Etiket: pandemi süreci

  • ‘İnşaatta çalışan tiyatrocular var; Tiyatro Yasası’nın çıkmasını istiyoruz’

    ‘İnşaatta çalışan tiyatrocular var; Tiyatro Yasası’nın çıkmasını istiyoruz’

    PİRHA-Pandeminin olumsuz etkilediği alanların başında gelen tiyatrolar devletten yeterli destek alamadıkları için bir bir kapanırken tiyatrocular yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Bu süreçte örgütlenme ve haklarını savunma noktasında çok eksik kaldıklarını söyleyen tiyatrocular Hasan Tanay, Rugeş Kırıcı ve Selim Kaliç, “Pandemi döneminde çeşitli tiyatro oluşumlarının girişimleriyle birlikte Bakanlıkla görüşmeler yapıldı ama tiyatrolar açısından laf kalabalığından başka somut bir şey elde edilemedi” dedi.

    Pandeminin başlamasıyla birlikte kapatılan alanların başında özel ve kamu tiyatro salonları geldi. Uzun bir süre kapalı kalan özel tiyatrolar bu zaman diliminde pek çok sıkıntıyla karşı karşıya kaldı.

    Salon sahipleri gelirleri olmadığı halde kiralarını, vergi ve prim borçlarını ödemek zorunda bırakıldılar. Tiyatro oyuncuları, dekorcular, kostümcüler ve daha pek çok tiyatro çalışanı buna bağlı olarak işsiz kaldı. Tiyatroların bir kısmı kapandı, açık kalanlar ise kapanmayla karşı karşıya. Tiyatrocular bu süreçte yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlatmaya devam ediyor.

    “TİYATROCULAR BAŞKA İŞLER YAPIYOR ARTIK, İNŞAATTA ÇALIŞAN VAR”

    Aktif olarak tiyatro eğitimlerinde yönetmenlik ve oyunculuk yapan Hasan Tanay aynı zamanda Tiyatro Üreticileri ve Yapımcıları Derneği’nin de başkanlığını yürütüyor. Tanay şu dönemde faaliyetlerini pandemiden dolayı sahne üzerinde aktif olarak yapamadıklarını belirterek şunları aktardı:

    “Üretimlerimiz yasaklardan kaynaklı durmuş durumda, var olan üretimleri de seyirciyle buluşturmak konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Şu an sadece dijital ortamlarda çalışabiliyoruz. Ödenekli tiyatrolar, devlet tiyatroları, şehir ve belediyelere bağlı tiyatrolar gibi bir şekliyle bu tür alanlarda çalışan emekçiler, ekonomik veya sosyal güvenceyle geçimlerini sağlayabiliyorlar. Ama özellikle bağımsız – özel tiyatrolar adına söylemek gerekirse, seyircilerin almış olduğu bilet gelirlerinden hem geçimlerini hem de sosyal güvencelerini sağlayan bağımsız tiyatro emekçileri, bu noktada sıkıntılar yaşadılar. Buna dair devlet tarafından da herhangi bir önlem alınmadığı için ya da bununla ilgili herhangi bir planlama yapılmadığı ve hazırlıklı olunmadığı için ortada kaldılar.

    Bütün bunlarla beraber devletin veya yerel destek noktaları olmadığı için salonu olan bir sürü tiyatro salonunu kapandı. Çünkü bu bir yük,  kirası stopajı derken elde bir gelir kalmıyor dolayısıyla bu salonları kapatmak zorunda kalıyorlar. Zaten tiyatro oyuncusuna para ödemek, sigortasını karşılamak gibi ülkemizde sanat alanında özellikle bağımsız tiyatrolarda böyle bir gerçeklik yok. Bütün bunlar üst üste biriktiği zaman vergiler, stopajlar, kiralar, oyuncu giderleri vs. dendiğinde tiyatrolar yavaş yavaş  salonlarını kapatmak zorunda kalıyorlar. Salonu olmayan tiyatrolarda vergilerinden dolayı şirketlerini durdurmak zorunda kalanlar oldu, kredi çekenler oldu, ekstra üretimleri zaten durdu ama başka başka işler yapma noktasına geldiler. Bağımsız oyuncular dersek kafelerde çalışıyorlardı ki kafelerde pandemiden kaynaklı kapandı. Oralarda da çalışamaz oldular, inşaatta çalışan oyuncular var, ailesine sığınanlar var buna benzer sorunlar çok. Bunlar sürekli gündeme geliyor. Hala bir örgütlenme sorunumuz var, hala ortak mücadele etme konusunda sıkıntılarımız var. Derdimizi anlatmak ya da dertlerimizin çözümü konusunda muhatap kişilerle görüşme konusunda sıkıntıları hala yaşıyoruz.

    “KAZANILAN HER HAK KAZANILMIŞTIR, VERİLMEMİŞTİR! ÖRGÜTLENMELİYİZ”

    Aydınlanan bir toplumda biat kültürü ortadan kalkar bu da doğal olarak iktidarların istemeyeceği şeylerdir ki bu yüzden destek verilmiyor. Ufak tefek yardımlar da sus payı diyebileceğimiz katkılar. Kültür sanat alanında ki vergilerin tamamıyla ortadan kalkması gerekiyor. Ayrıca bütün kültür sanat alanında ki çalışanlarının sosyal güvencesini bu tür kriz anlarında devlet tarafından karşılanması gerekir. Kültür sanat alanı ticari bir alan olarak görülemez. Ticari bir alan olarak düşünülürse bu durumda sanat olamaz.

