Etiket: peri vadisi

  • Şerefnaz Altınsoy: İlk kitabımdaki ilham kaynağım Peri Vadisi oldu-VİDEO

    Şerefnaz Altınsoy: İlk kitabımdaki ilham kaynağım Peri Vadisi oldu-VİDEO

    PİRHA – Yazar Şerefnaz Altınsoy, ‘Peri Vadisi Günlükleri’ adlı ilk eserini kitap okurlarının beğenisine sundu. Altınsoy, tüm hikayelerinin başlangıç noktasının Peri Vadisi olduğunu belirterek “Tekrar geçmişe, o vadiye dönmek istiyorum. Oradaki Alevi kültürümüzü, kadın dayanışmasını özlüyoruz” dedi.

    Şerefnaz Altınsoy imzalı ‘Peri Vadisi Günlükleri’ isimli öykü türündeki kitap, raflardaki yerini aldı. Babek yayınlarından çıkan eser, Altınsoy’un ilk edebi çalışması oldu.

    1980 Askeri Darbesi ardından Bingöl’den İstanbul’a göç ettiklerini anlatan Şerefnaz Altınsoy, doğup büyüdüğü coğrafya olan Peri Vadisi’nin, kitabının ana temasını oluşturduğunu ifade ediyor. Katliam, asimilasyon ve göç politikalarının yöre halkı üzerindeki yansımalarına ışık tutan Altınsoy, ‘Peri Vadisi Günlükleri’nde kendi tanıklığını da okuyucuyla paylaşıyor.

    1969 yılında Bingöl’ün Yayladere İlçesi Avtariç (Güneşlik) köyünde dünyaya geldiğini anlatan Şerefnaz Altınsoy, ilk öğrenimini köyde tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşiyor. Babasının Almanya’ya ilk giden işçilerden olduğunu söyleyen Altınsoy, bu durumun kendilerinde bir avantaj oluşturduğuna da değinerek “Babam sayesinde Peri Vadisi dışında bir kültürden haberimiz vardı” dedi.

    Yayladere’den çıkıp Kadıköy ilçesine; Yeldeğirmeni Mahallesi’ndeki tarihi bir Rum evine yerleştiklerini anlatan Şerefnaz Altınsoy, sonraki yaşantısına dair şu bilgileri de paylaştı:

    “İstanbul’a geldiğimde 12 yaşındaydım. Fakat doğduğum yerden kopmadım. Daha sonra bir işe girdim. Ama eğitim hevesim hep vardı. Fakat içimde bir korku da vardı. Göçün verdiği  bir korku… En önemlisi de anadilimizde kendimizi ifade edememe korkumuz. Yani Kürtlerin temel sorunu. Aslında akademik başarım her zaman çok iyiydi. İşe girdim, çalışmaya başladım, fakat hep okumam gerektiğini düşündüm. Gündüz çalışarak gece okula giderek ortaokul ve lise eğitimimi tamamladım. Evimizde eğitime önem verilirdi, bu nedenle her zaman kalem, kitap, defter orta yerde dururdu. Ondan kaynaklı yazıya merakım aslında çok gençken başladı. 25’li yaşlardan sonra partiye de gidip geliyordum ve özellikle kadın mücadelesine olan bilincim o süreçte gelişti. O zamlarda düz yazı türünde bir şeyler yazıyordum. Çok realist bir bakış açısına sahibim. Doğrusu kurgu yazabileceğimi hiç tahmin etmezdim. Şu anda 56 yaşındayım ancak 55 yaşında bunu fark ettim.”

    KİTABIN OLUŞUM SÜRECİ…

    Şerefnaz Altınsoy, eşi Tevfik Tarhan ve kızının da yazarlık alanında deneyimli olduğunu söyleyerek ‘Peri Vadisi Günlükleri’ kitabının nasıl ortaya çıktığını şöyle özetledi:

    “Eşim de hikaye yazarı. Hatta kimi zaman yazarken bana da danışıyor. Bu şekilde bende de bir damar beslendi. Aynı zamanda kızım yazıyor. Hatta 9 yaşındayken yazdığı bir hikaye kitabını da bastık. Futbolcu olmak isteyen bir kız çocuğunun hikayesi…

    Ben ise bu kitap serüvenine şöyle başladım; bir gün ansızın taş evlerin olduğu bir köy gördüm. Taş evler yıkılmış, karşısında da yeni fabrikasyon evler yapılmış. Orada oturdum ve hikayemi oluşturdum. Zihnimdeki bu iki köyü kadınların gözünden anlatmayı düşündüm. Geçmiş ve şimdiki sorunlarının anlatıldığı bir kurgu ortaya çıktı. Bese Ana ile hikayeme başladım. Onu böyle bir taş eve benzeterek toprağa, kültüre bağlılığını, oradaki dramı yazmak istedim. Kitaptaki beş hikâyemi yaklaşık iki ayda yazdım. Yani öyle yıllara yayılmış bir şey yok.”

    “BİRÇOK YANIYLA PERİ VADİSİ BİZİM İLHAM KAYNAĞIMIZ”

    Peri Vadisi’nin ekolojik zenginliğine değinen Şerefnaz Altınsoy, bölgenin kültürel yapısına da dikkat çekti. Söz konusu coğrafyanın, kendisi için bir tür ilham kaynağı olduğunu söyleyen Altınsoy, sözlerini şu cümlelerle devam ettirdi:

    “Peri Vadisi aslında Dersim’den doğup Yayladere’den akan bir nehir. Bu vadi hem ekolojik yönden çok zengin, hem kültürel olarak çok farklı. Hem Dersim kültürü hem de Elazığ kültürü var. Yani bir harman yeri ve çok demokrat bir bölge. Halkı da çok eğitimlidir. Özellikle kadına bakış açısı çok özgürlükçü bir yerde. Yani birçok yanıyla Peri Vadisi bizim için bir ilham kaynağıdır. Doğal olarak benim için çok özel yere sahip.

    Peri Vadisi aynı zamanda bir Alevi coğrafyası denilebilir. Kitapta da bir vurgu var. ‘Ateşe Durmak’ adlı hikayemdeki Fatma, Peri Vadisi’nde yaşayıp eşini kaybettikten sonra Malatya’ya göçüyor. Malatya’da da gene ki emekçi, güçlü bir kadın rolünde… Malatya Katliamı’nda çocuklarıyla birlikte yakılıyor. Belirtmeliyim ki özellikle kadınlar, hikayelerimde ve hayatımda da her zaman çok güçlüdür. Silik bir kadın kişiliğine tahammül etmiyorum. Hayal alemimde de yoklar. Benim kadınlarım hep çok güçlü, adaletli, toprağına, kültürüne bağımlı. Dolayısıyla ‘Ateşe durmak’ hikayem de o türden bir Alevi hikayesi diyebilirim.”

    “KADINLAR OLARAK KORKMAMAK GEREK”

    “Peri Vadisi’nden uzakta bir yaşam sürmeseydim bu kitap ortaya çıkmazdı” diyen Şerefnaz Altınsoy, ailesindeki ilk kadın yazar olduğunu da aktardı. “Kendimi bu yola, edebiyata adadım” diyen Altınsoy, özellikle kadınların farklı alanlarda girişimci olmaları gerektiğini de söyleyerek şunları paylaştı:

    “Peri Vadisinden göçüp İstanbul’a geldiğimiz zaman sudan çıkmış balık gibiydik. Oradaki dayanışmamız, o sıcaklığımızı burada bulamadık. Bu bocalamanın sonucunda şu anda olgunluk yaşındayım ama ilk geldiğim zaman çok yalnız hissettim. Tekrar geçmişe, o vadiye dönmek, oradaki Alevi kültürümüzü, kadın dayanışmasını özlüyoruz. Kapitalizmin insanları yalnızlaştırdığı bu süreçte bir tür Peri Vadisine sığınma hali var aslında. Hiçbir zaman karamsar bir bakış açısı vermek istemem ama burası ile orayı karşılaştırdığım zaman çocuğumun da o kültürde büyümesini isterdim.

    Kadınlar her türlü yerde görev alsınlar. Kendilerini görünür yapsınlar. Güneşlik Köyü Derneği’nin (GÜN-DER) ilk kadın başkanı benim. Sürekli görev de aldım. Aldığım görevde her şeyi doğru yapmak istiyordum. Çünkü bir kadın başkan örneğisin! Kadınları da teşvik ediyorum. Muhakkak görev almak gerekiyor. Dernek faaliyetlerini geride bırakınca şimdi yazıyorum. Hata yeni bir de roman çalışmam var. Kadınlara da hep anlatıyor, her şeyi yapmamız gerektiğini, korkmamak gerektiğini belirtiyorum. Çünkü kaybedecek bir şeyimiz yok. Zaten kadınlar çok fazla her şeyini kaybettiler. Alevi kadını olarak bizim güçlü bir damarımız var. Onu asla yok etmememiz gerekiyor. Annem de babaannem de güçlü bir kadınmış. Yani bu bir gelenek ve ben bunun asla yok olmasını istemiyorum. Kitabımı da zaten anneme atfettim. Annem de o kültürün taşıyıcısıydı. Şimdi İstanbul’da gezerken bile o kadınları görünce tanırım. Çünkü o duruşu, kararlılığı, o gücü biliyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Arslan, Pembelik Barajı’na karşı çıktığı için ceza almıştı: Topraklarımızı koruyacağız -VİDEO

    Arslan, Pembelik Barajı’na karşı çıktığı için ceza almıştı: Topraklarımızı koruyacağız -VİDEO

    PİRHA-Barajların 90’lı yıllardan itibaren Dersim’in nehirleri üzerinde yapılmak istenen çevre saldırılarından biri olduğunu belirten Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Özkan Arslan, “Haklı olmamıza rağmen mağdur edildik. Peri Vadisi’nde aldığımız cezalar bizi yıldırmayacak ve topraklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Dersim’de Peri Vadisi’nde yapılan HES ve baraj projelerinin sahibi olan Limak, çevre ve ekoloji mücadelesi yürüten yaşam savunucularına yönelik dava açtırmıştı. Karakoçan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame ve sonrasında açılan dava yaklaşık 11 yıl sürdü. Mahkeme, 17 Temmuz tarihinde kararını açıkladı. Munzur Çevre Derneği üyesi Özkan Arslan‘ın da yer aldığı 11 kişi hapis cezası aldı.

