Etiket: özgür turak

  • St. Pölten Cemevi’nin tapusu Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na devredildi

    St. Pölten Cemevi’nin tapusu Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na devredildi

    PİRHA- Avrupa’da ilk inşa edilen cemevlerinden olan St. Pölten Cemevinin 22 yıllık tapu sorunu çözüme kavuştu, devri Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu adına gerçekleşti. Yapılan açıklamada, “St. Pölten Cemevi’nin tapusunun imzalanmasıyla yalnızca bir bina değil, aynı zamanda inancımız, kültürümüz ve toplumsal birliğimiz korunmuştur. Bu zafer, gelecekte de Yol pirlerimizle Alevilik ışığının toplumu aydınlatmaya devam edeceğinin bir kanıtıdır” denildi. 

    Avrupa’da hizmete açılan ilk cemevlerinden olan St. Pölten Cemevi, inşaat ve arsa borçları nedeniyle defalarca açık arttırma ile satışa çıkarılmıştı. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) bağlı olarak hizmet veren St. Pölten Cemevi, başkanlık görevini yürüten Mehmet Mercan tarafından üyelerden habersiz olarak İslam Alevi Teşkilatı’na bağlanmıştı. Mehmet Mercan yönetimi, AABF’nin maddi sorununu çözerek cemevini geri alma önerisini de geri çevirmiş ve cemevi binası satılmıştı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, cemevinin satışını durdurmak ve bu durumdan kurtarmak adına yaptığı çağrılara dönemin St. Pölten Cemevi yönetiminin olumsuz yanıt vermesi sonrasında başlattıkları kampanya ile Alevilere lokmalarını sunmaları çağrısında bulunmuştu.

    Bir süredir sürdürülen dayanışma çağrıları sonrasında belli bir aşama kat eden Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, St. Pölten Cemevinin tapu sözleşmesini imzaladı. Böylece St. Pölten Cemevi resmi olarak Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun bünyesine geçti.

    “ST. PÖLTEN CEMEVİNİN ALEVİLERE KAZANDIRILMASININ HAKLI GURURUNU YAŞIYORUZ”

    Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu şunları belirtti:

    “Avusturya’da özgün Aleviliğin resmi olarak tanınması, 13 yıllık zorlu bir mücadelenin sonunda gerçekleşti. Bu süreç, yalnızca yasal bir hak arayışı değil, aynı zamanda Aleviliğin bağımsız bir inanç olarak kabul edilmesi için verilen tarihi bir savaştı. Bugün, bu tarihi mücadelenin en önemli kazanımlarından biri olan St. Pölten Cemevi’nin yeniden Alevilere kazandırılmasının haklı gururunu yaşıyoruz.

    St. Pölten Cemevi’nin icra yoluyla satışa çıkarılması, Avusturya Alevi toplumu için derin bir üzüntü kaynağı olmuştu. Ancak bu durum, aynı zamanda bir onur mücadelesinin de başlangıcı oldu. Çağrılarımıza yanıt alamadığımız bu süreçte, Alevi toplumu dayanışma içinde bir araya gelerek cemevimizi yeniden sahiplenme mücadelesi başlattı. Bu mücadelede, AABK Onursal Başkanımız Turgut Öker’in “Gelin canlar bir olalım” çağrısıyla birlik ve dayanışma ruhu en yüksek seviyeye ulaştı.

    “İNANCIMIZ, KÜLTÜRÜMÜZ, TOPLUMSAL BİRLİĞİMİZ KORUNMUŞTUR”

    Alevi Yol Erkan Kurumu ve Yol pirlerimizin rehberliğinde, İzzet Caner gibi gönül veren canların özverisiyle, toplumsal dayanışmanın gücü birleşti ve cemevinin satışının açık artırmada geri alınması sağlandı. Bu başarı, yalnızca bir mülkün kazanımı değil, Aleviliğin özünü, kimliğini ve dayanışma ruhunu koruma adına atılmış tarihi bir adımdır.

    St. Pölten Cemevi’nin yeniden Alevi toplumuna kazandırılması, “Yol cümleden uludur” anlayışının zaferidir. Bu süreç, Alevi toplumunun birlik ve beraberliğinin, dayanışma ve inancının en güzel örneklerinden biri olarak tarihimizdeki yerini almıştır.

    Bugün, St. Pölten Cemevi’nin tapusunun imzalanmasıyla yalnızca bir bina değil, aynı zamanda inancımız, kültürümüz ve toplumsal birliğimiz korunmuştur. Bu zafer, gelecekte de yol pirlerimizle Alevilik ışığının toplumu aydınlatmaya devam edeceğinin bir kanıtıdır.”

    PİRHA/AVUSTURYA

  • AİHM’den emsal karar: AABF’nin ‘Alevilik bağımsız bir inançtır’ başvurusunu haklı buldu

    AİHM’den emsal karar: AABF’nin ‘Alevilik bağımsız bir inançtır’ başvurusunu haklı buldu

    PİRHA- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) “Alevilik bağımsız, özgün bir inançtır” şeklindeki başvurusunu sonuçlandırdı ve Avusturya hükümetini haksız buldu. Avusturya hükümeti, ülkedeki Alevilere İslam dayatmasında bulunarak Aleviliğin bağımsız/özgür bir inanç olduğunu kabul etmiyordu. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Avusturya devletinin Aleviliği İslam’dan bağımsız ele almamasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyarak uluslararası arenada hukuk mücadelesi başlatmıştı. 30 Ocak’ta AABF’nin başvurusunu görüşen mahkeme, Avusturya devletini haksız bularak emsal bir karar aldı. Mahkeme de “Alevilik kendine özgün bir inançtır” dedi.

    “HİÇ BİR BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR, HAKLIYDIK KAZANDIK”

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), yazılı bir açıklama yaparak, “Hiç bir başarı tesadüf değildir, haklıydık kazandık” dedi.

    2008 yılında AABF tüm kurumları ile beraber ortak karar alarak, Avusturya’da Alevi inancının yasal zeminde eşit yurttaşlık haklarına kavuşması için gerekli çalışmaları başlatılmasıyla yola çıkıldı.
    2009 yılına, Alevi Yol ve Erkanına uymayacak şekilde yapılan ihanetler, entrikalarla, Türk İslam sentezine biat etmiş bir olgu ile başladık zorlu yolumuza!
    Süre zarfında yürütülen hak arayışı nazarında, bizden olmayanların uyguladıkları, kirli emmelerini Alevi inancının üzerine hüküm sürmeyi hedefleyen zihniyet türedi birden, içimizden bizi parçalayıp yok etmeyi hedeflediler!

    Önde gelen Alevi kurum yöneticilerinin, üyelikten çıkartılarak başladılar, kurumsal yetkilerini ellerinden alınması düşüncesiyle, yapamadılar!
    Yine önde gelen Alevi kurum temsilcilerimiz Avusturya’ya Almanya İstihbarat birimlerine “Teröristtir” diye şikayette bulundular. İki yıl gözetim altında kaldık bilinmeden, yine başaramadılar, temiz çıktık!

    “AVUSTURYA İSLAM YASASINI ÖNÜMÜZE SÜRDÜLER BAŞARAMADILAR!”

    Bir adım daha ileri gidilerek, Avusturya’da tek Türk-İslam sentezi anlayışının Alevileri yasal zeminde temsil edebileceği gerekçesiyle, Avusturya İslam Yasası’nı önümüze sürdüler ve derneklerimizi kapatmak istediler, başaramadılar!
    Derneklerimizde Alevi İnanç ritüellerini yürütüyoruz diye bu seferde derneklerimizi kapatmaya çalıştılar, yine başarılı olamadılar! Alevi İnanç isimlerini, kurum isimlerimizi patentlediler, ‘bizden izin almadan bu isimleri kullanmazsınız’ diye dava açtılar, yine başarılı olamadılar!
    Patentledikleri isim üzerinden bizlere tazminat davası açma cüretinde bulunup darlığa sokmaya çalıştılar, yine başarılı olamadılar!
    Açtıkları tüm davaları kaybettiler!

    “BASKICI ZİHNİYET ALEVİ ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİNİ YOK EDEMEDİ”

    Baskıcı zihniyet, bizi ve Alevi örgütlü mücadelesini yok edemediler! Mücadelenin adı oldu Avusturyadaki direniş!
    10.12.2020 yılında Avusturyada yürüttüğümüz hukuk mücadelesi sonuç vermedi. Eşit yurttaşlık haklarının kazanılması yönünde, pes etmedik ve davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdık! Haklı olduğumuzu biliyorduk, mücadelemizin hukuk özgürlüğü çerçevesinde yürütüldüğünde kazanacağımızı biliyorduk! Haklıydık, davamıza inanıyorduk!

    AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ DEDERASYONU HAKLI BULDU

    05.03.2024 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendi resmi sayfasında, Avusturya’da yaşanılan hukuksuz sürece yönelik kararını verdi ve Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nu haklı buldu! Gururluyuz ve mutluyuz! Mücadeleden hiç bir zaman vazgeçmedik! Her daim mücadelemizi sonuna kadar yürüteceğiz! Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde elde etmiş olduğumuz başarı, dünya inançları haklarının korunması anlamında dönüm noktası olacak bir başarı olmuştur!

    Bizleri bu sürede yalnız bırakmayan, öncelikle yol arkadaşlarımıza, kurum yöneticilerimize, dostlarımıza çok teşekkürlerimizi sunuyoruz! Önümüzdeki süreçte konuyla ilgili daha detaylı bilgileri sizlerle paylaşacağız! Hızır yar ve yardımcımız olsun. Aşk ile!

    ÇANKAYA: HAK YERİNİ BULDU, TÜM ALEVİ TOPLUMUNA HAYIRLI OLSUN!
    AİHM’in Aleviliği “kendine özgü bir inanç” olarak kabul etmesinin ardından AABF Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya</da “Devletler Aleviliği kalıplara sokamaz” dedi.

    13 yıl süren mücadeleleri sonucu başarı elde ettiklerini kaydeden Çankaya şunları ifade etti:

    “Kar demeden kış demeden, yağmurda çamurda 13 yıl boyunca genç-yaşlı, kadın-erkek demeden yolara düştük.
    Türkiye’de Türk İslam sentezi üzerinden Alevileri İslamlaştırmaları yetmiyormuş gibi, Avusturya hükümeti de bizleri İslam dairesine hapsederek asimile etmeyi hedeflemişti. Bunun karşısında kendine güvenen, değerlerinden taviz vermeyen Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu,
    bize bu kötülükleri yapanın bir devlet olmuş olmasına rağmen önünde teslim olmadı.
    Bunun karşısında 13 yıl boyunca sürdürdüğümüz hak arama mücadelemizden Avusturya mahkemelerinde bir sonuç alınamayınca davayı dört yıl önce Avrupa İnsan Hakları mahkemesine taşıdık. Bize maliyeti 500.000 Euro’yu aşan dava giderlerine ramen asla pes etmedik, çünkü sonuna kadar haklı olduğumuza inanıyorduk. Sonuç olarak hak yerini buldu.”

    Mehmet Ali Çankaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 4. Dairesinin 30 Ocak 2024 tarihli oturumunda Avusturya hükümetinin bizleri İslam dini içerisinde yer alma dayatmasına karşı, “Alevilik kendine özgü bir inançtır” talebimizi, bizleri oy birliğiyle haklı buldu, Avusturya hükümetini ise haksız bulmuştur. Cesaretini ve kararlığını ulularından alan mücadelemizin elde etiği bu kazanım tüm Alevi toplumuna hayırlı uğurlu olsun” dedi.

    PİRHA/AVUSTURYA

  • Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, kuruluşunun 25. yılını coşkuyla kutladı

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, kuruluşunun 25. yılını coşkuyla kutladı

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), kuruluşunun 25. yılını Viyana’da büyük bir coşkuyla kutladı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), kuruluşunun 25. yılını kutladı.

    Welg Medya’nın haberine göre, sunuculuğunu Deniz Öz ve Alican Doğan’ın yaptığı kutlama, Viyana Belediye Başkanı Yardımcısı Christoph Wiederkehr’in katılımı ve katkılarıyla Festsaal Wiener Rathaus’ta gerçekleşti.

    Ev sahipliğini Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak’ın yaptığı kutlamalara, Avusturya’nın dört bir yanından gelen dernek yöneticileri ve dernek üyelerinin yanı sıra, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bugüne kadar başkanlık yapmış olan dönem genel başkanları Ahmet Işık, Mehmet Ali Çankaya, Ethem Şahin, önceki Yol ve Erkan Kurulu Başkanı Haydar Bilgin başta olmak üzere, Analar-Pirler, Avusturya Alevi Kadınlar Birliği ve Avusturya Alevi Gençlik Topluluğu da katıldı.

    Viyana Belediye Başkan Vekili Christoph Wiederkehr, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Tunç Soyer, Avrupa Parlementosu Alevi Dostluk Grup Başkanı Dr. Günter Sidl, Viyana Belediye Başkanvekili Kathrin Gaal, geceye videolu kutlama mesajı gönderdi.

    Etkinliğe Milletvekilleri Dr. Ewa Ernst-Dziedzic, Bürstmayr Georg, Micheal Reimon ve Belediye Meclis Encümenleri Barbara Huemer, Niki Kunrath, Berivan Arslan, Max Zirngast, Carola Zentara, Sofia Palzer-Khomenko, Heidi Sequenz, Hans Arsenovic, Ali Fırat, Islek Siham, Ludwig Hetzel’e, Katolik Kilisesinden Dr. Espérance-François Ngayibata Bulayumi, Ermeni Katolik Kilisesinden Vahan Hovagimian, Avusturya Budisim Gerhard Weissgrab, Elmar Kuhn Hristiyan yardım kuruluşundan, Evangelist Kilisesinden Eva Hörmann, Süryani Ortodox Kilisesinden Islek Musa, Tarihçi Heiko Heinisch, Doç.Dr. Hüseyin Çicek, Prof.Dr. Stefan Hammer, Dr. Harald Tripp, Dr. Deniz Coşan Eke etkinliğe katıldılar.

    AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, HDP eski Milletvekili Zeynel Özen, AABK eski yöneticilerinden Bülent Ant, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı Müslüm Dalkılıç, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Mehmet Gündüz, Danimarka ABF Başkanı Türel Meriç, İsviçre ABF Başkanı Binali Sağlam etkinlikte hazır bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • AABF Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti depremzedelere açıldı- VİDEO

    AABF Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti depremzedelere açıldı- VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat depremleri sonrası büyük yıkım yaşanan Adıyaman’da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun öncülüğünde Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti açıldı. 

    6 Şubat depremlerinin büyük yıkıma neden olduğu Adıyaman’da Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti kuruldu. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (ABBF) Onursal Başkanı Ethem Şahin, federasyonun Başkanı Özgür Turak ve Ağuçan Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer’in katılımı ile Rıza Şehri Konteyner Kenti bugün faaliyete girdi.

    “DERDİNİZE DERMAN OLMAK İÇİN GELDİK”

    ABBF Onursal Başkanı Ethem Şahin konuşmasında, “6 Şubat’ta bir facia yaşadık. O facianın sesleri Adıyaman’da duyulmadı. Sizin sesiniz Avrupa’nın her yerinde duyuldu. Bütün ülkelerin Alevi kurumları sizin sesiniz olmayı kendilerine görev kılarak derdinize derman olmak için buradayız” dedi.