    Toplumsal, kamusal bir hizmet yapılıyor bu toplumsal ve kamusal hizmetinde ücretsiz ve yönetenlerinde devlet tarafında desteklenmesi gerekiyor. Beklentimiz kültür sanat alanında ki bütün herkese şunu söyleyebilirim: Bütün kültür sanat emekçileri, tiyatrocuları birlikte örgütlenmeliler, haklarını alıncaya kadar mücadele etmeliler ve bundan sonra yaşanacak olan krizlerde bu vermiş oldukları mücadelelerden yarınlarını kurtarabilirler. Bu mücadeleyi vermezsek devlet veya iktidarlar bu hakkı bize vermeyecekler. Kazanılan her hak kazanılmıştır, verilmemiştir. Bu örgütlü mücadele ile gerçekleşecek bir şeydir.”

    “SEYİRCİYLE BULUŞAMAMA HALİ ZATEN ZOR OLAN KOŞULLARI YOK OLUŞA DOĞRU GÖTÜRDÜ”

     ‘Tiyatro Jiyana Nu’ oyuncusu Rugeş Kırıcı ise genel anlamda bakıldığında da Türkiye’de tiyatroların pandemiden önce de sıkıntı içerisinde olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti:

     “Ama en azından herkes seyircilerine ulaşmanın bir yolunu buluyordu. Fakat pandemiyle beraber nerdeyse hiçbir şekilde hiçbir destek alamayan alan oldu. Bütün sanat alanları için bu geçerli ama tiyatro bundan en çok etkilenen alan oldu. Çünkü tiyatro seyircisiyle yüz yüze gelmesi gereken ve gişeyle varlığını koruyan, seyircisine satabildiği biletle ayakta kalmaya çalışan bir sanat alanı. Dolayısıyla seyircisiyle de buluşamama hali zaten zor olan koşullarını yok oluşa doğru götürdü.

    “YETER Kİ ENGELLEMESİNLER”

    Bütün dünya ülkelerinde pandemi döneminde birçok sanat oluşumlarına, sanat alanlarına, tiyatrolara destekler sunuldu fakat bizim ülkemizde bırakın destek sunmayı hala tiyatrolar vergi ödesin mi ödemesin mi veya vergisini şu kadar ödesin gibi durumlar tartışılıyor. Tiyatro ticari bir alan değildir ama şu anda tiyatrocular bunun mücadelesini veriyor. Dolayısıyla tiyatrolar tek tek kapanıyor. Mekânları olanlar kirasını ödeyemiyor, çalışanını tutamıyor kısacası ayakta kalamıyor. Bizlerde tabi bundan etkilenen bir oluşumuz. Ayrıca Kürtçe tiyatro yapan bir ekip olduğumuz için bunun dezavantajını iki kat daha fazla yaşıyoruz. Hatta tiyatro yapma konusunda engelleniyoruz. Biz destek olmalarını da istemiyoruz yeter ki engellenmesinler.

     “DESTEK İÇİN BİR SÜRÜ KRİTER ÖNE SÜRÜYORLAR, ALABİLEN TİYATRO SAYISI ÇOK AZ”

     Kültür Bakanlığının hiçbir tiyatro alanında şu anda bir katkısı yok belki. Pandemi döneminde tiyatro platformlarının ve kooperatiflerinin, çeşitli tiyatro oluşumlarının girişimleriyle birlikte görüşmeler yapıldı elbette ama tiyatrolar açısından laf kalabalığından başka somut olan hiçbir şey yok. Zira dijital anlamda satın almaya yönelik bir vaatte bulundu ama onun da daha önce testleri, metinleri inceleyeceğiz vurgusu çıktı. Zaten başvuran tiyatro oluşumları için vergi borcu olmayacak vb. bir sürü detay koyuyor. İşin içinde telif hakları, şunlar, bunlar var derken yüzlerce tiyatro oluşumundan yararlanabilen tiyatrolar bir elin parmağını geçmeyecek kadar vardır. Bütün tiyatro oluşumları için durum bu. Bizler böyle bir başvuruda bulunmadık bile çünkü biz böyle bir desteğin çıkmayacağını da uzun yıllardır deneyimledik. Aksine çoğu zaman oyunlarımız yasaklandı.

    “HİÇ BİR TİYATROCU ARKADAŞIMIZIN KENDİ İHTİYACINI KARŞILAYACAK GELİRİ YOK”

    Bu dönemde oyun açısından bir araya gelmekte sıkıntı yaşıyoruz. Provalarımızı çevrimiçi zeminlerde gerçekleştirerek yürütmeye çalışıyoruz. Devamlılığımızı korumamız gerekiyor çünkü önümüzdeki sezonlarda belki kapanmalar açılır ve seyircilerimizle buluşuruz diye temenni ediyoruz. Bu bağı koparmadan bir şekilde yürütmeye çalışıyoruz. Şu anda hiçbir tiyatrocu arkadaşımızın kendi ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak kadar gelir elde edemediğini belirtmek isterim.”

