilinin yüze gönüllüğüne kalması onun en büyük soruna işaret. Türkiye’de kalıcı barışın sağlanması için kurulan komisyonda herkesin Türkiye’de eşit yurttaş olarak yaşayacağı yarınları birlikte inşa edebilmek için yer aldık. Komisyona 29 maddelik demokratikleşme paketi sunduk. Yıllardır ifade ettiğimiz cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ve Alevilerin yaşadığı haksızlıkların giderilmesi, Madımak’ın utanç müzesi haline getirilmesi gibi birçok konuya değinen bir paketi Meclis’e sunduk” diye konuştu.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

     

  • Özel: 9 dalga değil, 99 dalga yapsanız da başaramayacaksınız!

    Özel: 9 dalga değil, 99 dalga yapsanız da başaramayacaksınız!

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sabah saatlerinde yapılan 9’uncu dalga operasyonuna tepki göstererek, “Devlet içindeki çetelere sesleniyorum: 9 dalga değil, 99 dalga yapsanız da başaramayacaksınız! Onlar savcılarına, çetelerine güvensinler. Ben millete güveniyorum. Millet bizimle beraberdir” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belesiyesi’ne (İBB) 9’uncu dalga operasyon başlatıldı. CHP’li Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Danışmanı Yiğit Oğuz Duman, ve Medya A.Ş’deki bazı kişilerin evlerinde arama yapılıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de aralarında bulunduğu 44 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini açıkladı.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabından paylaşım yaparak, operasyona tepki gösterdi.

    “MİLLET BIZIMLE BERABERDIR

    Özel, paylaşımında şunları ifade etti:

    “19 Mart’tan bu yana, ‘Öyle duydum’ iftiralarından başka bir şeyleri olmadığı için 149 gündür iddianame yazamıyorlar. Bu çaresizlik nedeniyle tutukluları; eşleriyle, evlatlarıyla tehdit edip iftiracılığa zorluyorlar. Son olarak, savcı-avukat çetesiyle bir İBB Borsası kurdular. Savcıların tuttuğu avukatları, Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerine sürülen tutuklulara gönderip, iftira metinlerini imzalatmaya, milyon dolarlarca rüşvet almaya çalışıyorlar. Bu çetenin faaliyetleri belgeleriyle ortaya çıkmışken, etkin pişmanlık kumpası çökmüşken, millet Ak Toroslar Çetesi’nin dağıtılması için HSK’nın harekete geçmesini beklerken, bugün hala bu çetenin eliyle operasyon yapıyorlar. Bu operasyon, yargı çetesinin ve Ak Parti’nin yaşadığı tahribatı örtmek için girişilen bir intikam operasyonudur. Bu operasyon, bir yandan barış, birlik ve kardeşlik diyenlerin, bu umuda karşı başlattığı baltalama girişimidir. Başkanımız İnan Güney ve tüm arkadaşlarımızın sonuna kadar yanındayız. Devlet içindeki çetelere sesleniyorum: 9 dalga değil, 99 dalga yapsanız da başaramayacaksınız! Onlar savcılarına, çetelerine güvensinler. Ben millete güveniyorum. Millet bizimle beraberdir.”

    PİRHA/ANKARA