Etiket: özgür

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu: ‘Rıza Anayasası’ için Kadıköy’de olalım -VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: ‘Rıza Anayasası’ için Kadıköy’de olalım -VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi katılım çağrısı yaptı. Kulu “Adaletin nüvesinin kalmadığı bir ülkede Alevilerin, yurtseverlerin, Türkiye devrimcilerinin ve barışı ve demokrasi isteyen herkesin 10 Aralık’ta Kadıköy Meydanı’nda, karanlığa değil aydınlığa ışık tutmalarını istiyoruz” dedi.

    AKP hükümetinin eğitim başta olmak üzere her alanı tamamen dinselleştirme girişimlerine karşı Alevi örgütleri öncülüğünde 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de saat 14.00’te “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, 10 Aralık mitingine ilişkin çağrıda bulundu.

    Ülkenin karanlığa gittiğine işaret eden Kulu, “Her gün şeriatın ayak seslerinin geldiği bir ülkede yaşıyoruz. Adaletin, hukukun tamamen bittiği bir dönemdeyiz. Demokratik cumhuriyeti, özgür ve eşit yurttaşlığı savunmak için 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy Meydanı’nda olalım” dedi.

    Kulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türk Tabipler Birliği’ne kayyum atayan, 81 yaşındaki bir kadını cezaevine gönderen bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Artık adaletin nüvesinin kalmadığı bir ülkede Alevilere, yurtseverlere, Türkiye devrimcilerine ve gerçekten bu ülkede barışı ve demokrasi isteyen herkesin 10 Aralık’ta Kadıköy Meydanı’nda, karanlığa değil aydınlığa ışık tutmalarını istiyoruz. Bir bütün olarak yeni bir ‘Rıza Anayasası’yla eşit yurttaşlığı haykırmak için Kadıköy’deyiz.

    Eğitimin tamamen tarikatların, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uhdesine verildiği, şeriatı anaokuldan başlatan bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz için demokratik bir cumhuriyetin inşası adına herkes üstüne düşeni yapmak durumundadır. İstanbul’da sesimizi, gücümüzü, birleştirerek demokrasiyi, barışı, eşitliği ve kardeşliği savunmak için 10 Aralık’ta Kadıköy’deyiz.”

    Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER
    > Koluman: Demokratik ülke ve laik eğitim isteyen herkesi mitinge bekliyoruz-VİDEO
    > Tosu: Üyelerimizi, velilerimizi, tüm halkımızı mitinge davet ediyoruz – VİDEO 

  • Boğaziçi direnişini kar yağışı dahi durduramadı-VİDEO

    Boğaziçi direnişini kar yağışı dahi durduramadı-VİDEO

    PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri özgür, özerk ve demokratik üniversite talebiyle başlattıkları nöbet eylemlerinin 63. haftasını geride bıraktı. 300. kez bir araya gelen akademisyenler, soğuk ve kar yağışlı havaya rağmen eylemlerini sürdürdü.

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin her iş günü saat 12.15’te Güney Meydan’da yaptığı nöbet eylemi 63. haftasını geride bıraktı. 300. kez nöbet tutan akademisyenler, soğuk ve kar yağışlı havaya rağmen “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diyerek arkalarını bir kere daha rektörlük binasına döndü.

    Akademisyenler haftalık basın açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:

    “ÖZGÜR, ÖZERK, DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE TALEBİMİZ SÜRÜYOR”

    “Bugün 18 Mart Cuma. Nöbetimizin 300., direnişimizin 439. günündeyiz. Sizlere basının hâlen alınmadığı, çevresinde polisin ağır silahlarla devriye gezdiği, her köşesinin kameralarla, özel güvenlik güçleri ve sivil polislerce denetlenmeye çalışıldığı, girişlerine yüksek demir parmaklıkların yerleştirildiği kampüsümüzden sesleniyoruz.

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak özgür, özerk ve demokratik üniversite talebimizi farklı yollarla dile getirmeyi sürdürüyor, mücadelemize idari, akademik ve hukuki düzlemlerde ilk günkü kararlılığımızla devam ediyoruz. Üniversitemizi hedef alan siyasi güdümlü kadrolaşma projesinin bir yılı aşkın bir süredir yaratmış olduğu aleni hukuksuzluklara karşı direniyoruz; hakkımızı aramak için şu ana kadar Danıştay’a ve çeşitli idari mahkemelere yirmiye yakın dava başvurusu yaptık. Son olarak, yüz kırktan fazla Boğaziçi Üniversitesi akademisyeninin katılımıyla, Eğitim, Fen-Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinin seçilmiş ve yasal olarak atanmış dekanlarının YÖK tarafından tek bir kararla, haklarında yürütülen disiplin soruşturması gerekçe gösterilerek görevden alınmasını yargıya taşıdık.

    Üç dekanımızın birden görevden alınması üniversitemizi ele geçirmek amacıyla gerçekleştirilmiş hukuksuz uygulamaların en ağırı, siyasi amacı en belirgin olanıydı. Burada birinci derece sorumlular, üç dekanımıza mesnetsiz gerekçelerle soruşturma açan gayrimeşru üniversite yönetimi ve şaibeli görevden alma işlemini yürüten Yüksek Öğretim Kurumu’dur. Kamu üniversitelerinin siyasi amaçlar uğruna tahakküm altına alınma çabasının sadece üniversiteler için değil tüm toplum için telafisi güç zararlar doğuracağını bir kez daha vurgulamak isteriz. Her davamızda hak yerini bulana dek mücadelemiz devam edecek. Diğer taraftan görevlerini liyakat, özveri ve büyük bir sorumlulukla yürütmekte olan dekanlarımızın yerine kurum dışından ve tepeden inme kararlarla atanmış bulunan İrfan Erdoğan, İsmail Boz ve Murat Önder’e de kabul ettikleri pozisyonlara hakkaniyetsiz yöntemlerle gelmiş olduklarını, gayrimeşru bir konumda bulunduklarını ve kabul edilmediklerini hatırlatıyor, kendilerini istifaya davet ediyoruz.

    5 Mart’ta, Eğitim, Fen-Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerine dışarıdan dekan atanmasının ardından, Boğaziçi Üniversitesi’nin 1988’den günümüze üst yönetiminde aktif rol almış 46 akademisyeni ortak bir bildiriye imza attı. Üniversitemizin liyakate ve demokratik ilkelere dayalı kurumsal yapısının yıpratılamayacağını, seçilmiş dekanlarımızın hukuksuzca görevden alınmasının da kabul edilemeyeceğini beyan eden bu metne 300’den fazla Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni imzasını atarak desteklerini bildirdi.”

    “ADAMAN’IN GÖREVDEN ALINMASI KABUL EDİLEMEZ”

    “İdari pozisyonları ele geçirerek kadrolaşma hevesinde olan gayrimeşru yönetimin müdahale alanını genişletmeye çalıştığını, kurumumuzun katılımcı idari geleneğinin temel yapıtaşları olan kurul ve komisyonları da etkisizleştirmeyi hedeflediğini gözlemliyoruz. Kayyım yönetiminin kurul ve komisyonları kendi iradesine tâbi kılarak hiyerarşik bir düzende yeniden yapılandırma hamlesinin son örneğini Üniversite Yönetim Kuruluna bağlı Engelliler Komisyonuna yapılan müdahalede gördük.

    Engelliler Komisyonunun yanı sıra görme engellilere yönelik tam teşekküllü ve Türkiye çapında bir eğitim, teknoloji ve deneyim laboratuvarı olarak hizmet veren GETEM’in kuruluşlarında öncü rol oynayan Fikret Adaman, hiçbir gerekçe gösterilmeden ve komisyon üyelerinin bile haberi olmadan Engelliler Komisyonu üyeliğinden çıkarıldı. Kurul ve komisyonlara yönelik bu türden fütursuz müdahaleler, aynı zamanda direnişin bir parçası olan hocalarımızı cezalandırma amacı da taşımakta. Boğaziçi Üniversitesinin engelli bireylerin üniversite imkânlarına erişimi konusunda örnek bir kurum olmasına büyük katkıları bulunan Adaman’ın böylesine keyfi ve usulsüz bir kararla görevinden alınması kabul edilemez.

    Bu dönem de Güney Meydanda gerçekleştirdiğimiz açık derslere devam ediyoruz. SÖZ-101’in açılışını Betül Tanbay’ın 16 Mart günü nöbetten sonra gerçekleştirdiği “Matematik Birleştirir” başlıklı dersiyle yaptık. Kampüslerimizde akademik, sosyal ve kültürel alışverişlere özgürce alan açan diğer tüm etkinlikler gibi SÖZ-101 dersleri de diğer hocalarımızın katılımıyla dönem boyunca devam edecek.

    Kampüste cinsel tacizin önlenmesi için mücadele etmeye devam ettiğimizi 17 Mart Perşembe günkü nöbetin ardından duyurduk. Duyuruda cinsel tacize koşulsuz bir biçimde karşı olduğumuzu, bu tür vakaların takipçisi olacağımızı, cinsel taciz veya saldırıya maruz kaldığını düşünen öğrencilerin her koşulda yanlarında olduğumuzu ifade ettik.

    “GAYRİMEŞRU UYGULAMALAR SONA ERMELİDİR”

    Kampüs içinde dayanışmayla sürdürdüğümüz direnişimize kampüs dışından da kuvvetli bir kamuoyu desteği olduğunu “Konda Barometresi”nin şubat ayına ait raporuyla öğrendik. KONDA Araştırma ve Danışmanlık’ın raporu kapsamında, Boğaziçi Üniversitesine rektör atanma şekli ve öğretim üyelerinin bu konuya dair bir yılı aşkın süredir devam eden itirazları hakkında kamuoyunun görüşleri soruldu. Fikir belirtenlerin yüzde 83’ü, rektör belirleme süreçlerinde ilgili üniversitenin öğretim üyelerine danışılması gerektiğini ifade ederken, yüzde 80’i, kendilerine danışılmadan rektör atanmasına tepki gösteren öğretim üyelerini haklı buldu.

    Kamuoyunun bu büyük desteği, 15 aydır devam eden ve gücünü akademik özgürlük, kurumsal özerklik, mesleki liyakat gibi temel, evrensel değerlerden alan mücadelemizin takdir edildiğini gösteriyor. Siyasi hesapları, kişisel ikbal hırslarını değil, hukuku ve kamu yararını gözeten itirazımızın toplumca da paylaşıldığına işaret ediyor. Bu durum, her geçen gün genişleyen dayanışmamızı, demokratik, çoğulcu, katılımcı bir üniversite idealinin gerçekleşmesine dair inanç ve kararlılığımızı kuvvetlendirirken, kendilerini muktedir sananların yalnızlığını bir kez daha ifşa ediyor.”

    Her hafta olduğu gibi süregiden hukuksuzluklara dair yaptığımız çağrımızı yineliyoruz:

    “Üniversitedeki gayrimeşru uygulamalar bir an önce sona ermelidir. Üniversitemizdeki tüm fakülte dekanları ve enstitü müdürleri seçimle göreve gelmeli ve seçilmiş kurullarla denetlenebilmelidir. Şeffaf ve demokratik yollardan belirlediğimiz Mühendislik, Eğitim, Fen Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri Dekanları, Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürleri bir an önce görevlerine iade edilmelidir. İşlevsizleştirilen Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi ve Cinsel Tacizi Önleme Koordinatörlüğü işinin ehli çalışanlarıyla birlikte bir an önce tekrar faal hâle getirilmelidir.

    Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimlerin istifasını talep ediyoruz. Fakülte ve bölüm kararları yok sayılarak işine son verilen ve dersleri iptal edilen meslektaşlarımızın haksızca uzaklaştırıldıkları işlerine iade edilmelerini, ayrıca öğrencilerimiz, akademik ve idari personelimiz hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış tüm disiplin soruşturmalarının geri alınmasını bir kez daha talep ediyoruz. Üniversitemizi yılmadan ve kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.

    Türkiye’de özgür, özerk ve katılımcı ilkelere dayalı bir üniversite ideali gerçekleşene kadar,

    Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazetecilerin yargılandığı bir ortamda özgürce gazetecilik yapmaktan bahsedilemez

    Gazetecilerin yargılandığı bir ortamda özgürce gazetecilik yapmaktan bahsedilemez

    Uluslararası Basın Enstitüsü’nün yaptığı çalışmanın sonuçları açıklandı.

    Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye’de yerel gazeteciliğe odaklanan saha çalışmasının sonuçlarını, Türkiye Gazeteciler Sendikası’na bağlı TGS Akademi’de düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı. IPI Direktoru Barbara Trionfi, 150’den fazla gazetecinin hapiste bulunduğu ve yüzlerce gazetecinin yargılandığı bir ortamda gazetecilerin kaliteli ve özgürce gazetecilik yapmasından bahsedilemeyeceğini vurguladı.

    “BİRÇOK ÜLKEDE AĞIR BASKILAR VAR”

    Şişli’de bulunan TGS Akademi binasında dün gerçekleşen toplantıda konuşan IPI Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Gazeteci Kadri Gürsel, “Türkiye’de mevcut durumda gazeteciler çeşitli siyasi saiklerle, motivasyonlarla gazetecilik yaptığını da iddia ederken birtakım siyasi baskıların ötesinde gazeteciliğin kalitesinin yükseltilmesi sorunu da duruyor. Çok uzun sürmeyen bir zamanda bu ortamın düzelmesi beklenirken bizde nasıl kaliteli gazetecilik yapılır üzerine rapor hazırladık” dedi. IPI Direktoru Barbara Trionfi de 2016’dan itibaren daha fazla gazetecinin hapse girdiğini söyleyerek, “IPI üyelerinin olduğu birçok ülkede çok ağır baskılar var, ama bu ülkelerin her birinde bağımsız, kamu yararına gazeteciliğin yaşayabileceği belli alanlar olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’de böyle alanlar olmasa bile gazetecilerin mesleklerini sergiledikleri irade ve azim, bizim desteklerimizi hak ediyor. Olumlu değişikliklerin olacağına dair beklentilerin yaşandığı bir dönemde, bir kuşak gazeteciyi kaybetmemek adına bu kapasiteyi nasıl geliştirebileceğimize bakmak adına bu raporda çalıştık” dedi.

    “GÜVENİLİR HABER KURUMLARI VE MUHABİRLERİ BELİRLEMEK”

    Onlarca görüşme ve atölyelere dayandırılan araştırmada yer alan öneriler şöyle:

    – Gazetecilik üzerine Türkçe, Kürtçe ve Arapça Kitlesel Çevrimiçi Kurslar ve buna uygun açık kaynaklı müfredat hazırlamak.

    – Ülkenin her yerinde toplumun yeni medya okuryazarlığını artırmak amaçlı, halk odaklı “Yaratıcı Kafeler” ve “Gazetecilik Tecrübe Merkezleri” açmak.

    – Doğaçlama haber merkezleri kurma hedefine yönelik ilk aşama olarak yereldekiler başta olmak üzere ülke çapında güvenilir haber kurumlarını ve yerel muhabirleri belirlemek.

    – Erken evredeki gazetecilik girişimlerini desteklemek amacıyla kuluçka ve hızlandırıcı programlar hazırlamak.

    – Türkiye’nin genç gazeteci nesillerine eğitim ve motivasyon amaçlı sponsorlu yurtdışı staj programı sağlamak ve yeni bir gazetecilik ödülü oluşturmak. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kayyum değil; özgür, demokratik, katılımcı yerel yönetimler istiyoruz’-VİDEO

    ‘Kayyum değil; özgür, demokratik, katılımcı yerel yönetimler istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA – TÜM BEL-SEN, kayyum atanan belediyelerdeki politikalar ile 31 Mart seçimlerine sayılı günler kala yapılan kadrolaşma girişimlerine karşı açıklama yaptı. “Belediyelerin içleri boşaltılıp enkaz haline getirilmesine sessiz kalınmayacaktır” denilen açıklamada AKP’nin bölge illerinde kaybedip ‘yağma ve talan’ politikasına başvurduğu da ifade edildi.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) belediyelere atanan kayyumlar ile ihraçlara yönelik genel merkez binasında açıklama yaptı. Basın metnini okuyan TÜM BEL-SEN Genel Başkanı Erdal Bozkurt, “Kentlerimiz seçilmişler eliyle değil, atanmışlar eliyle yönetilir hale getirilmiş, zaten yetersiz olan Yerel Demokrasi böylece tamamen ortadan kaldırılmıştır” dedi.

    Bozkurt, son iki yılda belediyeler üzerinde yaşananlara dikkat çekerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “OHAL rejimi ile, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp kayyum atanması, yine farklı gerekçelerle büyük metropol illerin de içinde olduğu yerlerde belediye başkanlarının görevden istifa ettirilerek yerlerine atama yapılması, belediye meclislerinin rutin toplantılarının kayyumun çağrısı keyfiliğine bırakılarak fiilen devre dışı bırakılması, Dolayısıyla ülkemizin nüfus yoğunluğu bakımından %60’ına yakının yaşadığı kentlerimiz seçilmişler eliyle değil, atanmışlar eliyle yönetilir hale getirilmiş, zaten yetersiz olan yerel demokrasi böylece tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu Anti-Demokratik ve hukuksuz uygulamanın gölgesinde atanan kayyumlar, hukuk tanımaz uygulamalarını da geldikleri günden bu yana hem emekçilere, hem de bölge halkına yaşatır olmuşlardır.”

    “13 BELEDİYEDE 196 USULSÜZLÜK TESPİT EDİLDİ”

    Bozkurt, kayyumların atanması ile belediyelerdeki mali kaynakların yandaş müteahhit, vakıf ve derneklere aktarıldığını söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Her adımı uygulaması ilgililerce denetim altında olan belediyelerin kasalarındaki milyonlarca liralık bütçeleri, kayyumların bu uygulamaları ile talan edilmiş, kurumların milyarlara yaklaşan düzeyde borçlandırılmasıyla adeta enkaza dönüştürülmüştür. Sayıştay raporlarıyla birçok belediyede yaşanan bu durum resmi olarak da ortaya çıkarılmıştır. Sayıştay, kayyum atanan üçü büyükşehir başta olmak üzere 13 belediyede 196 usulsüzlük tespit etmiştir. Diğer birçok AKP’li yönetimlerin iş başında olduğu belediyelerde de Sayıştay tarafından benzer usulsüzlük ve yolsuzluklar tespit edilmiş olmasına rağmen şu ana kadar herhangi bir hukuki işlem ne yazık ki başlatılmamıştır. Yine bölgede kayyum atanan bazı belediyelerde bir yıl önce Sayıştay raporlarına ek olarak İçişleri Bakanlığı müfettişlerince “yolsuzluk, iltimas, ihaleye fesat karıştırma, ranta” dair şikâyetler sonucunda belediyeye atadıkları 9 kayyum daha önce görevden alınmıştı. Seçimle iş başına gelen belediye yönetimleri, kadın dayanışma merkezleri ile kadın sığınma evleri başta olmak üzere, kadının çalışma yaşamı dışında bırakılması, kadına yönelik şiddet ve benzer kötü uygulamalara karşı geliştirilen projeleri, yok sayılarak kapatılması Kayyumların ilk icraatları arasında olmuştur. Kamusal hizmet birimi olan belediyeleri, Halk için hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkarmaya dönük uygulamaları bununla kalmamış, çok dilli ve çok kültürlü belediyecilik anlayışıyla hizmet üretmeye çalışan,  kültür merkezleri, tiyatrolar, halk eğitim merkezleri, kreşler, kütüphaneler ve hatta taziye evleri dahi kapatılmış, buralarda çalışanlar, sanatçılar ve eğitimciler işten atılmıştır.”

    “BİN 567 ÜYEMİZ KHK’LERLE İŞTEN ATILDI”

    Erdal Bozkurt’un dikkat çektiği bir diğer nokta da kayyum atanan belediyelerde sendika üyelerinin hedef gösterilip istifaya zorlanmaları konusu oldu. Bozkurt, şunları aktardı:

    “Bu baskı ve tehditlere boyun eğmeyen üyelerimiz önce sürgüne gönderilmiş, sonrasında OHAL kapsamında yargı yolu kapatılarak açığa alınmış, daha sonra ise genel merkez ve şube yürütme kurullarından arkadaşlarımızın da içinde olduğu 1.567 üyemizin birçoğu kayyumla yönetilen belediyelerde, kadrolaşmayı tamamlamak mantığı ile bir gecede KHK’lerle işten atılmıştır. Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Van, Derik gibi belediyelerde sendikamızın geçmişte imzaladığı ve halen yürürlükte olan toplu sözleşmeleri tek taraflı olarak feshederek, emekçilerin hakları da gasp edilmekte ve yetkisiz yandaş sendikayla geçerliliği olmayan sözleşmeler imzalanmaktadır.”

    “SEÇİME BEŞ KALA HUKUKSUZ BİR SÜREÇ BAŞLATILDI”

    Bozkurt, yerel seçimlere günler kala kayyum atanan belediyelerin etik olmayan uygulamalara hız verdiğini söyleyerek şunları kaydetti:

    “Toplu sözleşmelerimizi feshederek kazanılmış haklarımızı gasp etmek isterken, ihraçlar yoluyla belediye kadrolarını boşaltan kayyumlar, şimdi de buraları kendi yandaşlarıyla doldurmak için alelacele mülakatla personel alımlarına girişmeye başladılar. Van Büyükşehir Belediyesine 127 sözleşmeli, 75 naklen, sınav ile 140 memur, İpekyolu Belediyesine 37 sözleşmeli memur, VASKİ’ye 40 ve Gürpınar Belediyesine 4 sözleşmeli memur açıktan atama ve nakiller yoluyla liyakatına bakılmaksızın alındığını tespit etmiştik. Geçtiğimiz günlerde de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi seçime beş kala benzer hukuksuz bir süreci başlatmıştır. İhraç ettikleri kamu emekçilerinden boşalan kadroları doldurmak için 387 kişilik personel alım ilanı yayınladı. İhraç edilen ve sözleşmeleri feshedilen kamu emekçilerinin yaşadıkları hukuksuzluklara karşı fiili ve hukuki alanda hak mücadelesi sürerken, üyelerimizin dosyaları OHAL İnceleme komisyonunda karara bağlanmamış ve yargı yolu henüz tüketilmemişken onlardan gasp edilen kadroların seçimlerin hemen öncesinde mülakatlara dayalı personel alımlarıyla doldurulması girişimi AKP’nin kadrolaşmada geldiği hukuk tanımaz tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte; kayyumların gelmesiyle halkla arasında bağı kopartılan, hem bütçe hem de mal varlıkları olarak içi boşaltılıp borçlandırılan belediyelerin bugüne kadar yapılan açıktan atamalar ve nakiller aracılığıyla değiştirilen personel yapısının, yandaş kadroların doldurularak 31 Martta halkoyuyla seçilerek işbaşına gelecek belediye başkanlarının, çalışmalarında da iş yapamaz, hizmet üretemez hale getirilmesi, işlerin kilitlenmesi de amaçlanmaktadır.”

    Erdal Bozkurt ayrıca “TÜM BEL-SEN, belediyelerin içlerinin boşaltılıp enkaz haline getirilmesine sessiz kalmayacaktır” ifadelerini kullanarak “Yerel seçimlerde belediyeleri halkçı, demokratik katılımcı ve özgürlükçü kamusal hizmet üreten, çevreye saygılı toplumcu bir anlayışla yönetilen demokratik değerlerin yeşerdiği ve filizlendiği kurumlar olması için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    “AKP YAĞMA VE TALAN POLİTİKASINA BAŞLADI”

    Basın açıklaması ardından söz alan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise kayyum atanan belediyelerdeki mal varlıklarının TÜRGEV ve benzeri kurumlara peşkeş çekildiğini söyledi. Bozgeyik “AKP iktidarı belediyeleri yeniden kaybedeceklerini anlayınca yoğun bir yağma ve talan politikasını hayata geçirmeye başladı” diyen Bozgeyik sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Üsküdar belediyesinde Bilal Erdoğan’a ait bir vakıfa 49 yıllığına belediyenin taşınmaz gayri menkulleri kiraya verilip talan politikası hayata geçirilmiş. Yine yakın zamanda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin su arıtma tesisleri ile ilgili Sayıştay raporunda açıkça ifade edilen yolsuzluk raporlarına rağmen maalesef hem İçişleri Bakanı hem de hükümet bu konuda bir soruşturma, açmayarak yolsuzluğu yapanlarla ilgili herhangi bir yasal işlem başlatmamıştır. Kamu emekçileri, 31 Mart Yerel Seçimleri’nde AKP’nin, halkın öz kaynaklarını talan ederek kendi yandaşlarına peşkeş çekme politikalarına artık dur diyecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Genel Merkezi: Kemal Bülbül derhal serbest bırakılmalıdır

    PSAKD Genel Merkezi: Kemal Bülbül derhal serbest bırakılmalıdır

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, sosyal medyadan Afrin’e yönelik operasyona tepki göstermesinden dolayı dün gece PSAKD’nin Eski Genel Başkanı Kemal Bülbül’ün gözaltına alınmasına tepki göstererek bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Kemal BÜLBÜL derhal serbest bırakılmalıdır” denildi.

    Sosyal medyadan Afrin’e dönük hava bombardımanına tepki gösteren aralarında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Eski Genel Başkanı Kemal Bülbül’ün de olduğu çok sayıda sanatçı, siyasetçi ve gazetecilerin de olduğu onlarca kişinin evine yapılan baskın sonucu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezinin yaptığı açıklmada, “Ankara’da dün gece yapılan operasyonda önceki dönem Genel Başkanımız Kemal BÜLBÜL’ ün de içinde olduğu birçok kişi savaş karşıtı yazıları ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınmıştır. Öncelikle ifade özgürlüğünün evrensel bir insan hakkı olduğunu belirtmek isteriz. Şiddet içermeyen her türlü düşüncenin içeriği ne olursa olsun özgürce ifade edilmesi evrensel hukuk kuralları çerçevesinde temel bir haktır. Kaldı ki ülkemiz insanlarına ve komşu halklara zarar vereceği aşikar olan bir savaşa karşı çıkmak demokratik anlamda gayet meşru ve anlaşılır bir tutumdur. Bu yüzden önceki dönem Genel Başkanımız Kemal BÜLBÜL ’ün keyfi ve hukuksuz bir muameleye tabi tutularak gözaltına alınmasını şiddetle protesto ediyoruz. Kemal BÜLBÜL derhal serbest bırakılmalıdır. Bu şekilde temelsiz ve aslı olmayan suçlamalarla gözaltına alınan bütün yurttaşlarımız serbest bırakılmalıdır” denildi.

    “SAVAŞLAR HİÇBİR ZAMAN HALKLARIN YARARINA OLMADI”

    Savaşların hiçbir zaman halkların yararına olmadığı belirtilen açıklamada, “Çünkü savaşlar ölüm getirir, acı getirir, yıkım getirir. Savaşlar insanların daha da yoksullaşmasına neden olur. Savaşlar insanların evlerini terk ederek tanımadıkları ve bilmedikleri ülkelerde sefalet içinde mülteci olarak yaşamalarına neden olur. Savaşlar halkların birbirlerine düşmanlaşmasını tahrik eder. Savaşlar her türden gericiliği, şovenizmi ve ırkçılığı büyütür. Bu yüzden de savaş demek acı, ölüm, yoksulluk, sefalet ve ilkellik demektir” ifadeleri kullanıldı.

    “AKP YANGINA BENZİNLE GİDEREK SAVAŞI KÖRÜKLEMİŞTİR”

    Açıklamada ayrıca, “AKP hükümeti Suriye’de durumu sakinleştirecek aklıselim adımlar atmak yerine deyim yerindeyse yangına benzinle gidip savaşı iyice kışkırtmıştır. Bu şekilde Suriye’de merkezi otoritenin zayıflamasıyla birlikte ülkede farklı egemen güçler ortaya çıkmıştır. AKP öngörüsüz, mezhepçi ve dinci politikası nedeniyle Suriye’de beklemediği sonuçlarla karşılaşmış, bu sonuçlara müdahale edeyim derken iyice batağa saplanmıştır. AKP hükümetinin bu sorumsuzluklarının bedelini ödemek ise yoksul emekçi çocuklarına ve Ortadoğu halklarına kalmıştır” ifadeleri yer aldı.

    “AKP ‘AMASIZ’, ‘FAKATSIZ’ SURİYE’DEN ELİNİ ÇEKMELİDİR”

    Yapılması gereken açıktır denilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “AKP hükümeti “ama”sız ve “fakat”sız derhal Suriye’den elini çekmelidir. Suriye’nin geleceğine emperyalistler ve başka ülkeler değil, Suriye halkının kendisi özgürce karar vermelidir. Özellikle ABD emperyalizmi Suriye’de son derece olumsuz ve kışkırtıcı bir rol oynamaktadır. Başta ABD emperyalizmi olmak üzere diğer bütün ülkeler Suriye’ye dönük müdahalelerden vazgeçmelidir. Suriye’de halkların eşit ve özgür bir şekilde kardeşçe yaşayacakları laik, demokratik ve çoğulcu bir yönetim tesis edilmelidir.”

    “OHAL KALICI HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR”

    PSAKD Genel Merkezi yaptığı açıklamada son olarak şunları belirtti:

    “Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak AKP hükümetinin Suriye’ye dönük bu müdahalesinin ülkenin çıkarına olmadığını, bu müdahalenin asıl amacının iç siyasetin Siyasal İslamcı hedefler doğrultusunda tahkim edilmesi için OHAL düzeninin kalıcılaştırılması olduğuna inanıyoruz. Savaş politikalarıyla hak ve özgürlük taleplerinin bastırılması, artık gizlenemez hale gelen işsizliğin, yoksulluğun ve sefaletin üstünün örtülmesi hedeflenmektedir. AKP iktidarı kendisi gibi düşünmeyenleri rahatlıkla vatan haini diye yaftalamakta ve tehdit etmektedir. Bu tutumu asla kabul etmeyeceğiz. Ne olursa olsun doğru bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz.” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Mehmet Aksoy Londra’da anıldı: ‘Tek silahının kamerası ve gülüşünün olduğunu söylerdi’-VİDEO