    Ankara Tiyatro Yapımcılar Meslek Birliği  (ANTİYAP) üyesi ve Ankara Tiyatro Kooperatifi ortağı Selim Kaliç, tiyatroların ekonomik çıkar elde etmek için var olan yapılar olmadığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Tiyatrolar normal süreçte de zaten kendilerini anca var edebiliyorlardı. Ancak pandemi süreciyle birlikte kapanan ilk sanat kurumları oldular. Dolayısıyla özellikle geçimini oyunculukla sağlayan ve başka işi olmayan arkadaşlarımız ortada kaldılar.  Özellikle özel tiyatrolar sigortalı çalıştıramama sorunundan kaynaklı devletin sağladığı ek ödeneklerden de faydalanamadılar. Dolayısıyla bu sene içerisinde dayanışmayla ayakta kaldılar.

    Bakanlığın irili ufaklı dijital platformlar üzerinden destekleri oldu. Fakat yapılan bu destekler sadece ayakta kalabilecek nitelikte oldu. Tiyatronun almış olduğu 10-15 bin TL’lik desteği hem kendisi hem yanında çalışan oyuncu arkadaşları açısından paylaşması ne kadar hayatta kalıcı bir önem kazanıyor tartışılır. Çünkü verilen destekler de hibe değil yine içinden vergisini alıyor, dolayısıyla dışarıdan 15 bin TL diye lanse ettiği destek aslında vergisiyle, KDV’si, stopajıyla birlikte yarısı yine devlete geri dönüyor. Zaten tiyatro almış olduğu parayı alıp cebine atamıyor. O da devlete olan borcunu ödüyor. Böyle bir kısır döngü içerisinde bir destek süreci geçirdik. En son Kültür Bakanlığının proje yardımı güç destek oldu. Orada da insanlar oyunlarını sergileyemediler, yönetmelik de oyunların belli bir sayıda sergileme zorunluluğu vardı. Bu son süreçte o sayı zorunluluğu kalktı. Sadece oyunun hazırlandığına dair bir kayıtla projeyi tamamlayabilirsiniz noktasında bu sezon böyle bir kolaylık getirdiler.

     “TİYATRO YASASININ ÇIKMASINI İSTİYORUZ”

    Biz tiyatroların dayanışmasıyla, oyuncu arkadaşlar için askıda bilet destek kampanyaları, büyük şehir belediyelerinin yaptığı gibi hayırsever kurumlarla oyuncu arkadaşlarımızı buluşturan kampanyalar düzenledik derken bu süreç böyle geçti. Dolayısıyla gerçekçi bir süreç gerçekleştiremedik. Bir tarafıyla sorunlarımızı doğru dürüst ifade edebilme ve yasa talebimizin olmaması buna en büyük etkendir. Asıl sorunumuz bir sanat yasamızın olmamasıdır. Bu keyfe keder ve kuralsız bir alan haline gelmesi, devletin de bundan yararlanması, tıpkı bazı tiyatro yapımcıların yararlanması gibi… Şimdi bunları ifade etme olanağı bulduk. Küçük küçük adımlarla bu açıklarımızı kapatmaya, mayınlı olan tarlamızı temizlemeye çalışıyoruz. En nihayetinde asıl mücadelemiz sanat yasasının bir an önce çıkarılması bu konuda da özellikle sanat kurumlarımızın geliştirdiği üzerine çalıştığı taslaklar var. Bunun üzerinden bakanlık nezdinde tiyatro sanat yasasının çıkarılması noktasında bir baskı unsuru oluşturacağız. Bir tarafıyla çalışma bakanlığının üzerinde de ayrı bir iş kolu olarak örgütlenmesini isteyeceğiz.

    “KÜLTÜR SANAT AYRI BİR İŞ KOLU OLMALI”

    Kültür sanat ayrı bir iş kolu olarak değerlendirilmesini istiyoruz. Oyuncular sendikasının başvurusuyla oyunculuk mesleği işçi statüsüne girdi ama buradaki iş kolu da, büro işçileriyle, noterlerle, büro içerisinde çalışan herkesle bir tutuldu, böyle bir iş kolu içerisine atılmış oldu. Yani noterde çalışan biri oyuncular sendikasına da üye olabilir çünkü aynı iş kolu sonuçta. Dolayısıyla bunun da ayrı bir iş koluna ayrılmasını istiyoruz. Devletin bizden yararlanmaya çalıştığı kayıt dışı, kuralsızlıklardan bir an önce bizim koyacağımız kurallarla bu süreci tamamlamaya çalışacağız. Çünkü pandemi sürecinde en büyük eksikliğimiz bu oldu. Birçok insan sigortalı çalıştığı için işten çıkarılamayıp, ek ödenek almasına rağmen bizim tiyatro alanında bu destekten yararlanan oyuncu sayımız 100’ü bulmaz.