    Özkan Arslan, Z.A., M.A., M.A., M.A., D.G., Z.Ç., ve T.D.’ye 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. M.A. 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı, cezası 2 yıl ertelendi. C.B., H.Ö.’ye ise 1 yıl 3 ay hapis verildi, ceza ertelendi. Z.Y., P.A., ve Ü.G.’nin ise 8 yıllık zamanaşımı nedeniyle davadan düşürülmelerine karar verildi.

    Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Özkan Arslan, doğalarını korudukları için aldıkları cezayı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “HAKLI OLMAMIZA RAĞMEN MAĞDUR EDİLDİK”

    O dönem baraja izin vermemek için köylüler ile birlikte Peri Özgür Köylü Hareketi adında bir oluşum oluşturduklarını söyleyen Özkan Arslan, “Direnişimiz hem demokratik alanda hem de hukuksal anlamda devam etti. Hukuksal anlamda hem Danıştay’ın hem de Elazığ İdare Mahkemesi’nin baraj yapımını durdurmaya yönelik kararı olmasına rağmen verilen karar uygulanmadı. Biz de meşru direnme hakkımızı kullandık. Limak ve diğer şirketlerin yaptığı baraj tamamen devletin bölgeye asker dökerek ve mahkemelerini kullanarak köylüleri yıldırma projesine başladılar. Bundan dolayı defalarca tutuklandık, köylerimize girişimiz yasaklandı.
    Haklı olmamıza rağmen mağdur edildik, eğitim hakkımız elimizden alındı, siyasal hakkımız engellendi ve bütün arazilerimiz hazineye çevrildi. Tamamen köylüleri yıpratmak için ellerinden gelen her şey yapıldı. Ama daha sonra devlet bütün gücünü kullanarak hepimizi cezaevine attı ve suyun önünü tutarak kaçak olarak Peri Vadisi’nde bulunan Pembelik Barajı’nı yaptı” dedi.

    “KÖYLÜLERE VERİLEN CEZA ASLINDA DERSİM HALKINA VERİLMİŞTİR”

    Aynı dava üzerinden kendilerine onlarca dava açıldığını ifade eden Arslan, şunları dile getirdi:

    “Biz sürekli cezalar alıp hapishaneleri gezdik ve o günden bugüne mağdur durumdayız. 58 kişinin yargılandığı toplu bir davamız vardı ve dava sonucunda 11 köylüye hapis cezası verildi. Haksızlığa uğrayan biz, toprakları sular altında kalan yine biz ama şirketin devlet eliyle cezalandırdığı yine köylüler oldu.

    “BARAJLAR ÇEVRE SALDIRISIDIR, TOPRAKALRIMIZ İÇİN MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Barajlar 90’lı yıllardan itibaren Dersim’in nehirleri üzerinde yapılmak istenen çevre saldırılarından biri. Köylülere verilen bu ceza aslında tüm Dersim halkına verilmiş cezadır. Maalesef 21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde köylülere verilen bu ceza bile işlenmedi, bu durum aslında Dersim’de ki kurumların kendi doğasından ve insanlarından ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. Peri Vadisi’nde aldığımız cezalar bizi yıldırmayacak ve topraklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Kiğı halkı eylemde: Peri Vadisi’nde madene geçit verilmeyecek!

    Kiğı halkı eylemde: Peri Vadisi’nde madene geçit verilmeyecek!

    PİRHA-Bingöl Metal Madencilik’in yapmaya hazırlandığı projeye ÇED olumlu raporu verildi. Kiğı’da madencilik faaliyetlerine karşı halk protesto gerçekleştirdi.

    Peri Vadisi’nde yapılması planlanan ve Bingöl’ün Kiğı ile Adaklı ilçelerini etkileyen Kurşun-Çinko-Gümüş Kompleks Cevher Maden Ocağı projesine ÇED olumlu raporu verildi. Rapora tepki gösterilen eylemde projenin ve ÇED kararının hukuka aykırı olduğunu söyleyen kitle kararın iptalini istedi.

    Peri Vadisi Çevre Platformu öncülüğünde maden sahası yakınlarında yapılan eyleme TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Bingöl Barosu, BİNÇEVDER, Genç İçin Bir Saat Derneği, HDP, CHP, Saadet Partisi ve çok sayıda yöre derneği de destek verdi.

    Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Avukat Barış Yıldırım, TMMBO Çevre Mühendisleri Başkanı Ahmet Karaman, ÇMO Diyarbakır Şube Başkanı Canfidal Boldaş, HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ve CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu‘nun da katıldığı maden protestosunda Eskikavak köyünde basın açıklaması yapılarak madencilik faaliyetlerine tepki gösterildi.

    Sivil toplum kuruluşları ve köylüler konvoy oluşturarak maden sahası yakınlarına giderek açıklama yaptı.

    Kiğı ilçe merkezi çıkışında jandarmanın kimlik kontrolü nedeniyle uzun kuyruklar oluştu.

    KAYYDER Eş Başkanı Ahmet Tüzün’ün katılımcıları selamlaması sonrası STK temsilcileri ve milletvekilleri birer konuşma yaparak maden projesini eleştirdi.

    Projeye ilişkin açılan davanın avukatlığını yapan Barış Yıldırım, Bingöl’de ilk defa böylesi bir etkinliğin yapıldığını belirterek açılan iptal ve yürütmeyi durdurma davası hakkında halkı bilgilendirdi.

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ve CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu da birer konuşma yaparak desteklerini ifade etti.

    ‘ŞİRKETLERİN GÜVENLİĞİ İÇİN BURADALAR’

    Eylemde Dersim Belediye Başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu da bir konuşma yaparak halka teşekkür etti. Maçoğlu alandaki yoğun güvenlik tedbirlerini eleştirerek “Halkın güvenliğini sağlaması gerekenler şirketlerin güvenliği için burada. 1990’lı yıllarda köylerin boşaltılması bunların habercisiydi. Biz bunları söylediğimizde söylenenlerin her biri sırf karşıtlık politikası gereği söylenmiş gibi algılanıyordu” dedi. Maçoğlu madencilik faaliyetlerine tepki göstererek şunları söyledi: “Ben genelde dünya, özelde ülkemizde yaban yaşamı yok edilmeye çalışılan, dereleri kurutmaya çalışılan her alana her kesime karşı vicdani olunmasını düşünüyorum. Eğer biz Karadeniz’de yapılanlara karşı mücadele etseydik buraya sıra gelmeyecekti. Eğer biz Zaxo’da, Hakkâri’de Türkiye’nin farklı yerlerindekilere müdahale etseydik buraya sıra gelmeyecekti.”

    Maden protestosunda sık sık “Direne direne kazanacağız”, “Madene değil Periye sahip çık” sloganları atıldı.

    Basın açıklaması sonrası sorularımızı yanıtlayan Çevre Mühendisleri Odası Diyarbakır Şube Başkanı Canfidal Boldaş, Oda Eş Genel Başkanları Ahmet Dursun Kahraman ve Fatma Akgün ile birlikte madene karşı geliştirilen mücadeleye destek vermek için geldiklerini belirtti.

    ‘KAPİTALİZMİN KISKACINDAN KURTARACAĞIZ’

    Maden ocağı ile ilgili önceki yıllarda iptal kararı verildiğini hatırlatan Boldaş “Açık ocak işletmeciliğine ilişkin verilen iptal kararı sonrası bir proje revizyonu ile kapalı ocak işletmeciliğine geçiş yapılsa bile iptale sebep olan hususlar yer altı madenciliği için de geçerli olan hususlardır” diyerek hassasiyet gösterilmesi gerektiğini söyledi.

    Yeraltı madenciliği nedeniyle yeraltı su kaynaklarının kesilmesinin yine mevcut olduğunu belirten Boldaş açıklamasını şöyle sürdürdü: “Patlatmalar ile su yollarının değişmesi yine mevcuttur. Yer sarsıntıları ve depremsellik yine mevcuttur. Olası göçükler, göçmeler yine mevcuttur. Söz konusu alan aslında Türkiye’nin depremsellik yönünden en riskli alanıdır. Burada kullanılacak dinamitleri civar köylerde ciddi hasarlara davetiye olarak değerlendiriyoruz.”

    Canfidal Boldaş son olarak şunları söyledi: “Burada asıl yapılmak istenen dağımızı, taşımızı, suyumuzu, toprağımızı kapitalizmin kıskacından kurtarma girişimidir, eylemidir, direnişidir.”

    Yetkililere seslenen Boldaş, “Yol yakınken bu yanlıştan dönülmesini istiyoruz” diye konuştu.

    Protesto eylemi yapılan konuşmalar sonrası davul zurna eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi.

     

    HABER MERKEZİ

  • Peri Vadisi Çevre Platformu: Kutsallarımızı, anılarımızı yıkamayacaksınız-VİDEO

    Peri Vadisi Çevre Platformu: Kutsallarımızı, anılarımızı yıkamayacaksınız-VİDEO

    PİRHA- Yapılması planlanan ve ÇED olumlu raporu verilen Peri Vadisi’ne ilişkin açıklama yapan Peri Vadisi Çevre Platformu, bölgenin kültürel, tarihi, sosyal ve ekonomik konumunun ve yöre halkının bir şirketin çıkarlarına kurban edildiğine dikkat çekilerek, “mezarlarımız, kutsallarımız, anılarımız, hayallerimiz vardır, hayallerimizi yıkamayacaksınız. Buna asla izin vermeyeceğiz” denildi.

    Bingöl’ün, Kiğı ve Adaklı  ilçelerinde bulunan Eskikavak, Cevizli, Aysak, İlbey, Maltepe ve Mirzikan, Mexsikan, Suznut, Kûsmur, Şorik ve Bırikan mezralarını, kapsayan 464.149 hektarlık alanda, Bingöl Metal Madencilik san. Aş, tarafından yürütülmesi planlanan Çinko-Gümüş Kompleks Cevher Maden ocağı projesi ‘ için, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında ÇED olumlu kararı verildi.