    Mehmet Aksoy Londra’da anıldı: ‘Tek silahının kamerası ve gülüşünün olduğunu söylerdi’-VİDEO

    PİRHA- İngiltere’de yaşarken Suriye’nin kuzeyindeki, Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) askeri kanadı Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) katılan ve Rakka’da Daiş çetelerinin saldırısı sonucu yaşamını yitiren Alevi Gazeteci-Yönetmen Mehmet Aksoy Londra’da anıldı. Anmaya katılan HDP Milletvekili Besime Konca, “Çok şey yaşadık çok katliam gördük çok taziyeye gittim. Ama özgür insan olmanın, vicdanlı olmanın, onurlu bir genç olmanın, sevgi dolu olmanın aslında çok zor olmadığını Mehmet’in verdiği emek ve yaşadığı özgürlükten gördüm” dedi. 

    Haberin Videosu

    https://youtu.be/S_g8L8CGGbs

    İngiltere’de yaşarken YPG’ye  katılan ve Rakka’da IŞİD çetelerinin saldırısı sonucu yaşamını yitiren Alevi Gazeteci-Yönetmen Mehmet Aksoy Londra’da anıldı.

    Annesi Maraş Elbistan’lı babası ise Malatya Kürecik’li olan YönetmenMehmet Aksoy’un Haziran 2017 tarihinde YPG’ye katıldığı kaydedildi. BBC’ye yansıyan habere göre İngiltere vatandaşı olan 32 yaşındaki Mehmet Aksoy Haziran ayında İngiltere’den Suriye’ye gitti. Suriye’nin kuzeyindeki, Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) askeri kanadı Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) katılan yönetmen Aksoy’un bir belgesel hazırlıyordu.

    Anma etkinliğine HDP Siirt Milletvekili Besime Gonca, ailesi, sivil toplum örgütleri ve sevenleri katıldı. Anma saygı duruşu ile başladı daha sonra HDP Siirt Milletvekili Besime Konca, Gazeteci – Belgeselci Mehmet Aksoy’a ilişkin duygularını dile getirdi.

    “SEVGİSİ VE ONURU İLE ARAMIZDA”

    “Çok şey yaşadık, çok katliam gördük çok taziyeye gittik” diyen HDP Siirt Milletvekili Konca, “Özgür insan olmanın, vicdanlı olmanın, onurlu bir genç olmanın, sevgi dolu olmanın aslında çokta zor olmadığını, Mehmet’in verdiği emek ve yaşadığı özgürlükten gördüm. Bizim belki yüzyıldır yapmadığımızı Mehmet’in yaptığını gördüm. Belki Mehmet bugün bedeni ile aramızda değil ama sevgisi ile onuruyla ve gururu ile aramızdadır” ifadelerini kullandı.

    “MEHMET’İN HAYATI HEPİMİZ İÇİN BİR OKUL GİBİDİR”

    HDP Siirt Milletvekili Konca, “Mehmet’in hayatı hepimiz için bir okul bir üniversite gibidir. Diplomaside uzun süre çalıştı ama bize ve arkadaşlarına da anlattı. İngiliz siyaseti çok kirlidir ve çok incedir. Bize evet derler ama bugün Ortadoğu’da ve Türkiye’de yaşananların altında bu ülkelerin siyaseti var. Bu nedenle ‘Diplomaside çalışmayacağını ve tek silahının kamerası ve gülüşünün olduğunu’ söylerdi. Ve bu kararı aldı. Keşke bu mücadelesini daha uzun bir süre sürdürebilseydi. Ve bütün bunları anlatabilseydi” şeklinde konuştu.

    Özgür bir birey olmak, özgür ülke olmak, özgür bir kadın olmak adına Mehmet’in herkese  örnek olduğunu vurgulayan Milletvekili Besime Konca, “Bu kadar soykırımın bu kadar yozlaşmanın olduğu ve yabancılaşmanın yaşandığı diaspora da kişiliğini geliştirdi. Kültürünü, yurtseverliğini, Kürtlüğünü, Aleviliğini, kadın sevgisini bu kuşatmışlığa ve Avrupa gerçekliğine karşı tüm bunları kendi elleriyle yaptı” ifadelerini kullandı.

    Elif TABAK/ LONDRA