     “KÜLTÜR BAKANLIĞI İLE DESTEK OLMALARI KONUSUNDA GÖRÜŞÜYORUZ”

    Beklentilerimiz diğer insanların beklentilerinden pek farklı değil çünkü pandemi sürecini hep beraber yaşıyoruz. Ancak bizim şöyle bir dezavantajımız var. Biz eninde sonunda insanlarla buluşursak yapabileceğimiz bir iş alanındayız. İnsanlarla buluşamayınca tiyatro olmuyor. Tiyatronun en önemli iki unsuru oyuncu ve seyircilerdir. İkisi olmadan tiyatro olmaz. Önümüzdeki sezon 15 Haziran’dan itibaren Kültür Bakanlığına salonu olan tiyatrolara ayrıca bir salon verme desteği noktasında bir anlaşma sağlandı. Bu bile yeterli değil ama başlangıç olarak salonu olan tiyatrolara ilk kez hatta 7 bin artı koltuk başına 100’er lira şeklinde bir planlama şeklinde gidecekler. Bu en azından salonların kapanmasını engelleyecek küçük bir adım.”

    Melis CİDDİOĞLU-Pınar AKYÜZ/PİRHA

     

     

  • ‘”Borcu yoktur” yazısını alabilmek için yakın çevremize borç yapıyoruz, ne acı’

    ‘”Borcu yoktur” yazısını alabilmek için yakın çevremize borç yapıyoruz, ne acı’

    PİRHA-Pandeminin olumsuz etkilediği alanların başında gelen tiyatroların neredeyse yarısı kapanırken henüz açık olanlar ise kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Devletten hiçbir destek alamadıklarını söyleyen tiyatrocular Serdar Doğan, Yavuz Akkuzu ve Orhan Aydın, “Bir yılı aşkındır sahneye çıkamıyor, alkışa duramıyoruz. Alışveriş merkezinde, AKP kongrelerinde, bakanların katıldığı miting ve cenaze törenlerinde bulaşmayan koronavirüs tiyatro salonlarının kapısına kilit vurdu” diyerek yaşadıkları duruma tepki gösterdiler.

    Tüm dünyayı derinden etkileyen koronavirüs salgını pek çok sektörde olduğu gibi kültür sanat alanında da telafisi imkansız hasarlar bıraktı. Pandeminin başlamasıyla birlikte kapatılan alanların başında özel ve kamu tiyatro salonları geldi. Pandemi sürecinde hiçbir destek verilmeden kapılarına kilit vuruldu.

    Uzun bir süredir kapalı kalan özel tiyatrolar bu zaman diliminde pek çok sıkıntıyla karşı karşıya kaldı. Salon sahipleri gelirleri olmadığı halde kiralarını, vergi ve prim borçlarını ödemek zorunda bırakıldılar. Tiyatro oyuncuları, dekorcular, kostümcüler ve daha pek çok tiyatro çalışanı buna bağlı olarak işsiz kaldı. Tiyatroların bir kısmı kapandı, açık kalanlar ise kapanmayla karşı karşıya. Tiyatrocular bu süreçte yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlattı.

    “TİYATRO, İKİ KALAS BİR HEVESLE YAPILIR”

    Ankara Simurg Oyuncuları Tiyatrosu oyuncularından ve yöneticilerinden Serdar Doğan yaşadıkları sıkıntıları şu şekilde dile getirdi:

    “Tiyatro en basit tanımıyla, iki kalas bir hevesle yapılır denir. İki kalas, dekor, sahne üstü; heves ise oyuncu, yönetmen, teknik, müzisyen gibi olmazsa olmazlarını ifade eder. Tiyatronun diğer sanatlardan farkı, güzelliği bütün disiplinleri içermesinden gelir. Müzik, mimari, dans, sinema, yazı, şiir olmak zorundadır. Belgesel Tiyatro yapan bir ekibiz biz. İçimizde oyunculuk dışında iyi belgeselciler, müzisyenler, dansçılar var. Genelde tiyatro, özelde kendi alanlarındaki sorunların yakın tanığıyım. Bir buçuk yıla yaklaşan kapanma, insansızlaştırma politikaları, oyuncu-seyirci birlikteliği olmadan yapılması mümkün olmayan, anlamsız olan tiyatro emekçilerini çok yaralamış, yoksul ve yoksun bırakmıştır. Giriş cümlesinde kullandığım ‘Heves’ kelimesi bizim sihirli anahtarımız. Ayakta ve diri tutan can simidimiz.

    Konformist yaşam, kat-yat için yapılan bir eylemlilik değil ki zaten bu işi yaparak bunları elde edemezsiniz. Kazandığınızı da tiyatroya harcarsınız, fazladan bir spot alırsınız, ses-ışık dimerlerinizi değiştirirsiniz. Dekor-Aksesuar, peruk-sakal görürseniz akşam kaynatacağınız çorbayı bırakıp, hiç düşünmeden bunları alırsınız…

    “‘BORCU YOKTUR’ YAZISINI ALABİLMEK İÇİN YAKIN ÇEVREMİZE BORÇ YAPIYORUZ”

    Bir yılı aşkındır sahneye çıkamıyor, alkışa duramıyoruz. Alışveriş merkezinde, AKP kongrelerinde, bakanların katıldığı miting ve cenaze törenlerinde bulaşmayan koronavirüs tiyatro salonlarının kapısına kilit vurdu. Yaratılan kapalı alanda etkinlik korkusu ve sosyal mesafe şartı, sahnede oyuncuların göz göze oynamasına, seyirciyle kontak kurmasına engel oldu. Fuayede de yahut salonda bir seyirci-oyuncunun hapşırıp-öksürmesi, pimi çekilmiş el bombası gibi etki yaratıyor. Bu korku yahut tedirginlikle sahne almak çok zor. Pandemi bitse, herkes aşılansa bile etkisi uzun zaman sürecektir.

