Etiket: peyik

  • 3000 rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılık: İşimiz zor ama ekmek parası için çalışıyoruz-VİDEO

    3000 rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılık: İşimiz zor ama ekmek parası için çalışıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Pülümür’deki üçbin rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılar zor koşullarda sürdürdükleri hayvancılığı ve yayla hayatını ajansımıza anlatarak, “Hayvancılık bitmeye yüz tutuyor, işimiz zor ama ekmek parası için çalışmak zorundayız. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı” dedi.

    Her kesimden herkesin çeşitli sorunlarla uğraştığı bir yerdir Dersim. Sadece insanlarının değil dağlarının, sularının, ağaçlarının, bitki örtüsünün, yaşayan canlı türlerinin de “insan” müdahalesinden kaynaklı sorunları bitmez. Bu yanıyla çok sık haber konusu olur ama yine de anlatıla anlatıla bitirilemeyen bir sorunlar ve gelişmeler yumağı içinde bulursunuz kendinizi.

    BAĞIR DAĞI YAYLACILARI

    O, anlatıla anlatıla bitirilemeyen sorun ağı içinde pek adı geçmeyenlerden biri de Dersim’in hayvancılıkla uğraşan yaylacılarıdır. Onlar sadece ilkbahar ve sonbaharda yerleşim yerlerinden uzun koyun konvoyları halinde geçerlerken görülürler. Sonrası onların mekanları, gözden ırak ıssız vadiler ve yüksek rakımlı dağlar olur. Çoğunluğu Çemişkezek’ten, bir kısmı da Hozat’tan karların erimesiyle birlikte sürüleriyle genelde Ovacık ve Pülümür yönlerine doğru yollara düşer, önce düşük rakımlardan başlayıp hayvanlarını otlata otlata yüksek rakımlı yaylalara doğru yol alırlar.

    Bu yüksek rakımlı yaylalardan biri de Dersim’in Pülümür ilçesindeki üçbin rakımlı Bağır Dağı etekleridir. Bugün adına Bağır Paşa denilip erilleştirilse de, Dersim Kızılbaş inancında önemli bir yeri olan tüm kutsal mekanlar gibi, orijinali dişil bir isim olan ‘Koyê Bağıre’dir. Kimilerine göre Nuhun Gemisi’nin ilk uğradığı yerlerden biri. Aynı zamanda 2021’de 1. Dünya Savaşı’ndan kalma top parçalarının bulunduğu yer olan Bağır Dağı, geniş mera ve otlaklarıyla yaylacıların da gözde mekanlarındandır.

    PİRHA olarak, havaların giderek soğumaya başladığı bir zamanda, kuş uçmaz kervan geçmez Bağır Dağı’ndaki yaylacılara konuk olduk. Üçbin rakımda, üç ailenin yaşadığı Bağır Dağı’nda dönüş öncesi hazırlıklarını yapmakta olan yaylacılarla bir günümüzü geçirdik ve onların yaşamlarını dinledik.

    “DERSİM’DE ÜRETİM ADINA YAPILAN TEK MESLEK HAYVANCILIK”

    Babadan, dededen kalma bir iş olduğu için çocukluğundan beri hayvancılık yaptığını ve çok uzun süredir tüm hayatını bu şekilde geçirdiğini belirten ve Çemişkezek’in Doğanlı köyünden olup şu anda Pertek’te yaşayan yaylacı Mehmet Benler, “Dersim’de üretim adına diyebilirim ki üreten kesim bu mesleği yapanlardır. Şu anda bizim bir keçi koyun birliğimiz var, üye sayımız yaklaşık 1500 civarındadır. Bizim mesleğimiz koyunculuktur. Yıllardır bu yaylaları kullanıyoruz. Eskiden yaylaları, bağlı oldukları köy tüzel kişiliği olan muhtarlıklardan ve kaymakamlıklardan alıyorduk, doğrudan köylüyle muhataptık. Son zamanlarda ise il mera komisyonu kararıyla bu yaylalar Tarım Bakanlığı ve İl Tarım Müdürlükleri üzerinden ihale ile veriliyor, parayla satılıyor” dedi.

    Dersim’de üretim adına yapılan tek mesleğin hayvancılık olduğunu ama bunun da bitmeye yüz tuttuğunu söyleyen Benler, “Konumu gereği fabrikamız ya da bir başka çalışma sektörümüz yok. Bu mesleği kendimize özgü yapıyoruz ama bu zorlukları çekerken, yaylaların kira bedeli karşılığında verilmesi bize ayrı bir külfet çıkarıyor. Ekonomik kriz ortadadır, hayvancılığın, çiftçinin hali ortadadır. Bu, göz önünde bulundurulmuyor, oysa bulundurulması gerekir” diye ifade etti.

    “HAYVAN BAŞINA İKİ MİSLİ OTLATMA PARASI VERİYORUZ”

    Alternatif olarak daha ucuza mal etme, maliyetleri daha da düşürme noktasında adımlar atabildiklerini ama bunun yeterli olmadığını ifade eden Benler, “Her yıl Tarım Bakanlığı’ndan küpe desteği alıyoruz ama diğer taraftan aldığımız küpe desteği hayvan başına 20-40 lira civarıdır. Biz bu yaylaya geliyoruz, il mera komisyonu var, devlete ayrı kira veriyoruz, özel mülkiyet sahipleri var, buralara bedelini ödemeyince, rızasını almayınca giremiyoruz. Bunların hepsini ödüyoruz. Yaylada otlatmak için hayvan başına iki misli otlatma parası veriyoruz. Bu maliyet hayvan başına 80 lirayı, hatta bazı yerlerde 100 lirayı buluyor” şeklinde konuştu.