    “6 BİN KİLOMETRE UZAKTA HER GÜN ACINIZI PAYLAŞAN İNSANLAR OLDU”

    “Facianın arkasında bıraktığı anılar hepimizi çok derinden etkiledi” diyen ABBF Başkanı Özgür Turak da, depremzedeler ile acılarını paylaştığını ifade ederek, “Sizden 6 bin kilometre uzakta yaşıyoruz ama her gün acınızı paylaşan insanlar oldu. Alevi inancının da temel öznelerinden olan Rıza Şehri kavramının burada yaşamasını arzuladık” diye konuştu.

    282 KONTEYNER

    Turak, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun, depremzedelerin barınma ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için 282 konteynerden oluşan ve içinde çocuk, sağlık birimleri, kütüphane, sosyal tesis, çamaşırhane ve yönetim birimlerinin yeraldığı Rıza Şehri Konteyner Kent Yaşam Alanı’nın  hizmete girdiğini söyledi.

    “EN BÜYÜK İBADET HİZMETTİR”

    Ağuçan Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer ise “Yolumuz ve inancımızda en büyük ibadet hizmettir. İbadet yaşamın kendisidir. Bu hizmetlere gönül katan, buraya kadar gelen cümle canların hizmetleri kabul olsun. Hızır cümlemizin yardımcısı olsun. Hakk bizlere bir daha böylesi acılar kederler yaşatmasın. Birliğimiz, dirliğimiz beraberliğimiz daim olsun” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ADIYAMAN 

  • Avusturya ABF yöneticilerinden Ali Rıza Yıldırım, havalimanında gözaltına alınıp bırakıldı

    Avusturya ABF yöneticilerinden Ali Rıza Yıldırım, havalimanında gözaltına alınıp bırakıldı

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde yıllardır Alevi toplumuna hizmet eden Ali Rıza Yıldırım, İstanbul-Viyana uçuşu sırasında polis tarafından gözaltına alındı ancak bir süre sonra serbest bırakıldı. 

    Yurtdışından Türkiye’ye gelen bazı Alevi kurum yöneticilerinin gözaltına alınması sürüyor. Avusturya’da yıllarca Alevi toplumuna hizmet etmiş olan Ali Rıza Yıldırım, İstanbul’dan Viyana’ya uçmak için gittiği havalimanında gözaltına alındı. Yıldırım’ın bir süre sonra serbest bırakıldığı öğrenildi.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, sosyal medya hesabından yayınladığı mesajında, “Avusturya ABF emektarlarından ve Viyana Alevi toplumuza yıllardır emek vermiş ve başkanlık yapmış olan sevgili Ali Rıza Yıldırım başkanımız, bugün 21:30 uçağı ile İstanbul-Viyana uçuşu öncesi gözaltına alındıktan sonra ifadesi alınarak serbest bırakılmıştır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • AABF Genel Başkanı Özgür Turak: Alevilik gece yarısı çıkan bir kararname değildir

    AABF Genel Başkanı Özgür Turak: Alevilik gece yarısı çıkan bir kararname değildir

    PİRHA-AKP iktidarı tarafından cemevlerine dönük düzenlemelerin bir torba yasa içerisinde Meclis’e getirilmesi ve gece yarısı çıkan bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasına tepki gösteren AABF Genel Başkanı Özgür Turak, “Sorun su, elektrik parası değil, Alevilik inancının tanınmıyor olması. Alevilik gece yarısı çıkan bir kararname değil, özgün bir inançtır” dedi.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak, AKP iktidarı tarafından torba yasa içerisinde gündeme getirilen cemevleri düzenlemesi ile AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gece yarısı kararnamesi ile kurulduğu açıklanan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu. Turak ayrıca Avrupa ve Türkiye’de düzenlenecek miting ve eylemlere de katılım çağrısında bulundu.

    “SORUN ALEVİLİK İNANCININ TANINMIYOR OLMASI”

    Sözlerine “Türkiye Cumhuriyeti’nin yapmış olduğu şey aslında bir inanca direkt müdahaledir” diyerek başlayan Turak, Aleviliğin özgün bir inanç olduğunu belirterek, Avrupa’da elde edilen hakların Türkiye’de de tanınması gerektiğini söyledi. Turak şöyle konuştu:

    “O inancın yapısına, neye inanıp, neye inanmadığına karar vermektir. Devletler yalnızca yurttaşlarının ihtiyaçlarını gidermek ile yükümlüler. Bu yönde çalışma yapmaları gerekiyor. Türkiye’de elde edemediğimiz hakları Avrupa’daki ülkelerde elde ediyoruz. Çünkü insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde inancımızı burada özgürce yaşıyoruz. Burada devlet inancımızı tanımlamıyor. Nasıl yaşamamız gerektiğini onlar dillendirmiyor. İnanç kurumlarının talepleri vardır ve mevcut yasalar çerçevesinde bu talepleri nasıl yerine getirebilecekleriyle ilgileniyorlar. Herkese eşit hakları sağlamak için çalışıyorlar.

    Bunların Türkiye’de de olması gerekiyor ama maalesef demokrasiden çok uzak olduğumuz ve özellikle de laiklik ilkesi tamamen ayaklar altına alındığı için bu tür politakalar yürülüğe konuluyor. Bununla beraber kendileri gibi olmayanları hiçe sayıyorlar.

    Devletin, Alevilere belli maddi konular ile yaklaşması zaten bize hakarettir. Sorun elektrik, su parası değil. Sorun Alevilik inancının tanınmıyor olması. Alevi inancını sadece bir kültür olarak değerlendiriyorlar. Alevilerin kendi inanç boyutu, kendi yaşam tarzı, kendi ibadethanesi vardır. Mevcut İslam’dan çok uzaktadır. İbadetimizi cemevlerinde yapıyor olmamız; analarımızın, pirlerimizin, rehberlerimizin, dedelerimizin olması, inanç ritüellerimizin tamamen farklı olması kendi özerk yapısını göstermektedir.”

    “ALEVİLİK, GECE YARISI ÇIKAN BİR KARARNAME DEĞİL”

    Turak, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir dairenin kurulmasına da tepki gösterirken, “Yapılanları büyük bir tehlike olarak görüyorum. Özellikle bugüne kadar yaşadığı soykırım ve katliamların üzerine katledilerek yok edilemeyen Alevilerin şimdi inançlarına müdahil olarak yok edilmek isteniyor. Alevilerin inancını ve örgütlenmesini hiçe sayarak aslında oraya bir kayyum atıyorlar. Kendi yandaş Alevi anlayışını Türkiye’de yürütmek istiyorlar. Devlet finansmanıyla Alevilik araştırmaları yapmak, cemevlerinin ihtiyaçlarını karşılamak neyi getirecek? Tamamen devletin güdümünden çıkmayan, onun yandaşı bir yapılanma hayata geçecek. Bu da aslında yok olması demektir. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Aleviliğin gece yarısı çıkarılan bir kararname ile olmayacağını Türkiye ve Avrupa’daki örgütlerimiz söyledi zaten” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜR DÜŞÜNCELERİN İFADE EDİLEBİLECEĞİ PLATFORMLAR YARATILMALI”

    Torba yasa teklifinin TBMM’de görüşülmeye başlandığın 8 Kasım günü Alevilerin Ankara’da polis müdahalesiyle de karşılaşan eylem ve açıklamasına da değinen Turak, “Özgür düşüncelerin ifade edilebileceği platformların yaratılması gerekiyor. Sokaklarda olacağımızı tekrardan ifade etmek isteriz” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) tarafından 12 Kasım günü Almanya’nın Köln şehrinde düzenlenecek olan mitinge de çağrı yapan Turak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İnsanların düşüncelerini özgürce ifade etmeleri ve sokağa çıkma hakları yasal güvencedir. Yürütme bizi dinlemiyorsa eğer konuyla ilgili gerekli basın açıklamaları ve mitingler düzenlenecektir. Buna toplumsal aydınlanma diyoruz. Bugüne kadar olan Alevi mitinglerinin içerisinde hiçbir kargaşa, arbede yaşanmamıştır. Alevilerin inancı gereği zaten böyle bir şey yoktur. Avrupa’da yapılan mitinglerin hepsi barışçıl ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde ilerlemiştir. Yarın tekrardan bunun bir örneğini göreceğiz. Avrupa’da kazandığımız hakları Türkiye’de de elde etmeliyiz. Türkiye ne kadar demokratikleşirse insanların özgürce yaşama hakları doğacaktır. Yapılan zulmü, baskıyı, polis şiddetini kınıyoruz. Özgür düşüncelerin ifade edilebileceği platformların yaratılması gerekiyor. Sokaklarda olacağımızı tekrardan ifade etmek isteriz.

    “HAKSIZLIĞA KARŞI HER ALANDA DİK DURMAK GEREKİYOR”

    Miting bizim için önemli. Orada olacağız. Özellikle Avrupa’daki Alevi örgütlenmesinin Türkiye’deki Alevi örgütlenmesi ile bir ve dayanışma içerisinde olduğunu göstermek lazım. Bunun için konfederasyon bileşenleri olarak beraber mitingin olması gerektiğine karar verdik. Yapılan haksızlığa karşı her alanda dik durmak gerekiyor. Bugün tepki göstermezsek, ileride bize “O dönemde ne yaptınız? Bu zamana kadar yok olmayan Aleviliği nasıl yok ettiniz?” sorusunu soracaklar.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu yeni yönetimi belirlendi, başkanı yeniden Özgür Turak

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu yeni yönetimi belirlendi, başkanı yeniden Özgür Turak

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) hafta sonu yapılan 13. Olağan Genel Kurulu’nda Özgür Turak yeniden başkanlığa seçildi. Genel Kurul sonrası yayınlanan sonuç bildirgesinde, Avusturya’da iç ve dış asimilasyona karşı, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak devlet nezdinde tanınmasıyla büyük bir zafer kazanıldığı belirtildi. Bildirgede, okullarda Alevilik dersleri, müfredatları, eğitmen çalışmaları için çalışmaların ivedilikle yapılacağı vurgulandı. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) hafta sonu yapılan 13. Olağan Genel Kurulu’nda Özgür Turak yeniden AABF Genel Başkanı seçildi. Başkanla birlikte 11 kişilik yönetimde 5 kadın yer aldı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Kurulu sonrası sonuç bildirgesi yayımlandı.

    Bildirgede, “AABF ve Bileşenleri 13 yıl boyunca vermiş olduğu hukuksal mücadele sonucunda, yıldırma politikaları karşısında, iç ve dış asimilasyona karşı, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tüm ülke genelinde devlet nezdinde resmi olarak tanınması, Alevi toplumu için bir dönüm noktası olmuş ve büyük bir zafer kazanmıştır” hatırlatmasında bulunuldu.

    Sonuç bildirgesinde şunlar kaydedildi:

    “Avusturya’da Alevilik ve Aleviler kendi değerleriyle eşit yurttaşlık temelinde inançsal ve kurumsal hakları ile özgürleşmişlerdir. Bu özgürlük mücadelesinde katkı sunan, kurum ve
    kuruluşlarımıza, dostlarımıza, kardeş kurumlara ve her emektarımıza sergiledikleri onurlu duruşu ve mücadelesinden dolayı kutluyoruz.
    Federasyonumuz asimilasyoncu zihniyet karşında göstermiş olduğu mücadele ruh ile tüm bileşen ve oluşturduğu komisyonlarla örgütsel bir bütünlük içerisinde geleceğe yönelik çalışmalar yürüyecektir. Alevi toplumunun ihtiyaçları doğrultusunda elde ettiği değerlerle toplumsal aydınlanma, inkar ve yok sayma zihniyetine karşı kurumsal mücadele, yaşamın her alanında yürütülmeye devam edilecektir.

    “OKULLARDA ALEVİLİK DERSLERİ İÇİN GEREKLİ ÇALIŞMALAR YAPILACAK”

    Özgür Alevi inancının gelecek nesillere aktarılması için okullarda Alevilik dersleri, müfredatları, eğitmen çalışmaları için gerekli ön koşullar ve zemin hazırlıkları ivedilikle sürdürülecek ve gerekli alan çalışmaları yapılacaktır. Kurumlarımızda insan, kişisel gelişim ve sanatsal faliyetlerin desteklenmesi ve geliştirilmesi için toplumsal değelerimizin gelişmesi açısından hizmet yürütülecektir. AABF olarak başta Alevi sorunu olmak üzere Türkiye’de ve Dünya’daki tüm antidemokratik uygulamalara karşı şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada net karşı bir duruş içerisinde olacağımızın bilinmesini isteriz.

    “CEMEVLERİMİZİN BAKANLIĞA BAĞLANMASI ASİMİLASYONUN BAŞKA BİR VERSİYONU”

    Baştan beri talebimiz olan eşit yurttaşlık hakkı yerine Cemevlerimizin Kültür ve Turizim Bakanlığı’na bağlanarak devletin himayesi altına alınması Alevilere karşı yapılan asimilasyonun başka bir versiyonudur.
    AABF olarak bunu şiddetle reddediyoruz. Düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı çıkarılan yeni Sansür Yasası da baskici zihniyetin oluşmasının yeni bir tezahürüdür.
    Bugüne kadar vermiş olduğumuz onurlu mücadelemiz, bundan sonra da asimilasyona, her türden gericiliğe, faşizme, anti demokratik zihniyet ve uygulamalara karşı, daha da büyüyerek devam edecektir.
    İhmal sonucu Amasra maden ocağında yitirdiğimiz canlarımızı da saygı ile anıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AABK İnanç Yol Erkan Kurulu: Alevi inancımızın değerleriyle tanınması mutlu etmiştir

    AABK İnanç Yol Erkan Kurulu: Alevi inancımızın değerleriyle tanınması mutlu etmiştir

    PİRHA-Aleviliğin özgün bir inanç olarak Avusturya Devleti tarafından tanınmasıyla ilgili olarak bir açıklama yayımlayan AABK İnanç Yol Erkan Kurulu, “Alevi inancımızın kendi değerleriyle tanınması hepimizi onurlandırmış ve mutlu etmiştir. Bu uzun soluklu süreçte emek veren, hizmet yürüten, katkı sunan herkesi kutluyoruz” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnanç Yol Erkan Kurulu yazılı bir açıklama yaparak, Aleviliğin özgün bir inanç olarak Avusturya Devleti tarafından tanınmasını memnuniyetle karşıladıklarını kaydetti. Yapılan açıklama şöyle:

    “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’muzun uzun yıllardır süren haklı mücadelesi sonucunda Avusturya Başbakanlık İnanç Kurulu dairesinin Alevi inancımızın kendi değerleriyle tanınması hepimizi onurlandırmış ve mutlu etmiştir.

