Etiket: pakrat estukyan

  • Pakrat Estukyan: Artık saklanmama zamanı-VİDEO

    Pakrat Estukyan: Artık saklanmama zamanı-VİDEO

    PİRHA- Agos yazarı Pakrat Estukyan, Cumhuriyet’in demokratik dönüşümü için geçmişle yüzleşmenin ve dışlanan kimliklerin görünür olmasının şart olduğunu belirterek, “Artık çocuğumuza ‘Ermeni olduğunu söyle, korkma’ diyebileceğimiz bir noktaya geliyoruz” dedi.

     “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nda PİRHA’ya konuşan Agos yazarı Pakrat Estukyan, gayrimüslimlerin ve ötekileştirilen halkların Cumhuriyet tarihi boyunca dışarıda bırakılma deneyimine dikkat çekti. Estukyan, demokratik bir gelecek için görünürlük, yüzleşme ve ilkesel siyasi tutumun önemine vurgu yaptı.

    “YERLİ VE MİLLİ OLMAK TEK BİR KİMLİĞE İNDİRGENEMEZ”

    Konferanstaki oturum başlığının “Geleceğin İnşasında Geçmişin Düşündürdükleri” olduğunu hatırlatan Estukyan, Cumhuriyet’in yüz yıllık geçmişinde gayrimüslimlerin ve azınlıkların dışlanmasının bugünkü toplumsal yapıya etkisini değerlendirdi.

    Yüz yıl önce benimsenen politikaların özellikle ilk elli yıl boyunca çok etkili olduğunu belirten Estukyan, buna rağmen bugün Türkiye’de önemli bir farkındalığın geliştiğini söyledi.

    Estukyan, “Bugün artık Türkiye’de birçok insan benim de, Dimitro’nun da, Gia’nın da herkes kadar yerli ve milli olduğunun farkında. Yerli ve milli olmanın sadece Türk etnik kimliğinden gelmek ve Sünni mezhebine mensup olmak anlamına gelmediğini idrak edenlerin sayısında büyük bir artış var. Bu artışa güvenerek gelecek için iyimser bakıyorum” dedi.

    “DİKTATÖRLÜKLER BİRİLERİNİN EKONOMİK ÇIKARINA HİZMET EDER”

    Geçmişin yaralarıyla ve resmi tarihin dışladığı hafızalarla yüzleşmeden demokratik bir gelecek inşa edilip edilemeyeceğine ilişkin konuşan Estukyan, demokrasinin geniş toplum kesimlerinin çıkarına olduğunu vurguladı.

    Estukyan, “Diktatörlükler birilerinin ekonomik çıkarına hizmet eder. Bizim amacımız, demokrasinin daha geniş kitlelerin çıkarına hizmet ettiğini anlatabilmek olmalı. Baskı rejimlerinden, diktatörlüklerden servetini artıranlar aynı zamanda devletin sahipliğini de üstlendiler. Oysa sadece Türkiye’de değil, küresel ölçekte ‘biz yüzde doksan dokuzuz’ diyen bir anlayış var. O yüzde doksan dokuzun çıkarı demokrasidir, diktatörlük değildir. O yüzden ümitliyim” ifadelerini kullandı.

    “TEMEL ŞART GÖRÜNÜRLÜK VE TANIŞMADIR”

    Ötekileştirilen halkların Cumhuriyet içinde kendilerini ait ve eşit hissedebilmesinin ilk şartının görünürlük olduğunu belirten Estukyan, bugüne kadar bu görünürlüğün bilinçli biçimde engellendiğini söyledi.

    Estukyan, “Temel şart görünürlüktür, bilinirliktir, somut olarak tanışmadır. Bugüne kadar özenle bundan kaçınıldı. Dışlanan gruplar kendilerini de kapattılar. Alevi anne babalar çocuklarına ‘Okulda Alevi olduğunu söyleme’ dediler. Oysa söyleselerdi, sıra arkadaşları bunu gizli bir gerçeklik olarak değil, hayatın doğal bir parçası olarak idrak ederdi” dedi.