    Yüksek otlatma maliyetlerine karşı alternatif geliştirdiklerini, daha kimse ihaleye girmeden taban fiyattan ve birbirlerini mağdur etmeden birlik olarak ihaleye girdiklerini ve bu sayede otlatma maliyetlerini 13-14 liraya düşürerek ucuza mal ettiklerini vurgulayan Benler, “Ama genel olarak bu sıkıntılarımız devam ediyor. Nakliye sıkıntılarımız var. Eskiden bu mesleği yaparken yaya yolculuk yapıyorduk. Hayvanlarımızı yürüterek gidebiliyorduk. Şimdi yürütmek yasaklandı, hayvanlarımızı araçlarla nakletmek zorundayız. Talebimiz ve zorlamamız üzerine bize, sadece geçebilmemiz için Ovacık üzerinden bir güzergah belirlediler ama bir de nakliye masrafı çıktı üzerimize” diye konuştu.

    “EKONOMİK SIKINTIDAN EN ÇOK BİZ ETKİLENİYORUZ”

    Ekonomik sıkıntılardan en çok ve birebir etkilenenlerin kendileri olduklarını çünkü ürettiklerini kendilerinin pazarlayamadıklarını, kendilerine öyle bir imkan verilmediğini söyleyen Benler, “Örneğin ben mandıracıya ürün veriyorum. Kendi aracım var, nakliyesini yapıyorum. Buradan peyniri yükleyip götürüyorum ama bir kontrol noktasına girdiğim zaman bana faturasını soruyorlar. E ben köylüyüm, faturasını nerden bulacağım, nereden getireceğim” diyerek yaşadığı bu duruma itiraz etti.

    Birçok zorluk yaşadıklarını anlatan Benler, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Bu memlekette üretim esas alınmıyor ama alınması gerekir. Bu ekonomik krizde ancak böyle kalkınabiliriz. Burası Pülümür, Bağır Dağı yaylası ve biz kendi cephemizden baktıklarımızı görüyoruz sadece, ötesini bilmiyoruz.”

    “ÖNCE MANDIRA, SONRA KENDİ İHTİYAÇLARIMIZ İÇİN ÜRETİM YAPIYORUZ”

    12 Haziran’da Hozat’ın Peyik (Çağlarca) köyünden buraya geldiklerini belirterek söze başlayan yaylacı Zeki Akgönül ise, peyniri satarak geçindiklerini, ürünlerini önce mandıraya verdiklerini, mandıra kalktıktan sonra da kendi ev ihtiyaçları için üretim yaptıklarını dile getirerek, “Son bir-bir buçuk ay kendimiz için üretim yapıyoruz. Normal taze ot su gibidir ama biraz yaşlanınca, kamilleşince kartlaşıyor. Süt azalıyor o zaman. Süt azalınca kendimize ayırıyoruz, tanıdıklarımıza veriyoruz. Normalde piyasada satmıyoruz” dedi.

    “İŞİMİZ ZOR AMA EKMEK PARASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

    Yaylada şu anda üç aile olduklarını ve eğer yağış olmazsa ay sonuna doğru köylerine döneceklerini söyleyen Akgönül, son olarak şunları söyledi:

    “Geldiniz, gördünüz. İşimiz oldukça zor ama ekmek parası için mecburen çalışıyoruz. Bazıları ekmek parası için yurt dışına gitti, başkalarına çalışıyorlar köle olarak. Biz kendi memleketimizde, kendi emeğimizle çalışıyoruz ama hiçbir şeye değmiyor. Şimdi biz araçla gideceğiz. Kamyon buradan Çağlarca’ya onbeşbin lira istiyor. Ben dört kamyon yükleyeceğim, altmış bin lira yapıyor. Kazancım ne olacak ki altmış bin lira vereyim. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı.

    Ben şehirleri pek sevmiyorum. Çünkü şehirde çok kişi görüyorum, hep kahve aralarında sokaklarda.”

    NURAY ATMACA- EYÜP HANOĞLU-KAMİL MURAT DEMİR/DERSİM

  • Alevi çalıştayında ‘Alevi Medya Platformu’ kurulması önerildi-VİDEO

    Alevi çalıştayında ‘Alevi Medya Platformu’ kurulması önerildi-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Balıkesir Edremit’te bir araya gelen Alevilerin yaptığı program taslağı çalıştayı üçüncü gününde Aleviler ve Basın Yayın (Peyik) program taslağı açıklandı. Taslak raporda, önümüzdeki gelecek 30-40 yıllık süreçte, Alevi-Bektaşi örgütlerinin medya alanındaki çalışması nasıl olması gerektiğine dair öneriler sunuldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Balıkesir Edremit’te bir araya gelen Alevilerin yaptığı çalıştay üçüncü gününde de devam ediyor.

    Çalıştayın ilk gününde (9 Mart) 12 farklı odada farklı konular tartışıldı. Bu konular üzerinde hazırlanan program taslak rapor halinde sunuluyor.