    Hükümetin alamadığı ekonomik kararlar, vermediği maddi destekler yüzünden, ekonomik kaybımız artıyor, borç batağı büyüyor. Belediye yahut Kültür Bakanlığı desteği yahut bir festival için başvuru yapsanız ihale kanunu gereği ‘BORCU YOKTUR’ yazısı almanız gerekiyor ki size ödeme yapabilsinler. Ama bir yılı aşkındır ödenemeyen Bağ-Kur ve SGK primleri, kira, stopaj borçlarının artarak büyümesi pek çok kurumsal tiyatroyu kapanma noktasına getirdi. Borç alarak bu kalemleri ödeyen tiyatrolar ise bulundukları belediyeden oyun desteği alamayınca, ödemeler dengesi, güvenirlik kaybına maruz kalıyor. ‘BORCU YOKTUR’ yazısını alabilmek için yakın çevremize borç yapıyoruz, ne acı…

    “ALEVİ KURUMLARI SAYESİNDE AYAKTA KALABİLDİK”

    Bir de tiyatro simsarları çıktı. Kendilerini bütün tiyatroların temsilcisi olarak görüp, oyunlarını satıyor, onlarla hareket etmeyen tiyatroların emeğini – çabasını görmüyor hiçleştiriyor. Her ağacın kurdu, özünden oluyor maalesef. Elbette ki bu süreçte destek olan dostlarımız da var. Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı yıllardır yaptığı salon tahsisi ile bizim ayakta kalmamızı sağladı. Avrupa’daki Alevi Federasyonu bileşenleri ve ATİG gibi yapılar 2005 yılından pandemi yasaklarına kadar bütün oyunlarımızın yurt dışındaki gösterilerine ev sahipliği yaptılar. Türkiye’den kimi dostlarımız her dara düştüğümüzde elimizden tuttular. Yurt içi-dışı askıda bilet desteğiyle gelmedikleri-izleyemedikleri oyunlarımıza destek oldular. Var olsunlar…

    Bu karanlık günler de geçecek. Sanatın aydınlık yolu ile biz de bu sis bulutlarını kaldırmak için yolculuğumuza devam edeceğiz. Sanata ve bize yoldaş olacakların alkışları, desteğiyle. Sanat iyileştirir.”

    “KAYYIM İŞTEN ATINCA KENDİ TİYATROMUZU KURDUK”

    Amed Şehir Tiyatrosu oyuncusu ve yöneticisi Yavuz Akkuzu da daha önce belediyeye bağlı 1991 yılında kurulmuş bir şehir tiyatrosunun oyuncuları olduklarını belirterek şunları aktardı:

    “2017 yılında Amed Şehir Tiyatrosu adında özel bir tiyatro kurduk. Çünkü 2016 yılında kayyım gelip 2017 yılının başında 31 sanatçının sözleşmesini feshedince sanatçılar işinden oldu. Tiyatrocular olarak bir araya geldik ve özel bir tiyatro kurduk. 2017 yılından beri de Amed Şehir Tiyatrosu’nda çalışıyorum. 2020 yılında 200 kişilik yeni bir salon yaptık, pandemi dönemine geldi inşaatımız. Pandemiye denk gelmesiyle biraz ekonomik zorluklar yaşadık ama seyircimizin, kültür kurumlarının proje desteğiyle ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle yeni bir yer yaptık.

    “KONGRELER, MİTİNGLER, UÇAKLAR SERBEST TİYATROLAR YASAK”

    Ama maalesef bu 15 aylık süreçte, geçtiğimiz yılın Mart ayından beri kapalıyız diyebiliriz. Sadece iki ay yani geçtiğimiz yılın Mart ayından Temmuz ayına kadar resmi yasak vardı. O yüzden tiyatro gösterilerini yapamadık. Temmuz ayından sonra da sözde tiyatroları açtılar ama saat ve hafta sonu kısıtlaması getirerek aslında tiyatroları fiilen açılamayacak şekilde organize ettiler. Çünkü tiyatrolar hafta sonu ve akşam gösteri yapabiliyordu. Hafta içi gündüz gösteri yapan tiyatro grubu yoktur. Okullara gidip çocuk oyunu oynayan tiyatro grupları hariç. Bu şekilde tiyatro gösterileri Türkiye genelinde yapılamadı. Pandemi döneminde toplam 16 ay içerisinde 2 ay bile açık kalamadık. Açık kaldığımız süreçte de %50 kapasiteyle oynamak zorundaydık. Ama tabi işin ironik tarafı şu ki uçaklar 200 kişi alabiliyor 2-3 saat insanlar yan yana gidebiliyor, kongreler, mitinglere yasak gelmiyor ama tiyatrolara açık kaldığı süreçte de yarım kapasiteyle çalışma şartı getiriliyor.