    Karara tepki gösteren Peri Vadisi Çevre Platformu İstanbul’da siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla basın açıklaması yaptı.

    Platform adına yapılan açıklamada, alınan kararın hukuka uygun olmadığına dikkat çekilerek, “Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili birimince göstermelik bir toplantı düzenlenmiş, yöre halkının katılımının sağlanması için gerekli duyurular yapılmamış ve adil bir bilgilendirme süreci söz konusu olmamıştır” denildi.

    Bölgenin kültürel, tarihi, sosyal ve ekonomik konumunun ve yöre halkının bir şirketin çıkarlarına kurban edildiğinin vurgulandığı açıklamada, şunları belirtildi:

    “Proje sahasında tarihi yapılar bulunmakta olup, anılan yapılar 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Kanunu çerçevesinde daha önceden tescil edilmiştir. Bu yapıların ne şekilde korunacağı detaylarıyla belirtilmemiş ve mevcut durum yöre yurttaşla” arasında kaygıyla karşılanmaktadır.

    Havzada endemik flora ve fauna türleri bulunmaktadır. Alanda araştırma ve inceleme yapıldığında bahsi geçen türler tespit altına alınabilecektir. Havzada Yaban Keçisi türleri, Keklik, Vaşak, Kurt gibi nadir fauna türleri bulunmaktadır.

    Proje sebebiyle içme ve kullanma suyu olarak yararlanılan kaynaklar, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne aykırı şekilde kirlenecektir. Proje alanı Perisuyu havzasında bulunmakta olup anılan havza ‘Önemli Doğa Alam ve Önemli Kuş Alanı’ içerisinde bulunmaktadır.

    PROJE TESPİTLİ YABAN HAYATI SAHASINA AĞIR EKOLOJİK ZARARLAR VERECEKTİR

    Proje sahasında arıcılık faaliyeti yürütülmekte olup projenin yürütülmesi halinde anılan faaliyet yok olacaktır. Açıkladığımız gerekçelerle maden projesinin derhâl iptal edilmesi gerekmektedir. Bu Anayasal bir zorunluluktur.”

    Son 20 yılda Bingöl’ de özellikle Peri Vadisi ve civarında, yatırım adı altında yapılanların bölge habitatını etkilediğini ve dönüşü olmayan zararlar verdiğine işaret edilen açıklamada, “Maden çıkarma faaliyeti ile bölgemizin değerlerinin zehirlenmesini, doğal yaşamın yok olmasını istemiyoruz. Devlet de anayasal sorumluluğunu yerine getirmeli ve yurttaşlarını korumalıdır. Orada mezarlarımız, kutsallarımız, anılarımız, hayallerimiz vardır, hayallerimizi yıkamayacaksınız. Buna asla izin vermeyeceğiz” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dağ keçisi Pembelik Barajı’nda boğularak öldü -VİDEO

    Dağ keçisi Pembelik Barajı’nda boğularak öldü -VİDEO

    PİRHA –  Peri Suyu üzerinde kaçak şekilde inşaasına başlanan ve açılan davalarda Elazığ 1’nci İdare Mahkemesi’nce Baraj inşaatı için verilen yürütmeyi durdurma kararına rağmen inşaatı tamamlanan Pembelik Barajı’nda dağ keçisi boğularak öldü. 

    Peri Suyu üzerinde kaçak olarak inşaasına başlanan ve açılan davalarda Elazığ 1’nci İdare Mahkemesi’nce baraj inşaatı için verilen yürütmeyi durdurma kararına rağmen inşaatına aralıksız devam edilerek inşaatı tamamlanan Pembelik Barajı’nda yaban keçisi ölü bulundu.

    Daha önce de olduğu gibi Baraj Gölü’nde bir yaban keçisi daha boğularak ölmüştü. Peri Suyu Koruma Platformu, yaptığı açıklamada, Bern Sözleşmesi’ni hatırlatarak, dili olmayan canlıların katledilmesine tepki gösterdi.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “Peri Vadisi yöresinde yaşayanlar bilirler; bölgede Bern Sözleşmesi’ne göre korunan (EK-II Liste) Yaban Keçisi popülasyonu çok fazla. Yaban keçisi türü evrimi gereği barajlara adapte olabilen bir tür değil. Peri Vadisi bölgesinde sıklıkla yaban keçileri Baraj Gölü’nde boğularak ölüyor.

    Elazığ-Dersim-Bingöl illerine bağlı köylerin iletişimini sağlayan köprülerin sular altında kalması, nihai ÇED projesinde bu köprülerin yapılması taahhüt edilirken, Pembelik Barajı’nı inşaa eden LİMAK bu taahhüdünü yerine getirmeyerek, halkların ulaşım hakkı ortadan kaldırılarak şu anda tecrid uygulanıyor.”

    Peri Suyu Bingöl İli sınırlarından başlayarak, Dersim’in doğu sınırını takiben Elazığ’da Keban Barajı Gölü’ne kadar uzanırdı. Akarsu üzerinde 1985 yılında Bingöl’de EÜAŞ tarafından inşa edilen Özlüce Barajı ve HES dahil olmak üzere 6’sı Baraj tipi toplam 9 HES inşaa edildi. İnşaa edilen Baraj ve HES’lerden kaynaklı Peri Suyu giderek azaldı.  (HABER MERKEZİ)

  • Arduç ailesi tüm zorluklara rağmen yaşamlarını sürdürüyor-VİDEO

    Arduç ailesi tüm zorluklara rağmen yaşamlarını sürdürüyor-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de bulunan Peri Suyu üzerinde yapılan Pembelik Barajı ve HES projesi nedeniyle köylerinde esaret yaşayan Ayhan ve Adile Arduç yıllardır sonuç alamadılar. Her şeye rağmen köylerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan Ayhan ve Adile Arduç, yıllardır yaptıkları yol yapım çağrısını yinelediler. 

    Haberin Videosu

    Dersim-Elazığ-Bingöl sınırında bulunan Peri Suyu üzerinde yapımı tamamlanan Pembelik Barajı ve HES projesinin yol ve köprüleri su altında bırakması nedeniyle Dersim’in Nazımiye İlçesi Dallıbahçe Köyü Ilısu Mezrası’nda yaşayan Ayhan ve Adile Arduç çifti, geçtiğimiz yıllar açlık grevine girmiş, 10 günlük açlık grevinin ardından Valiliğin köprü yapma sözü üzerine direnişi sonlandırmıştı. Sonrasında sadece yayaların kullanabileceği tahta köprü yapıldı. Ancak Arduç ailesinin yaşadığı mağduriyetler devam ediyor.

    Köylerinden ayrılmayan Arduç ailesi, tüm zorluklara rağmen üretime de devam ediyor.

    Ayhan ve Adile Arduç, yolun açılması için başvurular ve girişimlerde bulunduklarını belirtti. Ancak bir sonuç alınamadığını belirten Arduç ailesi, yıllardır yaptıkları çağrıyı yineliyorlar.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Dersim Pembelik Barajı’nda keşif: Köprü hakkımız engellenemez

    Dersim Pembelik Barajı’nda keşif: Köprü hakkımız engellenemez

    PİRHA – Dersim Peri Vadisi’nde yapılan Pembelik Barajı’nda Karakoçan Okçular Köyü’nde keşif yapılacak.

    Dersim’de Peri Suyu üzerinde inşa edilen Pembelik Barajı için keşif kararı alındı.

    24 Ekim saat 10.00’da yapılacak olan keşfe çevre örgütleri ve yöre halkı çağrı yaptı.

    “KÖPRÜ HAKKIMIZ ENGELLENEMEZ!”

    Peri Suyu Koruma Platformu (KAR-DEF), yaptığı açıklamada şunları belirtti:

    “Peri suyu üzerine yapılan yapılan Pembelik Barajı nedeniyle, köyler arasındaki iletişim yolları kesilerek burada yaşayanların yaşamları çekilemez hal almış ve adeta tecrit uygulanmaktadır. Buradaki sorun insanidir ve Peri Vadisi’nin tümünü ilgilendirmekle birlikte hepimizin sorunudur. Gelin hep birlikte el ele, omuz omuza vererek 24/10 2019 Perşembe, Saat:10.00 da, Karakoçan/Elazığ/Okçular Köyü Avdelan mezrası mıntıkasında yapılan keşfe katılalım.”

    PİRHA/DERSİM

  • Peri Suyu’nda balık ölümleri için KAR-DEF’ten çağrı

    Peri Suyu’nda balık ölümleri için KAR-DEF’ten çağrı

    PİRHA- Elazığ-Dersim-Bingöl sınırları içerisinde bulunan Peri Suyu’nda faaliyette olan Pembelik Barajı’nda yaklaşık iki haftadan beri sazan balık ölümleri ve bu balıkların su yüzeyinde dışa vurmaları gözlemleniyor. Konuya ilişkin açıklama yapan Peri Suyu Koruma Platformu, uzman kişilerce yerinde araştırma ve analizinin yapılması, sonucunun kamuoyuna duyurularak bilgilendirme talebinde bulundu.

    Peri Suyu üzerindeki Pembelik barajında yaklaşık iki haftadır balık ölümleri oluyor. Konuya ilişkin açıklama yapan Peri Suyu Koruma Platformu(KAR-DEF) şunları belirtti:

    “Elazığ-Karakoçan/Tunceli-Nazimiye/Bingöl-Yayladere sınırları içerisinde faaliyete olan Pembelik Barajı’nda, bölgedeki köylülerin verdiği bilgilere göre, yaklaşık iki haftadan beri sazan balık ölümleri ve bu balıkların sersem bir şekilde su yüzeyinde dışa vurmaları gözlemlenmektedir. Bu balık ölümleri en çok Elazığ-Karakoçan Akkuş Köyü, Tunceli Nazımiye Aşağı Doluca Köyü ve Bingöl-Yayladere Çayağzı köyleri civarında olduğu belirtilmektedir.

    Bölgede yaşayan vatandaşların açıklamalarına göre şimdiye kadar. Peri Suyu’nda balık avladıklarını ama bu şekilde, sazan balıklarının ölümlerine rastlamadığı, mevcut durum karşısında hem suda yaşayan canlılar hem de balık avlanması sonucunda halk sağlığı açısından bir endişe duyduklarını ifade etmektedirler.”