    Bu uzun soluklu süreçte emek veren, hizmet yürüten, katkı sunan tüm yöneticilerimizi, inanç önderlerimizi, kadınlarımızı, gençliğimizi, cemevlerimizin başkanlarını, üyelerimizi, AABF Başkanı Özgür Turak ve AABF İnanç Kurulu Başkanı Haydar Bilgin Dede nezdinde kutluyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Avusturya Devleti, Aleviliğin bağımsız bir inanç olduğunu resmen tanıdı
    >Çankaya: Avusturya’nın Alevileri bölmesine göz yummadık, direnerek kazandık-VİDEO
    >Avusturya’da nasıl bir Alevilik tanındı? Tüm merak edilenleri Özgür Turak PİRHA’ya anlattı
    >FUAF ve DABF’tan Avusturya’da Aleviliğin bağımsız olarak tanınmasına destek
    >İsveç Alevi Federasyonu’ndan AABF’ye destek: Kazanım için canlarımızı kutluyoruz
    >BAF: Avusturya’da Aleviliğin tanınması çocuklarımıza bırakacağımız onurlu bir mirastır
    >Pir Kılavuz’dan Avusturya’daki kazanıma destek: Alevilik Türkiye’de de tanınmalı-VİDEO
    >PSAKD: Avusturya’da Aleviliğin kabul edilmesi asimilasyoncu zihniyetlere karşı duruştur

  • Avusturya’da nasıl bir Alevilik tanındı? Tüm merak edilenleri Özgür Turak PİRHA’ya anlattı

    Avusturya’da nasıl bir Alevilik tanındı? Tüm merak edilenleri Özgür Turak PİRHA’ya anlattı

    PİRHA- Avusturya’da asimilasyoncu zihniyete karşı mücadele verdiklerini ifade eden AABF Genel Başkanı Özgür Turak, “Alevilik, İnsan-ı Kamil olma yolunu tanımlayan bir inançtır. Bu nedenle inancımızı ‘Yol’ olarak adlandırıyoruz. Alevilik varoluşa inanır, diyoruz. Aynı zamanda, Alevilikteki Hakk anlayışı, Varlığın Birliği/Vahdet-i Vücud’un ayrılmaz olan ‘Hakk-Muhammed-Ali’ birliğidir. Hakk odaklı bir inançtır vurgusunu yapıyoruz” dedi.

    13 Nisan 2022 tarihinde Avusturya’da Alevilik ‘kendine özgü bir inanç’ olarak tanındı. Avusturya devleti Alevi inancının bağımsız, özgür bir inanç olduğunu belirterek noktayı koydu. Aleviliğin bu şekilde tanınmasında Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) 13 yıl verdiği hukuk mücadelesi etkili oldu.
    Aleviliğin Avusturya’da resmi olarak tanınmasının ardından AABF, “Hiçbir başarı tesadüf değildir! Yorulmadan mücadele edip, direnenlere aşk ola” diyerek açıklama yaptı.

    Öte yandan, Avusturya devletinin Aleviliği bağımsız bir inanç olarak tanımasının ardından çeşitli spekülasyonlar yapılarak, tanınan Alevilikte Hakk-Muhammet-Ali, Ehlibeyt olmadığı iddiaları bile ortaya atıldı.

    PİRHA olarak bu konuda tüm merak edilenleri, 13 yıllık mücadeleyi, nasıl bir Aleviliğin tanındığını, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Özgür Turak’a sorduk. Turak, Avusturya’da İslam Yasası’nın Diyanet benzeri bir yapı olduğunu belirterek, buna onay vermediklerini, 13 yıllık bir hukuki mücadele sonucunda kazandıklarını vurguladı.

    İslam Alevi İnanç Toplumu’nun, AABF ve bileşeni kurumları “terör örgütü” diye şikayet bile ettiklerini ifade eden Turak, 2020’de İslam Alevi İnanç Toplumu’nun, AABF ve bileşenlerinin kurumsal kimliğinde kullandıkları Alevi isimlerini patentleterek, Viyana Ticari Mahkemesi’nde tazminat davası açtığını da hatırlattı.

    Asimilasyoncu zihniyete karşı mücadele verdiklerini ifade eden Özgür Turak, “Alevilik, İnsan-ı Kamil olma yolunu tanımlayan bir inançtır. Bu nedenle inancımızı ‘Yol’ olarak adlandırıyoruz. Alevilik varoluşa inanır, diyoruz. Aynı zamanda, Alevilikteki Hakk anlayışını, Varlığın Birliği/Vahdet-i Vücud’un ayrılmaz olan ‘Hakk-Muhammed-Ali’ birliğidir, Hakk odaklı bir inançtır vurgusunu yapıyoruz” dedi.

    İşte Özgür Turak’ın sorularımıza verdiği yanıtlar:

    “AVUSTURYA’DA İSLAM YASASI DEMEK DİYANET DEMEKTİR, BUNA ONAY VERMEDİK”

    PİRHA: Alevi inancı Avusturya devleti tarafından bağımsız bir inanç olarak tanındı. Aleviliğin bağımsız, özgün bir inanç olarak tanınması ne demek? Bunu biraz açar mısınız?

    ÖZGÜR TURAK: 13 Nisan 2022 tarihinde Avusturya’da Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması, Alevi dünyası adına bir dönüm noktası olmuştur. Anadolunun kadim inançlarından biri olan Alevilik bir Avrupa ülkesinde, kendi ana topraklarından binlerce kilometre uzaklıkta, uluslararası vidan ve inanç hakları ölçeğinde yasal zemine kavuştu! İnancın hayat bulduğu, yeşerdiği Anadolu topraklarında, Hünkar Hace Bektaşı Veli ile Yunus ile Pir Sultanlar ile katmerlenip bugünkü şekli aldığı kendine özgü değerleri ile İnsan-ı Kamil olma mertebesine ulaşılabilecek yolun adı olarak tanındı.
    Avusturya’daki mevcut yeni İslam Kanunu Türkiye’deki mevcut Diyanet İşleri Başkanlığı ile eş değerdedir. Avusturya’da başkanlıktan ziyade, İslam kökenli mezhepleri yeni bir İslam Yasası’nda kontrol altına almaya yöneliktir. Türkiye’de Alevileri Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde barındırarak asimilasyona yol açılması olayının aynısıdır Avusturya’da yapılmak istenenler. Avrupa ve Türkiyedeki Alevi kurumları olarak ‘kırmızı çizgimiz’ şeklinde nitelendirdiğimiz Diyanetin lağvedilmesi konusundaki mücadelemize rağmen Avusturya Federasyon olarak bir İslam Yasası ile devletin sunduğu şatafatlı imkanlardan yararlanmak için onay verseydik, o zaman kırmızı çizgilerimizin bir önemi kalmazdı. Avusturya’da Aleviliğin bağımsız, özgün bir inanç olarak tanınması demek; Alevilerin Diyanet çerçevesi dışında tanımlanması demektir.

    13 YILLIK MÜCADELE

    -13 yıllık bir mücadeleden söz ediyorsunuz. Nasıl bir mücadeleydi? Mahkeme süreçleri konusunda biraz bilgi verir misiniz? Hem psikolojik olarak hem ekonomik olarak hangi sonuçları yaşadınız?

    Tüm devlet ve bürokrasi anlayışlarında olduğu gibi Avusturya da, mevcut yasalar çerçevesinde ülkede yaşayan vatandaşlarına hizmet ölçeğinde hareket eder. Avusturya’da diğer Avrupa ülkelerinde olmayan ve Avusturya’ya özgü 1912 yılından itibaren var olan bir İslam Yasası mevcuttu. Bu İslam Yasası Avusturya’da yaşayan İslam (müslüman) kökenli yurttaşların temel haklarına yüzeysel ölçülerde olanak sağlıyordu. 1912 yılında oluşturulan yasa, Avusturya’da güncelliğini kaybetmiş, özellikle de son dönemlerde siyasal islamı kontrol altında tutmak ve gerekli önlemleri almak için yetersiz bir yasa durumundaydı. Avusturya’da gelişen topluluklar ve ihtiyaçlar artıyordu. Bu gereksinimle İslam Yasası’nın değiştirilmesi gerekiyordu. İslam Yasası’nı değiştirirken, Avusturya yetkilileri bu yasa altında Alevilere de imkan sunarak, Türkiye ve İslam ülkeleri kökenli tüm kuruluşları yeni İslam Yasası çerçevesinde dizayn etmek ve yönetmek istiyordu. Biz Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ailesi olarak bu anlayışa karşı mücadele verdik. Karşımızda yalnız kendi bireysel çıkarlarını önde tutan, Alevilerin asimilasyonuna neden olabilecek bir anlayışın yanı sıra, Türkiye kökenli insanları Türk ve Müslüman olarak değerlendiren, bir de kamu güçlerini kullanan anlayışla da mücadelenin adıydı bu!

    Bugüne kadar neler olmuştu kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

    24.11.2007: AABF genel kurullarında Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak tanınması için başvuru kararı alındı.
    2007 – 2009: AABF Tüzük Hazırlık Komisyonu ve tüzük çalışmaları yürütüldü.
    03.07.2008: AABF, 10. Yıldönümü kutlamaları etkinliğinde bakanlar ve milletvekillerin katılımı ile ilk defa federasyonun tanınma süreci için başvuru yapacağını kamuoyu ile paylaştı.
    12.08.2008 – 23.03.2009: AABF ve Avusturya İnanç Dairesi arasındaki müzakere süreci yoğun bir şekilde, bakanlığın yaptığı tüzük değişikliği önerileri doğrultusunda yürütüldü.
    23.03.2009: AABF’ye bağlı olan Viyana Alevi Kültür Birliği üyelerinden üç-beş kişinin, bileşen kuruma ve üyelerine danışmadan gizlice, İslam Alevi İnanç Toplumu, (İAGÖ) adı ile İslami bir mezhep olarak, sadece bir sayfadan oluşan tanınma başvuru dilekçesini bakanlığa elden verdiler.
    09.04.2009: AABF, Avusturya’da inanç olarak tanınmak için olan 300 imzayı, inancı tanımlayan inanç tüzüğü ve destek veren kurumların destek açıklamaları ile beraber tam donanımlı bir başvuru dosya ile inanç başvurusunu gerçekleştirdi.
    09.07.2009: AABF başvurusunda imzası bulunan AABF Genel Başkanı ve AABF İnanç Kurulu Başkanı, Viyana Alevi Kültür Birliği üyeliklerinden sistematik ve usulsuzca ihraç edildi ve İslam Alevi İnanç Toplumu, bu ihraçları gerekçe göstererek, AABF’nın başvurusunun geçersiz sayılması ve ret edilmesi talebinde bulundu. Aynı zamanda AABF’den bir hafta önce yaptıkları tek sayfalık dilekçe başvurusu nedeni ile kendi başvuruları sonuçlanıncaya kadar AABF’nin başvurusunun durdurulması talebinde bulunuldu ve bakanlık göz yumarak bunu kabul etti.
    Avusturya İnanç Dairesi, İAGÖ’nün yalnızca bir sayfadan oluşan ve tanınma başvurusu için gerekli olan evrakların eksikliğini göz önünde tutmayarak, AABF’nin tam donanımlı başvurusunu, İslam Alevilerin bir hafta öncesinden yaptığı başvuruyu gerekçe göstererek, AABF’nin başvurusunu durdurdu. AABF konuyla ilgili itiraz ve hukuku süreci başlattı.

    İslam Alevi İnanç Toplumu (İAGÖ), tanınma süresi icin gerekli olan 300 imzayı üç-dört aylık süre zarfında tamamlayıp, AABF’nin hazırlamış olduğu tüzüğün başlığını “Avusturya Alevi İnanç Toplumu” yerine ‘İslam Alevi İnanç Toplumu‘ olarak ve inanç tanımı bölümüne de “Alevilik İslami bir dindir” cümlesini ekleyerek, AABF bileşenlerinin iki yılı aşkın bir süre ile hazırladığı tüzüğü gasp edip, olduğu gibi içeri verdi.
    Avusturya İnanç Dairesi daha sonra İAGÖ’nün başvurusu ile durdurulmuş olan AABF’nin başvurusunu, İAGÖ tüzüğü ile aynı olduğu gerekçesi ile ret etti.

    “İSLAM ALEVİ İNANÇ TOPLUMU, AABF VE BİLEŞENLERİNİ “TERÖR ÖRGÜTÜDÜR’ DİYE ŞİKAYET ETTİ”

    İslam Alevi İnanç Toplumu (İAGÖ), daha sonra Avusturya Anayasası’nı Koruma Teşkilatı’na (Bundesamt für Verfassungsschutz und Terrorismusbekämpfung), “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu diğer sol, devrimci, demokrat örgütlerle ilişki içerisindedir, etkinliklerine katılmaktalar, birlikte etkinlikler düzenlemekteler, bu örgütler terör örgütleridir, dolayısıyla AABF ve bileşenleri de terör örgütleridir’’ şeklinde AABF’yi şikayet ettiler.

    “AVUSTURYA’DAKİ İSLAM KANUNU DİYANETİN AVUSTURYA VERSİYONUDUR”

    13.03.2013’te Avusturya yasalarınca tanınan Avusturya İslam Alevi İnanç Toplumu, 100. Yılı kutlanan Avusturya İslam Yasası’nın değişmesi için büyük bir rol oynadı ve 2015’te İslam Yasası’nda Avusturya İslam Teşkilatı (İGGÖ) ve İslam Alevi İnanç Toplumu (İGGÖ) resmi olarak tanındılar.
    2015 İslam Kanunu Türkiye’deki Diyanet İşleri Bakanlığının Avusturya versiyonudur ve İslami tüm mezhep ve kuruluşları kontrol eder, haklarını bu yasa ile belirler.

    2016 İslam Kanunu gereği, İslam Alevi İnanç Toplumu’na bağlı olmayan Alevi kurum ve kuruluşlarının kapatılması veyahut İslam Alevi İnanç Toplumu’na bağlanması talebi ile AABF ve tüm bileşenlerine tebligatlar gönderildi ve üzerinden yaptırımlar uygulanmaya çalışıldı.

    “AABF’YE BAĞLI KURUMLARDA ‘ALEVİ İNANÇ RİTÜELLERİ YAPILIYOR’ DİYE KAPATILMAYA YÖNELİK TEBLİGATLAR GÖNDERİLDİ”

    2018’de AABF’ye bağlı kurumlarda Alevi inanç ritüelleri yapılıyor, diye İslam Kanunu gereği tekrar AABF ve bileşen kurumlarının kapatılmasına yönelik tebligatlar gönderildi.
    2020’de İslam Alevi İnanç Toplumu, Patent Dairesi’nde AABF ve bileşenlerinin kurumsal kimliğinde kullandıkları Alevi isimlerini patentleyerek Viyana Ticari Mahkemesi’nde tazminat davası açtı.

    “HEM AVUSTURYA DEVLETİNE HEM DE ASİMİLASYONCU ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELEMİZ OLDU”

    Bunlar tabi ki buzul dağının görünen başlıca konularıydı. Bunun yanı sıra daha birçok konuda hukuk ve mücadeleyle 13 yıllık bir süreci arkamızda bıraktık. Hem Avusturya devletinin Alevileri İslam Yasası altında yürüttüğü yüzeysel yaklaşıma karşı, hem de Aleviliği İslam Yasası çerçevesine sokmaya çalışan asimilasyoncu zihniyetine karşı mücadelemiz oldu.

