Etiket: özgürlük için sanat inisiyatifi

  • Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi: Hep birlikte ördüğünüz duvarın önünde duracağız-VİDEO

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi: Hep birlikte ördüğünüz duvarın önünde duracağız-VİDEO

    PİRHA-Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, HDK’ye dönük gözaltılara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İfade özgürlüğü, demokratik haklar, eşit yurttaşlık, sansürsüz sanat, arzuların özgürlüğü, hatta sıradan bir gün talebi bile, şimdi savcıların iddianamelerinde” denildi.

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) soruşturması kapsamında gözaltına alınanlara dair Ankara, İzmir ve Mersin’de açıklama yaptı.

    ANKARA

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, Anadolu Müzik Kültürleri Derneği’nde açıklama yaptı.

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi adına açıklamayı Sevinç Koçak okudu.

    “İNSANLAR KİMSEYİ İKNA ETMEYEN GEREKÇELERLE İÇERİDE”

    Adalet istemenin günah, başka türlü düşünmenin ise sisteme şirk koşmak olduğu bir yerdeyiz” diyen Sevinç Koçak şunları söyledi:

    “Karanlık bir yolda uzun yürümüş olanlar, hava diye çoğu zaman endişe soluyanlar, varoluş hakkı, dili elinden alınanlar, ölesiye çalışıp yine de barınak ve yiyecek bulamayanlar, çocuklarına öğün diye utançlarını koyanlar; zulüm kelimesinin bütün yan anlamlarını ezberleyen şairler, sadece işini yaptığı için susturulan sinemacılar, gazeteciler, tiyatrocular ve  yasaklı kitapların başında nöbet tutan yazarlar; evleri başlarına yıkılanlar, bir parça huzur için bir ömür harcamış olanlar, sizler, sistemin kara deliğine itilmiş olanlar, hiç gün yüzü görmeden ölen insanlar, hepinize, hepimize bir hayat borçlu onlar.

    İnsanca yaşamak istiyoruz demenin suça havale edildiği sisli bir yoldayız şimdi. Bir suça yatıyoruz akşam diye, bir suça uyanıyoruz her gün sabah diye. Artık saymak istemediğimiz kadar çok insan, kimseyi ikna etmeyen gerekçelerle içeride.”

    “SIRADAN BİR GÜN TALEBİ BİLE, ŞİMDİ SAVCILARIN İDDİANAMELERİNDE”

    Ortak mücadelenin altını çizen Koçak, herkesi mücadeleye çağırdı.

    İZMİR

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, İzmir Dayanışma Akademisi’nde basın açıklaması yaptı. İfade özgürlüğü, demokratik haklar, eşit yurttaşlık, sansürsüz sanat, arzuların özgürlüğü, hatta sıradan bir gün talebi bile, şimdi savcıların iddianamelerinde olduğunun altını çizen Arzu Filiz Güngör, şunları ifade etti:

    “Bizim hayat diye düşlediğimiz her şey şimdi, dikenli tel gibi ülkeye gerilmiş bir cadı avının kafesinde. Pencerelere perde diye korku asıyorlar, şiddeti gündelik hale getirerek herkesi, yalnız ve çaresiz olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Yalnız değiliz diyoruz onlara, dosyalarınızdaki suçlamalar, kar gibi eriyecek bir gün hakikatin güneşi düştüğünde üzerine ve biz, yeni bir ortaklığın yolunu bulacağız. Kış güneşleri bıktı sizden, sesini seslerine katacağımız insanlarla yeniden kuracağız mevsimleri. Korku, sizin kalbinize kazınsın, biz filmini yapıp, oyunlarını yazacağız bu günlerin, çaresizlik, zalimin hanesine yazılsın, biz, kimsenin nefret suçu işlemediği bir ikindi vaktinin şiirini yazacağız, umut hakkı ihlalinin nelere yol açtığını herkese bağıracağız… Kaldırımlardaki çatlaklarda büyüyor otlar, suçlamalarınızla lekelenmemiş bir rüzgâr uzaktan geliyor, çağırırsak buraya toplanır arkadaşlar, hep birlikte ördüğünüz duvarın önünde duracağız. Çağırırsak gelecek arkadaşlar, arkadaşlar çağırıyoruz, gecikmeyin.”

    MERSİN

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, Mersin’de de açıklama yaptı. Sanatolia Kültür Merkezi’nde yapılan açıklamayı yazar Adil Okay okudu. Okay, “İnsanca yaşamak istiyoruz demenin suça havale edildiği sisli bir yoldayız şimdi. ış güneşleri bıktı sizden, sesini seslerine katacağımız insanlarla yeniden kuracağız mevsimleri. Korku, sizin kalbinize kazınsın, biz filmini yapıp, oyunlarını yazacağız bu günlerin, çaresizlik, zalimin hanesine yazılsın, biz, kimsenin nefret suçu işlemediği bir ikindi vaktinin şiirini yazacağız, umut hakkı ihlalinin nelere yol açtığını herkese bağıracağız” dedi.

