PİRHA- Cezaevlerinde tecritin sonlandırılması için Ankara’da da açlık grevi eylemi başlatıldı. Salı gününe kadar sürmesi planlanan eylemde, barışın gelmesi için tecritin kaldırılması gerektiğinin altı çizildi.
Tecrite karşı ve Kürt sorununun çözülmesi talebiyle cezaevlerinde 27 Kasım 2023’te başlatılan açlık grevi eylemi 2 ayı geride bırakırken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara İl Örgütü de açlık grevi eylemi başlattı.
DEM Parti Ankara İl binasında başlatılan eylemin salı sabahına kadar sürmesi planlanıyor.
Eylemde konuşan DEM Parti Ankara İl Örgütü Başkanı Fatin Kanat, mutlak tecridin kaldırılması ve 40 yılı bulan savaşın barış içinde çözüme kavuşması için başlatılan açlık grevlerine destek verdiklerini belirterek “Sunduğumuz bu destek farklı etkinlik ve süreçlerle devam edecek. Bu sürecin peşini bırakmayacağımızı buradan ilan ediyoruz. İktidar sahiplerini diyalog ve müzakere sürecini açmaya davet ediyoruz. Yürüdüğünüz yol yol değil, ülke bir kan gölüne dönüyor. İmralı Ada Hapishanesi’ndeki mutlak tecridi bir an önce sonlandırmanızı istiyoruz, Ada’yı açın” dedi.
“ZİNDANLARDA SÜREN DİRENİŞ BÜYÜK BİR DİRENİŞTİR”
Nöbeti ziyaret eden DEM Parti Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan da zindanlardan gelen sese kulak verilmesi gerektiğinin altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
“Bugün zindanlarda süren direniş büyük bir direniştir. Tek bir talep var, diyalog ve çözüm yolunu açın ve Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kaldırın. Bu hukuki bir taleptir. Adalet Nöbeti’ndeki annelerimizin kıymetle ve inatla sürdürdüğü nöbeti de selamlıyorum. Kürt anneler her zaman direnişi ördü ve büyüttü. Eğer bir tebrik olacaksa bir Nobel Ödülü verilecekse o da Kürt annelerine verilmeli. Çünkü savaşta 20, 25 yaşlarında katledilen genç çocukları nasıl barışı istedilerse onlarda bu talebin izinden giderek bu direnişe öncülük ediyor. Barıştaki bu ısrar, Kürt annelerden, Kürt halkından ve dostlarının tarihinden geliyor. Bu sesi yükseltmek gerekiyor, zindanlardan Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için gelen sese kulak verilmelidir.”
“BARIŞ TALEP EDEN MİLYONLAR VAR”
DEM Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ ise “Bu ülkede bir Kürt sorunu var ve barış talep eden milyonlar var. Demokratik bir kamuoyu oluşturmak için toplumun öncüleri bir araya geldiler. Cezaevlerinde başlayan bu grevler aslında hukuksuzluklara karşı başlatılmıştır. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılarak müzakere yolu açılmalıdır. Orta Doğu kan gölüne dönmüş durumdadır. Bu hukuksuzluklara karşı taleplerini dile getiren yoldaşların talepleri karşılanmıyor, ihtiyaç olan vitaminler verilmiyor ve hatta tecrit uygulanıyor. Tecrit içinde tecrit uygulanıyor. Biz bu sürecin yükseltilmesi için tüm temaslarımızı kuracağız ve barışın sesini yükselteceğiz” ifadelerini kullandı.
“MÜZAKERE YOLUNUN AÇILMASI GEREKİYOR”
DEM Parti Parti Meclisi Üyesi Pakize Sinemillioğlu da, “Taybet Anayı unutmadan, Cemile Çağırga’nın bedeninin annesi tarafından buzdolabında saklandığını unutmadan, bir an önce bu ülkeye, Orta Doğu’ya barışın gelmesi gerekiyor. Bunun için Sayın Abdullah Öcalan ile müzakere yolunun açılması devrilen masanın yeniden kurulması gerekiyor. Barış yolu açılmalıdır ve kazanan biz olacağız, barış olacak” dedi.
PİRHA – Ana Fatma Cemevi/Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması talebiyle basın açıklaması yaptı. “Devletin Alevisi olmayacağız” denilen açıklamada, “Anadilinde konuşmak, eğitim görmek zulme tabi, zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.
Ana Fatma Cemevi Demokratik/Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, yeni eğitim yılının başlamasıyla birlikte zorunlu din dersi sorununa dikkat çekti. Okullardan din derslerinin kaldırılması talebini dile getiren DAD Ankara Şubesine Alınteri, BDSP, HDP Ankara İl, HDP Mamak ilçe, Mamak Halkevleri, Anka, Tüm Emekli Sen Mamak Şube ve 78’liler girişimi de destek verdi.
“SİZ BİZİM İNANÇ ÖNDERİMİZ DEĞİLSİNİZ”
Ana Fatma Cemevinde yapılan basın açıklamasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak okudu. Okunan metinde öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi inancına yönelik yorumları eleştirildi. “Siz bizim inanç önderimiz değilsiniz” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada şunlar dile getirildi:
“Eğitim, öğrenileni davranışa dönüştürme eylemidir demek yanlış olmaz.
Bu eğitim ve öğretim yılında Alevi çocukları ve din eğitimi talebi olmayan çocukların artık zorla başkalarının inançlarının davranışını edinmekten kurtulacağını umut etmiştik, öyle olmalıydı. AİHM zorunlu din dersi Anayasaya aykırıdır diye karar vermişti. Bu kararın uygulanmasını, bununla ilgili düzenleme programı beklerken Cumhurbaşkanın açıklamasına bakalım. ‘Allah’sız, Muhammet’siz, Ali’siz Alevilik olmaz. Sapkın zevklerin üzerine inşa edilenlerle insanlık olmaz. Milli, manevi değerlerimize, kırmızı çizgilerimize tecavüz eden herkes ayağını denk almalıdır.’ dedi.
Bu ülkenin cumhurbaşkanına 1982 Anayasası bile insanlara neye nasıl inanacakları konusunda çerçeve çizme hakkı tanımamıştır. Ayrıca kendinden farklı inanca sahip olan insanlara ve inancın içeriğine sapkın tanımlaması yapma hakkı da tanımaz. Ayrıca Aleviler inanç çerçevelerini belirleme konusunda size yetkide vermediler. Siz bizim inanç önderimiz değilsiniz.
Sapkınlık konusunda herkes kendi inanç alanını gözden geçirsin. İnsaf diyoruz. Milli ve manevi değerler derken, herkesin maneviyatı kendine, senin inancın neden benim maneviyatımız oluyor. Nasılda aşikar ediyorsunuz bize reva gördüğünüzü. ‘Bizim çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkarsanız ayağınızı denk alın’ diyorsunuz. Ayağımız oldukça denk. Bu tehdidin altında yatan tarihte çok tanık olduğumuz katliamlar hatırlatmasıdır. Merak etmeyin unutmamıza pek fırsat vermiyorsunuz. Aklımızda.
Açıkçası siz ne söylediğinizi çok iyi biliyorsunuz. Bizde sizi o düzeyde anladık. Önlemimizi de öyle alıyoruz.”
“DİYANET 4 BAKANLIK BÜTÇESİNDE SEFA SÜRÜYOR”
Mustafa Karabudak, son 100 yıllık süreçte Alevilerin uğradığı asimilasyon ve katliamlara da işaret ederek “Asimile etmek için her yolu mübah saydınız” dedi. Karabudak, zorunlu din dersi ile Aleviliğe olan yasağın sürdüğünü ifade ederek şöyle devam etti:
12 Eylül Faşist rejimi binlerce evladımızın canına kıydı. Asimilasyon kırımı görevini tamamlamak için. Bugün 12 Eylül’’ü aratan istibdat rejimi ile Sarayımda keyfimi bozmayın. Bu ülkede eğitimin bir tek amacı olmalı. Sarayıma biat edecek insana ihtiyacım var, onun dışında başka bir sonuç ortaya çıkmamalı. Zaten biat edemeyenler de kaçacak yer arayışında.
Bu tavrınız, bu beklentiniz ülkede hak, hukuk, adalet bırakmadı. Yalan, talan, savaş, zulüm ürettiniz. Yoksulluk, yoksunluk ürettiniz. Manevi değer diyorsunuz da, Urfa adliyesi önünde Emine Şenyaşar diye bir kadın var. Her gün ‘Adalet’ diye ellerini Allah’a açıyor, hasta tutsak anneleri var onlar da ellerini Allah’a açıyor. Zulme ortak olanların kulakları sağır. Maneviyatınız sarayın dışına çıkamıyor. Onlara ulaşamıyor.
Sizin inanmak, maneviyat diye bir derdiniz yok. Ahlaki değerleri güçlü barındıran maneviyat toplumsal meşru alandır. Lakin maneviyata iktidar ve çıkarcı yaklaşım meşruluğunuzu da sorgulatan bir yerdedir. Kurduğunuz saray rejiminin devamını sağlayacak, sorgulamayan, düşünmeyen, körü körüne inanan insan yetiştirmek. Bir zamanlar tarif etmiştiniz. Uzaya yol yaptık desek taraftarlarımız inanır diye.
Büyük emek veriyorsunuz. Birkaç bakanlığın bütçesini kullanan diyanet, zorunlu din dersleri ile okullar. Yetmedi Alevi inancının yaşatıldığını gördüğünüz her yere müdahale edip, manevi değer tanımlaması, tehdit, ayak denkleştirme, kırmızı çizgiler.
Sonuç ortada. Ülkede yüzü gülen, yarına umutla bakan insan kızı, insan oğlu bırakmadınız. Anadilinde konuşmak, eğitim görmek zulme tabi, zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor.
Sınıflar 40 kişilik, öğretmenler atanmamış. İmama yatırım yapan güya laik bir eğitim hedefinizde. İlk sınıflarda kitabı parasız yapmış ama sırayı, kalemi, tahtayı, bilgisayarı velinin sırtına yüklediniz. Diyanet 4 bakanlık bütçesinde sefa sürüyor. Halk aç, halkın evlatları okuduğu meslekte iş bulamıyor. İş çok deyip yalan ile kağıt toplayıcısı ol nerden iş yok diyor sefa sürenler.
Durmadan paralı üniversite açıp, ebeveynin üniversiteli iş sahibi olsa bile ömür boyu eğitimine yatırılan parayı karşılayamayacak bir sistem kurdunuz.
Biz Aleviler, Kürtler ve ötekiler için yeniden bir anayasa ve bu seçimde seçimli kurucu meclis olmadan her çözüm tali olacaktır. Eski akılla ve dikta rejimi benzerleri yokluğumuz üzerine plan yapmaya devam etmektedir. Alevi halklarımızı tekrar oyalayan asimilasyon cenderisinden uzak durarak, demokratik bir gelecek için Yeni Anayasa, Seçimli Kurucu Meclis ve Kurucu Yurttaşlık fikrinde birleşmeye çağırıyoruz. Başka türlü Eşit Yurttaşlık fikirleri de altı boş yaklaşımlar olacaktır.”
“DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”
Basın açıklamasında söz alan HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu ise, AKP iktidarının Alevi politikasını eleştirerek şunları söyledi:
“Bu dernek kısa süre önce faşistlerin saldırısına uğramıştı. Bu ülkede 1924’te tekke ve zaviyeler cumhuriyet ilanından sonra kapatılmıştı. O günden bugüne tekçi zihniyet mantığı devam ediyor. AKP, Sünni geleneği dayatıyor. Bütün inanç ve haklar yok hükmünde sayılıyor. Biz, Diyanet İşlerinin kapatılmasını istiyoruz. Cemevi Dairesi kurulması hesapları var. Bu hesapların nedenini biliyoruz. Yakında bir seçim yapılacak. Alevileri oy deposu olarak görüyorlar. Kendi Alevilerini yaratmak istiyorlar. Kimsenin, devlete bağlı olarak inancını hayata geçirmesini istemiyoruz. Devletin Alevisi olmayacağız. Din dersinin zorunlu olarak kabul edildiği bir ülkede çocuklarımızın daha özgür olması için mücadele edeceğiz. Devletin Alevisi olmayacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”
PİRHA- Avukatların, Aysel Tuğluk için Ankara Adliyesi önünde yapmak istedikleri açıklama polis tarafından engellendi. Adliye kapısından dışarı çıkmaları engellenen hukukçular kapıda sıkıştırıldıkları yerde açıklamalarını okudular. Açıklamada, Ankara Barosu’nun, bir kadın avukat olan Aysel Tuğluk için bugüne kadar sessiz kalması kabul edilemez. Ankara Barosu başta olmak üzere tüm baroları ve Türkiye Barolar Birliği’ni, Aysel Tuğluk ve onun nezdinde tüm hasta mahpusların yaşam hakkını savunmaya davet ediyoruz” denildi.
Avukatlar, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) demans teşhisi konulan ve sağlığı giderek kötüye giden Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Avukat Aysel Tuğluk‘un için ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verilmesini İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve İzmir’de eş zamanlı basın açıklamaları yaparak protesto etti.
Aysel Tuğluk için Ankara Adliyesi önünde açıklama yapmak isteyen hukukçular polis tarafından engellendi. Adliye polis ablukasına alınırken, gazetecilerin çekim yapmasına da izin verilmedi. Adliyenin ana kapısı polis tarafından kapatıldı.
“AYSEL’İN SESİNİ DUYURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Dışarıda açıklamaya destek vermek için gelenler ise zorla adliye önünden uzaklaştırıldılar. Polisin zorla uzaklaştırması sırasında duruma ilişkin basına açıklama yapan HDP Ankara İl Örgütü Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu, faşist uygulamalarla karşı karşıya kaldıklarını belirterek; “Aysel Tuğluk asla yalnız değildir. İstedikleri kadar engellesinler. Biz Aysel’in yanında olmaya, sesini duyurmaya devam edeceğiz. Aysel Tuğluk serbest bırakılsın” dedi.
Adliye kapısından dışarı çıkmaları engellenen hukukçular polislerin müdahalelerine rağmen kapıda sıkıştırıldıkları yerde açıklamalarını yaptı. Avukatlar adına açıklamayı Avukat Nurdan Kılıç okudu.
“TUĞLUK, YAKIN DÖNEM SİYASİ TARİHİMİZDE DERİN İZLER BIRAKMIŞTIR”
Kılıç, açıklamasında Aysel Tuğluk’un 5 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunduğunu anımsatarak şunları dile getirdi:
“Sayın Tuğluk, Kürt siyasi partiler tarihinin ilk kadın eş genel başkanı ve eş genel başkanı olduğu Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılmasıyla siyaset yasağı getirilen tek kadın milletvekilidir. Siyasetçi olarak, Türkiye halklarının demokratik birlikte yaşamını savunan Aysel Tuğluk aynı zamanda insan hakları savunucusu hukukçu ve İstanbul barosu avukatlarındandır. Emeği, mücadelesi, ödediği bedel, siyasetçi ve insan hakları savunucusu hukukçu olarak yaşamdaki duruşu, yakın dönem siyasi tarihimizde derin izler bırakmıştır.”
“ATK, MUAYENE VE GÖZLEM YAPMADAN RAPOR VERMİŞTİR”
Tuğluk’un hastalığının kronik ilerleyici seyirli ve hapishanede tek başına hayatını sürdürmesini engeller nitelikte olduğunu ifade eden Kılıç, bundan dolayı cezasının infazının ertelenmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Yargı tarafından infaz erteleme ve tahliye konularında tek kurum olarak gösterilen ATK’nın, muayene ve gözlem yapmadan Tuğluk’un cezaevinde kalabileceğine dair rapor hazırladığını söyleyen Kılıç; “Bu aşamaya kadar, Aysel Tuğluk’un hastalığının ve cezaevi koşullarının kamuoyuna duyurulmamasının sebebi, Aysel’in kendinden daha ağır durumda olan hasta mahpusların var olduğu ve onların cezaevlerinde kalmaya devam ettikleri süreçte kendisinin ve hastalığının öne çıkarılmaması talebi ve özel ricasıdır. Aysel Tuğluk, insan hakları savunucusu kimliğini bu durumda dahi ön plana çıkarmıştır. ATK’ya sevk kararında, savunma yapıp yapamayacağının tespiti istenmesine rağmen; ATK kendisinden talep edilen hususta bir değerlendirme yapmamış ve Tuğluk’a atfedilen fiillerin meydana geldiği döneme ilişkin olarak ‘cezai sorumluluğunun tam olduğuna’ dair rapor düzenlemiştir” şeklinde konuştu.
“ATK RAPORUNDA, AYSEL TUĞLUK’LA İLGİLİ SUÇLAMALARA YER VERİLMİŞTİR”
ATK tarafından 25 sayfa olarak hazırlanan ve ayrıntılı değerlendirme yapıldığı algısı uyandıran raporun 16 sayfasının Aysel Tuğluk için bugüne kadar hazırlanan fezleke ve iddianamelerle yapılan yargılama özetlerini içerdiğini belirten Kılıç sözlerine şu şekilde devam etti:
“ATK raporunda Aysel Tuğluk’la ilgili suçlamaların ve suç tarihlerine yer verilmesi, Adalet Bakanlığı’na bağlı kurum olması nedeni ile tarafsız olmadığını göstermesi açısından önemli olduğu kadar kamuoyunun dikkatinin de bu suç iddialarına çekme amacı olduğunu akıllara getirmektedir. Söz konusu suç iddiaları ile cezaevinde olan, Kızılbaş-Alevi, Kürt bir kadın siyasetçi ve insan hakları savunucusu avukatın hastalığının, kurum nezdinde bir önemi olmadığını da göstermesi açısından önemlidir.”
“AYSEL TUĞLUK İÇİN SESSİZ KALMAYALIM”
Baroların, son dönemde sıkça gündeme gelen hasta mahpuslar ve cezaevlerinde ölümler konusunda sessiz kalmamaları gerektiğini de aktaran Kılıç son olarak; “Ankara Barosu’nun, bir kadın avukat olan Aysel Tuğluk için bugüne kadar sessiz kalması kabul edilemez. Ankara Barosu başta olmak üzere Tüm Baroları ve Türkiye Barolar Birliği’ni, Aysel Tuğluk ve onun nezdinde tüm hasta mahpusların yaşam hakkını savunmaya davet ediyoruz. Senelerce kadına yönelik her türlü şiddete karşı ve kadın özgürlüğü için mücadele etmiş bir siyasetçi olarak bugün kendisine yaşatılanlara itiraz ediyor; Aysel Tuğluk’un tahliyesini talep ediyoruz.
Ona yaşatılan bu hukuksuz süreçte imzası olan tüm yetkilileri bir kez daha hukuka, bilime ve vicdana uygun davranmaya çağırıyor; Tuğluk’un tedavisinin insanlık onuruna yaraşır bir şekilde sürdürülebilmesi için bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerektiğini hatırlatıyor, dayanışma çağrımızı yineliyoruz” dedi.