    Aleviler ve Basın Yayın (Peyik) odasında Aydın Deniz, Ahmet Koçak, Turabi Kişin, Fuat Ateş, Haydar Aygören, Recai Aksu, Nilgün Mete Muslu, Hüseyin Kelleci, İsmail Yıldırım tarafından yapılan toplantının program taslak raporu Aydın Deniz tarafından sunuldu.

    Deniz, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun en zayıf olduğu alanlardan birisinin medya olduğunu söyledi. Deniz, “Mevcut iktidar, kendisi gibi düşünmeyen, kendisinden yana olmayan medya kurumlarını OHAL bahanesiyle kapattı. Bilindiği üzere sistem bir topluma müdahale etmek istediğinde ilk yaptığı işlerden biri onun kendisini ifade edebileceği araçları ortadan kaldırdı” dedi.

    “ALEVİLERİN SESLERİNİ DUYARACAK KANALLAR KALMADI”

    OHAL sürecinde basına saldırıda Alevilerin de nasibini aldığını dile getiren Deniz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İktidar, kendi siyasi görüşüne karşı olan tüm muhalefeti etkisiz hale getirmek için bütün olanaklarını kullanıyor. Televizyon kanalları, radyolar, gazeteler, dergiler ve internet siteleri kapatıldı. Geri kalan ana akım medya kontrol altına alınarak, hep birden hükümetin ağzı ile konuşmaya zorlandı.15 Temmuz darbe girişimin ardından Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) aralarında Yol TV, TV10, İMC TV ve Hayatın Sesi TV’nin de bulunduğu birçok radyo ve TV kanalını kapattı. OHAL rejimi ile kapatılan bu kanalların bazılarında Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun kültürel, inançsal değerlerine yönelik yayınlar yapılıyordu. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu bugüne kadar ne yazık ki, bu kanalların dışında sesini duyuracak bir mecra bulamamıştı. Şimdi bu kanalların kapanmasıyla sesini duyuracak hiçbir olanağı kalmadı.”

    Mevcut iktidarın ve geleneksel devlet anlayışının asimilasyon politikalarına karşı direnmek için medya araçlarına ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Deniz, bu nedenle gazete, dergi, TV, radyo vb. medya araçlarının acilen örgütlenmesine ihtiyaç var. Bu aynı zamanda Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancının kendi değerlerinin ısrarlı savunucusu olması anlamına da gelecektir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun medya alanındaki zayıflığı ortadayken maalesef elle tutulur bir basın-yayın politikasının olmadığı da bir gerçek” dedi.

    “İNKAR EDELİN DİLLER, İNANÇLAR VE HALKLAR ALEVİDİR”

    Deniz, Alevi inancının özgünlükleri esas alınarak dikkat edilmesi gereken temel ölçüleri şöyle sıraladı:

    • Bu anlamda Alevi basın yayın çalışmalarında yer alan biz gazetecilerin önceliği Yol’a hizmet ise o zaman Yol’a doğru başlamamız lazım. Bir anlamda kültürel, ideolojik, düşünsel, felsefi, vicdani ve ahlaki olarak Yol’a girmemiz, yolu yaşamamız gerekir. Çünkü başkalarının gösterdiği yoldan yürürseniz, kendi istediğiniz yere değil, onların istediği yere varırsınız.
    • Toplumumuzun tarihsel gerçekliğine baktığımızda çoğulcudur. Her rengin, her inancın, her dilin, her etnik yapının bir arada yaşamasına açık bir toplumdur. Demokratik karakterini buradan alır. Tekçiliği reddeder. İnkarı, asimilasyonu reddeder. Asgari düzeyde de olsa bu karakteri benimsememiş bir gazeteci ya da yayın kuruluşu Alevi toplumunun gazetecisi olarak kabul görmemelidir.
    • Toplumumuz barışçıldır. Tarih boyunca kendi kendisine yeten ve kendi emeğini esas alan bir toplum olarak savaşlara, talanlara, sömürü politikalarına karşı durarak varlığını sürdürmüştür. Alevi gazeteciliği toplumumuzun bu özelliğini görmek ve bunu doğru içselleştirmek durumundadır. Aksi durumda resmi ideolojilerin kalemşoru olmaktan kurtulamaz.
    • Türkiye’nin etnik ve inanç temeli sorunları demokratik yöntemlerle çözülmediği müddetçe Türkiye’deki hiçbir soruna çözüm üretilemiyor ve kangren yaygınlaşıyor. İnancımızın demokratik barışçıl karakteri gereği bu sorunların demokratik yöntemlerle çözümünden yana bir yayıncılık yapmayı gerektirir. Aksi takdirde ırkçı, inkarcı ve asimilasyoncu politikalara hizmet etmekten kendimizi kurtaramayız.
    • İnancımızın karakteri gereği her türlü iktidar özentisi ve hastalığından uzak, saygın ve mütevazı bir yayıncılık esas alınmalıdır.
    • Ana akım medyayı esas alan bir gazetecilik onun kötü bir karikatürü olmaktan kendisini kurtaramaz. Gücü şaşaalı teknikte, popüler kültür ve kişilerde arayan ‘Alevi gazeteciliğinin’ büyük paralara rağmen tutmadığını geride bıraktığımız tarih bize gösterdi. Bize ait olmayanı bize aitmiş gibi göstermenin de sonuç vermediğini gördük. O halde bize ait olana yönelmek, onu görünür kılmak, ondan utanmamak, tam tersine onur duymak gerekir.
    • İnancımızın en değerli özelliklerinden biri de kendi dışındaki varlıklara saygılı olması, onlarla birlikte yaşamayı bilmesidir. Varlığını diğerinin varlığına borçlu bulmasıdır. Önce evrendeki tüm varlıklar için dua ettikten sonra kendisi için dua eden bir felsefenin yayıncılığını yapacaksak; çevre, çocuk, kadın bizim için Alevidir. İnkar edilen diller, inançlar ve halklar bizim için Alevidir. Emek mücadelesi Alevidir. Bu ve benzeri kesimleri ilgilendiren bütün sorunlar yayın politikamızın merkezinde yer almalıdır.