    BALIK ÖLÜMLERİNİN AÇIĞA ÇIKMASI İÇİN ÇAĞRI

    Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

    “Pembelik Barajı ve çevresindeki köylerde bahsi geçen sazan balık ölümlerinin meydana gelmesi her bakımdan bir tedirginlik yaratmakta. Halk sağlığı açısından önem arz eden bu balık ölümlerinin neden kaynaklandığı bilinmediği gibi, ölümlere neden olan durumun açığa çıkması için Elazığ Tarım ve Orman İ Müdürlüğü tarafından, uzman kişilerce yerinde araştırma ve analizinin yapılması, sonucunun kamuoyuna duyurularak bilgilendirilmesi tarafımızdan talep edilmiştir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Pembelik Barajı’nda keşif yapıldı-VİDEO

    Pembelik Barajı’nda keşif yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Dersim, Elazığ ve Bingöl köylerinin orta noktasında bulunan Peri Vadisi’nde hukuksuzca inşa edilen Pembelik Barajı’nın keşfi yapıldı. Keşfe Peri Suyu Koruma Platformu, hukukçular ve çok sayda yurttaş katıldı. 

    Dersim, Elazığ, Bingöl hattında yer alan Peri Suyu’na yapılan Pembelik Barajı’nda mahkeme kararı ile bilirkişilerce keşif yapıldı.

    Keşfe KAR-DEF, dava avukatları ve çok sayıda yurttaş katıldı. Peri Suyu Koruma Platformu adına keşfe ilişkin PİRHA’ya konuşan Eren Akyol, “Güvenlik amacıyla yapılan Pembelik Barajı’nın su tutmasıyla yaklaşık 4 yıl geçen süre içerisinde Tunceli, Elazığ, Bingöl illerine bağlı birbirleriyle akraba, hısım olan köylülerin iletişimi kesilmiş bulunmakta. Nihai ÇED raporunda baraj gövdesinin olduğu yerde köprü yapılma projesi ve çevre yollarının bağlantılarının sağlanması taahhüdü varken, malesef bölge halkı bu barajı istemediğinden, meşru demokratik haklarını kullanmaları karşısında, mevcut LİMAK Şirketi, bu fiili durum karşısında buna uymayıp, ÇED raporunu değiştirerek bölge insanlarını cezalandırmayı seçti. Bölgede devleti, işbirlikçileri arkasına alan LİMAK hiç bir hukuk tanımadan, imar planı olmadığı halde KAÇAK durumdaki PEMBELİK BARAJINI bitirerek bulunduğumuz sürece kadar gelmiş bulunmakta” ifadelerini kullandı.

    “PERİ SUYU HALKI HUKUKSUZLUK KARŞISINDA GERİ ADIM ATMADI”

    Akyol, “Suyundan, toprağından, kültüründen ödün vermeyen Peri Suyu halkı, hakkında başlatılan soruşturmalar, kendilerine verilen para cezaları, tutuklamalar ve kendi köylerine mahkemenin giriş yasağı kararı vermelerine rağmen devlet ve Limak’ın hukuksuzluğu karşısında geri adım atmadı. Bölgede Kültürel, ekolojik soykırıma neden olan ve Peri Vadisi denilen bir yeri sulara boğarak tamamen dili olmayan canlılarla birlikte yok etmeyle karşı bırakmış bulunmakta. Bütün bu hukuksuzluklar, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nin tescil kararına rağmen, şu anda AİHM’ne taşınmış bulunmakta. Çünkü geldiğimiz noktada sanki köprü lütufmuş gibi 5 yıl sonra keşif kararı alınıp yöre insanlarıyla adeta tiyatro oynanıyor” diye konuştu.

    NE OLMUŞTU? 

    Peri Suyu üzerinde, Tunceli-Elazığ ve Bingöl ili sınırlarında, Limak-Bilgin ortaklığı olan, Darenhes Elektrik Üretim AŞ. tarafından 2010 yıllı sonlarında, Acele Kamulaştırma ile Akkuş Köyü ve bölgedeki diğer köylülerin taşınmazlarına el konularak PEMBELİK BARAJI’nın inşasına başlandı. Bunun üzerine Akkuş Köyü ve bölgedeki diğer köyler, Danıştay 6. Dairesinde dava açarak, bu hukuksuz duruma DUR demenin startını verdiler.

    Danıştay 6. Daire de köylülerin açtığı davanın mahkeme kararını beklenmeden, Limak şirketi yangından mal kaçırır gibi bütün imkanlarını seferber ederek Pembelik Barajının çalışmasına başladılar.

    Danıştay 6. Dairede Akkuş Köylülerince açılan davada, Esas No:2011/6395 sayılı kararıyla, EPDK yapılacak tüm kamulaştırma hükümlerinin uygulanmasına karar verilerek genel nitelikte bir karar alınması hukuken mümkün olmadığından, anılan Bakanlar Kurulu kararına dayanılarak tesis edilen kamulaştırma işleminde de hukuka uygunluk bulunmadığından, yürütülmesinin durdurulmasına, 16.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verilmişti.

    Mahkeme kararını beklemeden Pembelik Barajının İnşasını sündüren LİMAK şirketi, Danıştay 6. Dairesinin Esas No:2011/6395 sayılı kararıyla köylülerin taşınmazları üzerinde işgalci konumundaydı. Peri Suyu üzerindeki Bölge halkı, Pembelik Barajının hemen altında yapılan Seyrantepe Barajı ve üstünde yapılan Özlüce Barajı arasında sıkışıp nefes alamaz durumu fiili olarak yaşayarak, Pembelik Barajının, bölgemizde ekolojik tahribatlarıyla birlikte, kültürel tahribatlarıda beraberinde yaşatacağını belirterek, Danıştay 6. Dairesinin kararının bir an önce yerine getirilmesini, doğamızı ve yaşam alanlarımızın korunması için Limak Şirketi ve ilgili kişiler hakkında Karakoçan Cumhuriyet Savcılığında toplu suç duyurusunda bulundular. Mağduriyet yaşayan bölge halkı, demokratik haklarını kullanarak, hukukun gereğini yerine getirilmesini talep ederken, Peri Vadisini Limak Cumhuriyeti ilan eden Limak Şirketi hakkında hiç bir hukuksal süreç işletilmeden, sadece haklarını arayan köylüler hakkında davalar açılarak, hapis cezalarıyla yargılanan köylülerle birlikte, bölgedeki çoğu köylülere huksuz bir şekilde para cezaları verildi ve bazı köylülerin köylerine girmelerine yasak getirildi.

    Pembelik Barajında mevcut hükümet Danıştay 6. Dairesinin Esas No:2011/6395 sayılı kararın gereğini yerine getirmesi gerekirken, hukukun etrafında dolanarak, ikinci bir bakanlar kurulu ile, baraj suyu altında kalan bölgedeki köylerin bütün taşınmazlarına parsel parsel yeni bir Acele Kamulaştırmayla el koydu. Bu hukuksuz ikinci Acele Kamulaştırma kararına karşı köylüler demokratik haklarını kullanarak, Akkuş Köyü tüzel Kişiliği ve 100 kişi ile ayrıca çevre köyleri Danıştay 6. Dairesinde dava açtılar. Danıştay 6. Dairesi Esas No: 2012/4817 sayılı kararıyla, 19.03.2014 tarihinde Acele Kamulaştırmanın yürütülmesinin durdurulması kararı verdi.

    Peri Vadisi halkı hukuka uyulması ve Danıştay 6. Dairesinin ders niteliğindeki mahkeme kararının gereğini yerine getirilmesini talep ederken, Pembelik Barajı hiçbir şey ortada yokmuş gibi hukuksuz çalışlarına devam etmesiyle birlikte. 06.08.2014 tarihinde, Darhanes Elektrik Genel Müdürü; Akkuş Köyü (Elazığ), Okçular Köyü (Karakoçan-Elazığ), Akarbaşı Köyü (Karakoçan-Elazığ), Alabal Köyü (Karakoçan-Elazığ), Çalıkaya Köyü (Karakoçan-Elazığ) Özlüce Köyü (Karakoçan-Elazığ), Çayağzı Köyü (Yayladere-Bingöl), Kalkanlı Köyü (Yayladere-Bingöl), Doğucak Köyü (Yayladere-Bingöl), Aşağıdoluca Köyü (Nazimiye-Tunceli), DalıbahçeKöyü (Nazimiye-Tunceli), muhtarlarına gönderdiği tebligat ile, baraj suyunun tutulacağını ve biran önce bölgeyi boşatılmasını talep etmekteydi.

    Danıştay 6. Dairesince Pembelik Barajının hukuksuzluğunu tescil ederken, Elazığ İdare Mahkemesinde de açılan ve İmar Planının olmağı kararı ortadayken, buna bir üst mahkemede itiraz eden şirkete, Malatya Bölge İdare Mahkemesi, imar planın olmadığı YD. İtiraz No:2014/501 12.11.2014 tarihindeki kararına rağmen, Limak Şirketinin genel müdürü, 06.08.2014 tarihinde hiç bir hukuksal dayanağı olmadan köylülerin köylerini boşaltası istemekte.
    Bütün bu hukuksuzluklara rağmen süreç içerisinde, EPDK tarafından yapılan bütün kamulaştırmalar tek tek yapılarak, EPKD tarafından yapılan avukatlık masrafları mağdur olan Peri Suyundaki taşınmaz sahiplerinden tahsis edilmesi, ve bunun sonucunda EPDK icra yoluyla avukatlık ücretlerini köylülerden tahsis etmesi, bir başka mağduriyet yaşatılmıştır.
    Devam eden bu süreç sonucunda, hukuksal olarak hiç bir yargı kararının uygulanmadığı Pembelik Barajı projesinin yarattığı mağduriyetler, Türikiye’nin taraf olduğu AİHM mahkemesine taşınmış bulunmaktadır.

    Darenhes Elektrik Üretim A.Ş Nihai ÇED Raporunda verilen baraj gölü altında kalan yolların rölekasyononun inşaat aşamasında tamamlanacağı, su tutulmaya başlanmadan önce yeni yolların tamamlanacağı ve yöre halkının mağdur olmayacağı taahhüdüne rağmen, Pembelik Barajının su tutmasıyla, Elazığ, Tunceli, Bingöl sınırlarında yaşayan köylerin iletişimini sağlayan KÖPRÜ su altında kalmış ve bunun yerine yeni bir köprü inşaa edilmeyerek, birbirleriyle akraba olan bölge insanları birbirlerinin cenazelerine gidememekte ve ulaşım olmadığından dolayı araçlarla km yol katederek ancak birbirlerine ulaşabilmekte. Suyuna toprağına, doğasına sahip çıkan Peri Vadisi köylüleri, hukuku gereğinin talep etmelerinin sonucunu, adeta tecrit edilerek cezalandırılmaktadır. Nihai ÇED raporunda verdiği taahhüdüne rağmen yaklaşık 5 yıldır köylülerin birbirleriyle iletişimi kesilmiş bulunmakta. Bu mağduriyetten dolayı Çayağzı Köyü (Yayladere-Bingöl) halkınca, vekalet verdikleri Avukat Yılmaz KARAARSLAN tarafından açılan davada, 11 Nisan 2019 Perşembe günü Pembelik Barajında yapılacak keşif sonucunda, köprüye ihtiyaç olup olmadığına dair bir karar verilecektir.

    PİRHA/DERSİM

  • KAR-DEF, 31 Mart yerel seçimleri için taleplerini sıraladı

    KAR-DEF, 31 Mart yerel seçimleri için taleplerini sıraladı

    PİRHA – Karakoçan Dernekleri Federasyonu (KAR-DEF) yaptığı yazılı açıklamada, 31 Mart 2019 yerel yönetim seçimlerinde, ülkedeki hak ve özgürlüklerin gelişmesi, doğa üzerindeki tahribatın azaltılması ve merkeziyetçi politikalara karşı yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, adaylara çağrıda bulunuldu. 

    Elazığ Karakoçan Dernekleri Federasyonu (KAR-DEF) 31 Mart yerel seçimlere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Karakoçan ve Peri Vadisi’nde demokratik, ekolojik bir yerel yönetim için adaylara çağrıda bulunuldu.

    Türkiye’de sermayeden yana uygulanan politikalar nedeniyle doğal ve kültürel varlıkların talan edildiği ve sermaye birikimine sokulduğu belirtilen açıklamada, kentlerin, kasabaların ve köylerin betonlaştırıldığı, kentsel dönüşüm adı altında yağmalandığına dikkat çekildi.

    “MERKEZİYETÇİ POLİTİKALARA KARŞI YEREL YÖNETİMLER GÜÇLENMELİ”

    Havanın, suyun ve toprağın ticarileştirildiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Tarım çökertildi ve gıda egemenliği şirketlerin eline geçti. Kır-kent ayrımı iyice körüklendi. Kırlar boşaldı. İstisnalar hariç, yerel yönetimlerin çoğunun verdiği hizmetlerde halkın çıkarları değil, daha fazla sermayenin çıkarları gözetildi.
    Çılgın projelerle, termik santrallerle, altın madenciliği ile, Hidro Elektrik Santralleri (HES), Jeotermik Enerji Santralleri (JES), Rüzgar Enerjisi Santralleri (RES), Güneş Enerjisi Santralleri (GES), Balık Çiftlikleri ile Yeşil Yol ile Deniz Dolguları ile hava alanları, köprüler, sanayi yatırımları ile kırlar ve kentler, ovalar, yaylalar, tarım alanları, yeraltı ve yer üstü suları kirlendi ve zehirlendi, ormanlar talan edildi. Karakoçan İlçemizi de kapsayan Peri Vadisi’nde, rant projeleriyle ekolojik kırım uygulandı.”

    Açıklamada, Türkiye’deki hak ve özgürlüklerin gelişmesi, doğa üzerindeki tahribatın azaltılması ve merkeziyetçi politikalara karşı yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerektiği belirtilerek, bu doğrultuda mücadele eden partiler ve adaylarla birlikte çalışacaklarını duyurdu.

    “YAŞAMI TEHDİT EDEN PROJELER DERHAL DURDURULMALI”

    Karakoçan’daki ve Peri Vadisi’ndeki Yayladere-Kiğı-Adaklı-Yedisu-Nazimiye-Mazgirt’deki tüm adaylara şu taleplerin alınması çağrısında bulunuldu:

    • Su, bütün canlılar için bir yaşam hakkıdır. Su, temiz, güvenilir, ulaşılabilir ve ücretsiz olmalıdır. Su havzaları korunmalı, tüm yeraltı ve yerüstü sularının kirlenmesinin önüne geçilmelidir. Yeraltı sularının yağmalanması son bulmalıdır. Doğal kaynak suları korunmalı, kaynak sularının 3. şahıslara tahsis edilip satılması yerine, şehir içme suyu hatlarına ilave edilerek içme suları daha kaliteli hale getirilmeli ve halkın ihtiyacı kadar ulaştırılmalıdır. Karakoçan ve diğer ilçelerde mahallelerde çeşmeler yapılarak, halkın ücretsiz bir şekilde bunlardan yararlanması sağlanmalı. Suyu hapseden ve gasp eden şirket faaliyetleri, barajlar, maden ocaklarına karşı mücadele yürütülmelidir.
    • Yerel yönetimlerde “demokrasi” hayata geçirilmelidir. Yerelde sivil ekoloji inisiyatiflerinin katılacağı mahalle komiteleri aracılığı ile ortaya çıkacak görüş ve öneriler dikkate alınmalı, yaşamı tehdit eden mevcut projelerin faaliyetleri derhal durdurulmalıdır. Belediye kaynakları artık dar bir kesime değil, halka ve doğaya aktarılması temel şart olmalıdır.

    “ALTYAPILAR TAMAMLANMALI”

    • İmar planları hazırlanırken, AVM’ler ve emlak rantı değil, sağlıklı barınma alanları, kent içi doğal alanlar, koruluklar, parklar, sanatsal kültürel eğitim mekanları, deprem toplanma alanları gibi ihtiyaçlar düşünülmelidir.
    • Kanalizasyon, drenaj, otopark, içme suyu altyapıları, arıtma tesisleri gibi gerekli altyapılar tamamlanmalıdır. Karakoçan’da kanalizasyonun olmayışı ve bunun OXİ deresine akması sonucu, insan ve canlı yaşamını olumsuz etkileyen OXİ deresinin orjinal halinin korunması, su havzalarının yapılaşmaya açılmaması çalışmalarına bir an önce başlanmalı ve bitirilmelidir.
    • Atıkların azaltılması için gerekli çalışmalar yapılmalı, plastik ve pet kullanımı tamamen yasaklanmalı, katı atık yönetim planı uygulanmalı, atıklar yerinde ayrıştırılmalı ve toplanmalı, geri dönüştürülmelidir. Karakoçan’ın bütün köylerine çöp konteyneri verilmeli, planlama ile bunların toplanması yapılabilmeli.

    “EKOLOJİK ÇOCUK PARKLARI YAPILMALI”

    • İlçelerde ücretsiz toplu taşıma yapılarak, ücretsiz Belediyecilik hizmetlerine geçilerek sosyal adalet için adımlar atılmalıdır. Ulaşım sorunu olan köylere projeler yapılmalı.
    • Sokak hayvanları için bakım merkezleri ve sığınaklar kurulmalıdır.
    • Gençlik merkezleri, kreşler ve ekolojik çocuk parkları yapılmalıdır.
    • Gençlerin uyuşturucu, alkol vs. kötü alışkanlıklarına karşı paneller tertiplenmeli, bağlarının kuvvetlendirilmesi önemle ele alınarak, oluşturulacak gençlik kamplarında gençlerimizin sosyal, sportif ve kültürel açıdan gelişmeleri sağlanmalıdır.
    • Orta ve yüksek öğrenim okumak isteyip ama imkanı olmayan gençlerimize karşılıksız burs sağlanarak okumalarına yardım edilmelidir.
    • İlçelerimizde yüksek okulda öğrenim gören öğrenciler için modern yurtlar yapılmalı.

    “ANADİL VE EĞİTİM KONUSUNDA PROJELER ÜRETİLMELİ”  

    • Toplum anadilini yaşatması varlığını koruması için, geleceğimiz olan çocuklarımıza bölgemizin anadilleri olan Kurmanci ve Zazaki’nin toplumsal alanda kullanılması, tüm hizmetlerde yer almasına kadar geliştirilmesi ve eğitimi konusunda projeler yapılmalıdır.
    • Kadınların bakmakla sorumlu tutulduğu çocuk, hasta ve yaşlı bakımının ve ev işlerinin toplumsallaştırılması için her mahallede kreş, bakım evleri, çamaşırhaneler ve yemekhaneler açılmalıdır.
    • Kadına yönelik şiddet karşısında kadınların güvenle hayata katılabileceği sığınma evlerinin devlet güvencesinde her ilçeye açılmalıdır.
    • Kadınların sağlık hakkına erişimini kolaylaştıracak kadın sağlığı birimlerinin açılması ve sosyal mekanların sayısı artırılmalıdır.
    • İlçelerde yaşayan herkesin tıbbi ve koruyucu sağlık hizmetlerine erişim haklarının sağlanması ve toplum sağlığını tehdit eden hastalıklara karşı önlemlerin alınması, bu konuda Türk Tabipler Birliği ve şubeleri ile istişare içerisinde belli tarihlerde, sağlık taramaları yapılmalıdır.
    • İlçelerde modern sebze ve meyve hali yapılmalı. Bu sebze meyve hallinde halkın sağlığı gözetilmeli, ilaç kalıntılı, zehirli gıdalar engellenmelidir.
    • İlçe Merkezlerinde halkın sağlığını tehdit etmeden, merkezden uzakta, her çeşit hijyenik ortamın sağlandığı, uzman veteriner kontrolünde bir canlı hayvan pazarı yapılmalı. Bu canlı hayvan pazarlarında alınacak bilimsel tedbirlerle hastalıklı hayvan satışı engellenmelidir.
    • İlçelerde, projeler hazırlanıp yerel ekolojik tarımsal üretime önem verilmeli, bu ürünlerin aracısız pazarlanması için gerekli üretici pazarları kurulmalıdır. Belediyeler üretici ve kentlinin ortak olacağı kooperatiflerin kurulmasını örgütlemeli, kaynak ayırmalı, yerel tohumlarla gıdada kendine yetebilen bir kent modeline geçerek tarım şirketlerine boyun eğmeden, halkına ucuz, sağlıklı gıda sunabilmelidir.

    “GDO’LU ÜRÜNLER YASAKLANMALI”

    • GDO’lu üretim yasaklanmalı ve önlenmelidir.
    • Geçimlik tarım için, ücretsiz su desteği sağlanmalıdır.
    • Peri Vadisi havzasındaki belediyelerin yerellere örnek belediye modeli olacak şekilde, küçük çiftçiliği desteklemek için, tarımda kullanılan makineler için halkla beraber çalışmalar yapılmalı, belediye, araç ekipmanları için tarım araçları hangarları kurmalıdır. Bu alanda kooperatif kurulmalı ve bu kooperatiflerle birlikte hareket edilmelidir.
    • Koşullar gereği göç eden bölge insanlarımızın, geri dönüşlerini sağlamak, üretime dahil edilip daha bir yaşam kurmaları için projeler yapılmalıdır.
    • Deprem fay hattının üzerinde bulanan bölgemizde deprem riski gözetilerek İmar planlaması yapılmalıdır.
    • Çevre Düzeni Planları bilimsel temellere göre hazırlanmalı, rant uğruna sık sık değiştirilmemelidir, ormanlar, yeşil alanlar, tarım alanları, meralar korunmalıdır.

    “ALEVİLERİN İNANÇ YERİ OLAN CEMEVLERİ YAPIMI DESTEKLENMELİ”

    • Kaçak yapılaşma ve ilçeleri kirleten, yaşam alanlarımızı zehirleyen, sanayi tesisleri projelerine izin verilmemelidir.
    • Tarihi kültürel yerlerin tescil edilip korunması ve yaşatılması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.
    • Alevi vatandaşlarımızın kendi gelenek ve görenekleri içerisinde, ibadetlerini yapabilecekleri cemevlerinin yapılması desteklenmelidir.
    • İlçemizde ve köylerimizde oluşan doğal afetler (deprem, yangın, sel, heylan) sonucunda, ekip ve ekipmanların oluşturulması ve ihtiyaçları etmek için her köyümüzde araç gereç temininin sağlanması yapılmalıdır.
    • Peri Vadisi havzasının endomik bitki türleri ve yaban hayatının şemasının çıkartılması, yasal avcılığın tamamen yasaklanması ve Peri Vadisi havzasının Milli Park statüsüne alınması için girişimlerde bulunulmalıdır.
    • Enerji ihtiyacı kamu veya enerji kooperatifleri eliyle  ve halkın gereksinimi kadar sağlanmalıdır. Atık üretmeyen bir politika ekolojik belediyecilik ile mümkündür. Enerji verimliliği ve tasarrufu ile ilgili çalışmalar yapılmalıdır.
    • Belediyeler iklim değişikliğine karşı mücadeleyi sosyal adaleti temel alarak başarmalı, kömür, petrol, gaz, asfalt ve betona bağımlılıktan kurtaran politikalar uygulanmalıdır. İklim Değişikliğine Karşı Önlemler için Master Planı hazırlanmalıdır.
    • Belediyelerde özelleştirme ve taşeronlaştırmaya son verilmelidir. Halkçı ve sosyal belediyecilik anlayışına uygun olarak tüm hizmetlerin, Belediye kurumları ve personeli tarafından yürütüldüğü, hizmetlerin piyasalaştırılmasına ve kâr aracı haline getirilmesine son verildiği, hizmetlerin halka ucuz, kaliteli ve sürekli bir şekilde ulaştırıldığı bir yerel yönetim anlayışını benimsemelidir.
    • Tüm yerel yönetimlerde çevre koruma birimi kurulmalı ve bu birimde konusunda uzman elemanlar görevlendirilmelidir. Bu birim hava, su, toprak kirliliği açısından gerekli denetimleri gerçekleştirmeli, sonuçları halkla paylaşmalı ve önlemleri almalı, aykırılıkları sona erdirecek yaptırım uygulamalıdır,
    • Doğayı yöneten değil, doğanın bir parçası olduğunu kabul eden politikalar geliştirilmelidir.

    Karakoçan Dernekleri Federasyonu (KAR-DEF)  açıklamasında, Türkiye’deki hak ve özgürlüklerin gelişmesi için, halktan, emekten, doğadan yana, tüm canlıları gözeten, halkla birlikte karar veren, demokratik ve ekolojik bir yerel yöneticilik anlayışından yana olduklarını kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ kültür sanat dergisinin ilk sayısı çıktı

    ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ kültür sanat dergisinin ilk sayısı çıktı

    PİRHA- Karakoçan Dernekler Federasyonu tarafından hazırlanan ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ adlı kültür sanat dergisinin birinci sayısı Ocak ayında çıktı.

    Karakoçan Dernekler Federasyonu tarafından hazırlanan her yaşta insanı birbirine kavuşturmanın yanı sıra gün ışığına çıkmamış şairleri, ozanları toplumla buluşturmayı amaçlayan ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ adlı kültür sanat dergisinin ilk sayısı Ocak 2019’da çıktı.

    ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ adlı kültür sanat dergisinin yayına çıkış amacı bölgenin kültürel değerleri ile gün ışığına çıkmamış şairleri, ozanları tanımak, tanıtmak ve Karakoçanlılarla buluşturmak. Ayrıca değişik kültürlerin yaşadığı Peri Vadisinin tarihini de topluma aktarmaktır.

    PİRHA/İSTANBUL

  • KAYY-DER, 15. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi

    KAYY-DER, 15. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi

    PİRHA – 1990 yılından kurulan ve sosyal-kültürel çalışmalarıyla dikkat çeken Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Kadıköy’deki dernek binasında 15. Olağan genel kurulunu gerçekleştirdi.

    Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin 15. Olağan Genel Kurulu’na Kayy-der yönetici ve üyelerinin yanı sıra siyasetçi ve yöre dernek yöneticileri katıldı.

    Faaliyet raporu okunduktan sonra değerlendirmelere geçildi. Üye ve delegelerin yaptığı eleştiri ve önerilerden sonra yeni dönemde görevi devralacak yeni yönetimin seçimine gidildi.

    Kayy-Der tarafından yapılan açıklamada, “KAYY-DER 15. OLAĞAN GENEL KURULUMUZ
    Bugün 27.01.2019 Pazar günü derneğimizde gerçekleştirilmiştir.
    Divan Kurulu Başkanı Erkan TARIM,
    Divan Sekreteri Gülhan AKANSU,
    Divan Sekreteri Yeliz VERGİLİ’nin yönettiği Genel Kurula değerli üyelerimiz katılım sağlayarak sahiplenmişlerdir.
    Genel Kurulumuza katılan siyasi Parti temsilcilerine, Yerel Yönetimler aday adaylarına, Federasyon ve Dernek başkan ve yöneticilerine ne kadar teşekkür etsek azdır” ifadeleri yer aldı.

    “YENİ YÖNETİM PERİ VADİSİNE HAYIRLI OLSUN”

    Halkların Demokratik Partisi Milletvekillerine teşekkür edilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Mesajla ulaşan sayın Hüda Kaya’ya, sayın Hişyar Özsoy’a, sayın Erdal Aydemir’e, sayın Asiye Kolçak’a, sayın Hasan Hayri Alkan’a, sayın Yüksel Çimen’e, HDP Karakoçan ve Adaklı, İlçe yöneticilerine çok teşekkür ederiz.
    Bizleri hiç yalnız bırakmayan PİRHA’ya teşekkür ederiz.
    14. Dönem Yönetim Kurulunun Faaliyet ve Denetim Raporlarının sunumu ve ibrasından sonra 15. Dönem adayları isimleri okunup oy birliği ile seçildiler. Peri Vadisine hayırlı olsun.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Arduç ailesi: Hayatla olan bağımız koparıldı, Vali gelip görsün-VİDEO

    Arduç ailesi: Hayatla olan bağımız koparıldı, Vali gelip görsün-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de bulunan Peri Suyu üzerinde yapılan Pembelik Barajı ve HES projesiyle köylerinde esaret yaşayan Ayhan ve Adile Arduç çifti, yaşadıkları zorlukları, açlık grevi sürecini ve köye ulaşım sağlayan Direniş Köprüsü’nün hikayesini PİRHA’ya anlattı. 

    Dersim-Elazığ-Bingöl sınırında bulunan Peri Suyu üzerinde yapımı tamamlanan Pembelik Barajı ve HES projesinin yol ve köprüleri su altında bırakması nedeniyle Dersim’in Nazımiye İlçesi Dallıbahçe Köyü Ilısu Mezrası’nda yaşayan Ayhan ve Adile Arduç çifti, geçtiğimiz yıllar açlık grevine girmiş, 10 günlük açlık grevinin ardından Valiliğin köprü yapma sözü üzerine direnişi sonlandırmıştı. Sadece yayaların kullanabileceği tahta köprü yapıldı. Ancak Arduç ailesi yine mağdur.

    Ayhan ve Adile Arduç çifti, 1994 yılında köy boşaltmalardan açlık grevi direnişine kadar ve şu an yaşanan sürece ilişkin PİRHA’ya konuştular.

    “SESİMİZİ DUYURMAYA ÇALIŞTIK, HİÇBİR NETİCE ALAMADIK”

    Adile Arduç, barajın ilk girişimini ve yaşananları şöyle aktardı:

    “Peri Suyu üzerinde 9 baraj inşa edilmiş. Bir baraj gelip diğer baraja dayanıyor. Bu yörede de Peri Vadisi bölgesinde birçok yerleşik köy var. Bizim köyümüz olan Ilısu Köyü de bu köylerden biri. Baraj yapılınca bizim Nazımiye’ye, Karakoçan’a olan geçiş yollarımız su altında kaldı.

    Baraj yapılacağı zaman bütün yolların yapılacağı taahhüt edildi. Herkes gidip gönül rahatlığıyla köyüne yerleşebilir denildi. Zaten çözüm sürecinden kaynaklı insanlar geri dönüş de yapmak istiyorlardı. Biz de o taahhütleri de düşünerek geldik köyümüzde ev yaptık. Baraj bitmeden önce bu köprünün sondajı vurulmuştu, burada büyük köprü yapılacaktı. Hafriyat doldurdukları yeri geçici geçiş yeri yaptılar. Hafriyatı kaldırdıktan sonra köprü ve yolları yapacağız dediler.

    Baraj bittikten ve su tutulduktan sonra bütün yollar kesildi ve biz burada mahsur kaldık, bizi mahsur bıraktılar. Biz mahsur kaldıktan sonra, zaten gerekli bütün kurumlara müracaat etmiştik. İlgili kurumların haberi vardı. Evimizi bütün prosedürleri yerine getirerek yaptık. Ruhsatlı yani burası. Zaten gidip başvurunca soruyorlar yol var mı diye, yol varsa ruhsat veriliyor. Mahsur kalınca ilgili yerlere duyurduk bunu ama hiçbir sonuç alamadık. Başbakanlık tarafından arandık. Kamuoyu oluştu, buraya bütün medya mensupları geldi, sesimizi duyurmaya çalıştık. Hiçbir netice alamadık.”

    “BÜTÜN HAYATİ ŞEYLERİMİZ KISITLIYDI”

    Arduç, açlık grevi sürecine ilişkin de şunları söyledi:

    “En sonunda açlık grevine başladık. Ve gerçekten kararlıydık. Çünkü biz topraklarımızı terk etmeyeceğiz. Burası bizim kimliğimiz, biz burada var olduk ve burada var olacağız. Bizden sonraki nesil de yaşamını burada sürdürecek. Gidecek başka yerimiz yok.

    Bize altından köşk de yapsalar biz bu saklı cennetimizi bırakıp gitmeyiz. Biz burada doğmuşuz. Atalarımızın yeridir. Geçmişimiz de geleceğimiz de burada. Bizi buradan koparırlarsa ölürüz, yok oluruz. Var olduğumuz toprakları gelecek nesle de bırakacağız.

    Açlık grevinin 10. gününde, Valilik çelik konstrüksiyonlu köprü yapacağız diye açıklama yaptı. Biz 10. gününde açlık grevini sonlandırdık. Bekledik ve o çelik konstrüksiyonlu köprü yapılmadı ve biz yine mahsur olduk. Aracımızla mahsur kalmıştık. Karşı tarafa geçemiyorduk. Eski bir bot temin etmiştik. Bir sene de tamamen erzaksız, yiyeceksiz halde mahsur kaldık. AFAD ekipleri bize yiyecek getirdi. Medya mensupları, doğa aktivistleri geldiler. Onların getirdikleriyle idare ettik. Bütün hayati şeylerimiz kısıtlıydı. Köprü sözü verildikten sonra 1 yıl boyunca da öyle devam etti. Devlet bile bile seyirci kaldı. Sonrasında bu tahta asma köprü yapıldı. Zaten resmiyette burası yaya köprüsü diye geçiyor.”

    “TUNCELİ’YE GİTMEK İÇİN ELAZIĞ VE BİNGÖL’DEN GEÇMEK GEREKİYOR”

    Arduç, Dersim şehir merkezine gitmek için başka iller ve ilçelerden geçilmesi gerektiğini şöyle aktardı:

    “Bizim bağlı olduğumuz Dallıbahçe Köyü’ne ve Nazımiye ilçesine hiçbir bağlantımız yok. Yollarımız kesik, baraj göletinin altında. Bu Türkiye’de tek örnek de olabilir; bağlı olduğun köye ve ilçeye yolun, ulaşımın yok. Karşı taraf Elazığ Karakoçan, oradan Bingöl Yayladere’ye oradan Dallıbahçe Köyü’ne daha sonra Nazımiye ilçesine geçiyoruz. Tunceli merkeze gitmek için ya Seyrantepe Barajı’nın oradan gidiyoruz ya da Kovancılar’dan. Bu 2-3 saati buluyor zaten. Buradan yarım saatlik Nazımiye yolumuzu 4 saate çıkardılar.

    Bu hak değil. Devlet gerçekten kalkınmayı planlıyorsa köylüye bunu yapmamalı. Köylü bu zulmü görmemeli. Biz kendi toprağımızda üretmek istiyoruz. Bu da devlete katkıdır gerçekten.”

    “CENAZELERİMİZE GİDEMEDİK, TAMAMEN TECRİTTEYDİK”

    Adile Arduç, “Öncesinde de dilekçeler verilmiş bu yolla ilgili. En son köylüler 45-50’ye yakın dilekçe verildi. Bağlı olduğumuz ilçeye ve köye olan bağlantı yollarımızın yapılması için. Köylüler geri dönmek istiyor. Baraj yolları kesmeden önce köylüler ev yapmak istiyorlardı. Bu yollar kesilince köylüler öylece kalakaldı. Müracaatlar sürekli devam ediyor. Kaymakamla, valiyle görüşmeler sürüyor. Bize hep yapılacağı söyleniyor” diye konuştu.

    Arduç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tüm bağlantılarımız koptu. Köye geri gelmek isteyen köylüler gelemedi. 4 yıl boyunca çocuklarımızdan, ailelerimizden ayrı yaşadık. Cenazelerimiz oldu gidemedik, seyrettik. Bu çok acı. Şimdi anlatıyorum ama bir de bunun yaşanmışlığı var. Yaşamsal haklarımız gasp edilmişti burada. Tamamen abluka altındaydık burada, tecritteydik.

    Beklemekteyiz, bu yolun yapılmasını istiyoruz. İnşallah da yapılır. Sonuna kadar da mücadele edeceğiz. Bu bizim anayasal hakkımızdır. Hiç kimsenin ulaşım hakkı gasp edilemez. Bizim yaşamsal hakkımız bu. Hiçbir vatandaş buna maruz kalmamalı. Bizim muhatabımız devlettir. Biz devletimizden bunun yapılmasını talep ediyoruz. Köylüler şimdi bekliyorlar. Evini getirmek isteyen köylü nasıl yapacak evini? Betonu, çimentoyu getirecek, yol olmayınca bunlar nasıl gelecek. Mümkün değil gelemez. Devlet yol yapsın ki bu insanlar geri gelsin.

    “MEDYA OLMASAYDI ÖLÜME MAHKUMDUK”

    Bekliyoruz; devletimizden talebimiz, bağlı olduğumuz ilçeye yolumuzun yapılması, geçişlerimizin sağlanması. Biz insan olarak yaşamak istiyoruz. Bize yapılan muamele insanlık muamelesi değil. Burada insanlık suçu işlendi aslında.

    Düşünsenize kendi topraklarında mahsur kalıyorsunuz. Kimse size ulaşamıyor. Sesimizi bir telefonla duyurduk sadece. Medya olmasaydı biz burada ölüme mahkumduk.”

    “BÜTÜN CÜMLE CANLISIYLA ETKİLENDİ PERİ VADİSİ”  

    Pembelik Barajı’nın doğaya, bitkilere, yaban hayatına, Alevi ziyaretgahlarına olan etkilerini Adile Arduç şöyle anlatıyor:

    “Bütün cümle canlısıyla etkilendi burası. Orman kurumak üzere, meşe kurumak üzere. Bitkiler oluşmuyor. Mesela bostan ekiyoruz, bütün köylü geçimini bostandan sağlar. Ekinler olmuyor, bostan yetişmiyor. Barajın etkisinden dolayı kuruyor. Gece soğuk bastırır gündüz sıcak bastırır. Ama eskiden öyle değildi. Meyvelerimiz kurudu. Yeşile dair ne varsa gitti. Bir ay yeşil görebiliyoruz ondan sonrası kuraklık.

    YABAN HAYATI OLUMSUZ ETKİLENDİ

    Yaban hayatı etkilendi. Jiletli tellere takılıp telef oldular. Gölette boğulan boğulana. Dağ keçileri ve diğer yaban hayvanları eskiden nehir küçüktü karşıdan karşıya rahatça geçerdi. Ama şimdi atlıyorlar ve boğuluyorlar. Burada biz vaşak gördük, alaca porsuk gördük. Birçok çeşit hayvan gördük ve bunların nesli tükenmek üzere. Bitkiler de aynı şekilde. Eskiden yetişen bitkilerimiz şimdi çıkmamaya başladı. Cümle canlı nasıl etkileniyorsa biz de aynı şekilde etkileniyoruz.

    ALEVİ ZİYARETLERİ

    Ziyaret yerlerimiz, kutsal mekanlarımız; bütün köylü toplanırdık köprünün ayağının orada suyun altında kalmış Gola Xızır’ımız var, orada kurbanlar keserdik. Mart ayında Kara Çarşamba’da kurbanlarımızı, niyazlarımızı dağıtırdık. Bir birlikte yaşam kültürümüz vardı onu bizden aldılar. Hayatın da akışını durdurdular. Peri suyu artık akmıyor.

    “PERİ VADİSİ SUSKUN, BİZ PERİ VADİSİ’NE TERCÜMANLIK YAPIYORUZ”

    “Peri Vadisi suskun. Biz şu an Peri Vadisi’ne tercümanlık yapıyoruz sayılır. Biz bu vadide Peri Suyu’nun akışıyla uyuyorduk. Peri Vadisi böyle olmamalıydı” diye konuşan Arduç, barajın yapımı hakkında şu bilgileri verdi:

    “Pembelik Barajı kaçak yapıldı, kaçak inşa edildi, kaçak bitirildi ve kaçak çalıştırılıyor. Şu anda bu baraj kaçaktır. Ve Peri Vadisi’nin can damarını Pembelik Barajı kesmiştir, can suyunu almıştır. Devletin buna duyarlı olması lazım. Bu sular devletin. Bu devlet bizim. Bu topraklar sermayeye peşkeş çekilirse, sermaye buradan para kazanıyor ama bizim doğamız, yaşamımız gidiyor. Yarın gelecek nesil burada ne bulacak, çöl bulacak.

    Devletin, ilgili kurumların duyarlı olmasını istiyorum, bizi duymasını istiyorum. Bu köprü hiçbir talebimizi yerine getirmiyor.”

    “O ZAMANLAR BARAJ YOKTU, YASAKLARDAN DOLAYI KÖYÜMÜZE GİDEMİYORDUK”

    Köyün 1994’te boşaltılması hakkında konuşan Ayhan Arduç ise şöyle konuştu:

    “93 yılına kadar köylüler kendi köyünde yaşamaktaydı. Burası Ilısu Köyü’ydü. Buraya bağlı 3-4 mezra vardı. Askeriye tarafından köy boşaltmalar olunca bizim köyü, köy tüzelinden düşürdüler. Biz de göçtük buradan, İstanbul’a gittik. Sonrasında köye dönme yasağı vardı, kimse köyüne dönemiyordu. 6-7 yıl suyun karşısında Karakoçan’a bağlı yerde kaldık. O zaman da kendi köyümüze gidemiyorduk. Baraj daha yoktu, yasaklardan dolayı gidemiyorduk. O zamanlar da burada asma köprü vardı. O köprü de bombalanarak yıkılmıştı bağlantıyı koparmak için. Nazımiye ve Dallıbahçe’ye giden yolu barajı dikince kesildi, bizim bütün bağlantılarımızı kestiler.

    O dönemde bir savaş içerisinde terk ettik burayı. Herkes tarafından bilinen şeyler burada neler yaşandığı. Onlar bittikten sonra da barajlar inşa edilmeye başlandı. Barajlar daha büyük bir zulüm getirdi memlekete. Gördüğünüz gibi bu bir zulümdür.”

    “PEMBELİK BARAJI KAÇAK YAPILMIŞTIR”

    “Hiçbir yerde görülmemiş ki bir barajın suyu diğer baraja dayansın. Arada hiç mesafe yok. Yasal olarak bu baraj ile Seyrantepe Barajı arasında 3-4 km olması lazım” diye konuşan Arduç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz gelip köyde kendi yerimizde ev yaptık. Sonra bu manzarayla karşılaştık. Yapılan baraj kaçak yapılmıştır. Valimizin söz verdiği şekilde yapılmadı bu köprü. Yaya köprüsüdür. Arabayla geçmemiz bir risktir. Köyümüz, her zaman aklımızda, düşüncemizde vardı. Biz sonunda geldik evimizi yaptık, başardık. Bunu yaparken birçok şeyle karşılaştık. Önümüze birçok engel çıkarıldı buraya yerleşmememiz için. Ona rağmen biz pes etmedik, vazgeçmedik.”

    Medyanın desteğiyle, çevrecilerin desteğiyle, halkın desteğiyle tahta da olsa bu köprüyü yaptıklarını ifade eden Arduç, “Başvurduğumuzda tek ev için yol getiremeyiz, daha öncelikli yerler vardır diyorlar. Bu şeylerle geçiştiriyorlar. İnsanlar köylerine dönmek istiyor. En doğal haklarıdır. Kendi malıdır, tapulu malları vardır, mezarları var, geçmişi var. Bu köprü olmadan önce insanlar cenazesini bu tarafa getiremiyordu. Ne acı ki; biri botla getirmişti cenazesini yıllar önce. İnsanlar cenazesini Elazığ bölgesine defnediyorlar. Ne bir cenazeye ne bir düğüne ne bir hasta ziyaretine gidebildik. Bütün bağlantılarımız kopmuş durumda” dedi.

    Arduç, “Ben engelli bir vatandaşım. İki sene burada mahsur kaldım. İki öğrenci çocuğum vardı. Ne onları görebiliyordum ne onlara bir harçlık gönderebiliyordum ve ne de sağlıktan faydalanabiliyordum. İki sene boyunca burada çok sıkıntı yaşadık. Maaşımı gidip alamıyordum, eve bir erzak alamıyordum. Biz burada çok haksızlığa uğradık. Bizim anayasal hakkımızdır ulaşım ama aldığımız cevap hep şu; biz on eve mi hizmet getirelim bir eve mi hizmet getirelim. Burada bulunan 5 mezra mağdur şu an. Hiçbir yerle bağlantımız yok. Ne Tunceli ne Mazgirt. Sadece bu köprüyle Karakoçan’a oradan da Yayladere veya Kovancılar üzeri gidiliyor” diyerek sözlerini tamamladı.

    TAHTA KÖPRÜNÜN ADI DİRENİŞ KÖPRÜSÜ OLDU

    Şu an Ilısu Mezrası’na tek bağlantı olan tahta köprüye ‘Direniş Köprüsü’ adı verdiklerini söyleyen Adile Arduç, şöyle devam etti:

    “Bedenimizi ölüme yatırarak, direnerek bu köprüyü yaptırdık. Bu köprü bir ‘Direniş Köprüsü’dür. Bizim can damarımız şu anda yaşam yolumuz. Kışları yaya gidip geliniyor köprüden. Aracımızı karşıda bırakıyoruz köye yürüyerek çıkıyoruz kış şartlarında. Bize reva gördükleri köprü de budur. 1 km yokuş çıkıyorum köye. Engelli haklarından bahsediyor. Bize öyle bir engel koydular ki burada.”

    YETKİLİLERE ÇAĞRI

    Ayhan Arduç, son olarak Tunceli Valisi’ne çağrıda bulundu:

    “Tunceli Valisi gelsin, şu manzarayı görsün, yaptıkları bu işi görsünler. Ne şartlarla yaşadığımızı görsünler bunu istiyorum. Ve ona göre kendileri bir karar versinler.”

    İsmet SEFER-Hüseyin Yaşar SEZGİN

    DERSİM

        

  • Peri Suyu Koruma Platformu: Devlet eliyle ormanlarımız yakılıyor

    Peri Suyu Koruma Platformu: Devlet eliyle ormanlarımız yakılıyor

    PİRHA – Dersim’de operasyon adı altında yapılan orman ve doğa katliamına ilişkin tepkiler devam ediyor. Peri Suyu Koruma Platformu (KARDEF), “Günlerdir Dersimde ve Peri Vadisi’nde, terör bahane edilerek yapılan operasyonlar sonucunda devlet eliyle ormanlarımız yakılıyor” şeklinde açıklama yaptı.

    Dersim’de operasyon adı altında askeriyenin attığı bombalar ile katledilen ormanlara ilişkin Peri Suyu Koruma Platformu (KARDEF) açıklama yaptı.

    “YAŞADIĞIMIZ TOPRAKLARDAN GÖÇ ETTİRMEK İSTİYORLAR”

    KARDEF’in yaptığı açıklamada, “Günlerdir Dersimde ve Peri Vadisinde, terör bahane edilerek yapılan operasyonlar sonucunda devlet eliyle ormanlarımız yakılıyor. Peri Vadisinde yakın süreçte; Adaklı-Yayladere-Yedisu üçgeninde çıkan orman yangınlarıyla, dili olmayan canlılarla birlikte telef edilmiştir. Aynı şekilde Dersim Geyiksuyu-Sin-Karşılar, Munzur Vadisi Milli Parkı an itibariyle yanıyor. Bu tablo bölge halkına dayatılan zulmü ortaya koyuyor. Bizleri buna boyun eğdirip, yaşadığımız topraklardan göç ettirmek istiyorlar” ifadeleri kullanıldı.

    “YAŞAM ALANLARIMIZA SAHİP ÇIKMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Dersim’de askeriyenin attığı bombalar ile çıkan yangına ilişkin KARDEF çağrıda bulundu:

    “Köylülerin anlatımına göre, bunun en son örneği, 19 Eylül 2017 tarihinde saat:17.30 sıralarında, Peri Vadisi / KARAKOÇAN-AKKUŞ (PAŞ) köyünde helikopterden ormana atılan bombayla, çıkartılan orman yangınıdır. Barışı, kardeşliği savunan siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, sanatçıları, aydınları, gazetecileri ve bütün yaşam savunucularını yarın geç olmadan, doğu-batı-güney-kuzey demeden bütün yaşam alanlarımıza sahip çıkmaya ve bu vahşete dur demeye davet ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Barajlarla yaşam alanları yok ediliyor-VİDEO

    Barajlarla yaşam alanları yok ediliyor-VİDEO

    PİRHA- Enerji ihtiyacını karşılama iddiası ile kurulan barajlar ve HES’ler, kuruldukları yerlerde doğayı, tarihi ve doğal güzellikleri tamamen tahrip ediyor. Bölgede güvenlik politikaları temelinde kurulan barajlar, yaşam alanlarını da yok etmeye devam ediyor.

    HABERİN VİDEOSU

    Devletin Peri Vadisi üzerinde yaptığı güvenlik barajlarıyla (Dep) Karakoçan-Dersim-Bingöl arasına set çektirip, bir nefes yakın mesafede olan, bölgedeki insanların bağlarını kesiyor. Barajdan önce Karakoçan’da bütün gereksinimlerini karşılayan Bingöl (Yayladere), Dersim (Nazimiye) köyleri bugün bir nevi baraj ablukalarıyla tecrit ediliyor.

    Yapımı 1970’li yıllarda tamamlanan Keban Barajı ile Dersim-Elazığ sınırının neredeyse tamamı ayrılırken, Dersim’in Nazımiye ile Elazığ’ın Karakoçan ilçeleri ve Bingöl arasında sınır hattı oluşturan Peri Vadisi’nde kurulan Pembelik, Seyrantepe ve Tatar Barajları ile bu 2 kent arasındaki bağlantılar da kopma aşamasına geldi. Yine Dersim-Bingöl ve Dersim-Erzincan il sınırlarını oluşturan Munzur, Pülümür ve Mercan Vadileri’nde inşa edilen Dinar, Mercan, Çemişgezek ve Uzunçayır Barajları ile Dersim’in bu kentlerle olan bağlantı noktaları koparıldı. HES’ler ve barajlarla Dersim ablukaya alınırken, Mazgirt Köprüsü’nde inşa edilen Uzunçayır Barajı’nın suları kent merkezinden akan Munzur’a kadar ulaştı. (HABER MERKEZİ)