    Türkiye’deki tüm tiyatrolar yasaklı dönemde iş yapamadı. Sadece dijital gösteriler yapabilenler bir şeyler yapabildi. Biz bu dönemde daha çok komedi programı yaparak Youtube kanalı üzerinden bir takım işler yapıp oradan tiyatromuzu ayakta tutabildik. Tabi bunlarla tiyatroyu ayakta tutabildik ama ekonomik olarak ciddi bir sıkıtıyla karşılaştık. Ciddi bir gelir sağlayamadık sadece temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilen bir zemin oluşturduk. Yani tiyatro grupları Türkiye’de alternatif işler yapabildiyse ayakta kalabildi. Alternatif ekonomik alanlar yaratamayan birçok tiyatro grubu da kapandı.”

     “SESİMİZİ DUYAN OLDU MU?”

    Tiyatrocu, oyuncu ve yazar Orhan Aydın ise yaşadıkları sorunlara ilişkin şunları aktardı:

    “27 Mart günü Atina, Paris, Londra, Moskova, Bükreş başta olmak üzere 33 ülkenin tiyatro yaratıcıları; yüzlerinde siyah tiyatro masklarıyla devlete ait salonlarda sessizce oturarak, pandemi sürecinde perdelerin kapalı olmasını, yaratma özgürlüklerinin ve yaşam koşullarının ortadan kaldırılmasını protesto etmişlerdi. Ülkelerinin seyircilerinden, diğer sanat alanlarının yaratıcılarından ve basından tarihi bir destek aldılar. Fransa’da müzisyenler eylemlerin yapıldığı tiyatro binalarının önünde buluşup direniş şarkıları çaldılar. 11 ülkenin başbakanları ve hemen hepsinin kültür bakanları çözüm önermeleri için sanatçıları görüşmelere davet ettiler. Duyan oldu mu?

    Ülkemde ise; özellikle İstanbul’da devlete ait bir salon olmadığı için ve bunu ‘aklımızdan geçirmenin bile terörist, hain, müsvedde ilan edilme geriliğine yol açılacağı’ kaygısıyla, onlarca önermeye karşın suskun kalındı. Sanal ortamlarda ve bazı televizyonların ekranlarında iki üç cümle ile kutladık, alkışladık, bağırdık, çağırdık, kınadık, önerilerimizi yeniden sıraladık oldubitti.

    “40 YILLIK TİYATRO OYUNCUSU DONMAK ÜZEREYKEN KURTARILDI”

    ‘Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.’ Tam bugünler için söylenmiş. İnsanlarımız aç, açıkta, çaresiz. Bazı yaratı alanlarında kendi canlarına kıyanların sayısı her gün katlanarak sürüyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi kentlerde her yaştan sanat yaratıcıları yaşam ve üretim alanlarını terk ediyorlar. İstanbul’da 40 yıllık tiyatro emekçisi önce dededen kalma daktilosunu, sonra tüm kitaplarını, bilgisayarını, ardından buzdolabını sattı. Elektriği ve doğalgazı kesik bir evde battaniye altında donmak üzereyken arkadaşları tarafından hastaneye kaldırıldı. Sigortası olmadığı için meslektaşları aralarında para toplayıp giderlerini karşıladılar.

    Fazla değil 4 yıl önce oynadığı oyunla en iyi oyuncu ödülüne aday gösterilen başka bir kardeşim, onuruyla diklenip pazarcılık yapıyor, buna rağmen 5 aydır ev kirasını veremediği, faturalarını ödeyemediği için icralık. 38 yılını sinemaya adamış, ülkenin her yurttaşı gördüğünde saygıyla selam verdiği bir oyuncu, vicdanına yenik düşüp sokakta yaşıyor. Ne sigortası var ne herhangi bir yaşam güvencesi.”

    “ÖRGÜTLÜ OLMADIĞIMIZ İÇİN BU HALDEYİZ”

    Bin bir emek ve çabayla kurulmuş tiyatroların tek tek kapandığını belirten Orhan Aydın, “Kira borçları, vergi borçları, elektrik, doğalgaz borçları dağ olmuş. Binlerce sanat emekçisi, sigortaları ödenemediği için sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlar, yüzlercesi vergi borçları, kira ve faturalarla boğuşuyor. Uzatmayacağım bu bahsi. Anlattıkça canım yanıyor. Ancak içinde bulunduğumuz bu amansız çöküşün sebebi yalnızca düşmanlığını üstümüze kusanlar değil, biliyorum. Meslek yaşamlarımızın en güzel dönemlerinde, her şey hep güzel olacak diye düşünüp, örgütlenmeyip haklarımız için diklenmedik. Çoğumuz sistemin yamağı olmayı seçip, onursuzca yaşamayı erdem saydı. Daha da çoğumuz ise suskunlaşıp kara duvarın dibine sindiler. İşçiler, emekçiler, topraklarına, sularına, yaşam alanlarına sahip çıkan köylüler gibi birleşip, varlığımıza ve üretimlerimize sahip çıkmazsak, gelecek günlerin bu günlerden ne farkı olacak?” diye konuştu.