    “ALEVİ MEDYA PLATFORMU”

    Tüm demokratik kurumların kaynaklarını birleştirecek ortak ve tek bir medya çalışmasının esas alınması gerektiğini vurgulayan Deniz, bunun için bir ‘Alevi Medya Platformu’ şeklinde bir çalışma yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

    Deniz, basın yayın, belgesel, sinema vb. alanlarda inancın ihtiyaçlarına hizmet vermeye çalışan tek tek bireylerin ve kurumların teşvik edilip çalışmaları sahiplenmesi gerektiğini vurguladı.

    Deniz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Gençlerin ve kadınların medya çalışmalarına katılmaları teşvik edilmeli, katkıları mutlaka alınmalıdır.

    Demokratik örgütlerimiz için mali kaynak yaratmak ise taliplerin gücünü seferber etmek demektir.

    Demokratik örgütler, devlet, belediye ya da Alevi işadamlarının(!) desteğine, modern deyişle ‘sponsorluğuna’ dayanarak istikrarlı ve sürekli bir medya çalışması yapamaz. Yapılacak tüm bağışlar, alınacak karşılıksız yardımlar her hangi bir siyasi yük ya da kısıtlama taşımaları kaydıyla, ancak taliplerin kuruş kuruş biriktirdiği kaynaklara ek olabilir.

    Örgütler yayınlar ve medya için taliplerin ihtiyaçlarını yanıtlarken onların katkılarını almayı başarmalıdır. Bu, tüm örgütlerin somut, günlük çalışmasının bir parçası haline gelmelidir. Abone kampanyaları, yayın satışına yönelik toplantılar, imza günleri, film gösterileri, vb. örgütlerin düzenli çalışması haline gelmelidir.

    Demokratik örgütlerde, taliplerin kuruş kuruş biriktirdiği fonların çarçur edilmemesi gerekir.

    YAYINLARIN YÖNETİMLERİDE BAĞIMSIZLIK

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin kendi yönetim kurullarından bağımsız çalışan yayın yönetim ya da editörlük kurulları olmalıdır.

    Yönetim kurulları, yayınların hedeflerini ve çalışmalarının en genel çerçevesini çizmeli, yıllık bütçelerini hazırlamalıdır.

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin yönetim kurulları, yayın yöneticilerini, editörlük kurullarını demokratik yöntemlerle seçmeli ve atamalıdır.”

    ALEVİ MEDYASINDA ESAS ALINMASI GEREKENLER

    Deniz, Alevi medyasında esas alınması gereken noktaları ise şöyle sıraladı:

    “Tek bir görüşün değil, her konuda en iyi ifade eden, katkı yapanların yayınlara katkı yapması amaçlanmalı, çoğulculuk esas alınmalıdır. Sansürcülük, görüşleri bastırmak ya da müdahale etmek söz konusu olmamalıdır.

    Türkiye’de yayınlar ve yayıncılar üzerinde süregiden baskıların ölçeğini dikkate almak zorunludur. Bu anlamda devletin sansürüne karşı mücadele de Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin en önemli çalışma alanlarından biri olmalıdır.

    İntihal – Bilgi hırsızlığına yer yok: Nefeslerde şah beyti okunduğunda niyaz eden toplum, bilgiyi-sanatı-emeği yok sayar hale geldi! Emeğe saygının gereği olarak, medyamızda bilgilerin kaynağını göstermek, çalışma yapan canları ve geçmişte yapılan katkıları saygıyla anmak demektir. Bu modern çalışma tarzı bizim ortak platform yayınlarımızda layıkıyla uygulanmalıdır.

    Kullanılacak dil: Kullanacağımız dilimiz yol dili, Alevi dili olmalıdır.

    Telif Hakkı: Yayınlara katkı yapanlara mutlaka “Telif Hakkı” ödenmelidir. Kimseyle rekabet etmiyoruz, etimiz-budumuz kadar bir ödeme de olsa “Kul Hakkı”nı, rızalığı esası alan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun medyası bu ölçüyü esas almalıdır.”

    “DÜŞÜNCEDE, MEDYADA DEMOKRASİ”

    Deniz medya üzerine önerilerini de anlattı:

    “Alevi-Bektaşi-Kızılbaş demokratik kurumları bu yayın organlarını yeniden güçlü bir şekilde hayata geçirmelidir. Avrupa ve Türkiye koşulları değerlendirilmelidir.

    Hali hazırda yayın yapan yerel radyolarla iletişime geçilmeli, Alevi kurumlarının ve Alevi toplumunun sorunları üzerine programlar yapılması teşvik edilmelidir.

    ABF ve bileşenleri ve diğer Alevi kurumları bu çalışmalara fon (mali) destek sunmalı, olanaklar yaratmalı.

    ABF, kısa dönemde kendi çalışmalarını anlatan bülten çıkartabilir.

    Alevi haber ajansı, TV, Radyo, Dergi, Gazeteleri vb,, yayın organlarını beslemesi açısından önemlidir. Her Alevi-Bektaşi-Kızılbaş Derneği şubeleri doğal muhabir görevleri yaparak, Alevi haber ajansını beslemeli sesini ajans aracılığı ile kamuoyuna duyurmalıdır.

    Sosyal medya, Facebook, Twitter, Instagram, Periscope, YouTubo, WhatsApp, gibi sosyal medya mecralarını doğru kullanımını teşvik etmek için bir ekip oluşturulmalı, profesyoneller tarafından eğitilmeli. Web siteleri işlevsiz, sitelerin işlevli hale getirilmelidir.”

    ALEVİ GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK

    Deniz son olarak tutuklu Alevi gazeteciler Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir olmak üzere tüm tutuklu basın emekçilerinin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını istedi. (HABER MERKEZİ)

  • Aydın Deniz’den ev işaretlemelere tepki: Tarih Tekerrür eder mi?

    Aydın Deniz’den ev işaretlemelere tepki: Tarih Tekerrür eder mi?

    PİRHA- Malatya’da yaşayan Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesine dönük tepkiler devam ediyor. Peyik gazetesindeki köşesinde saldırıyı değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “1978 de yaşanan Malatya, Maraş, Çorum katliamları ve 1993 Sivas, 1995 yılında Gazi Katliamı’nı hatırlattı. Deniz, bu katliamların ortak özelliği sadece Alevilere yönelik olması değil aynı zamanda iktidarın gerek ekonomik gerek dış politikada tıkandığı dönemde ve krizlerin hemen öncesinde yaşanması da tesadüf değildir” dedi. 

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Tarih Tekerrür Eder mi?” başlığı ile kaleme aldığı yazıda Malatya’da Alevilerin evlerinin işaretlenmesine tepki gösterdi.

    Aydın Deniz yazıda, “18 Nisan 1978 tarihi Malatya’da yaşayan Alevilerin inançlarından dolayı ölümle karşı karşıya kaldıkları günün başlangıcıdır. Üç gün süren katliamda sekiz kişi Hakk’a yürümüş, yüzün üzerinde yaralanmış insanımız 900’ün üzerinde dükkan, ev ve mesken hasara uğratılmıştı. Yaşananlar yüzünden binlerce insan farklı yerlere göç etmek zorunda kalmıştı. Tıpkı Maraş ve Çorum katliamı öncesi olduğu gibi Malatya’da da evler işaretlenmişti. Yani ev işaretlemeleri yeni katliamların habercisi olarak algılanır Alevi toplumunda bundan dolayı ciddi kaygılar taşırlar” dedi.

    Deniz yazısına şöyle devam etti:

    “1978’de yaşanan Malatya, Maraş, Çorum katliamları ve 1993 Sivas ayrıca 1995 yılında Gazi katliamının ortak özelliği sadece Alevilere yönelik olması değil, aynı zamanda iktidarın gerek ekonomide, gerek dış politikada tıkandığı ve krizlerin hemen öncesinde yaşanması da tesadüf değildir. Şu an ülkemizin gerek ekonomik olarak tıkanması ( son bir ayda    Türk Lirasının  %20 devalüasyona uğraması ) gerekse dış politikada tıkanması ve Malatya’da işaretlenmelerin olması acaba tarih tekerrür mü edecek sorusunu akla getiriyor. Yani yeni bir Alevi katliamı olur mu sorusu tüm Alevilerin kafasından geçiyor.

    “SALDIRILARA SESİNİ ÇIKARTACAK YEGANE GÜÇ ALEVİ HAREKETİDİR”

    Aydın Deniz, Alevilerin tercih edilmesi de tesadüf değildir diyerek şunlara dikkat çekiyor:

    “Çünkü; Osmanlı devletinden cumhuriyete, cumhuriyetten günümüze kadar hakim inancın Sünni- Hanefi olması ve kendi tabanını Alevilere yönelik kin nefret söylemleri ile kemikleştirmesi, yaşanan katliamların meşrulaşmasına da neden olmaktadır. Daha önceki işaretlemeler ve saldırılarda olduğu gibi Malatya’nın da failleri ortaya çıkarılmayacaktır ki bulunsa bile cezasızlık uygulanacak, hiçbir şey olmamış gibi davranılacaktır. Önümüzdeki süreçlerde Alevilerin yaşayabileceği tehlikelere karşı gerek en güçlü sesi çıkartacak gerekse önlemleri alacak yegane güç Alevi Hareketidir. Bunun tek alt yapısı da bir olmak, iri olmak ve diri olmaktan geçmektedir.”

    (HABER MERKEZİ)

    Yazının tamamı

    http://www.peyik.com/tarih-tekerrur-eder-mi-39304.html

  • Pir Zeynel Kete: Ahlak dinselleştirilerek bireyler nesne haline getirilmektedir

    Pir Zeynel Kete: Ahlak dinselleştirilerek bireyler nesne haline getirilmektedir

    PİRHA- Pir Zeynel Kete, Peyik gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı “Din ve Ahlak Bilgisi Dersinin Dayanılmaz Ağırlığı” yazıda, imam hatip liselerinde zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yerine Din ve Ahlak bilgisi dersinin konulmasını, “İtaat dinsel referanslarla, meşrulaştırılmakta, Din ve Ahlâk Bilgisi derslerinde, Ahlak dinselleştirilerek bireyler nesne haline getirilmektedir” diye yorumladı. Kete, “Çok dogmatik bir İslam ve din karşıtlığı, kuru bir red ne insanlığa ne de toplumsal barışa hizmet eder” dedi. 

    Eğitimin, yap-boz tahtasına çevrildiği, liselerin imam hatipleştirildiği, müfredatın Türk-İslam anlayışına göre şekillendirildiği bir sistem Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hayata geçirilmeye devam ediliyor.

    Eğitimci-Yazar Şığh Çoban Ocağı evlatlarından Pir Zeynel Kete, internet gazetesi Peyik’teki köşesinde kaleme aldığı yazıda, eğitim sistemine, eğitim sistemindeki din derslerine ve kültür kelimesinin neden derslerden çıkartıldığını yazdı.

    “MÜFREDATLAR BİR İDEOLOJİYİ MEŞRULAŞTIRMAK İÇİN GÖREV YAPARLAR”

    “Eğitim’in tek tipleştirebileceği gibi, özgürleştirici bir boyutu da vardır” diyen Pir Zeynel Kete şunları yazdı:

    “Eğitim bilgi birikimiyle beraber bir güç de oluşturuyor. Bu manada önemli olan gücün muhtevasıdır. Okullar, müfredat programları bir ideolojiyi, disiplini, görüşü, meşrulaştırmak için görev yaparlar. Çok güçlü bir içsel meşruluk olmazsa inananlar inançları uğruna ölümü göze alırlar mı? Ya da yaşatılan bunca zulme sessiz kalırlar mı? Adil olmayan bu sistem nasıl meşrulaştırılmaktadır?
    Bundan dolayı eğitim ve eğitimle ilgili kurumlar, müfredat üzerinde bunca oyunlar oynanıyor. İktidarcı zihniyetler için eğitim; amaçlarına uygun bireyler inşa etmektir. Bunların elinde eğitim en büyük meşrulaştırıcı araçtır. Özellikle AKP hükümetinin iktidara geldiği günden beri, akşam sabah müfredat programı ile oynamalarının temel nedeni bu gerçekliktir.”

    “EMEVİ İSLAM ANLAYIŞI TOPLUMUN MERKEZİNE YERLEŞTİRİLİYOR”

    Pir Zeynel Kete, “İmam Hatip liselerinde zorunlu Din kültürü ve Ahlâk Bilgisi” dersi kaldırıldı. Bu çok önemlidir. Niye kaldırıldı? Kültür sözüne tahammülleri yoktur. “Kültür ” sözünü kaldırıp ” Din ve Ahlak Bilgisi” olarak dersleştirdiler. “Kültür” kavramına tahammülleri yoktur” diyerek şunları kaydetti:

    “Din ve Ahlâk Dersi ile itaat ekseninde birey, toplum, devlet ilişkisi sağlanmaya çalışılıyor. iktidar ekseninde toplumsal uyum, var olanla yetinme, mevcut düzeni pekiştirici, meşrulaştırıcı bir rol oynamaktadır. Bu dersle, her vatandaş olana razı olma, din, aile ve devlet merkezli bir aklın dışına çıkmaması sağlanır. İslamiyet’in Anti-kapitalist yönünden ziyade, Emevi islam anlayışı, ailenin ve toplumun merkezine yerleştirilmektedir. Böylelikle bireyler önce ailesine karşı aşırı itaatkar, ardında itaat mevcut iktidara yapılmakta ve itaatkar bir toplum var edilmektedir. Din ve Ahlâk Bilgisi derslerinde çok dogmatik Emevi İslam anlayışı devamlı kurumsallaştırıldı. Her dönemde siyasi iktidarlar devletin ideolojik ve zor aygıtlarını kullanarak başta eğitim sistemi olmak üzere, dinî kurumları, kendi ideolojik, siyasal hedeflerine uygun olarak biçimlendirmek için yoğun çalışmalar yaptılar. Bu biçimlendirmenin araçları, figüranları, yöntemleri zamana ve mekâna göre değişse de, senaryosu, yönetmeni, hikmeti, hükümet hiç bir zaman değişmedi. İtaat dinsel referanslarla, meşrulaştırılmakta, Din ve Ahlâk Bilgisi derslerinde, Ahlak dinselleştirilerek bireyler nesne haline getirilmektedir.”

    Son olarak “Bu durumu gerici, ilkel, softa, çağdışı gibi kavramlarla anlatmak, karşıtlık üzerinde siyaset yapmak olayın ciddiyetinin farkında olmamaktır. Çok dogmatik bir İslam ve din karşıtlığı, kuru bir red ne insanlığa ne de toplumsal barışa hizmet eder” diye yazan Pir Kete, “Hem İslamiyet’te hem de diğer dinlerdeki olumlu yanlar, Ahlaki politik yanlar insanlığın ortak mirasıdır” dedi.   (HABER MERKEZİ)

    Yazının tamamı; http://www.peyik.com/din-ve-ahlak-bilgisi-dersinin-dayanilmaz-agirligi-35784.html

     

     

  • HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş: Alevilerin açtığı her alan erkek kaynıyor

    HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş: Alevilerin açtığı her alan erkek kaynıyor

    PİRHA- HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş Gazete Peyik’teki yazısında, “Alevi kadınları özgürdür, bizde can vardır ifadelerine fazlaca kendimizi kaptırdık ve savunmasız kaldık. İçinde yaşadığımız dünyanın ne kadar kadın düşmanı olduğunu, inancımız içinde de bu aklın etkilerinin bizi nasıl mutfağa ittiğini görmedik” diyor.

    HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş Alevi internet gazetesi Peyik’e yazdığı yazıda Mustafa Yetgin tarafından okul çıkışında katledilen Helin Palandöken cinayetinin ardından Alevi toplumunda kadının yerini sorguluyor.

    Küçükkeleş, yazısında iki soru yöneltiyor: “Birincisi Alevilerin kadınlarına nasıl yaklaştığı, ikincisi ise Alevi kadınların kadın sorununa nasıl yaklaştığı.”

    “NORMAL OLANI İLERİCİLİK OLARAK GÖSTERDİK”

    İki soruya cevap arayan Küçükkeleş, ilk soruya yanıtına, “Biz hep tarihi anarken çok sayıda kadın ismi anarız bunun en büyük sebebi Alevi toplumunun geçmiş yaşam koşulları ile yakından ilgilidir. Toplum kadın erkek ayırmaksızın bilgisini, yaşamını, şekillenişini birlikte yaşayınca güçlü kadınlar çıkarması da mucize değil, olağandır. Bizler vurgu yaparken o kadınları anma ihtiyacını eril sistemler ile karşı karşıya kalınca duyduk. Örneklemeler yaparak Alevilerin bakışını ve yaşam farkını ortaya koymaya çalıştık. Aslında normal olanı ilericilik gibi gösterip övünç kaynağı yaptık. Oysa ki toplumsal özelliklerimizin doğal sonuçlarıydı.” diye başlıyor.

    “ALEVİLERİN AÇTIĞI HER ALAN ERKEK KAYNIYOR”

    “Alevilerin açtığı her alan erkek kaynıyor” diyen Küçükkeleş, “Dışarıdan bakanın AKP görüntülerinden ayırt edemeyeceği görüntüleri oluşturuyor yakından bakanın sadece badem bıyık ve tesettür ayrımını yapabileceği tabloları oluşturmaya devam ediyoruz. Badem bıyık yok ama ceket, kravat tamam, tesettür yok ama ceme katılırken alelacele başını örtmeye çalışan kadın çok. Bütün mikrofon ve koltuklar erkeklerin, ne kadar bulaşık varsa kadınların olmaya devam ettiği bir yol kendinin AKP’den farklı olduğunu nasıl iddia edebilir. Cumhurbaşkanının HANIM kardeşim diyerek ev, eş ve çocuk dışında görev vermediği kadınlara Alevi toplumunun başka bir görev verdiği söylenebilir mi? Cevap verelim söylenemez” diyerek eleştirisini sunuyor.

    “İnancının içinde güçlenme olanağı bulamayan Alevi kadınların yaşam içinde güçlenme olanakları maalesef mümkün değil” diye yorumlayan Küçükkeleş, Alevi kadınlarının kendilerini başarılı olarak ifade edebildikleri tek alanın siyaset olduğunu, oraya dahil olanların da maalesef Alevi kimliklerinin düşünsel olarak değil ama içinde bulundukları alan açısından ikincil duruma dönüştüğünü belirtiyor.

    “ALEVİ KADINLAR DA ÖZ ELEŞTİRİ VERMELİDİR”

    Alevi kadınlarının da özeleştiri vermesi gerektiğine vurgu yapan Küçükkeleş,  “Alevi kadınları özgürdür, biz de can vardır ifadelerine fazlaca kendimizi kaptırdık ve savunmasız kaldık. İçinde yaşadığımız dünyanın ne kadar kadın düşmanı olduğunu, inancımız içinde de bu aklın etkilerinin bizi nasıl mutfağa ittiğini görmedik” diyor.

    “Alevi erkekleri bizleri diğer toplumun kadınları ile kıyaslayıp şanslı görürken bizler de ölçütü Sünni kadınlar saydık” diyen Küçükkeleş, “Türkiye’de bu kadar kadın cinayeti varken “bizim kocalarımız bizi öldürmüyor bu konuda mücadeleye gerek yok, şiddete uğrayanımız az onu da kendi içimizde idare ederiz” dedik ve kadın hareketleri ile ortaklaşmadık. Oysa Özgecan, Saray ve Helin’in başına gelenler bu coğrafyada her an her birimizin başına gelebilecek neredeyse sıradan vakalar. Alevi olmamız katledilmemize engel değil, tam tersine tekçi eril zihniyet için artı bir gerekçedir” diye belirtiyor.