    -Peki Avusturya’da daha önce Alevilik devlet tarafından tanınmamış mıydı? Eğer tanındıysa daha önce, şimdi ki tanınma biçimiyle farkı nedir?

    Avusturya’da bizimle beraber Alevi ismini taşıyan mevcut üç kurum var! İlk olarak AABF’ye üye derneklerden biri olan Viyana Alevi Kültür Birliği’nin öncülüğünde, yeni İslam Yasası içerisinde ‘İslam Alevi İnanç Toplumu’ olarak kendilerini adlandıran ve halen mevcut İslam Yasası’nda bu isim ile yasal statüsüne, Şii ve Sünni mezhepleri ile birlikte tanınan bir İslam Alevi İnanç Toplumu var. Bu bizim karşı olduğumuz yapılanma şekli.
    Bir de 2013 yılında ‘Alt-Aleviten’, sözcük anlamı Eski-Aleviler veya kendi tanımlarında adlandırmalarında olduğu gibi ‘Kadim-Aleviler’ olarak tanınan bir inanç grubu var! Bu inanç grubu da Anadoluda bildiğimiz, yaşadığımız değerler olan Hünkar Hacı Bektaşı Veliyi, Nesimi, Yemini, Fuzuli, Virani, Hatayi, Kul Himmet gibi değerlerimizden daha ziyade Şamanizme dayanan ve Kürt halkına özgü bir tanımlamayla var olan bir kurum.
    Bunların yanı sıra Avrupa Alevi örgütlerimiz, kuruluş ilkeleri ile hareket eden Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’muzun tanınması var.

    Böylece Avusturya’da;
    1. İslam Alevi İnanç Toplumu-Alevilik İslami bir mezheptir, anlayışını savunan bir inanç.
    2. Kadim-Alevi İnanç Toplumu -İslam öncesi Kürt halkına özgün Şamanizme dayanan bir inanç.
    3. Özgür-Alevi İnanç Toplumu -Anadoludaki Aleviliği kendi öz değerleri ile bütünleştiren bir inanç var.

    “VARLIĞIN BİRLİĞİ’NİN AYRILMAZ OLAN ‘HAKK-MUAHMMET-ALİ’ BİRLİĞİNİ VURGULUYORUZ”

    -Avusturya’daki ve Türkiye’deki kimi çevrelerin pek hoşuna gitmedi Aleviliğin bağımsız olarak tanınması. Hatta “İçi boş bir Alevilik tanındı, içinde Hakk, Muhammet, Ali yok, ehlibeyt yok” gibi iddialar dahi var. Bu konuyu nasıl açıklarsınız?

    Bizler, Aleviliğin Avusturya’da yeni İslam Yasası çerçevesinin dışında “kendine özgü bir inanç” değerlerini savunduk. Bunu yaparken de; Alevilik, İnsan-ı Kamil olma yolunu tanımlayan bir inançtır. Bu nedenle inancımızı ‘Yol’ olarak adlandırıyoruz. Alevilik varoluşa inanır, diyoruz. Aynı zamanda, Alevilikteki Hakk anlayışında, Varlığın Birliği/Vahdet-i Vücud’un ayrılmaz olan ‘Hakk-Muhammed-Ali’ birliğinden bahsedip, Hakk odaklı bir inançtır vurgusunu yapıyoruz.
    Aleviliğin yaradılış anlayışını dillendirirken, çoğu yazılı kaynak yok veya manipüle edilmiştir. Bu nedenlerden dolayı da yedi ulu ozan olan Nesimi, Yemini, Fuzuli, Virani, Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet derlemelerini ve divanlarını kaynak olarak gösteriyoruz. Aynı zamanda Edib Harabi’nin şu dizelerini dillendiriyoruz:

    “Daha Allah ile cihan yok iken
    Biz ani var edip ilan eyledik
    Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken
    Hanemize aldık mihman eyledik
    Kendisinin ismi henüz yok idi
    İsmi söyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
    Şekil verip tıpkı insan eyledik.”

    “HEDEFİMİZ ÖĞRETİMİZİ SAĞLAM, BİLİMSEL KAYNAKLARLA BULUŞTURARAK YOL ALMAK”

    “Alevilik değerlerinden Dört Kapı, Kırk Makamı, Alevilikte Yol’a girmenin ilk adımı olan İkrar’ı, Hakk’a uğurlamada Devriye’yi, Alevilerin ütopyası olan Rıza Şehrini anlatıyoruz. Cem erkanlarımızın ayrılmaz bütünlüğü olan İkrar, Oniki Hizmet, Dar-ı Mansur, Düşkün kaldırma, Rızalık vermek Tevhid ve Miraçlama, Bağlama, Saz ve Semahlarımızı, Lokma ve Niyazlarımızı Gülbanglarımızı anlatıyoruz. Talip, Rehber, Pir ve Mürşid öğretisini dillendiriyoruz! Anadoluda yaşadığımız Aleviliği yaşıyoruz ve ecdatlarımızdan aldığımız öğretinin yasal zeminle buluşmasını yapıyoruz. Elbette bundan hoşnut olmayan, Alevileri Şii misyonerleri çerçevesinde görmek isteyen, Alevi çocuklarının başlarını örtmek, Alevileri hac ziyaretleri seferberliğine çıkarmak isteyen zihniyet olacaktır. Ama bizim ana mücadelemiz de bu yönlü. Yasal statüler çerçevesinde Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu güvencesini almak ve bu alanda alan çalışmaları yürüterek, kendi akademisyen ve araştırmacılarımız ile öğretimizi daha sağlam ve bilimsel kaynaklarla buluşturarak yol almaktır hedefimiz!

    “AVRUPA’DA ASİMİLASYONUN MERKEZİ AVUSTURYA”

    -Aleviliği eritme, başkalaştırma çabalarını Türkiye’de de yoğun olarak görüyoruz. Alevi türbeleri işgal altında ve camiye dönüştürülüyor. Alevi köylerine hala cami yapılıyor işbirlikçiler eliyle. Avusturya’da da bir İslami asimilasyon yoğun yaşanıyor mu?

    Avrupada asimilasyon yoğunluğunun merkezi Avusturya olsa gerek ki, İslam Kanunu ile tanınan zihniyet kendi cemevlerinde Hakka uğurlama erkanlarını camilerden getirdikleri hocalar ile helallik- haramlık olgusu ile yapıyor, kadınlar ayrı erkekler ayrı yerlerde saf tutuyor. Alevice yaşamış ama Allahuekber nidaları ile müslüman şekilde sırlanan olaylara şahit oluyoruz. Allahuekber nidalarını atan kişiler sözüm ona kendisini dede olarak nitelendiriyor. Ve hacı, hocanın helallik-haramlık olarak ayırdığı alanlarda saf tutan kişilerin İslam Alevi kurum yöneticilerinden oluşması büyük bir asimilasyon ürünüdür.

    “AVUSTURYA’DAKİ ZİHNİYET, OKULLARDA ALEVİLİĞİ KURAN AYETLERİYLE ANLATIYOR”

    İslam Yasası ile şatafatlık imkanlarını kendilerine sunan ve bu bağlamda Alevilik derslerini okullarda veren zihniyet, ilkokul ve lise düzeyinde hazırlanan ders müfredatlarında Aleviliği Kuran’ı kerimdeki ayetlerle anlatıyor. Üniversitedeki Alevi kürsüsü, İslam Teolojisi altında alt bir bilim dalı olarak geçiyor. Bunların hepsi asimilasyonun görünen cilalı yönüdür ve daha tehlikeli olanıdır!
    Avusturya’da çocuk cemleri adı altında, cocuklarımızın başları kapatılıyor ve toplu şekillerde Alevi inancına mensup olan kişiler kara çarşaflar giydirilerek, Hac ziyaretleri yapılıyor. Bunların hepsi kurbağa deneyinde olduğu gibi yavaş yavaş gelen tehlikenin ölçüleriydi! Avusturya’da tanınmamız ile beraber bu sürecin önüne geçtiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz!

    “AABF’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ, ALEVİLERİ İSLAM YASASI ALTINDA ERİTMEYE ÇALIŞAN ANLAYIŞTIR”

    -Aleviliğin başka inançlar gibi var olması, devletler tarafından tanınması genel olarak Alevi toplumunda büyük sevinç yarattı. Bu pozitif durum karşısında özellikle de Avusturya’da oluşan ayrışma yeniden toparlanır mı? Bu konuda çabalar olacak mı?

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun kurulma amacı isminde de belirtildiği gibi Alevi inancına mensup olan Alevilerin birliğine yöneliktir ve adını bu birlikten alır. Alevi kurumsal yapılanmamızın belirli kırmızı çizgileri vardır. Bu çizgilerden bir tanesi Alevileri İslam Yasası altında eritmeye çalışan anlayıştır! Eğer bu kuruluşlar İslam Yasası’ndan ziyade Alevi Yasası’nın oluşması için göstereceğimiz çalısmalarda, köstek yerine destek olurlarsa, Alevi İnancı, öğretisi doğrultusunda Alevice hareket edip, özlerini dara çekerlerse, Alevilerin bir araya gelmeleri için bir sakınca yoktur. Aleviler kendilerine özgü inancı ile kendilerine özgü yasaların hak ve hukuk mücadelesi doğrultusunda diğer tüm inançlar ile eşit yurttaşlık hakları ekseninde aynı göz hizasında mücadele etmeye devam edecektir!

    -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açtınız? Orada süreç nasıl ilerleyecek?

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki hukuki süreç devam etmekte. Buradaki davayı da avukatlarımız ile takip etmekteyiz. Önümüzdeki kısa zaman diliminde bu sürecin de, uluslararası din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde bizim lehimize sonuçlanacağını temenni ediyoruz. Gelişmeleri hep beraber takip edeceğiz.

    Nilgün METE/ PİRHA 

    İLGİLİ HABER

    ‘Alevi ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır; bu karar yanılgıları düzeltmeye vesile olacak’

  • Avusturya Devleti, Aleviliğin bağımsız bir inanç olduğunu resmen tanıdı

    Avusturya Devleti, Aleviliğin bağımsız bir inanç olduğunu resmen tanıdı

    PİRHA- Avusturya Devleti, Alevi inancını resmi olarak tanıyarak, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti.

    Avusturya Devleti, Alevi inancını resmen tanıdı. Avusturya, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti.

    TURAK: HİÇ BİR BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Özgür Turak, “Hiçbir başarı tesadüf değildir! Yorulmadan mücadele verip, direnenlere selam olsun. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ailesi olarak 12 yıldır sürdürdüğümüz onurlu mücadelemizde, nihayet sonuç aldık ve dünya ilk defa bir ülke genelinde, Alevilik kendine özgü bir inanç olarak tanındı” dedi.

    Turak, konuyla ilgili detaylı bilgileri 20 Nisan günü Viyana Alevi Kültür Merkezi’nde yapacakları basın açıklaması ile paylaşacaklarını bildirdi.

    PİRHA/ AVUSTURYA 

     

     

  • Alevi ismini patentleyen İslam Alevi Teşkilatına karşı açılan davanın ikinci duruşması görüldü

    Alevi ismini patentleyen İslam Alevi Teşkilatına karşı açılan davanın ikinci duruşması görüldü

    PİRHA- Viyana Patentamt’da Avusturya İslam Alevi Teşkilatının ‘Alevi’ ismini patentlenmesine karşı AABF’nin açtığı davanın sözlü duruşması görüldü. Belirtilen raporların detaylı incelenmesi ve sonuca bağlanılması için karar yazılı olarak bildirilecek. 

    Avusturya İslam Alevi Teşkilatı’nın ‘Alevi’ ismini özel şirket gibi patentlemek istemesine karşı açılan davanın ilk duruşması dün görüldü.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Alevi ismini kullanan diğer Alevi kurumlarını kendilerine patent ismi ödemesi gerektiğini söyleyen Avusturya İslam Alevi Teşkilatı’na karşı dava açmıştı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) açtığı davada, Alevi isminin tüm Alevilere ait olduğunu, patentlenemeyeceğini belirtmişti. Davanın sözlü ikinci duruşması dün Viyana’da görüldü.

    Mahkemeye, Innsbruck, Salzburg, Graz, St.Pölten, Wr.Neustadt ve Viyana Alevi Kültür Merkezleri başta olmak üzere AABF yöneticileri katıldı.

    Mahkeme hakimi dosyalar ile ilgi önce avukatlara daha sonra taraflara söz hakkı verdikten sonra davanın kararını yazılı olarak bildireceğini belirterek davayı bitirdi.

    “ASİMİLASYONA KARŞI YILMADAN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Avusturya Alevi Birliği Federasyonu mahkeme sonrasında yaptığı açıklamada, asimilasyona karşı mücadelelerinin devam edeceğini belirterek, “İslam Alevi Teşkilatının, İslam Kanunu içinde tanınmaları sonucu elde ettikleri kazanımlarını AABF ve bileşenlerine çalışmalarını engelleme ve kapatılmasına yönelik yürüttükleri baskı, şikayet ve ihbarları doğrultusunda, asimilasyona karşı verilen mücadeleler nasıl bugüne kadar hiç yılmadan, yorulmadan, onurluca verildiyse, bundan sonra da bu mücadele sonuna kadar yürütülecektir. AABF ve bileşenlerinin yürütmüş oldukları hak mücadelesinde, soğuk, kar kış demeden daima yanımızda olan ve bize her daim destek veren başta değerli üyeleri, yöneticileri, başkanları olmak üzere, tüm kurumlarımıza ve mücadelemize ışık tutan, yanımızda olan, gönülleri ve destek mesajlarını esirgemeyen her bir bireye ve cana ayriyeten teşekkür ediyoruz” dedi.

    İSLAM ALEVİ TEŞKİLATININ ŞİKAYETLERİ

    2009 yılından bugüne kadar İslam Alevi Teşkilatının AABF’nin tanınması ve hak mücadelesinin engellenmesi için yaptığı şikayetlerin önde gelenlerini mahkemeye delil olarak sunduklarını belirten Özgür Turak, İslam Alevi Teşkilatının AABF’ye karşı yaptığı şikayetlerin önde gelenlerini şöyle sıraladı:

    – 2009 yılında AABF’nin yapmış olduğu tanınma başvurusunun, engellenmesi için İnanç Dairesine, AABF başvurusunun dondurma müracaatı, gerekçe İslam Alevi Teşkilatı olarak AABF ve bileşenlerinden habersiz bir şekilde, AABF’nin tüzüğünü gasp ederek yaptıkları başvurusunun sonuçlanmaması nedeniyle, İnanç Dairesinin AABF’nin başvurusunu, İslam Alevi Teşkilatının tanınma süreci sonuçlanana kadar dondurma talebi.

    – 2010 Yılında AABF dönem Başkanı M.Ali Çankaya ve İnanç Kurulu Başkanı Kazım Akbaba Dede’nin Viyana Alevi Kültür Birliği dernek üyeliklerinden atıldıklarının ve bu kişilerin AABF tüzüğü gereği, AABF temsil ve imza haklarının olmadığı gerekçesi ile AABF başvurusunun geçersiz kılınmasına yönelik şikayet dilekçesi.