    Melis CİDDİOĞLU-Cihan BERK/PİRHA

     

     

     

     

  • Dersimli kadınlar, pandemide yaşadıkları zorlukları anlattı-VİDEO

    Dersimli kadınlar, pandemide yaşadıkları zorlukları anlattı-VİDEO

    PİRHA-Dersimli iki kadın pandemi sürecinde yaşadıkları zorlukları anlattı. Akraba olan kadınlar, “Çaresiz ve umutsuzuz. Bir yere gidemiyoruz. Kutsal mekânlarımız tılsımıyla bu sıkıntıları yok etsin. Kolay bir süreç değil, çok kötü bir zamandayız. Bu hastalık çıktığından beri huzurumuz kalmadı” diye konuştular.

    Dersim’de yaşayan akraba olan ve aynı ismi taşıyan Beser Candemir ve Beser Candemir adlı kadınlar pandemi sürecinde yaşadıkları zorlukları PİRHA’ya anlattılar.

    “ZOR DURUMDAYIZ”

    “Ne yapalım evde oturuyoruz, bir yere gidemiyoruz” diyen Beser Candemir, “Yürüyüşe bile gidemiyoruz korkuyoruz, evdeyiz. Zor durumdayız köylerimiz yasaklandığı için yıllardır gidemiyoruz şimdi de hastalık çıktı hiç gidemiyoruz. O yüzden mecburen evimizde kalıyoruz. Bizim köyümüz yasaklı bölge olduğu için 30 yıldır köye gidemiyoruz. Karakol kurmuşlar ve bizi bırakmıyorlar. Köylerde, para olmasa da ormanda ot toplayarak bir şeyler yiyebiliyorsun. Ama şehirde bu yok paran yoksa sen de yoksun” diye konuştu.

    “HASTALIK ÇIKTIĞINDAN BERİ HUZURUMUZ KALMADI”

    Pandemi yüzünden evde olduklarını söyleyen diğer bir yurttaş Beser Candemir de, “İnsan bu dönemde çaresiz, umutsuz çocuklarımızın yanına bile gidemiyoruz. Kutsal mekânlarımız tılsımıyla bu sıkıntılıları yok etsin. Kolay bir süreç değil çok kötü bir zamandayız. Hastalık çıktığından beri huzurumuz kalmadı. Ne zaman ne olacağını bilmeden korkuyla yaşıyoruz, kim ölecek bilmiyoruz çok zor bir süreç. Ne mutluluk var ne de huzur var insan bu dönemde çok çaresiz bu şekilde mutlu olabilir miyiz ne olacak halimiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Pandemi sürecinde Gazi Cemevi ve Aleviler olarak çok ciddi sıkıntılar çektik’- VİDEO

    ‘Pandemi sürecinde Gazi Cemevi ve Aleviler olarak çok ciddi sıkıntılar çektik’- VİDEO

    PİRHA-Pandemi sürecinde cemevi olarak çok ciddi sıkıntılar yaşadıklarını dile getiren Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, ” Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı’nın geçen Şubat ayı itibariyle yaklaşık 950 tane öğrencisi vardı. Bu çocuklarımızın eğitimine ara vermek durumunda kaldık. Toplumun hem sağlık hem de ekonomik anlamda çok ciddi sıkıntılar içerisinde” dedi.

    Türkiye’de koronavirüs salgınından etkilenenlerden biri de kuşkusuz Alevilerin inanç merkezleri olan cemevleri. Bu süreçte cemevleri kimi zaman faturalarını ya da personel maaşlarını ödemekte zorlansa da ibadet ritüelini erteleme kararı alarak önceliğin insan sağlığı olduğuna dikkat çekti.

    Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş Koronavirüs sürecinde yaşananları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “PANDEMİ SÜRECİNDE ÇOK CİDDİ SIKINTILAR ÇEKTİK”

    Pandemi sürecinde Cemevi olarak çok ciddi sıkıntılar yaşadıklarını dile getiren Karataş, “Bu sıkıntıları canlarımızla beraber aşma yoluna gittik ve o zorlukları da kısmen atlatarak geldik. Bilindiği üzere Gazi Cemevi pandemi sürecinde hiçbir zaman kapanmadı. Sürekli sevgili canlara hizmet etme noktasında olduk. Bunları teker teker anlatmak istiyorum. En üzüldüğümüz nokta Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı’nın geçen Şubat ayı itibariyle yaklaşık 950 tane öğrencisi vardı. Bu çocuklarımızın eğitimine ara vermek durumunda kaldık. Online dersler üzerinden eğitim kısmen devam etti ama tam anlamıyla sağlıklı olduğunu söyleyemeyiz. Yine de çocuklarımıza yardımcı olma noktasında olduk” dedi.

    Cemevi olarak zorlandıkları alanlardan birinin de çok ciddi yoğunlukta cenazelerin gelmesi olduğunu söyleyen Karataş, şöyle konuştu:

    “Gün oldu 15 cenaze kaldırdığımız oldu. O boyutuyla İstanbul’un bütün muhtelif yerlerinden cenazeler geldi. Çatalca’dan, Silivri’den yani en uzak yerlerden dahi cenazelerimiz buraya geldi. Dolayısıyla o canlarımızın erkanlarını yürütmek ve onları sırlama noktasında elimizden geleni yaptık. Burada bizim çalışan arkadaşlarımız, bu boyutuyla bize yardımcı olan arkadaşlara, başta kendi personelimize, yönetimimize teşekkür ediyorum. Aynı zamanda bizlere katkı ve destek sunan bütün canlara teşekkür ediyoruz. Çünkü bizim zorluğumuzu aşmada en önemli mihenk taşları oldu.”