    PİRHA/ANKARA-İZMİR-MERSİN

  • Sansür ve otosansür buluşması: Asıl derdimiz birlikte düşünmek- VİDEO

    Sansür ve otosansür buluşması: Asıl derdimiz birlikte düşünmek- VİDEO

    PİRHA- Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, “Sansür ve otosansür baskısında kültürel kapan” konu başlığıyla Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde buluştu. Buluşmanın ilk oturumu, “Sansür-Otosansürün Görünme Biçimleri” başlığıyla yapıldı. İkinci oturumda konuşan Yönetmen Kazım Öz, “Devletin iktidarın diğer tüm alanlarda olduğu gibi bu alanda da özel savaş politikası başladı. Uluslararası festivallere bile aykırı olmayacak, devletle bağlantısı olabilecek insanlar gidebiliyor. Sanatçı burada ikilemle karşı karşıya kalıyor” dedi.

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, “Sansür ve otosansür baskısında kültürel kapan” konu başlığıyla İstanbul’un Şişli ilçesinde bulunan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde buluşma gerçekleştiriyor. Yoğun katılımla gerçekleştirilen buluşmaya farklı kesimlerden çok sayıda sanatçı konuşmacı olarak yer alıyor.

    Buluşma yazar Süreyya Karacabey’in açılış konuşmasıyla başladı.

    Sansür-Otosansürün Görünme Biçimleri başlığıyla Yazar Süreyya Karacabey’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen ilk oturumda, Akademisyen Sonay Ban, 2000 Sonrası Türkiye’de Film Sansürü: Değiş(k)en Mekanizmalar ve Aktörler konusunu, Yapımcı Yamaç Okur,Dijital Alanda Sansür – Otosansür: Ekonomik ve Yasal Zemin konusunu ve Gazeteci Özlem Altunok da Kültür Sanat Alanında Sansürün Değişen Biçimleri ve Otosansüre Evrilişi konusunu ele aldı.

    “ASIL DERDİMİZ BİRLİKTE DÜŞÜNMEK”

    İki gün sürecek olan buluşmanın ilk gününde Özgürlük için Sanat İnisiyatifi adına açılış konuşmasını Yazar Süreyya Karacabey yaptı. Karacabey, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Bugünkü buluşmanın bir öncesi var. Özgürlük için Sanat İnisiyatifi kurulduğunda kendi varlığımızı teyit etmek üzere Diyarbakır’da toplantımızı gerçekleştirdik. Dedik ki biraraya gelelim sesimizi birarada yükseltelim. Bir süre sonra sessizlik alışkanlık haline geliyor. O sansürlerin, baskıların, yasakların saçmalığı konusunda hemfikiriz. Dedik ki acaba bir kolektifi inşa etmeye çalışsak. Mesele bir şeylerin yasaklanmasından çok bizim bunu sindirme biçimimizdir. Sokağa o kadar çok süpürüldük ki eskiden doğal bir biçimde yaptığınız en basit bir basın açıklaması bile püskürtülüyor. Biz geri adım atıp kendi içimize çekildikçe onlar daha fazla baskı yapacak. Çok kaptırmış durumdayız. Bunları sadece büyük yasaklar süreciyle açıklayamayız. Yasakların, baskının bir tarihi varsa direnişin de bir tarihi var. İnisiyatif, nefessiz kaldığımız, rehin alınmış yurttaşlar olduğumuz için çıktı. Hepimizin birbirimize ihtiyacı var. Yasakları özgürleştireceğiz diyenlerin karşısına tekrar yasaklar getirdiler. Bütün yolları zorlamak gerekiyor, yaratıcı yollar keşfetmemiz gerekiyor. Birlikte doğru biçimde büyüyeceğimiz bir inisiyatifi oluşturmuş oluyoruz. Kültür politikaları silaha dönüşmüş durumda. Bir sürü yaratıcı potansiyele sahip insanlarız. Aynı inat ve ısrarla seni tanımıyoruz demeliyiz. Asıl derdimiz birlikte düşünmek. Birlikte olmaya ihtiyacımız var. Çözüm dediğimiz şey kolektifte bulunuyor.”