    – 2011 yılında AABF ve bileşenlerinin, AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, AABF Genel Başkanı M.Ali Çankaya, AABF İnanç Kurulu Başkanı Kazım Akbaba ve dönemin Viyana Alevi Kültür Birliği üyesi olan Altun Turak’ın isimleri verilerek, Avusturya Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele Başsavcılığına, Milli İstihbarat Teşkilatına, Almanya Anayasayı koruma ve terörle Mücadele Kurumu’na, AABF ve ismi geçen kişilerin terör örgütü kurma ve terör örgütü olma yönündeki şikayetleri.

    – 2011 Yılında Avusturya’nın Irkçı partilerinden biri olan BZÖ Milletvekilleri aracılığı ile İçişleri Bakanlığına yönelik parlemento soru önergesi ile AABF’nin terör örgütü olduğu ve Avusturyada İnanç Kurumu olarak tanınma başvurusunu yaptığını ve bunun araştırılması talebinde bulunulması gerektiğini sunmaları.

    – 2016 yılından, 2015 Yeni İslam Yasası kapsamında Din Toplumu olarak tanınan İslam Alevi Teşkilatının, Avusturyadaki tüm Alevileri temsil eden tek kuruluş olma iddiası ile kendilerine bağlı olmayan AABF ve bileşen derneklerinin, İslam Yasası gereğince kapatılmasına yönelik yaptıkları şikayet.

    – 2018 Yılında AABF’nin ve bileşenlerinin kurum isimlerinde “Alevi” kelimelerini kullandıkları için, kamu önünde karışıklık yarattığı iddiası ile AABF ve bileşenlerin kültür merkezlerinin, isimlerindeki Alevi isimlerini kaldırmalarını, aksi taktirde kapatılmalarını talep eden şikayet dilekçeleri.

    – 2018 yılında AABF ve Bileşenlerinin Kültür merkezlerinde Alevi İnanç Ritüellerini; Cem Yürütme, Semah dönme, 40 Yemeklerini, Hakka Uğurlama Erkanları, Musahiplik Erkanları, Oruç tutma ve birlikte Oruç açma, vb. erkanları yaptıklarını ve Alevi İnanç Ritüellerini İslam Alevi Teşkilatından başka hiç bir kurumun İslam Kanunu Gereği yapmaması ve bu kurumların yine İslam Kanunu gereği kapatılması talebi.

    – 2019 yılında AABF’nin kurumsal kimlik doğrultusunda kullandıkları “aleviten österreich” (Avusturyalı Alevileri), Alevi Gençliği, Alevi Toplumu, Alevi Kadınları, Alevi Akademisi isimlerinin patentlemelerini ve bu kavramların kendilerinden başka hiç kimsenin kullanmaması gerektiği, kullanıldığı taktirde günlük 1000,-€ gibi bir ceza ile yargılanma talepleri.

    – 2019 yılında AABF’nin yukarda belirtilen isimleri kullandığı ve bu isimlerin kendileri tarafından patentlendiği gerekçesi ile Avusturya İnanç Dairesine yaptıkları şikayet dilekçesi.

    – 2019 yılında St.Pölten AKM’nin İslam Alevi Teskilatına bağlanması sonucu, St.Pölten dernekler masasına yeni bir kurum oluşturma talebimize itirazen, St.Pöltende Alevi ismi altında, İslam Alevi Teşkilatından başka hiç bir kurumun dernek kuramaması talep dilekçelerini.

    – 2019 yılında Viyana Alevi Kadınlar Birliği’nin kurulması için, dernekler masasına yapmış olduğumuz başvuruya itiraz ederek, St.Pölten örneğindeki gibi, İslam Alevi Teşkilatı dışında başka bir kurumun Alevi ismi altında dernekler kurmaması yönündeki şikayetleri.

    – 2020 Yılında Viyana Ticaret Mahkemesine, İslam Alevi Teşkilatının Patentlemis olduğu isimlerin (yukarda belirtilen AABF kurum isimlerinin), AABF tarafından kullanıldığı gerekçesi ile AABF’ye 64.000€’luk tazminat davası açılması.

    – 2020 Yılında AABF’nin Avusturya İnanç Dairesine yapmış olduğu yeni İnanç Başvurusuna itirazen, içeri verilen mevcut yeni tüzüğün İslam Alevi Teşkilatının tüzüğünden farklı olmadığı gerekçesi ile mevcut İslam Alevileri olarak İslam Yasasında tanınan kuruluş olduklarını ve AABF’nin başvurusunun kendi İslam Alevilerinin iç işlerine karışıldığı gerekçesi ile ret edilmesi gerekliliği yönündeki beyanları.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı cemevi hizmete açıldı

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı cemevi hizmete açıldı

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu St.Pölten bileşenleri yeni cemevininin açılışını bir gece ile gerçekleştirdi.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) bağlı St. Pölten bileşenleri tarafından satın alınan cemevi binasının açılışını dün gerçekleştirildi.
    Açılışta, AABF Genel Başkanı Özgür Turak, AABK Örgütlenme sorumlusu Mehmet Ali Çankaya, AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, CHP Bursa Milletvekilli Orhan Sarıbal hazır bulundu.

    Zekiye Bilgin Ana’nın, Avusturya yol ve erkan kurulu dedeleriyle birlikte gülbank okuyup, çerağ uyandırmasıyla başlayan açılışın açış konuşmasını AABF St. Pölten birleşenleri, Eşit Başkanları Ali Çimen ve Alişan Bakır yaptı.

    Cemevi açılışında katılımcı başkanlar ve milletvekilleri birer konuşma yaptı. Konuşmaların ardından sanatçılardan Gülistan Keleş, Taner Özdemir ve Metin Karataş sahneye çıkarak bir müzik dinletisi sundu.
    Gece çekilen halaylar ile sona erdi.

    NE OLMUŞTU?

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK ) bileşenlerinin satın aldığı, Avusturya AABF tarafından kurulan uzun yıllar AABF çatısı altında kalarak yola hizmet veren, St. Pölten Cemevi, Mehmet Mercan ve diğer yöneticiler tarafından AABF’den koparılmış, cemevi borçlarının ödenememesi nedeniyle haciz yoluyla satışa çıkarılmıştı.
    AABF Genel Başkanı Özgür Turak, bu gelişimler üzerine önce yazılı bir açıklama yaparak, St. Pölten Cemevi Başkanı Mehmet Mercan’a ve yönetimine bir hafta içinde istifa etmeleri için çağrıda bulunmuştu. Ancak gerek AABF’nin, gerekse AABK’nın, Mehmet Mercan ve yönetimiyle yapılan görüşmelerden sonuç alınamayınca; kısa süreliğine askıya alınan yeni Cemevi satın alındı.

    Kaynak-welgmedya.com
    Fotoğraflar- Welgmedya

     

  • ‘Avusturya’da inanç konusundaki görüş ayrılığı Aleviler arasında kopuşa neden oldu!’

    ‘Avusturya’da inanç konusundaki görüş ayrılığı Aleviler arasında kopuşa neden oldu!’

    PİRHA- Avusturya Alevi birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, özgün bir inanç olarak tanınmak için Avusturya’nın İnanç Dairesi’ne yaptıkları başvurunun sonucunu beklediklerini söyledi. Turak, bu süreçte İslam Alevileriyle Federasyona yakın Aleviler arasında bir kopuş yaşandığına da dikkat çekti. 

    Avusturya Alevi birlikleri Federasyonu, kendine özgü bir inanç olarak tanınmak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne geçen yıl yaptıkları başvurunun yanında, Avusturya’da da 30 Aralık 2020’de Avusturya’nın İnanç Dairesi’ne başvurdu. Federasyon Başkanı Özgür Turak, inanç dairesinden yanıt beklediklerini söyledi. Turak ayrıca, İslam Alevileriyle Federasyona yakın Aleviler arasında bir kopuş yaşandığına da dikkat çekti.

    KURUMLAR ARASINDAKİ GÖRÜŞ AYRILIĞININ YANSIMASI

    Avusturya’da Aleviler arasında yaşan görüş ayrılığı, cemevlerine ve derneklere gelen Alevilere de yansımış durumda. Yöneticiler arasında yaşanan çekişmeler ve bunun Alevi yurttaşlara yansımasına ilişkin ise Özgür Turak şunları kaydetti:

    “Genelde tabanı organize edenler bizim kendi cemevlerimiz, kendi kurumlarımız. Onların yönlendirmeleri çerçevesinde kurumsal olarak hareket ediliyor. Genelde insanlar birbirleriyle tanıdık olan insanlar. Daha önceden birlikte çalışma yürütmüş olan insanlar. Bunları biliyoruz. Özellikle Avusturya’daki bu İslam Alevi anlayışının ortaya çıkmasıyla beraber büyük şoklar yaşandı burada. O şokların etkileri olarak düşünüyorum ben bunu. Şu anda bir çok insan birbiriyle de açıkçası konuşmuyor hatta yakın akrabalar bile dahil. Böyle bir duruma da gelindi. Çünkü bu anlayışın nasıl kabul edilebileceğini düşünen bir anlayış da var. Böyle bir kırıklık, burukluk iki toplum arasında da var. Ama bu farklılılar her geçen gün biraz daha büyüyor.

    HAKK’A UĞURLAMA ERKANLARINDA FARKLILIK GÖZE ÇARPIYOR

    Özellikle Hakk’a yürüme erkanlarımız, halk nezdinde daha farklı bir boyuta ulaştı. Bizim yapmış olduğumuz Hakk’a yürüme erkanlarında tamamen kendi nefeslerimizden, bağlamamızdan yapmış olduğumuz bir Hakk’a yürüme erkanı var. İslam Alevileri dediğimiz kişiler de Kuran okumalarıyla beraber bildiğimiz Türkiye’nin eski Sünni gelenek yapısında olan bir Hakk’a yürüme erkanı yürütüyorlar. Kuran okuyarak cenaze erkanı yürütüyorlar onlar. Sıkıntılar bunlar ve ister istemez tabana da yansıyor ve bunu kabul etmiyorlar.

    ALEVİ İSLAMCILAR HOCA YETİŞTİRİYOR

    Alevi İslamcıların hem cenaze erkanını yürütebilecek hem de okullarda ders vermek için hocalar yetiştirdiğini belirten Turak, “Onların bu tip çalışmaları biraz daha Sünni-Şii geleneğe yakın” dedi.

    İSLAM ALEVİ İNANÇ TOPLUMU’NUN FEDERASYONA KARŞI AÇTIĞI DAVALAR

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’ndan geçtiğimiz yıllarda ‘İslamın özüyüz’ diyerek ayrılanların oluşturduğu Avusturya’da İslam Alevi İnanç Toplumu, ‘Alevi’ ismi üzerinden federasyonu dava etmişti.

    İslam Alevi İnanç Toplumu, 2019 yılında Alevi isimlerini (ALEVITEN ÖSTERREICH; ALEVITISCHE JUGEND; ALEVITISCHE AKADEMIE; ALEVITISCHE RELIGIONSGEMEINSCHAFT; ALEVITISCHE RELIGIONGESELSCHAFT) patentledikten sonra, federasyonun bu isimleri kullanmaması için dava açtı. Şu an Alevi adının patenti konusuna ilişkin bilirkişi raporu bekleniyor.

    Öte yandan Avusturya’da İslam Alevi İnanç Kurulu, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na karşı ikinci bir dava daha açtı. Bu da Viyana Ticari Mahkemesin’de açılan 64.000 Euro’luk tazminat davası.

    Ancak Viyana Yüksek Bölge Mahkemesi, Avusturya’da İslam Alevi İnanç Toplumu’nun, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) açtığı tazminat davasını ilk duruşmada reddetti.

    PİRHA/ AVUSTURYA

     

  • AABF’den, satışa çıkartılan St. Pölten Cemevi yönetimine istifa çağrısı

    AABF’den, satışa çıkartılan St. Pölten Cemevi yönetimine istifa çağrısı

    PİRHA- Avusturya’da St. Pölten Cemevinin borçları sebebiyle 10 Mart’ta açık artırma ile satılacak olmasına karşı, AABF Genel Başkanı Özgür Turak, 16 Ocak Cumartesi günü dedeler, analar ve canlarla cemevine giderek cem olacaklarını duyurdu. Turak, St. Pölten Cemevi Başkanı Mehmet Mercan’ın ve yönetimin cuma gününe kadar derhal istifa etmesi gerektiğini kaydetti. 

    St. Pölten Cemevinin, Başkan Mehmet Mercan ve Yönetim Kurulunun işletim hataları sonucu 10.03.2021 tarihinde saat 09:00’da St. Pölten Adliyesi’nde açık artırma ile satılacağı duyuruldu. Açık artırma ilanı devletin resmi internet sitesinde de yayımlandı.

    Cemevinin satışa çıkarılmasında asıl sorumluların cemevi başkanı Mehmet Mercan ve cemevi yönetiminin olduğu vurgulayan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, “St.Pölten Cemevinin icra yolu ile satışa çıkarılmasına neden olan şahıslar Alevi toplumuna en büyük ihaneti yapmışlardır” diyerek şunları belirtti:

    “Mehmet Mercan, banka ödemelerinin sorunsuz yapıldığını söylemişti. Daha sonra mahkeme kararı ortaya çıkınca; Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) Mehmet Mercan ile yaptığı görüşmede, AABF’nin parasal sorunu çözdüğünü ‘eğer siz alamıyorsanız bırakın biz alalım’ demişti. ‘Dergahımızın yarın icra yolu ile başka birilerine satılmasının sorumluluğunu AABF kabul etmeyecek’ diye belirtilmişti. Buna karşın Mehmet Mercan, toplantıda kredi sorunun çözüldüğünü yakında krediyi ödeyeceklerini söylemişti.”

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, “Mehmet Mercan’a çağrımız ve duyurumuzdur”

    16.01.2021 Cumartesi günü St.Pölten Cemevine, görevi teslim almaya geliyoruz” dedi.
    “CEMEVİNİN SATIŞA ÇIKARTILACAĞINI DEVLETİN RESMİ İNTERNET SİTESİNDEN ÖĞRENDİK”

    Turak açıklamasında şunları kaydetti:

    St.Pölten Cemevinin daha önceden yapmış olduğumuz bilgilendirme ve uyarılarda olduğu gibi Mehmet Mercan ve Yönetim Kurulunun yapmış olduğu hatalar ve de yanlış uygulamaları sonucu 10 Mart 2021 tarihinde saat 09:00’da St. Pölten Adliyesi’nde açık artırma ile satışa çıkartılacağını, devletin resmi internet sitesinde yayınlanan haber ile öğrenmiş olduk.

    Avrupa’da mimarı yapısıyla ilk cemevi olma özelliğini taşıyan St.Pölten Cemevimizin manevi değeri gönüllerimizde çok büyüktür ve hiçbir maddiyat ile ölçülemez, Cemevinin yapılması için yüzlerce canımızın maddi ve manevi çok emeği, alınteri ve mücadelesi var. Bir çok gencimiz ve çocuklarımız bu cemevinde Alevîlik ile tanıştı, olgunlaştı, yola ikrar verdi. Dergâhmızın açık artırma ile satışa çıkmasını devletin resmi internet sayfada okumak bizleri derinden etkilemiş ve üzmüştür!