    “CEMLERİMİZİ YAPAMADIK”

    Karataş, pandemi nedeniyle cem yapamadıklarını sözlerine ekledi. Yaklaşık 2000’e yakın yurttaşa gıda yardımında bulunduklarını kaydeden Karataş, “Bizim 12 hizmetteki çocuklarımız ve yaklaşık 6 tane arkadaşımız Covid-19 salgınına yakalandı. Yine yönetimdeki iki arkadaşımız bu salgına yakalandı.  Mehmet Dedemiz de salgına yakalandı. Ama Mehmet Dedemiz de sağlığına kavuştu. Yani bu süreçte hakikaten kurum olarak çok ciddi sıkıntılar çektik. Ancak bunun yanı sıra bize en büyük üzüntü veren şey, ekonomik anlamda bizim sosyal çevremizde olan, yöremizde olan insanların alabildiğine sıkıntı içinde olması ve hala da bu durumun devam ediyor olmasıdır. Bu bağlamda biz, yaklaşık 2000’e yakın canımıza gıda yardımı yaptık. Bu sayısın 1300-1400’e yakınına Büyükşehir Belediyemizin de katkısı oldu. Bu konuda Büyükşehir Belediyemize teşekkür ediyorum. Güzel bir dayanışma örneği sergilendi. Bunun yanı sıra gıda yardımında destek olan bütün iş adamlarımıza, ekonomik durumu iyi olan, olmayan, lokmalarıyla bize katkı sağlayan bütün canlarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    “HER PERŞEMBE FARKLI MAHALLERDE LOKMALAR DAĞITTIK”

    Sosyalleşmenin ve dayanışmanın daha da zorlaştığı salgın sürecinde Gazi Cemevi olarak her Perşembe günü farklı mahallerde dayanışma amacıyla pişirilen yemekleri dağıttıklarını belirten Karataş, “Gıda yardımının dışında aynı zamanda biz her Perşembe günü lokmalarımızı pay etmeye başladık. Yaklaşık üç aydır her hafta Perşembe günü, her hafta bir mahallede olmak üzere lokmalarımızı paylaşıyoruz. Tabi bu lokmaları paylaşırken toplumun hem sağlık açısından ciddi manada sıkıntılar yaşandığını hem de ekonomik anlamda çok ciddi sıkıntılar içerisinde olduğunu gördük. Bilindiği üzere Şubat ayı Hızır ayımız. Cemimizi yapamadık. Sevgili dedelerimiz, İnanç kurulumuz, zakirlerimizle beraber her Perşembe günü canlı yayın yoluyla Cemlerimizi yapıyoruz. Canlarımızın sağlıklarının bizim için birinci planda olmasından kaynaklı Hızır Cemi’ni de canlı yayın üzerinden yaptık. Hızır Cemi’n de de üç aydır yaptığımız gibi her mahallede çadır kurarak lokmalarımızı pay ettik. En kısa zamanda bu pandemiden kurtulup tekrar eski özlediğimiz, sosyal birlikteliğin, dayanışmanın bir an önce oluşmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

    “PROJELERİMİZİ HAYATA GEÇİREMEDİK”

    Kadın Meclisi ve Genlik Meclisi ile planlanan çok ciddi projelerin var olduğunu söyleyen Karataş, şöyle devam etti: “Bunları pandemiden kaynaklı hayata geçiremedik. Ama arkadaşlarımız da kendi ölçeklerinde bu süreci en iyi değerlendirme noktasında vatandaşlarımıza, sevgili canlarımıza yardımcı olma noktasında sürekli irtibat halinde oldular. Yaklaşık iki ayda bir bütün arkadaşlarımız, arayıp onların sıkıntılarını ve sorunlarını giderme noktasında çaba ve gayret içerisinde oldular. Bu boyutuyla sıkıntılı süreci atlatacağız” dedi.

    “12 MART GAZİ KATLİAMI ŞEHİTLERİNİ ANMA ÇALIŞMASI YÜRÜTECEĞİZ”

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile ilgili çalışmalarını Kadın Meclisinin yürüttüğünü belirten Karataş, çalışma ve etkinlik hazırlıklarının pandemi koşulları göz önüne alınarak  değerlendirildiğini ifade etti.

    Karataş, 12 Mart Gazi Katliamı ile ilgili yürüttükleri çalışmaları şu şekilde anlattı:

    “Yine aynı zamanda 12 Mart’ta Gazi Katliamı yıldönümü burada şehit olan bütün canlarımızın üzerine ışıklar doğsun. Onların anmasını yapacağız. Bu çalışmaları da şu an yürütüyoruz. Önce İnanç Kurumları ve şehit ailelerimizle bir araya geldik. En kısa süre içerisinde  buradaki Demokratik Kitle Örgütleri, Sivil Toplum Örgütleri, Siyasi partilerimizle de istişare yaparak 12 Mart anmamızı en iyi şekilde yapmak için bir çalışma yürüteceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL