Etiket: parlamento

  • Kenya’da vergi protestosu: Meclis binası yakıldı, çok sayıda ölü var

    Kenya’da vergi protestosu: Meclis binası yakıldı, çok sayıda ölü var

    PİRHA- Kenya’da vergi zammı öngören tasarıya karşı protestolarda parlamento binası ateşe verildi. Polis kitleye ateş açtı, çok sayıda ölü olduğu bildirildi.

    Kenya’da birçok ürüne vergi zammı getiren hükümet paketine karşı rpotestolara polisin saldırısı sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

    Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, başkent Nairobi’de Meclis binasına girmeye çalışan protestoculara polis saldırdı.

    Çok sayıda ölü ve yaralı olduğu bildirildi.

    Ellerinde bayrak ve afişlerle yürüyen kitle ana caddeleri trafiğe kapatıp, meclis bahçesine girerek bazı araçları ateşe verdi. Polis kitleye saldırarak meclis bölgesinden çıkardı, meclis çevresi ablukaya alındı.

    Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu protesto eylemleri, yüzden fazla gözaltına ve 1 kişinin polis tarafından vurularak öldürülmesine rağmen 18 Haziran’dan bu yana ülkenin farklı şehirlerinde devam ediyor. Eylemlerde yüzlerce kişi, “Köle olmayacağız” ve “2024 Finans Tasarısı’nı reddediyoruz” yazılı pankartlar taşıyor. Eylemlerin hedefinde ise vergi zammının mimarı Kenya Devlet Başkanı William Ruto var. Ruto geçtiğimiz haftalarda ziyaret ettiği ABD ile yeni anlaşmalar imzalamıştı. ABD protestolar devam ederken Kenya’yı “NATO üyesi olmayan müttefik” ilan etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Prof. Dr. Atilla Güney: Çözüm için seçim ittifakı pratiğinden uzaklaşılmalı-VİDEO

    Prof. Dr. Atilla Güney: Çözüm için seçim ittifakı pratiğinden uzaklaşılmalı-VİDEO

    PİRHA-Barış Akademisyeni/Siyaset Bilimci Prof. Dr. Atilla Güney, Türkiye’deki sorunların kalıcı çözümü için alternatif mücadeleyi benimseyen güçlerin seçim ittifakından çıkıp, tabana yayılan, halkla beraber, yerinden yönetilen ve üretilen bir siyasetin de var olması gerektiğini ifade etti. Güney, ittifakları siyaseten çaresizliğin ürünü olarak değerlendirdi. 

    Türkiye seçim gündemine girdi. Zamanında yapılacak seçime 9 ay gibi bir zaman kalmışken, toplum Kürt ve Alevi sorunu gibi çözülmeyen sorunlarının yanında artan hayat pahalılığı, yoksulluk, açlık, işsizlik gibi sorunlarla boğuşuyor.

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hayata geçirildiğinden bu yana ise, tarihsel olarak varolan siyasal kriz derinleşerek sürüyor. Türkiye siyaseti Cumhur ve Millet İttifakı olarak ikiye bölünmüşken, Emek ve Özgürlük İttifakı her iki ittifaka alternatif bir “Üçüncü Yol” söylemiyle yola çıktı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Emekçi Hareket Partisi’nin (EHP) içerisinde yer aldığı Emek ve Özgürlük İttifakı, 24 Eylül’de İstanbul’da “Yol Haritası”nı deklere etti. Açıklanan deklarasyonda, ülkenin en büyük sorunlarının başında gelen Kürt sorunu, ekonomi, emek, kadın, doğa gibi birçok başlığa dair çözüm önerileri yer aldı. Deklarasyonda ayrıca toplumun tüm dinamiklerine mücadele çağrısı yapıldı.

    Barış Akademisyeni/Siyaset Bilimci Prof. Dr. Atilla Güney ile yaklaşan seçimleri, Avrupa’da yükselen faşist dalgayı, bunun Türkiye’ye yansımalarını ve Emek ve Özgürlük İttifakı’nı konuştuk.

    “KÜRESEL KAPİTALİZM ÇOK CİDDİ BİR İKTİSADİ VE SİYASİ KRİZLE KARŞI KARŞIYA”

    PİRHA- Avrupa’nın çeşitli kentlerinden Norveç’ten, İtalya’ya kadar birçok ülkede seçimler oldu. Özellikle Avrupa’da sağ, aşırı sağ faşist partilerin oylarını arttırdığını, iktidara ortak olduğunu ya da iktidar olduğunu gördük. Türkiye’de de benzer bir süreç uzun zamandır karşımızda duruyor. Birçok aşırı sağ parti var, faşist parti var ve sağ eğilimli iktidarlar gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bugün bunun örtüşüyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani Türkiye’de ve dünyadaki bu hali nasıl yorumluyorsunuz?

    Prof. Dr. ATİLLA GÜNEY: Dünyada aşırı sağın özellikle de Batı Avrupa’da yükseldiği bir vaka, bir gerçek. Fakat Avrupa’da sağın yükselişinin kendi içinde tarihsel bir takım nedenleri var. Avrupa’nın tarihsel geçmişiyle bir alakası var. İtalya geçmişten gelen çok ciddi faşist damarı olan bir ülke. Hakeza Almanya benzer şekilde geçmişten gelen bir faşist damarı olan, öyle bir toplumsal tabanı olan bir ülke. Fakat bu son dönemlerde özellikle son on yılda aşırı sağan yükselişinin daha konjonktürel nedenleri de var. 2008’den bu yana batı kapitalizmi ya da küresel kapitalizm çok ciddi bir iktisadi krizle karşı karşıya. Bu krizler karşısında sosyalist ve sol mücadelenin, sol kalkışmaların, ayaklanmaların önüne geçebilmek için batıdaki düzen ya da sistem her zaman bu Neo Nazi grupları ya da yapılanmaları elinin altında bir supap olarak tutar her zaman. Bu soğuk savaş döneminden beri böyledir. Bu yaşananları biraz buna yormak gerekiyor. Bu Türkiye için de geçerli. 1960’lardan 70’lerden bu yana bunu biliyoruz.

    Özellikle yine krizle birlikte hatta belki iktisadi krizden önce emarelerini gördüğümüz bir siyasal kriz var. Avrupa’da parlamenter sistemin krizi var. Verili siyasal partilerin yani İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulu düzen partilerinin artık kitleler nezdinde bir anlam ifade etmediğini de biliyoruz. Parti sistematiğinin girdiği bir kriz var.

    Bu siyasal krizle bağlantılı olarak göz ardı edilen bir nokta var. Son 15 yıla baktığımız zaman Amerika’dan tutalım Batı Avrupa’daki seçim
    analizlerine baktığımız zaman katılım oranları gittikçe düşüyor. Örneğin Biden’ın seçildiği son seçimde Amerika’da yanılmıyorsam yüzde 40’lar civarında bir katılım vardı. Yani seçmenlerin yüzde elliden fazlası sandık başına gitmedi. Bu da yine sisteme duyulan güvensizlik ya da sistemin bir alternatif ortaya çıkmasının önüne vurduğu ketten kaynaklı bir umutsuzluğun ya da belki de bir seçmenin kinik tavrının bir sonucu. Dolayısıyla aslında bu seçime katılıp da ortaya çıkan oy dağılımı değil, seçime gelmeyen yüzde 60’ın kim olduğuna da bakmak gerekiyor bu ülkelerde.

    Türkiye biraz daha farklı tabii. Türkiye’de geçmişinden gelen milliyetçi, ırkçı bir siyasal damar her zaman vardı. Cumhuriyet kurulduğundan beri bu vardı. Çok partili siyasal hayata geçildikten sonra da bu hep oldu zaten.

    “TOTALİTER REJİMLERİN ALAMETİ FARİKASIDIR”

    -Türkiye’de Avrupa ve ABD’dekinin aksine seçime katılım da çok yüksek. Bu durumu nasıl okuyorsunuz?

    Batı Avrupa’da oylar seçime katılım oranları düşerken Türkiye’de bunun yüzde seksen beşlerde hatta zaman zaman yüzde doksanlarda olması şaşırtıcı gibi görünebilir ama bence çok şaşırtıcı değil. Aslında bu kadar katılım oranının yüksek olması parlamenter sisteme ya da liberal demokrasinin seçim sistemine duyulan güven ile alakalı değil. Aslında özellikle AKP’nin neredeyse çeyrek yüzyıla varan bir iktidarı var. Son 25 yılına baktığımız zaman bu seçimlerin hepsinin birer plebisiter seçim yani iktidarı oylama seçimi, gitsin mi kalsın mı oylaması olduğunu görürüz.
    Seçime giren partileri test etme, deneme ya da onları bir şekilde iktidara taşıma seçimi olmadığını görüyoruz. Dikkat edelim son 25 yıla baktığımız zaman, yapılan hem yerel seçimler hem genel seçimler aslında AKP’nin gidip gitmemesi üzerinden yapılan seçimler. Aslında bu da totaliter rejimlerin alameti farikasıdır. O yüzden yüksek katılım oranlarını çok da böyle demokrasi sevdasına ya da parlamenter sisteme, liberal demokrasinin seçim sistemine duyulan güven ve sadakate bağlamamak gerekiyor. Bu katılım oranları bazen aslında tam tersine otoriter ve totaliterliğin de bir göstergesi olabiliyor Türkiye örneğinde olduğu gibi.

    “SİYASETEN ÇARESİZLİĞİN ÜRÜNÜ!”

    -İttifaklar da bu mantık üzerine mi şekilleniyor?

    2015 yılından bu yana farklı mecralarda, farklı platformlarda bu ittifak siyasetini eleştiriyorum. Bunun doğru bir siyaset biçimi olmadığını söylüyorum ve çok ciddi tepkiler de alıyorum her taraftan.

    “Eğer ittifak siyasetini beceremiyorsanız, diktatörlük istiyorsunuz” gibi bir söylem vardı. Ben buna cepheden itiraz ediyorum. İttifaklar tam da biraz önce konuştuğumuz o çerçevesini kabaca çizmeye çalıştığımız totaliter ya da otoriter siyasetin bir sonucu aslında. Eğer siz 25 yıldır iktidarda olan bir partiyi oylarını koruyarak hatta zaman zaman daha da yükselterek direngen bir biçimde iktidarda duran bir partiyi kendi parti politikalarınız, kendi parti söylemleriniz, kendi parti programınız üzerinden saldırarak, siyaseten rekabet ederek götüremiyorsanız, gönderemiyorsanız, programınız ve söylemleriniz kitle tabanında bir karşılık bulamıyorsa ve siz bunun sonucunda da artık bir ittifak arayışına giriyorsanız, ortada bir sıkıntı var demektir. Bu anlamda da çok sıcak bakmıyorum ittifaklara. Bir çaresizliğin ürünü işin açığı. Siyaseten çaresizliğin ürünü.

    “İTTİFAKLAR SEÇİM ODAKLI OLMAKTAN ÇIKMALI”

    -Hafta sonu yaptıkları dekorasyonda, açıklamada, halk buluşmasında yoğun bir katılım da vardı. Büyük bir coşku da vardı. Emek ve Özgürlük İttifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Kürt siyasal hareketinin özellikle Türkiye’deki sol, sosyalist, demokrat, özgürlükçü yapılarla ve partilerle bir arada bulunma inadının çok eskilere dayandığını biliyoruz. Bugün gelinen noktada kurulan ittifakın, üçüncü yol ittifakının aslında biraz da ben yine HDP’nin ve onun tabanını oluşturan Kürt siyasal hareketinin inadından ve azminden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu anlamıyla elbette ben de halk buluşması adı altında hafta sonu yapılan toplantıyı coşkuyla karşıladım ve selamladım. Fakat bu eleştirilerimin baki olacağı ve bunları yöneltmeyeceğim anlamına da geliyor. Geçmişteki ittifaklara baktığımız zaman bunların ne kadar kısmi olduğunu, ne kadar seçime odaklı olduğunu, ne kadar milletvekili pazarlığı üzerinden yürüdüğünü, seçimler sonrasında bu ittifakların devam etmediğini, bu ittifakların toplumsal yaşamın içerisinde bir taban bulacak düzeyde direnç ile devam ettirilmediğini gözlemlediğim zaman kuşkusuz bu ittifaka da aynı biçimde eleştirel bakmayı bir görev biliyorum kendime.

    Bunun değişmesi gerekiyor. Yani ittifaktan çok daha tabana yayılan, daha halkçı, daha halkla beraber belki de yerinden yönetilen, yerinden üretilen bir siyasetin de var olması gerekiyor.

    Söylem düzeyinde seçim ittifakı olmadığı söyleniyor ancak bu söylemin ne kadar hayata yansıyacağını geçmiş deneyimlerimizden, geçmiş ittifaklardan, geçmiş birlikteliklerden de çok iyi biliyoruz. Genelleştirilmiş bir dilin bileşen parti ve yapılarda hakim olması gerekiyor.
    Aslında beni en çok belki de hayal kırıklığına uğratan şey yayınlanan altı maddelik deklarasyondu. Ülkenin böylesine muazzam bir ekonomik bunalım içerisindeyken halk yoksulluk altında inim inim inlerken, üstüne üstlük inanılmaz hak insan hakları ihlallerinin yaşandığı, totaliterleşmenin gittikçe dozunu arttırdığı bir ortamda, ben çok daha ayakları yere basan, kitlenin ya da seçmenin ya da halkın beklentilerine karşılık verecek, daha oturaklı bir deklarasyon beklerdim.

    -Peki nasıl bir yol izlemeli? Yani bu seçim ittifakından öteye, bir toplumsal mutabakata, toplumsal mücadele hattına mı dönüşmeli?

    Elbette. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey bu. Bu aslına bakarsan bütün partiler yani bu üçüncü yolu hedef edinmiş “Emek ve Özgürlük İttifakı”na baktığımız zaman bu ittifakın içerisinde yer alan bütün bileşenler, yapılar ve partiler de bunu söylüyorlar. Fakat söylemek başka bir şeydir. Bunu hayata geçirmek, hayata geçirmek için çaba harcamak başka bir şeydir. Bir yandan bunu söylerken bir yandan da kendi yapılarınızı direngen bir biçimde korumak niye? Bu mantığın değişmesi gerekiyor.
    Son olarak “Emek ve Özgürlük İttifakı”nın seçim ittifakı olmadığını sadece deklare etmekle kalmayıp bunu fiiliyatta da gösterecek bir siyaset tarzının izlenmesi gerekiyor.

    Diren KESER/MERSİN

  • HDP’li Temelli: Alevilerin taleplerini sahipleniyoruz ve savunuyoruz-VİDEO

    HDP’li Temelli: Alevilerin taleplerini sahipleniyoruz ve savunuyoruz-VİDEO

    PİRHA- Alevi toplumuna dönük nefret suçunun sıkça işlendiğini dile getiren HDP Van Milletvekili Sezai Temelli, “Bugün otoriter anlayış kaynağını mezhepçi anlayıştan alıyor. Bu anlayışın farklı inançlara tahammülü yoktur. Buna son vermek, birlikte başaracağımıza inanmaktan ve bir araya gelmekten geçiyor” ifadelerine yer verdi.

    İngiltere Parlamentosu’nda Kürt Araştırma Merkezi (Center For Kurdish Progres) tarafından İşçi Partisi Londra Enfield Milletvekili Feryal Clark Demirci’nin ev sahipliğinde Türkiye’de yaşananlara dair oturum gerçekleştirildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Sezai Temelli ve Diyarbakır Milletvekili Feleknaz Uca’nın konuşmacı olduğu oturumda, Türkiye’de özgürlük, demokrasi ve adalet isteyenlere karşı baskı olduğuna dikkat çekildi.

    “HDP, ALEVİ TOPLUMUYLA BİRLİKTE HAREKET EDİYOR”

    Oturum sonrası PİRHA mikrofonuna konuşan HDP Van Milletvekili Sezai Temelli, HDP’nin mevcut çoğulcu siyasi anlayışı gereği Alevi toplumuyla birlikte hareket ettiğini belirterek, “Dolayısıyla hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında dile getirmiş olduğu talepleri sahipleniyoruz ve savunuyoruz” dedi.

    Temelli, Alevi toplumunun Türkiye’de yoğun bir baskı altında olduğunu vurgulayarak, “Sorunlar Alevilerin de talepleri arasında yer alan eşit yurttaşlık temelinde çözülecektir. Bunun için birlikte mücadele ediyoruz” diye konuştu.

    “OTORİTER ANLAYIŞ KAYNAĞINI MEZHEPÇİ ANLAYIŞTAN ALIYOR”

    Alevi toplumuna dönük nefret suçunun sıkça işlendiğini dile getiren Temelli, “Bugün otoriter anlayış kaynağını mezhepçi anlayıştan alıyor. Bu anlayışın farklı inançlara tahammülü yoktur. Buna son vermek için birlikte başaracağımıza inanmaktan ve bir araya gelmekten geçiyor” ifadelerine yer verdi.

    Elif TABAK/İNGİLTERE

  • Irak Parlamentosu sınır ötesine yönelik operasyonu görüşmek üzere toplanıyor

    Irak Parlamentosu sınır ötesine yönelik operasyonu görüşmek üzere toplanıyor

    PİRHA- Türkiye’nin Federal Kürdistan Bölgesi’ne yönelik operasyonu sürerken, Irak Parlamentosu sınır ötesine yönelik operasyonu görüşmek üzere toplanıyor. 

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK)  Federal Kürdistan Bölgesi’ne yönelik operasyonu devam ederken, hem ülke içinden hem de ülke dışında operasyona tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Irak Parlamentosu, Sadr Grubu’nun talebi ve 50 parlamenterin imzasıyla, Türkiye’nin sınırı aşan operasyonunu görüşmek üzere bugün toplanma kararı aldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • HDP Ankara adayı Kiraz: İlk işimiz demokrasi ve adalet getirmek-VİDEO

    HDP Ankara adayı Kiraz: İlk işimiz demokrasi ve adalet getirmek-VİDEO

    PİRHA- HDP Ankara Milletvekili adayı Eşref Kiraz, HDP olarak parlamentoya girdiklerinde ilk işlerinin ülkeye demokrasi, hukuk ve adalet getirmek olacağını kaydetti. 

    1955 yılında Ankara’nın Haymana ilçesinde doğmuş Eşref Kiraz. Gazi Üniversitesi Eğitim Enstitüsü mezunu olan Kiraz, 29 yıl öğretmenlik yapmış. Öğretmenlik yaptığı yıllar boyunca Eğitim-Sen ve KESK temsilciliği yapan Kiraz’ın,  İnsan Hakları Derneği yöneticiliği ile başlayan mücadelesi HDP’de devam ediyor.

    “HEDEFİMİZ HDP’Yİ GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE PARLAMENTOYA SOKMAK”

    2014’te HDP’den Haymana Belediye Başkanı olarak seçilen Kiraz, o günden bu yana da HDP’nin Ankara il yönetiminde görev almış. Seçimlere sayılı günler kala değerlendirmelerde bulunan Kiraz, hedeflerinin 25 Haziran sabahı uyandıklarında HDP’nin güçlü bir şekilde parlamentoya girmesini sağlamak olduğunu vurguladı.

    HDP olarak parlamentoya girdiklerinde ülkeye hukuk, adalet, demokrasiyi ve halkların kardeşliğini getireceklerini ifade eden Kiraz, “Yoksa bu ülkede yaşanacak durum kalmamış zaten. Bunu sağlamak için geliyoruz. İlk işimiz bu olacak” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ferhat Tunç: AKP yıkmaya çalışsa da barışı biz getireceğiz-VİDEO

    Ferhat Tunç: AKP yıkmaya çalışsa da barışı biz getireceğiz-VİDEO

    PİRHA-HDP’nin Aydın milletvekili adayları Kuşadası’nda kitlesel ve coşkuyla karşılandı.

    HDP’nin Aydın milletvekili adayları Ayfer Demirel, Doğan Açığ, Mehmet Celal Gümüş, Bahaeddin Yağarcık, Şahin Koç, Semra Başaran, Özlem Tunç ve Ferhat Tunç Kuşadası mitinginde seçmenleriyle buluştu.

    Mitingde ilk sözü alan Ayfer Demirel, HDP’nin kadın partisi olduğunun ve kadınlarla kazanılacağının vurgusunu yaparken Bahattin Yağarcık ise “Şırnak’tan selam getirdim” diyerek sandıklara sahip çıkılmasını istedi.

    “BARIŞI BİZ GETİRECEĞİZ”

    Arkasından söz alan Ferhat Tunç da HDP’nin kazanması gerektiğini dile getirerek Erdoğan’ın savaş yanlısı olduğunu vurguladı. “Korkuyorlar. Korktukları için de dini, Kur’anı kullanıyorlar. Zamanında Hitler yapmıştı bunu. Hiçbir iktidar sonuna kadar yaşamaz” diyen Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu ülkede bir sanatçı olarak özgür olabilseydik keşke ama 35 yıldır siyasetin kıyısında geçtiğim işkenceleri anlattım albümlerimde. Ahmet Kaya, Yusuf Hayaloğlu ile birlikte sadece şarkı söylemedik, sözümüz vardı sözümüzü söyledik. AKP barış hayalimizi yıkmaya çalışsa da barışı biz getireceğiz. 24 Haziran’da sandığa giderek onları sandığa gömeceğiz. Oy kullanın ama sandıkları koruyun. AKP, sandıkta seçimi kazanırız diyor. Bu korkunç bir durum. İradenize sahip çıkın, namusunuza sahip çıkın. Birinci turda göreviniz HDP’yi parlamentoya göndermektir. Demokratik bir anayasaya ihtiyacımız var. Hepimizin görevidir. Ben inanıyorum ki ülkemiz için her şey güzel olacak.

    PİRHA/AYDIN

  • İngiltere Alevi Sekreteryası: Olası bir iç savaşta Alevilerin katledilmesinden korkuyoruz-VİDEO

    İngiltere Alevi Sekreteryası: Olası bir iç savaşta Alevilerin katledilmesinden korkuyoruz-VİDEO

    PİRHA-İngiltere Parlamentosu Alevi Sekreteryası yaptığı açıklamada, “Türkiye’de bir sivil savaş çıkmasından ve savunmasız Aleviler ve tüm halkların katledilmesinden korkuyoruz .Türk yetkilileri ve polisini, çetelere karşı uyarıyoruz” denildi. 

    İngiliz parlamenterlerin, Britanya Alevi Federasyonu ile birlikte oluşturduğu Alevi Sekreteryası HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın açıklamalarına ve  AKP hükümetinin çıkardığı KHK’ye karşı İngiltere Parlamentosu’nda bir basın açıklaması düzenledi.

    HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan,  AKP iktidarı döneminde Avrupa ülkelerine yerleşmek zorunda kalan akademisyen, gazeteci, yazar ve yurt dışındaki Alevi ile Ermeni kanaat önderlerine yönelik Türkiye içinden yönlendirilen bir suikast hazırlığı olduğuna dair istihbarat aldığını açıklamıştı.

    ” TÜRKİYE TEK ADAM OTOKRASİSİNİN OLDUĞU BİR ORTADOĞU ÜLKESİ”

    İngiltere Parlamentosu’nda düzenlenen açıklamayı Britanya Alevi Federasyonu Başkanı (BAF) İsrafil Erbil ve Labour Party Enfield Milletvekili Joan Ryan okudu.

    AKP’nin göreve geldiği günden bu yana anti demokratik uygulamaların devam ettiği belirtilen açıklamada, Avrupa Birliği uyarılarına rağmen yerine getirilmesi gereken hiçbir demokratik uygulamanın gerçekleştirilmediği kaydedildi.

    Erdoğan’ın başarısız darbe girişimini çıkarları doğrultusunda kullandığı vurgulanan açıklamada, “Bugün Türkiye’nin görüntüsü daha az liberal bir Avrupa demokrasisinden ziyade, tek adam otokrasilerinin olduğu bir Ortadoğu ülkesine benziyor” denildi.

    “SUİKAST İDDİALARI BİZİ ENDİŞELENDİRİYOR”

    AKP’nin baskılarına dikkat çekilen açıklamada, bu nedenle bir çok muhalif gazeteci, akademisyen, politikacı ve kanaat önderlerinin yurt dışına çıkmak zorunda kaldığı ifade edildi.

    “Yurt dışına çıkmak zorunda bırakılan akademisyenlere, gazetecilere, politikacılara, kanaat önderlerine , özellikle Alevilere, Ermenilere ve Kürtlere yönelik takip ve gözlemler Avrupa’da Erdoğan taraftarları aracılığı ile devam ediyor” denilen açıklamada, Paylan’ın mecliste dile getirdiği suikast planı iddiasının kendilerini endişelendirdiği belirtildi.

    “YETKİLİLERİ UYARIYORUZ”

    Türkiye’de Alevilerin yıllardır baskı, zulüm ve katliam yaşadıkları dile getirilen açıklamada, öldürülen iki IŞİD’li’de cemevlerine yönelik fotoğraflar ve planların yakalandığı hatırlatıldı. Halk Özel Harekatı adı altında oluşan silahlı grupların tehlikelerine de dikkat çekilen açıklamada, “Çoğu IŞİD elemanlarından oluşan bu yapı geçen hafta açıklanan bir KHK ile kanunlaştırılmıştır. Türkiye’de bir sivil savaş çıkmasından ve savunmasız Aleviler ve tüm halkların katledilmesinden korkuyoruz” denildi.

    Açıklamada son olarak, ” Türk yetkilileri ve polisini AKP çetelerine karşı uyarıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tunus’tan önemli adım: Kadına yönelik şiddet karşıtı yasa onandı

    Tunus’tan önemli adım: Kadına yönelik şiddet karşıtı yasa onandı

    Tunuslu kadınların protestoları etkisini gösterdi ve parlamento kadına uygulanan her türlü şiddetin cezalandırılmasını öngören tarihi yasayı kabul etti. Yasa ile evlilik içi tecavüz de suç kapsamına alındı. Her iki kadından birinin aile içi şiddete maruz bırakıldığı Tunus’ta kadına yönelik şiddeti azaltmayı öngören özel bir yasa yoktu.   

    Dün Tunus parlamentosu ‘kadına yönelik aile içi ve  yönelik cinsel, fiziksel ve ekonomik’ şiddeti engellemeyi ve tanımlı suçları işleyenlerin cezalandırılmasını öngören yasayı onadı.

    Tunus’ta kadınların maruz bırakıldığı aile içi şiddet oranı çok yüksek.

    2010’da Ulusal Aile Dairesi tarafından yapılan ankete göre en az yüzde 47 Tunuslu kadın aile içi şiddete maruz bırakılıyor.

    Buna rağmen ülkede aile içi şiddet üzerine özel bir yasa düne kadar yoktu, Tunus kadın hakları örgütleri yıllardır aile içi şiddete karşı kampanyalar yürütüyordu.

    KADINA YÖNELİK HER SALDIRI CEZALANDIRILACAK

    Dün onaylanan ‘Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi’ yasası ile birlikte çok önemli bir adım atılmış oldu.

    Yasa genel hatları ile ‘kadınlara yönelik herhangi bir fiziksel, ahlaki, cinsel ya da ekonomik saldırının ‘özel ya da kamusal hayatta’ cezalandırılacağı hükmünü içeriyor.

    Aile içi şiddeti önleme tedbirlerinin yanında yeni yasa, ekonomik alanlarda kadınlara uygulanan ayrımcılık ve kamusal alanlarda kadınların maruz bırakıldığı tacize karşı da düzenlemeler içeriyor.

    İnsan Hakları Tunus yetkilisi Amne Guellali konu hakkında ‘Tunus’un yeni yasası eşleri, akrabaları ve diğer erkekler tarafından kadınları koruma yönündeki gerekli yolu açıyor. Şimdi devlet, bu yasaların gerçekten uygulanabilmesi için gerekli enstitülere fon ve destek vermeli. Kayda değer bir değişim, tam eşitlik için çalışmaya devam etmeliyiz’ diyor.

    PEKİ YASA NASIL KARŞILANDI?

    Tunuslu erkeklerin çoğunluğu yeni yasayı olumlu karşılıyor. Yasayla birlikte ‘kültür reformu da başlatılıp, kadının aynı hakları paylaştığının erkek tarafından idrak edilmesi gerektiğini’ söyleyen Tunuslu erkekler de çoğunlukta.

    Ancak Tunus’taki herkes yeni yasaya aynı gözle bakmıyor. İslamcı politikacı Noureddine Bhiri 13 yaşın cinsel olgunluğa erişme yaşı olarak kabul edilmesi gerektiğini söylerken, politikacı Salem Labiadh “yeni yasanın radikal feminizme yol açacağını, aile kurumunun temellerini sarsacağını ve eşcinselliği yasallaştıracağını” savundu. Labiadh’ın gazetede yayınlanan sözleri çoğunluk tarafından anlayışla karşılanmadı.

    (HABER MERKEZİ)