    “MEHMET MERCAN UYARILARI UYARILARI DİKKATE ALMADI”

    Resmi internet sitesinde yayımlanan bilirkişi raporunda belirtildiği gibi cemevinin açık artırmayla satılacağını Mehmet Mercan 22.10.2020 tarihinden itibaren bilmesine rağmen bugüne kadar konuyla hiçbir açıklama yapmamış ve bunun aksine yapmış olduğumuz uyarıları yalanlayıp böyle bir şey olmadığını söylemiş ve çağrılarımıza ses vermeyip, tekliflerimizi red etmiştir!

    “ZAMAN ÇOK DAR DERHAL MÜDAHALE EDİLMESİ GEREKİYOR”

    Zaman çok dar ve derhal müdahale edilmesi gerekmektedir. Cemevimizi kurtarabilmemiz ve gerekli resmi prosedürü zamanında hayata geçirmemiz için Mehmet Mercan ve Yönetimi, derhal bu cuma gününe kadar istifa etmeli ve çalışma yetkisini bize devretmelidir.

    “DEDELERİMİZLE, ANALARIMIZLA, CANLARIMIZLA CEMEVİNE GİDECEĞİZ”
    16.1.2021 Cumartesi saat 14:00’te dedelerimiz, analarımız, baba erenlerimiz ve canlarımız ile lokmalarımızı pişirip, çerağımız, bağlamamız, gülbenglerimiz ile St.Pölten Cemevinde bir olmaya, cem olmaya geleceğiz.”


    Cemevinin anahtarının AABF’ye verilmesi gerektiğini belirten Özgür Turak, Mehmet Mercan’ın cemevi başkanlığından istifa etmesi istendi. Aksi yapıldığı taktirde cemevinin satılmasından tek sorumlu kişinin Mehmet Mercan olacağı kamuoyuna duyuruldu. 

    PİRHA/ AVUSTURYA

  • ‘Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nü, Hızır Avusturya’ya vermeyin’ çağrısı

    ‘Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nü, Hızır Avusturya’ya vermeyin’ çağrısı

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, İslam Alevi Teşkilatı’nın yardım kuruluşu olan Hızır Avusturya’ya ’27. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü”nün verilmemesi için Hacıbektaş Belediye Başkanı Altıok’a çağrı yaptı. 

    Hacıbektaş Belediyesi’nin, “27. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü”nü bu yıl İslam Alevi Teşkilatı’nın yardım kuruluşu olan Hızır Avusturya’ya verecek olması tepkilere neden oldu.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’u 25 Ekim 2019’da bu konuda bir mektup göndererek uyardığını açıkladı.

    Hızır Avusturya’ya ödül verme kararının yanlış olduğunu ve bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmesi çağrısı yapan Özgür Turak, Hacıbektaş Belediye Başkanı Altıok’un dediği gibi iki kurum arasında yaşanan çelişkiler olarak nitelendirililemeyeceğini vurguladı.

    “İSLAM ALEVİ TEŞKİLATI KURUMLARIMIZI ‘TERÖR ÖRGÜTÜ’ OLARAK ŞİKAYET EDİYOR”

    Özgür Turak, İslam Alevi Teşkilatı’nın Avusturya’daki Alevi kurumları aleyhinde yaptığı faaliyetleri maddeler halinde şöyle kaydetti:

    “*İslam Alevi Teşkilatı, Avusturya devletinin vermiş olduğu yetkileri kullanarak, kendileri gibi düşünmeyenleri yok etme anlayışı ile kurumlarımızı savcılıklara “terör örgütü” olarak şikayet etmeleri ve tüm yöneticileri hakkında tutukluluk talepleri;

    *AABF ve bağılı derneklerinin kapatılmasını ilgili bakanlıklardan talep dilekçeleri. Alevi ritüellerini kendilerinden başka hiçbir kuruluşun Avusturya’da yapamayacağını ve İslam Kanunu Gereği kapatılmalarını istemeleri;

    *Alevi ismini patentleyerek ticari bir yapı çerçevesine alıp, kendilerinden başka bir kurumun Alevi ismi kullanmaması yönünde şantaj içerikli şikayet dilekçeleri; sayın başkanın (Arif Yoldaş Altıok) söylediği gibi iki kurum arasındaki çelişkiler diye nitelendirilemez!

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, “Alevi Bektaşi inancının yok edilmesi için geçmişte nasıl Hızır Paşalar içimizde türediyse, bizlere bu zulmü reva kılan anlayış da günümüzün Hızır Paşalarıdır. Hızır Paşalar Alevi değerleri ile onore edilemez! Bu yanlışlıktan bir an önce dönülmesini arz ediyorum” dedi.

    HACIBEKTAŞ BELEDİYE BAŞKANI ALTIOK’A MEKTUP

    Turak, 25 Ekim 2019’da Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’a Viyana’dan gönderdiği uyarı mektubunda şunları belirtiyor:

    Sevgili Arif Yoldaş Başkan,

    Hacı Bektaş Belediyesi için yaptığınız çalışmaları büyük bir coşku ile takip edip, sizleri yaptığınız çalışmalardan dolayı kutlamaktayım. Oldukça yoğun ve azimli çalışıyorsunuz.

    Nitekim bu yoğunlukta sanırım her çalıştığınız kurumları yeterince inceleme imkanı bulamıyorsunuz.

    2008 yılında Avusturya Alevi Gençlik Topluluğu başkanlığı yaptığım dönemde, size konuk olmuştuk, bizleri aile sıcaklığı ile ağırlamıştınız.
    Hem kutsalımız olan Hacı Bektaş Belediyesi Başkanlığını yürüdüğünüz için, hem de bizi bir ev mensubu olarak ağırladığınız için Hızır Avusturya kurumu ile yaptığınız çalışmalar konusunda sizi uyarmayı kendime bir borç bilirim.

    Avusturyada Alevilik malesef ikiye bölünme durumuna geldi, birisi Islam Alevi İnanç Topluluğu adı altında Avusturya islam yasası çerçevesinde tanına İslam Alevi Teşkilatı kısa ismi olarak kendilerini ALEVİ olarak tanımlayan kuruluş bir diğeri ise Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu üyesi ve bünyesinde 15 derneği barındıran Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF). Aramızdaki ayrılış süreci oldukça uzun bir konu, bunu sizinle müsait olduğunuz bir zamanda yüz yüze konuşmayı yeğlerim.

    İslam Alevi Kurumu’nun bir alt kurumu olan Hızır Avusturya’ yardım kurumu. İslam Alevileri tanınma süreçleri gerçekleştirmek için Alevilerin birliğini bozacak birçok çirkin yola başvurmuşlardır. Bunlardan en kötüsü ve çirkini AABK Onursal Başkanı Turgut Öker ve o dönemin Avusturya ABF Genel Başkanı M.Ali Çankaya ve İnanç Kurulu Başkanı Kazım Akbaba’nın adlarını vererek kurumlarımızı Avusturya ve Almanya Cumhuriyet Başsavcılığına ve Terörle Mücadele Kurumuna, kurumlarımızı ve başkanlarımızı, “bunlar teröristtir” diye şikayet etmeleridir. Ekte size yapılan bu şikâyetin Türkçe yeminli tercüman çevrimini gönderiyorum.
    Bu konuda başarılı olmayan kurum daha sonrada Avusturya’da bizden başka kimse derneklerde Alevilik yapamaz diye derneklerimizin kapatılması için, ilgili bakanlığa kurumlarımız için kapatma dilekçeleri verip kurumlarımıza maddi ve manevi zararlar vermişlerdir.
    Sizleri Türk İslam sentezi öncülüğünü taşıyan bu tip kurumlar ile çalışıyor görmek içimi burkmuş ve bundan rahatsızlık duyduğumu ifade etmek isterim.

    Sevgili Dertli Divanı Baba ve Veliyettin Ulusoy Efendi bizleri ve kurumumuzu iyi tanımaktadırlar. Gönül isterdi ki bu tip etkinlikleri yaparken kimler ile işbirliği yaptığınızı biraz daha detaylı incelemek ve saygınlığınıza zarar verecek bu tip ortak çalışmalarda daha titiz çalışarak kurumları ona göre seçmenizde fayda olacağını söylemek isterim.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • St. Pölten Cemevi icra yoluyla satışa çıkarıldı; ‘Bu Aleviliğe ihanet!’

    St. Pölten Cemevi icra yoluyla satışa çıkarıldı; ‘Bu Aleviliğe ihanet!’

    PİRHA- Avrupa’nın ilk resmi cemevi binası olarak inşa edilen St. Pölten Cemevi binası banka borcu yüzünden mahkeme kararıyla icra edilip satışa çıkartıldı. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Turak, “Cemevimizi Alevi toplumunu bölerek bu duruma getiren St.Polten Cemevi Başkanı Mehmet Mercan ve yönetimi topluma hesap vermeli ve derhal istifa etmelidirler” dedi. 

    Avusturya’nın St. Pölten şehrinde olan cemevini üyelerinden habersiz Alevi İslam teşkilatına bağlayan Mehmet Mercan yaptığı açıklamada banka ödemlerinin sorunsuz yapıldığını söylemişti, oysa elimize geçen mahkeme kararı işin iç yüzünün böyle olmadığını ortaya koyuyor.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, “St.Pölten Cemevinin icra yolu ile satışa çıkarılmasına neden olan şahıslar Alevi toplumuna en büyük ihaneti yapmışlardır” dedi.

    “ALEVİLİĞE EN BÜYÜK İHANETİ YAPTILAR”

    Yazılı bir açıklama yapan Turak, şunları belirtti:

    “02.12.2018 tarihinde, İslam Alevi İnanç Teşkilatı’nın (IAGÖ) yaptığı şikayetlerden yola çıkarak, “Cemevlerimiz kapanacak ve cemevlerimizde Alevi ritüellerini yapamayacağız” bahanesi ile cemevlerimizi kapatmak isteyen kuruluşa yani İslam Alevi Teşkilatı’na biat edercesine boyun eğerek bağlanıp, St.Pölten Cemevimizin oluşumunda büyük emekleri olan, alınteri ve çocukların rızkını cemevinin inşaasına koyan üyeleri üyelikten atarak ve hiç bir üyesine haber vermeden gizlice İslam Alevi Teşkilatı’na bağlayan yöneticiler Aleviliğe en büyük ihaneti yapmışlardır!

    EN BÜYÜK ACI

    St.Pölten Cemevimizin tapusunda “İcra yolu ile açık artırmaya gidilecek” bildirgesini okumak en büyük acıdır! Cemevimizi Alevi toplumunu bölerek bu duruma getiren St.Polten Cemevi Başkanı Mehmet Mercan ve yönetimi topluma hesap vermeli ve derhal istifa etmelidirler!

    “ST.PÖLTEN CEMEVİNİN İCRA YOLUYLA AÇIK ARTIRMAYA GİTMESİNE GÖZ YUMAMAYIZ”

    Biz Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ailesi olarak önünde Hünkar’ın, Pir Sultan’nın, Yunus Emre’nin heykellerinin bulunduğu St.Pölten Cemevimizin icra yolu ile açık artırmaya gitmesine göz yumamayız, hele bu heykelleri yıkmak için can atan o kadar hariciler dışarda kol atarken!
    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak, Alevi Toplumun birlik ve beraberliği ilkesinde, tüm bileşenlerimiz ile St.Pölten Cemevimize sahip çıkmaya hazırız.
    St.Pölten Cemevimizin AABF çatısı altında çalışmalarına devam etmesi koşulu ile Avusturya’da ve St.Pölten’deki tüm Alevi canlarımızla Alevice, kendi değerlerimiz ile yaşamaya ve yaşatmaya devam etmeye talibiz.”

    PİRHA/ AVUSTURYA

  • AABF Başkanı’ndan Avusturya yetkililerine çağrı: Siyasal islamın yapılanmasına alet olmayın

    AABF Başkanı’ndan Avusturya yetkililerine çağrı: Siyasal islamın yapılanmasına alet olmayın

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyon (AABF) Başkanı Özgür Turak, Viyana’daki İslam Alevi Teşkilatı tarafından son üç ayda üç kez Anayasa Koruma Teşkilatı’na şikayet edildiklerini açıkladı. Turak, Avusturya yetkililerinden, insanlığın birbirine ihtiyacı olduğu bugünlerde, Siyasal İslamın yapılanmasına alet olmamalarını talep etti. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyon (AABF) Başkanı Özgür Turak, Viyana’daki İslam Alevi Teşkilatı’nın (IAGÖ) yaptığı son şikayetlerle ilgili bir açıklama yaptı.

    Turak kamuoyuna yaptığı acıkmada, “Tüm dünyanın salgın hastalık karşısında mücadele ettiği bu zorlu günlerde böylesi zorunlu bir açıklamayı yapmakla verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz” dedi.

    Özgür Turak, Avusturya’da çalışmalarını devam ettirirken, İslam Alevi İnanç Teşkilatı (IAGÖ) tarafından son üç ayda üç ayrı şikayetle, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) çalışmalarını sabote etmek ve devletin kendilerine verdiği yetkiyi, kendileri gibi olmayan diğer düşüncelere karşı sopa olarak kullanan bir yapıya dönüştüklerini belirtti.

    Tutak, Avusturya yetkililerinden, insanlığın birbirine ihtiyacı olduğu bugünlerde, Siyasal İslamın yapılanmasına alet olmamalarını talep etti.

    Turak, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “1989 yılından itibaren Avusturya’nın 15 bölgesinde kurumsallaşmış ve hâlihazırda 20’nin üzerinde Dernekler Masası’na Alevi isimleri ile kaydı bulunan derneklerin 1998 yılından itibaren çatı örgütü olarak çalışmalarını yürüten, 15 Avrupa ülkesinde örgütlü olan Alevi Federasyonlarının çatı örgütü olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu kurucu üyesi Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu olarak halkımıza yaşanılan bu zorlu günlerde gündem dışı bu açıklamayı yapmayı sorumluluğumuz gereği buradan yerine getiriyoruz.