    “SANSÜR, KEYFİ ŞEKİLDE KARŞIMIZA ÇIKIYOR”

    2000 Sonrası Türkiye’de Film Sansürü: Değiş(k)en Mekanizmalar ve Aktörler konusunu ele alan Akademisyen Sonay Ban, şunları ifade etti:

    “2000 öncesi dönemde Türkiye’de devlet ve biçimleri Türkiye’de sansürü uyguluyordu. 2000 sonrası süreçte devletin gücüne bağlı kalmakla birlikte belirli bir anlam bırakarak devletin vekilleri olarak nitelendirebileceğimiz devlet dışı aktörlerin örnekler üzerinden gittiğini görüyoruz. 2000 sonrasında sansür biçimlerinin değişip geliştiğini, devletin sansürü ustaca uyguladığını görüyoruz. Devlet istediği gibi taşeronlarına sansürü uygulatıyor. Sinemacıların hedef gösterilip tehdit edildiği, engellemelerle mücadele ettiği süreçleri peşine katıyor. Yani sansür hiç olmadığı biçimde keyfi şekilde karşımıza çıkıyor. Filmlere yaş sınırlaması, keyfi uygulamalarla kolluk kuvvetleri, valilikler tarafından filmlerin yasaklanması, senaryodan sahne atılması gibi örnekler sansür örneği. Filmlerin üreticileri haricinde yeniden kurgulanarak gösterilmesi sansür örneğidir.

    “BELGESEL SİNEMAYA CİDDİ BİR GAREZ VAR”

    Senaryo için belirli konuları incelemekten imtina etmek otosansür örneğidir. Yeterli dayanışma gösterilmeyen her vakada sansürün ayrımcılık yapmayacağını iddia ediyorum. Kürt meselesi, Ermeni Soykırımı, LGBTİ bireylerine uygulanan her konu potansiyel sansür vakasına evrilebiliyor. Günümüzde sansür devlet kurumlarından devletten kaynaklı olmak zorunda değil. Eski usül sansür uygulamalarını takip etmek zorunda da değil. Son yıllardaki belgesel sinemaya ciddi bir garez var. Bu belgeselin gücü konusunda bize ciddi bir örnek veriyor. Çünkü belgesellerle duyulmak istenmeyen şeyler için alan yaratılıyor. Sormaya sorgulamaya, anlatıma teşvik ediyor. İktidar sahipleri bundan hoşlanmadığı için bu gareze maruz kalınıyor. Çiğdem Mater’in çekilmeyen belgeselden şu an hala hapishanede olması belgesele garez değil de nedir?”

    SANSÜRE KARŞI YAPILMASI GEREKENLER

    Sonay Ban, sansüre karşı yapılması gerekenler hakkında da “Sansüre sansür demenin önemli olduğunu düşünüyorum. Sansürü derhal afişe etmeliyiz. Neyi en iyi yapabiliyorsak onu gündemde tutabiliriz. Sansürleri arşivleyen kurumları desteklemeliyiz. Hukuk mücadelesini sürdürmeliyiz. Akademide daha fazla çalışmalar yapmalıyız. Panelleri bu gibi çalıştayları sürdürmeye devam etmeliyiz” diye konuştu.

    “FESTİVALLER, MAYINLI BÖLGE HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    Dijital Alanda Sansür – Otosansür: Ekonomik ve Yasal Zemin konusunda konuşan Yapımcı Yamaç Okur, örgütlenmenin önemli olduğunu dile getirerek şöyle konuştu:

    “Antalya Film Festivali’nde olmak yerine bugün burada olmayı önemsiyorum. Ben çok uzun yıllardır üzerimde tahakküm kurulmaması için ne Kültür Bakanlığına ne de devlet tiyatrolarına gitmiyorum. Dönemin siyasi atmosferine göre sansür uygulanıyor. Yeşilçam eskiden çok aleni idi. Gerekçesini de göremediğimiz için yapımcı filmin neden yasaklandığını bilmiyordu. Kapalı kapılar ardından yasaklama kararı veriliyordu. Festivaller açısından 2015 Bakur, Çayan Demirel, Kanun Hükmünde’yi inceledim. Biz ne kadar birarada olabildik, ne kadar bu sinemacıların arkasında durabildik? Bu bana daha anlamlı geliyor. Festivallerde benim yaşadığım kadarıyla, festivallerde kurum itibarının zedelenmemesini, danışılmadan alel acele alınan kararlar, çok hızlı şekilde gündemden düşmesini yaşadık. İKSV, Bakur gibi filmleri festivale almaktan imtina eder. Keşke bu filmler seyredilebilse de konuşabilsek. Kanun Hükmü’nü kaç kişi seyredebildi mesela? Festivaller mayınlı bölge haline dönüştürülmüş durumda.”

    “BAKANLIK VE TRT DESTEĞİ OLMADAN FİLM YAPMALIYIZ”

    Okur, Çiğdem Mater’i anarak yapılması gerekenlere dair de “Yalnız, evde kalma duygusunu önemseyip birarada kalmalıyız, meslek birlikleri üye olmalıyız, örgütlenmeliyiz çok örgütsüzüz. Birarada kalmayı becerebilmek için mesleğimize sahip çıkmalıyız. Şeffaflaşma ile ilgili konuşmamız gerekiyor. Gerekiyorsa bakanlık olmadan TRT olmadan başka tarz filmler yapmak gerekiyor. Desteği başka yerden almak gerekiyor” diye belirtti.

    “OTOSANSÜRÜ YAYGINLAŞTIRAN KORKU ATMOSFERİYDİ”

    Kültür Sanat Alanında Sansürün Değişen Biçimleri ve Otosansüre Evrilişi’ne dair konuşan Gazeteci Özlem Altınok ise şunları kaydetti:

    “Hiçbir zaman temel hak ve özgürlükler açısından güllük gülistanlık olmadık. İktidarlar değişse de Kürtler, Aleviler değişmeyen ötekilerin hakları her zaman sorunluydu. Türkiye’nin ifade özgürlüğü haritasına bakarak siyasi tarihi hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Sansür manipülasyon malzemesi olmuş. Basın ve medyaya en fazla baskının olduğunu görüyoruz. Sansürün 2000 öncesindeki işleyişine göre aktörler arttı, farklı sansür biçimleri devreye girdi. Nefret söylemleriyle sistematikleşmiş bir işleyiş görüyoruz. Gezi’de başlayan grafik OHAL süreci ile zirveye çıktı. Her türlü eleştiri terör örgütü propagandası ile eş tutuldu ve günlerce iptal edildi. Baskı çok geniş alana yayıldı. Otosansürü yaygınlaştıran bu korku atmosferi oldu. OHAL ve sonrasında temel özgürlükler tehdit altındayken sanat alanındaki sansür, aciliyet taşımayan bir konu olarak görüldü. Kurumlar zaman zaman devlet adına devlet gibi kontrol altında tutmaya çalışıyor. Her alanda çok sert şeyler yaşandı. Pandemi döneminde de kapatılmalarla müzisyen intiharlarına şahit olduk. Kürt tiyatroları kapatıldığında tepki çok fazla gösterilemedi. Sansür ve otosansürün hafızayı yok etme girişimi olduğunu söylersek Özgürlük için Sanat İnisiyatifi çok umut verici bir adım. Sanatın hakim normlara meydan olma gücünden korkuluyor.”

    ‘Kültür Politikaları ve Sansür’ başlığıyla Diren Yurtsever’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen ikinci oturumda, Akademisyen Banu Karaca, Kültür Politikaları ve Sanatta Sansür: Süreklilikler ve Kesintiler, Sanat Kuramcısı-Küratör Ezgi Bakçay, Çağdaş Sanat ve Katılımcı Kültür Politikaları ve Yönetmen Kazım Öz ise Kürt Sinemasında Sansür ve Otosansürün Etkileri hakkında konuşma yaptı.

    “KÜRT SİNEMASIYLA TÜRK SİNEMASININ BENZER YÖNLERİ VAR”

     

    İlk sözü alan Yönetmen Kazım Öz, ‘Kürt Sinemasında Sansür ve Otosansürün Etkileri’ konusunda konuşma yaptı. Öz, Kürt sinemasının varlık-yokluk tartışması yaşadığını belirtti. Öz, Kürt sinemasıyla Türk sinemasının benzer yönleri olduğunu da dile getirerek “Kürt sineması vardı ama diliyle var olmamıştı” dedi.

    Öz, şöyle devam etti:

    “Bugün konuştuğumuz tüm bu sorunlara sinema tarihi boyunca baktığımızda aklımızın alamayacağı örneklerle baş başayız. Türkiye’de Kürtler açısından henüz temel sorunlar çözülmüş değil. Ana akımda biz şu an Kürtçe panel, tartışma izleyemiyoruz. Devletin iktidarın diğer tüm alanlarda olduğu gibi bu alanda da özel savaş politikası başladı. Uluslararası festivallere bile aykırı olmayacak, devletle bağlantısı olabilecek insanlar gidebiliyor. Sanatçı burada ikilemle karşı karşıya kalıyor. Nasıl yöntemler ile sansürün içerisinden çıkmalıyız.”

    “SANATIN İZLEYİCİYLE BULUŞMASI İÇİN BASKI KURMAMIZ GEREKİYOR”

    ‘Kültür Politikaları ve Sanatta Sansür: Süreklilikler ve Kesintiler’ konusunda konuşan Akademisyen Banu Karaca, şu ifadelere yer verdi:

    “Kültür politikaları alanında çalışmak ve orada aktivizm savunuculuğu yapmak bu coğrafyada da başka coğrafyada da sorguladığımız bir şey. Kültür politikaları bir yönetişim modeli. Sanat ve iletişim arasında doğrudan bağlantı var. Sanatın izleyiciyle buluşması için baskı mekanizması kurmamız gerekiyor. Türkiye’nin kültür politikasının olmadığının aksine Türkiye, kendi hanesine artı yazan politika uyguluyor. Son yıllarda en belirgin değişimlere baktığımızda genel kültür politikalarının her alanda egemenlik kurabildiğini ama sanat alanında kuramadığını çokça duyduk. Türkiye’de sadece ifade özgürlüğü temellendirilmiş değildir. Diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda Anayasa’da sanat ve ifade üzerine özel bir maddemiz var. Bize falanca sergi yasaklandı deniliyordu ama yasaklayan aktörlerin kim olduğunu asla bilemiyorduk. Sansür hep keyfi. Ermeni Soykırımı’na dair on tane iş yapıyorsun ama onbirinci işe dava açılıyor. Bu da sansürün keyfiliğini gösteriyor.”

    “NEOLİBERALİZM, ÖZGÜRMÜŞ GİBİ HİSSETMENİZ İÇİN ÇALIŞIYOR”

    Sanat Kuramcısı-Küratör Ezgi Bakçay da ‘Çağdaş Sanat ve Katılımcı Kültür Politikaları’ hakkında sunum yaptı. Bakçay, özgürlük kavramının özgürleştirilmesinden yana olduğunu söyleyerek, “Neoliberalizm, kendinizi özgürmüş gibi hissetmeniz için çalışıyor. Bugün biz birbirimize rekabet etmekte özgürüz. Neoliberalizmle yalnızlaştırılan işçiler, sanatçılar kendilerini özgürmüş gibi hissediyor. Sanatçı performansın öznesi haline gelmiş durumda. Kendisinin hem efendisi hem kölesi. Bir süre sonra ortaya öz yıkıma neden olan şiddet çıkıyor. Devrimci olacak öfkeyi depresif hale getiriyor” dedi.

    Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin bir eylem olduğunu da söyleyen Bakçay, kişisel özgürlüğün de ancak topluluk içinde mümkün olabileceğini söyledi. Bakçay, kamusal alanı yaratacak kültür sanat politikasının da ana akslarının neler olabileceğine dair önerilerde bulundu. Bakçay, “Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma içerisinde neden bir sanat geliştirilmesin?” diye sordu. Bakçay, kültür sanat politikalarının yerelle ilişkisinin önemine de değindi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yönetmen Lisa Çalan: Sansür ve otosansüre karşı net bir tavır sergilemek gerekiyor – VİDEO

    Yönetmen Lisa Çalan: Sansür ve otosansüre karşı net bir tavır sergilemek gerekiyor – VİDEO

    PİRHA – Sinema Yönetmeni Lisa Çalan, 37 kişiyle beraber İstanbul’da yaptıkları ilk toplantıda “Sanat için Özgürlük İnisiyatifi” adını verdikleri yeni bir örgütlenmeyi başlattıklarını söyledi. Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin 5-6 Ekim’de yapacağı etkinliğin temel hedefinin mevcut iktidarın politikaları olduğunu da ifade ederek, etkinliğin bir çalıştay ve konferans değil buluşma olacağını kaydetti.

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, 5-6 Ekim’de Şişli Nâzım Hikmet Kültür Merkezinde “Mevcut İktidarın Kültür Politikaları: Sansür-Otosansür Baskısında Kültürel Kapan” başlıklı bir çalıştay düzenliyor.

    Yazar, hukukçu, akademisyen, sanatçı ve gazetecilerin yer alacağı etkinliğin 5 Ekim’deki programında “Kültürel Üretimde Baskının Biçimleri”, 6 Ekim’de ise “Kültür Sanatta İhlal ve Direniş Biçimleri” konulu oturumlar gerçekleşecek. Her oturumun ardından tartışmak için bir zaman da tanınacak.

    Sinema Yönetmeni Lisa Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin 5-6 Ekim tarihinde İstanbul’da gerçekleştireceği “Mevcut İktidarın Kültür Politikaları: Sansür-Otosansür Baskısında Kültürel Kapan” konulu buluşmanın hedeflerini PİRHA’ya anlattı.

    “TEKRAR BİRARADA OLMANIN ÖNEMİNİ FARK ETTİK”

    Lisa Çalan, “Barışa Ses Ol” deklarasyonunda 600 sanatçının imzasının olmasının kendilerinde büyük bir enerjiye neden olduğunu, bunun da umuda dönüştüğünü söyledi.  belirterek,

    Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin nasıl kurulduğuna ve hedeflerinin neler olduğuna dair şunları söyledi:

    “Bundan birkaç ay önce “Barışa Ses Ol” deklarasyonu yayınlandı. Bu çerçevede 600 küsür sanatçının imzası alındı. Çok uzun zamandır böyle bir ses çıkmamıştı ve bu bizde de büyük bir enerjiye neden oldu. Açıkçası bu enerji umuda dönüştü ve tekrar bir arada olmanın önemini fark ettik. Bir arada olurken de bu örgütlenme ağının içinde hem ses çıkarmanın kolaylığı hem de özgüveni artmış oldu. Haliyle bu şekilde de yola çıktık. İnisiyatifi bu enerjiyle birlikte kurma kararı aldık. Bu çerçevede yüz yüze görüşmeler aldık buradaki sanatçılarla. Öncelikle sanatçıları dinledik. Çünkü çok uzun zamandır kimse kimseyi dinlememişti. Mevcut iktidar neredeyse herkesi susturmuş, bir kapana sıkıştırmış ve geri planda tutmuştu. Bunu aşmak için dertleşme ihtiyacı hissettik ve herkesle ayrı ayrı görüşerek kim neler yaşadı, bu son 10 yılda bu yaşadıkları şeyler neye dönüştü ve sanatını ne kadar etkiledi, bunu ne kadar konuşabiliyoruz gibi meseleler üstünde durduk. Biz de bunu başlatırken ne yapacağız, neye dönüştüreceğiz, inisiyatifin adı ne olmalıyı hiç düşünmedik. Önce bir arada olmanın gücünü tekrar ortaya koymak için çalışma yürüttük. 37 kişiyle beraber İstanbul’da ilk toplantımızı yaptık ve hep beraber bu inisiyatifin adını koyduk. Sanat özgür bir ortamda en iyi yapılan manifestodur, eylem biçimidir, topluma ulaşmanın bir yoludur. Hep beraber isim olarak da ‘Sanat İçin Özgürlük’ dedik.

    “KORKU MEKANİZMASINI YOK ETMEK GEREKİYOR”

    Türkiye’de örgütlenme olmadan nefes alınamayacağını belirten Lisa Çalan, “Toplumun öncüleri, sanatçıları olarak ne kadar konuşmakta özgürüz, bunu ne kadar tartışabiliyoruz, hep beraber bunu göreceğiz ve bu yüzden de çağrımız odur ki, bu alanda emek veren bu alanda mağdur edilen herkesle bunu konuşmak, tartışmak gerekiyor. Çünkü bir sorunu tespit etmek yeterli olmuyor. Bir soruna çözüm de getirmek gerekiyor. Önce tüm bu korku mekanizmasını yok etmek gerekiyor. Sözünü söyleyebilecek o alanı ve dayanışma ağını yaratmak gerekiyor. Bu ülkede artık örgütlenmeden nefes alamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Bir kişinin sesiyle on kişinin sesinin aynı olmayacağını artık net şekilde biliyoruz. Örgütlü olmayan her alan çürümeye mahkumdur. Bu süreçte birçok inisiyatif kuruldu, birçok platformlar kuruldu ama eylem biçimine geçmediği için kendi kendine çürüdü. Bu inisiyatifin temel amacı sözünü söyleyebilecek alan yaratmak, tepki biçimini eyleme dönüştürmektir” dedi.

    “SESİMİZ DE DURUŞUMUZ DA SÖZÜMÜZ DE ÇOK HAKLI”

    İnisiyatifin 5-6 Ekim’de yapacağı buluşmaya katılım çağrısı yapan Lisa Çalan, aynı zamanda buluşma hedeflerini de şöyle anlattı:

    “Mesela Altın Portakal Film Festivali’nde geçen yıl bir film sansürlenmişti, bugün biz bu sansürü dile getiriyoruz. Orada bir sansür vardı ve bir özeleştiri mekanizması geliştirilmedi, bunu haykırmak gerekiyor. Çünkü örgütlü alan ne olacağını bilir ve bunun için ne yapması gerektiğini de bilir. İnisiyatifin temel hedefi ses çıkarmaktır ama çiğ bir sesten bahsetmiyorum, daha tok bir ses. Çünkü haklıyız. Hepimiz bu sürecin çok büyük mağdurları olduk ve sesimiz de çok haklı, duruşumuz da çok haklı, bu yüzden sözümüz de çok haklı. Sahalarda, toplumun içinde ve üretim alanlarında ortaklaşmak, ortak bir hedefte bütün olmak gerekiyor. Bu etkinliğin en temel hedefi mevcut iktidarın politikalarıdır.

    “SANSÜR VE OTOSANSÜRE KARŞI NET BİR TAVIR SERGİLEMEK GEREKİYOR”

    Mesela Kürdistan’ı ele aldığımızda ve Türkiye cephesini ele aldığımızda iki farklı sansür ve otosansür biçimi var. Bunun ayrımını görmeliyiz. Çünkü bizde kültürel soykırım mevcut. Biz nasıl bakıyoruz, Kürt sanatçılar buna nasıl bakıyor, bunu ele almak, bir de Türkiye’deki sansür ve otosansür biçimlerini tartışmak gerekiyor. Temel hedefimiz budur.
    Ancak bu sadece sinema alanında değil, müzik, tiyatro, edebiyat alanları için de geçerli. Çünkü en fazla sansürlenen alanlardır bunlar. Bu yıl haberlerde çokça gördüğümüz üzere birçok müzisyen intihar etti. En az bir yıl içinde birkaç müzisyen konserleri iptal edildiği için, işsiz kaldıkları için, üretim alanları olmadığı için intihar etti. Bunu konuşmak, bunun net tespitini ortaya koymak gerekiyor. Her alanda, farklı disiplinlerde bu örgütlenme biçiminin sansür ve otosansürün karşısında nasıl bir mücadele biçimi olacağına dair net bir tavır sergilemek gerekiyor. Bir ifşa kültüründen bahsetmiyoruz. Bu sorunları hangi gücün yarattığını ve neye dönüştürdüğünü çok iyi biliyoruz. Bugün bir sinemacıyla konuştuğumuzda kültür bakanlığını tartışır, müzisyenle konuştuğumuzda bambaşka bir şey söyler; bunu netleştirmek, bizler kimler tarafından sansürleniyoruz ve neye dönüşüyoruz sorularını yanıtlamak gerekiyor. Tüm alt başlıklarımız bu sorularla şekilleniyor. Mesela cezaevlerinde kitap yazan kişiye sansür uygulanıyor. Tutsak yazarlara kendi yazdıkları kitaplar verilmiyor. Absürd bir durum ama bunu tartışmak gerekiyor. Dolayısıyla “buluşma” dememizin nedeni de budur. Bir çalıştay, konferans olarak değil. Tüm sanat disiplinleri olarak buluşup önce sorunu tespit etmemiz ve sonra mücadele biçimlerini netleştirmemiz gerekiyor. Bu sorunları dile getirmek, tartışmak ve bunun oluşturacağı enerjiyle hareket etmek bu süreçte çok önemlidir.”

    İKİ GÜNLÜK ETKİNLİKTE NELER VAR?

    *İlk günün programında Süreyya Karacabey, Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi adına açılış konuşmasını yapacak ve ardından “Sansür-Otosansürün Görünme Biçimleri” başlıklı ilk oturum başlayacak.
    Karacabey’in kolaylaştırıcılığını yapacağı oturumda, “2000 Sonrası Türkiye’de Film Sansürü: Değiş(k)en Mekanizmalar ve Aktörler” başlığıyla Akademisyen Sonay Ban; “Dijital Alanda Sansür – Otosansür: Ekonomik ve Yasal Zemin” başlığıyla Yapımcı Yamaç Okur ve “Kültür Sanat Alanında Sansürün Değişen Biçimleri ve Otosansüre Evrilişi” başlığıyla Gazeteci Özlem Altunok sunumlarını yapacak.

    *Günün “Kültür Politikaları ve Sansür” başlıklı ikinci oturumunda ise kolaylaştırıcılığı Diren Yurtsever üstlenecek. Bu oturumda “Kültür Politikaları ve Sanatta Sansür: Süreklilikler ve Kesintiler” başlığıyla Akademisyen Banu Karaca, “Çağdaş Sanat ve Katılımcı Kültür Politikaları” başlığıyla Sanat Kuramcısı ve Küratör Ezgi Bakçay, “Kürt Sinemasında Sansür ve Otosansürün Etkileri” başlığıyla ise Yönetmen Kazım Öz yer alacak.

    *“Kürt Sanatında Sansür ve Direniş” başlıklı günün son oturumunda ise kolaylaştırıcılığı Nezahat Doğan üstlenecek. “Kürt Tiyatrosu: Sansür Değil Kıyım” başlığıyla Oyuncu Ömer Şahin, “Kürt Müziğinin Sansür-Otosansür Karşısında Direnme Biçimleri” başlığıyla Müzisyen ve Aranjör Nurhak Kılagöz ve “Yayıncılıkta Sansür ve Mücadele Biçimleri” başlığıyla da Ventus Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Serkan Eker bu oturumda konuşacak.

    İkinci gün Füsun Çataltaş Üstel’in “Kültür Politikaları” başlıklı konuşmasıyla başlayacak ve forum programı yapılacak. Reyhan Hacıoğlu ve Sevinç Koçak’ın kolaylaştırıcılığını üstleneceği forumda “Hapishanelerde Üretim Zorlukları ve Sansür” başlığı altında Yazar Fırat Can ve “Hukuk ve Sansür” başlığı altında Hukukçu Fikret İlkiz deneyim aktarımı yapacak. Ardından mahpus yazar ve sanatçılardan ses kayıtları ve notlar yer alacak.

    Forum içi çerçeve sunumlar kısmında ise “Sanat ve Kültürde Temsil Dolayımıyla Uygulanan Sansür” başlığıyla Akademisyen Hülya Uğur Tanrıöver, “Bağımsız Sanat ve Popüler Kültürde Kadın Temsili” başlığıyla Kültür-Sanat Yazarı Ayşen Güven ve “Queer Yaratıcılıkta İktidarın Çoklu Sureti” başlığıyla ise Editör, Küratör Aylime Aslı Demir konuşmalarını gerçekleştirecek. Programın sonunda buluşmanın sonuç bildirgesi açıklanacak.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, ‘Sansür-otosansür baskısında kültürel kapan’ konulu buluşma gerçekleştirecek

    Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, ‘Sansür-otosansür baskısında kültürel kapan’ konulu buluşma gerçekleştirecek

    PİRHA-Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, 5-6 Ekim’de İstanbul’da ‘Sansür-otosansür baskısında kültürel kapan’ konulu bir buluşma gerçekleştirecek.

    Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, 5-6 Ekim 2024 tarihinde Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde ‘Mevcut iktidarın kültür politikaları sansür-otosansür baskısında kültürel kapan’ konulu bir buluşma gerçekleştirecek.

    Buluşmanın programı şu şekilde:

    5 EKİM 2024

    Özgürlük için Sanat İnisiyatifi adına açılış konuşmasını Yazar Süreyya Karacabey yapacak.

    SANSÜR – OTOSANSÜRÜN GÖRÜNME BİÇİMLERİ

    Kolaylaştırıcı: Süreyya Karacabey

    2000 Sonrası Türkiye’de Film Sansürü: Değiş(k)en Mekanizmalar ve Aktörler/Sonay Ban (Akademisyen)

    Dijital Alanda Sansür – Otosansür: Ekonomik ve Yasal Zemin/Yamaç Okur (Yapımcı)

    Kültür Sanat Alanında Sansürün Değişen Biçimleri ve Otosansüre Evrilişi/Özlem Altunok (Gazeteci)

    KÜLTÜR POLİTİKALARI VE SANSÜR

    Kolaylaştırıcı: Diren Yurtsever

    Kültür Politikaları ve Sanatta Sansür: Süreklilikler ve Kesintiler/Banu Karaca (Akademisyen)

    Çağdaş Sanat ve Katılımcı Kültür Politikaları/Ezgi Bakçay (Sanat Kuramcısı – Küratör)

    Kürt Sinemasında Sansür ve Otosansürün Etkileri/Kazım Öz (Yönetmen)

    KÜRT SANATINDA SANSÜR VE DİRENİŞ

    Kolaylaştırıcı: Nezahat Doğan

    Kürt Tiyatrosu: Sansür Değil Kıyım/Ömer Şahin (Oyuncu)

    Kürt Müziğinin Sansür – Otosansür Karşısında Direnme Biçimleri/Nurhak Kılagöz (Müzisyen – Aranjör)

    Yayıncılıkta Sansür ve Mücadele Biçimleri/Serkan Eker (Ventus Yayınları Genel Yayın Yönetmeni)

    6 EKİM 2024 

    Kültür Sanatta İhlal ve Direniş Biçimleri

    Kültür Politikaları/Füsun Çataltaş Üstel (Siyaset bilimci ve yazar)

    TUTSAK EDİLEN SESLER

    Kolaylaştırıcılar: Reyhan Hacıoğlu – Sevinç Koçak

    Deneyim Aktarımı:

    Hapishanelerde Üretim Zorlukları ve Sansür/Fırat Can (Yazar)

    Hukuk ve Sansür/Fikret İlkiz (Hukukçu)

    HAPİSHANEDEN SESLER:

    Tutsak yazar ve sanatçılardan ses kayıtları ve notlar

    Forum İçi Çerçeve Sunumlar:

    Sanat ve Kültürde Temsil Dolayımıyla Uygulanan Sansür/Hülya Uğur Tanrıöver (Akademisyen)

    Bağımsız Sanat ve Popüler Kültürde Kadın Temsili/Ayşen Güven (Kültür-Sanat Yazarı)

    Queer Yaratıcılıkta İktidarın Çoklu Sureti/Aylime Aslı Demir (Editör – Küratör)

    17:30 / BULUŞMANIN SONUÇ BİLDİRGESİ

    PİRHA/İSTANBUL