    Kimliklerin saklanmasının toplumsal yüzleşmeyi geciktirdiğini ifade eden Estukyan, şöyle devam etti:

    “Çocukların birbirlerine bakışında evden getirdikleri ön yargılar etkili olabilir ama bir yandan da kendi pratikleri vardır. Sınıfın en başarılı çocuğu Alevi olabilir, en haşarısı, en uyumlusu, en uyumsuzu farklı kimliklerden olabilir. Bunlar kimlikleriyle ortada olsaydı, insanların o kimliklerle yüzleşmesi çok daha gerçek olurdu. Şimdi artık saklanmama zamanı. Gitgide oraya geliyoruz. Artık çocuğumuz okula giderken ‘Kızım, sen Ermeni olduğunu herkese söyle, korkma bundan’ diyebileceğiz.”

    “DEMOKRASİ İÇİN İLKESEL TUTUM ŞART”

    Cumhuriyet’in demokratik dönüşümünün bir günden diğerine gerçekleşmeyeceğini belirten Estukyan, bunun için ısrarlı ve inatçı bir mücadele gerektiğini söyledi.

    Estukyan, “Demokrasiyi bir günden öbürüne sihirli bir değnekle sağlayamayacağımıza göre ısrarlı, inatçı bir çalışma ve çaba gerekiyor. İlkesel bir tutum alış gerekiyor. Günlük politik manevralara kurban edilemeyecek bir tutumdan bahsediyorum. ‘Bunu şimdi görmezden gelelim, konuşursak tepki alırız’ gibi sapmalara düşmeden, dosdoğru ‘Bizim tutumumuz budur’ diyebilecek bir siyasi tavır alış gerekiyor” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Barışı büyütmek için mücadele boynumuzun borcu’ – VİDEO

    ‘Barışı büyütmek için mücadele boynumuzun borcu’ – VİDEO

    PİRHA – HDK Halklar ve İnançlar Meclisi’nin Taksim Hill Otel’de “Birlikte, Farklı İnanç ve Halklarla Barışı Kucaklıyoruz” şiarıyla düzenlediği toplantıda, barışı büyütmek için mücadele vurgusu yapıldı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi, Beyoğlu’nda bulunan Taksim Hill Otel’de “Birlikte, Farklı İnanç ve Halklarla Barışı Kucaklıyoruz” şiarıyla toplantı yaptı.

    Toplantıya, HDK Eş Sözcüleri Ali Kenanoğlu, Meral Danış Beştaş, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, DEM Parti Milletvekilleri George Aslan, Mehmet Kamaç, Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, AGOS Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler, Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu’nun yanı sıra çok sayıda kişi katılım sağladı.

    Toplantının yapıldığı salona ‘Halklar ve inançlar barış için yan yana!’ yazılı pankart asıldı.

    HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu toplantının açılış konuşmasını yaptılar.

    “HEP BİRLİKTE BARIŞI SÖYLEMEK İÇİN BİRARADA DURMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Açılış konuşmasında ilk sözü alan HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Ortadoğu’da yaşanan savaşların önüne geçmek adına halkların, inançların bir tutum sergilemesi gerektiğine inandıklarını belirterek, şunları söyledi:

    “Bizim HDK olarak kuruluş amacımız zaten bu. Bu topraklarda yaşayanlarla ortak mücadele hattını oluşturarak varlığımızı korumak adına HDK Halklar ve İnançlar Meclisi ile bunu ilerletmeye çalışıyoruz. Çoklukta birliği savunuyoruz. Ortak mücadeleyi esas alıyoruz. Bütün dinler, inançlar iyi insanı, ahlaklı toplumu ve barış içinde yaşamayı tahayyül eder. Bizim bir araya gelişimiz iyiyi, güzeli bir araya çıkarmak içindir. Biz iyiler olarak yan yana gelmeye çalışıyoruz. Hep birlikte barışı söylemek için bir arada durmaya çalışıyoruz.”

    “İKTİDAR HUKUKSUZ VE ANTİDEMOKRATİK ADIMLAR ATIYOR”

    Meral Danış Beştaş ise HDK olarak Türkiye’de farklı kesimlere yönelik katliam, dışlayıcı, öteki politikalarının farkında olduklarını ifade etti. Azınlıkların özgürce örgütlenebildikleri demokratik zeminin mevcut olmadığını belirten Beştaş, “İktidar her fırsatta zenginlik, mozaik, güller bahçesi gibi nitelemeler yapsa da Diyanet İşleri Başkanlığıyla başka bir baskı, cemevlerine yönelik yasal düzenlemelerle bir başka baskı, Rumlara, Çerkeslere, Ermenilere, Süryanilere yönelik hukuksuz ve antidemokratik adımlar atıyor” dedi.

    “BU POLİTİKALARA KARŞI ÇARESİZ DEĞİLİZ”

    3. Dünya Savaşı’nın eşiğinde olunduğunu da ifadelerine ekleyen Beştaş, “Artık savaşlar canlı yayında magazin gibi sunuluyor, üzülerek izliyoruz. Suriye en yakıcı örneklerden biri. HTŞ şemsiyesi altında pratikleri geçmişten biliyoruz. Bu tehditler ciddi bir boyuta ulaşmış durumda. Tüm Arap Aleviler ülkemizde bile şuan tehdit altında hissediyor. Bu politikalara karşı elbette çaresiz değiliz. Farklılıklarımızla birarada eşit yaşamak ve barışı örmek bizim yan yana duruşumuza, mücadelemize bağlı. İğne ucu kadar barış ihtimali varsa bunu büyütmek için mücadele boynumuzun borcudur. Bu topraklarda daha fazla ölüm, kan, şiddet istemiyoruz. Barışı tesis etmek için bu yolda yürümeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “BARIŞ İÇİN SAVAŞMAK GEREKİYOR”

    Açılış konuşmasının ardından söz alan AGOS Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, şunları söyledi:

    “Barış çok zor bir şey çünkü şiddetli bir savaşı gerektiriyor. Barış için savaşmak gerekiyor. Dünyanın dengesinde egemenler ve mazlumlar arasında çok ciddi bir kırılma var. Dünyanın bütün mazlumları, birleşik bir cephe olarak dünyanın bütün egemenlerine karşı topyekün mücadele ederse başarıya ulaşır. Barışı hayal etmek, şarkılar söylemek güzeldir ama mücadele etmek gerekir. Sözünü ettiğim bölgesel değil evrensel bir barıştır. Barış çağrım kararlılık, bilinç, örgütlenme üzerinedir.”

    Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can da, “Salonlarda laf söylemenin ötesine çıkıp eşit yurttaşlığı sokak sokak anlatarak iktidara taşımalıyız. Bize biri barışı getirmemeli. Aşağıdan yukarıya inşa etmeliyiz ve her birimiz kilometre taşı olmalıyız” dedi.

    “BİZDE ÇOK NET BİR ŞEKİLDE ZALİMLER VE MAZLUMLAR AYRIMI VARDIR”

    Yalıncak Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu da şunları kaydetti:

    “Bize çok net bir şekilde zalimler ve mazlumlar ayrımı getirilmiştir. Burada barıştan bahsettiğimiz de mazlumlar ve zalimler arasındaki mücadeledir. Barış inşa edilecekse öncelikle zalimin zalimliğinden vazgeçmesi gerekir, aksi takdirde bir mücadeleden vazgeçmek mümkün değildir. Alevilerin hak mücadelesinde yalnızca gasp edilen hakların alınmasına yönelik bir mücadelemiz var. Eşit yurttaş oluşumuzdan kaynaklanan haklarımızın gasp edilmesi. Alevi erkanında hak mücadelesi vermiş biri olarak konuşmam gerekirse bizim için barış coğrafyamızda yaşayan cümle halkların, azınlıkların ve çoğunlukların kendini ifade edebildiği, ibadetini gizlemek zorunda kalmadığı bir dünya ancak barışın tam anlamıyla tesis edildiği bir dünyadır.

    “YEZİDİN KARŞISINDA DİMDİK DURAN ZEYNEP ANA OLMAKTAN VAZGEÇMEYİZ”

    Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılar üzerinden buradaki Alevilere de çok ciddi saldırılar yapılmaya başlandı. Sosyal medyada yoğun saldırılar yaşanıyor. Elbette siz Yavuz Sultan Selim olursunuz, biz de Pir Sultan oluruz, Kalender Çelebi oluruz. Siz zalimlikten vazgeçmediğiniz sürece biz de yezidin karşısında dimdik durmuş Zeynep Ana olmaktan vazgeçmeyiz.”

    “NEREDE ZULÜM VARSA BİZ ONA KARŞIYIZ”

    Son olarak konuşan Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler de şunları söyledi:

    “Bizler barış için geçmişten beri mücadele veriyoruz. Ezidi canlarımız 72 kez katliama uğradı. Doğduğumuzdan beri katliam içindeyiz. Bir sürü katliam sayılabilir. Maraş katliamı mağdurlarından biri de benim. Alevi toplumu olarak yolumuz sevgi barış ve kardeşliktir. Birlik ve beraberlik için her türlü mücadeleye varız. Nerede zulüm varsa biz ona karşıyız.”

    Toplantı, yapılan konuşmaların ardından basına kapalı bir şekilde devam etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Estukyan: Hrant, hak talep eden, hesap soran bir Ermeniydi; cinayete kurban gitti – VİDEO

    Estukyan: Hrant, hak talep eden, hesap soran bir Ermeniydi; cinayete kurban gitti – VİDEO

    PİRHA – Hrant Dink cinayetinin bir devlet cinayeti olduğunu söyleyen Agos Gazetesi yazarlarından Pakrat Estukyan, “Türkiye’de tabu kabul edilmiş konulara bodoslama girdi. Hrant, o tabuları sarstı, silkeledi. Onun bedeli olarak da bu cinayete kurban oldu” dedi.

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de, Şişli’de Halaskargazi Caddesi üzerinde yer alan Agos gazetesi merkez binasının çıkışında tetikçi Ogün Samast tarafından yapılan silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Hrant Dink’in öldürülüşünün üzerinden 17 yıl geçti. Hala adalet sağlanamadı. Adalet sağlanamadığı gibi Hrant Dink’i katleden Ogün Samast, 15 Kasım 2023’te tahliye edildi.

    Katledilişinin 17. Yılında Agos Gazetesi yazarı ve Hrant Dink’in yakın arkadaşı Pakrat Estukyan Hrant Dink’i anlattı.

    “HRANT DİNK SIKI BİR DEVRİMCİYDİ”

    Hrant Dink ile Agos’un kurulmasından yıllar öncesinden dostlukları olduğunu belirten Estukyan, “Çok heyecan dolu bir insandı. Tutkulu bir insandı. Sıkı bir devrimciydi. Tutkulu olma hali sözlerine de yansırdı. Hiçbir zaman lafını esirgemeyen bir karaktere sahipti. O karakteriyle de haftalık gazete olan Agos’un kurucusu oldu. 1996 yılında Agos’u kurarken sadece kişisel olarak kendi adına değil, susturulmuş, baskılanmış bütün bir Ermeni toplumu adına ses yükseltmenin gerekliliğine inandığı için Agos’u kurdu. O düşünceyle de zaten doğru bildiği yolda dümdüz ilerledi” dedi.

    Hrant Dink’in Türkiye’de tabu kabul edilmiş konulara bodoslama girdiğini ifade eden Estukyan, “Hrant, o tabuları sarstı, silkeledi. Onun bedeli olarak da bu cinayete kurban oldu” ifadesini kullandı.

    “DEVLET KATİLLERİ KORUDU”

    Devletin Hrant Dink’in katillerini koruduğunu söyleyen Estukyan, “Çünkü Türkiye’de Cumhuriyet öncesinden beri miras alınan bir cezasızlık ilkesi vardır. Devlet kendi katillerini her zaman korumuştur. Sadece korumakla kalmayıp çoğu zaman ödüllendirmiştir” dedi.

    Devlet adına cinayet işleyen, silah kullananların devletin makbul insanları olduğunu kaydeden Estukyan, “Cezasızlıkla ödüllendirilmişlerdir. Sadece o da değil görevlerinde terfi etmişlerdir, maddi anlamda desteklenmişlerdir, bu bir gelenektir Türkiye’de” diye konuştu.

    “BU BİR DEVLET CİNAYETİYDİ”

    Estukyan, Dink cinayetinin bir devlet cinayeti olduğunu söyleyerek, “Çünkü Ergenekoncu denilenler, Fethullahçı denilenler aynı zamanda bu devletin üniformasını giyen devletin memurlarıydı. Bunlar ya subaydı ya istihbaratçıydı ya polisti. Emniyetin değişik kadrolarında rütbeli polis, asker ve bürokratlardı ve MİT çalışanlarıydı. Fethullahçı da olsa Ergenekoncu da olsa bunların alayı devletin çalışanlarıydı” dedi.

    “HRANT ERMENİ OLDUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ”

    Türkiye’de hak talep eden, hesap soran Ermenilerin ve Kürtlerin öldürüldüğüne dikkat çeken Estukyan, şunları kaydetti:

    “Hrant’ın öldürüldüğünden beri Ermenistan’da 24 Nisan anmalarında gözüme çarpan bir pankart var. O pankartın üzerinde Hrant Dink’in fotoğrafı var. Ve üzerinde de “1 buçuk milyon +1” yazıyor. O 1 buçuk milyon insan da sadece Ermeni olduğu için öldürülmüştü. Hrant da Ermeni olduğu için öldürülmüştü. En azından buradan o paralellik kurulabilirdi. Ermeniler, Türkiye’de hak talep ettikleri zaman öldürülüyorlar. Hak talep etmeyen Ermenilere kimsenin bir şey dediği yok. Bu sadece Ermenilerle sınırlı bir şey değil. Aynı şeyi Kürtler için de söylemek lazım. Bir Kürt ‘ben Kürt’üm benim haklarım var demediği sürece Türkiye’de bir rahatsızlık yaratmaz. Sorun o kelimeyi söylemesiyle başlıyor. Sorun, hak talep eden, hesap soran Ermeni olmakta. Hrant, hak talep eden, hesap soran Ermeniydi.”

    Devrim FINDIK – Hasari Serhat ÇELİK/İSTANBUL

  • Estukyan: Hrant, bir ulusun sesi olmaya soyundu, bedelini hayatıyla ödedi-VİDEO

    Estukyan: Hrant, bir ulusun sesi olmaya soyundu, bedelini hayatıyla ödedi-VİDEO

    PİRHA: Katledilişinin 14. yılında anılan Hrant Dink’in yakın arkadaşı Pakrat Estukyan, “Hrant’ın mücadelesi adalet mücadelesidir” dedi. Estukyan, “Türkiye açısından bakıldığında bir ulusun sesi olmaya soyundu ve bunun bedelini hayatını kaybederek ödedi” ifadelerini kullandı. 

    İstanbul’da 19 Ocak 2007 yılında öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Yazarı Hrant Dink, katledilişinin 14. yılında anılıyor. 

    Katledilişinin ardından her yıl anılan Gazeteci Hrant Dink için adalet arayışı devam ediyor. Dink’in yakın arkadaşı Pakrat Estukyan, Dink’in ölümünün ardından yaşanan gelişmeleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    “HRANT, MİLLİYETÇİLİKTEN, IRKÇILIKTAN ARINMIŞ BİR İNSANDI”

    Estukyan, “Hrant’ın yakın arkadaş çevresinde “Xent” diye bir lakabı vardı. Bu onun deli dolu karakterini betimleyen güzel bir lakaptı. “bizim deli” diye anılırdı. Heyecanlı, samimi bir insandı. Hrant aynı zamanda bir sosyalistti. Sosyalist olduğu için hümanistti ve halkların dostluğuna inanan bir insandı. Hrant milliyetçilikten, ırkçılıktan arınmış bir insandı. Bu özellikleriyle birlikte ayrıca mücadele adamıydı” dedi.

    “HRANT’IN MÜCADELESİ, ADALET MÜCADELESİ”

    Hrant’ın mücadelesinin, ‘adalet mücadelesi’ diye tanımlanabileceğini belirten Estukyan, şöyle devam etti.

    “Çünkü gerçekliği inkar edilmiş bir davanın sözcülüğüne soyundu. Türkiye açısından bakıldığında bir ulusun sesi olmaya soyundu ve bunun bedelini hayatını kaybederek ödedi. Bugün birçok siyasetçinin, yazarın, aydının, gazetecinin yaptığı gibi kendini sakınabilir ve daha güvenli bir ortama çekilebilirdi. Yurtdışına çıkmak için birçok imkana sahipken hiç bir yolu denemedi ve inandığı baş koyduğu yolu kendi inancıyla, kararlılığıyla yürüdü.”

    Türkiye’de özenle inşa edilmiş bir yalanı, tabuya dönüştürülmüş bir kanaati temelinden sarsmasının Hrant Dink’i hedef haline getirdiğini ifade eden Estukyan, Hrant’ın bu ülkenin kuruluşundaki hassas dengeleri sarsabilecek yere geldiğini vurgulayarak, aslında infaz edilme sebebini de şöyle dile getirdi:

    “Mehmet Ağar’ın duvarda bir tuğla var ve her şey o tuğlanın arkasında saklı, o tuğlayı çekersen her şey aydınlığa çıkacak ama duvar çökecek demişti. Hrant o duvardaki tuğlayı yerinden oynatan, hareket ettiren kişidir ve böylece duvarın yıkılması riskini yaratan kişidir.”

    “HER ŞEY SABİHA GÖKÇEN’İN ERMENİ OLDUĞUNU YAZMASIYLA BAŞLADI”

    Estukyan, “Hrant Dink’in öldürülmesinin asıl nedeni Sabiha Gökçen’in aslen Ermeni olduğunu Agos’ta belirtmesidir. Agos’ta paylaşıldıktan sonra Hürriyet gazetesinde de yayınlanması ve kamuoyunun duymasıyla birlikte süreç başladı. Hrant’ın haberinin ardından Genelkurmay Başkanlığı Sabiha Gökçen’in kahraman olduğunu tekrar ilan etti ama bana göre bu milli kahraman Dersim Katliamı’nın failidir.” diyerek sözlerini sürdürdü.

    “YARGI SÜRECİNDEN BEKLENTİMİZ YOK”

    Estukyan Türkiye’deki yargı sistemini de eleştirerek, şunları kaydetti:

    “Mahkeme sürecini uzun uzadıya konuşmaya gerek yok. Çünkü Türkiye’de yargı bir bütün olarak milliyetçilikle malüldür. Türkiye’de “Türklük” sözleşmesiyle bağlanmış yargıçlar vardır. Bu yargıçlar, uluslararası hukuk biliminin, ceza hukuku biliminin öngörüleriyle değil, milli olduklarını düşündükleri reflekslerle hareket etmektedirler. Bu konuda tek sakat yargı süreci Hrant Dink davası değil daha pek çok davada yargı sisteminin çarpık işlediği ve hukuk bilimi açısından hiç işlemediğini örneklerle görmekteyiz. Bu sebeple ilk günden beri bu yargı sürecinden bir beklentimizin olmaması doğaldır. Yargının böyle yürümesini bekliyordum ve böyle gelişti. Keşke yanılsaydım.”

    Buna karşılık Hrant Dink’in ailesinin hukuk mücadelesinde yürütülmesi gereken her ne ise bunu hukuki çerçevede sürdürdüklerine fakat bunun bir karşılığı olmadığına vurgu yapan Pakrat Estukyan, Türkiye’de birçok davanın, özellikle siyasi davaların daha duruşmalar başlamadan karara bağlanmış olabileceğini dile getirdi.

    Diren SATI/ İSTANBUL

     

     

  • ‘Dilini konuşamayan toplum kültürünü üretemez’-VİDEO

    ‘Dilini konuşamayan toplum kültürünü üretemez’-VİDEO

    PİRHA-HDK’nin düzenlediği “Halklar ve inançlar kendini anlatıyor” program dizisinde söz Ermedilerde. 

    Haberin Videosu

    Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) düzenlediği “Halklar ve inançlar kendini anlatıyor” program dizisi devam ediyor. Program dizisinin ilkinde Aleviler, ikincisinde Arap Alevileri, üçüncüsünde ise Süryaniler kendilerini anlatmıştı. Bu kez ise söz Ermenilerde.

    HDK’nin Beyoğlu’nda bulunan binasında düzenlenen panele konuşmacı olarak Kayyuş Çalıkman Govrilof ve gazeteci Pakrat Estukyan katılırken moderatörlüğünü ise Katrin Nikolao yaptı. Panele DAD Genel Basın Sekreteri Bülent Felekoğlu, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Çilem Küçükkeleş, Nesteren Davutoğlu, HDK üyeleri katıldı.

    İlk olarak söz alan Kayyuş Çalıkman Govrilof, Ermeniler’in devletle uzlaşı içinde yaşamaya çalışan bir topluluk olduğunu belirtti.

    “TOPLUM SİYASETTEN UZAK KALMAYI TERCİH EDİYOR”

    Agos Gazetesi’nin yayınlanması ve Hrant Dink’in katledilmesiyle birlikte Ermenilerde birden bire dışa açılma olduğuna değinen Govrilof, “Bu doğru bir dışa açılma olmamıştır. Ermeni toplumu siyasetten her zaman uzak kalmayı tercih etmiştir. Muhalif siyasetle aralarına mesafe koymayı tercih etmiştir. Genelde çoğulcu siyasetten yana olan partilerin çağrısıyla siyasetle ilgilenen Ermenilerin sayısında ciddi bir artış başlamıştır. 40-50 bin nüfusa sahip bir topluluk için 2-3 milletvekili vermesi iyidir” dedi.

    12 EYLÜL’DEN SONRA ERMENİ DERNEKLERİ DE KAPANDI

    Ermenilerin 20-25 yıl öncesine kadar sivil toplum kuruluşları gibi okul derneklerinin olduğunu sanatsal faaliyetlerin bu derneklerde yapıldığını söyleyen Govrilof, 12 Eylül darbesinden sonra bu derneklerin kapandığını ve Patrik Mutafyan’ın patrikhaneyi kültürel merkez yapma çabasıyla bu derneklerin paralize olduğunu kaydetti. Son yıllarda okul derneklerinin yerini alan hemşehri derneklerinin geleceği şekillendirmekten çok geçmişin hatıralarını canlandırmaya yönelik faaliyetlerde bulunduğunu ifade eden Govrilof, tüm bunların Ermeni kültürünün yozlaşmasına neden olduğunu vurguladı.

    ERMENİ OKULLARINDA DA EVRİM TEORİSİ SORUN

    Toplum hayatında önemli yer tutan kiliselerin halka hizmet vermesi gerekirken topluma önderlik etmesi gereken bazı kişilerin buraları ticarethaneye çevirdiklerini dile getiren Govrilof, din adamlarının telkinleriyle birlikte okulların iç işlerine karışıldığını ve Türk okullarındaki gibi bazı Ermeni okullarında da evrim teorisinin okutulmasının sorun olduğunu kaydetti.

    “DİLİNİ KONUŞAMAYAN TOPLUM KENDİ KÜLTÜRÜNÜ DE ÜRETEMEZ”

    Ermeni kimliğinin en önemli unsurlarından olan Ermenicenin konuşulmasının zaman içerisinde eridiğini ve dil olgusunun Türkiye Ermenileri için neredeyse önemini yitirdiğini belirten Govrilof, “Zaten kökünden toprağından ayrılmış bir toplumuz kendi dilimizde düşünmediğimiz ve üretmediğimiz için kültür üretemez duruma geliyoruz. Bu da asimilasyonun en önemli sebeplerinden biri oluyor” dedi.

    “SURP PİRGİÇ HASTANESİ ERMENİ TOPLUMUNUN ‘AK SARAY’I”

    Ermenilere ait olan Surp Pirgiç Hastanesi’nin Ermeni toplumu için bir hastane olmaktan öte kültürünün yaşaması için önemli bir yere sahip olduğunu belirten Govrilof, ancak günümüzde Ermeni toplumunun ‘Aksaray’ı olduğunu söyledi.

    Ermeni kadınlarının aile içinde özgür bir konuma sahip oldukları, haremin olmadığı ve tek eşliliğin olduğu bilgilerini veren Govrilof, “Ermeni erkekleri eşlerine sadık olacaklarına dair yemin ederken kadınlar eşlerine itaatkar olacaklarına dair yemin ederek dünya evine girerler” diyerek kadın erkek eşitliği konusuna dikkat çekti.

    “100’ÜN ÜZERİNDE ERMENİ LEHÇESİNİN 40’I BİLE KALMADI”

    Govrolof’un arkasından söz alan gazeteci Pakrat Estukyan 100’ün üzerinde var olan Ermenice lehçesinin 40’ının bile kalmadığını söyleyerek dildeki değişimlere değindi. Arap, Moğol, Rum istilalarına karşı Ermenilerin direnemediklerini belirten Estukyan, “Tüm medeniyetler için her bir istila kanlı kırımlara yol açar. Vatan olduğu yerde duruyor ve halklar kendi vatanlarındaki o kırımı iki nesil, üç nesil içinde onarabiliyor. 1915’in en önemli hasarı vatanın gasp edilmesi, insansızlaştırılması, yitirilmesidir” dedi.

    “TÜRKİYE’DE LAZCA BİLEN LAZA, GÜRCÜCE BİLEN GÜRCÜYE RASTLAMAK MÜMKÜN DEĞİL”

    “Bütün bir tarih trajediler tarihi ve bugün biz bunu konuşmak için bir araya geliyoruz. Keşke mübadeleyle Yunanistan’a gidenler de orada yaşadıklarını gelip anlatabilseler” diyen Estukyan, “Cumhuryiet ideolojilerine ulaştı. Bugün Türkiye’de Lazca bilen Laza, Gürcüce bilen Gürcüye rastlamak mümkün değil. Ermeniler de bundan muaf değil. Ermenilerin ekstra bir farkı var din farkı. Diğer milletler din birliği altında çabuk asimile edildi. Ermeniler artık çocuklarına Ermenice isim koymuyor” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE KİMLİĞİYLE YAŞAMAK ZOR”

    Türkiye’de kimliğiyle yaşamanın zor ama çok da kıymetli olduğuna vurgu yapan Estukyan, “1860 Ermeni Nizamnamesi devletin mührüyle yayınlanan ilk anayasa. Sonrasında bu genişletilerek 1863’te Kanuniesasi çıkacaktır. Bu bir başarıdır aslında. Türkiye’de sayısal varlık çok bir şey ifade etmiyor ama sembolik olarak Türkiyeli Ermeniler çok önemli. Türkiyeli Ermenilerin lafının tüm Ermeniler içinde bir sözü ve ağırlığı vardır. İstanbul Ermenilerin iki kültürel başkentlerinden biridir. Doğu için Tiflis’tir batı için de İstanbul’dur” diye ifade etti.

    Yarınlar için çok da karamsar olmamak gerektiğini kaydeden Estukyan “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” diyerek tamamladı sözlerini.

    PİRHA/İSTANBUL