    “İSLAMİ BİR YAPIYA BÜRÜNDÜRME GAYRETİ”

    Kamuoyu tarafından da bilindiği üzere yaklaşık on yıl önce kurumumuzun içinden çıkan üç beş kafadar, doğru olmayan bir yöntemle bir yandan kurumumuzu, Aleviliğin Avusturya’da tanınması için tüzük tartışma bahanesi ile oyalarken, diğer yandan örgüte haber vermeden İslam Aleviliğinin tanınması için gizlice başvuru yaptılar ve Avusturya İslam Yasası içinde İslam Alevi İnanç Toplumu Avusturya (IAGÖ) ismi ile islami bir mezhep olarak tanındılar.
    Türkiye’de Alevileri Diyanet içerisinde eritmeye çalışan siyasi islam zihniyeti, Avusturya’da da Alevileri islam yasasının içerisine çekerek, Avrupadaki Alevi kurumlarımızı Türkiye ayaklı parçalamaya çalışırken, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, kendisini İslam Aleviliği altında tanınan bir inanç olarak görmüyor, aksine Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması için on yıldan fazla bir süredir mücadele vermektedir ve bu mücadelesi sürecektir. İslam Alevileri geçmişte kamuoyunun bildiği üzere; kurumlarımızı, yöneticilerini Alevi öğretisinin hiçbir yerine sığmayacak bir şekilde asılsız yalan ithamlarla ve iftiralarla Anayasa Koruma Teşkilatı’na şikayetlerde bulunmuşlardır. İslam Yasası’ndan aldıkları güçle, Avusturya’daki Alevilerin yegane temsilcisi olduklarını öne sürerek, Avusturya’daki kurumlarımızı islami bir yapıya büründürme gayreti ile siyasal islamın emellerine ulaşması için, AABF’ye bağlı tüm derneklerimizi 2016 ve 2018 yıllarında Avusturya İnanç Dairesi üzerinden kapatılması için İslam Alevi İnanç Teşkilatı (IAGÖ) başvurularda bulundu. Her iki şikayette de yaptığımız mücadele ve hukukun üstünlüğü ile temel hakkımız olan “İnanç ve Vicdan Özgürlüğü” çerçevesinde davaları kazandık.

    İSLAM ALEVİ İNANÇ TEŞKİLATI’NDAN (IAGÖ) SON ÜÇ AYDA ÜÇ AYRI ŞİKAYET 

    Bizler Avusturya’da kurumsallaşmış ve de çoğulcu toplum içerisinde çalışmalarımızı her zaman olduğu gibi devam ettirirken, İslam Alevi İnanç Teşkilatı (IAGÖ) yine çalışmalarımızın önüne geçmek için son üç ayda üç ayrı şikayetle, AABF çalışmalarını sabote etmek ve devletin kendilerine verdiği yetkiyi, kendileri gibi olmayan diğer düşüncelere karşı sopa olarak kullanan bir yapıya dönüştüler.

    “HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILDI”

    2013 yılından itibaren AABF olarak tüm kurumlarımız için kurumsal kimlik olarak dizayn ettiğimiz ve telif hakları elimizde olan “aleviten österreich” ismini kullanamazsınız, diye 07.12.2019 tarihinde Avusturya İnanç Dairesi’ne şikayette bulunuyorlar ve bununla da yetinmiyor 2019 yılında “aleviten österreich” kelimesini patentleme cüretinde bulunuyorlar. 2009 yılında tüzüğümüzü çaldıkları gibi şimdide ismimizin üzerine oturmaya çalışıyorlar! Bununla ilgili hukuki süreci başlattık!

    St. Pölten bölgesinde IAGÖ’nün yürüttüğü siyasal islama karşı, onurluca mücadele veren Alevi canlarımızın bir araya gelerek kurumsallaşmak için St. Pölten Dernekler Masası!na yaptıkları başvuruya, IAGÖ 17.12.2019 tarihinde itiraz ederek, kendilerinden başkasının Alevi ismi altında kurumsallaşamayacağı yönünde itiraz ve şikayette bulunup, derneğin islam yasası doğrultusunda kapatılması talebinde bulundular. Siyasal İslama karşı vermiş olduğumuz mücadele karşısında, Avusturya Hukuku’nun adaletli ön görüşü ile tüzüğümüzde yazan tüm Alevi ritüelleri ve çalışmaları ile birlikte 17.03.2020 tarihinde AABF – St. Pölten şubemizin Dernekler Masası’na kaydını gerçekleştirdik!

    “IAGÖ, SİYASAL İSLAMIN ALEVİLER ÜZERİNDEKİ PROJESİNİN ADIDIR”

    Siyasal İslamın Aleviler üzerindeki projesinin adı olan İslam Alevi İnanç Teşkilatı (IAGÖ) en son olarak 26.02.2020 tarihinde Viyana Alevi Kadınlar Birliği’mizin yasallaşması için Dernekler Masası’na yaptığı başvuruya karşı Avusturya İnanç Kurumu’na yine şikayette bulunmuş, St. Pölten’de olduğu gibi Kadınlar Birliği’mizin kurulmasının önünde engel olmak için şikayet ve kapatma talebinde bulunmuştur.
    Kadının eşitlik ve özgürlük mücadelesinin önündeki engeller ancak Siyasal İslamın sisteme dayanan ilişkilerinin bütünü olabillir. Kadın örgütlenmeleri onu köleleştiren düzene karşı çok önemli bir adımdır. Bu anlamıyla çeşitli bahanelerle kadınlarımızın örgütlenmesi ve dernekleşmesi yolunda önüne koyulan engelleri şiddetle kınıyoruz ve buna karşı mücadelemizi başlattığımızı kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.

    Avusturya yetkililerinden, insanlığın birbirine ihtiyacı olduğu bugünlerde, Siyasal İslamın yapılanmasına alet olmamalarını talep ediyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • 1. Avrupa Alevi Kurultayı, Viyana’da başladı

    1. Avrupa Alevi Kurultayı, Viyana’da başladı

    PİRHA – Avusturya’nın Başkenti Viyana’da iki gün sürecek 1. Avrupa Alevi Kurultayı bugün başladı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun birlikte düzenledikleri 1. Avrupa Alevi Kurultayı başladı. Avrupa ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi anası, dedesi, babasının katıldığı kurultay iki gün sürecek.

    “ALEVİLİĞİN KENDİNE ÖZGÜ İNANÇ OLARAK TANINMASINI ÖNEMSİYORUZ”

    Alevi pirleri ve anaların gülbang vermesiyle başlayan konferansta  Alevi, Süryani, Katolik inanç önderleri birer konuşma yaptı. Toplantının açılış konuşmasını ev sahibi Avusturya ABF Baskanı Özgür Turak yaptı. Turak, Viyana’da toplanan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na ilişkin şunları kaydetmişti:

    “Türkiye’de ve Avrupa’da, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınmasını ve kalıcı çözümlerin sağlanmasını biz çok önemli buluyoruz ve önemsiyoruz. Avrupa genelinde, 17’den fazla ülkede yaklaşık 1,5 milyon Alevi yaşamaktadır. Bu ülkelerden 6 tanesi, Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak tanımış durumdadır. Din, vicdan ve inanç özgürlüğünün laiklik ilkesi doğrultusunda sağlanması, Alevilerin eşit yurttaşlık, eşit haklar talebi ve anayasal güvence altına alınması doğrultusunda; hukuki, siyasi, diplomatik ve demokratik boyutta mücadelesinin önemi ortadadır.”

    Panelde ilk olarak ‘Avusturya İslam Yasasının Aleviler Üzerindeki Etkisi’ konusu işlenecek.

    Panelin katılımcıları:

    Viyana Üniversitesi, Hukuk Felsefesi Dini ve Kültürel Hukuk Enstitüsü Prof. Dr. Richard Potz

    Avukat, Viyana Üniversitesi Kamu Hukuk Fakültesi Dr. Walter Schwartz

    Siyaset Bilimcisi ve Yazar Mag. Nina Scholz

    Tarihçi ve Yazar Mag. Heiko Heinisch

    Dr. Kersin Wonisch, Uni Graz – EU Akademi Bozen (HABER MERKEZİ) 

  • 1. Avrupa Alevi Kurultayı, 8-9 Şubat tarihlerinde Viyana’da gerçekleşecek

    1. Avrupa Alevi Kurultayı, 8-9 Şubat tarihlerinde Viyana’da gerçekleşecek

    PİRHA – Avusturya’nın Başkenti Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde 1. Avrupa Alevi Kurultayı yapılacak. Konuya ilişkin açıklama yapan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkan Özgür Turak, “Türkiye’de ve Avrupa’da, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması ve kalıcı çözümlerin sağlanmasının inançsal, akademik ve kurumsal boyutlarda ele alınacağı bir Alevi Kurultayı düzenliyoruz” dedi. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun birlikte düzenleyecekleri kurultaya, Avrupa ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi Anası, Dedesi, Babası katılacak.

    “ALEVİLİĞİN KENDİNE ÖZGÜ İNANÇ OLARAK TANINMASINI ÖNEMSİYORUZ”

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Özgür Turak, 8-9 Şubat tarihlerinde Viyana’da toplanacak olan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na ilişkin yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    “Türkiye’de ve Avrupa’da, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınmasını ve kalıcı çözümlerin sağlanmasını biz çok önemli buluyoruz ve önemsiyoruz. Avrupa genelinde, 17’den fazla ülkede yaklaşık 1,5 milyon Alevi yaşamaktadır. Bu ülkelerden 6 tanesi, Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak tanımış durumdadır. Din, vicdan ve inanç özgürlüğünün laiklik ilkesi doğrultusunda sağlanması, Alevilerin eşit yurttaşlık, eşit haklar talebi ve anayasal güvence altına alınması doğrultusunda; hukuki, siyasi, diplomatik ve demokratik boyutta mücadelesinin önemi ortadadır.”

    KURULTAYIN AMACI

    “1. Avrupa Alevi Kurultayı”na “Avrupa ve Türkiye’den çok sayıda dede ve ananın, akademisyenin ve kurum temsilcisinin katılacağına vurgu yapan Turak,
    ‘‘Türkiye’de ve Avrupa’da, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması ve kalıcı çözümlerin sağlanmasının inançsal, akademik ve kurumsal boyutlarda ele alınacağı bir Alevi kurultayı düzenliyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Özgür Turak, Avusturya’daki İslam Yasası gerçeğini anlattı: Diyanet’ten farksız

    Özgür Turak, Avusturya’daki İslam Yasası gerçeğini anlattı: Diyanet’ten farksız

    PİRHA-Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Özgür Turak, Avusturya’da İslam Yasası içinde neden olmak istemediklerinin gerekçelerini PİRHA’ya anlattı. Turak, “İslam Yasası çatısı altında olmakla Diyanet çatısı altında olmak aynı şey” diyor. Avusturya’da ‘din topluluğu’ tanımı olduğunu hatırlatan Turak, “Alevilik bir din değil ama kendine özgü bir inanç, bir Yol. Aleviliğin ritüelleri İslam dinine uymuyor. İnancımızı özerk olarak nitelendiriyoruz” ifadelerini kullandı. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Avusturya’da Alevilik inancının özerkliği için mücadele ediyor.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) tarafından açılan “Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması” davasında Viyana İdari Mahkemesi aleyhte karar vermişti.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, mahkemenin olumsuz karar vermesi üzerine  sonrası yaptığı açıklamada “Bizler Viyana İdari Mahkemesi’nin bu kararını usulsüz bulmakla birlikte, bunun siyasi bir tutum olduğunu ve her şeyden önce insan hakları ihlali olduğu konusunda hemfikiriz. Bizler mahkemenin bu yanlı tavrını kabul etmiyoruz ve hukuksal mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz” demişti.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) iç hukuk yolları tükendiğinden dolayı, Avusturya devletine karşı açtığı davayı 10 Aralık 2019’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak, federasyon tarafından açılan “Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması” dava sürecini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne neden gidildiğini PİRHA’ya anlattı.

    Özgür Turak, Avusturya’daki yapılanma ile Türkiye’deki yapılanmanın birbirine çok benzediğini, Türkiye’de  hükümetin Alevileri Diyanet İşleri Başkanlığı’nın içerisine alma çabasıyla Avusturya’daki çalışmanın aynı olduğunu dile getirdi.

    Turak, “Avusturya’da Türkiye kökenli, İslam’a yaklaşık olabilecek kurumların hepsini bu İslam Yasası çerçevesinde toparlamaya çalışıyorlardı. Biz buna karşı geldik” diyor.

    Özgür Turak, “Avusturya bürokrasisinin kendilerini hem maddi hem de manevi olarak yıprattığını, bu sürecin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelmesinin de büyük bir avantaj olduğunu vurguluyor.

    AİHM’de eş değer, emsal birçok kararlar mevcut olduğunu hatırlatan Turak, “Aynı inanca mensup olan kuruluşlar dahi birbiriyle anlaşamadıkları takdirde devletler bu kurumları tanımlamak zorundalar. Bu konuda eşdeğer kararlar mevcut. Bu yüzden de biz birbirine yakın iki tane inançtan da bahsetmiyoruz. Birisi tamamen kendisini İslam’ın bir mezhebi olarak görüyor, İslami bir Alevilikten bahsediyor. Biz ise kendisine özgü, başlı başına ayrı bir inançtan bahsediyoruz. Bu yüzden farklılığımız oldukça büyük” ifadelerini kullanıyor.

    İşte Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak‘ın PİRHA‘nın sorularına verdiği yanıtlar…

    PİRHA- Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması” girişiminiz ve mahkeme süreci nasıl başladı?

    ÖZGÜR TURAK- Bizim Avusturya’daki tanınma sürecimiz aslında 2007 yılına denk geliyor. 2007 yılından itibaren konfederasyon bazında bizler Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak aynı zamanda konfederasyonun kurucu üyesiyiz. Orada çalışmalarımız halen aktif bir şekilde devam etmektedir. 2007 yılından itibaren konfederasyon çerçevesinde Avrupa’nın birçok ülkelerinde Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması çalışmaları yürütürken Avusturya’da da bu kararı aldık. 2007 yılından itibaren Avusturya’da da bu çalışmaları başlattık.

    İLK AYRIŞMANIN BAŞLAMASI

    Bu çerçevede tabii ki 2 yıllık bir çalışma sürecimiz vardı, altyapı, tüzük hazırlamaları vs. Avusturya kanunları gereğince belli bir çerçevede bir çalışma yürütmemiz gerekiyordu. Bu çalışmaları 2 yıl yürüttük. Bunun akabinde ise beklemediğimiz bir olayla karşı karşıya geldik. Bu da bizim üyemiz olan Viyana Alevi Kültür Birliği -o dönemki ismiyle- bizim üyemiz olan bu dernek kurumlarımızın hiçbirine haber vermeden kendisi özerk bir şekilde gidip Alevi İslam İnanç Toplumu olarak içeriye başvuruyor. Bu başvuru ile beraber bizim Avusturya’daki ayrışmamız başladı.

    “AVUSTURYA’DA İSLAM YASASI VAR; AVRUPA’DA İSE YOK”

    Bunu yapma nedenlerinin birçok boyutu var. Bunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Uzun bir süreç olduğu için birincisi Avusturya’da tanınmamız için iki tane koşul vardır. Bunlardan bir tanesi, Avusturya hükümeti diyordu ki inancınızla normal bir başvuru yapacaksınız. Bu başvuru ile beraber de tanımlamalarınız gerçekleşecek. Avusturya’da mevcut bir İslam Yasası var. Bu, diğer Avrupa ülkelerinde yok. Yalnızca Avusturya’ya mahsus olan bir yasa. Avusturya hükümeti de tabii ki bizleri, yani Türkiye’den gelen bir topluluk olarak bizleri de çok fazla tanımıyor. “Alevi” olarak ya da bizim istediğimiz çerçevede tanımıyorlardı. Bunlar Türkiye’den gelen toplulukların hepsini bir kafese alıp dediler ki, bunlar Türkiye’den gelen bir topluluk. Biz de bunları İslam Yasası’nın içerisine alalım. Bu çerçevede İslam Birliği’nin başvuruları onların işine yaradığı için bu başvuruyu değerlendirdiler. Bu şekilde İslam yasasının içerisinde mevcut bir yapılanmayla bir tanımlanma gerçekleşti. Bu da sorunların ilk adımı oldu.

    “VİYANA ALEVİ KÜLTÜR BİRLİĞİ’NE KARŞI BİZ KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANCIN ÇALIŞMALARINI YÜRÜTMEK İSTİYORUZ”

    2009 yılından itibaren başlayan bir tanınma sürecimiz gerçekleşti. Bu tanıma süreci içerisinde Viyana Alevi Kültür Birliği’ne karşı bizler kendine özgü bir inancın çalışmalarını yürütmek istiyoruz. Bu bizler için çok önemli. Çünkü Avusturya’daki yapılanma, Türkiye’deki yapılanma ile birbirine çok benziyor. Türkiye’de mevcut olan Diyanet İşleri ve hükümetin Alevileri Diyanet İşleri’nin içerisine alma yani oradaki bir çatı altında birleştirip İslamlaştırmaya yönelik olan bir yapılanması vardı. Avusturya’daki çalışmada aynısıydı. Mevcut İslam yasası ile beraber Türkiye kökenli olan İslam’a yaklaşık olabilecek kurumların hepsini bu İslam Yasası çerçevesinde toparlamaya çalışıyorlardı.

    “AVUSTURYA’DAKİ İSLAM YASASI’NIN DİYANET’TEN FARKI YOK”

    Biz buna karşı geldik biz dedik ki; biz böyle bir yapılanmanın içerisine girdiğiniz takdirde, bu Alevilerin asimilasyonuna açılmış kapı olacak. Bu da bizim kendi kendimizi ifade etmemize bir tür engel teşkil edecek. Bu yüzden eğer bir yasa çıkacaksa bunun bir Alevi Yasası olması lazım. Bu çerçevede, bu ölçeklerde çalışmalarımızı yürütmek istiyoruz. Tamamen kurumsal bir çerçeveydi buradaki çalışmalar. Tabii ki onlar biraz daha kolay yolu seçtiler. Böylelikle devletin de desteğiyle beraber tabii ki onların tanımlanması daha rahattı. Bizim tanımlanmamız da hem devlet nazarında hem de aramızdaki bu çelişkilerden dolayı biraz daha zorlu bir aşama ile gerçekleşti. O yüzden de biz dedik ki; Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı içerisinde toplanmasıyla, Avusturya’daki Alevilerin İslam Yasası içerisinde toplanması aynıdır. Biz böyle bir yapılanma istemedik. Bu yüzden de çalışmalarımızı bu çerçevede ilerletiyoruz.

    Peki Avusturya’da nasıl bir hükümet var?

    Şu anda yeni bir hükümet kuruluyor. Hükümet sadece en azından bizim süreçlerimizde sağ hükümetin ağırlıkta olduğu dönemlere rast geldi. İlk başlarda sosyal demokratlar ve Avusturya Halk Partisi olmak üzere bunlar o dönemde iktidardaydılar. Zaman geçtikçe 10 yıllık süre içerisinde hükümetler de değişti. Bizim yüksek mahkeme süreçlerinde genelde sağ hükümetler, daha doğrusu Hristiyan demokratların olduğu bir hükümet vardı.

    AVUSTURYA DEVLETİ ALEVİLERİ ÇIKARI DOĞRULTUSUNDA KULLANDI”

    Belki de Aleviliği çok tanımıyorlar. Bu anlamda eksiklik olduğunu düşünüyor musunuz?

    Muhakkak bunun bir eksikliği de var. Ama bunların da kendi teşkilatları var. İlla bir kurumu tanımak istiyorsa bunların teşkilatları, gerekli bilgileri onlara aktarıyorlar zaten. O yüzden Alevileri gerçek anlamda tanımadıklarını pek düşünmüyorum. Bizler de Avusturya’da 30 yıla yakın bir süredir örgütlenmemiz var. 30 yıllık derneklerimiz mevcut federasyon olarak. 1989 yılından itibaren var olmuş bir kurumdayız. Böyle bir kurumlaşmamız olduktan itibaren de yani 22 yılı geçirmiş bir örgütlenmemiz var federasyon olarak. Bizleri tanıyorlar. Muhakkak birçok çalışmamıza katılıyorlardı. Onların aslında Alevileri tanımamasından değil de daha çok Alevileri kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullanabileceklerini düşünüyorlardı. Özellikle de Avusturya’da mevcut olan bu İslam Yasası’nın değişmesi için Aleviler büyük bir rol oynadı. Bu konuda da aslında Aleviler kullanıldı diyebiliriz. Çünkü Avusturya’daki İslam Yasası’nın değişmesi bir nevi Alevilerin sayesinde gerçekleşti. Çünkü bu İslam Yasası değişirken birçok televizyon programları yapılıyordu. Hükümet yetkilileri televizyon programlarına çıkıyorlardı ve diyorlardı ki bakın İslam Yasası’ndan rahatsız olanlar, İslam Alevi teşkilatı da var. Bu yüzden de İslam Yasası’nı değiştirmek zorundayız. Böylelikle de zaten büyük bir oyun olarak değerlendiriyoruz bunu. Bu yüzden de Avusturya hükümeti Alevileri bu anlamda kullandı. İslam Alevilerinin arkasında durmalarının en büyük nedeni onların İslam Yasası’nın değiştirilmesinde yardımcı olmalarıdır.

    “BİZ BİRBİRİNE YAKIN İKİ İNANÇ DEĞİLİZ; BİZ ‘ALEVİLİK KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANÇ’ DİYORUZ”

    Şimdi tabi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci başladı. Avusturya’da iç hukuk tükenince siz de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdunuz federasyon olarak. Nasıl bir savunma gerçekleştirilecek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

    10 yıllık bir süreç. Avusturya’da gerçekleşen uzun bir süreçti. Avusturya bürokrasisi bu konuda sınıfta kaldı diyebiliriz. Bizleri 10 yıllık bir süreç içerisinde hem maddi hem manevi anlamda yıprattılar. Bu sürecin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelmesi bizler için büyük avantaj. Çünkü burada artık Avrupa İnsan Hakları Konseyi’nin bakacağı, değerlendirebileceği bir sonuç olacak. Kaldı ki AİHM’de eş değerli birçok kararlar mevcut. Yani aynı inanca mensup olan kuruluşlar dahi birbiriyle anlaşamadıkları takdirde devletler bu kurumları tanımlamak zorundalar. Bu konuda eşdeğer kararlar mevcut. Bu yüzden de biz birbirine yakın iki tane inançtan da bahsetmiyoruz. Birisi tamamen kendisini İslam’ın bir mezhebi olarak görüyor, İslami bir Alevilikten bahsediyor. Biz ise kendisine özgü, başlı başına ayrı bir inançtan bahsediyoruz. Bu yüzden farklılığımız oldukça büyük.

    AİHM’DE EMSAL DAVALAR VAR

    Bizim yaptığımız başvuru birbirinden tamamen farklı. Eşdeğerli kararlar var. Bu eşdeğerli kararlar yalnızca Aleviler üzerinden verilmiş kararlar değil. Bosna Hersek üzerinden bir tane karar var. İki Hristiyan yalnızca  yöneticileri birbiriyle anlaşamadıklarından dolayı AİHM’ye gelmişlerdi. Mahkeme, iki inanç birbirinin aynısı olsa dahi birbirileri ile anlaşamadıkları ve bundan dolayı da ayrı inanç olarak tanımak zorunda olduğuna o dönemde karar vermişti. Kaldı ki zaten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesinde din ve vicdan özgürlüğü devletler tarafından sunulmalıdır, diye açık bir şekilde yazıyor. Özellikle de Avusturya hükümetinin bizim kendimizi ifade etmediğimiz ve de kendimizi görmediğimiz bir dinin içerisine adapte etmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına aykırı bir karar. Bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları mahkemesinden olumlu bir sonuç bekliyoruz. En azından bu din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde.

    “AİHM’DEN POZİTİF KARAR BEKLİYORUZ”

    Tamam haklısınız örnekler var önünüzde ama burada Aleviler sanki ikiye bölünmüş gibi. Birileri İslam’ın şemsiyesi altında olmasını istiyor, bir bölümü istemiyor. Burada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararsız kalabilir mi? Hukukçular ne diyor?

    Buradaki hukukçular, insanlar kendilerini nasıl tanımlıyorlarsa, benimsiyorlarsa devlet de onu o şekilde kabul etmek zorundadır, diyor. Kendini nasıl ifade ettiğin burada çok önemli. Buna dikkat ediyorlar ve de buna bakıyorlar. Bu yüzden de düşünce ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde kanun ile beraber geçiyor. Böylelikle de bizlerin tanımlanması olayını daha çok pozitif olarak görüyoruz.

    “AİHM LEMİZE KARAR VERİRSE ÇOK BÜYÜK BİR KAZANIM ELDE ETMİŞ OLACAĞIZ”

    Peki diyelim ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sizin lehinize karar verdi? Nasıl bir etki edecek Avusturya Devleti’ne?

    Bu bizler için çok büyük bir oluşum olacak. Bunu yalnızca Avusturya’ya yönelik değil de hem Avrupa’daki Aleviler hem de Türkiye’deki Aleviler karşısında çok büyük bir kazanım elde etmiş olacağız. Bu nasıl bir kazanım olacak? Mevcut İslam Alevilerinin yanında kendisine özgü bir Aleviliğin tanınmış olması gerçekleşecek. AİHM’de alınan kararlar Türkiye’deki gibi çok fazla kulak ardı edilmiyor burada. O kararlar olduğu gibi hayata da geçiriliyor.

    “AVUSTURYA DEVLETİ AİHM KARARLARINI UYGULMAK ZORUNDA KALACAK”

    Avusturya hükümeti bu kararı kendi yasalarında uygulamak zorunda durumunda kalıyor. Çünkü buradaki işleyiş çok daha farklı. Alınacak olan kararların hepsi de Avusturya’da geçerli olacak, bizim buradaki mahkemelere gelecek. Mahkeme tekrardan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde çıkacak olan kararın sonucunda bir karar verme zorunluluğu var. Böylelikle bizim aslında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde çıkacak olan pozitif bir karar, Avusturya’daki kararda da belirleyici olacak.

    “ALEVİLİĞİN RİTÜELLERİ İSLAM DİNİNE UYMUYOR; İNANCIMIZI ÖZERK OLARAK NİTELENDİRİYORUZ”

    Ben burada tekrar başa döneceğim. Sosyal medyada çok tartışılıyor. “Olur mu öyle bir şey, Alevilik İslam dışı mı?” şeklinde tartışmalar yaşanıyor. Peki İslam şemsiyesi altında olunursa ne olur? Hangi olumsuzluklar gerçekleşir? Bir kez daha ifade edelim daha net bir şekilde.

    Aleviliğin bir defa İslam içi İslam dışı tartışmalarına yönlendirilmesini biz çok sakıncalı buluyoruz. Bunun biz İslam’ın ne kadar Hıristiyanlık içi/Hristiyanlık dışı tartışmaları gibi. Çünkü tüm dinlerin hepsi birbirinden etkilenmişlerdir. Bu bilimsel bir açıklamadır. Her dine baktığımız takdirde birbirine benzer öğeler vardır ama Aleviliği tek başına aldığımız takdirde, Aleviliğin tek kurtuluş yolu kendi ritüelleri ile beraber kendisini tanımlıyor olmasıdır. Biz bugüne kadar kendimizi Alevi olarak nitelendiriyorduk ve bizi diğer din toplulukları ile beraber aynı göz hizasına getirebilmemiz için bu güvenceyi elimize almamız lazım. Bu yüzden de bizim dememiz lazım ki Alevilik diğer inançlar gibi kendisine özgü bir inançtır. Bunun içerisindeki Alevi ritüelleri neyse bizler onu yapacağız, onları dile getiriyoruz, farklı farklı bir şey söylemiyoruz. Biz diyoruz ki İslam dinindeki, şu andaki mevcut dünyada bilinen, tanınan dinle alakamız yok. İslam dininden farklılıklarımız var. Bizim ritüellerimiz, yaşam tarzımız bu dine uymuyor. İnancımızı özerk bir inanç olarak nitelendiriyoruz.

    Ama Alevilik bir din demiyorsunuz.

    Avusturya’da tanıma olaylarında din topluluğu olarak geçiyor. Kanundaki ismi budur. Bir din topluluğu olarak. Şu andaki mevcut İslam Alevileri de bir din olarak geçiyorlar.

    “ALEVİLİĞİ BİR YOL OLARAK TANIMLIYORUZ”

    Evet orada din olarak geçiyor ama Aleviler “Biz bir dinin mensubuyuz” demiyor.

    Bizler bir inancın mensuplarıyız. Biz Yol’un mensuplarıyız. Aleviliği biz Yol olarak zaten kendi tüzüğümüzde de dile getirdik. Alevilik bir Yol’dur, diyoruz. Özellikle de insan-ı kâmil olma yolunu benimseyen Dört Kapı- Kırk Makam’dan geçen Yol’un adıdır diyoruz kendimize.

    “BİZ DİYORUZ Kİ, KENDİMİZİ BAŞKA İNANÇ ÜZERİNDEN TANIMLAMAYALIM”

    Şimdi bunu çarpıtanlar var. “Alevilik din ise hani nerede kitabı, peygamberi kim” diye soruyorlar. Bunu söyleyenler de Aleviler. Bu kişilere ne söylemek istersiniz?

    “Cahille çok fazla muhatap olma” diye bir güzel sözümüz vardır. İnsanların birçoğu yalnızca din denilince aklına semavi dinleri getiriyor. Sırf bu dinlere mensup olabileceğini düşünüyorlar ve de kafalarındaki bilgi bununla kısıtlı olduğundan dolayı olayı çok fazla çarpıtıyorlar. Kendilerinden olmayan öğeleri yaşamınızın içerisine koymaya çalışıyorlar. Bu yüzden de biz de onlara her defasında diyoruz ki, biz kendimizi başkasının üzerinden tanımlamayalım. Biz kendi inancımızı, bizi biz yapan seçimlerimiz ne derse onların üzerinden kendimizi anlatalım. Niye başkaları üzerinden anlatalım. Biz zaten kendi kırklar meclisimizde bizim aramıza peygamber girmez demişiz. Ene’l Hak demişiz bir defa. Bu tanımları bizler kullanarak kendi inancımızın özüne dönecek bir şekilde dile getirmemiz gerekiyor. Aslında onlarla çok fazla muhatap olmak istemiyoruz. Alevilik sırf bu dört mevcut dinden tanımlanacak bir inanç değil. Bu mevcut olan dört tane semavi din, Aleviliğin içerisinde mevcut olabilir ama Aleviliği bunların o dar çerçevelerine sığdırılabilecek küçük kapsamlı bir inanç olarak nitelendirmiyoruz. Bu çok daha geniş bizim ve inancın özdeşleşmiş olduğu yapılanma olarak değerlendiriyoruz.

    Nilgün METE/İSTANBUL