    “YÜRÜYÜŞ ALEVİ KURUMLARINA DOĞRU YÖNELMELİ”

    Helin için eylemler yapanlara da seslenen Küçükkeleş yazısının sonunda şu çağrıyı yaptı:

    “Tuzla’da Helin için bir araya gelip yürüyen kadınlardan bir beklentimiz var. Yürümeleri çok anlamlı ama orada kalmamalı. Yürüyüş Alevi kurumlarına doğru yönelmeli. Protesto etmek için değil görev almak, değiştirip dönüştürmek için. O zaman sözümüz Tuzla semalarında asılı kalmaz. O zaman bu sistemle daha güçlü mücadele edebiliriz. O zaman Alevilik bu topraklarda asimilasyon ile mücadele edeceğini ilan etmiş olur.”

    Yazının tamamını şu linkten okuyabilirsiniz:

    http://www.peyik.com/helinin-ardindan-28729.html

  • TV10 acılı sevinçli anlarıyla aslında tam bir yol hikayesidir

    TV10 acılı sevinçli anlarıyla aslında tam bir yol hikayesidir

    PİRHA – TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, KHK ile kapatılan TV10’un birinci yılında Peyik haber sitesinde ‘Kerbela’dan bu güne bir yudum su…TV10 Hikayesi’ başlıklı yazı kaleme aldı. Büyükşahin, TV10’nun kapatıldığı günü anlatırken, “O kapıyı bırakmak çok zor olmuştu bizim için. Çok duygusal anlar yaşanmıştı. Yıllarca toplumumuza hizmet eden bu kapı gasp edilmişti” dedi. 

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, televizyonun kapatılmasının birinci yılında ‘Kerbeladan bugüne bir yudum su…TV10 Hikayesi’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Büyükşahin, yazısında TV10’nun kapatılma sürecini değerlendirip, “Bu bir yılda ilk andan başlayarak çok şey yaşadık. Çok dolaştık, sokaklara çıktık, eylemler yaptık, toplantılar görüşmeler yaptık” dedi.

    Büyükşahin’in yazısının bir bölümü ise şöyle:

    “En çokta yanımızda kadınlar oldu, anneler oldu. Güzel Şahin gibi bizi sımsıkı sarmalayıp içimizi ısıtan analar oldu.

    Şükrü Samsunlu’yu televizyon binasında, Güzel anayı da meydanda kaybettik. Sırladık, Hakk’a uğurladık. İki büyük kayıp. Bu da bizim bedelimiz oldu.

    Güzel ana meydandaki bir konuşmasında “kim dardaysa biz oradayız” diye haykırıyordu.

    Sevgili Samsunlu’nun annesi “Oğlumun televizyonunu kapatmışlar, açıyorum kanalı ekran simsiyah” demeye devam ediyor.

    Maraşlı bir annemiz “Geberesiceler, niye Şukomun televizyonunu kapatmışlar” tepkisine devam ediyor.

    Belki de en zor olanı “Televizyonu ne zaman açacaksınız?” sorularına tatmin edici cevaplar verememekti.

    “Ne zaman televizyon açılacak, aman uğraşın, boş bırakmayın, bekliyoruz.” Aslında her gün, her yerde bunun gibi söylemlere sıkça rastladığımız için epeyce alışmıştık.

    Fakat en çok içime işleyen de bir cemevinde hiç tanımadığım yaşlı bir teyzenin bana söyledikleriydi. Teyze “ Yavrum ev zindan gibi oldu. Sanki evde sular kesik, susuz kaldık. Elim hiçbir işe gitmiyor. Tek meşgalemiz oydu. Bu televizyonu açın artık”  diyerek sitem ediyordu. Boğazım düğümlenmişti. Ona hukuksal mücadeleden, sokaklardaki eylemlerden bahsetmemin bir anlamı yoktu. Duygularını en iyi su ile anlatmıştı. Bir ‘ev hanımının’ evde suyla olan ilişkisini bir düşünün bakalım. Eve mahkum ettiğimiz kadınların, yemek, temizlik vb için suya olan ihtiyacını varın siz düşünün artık. Ona verecek bir cevabım yoktu. Ne yapabilirdim ki? Sadece ellerinden tutabildim, sonrada sarılarak teskin etmeye çalıştım.

    Bu teyzenin söyledikleri belki de televizyonu en iyi anlatan cümlelerdi. Televizyonun toplumla nasıl bir bağ kurduğunun da en somut göstergesiydi. Özellikle Alevi toplumuyla ete kemiğe bürünen bir bağ kurmuştu TV10.”

    Yazının tamamını buradan ulaşabilirsiniz.

     

  • Peyik yazarlarından Aydın Deniz: Ortak bir hatta yol haritası belirleyerek mücadele etmeliyiz

    Peyik yazarlarından Aydın Deniz: Ortak bir hatta yol haritası belirleyerek mücadele etmeliyiz

    PİRHA- 17 Eylül mitingini Peyik gazetesindeki köşesine taşıyan Aydın Deniz, “Önümüzdeki yüz yılın hazırlığını yapan AKP hükümetine iş işten geçtikten sonra dur demek anlamsız hal alacaktır. Bu nedenle bu eğitim sistemine karşı olan her kesimin amasız ve fakatsız ortak bir hatta yol haritası belirleyerek mücadele etmesi geleceğimiz için elzem bir konudur” diye yazdı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Eğitim -Sen öncülüğünde laik, bilimsel ve anadilde eğitim için 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydan’ında yapılan mitingin yankıları devam ediyor. İnternet portalında yayın yapan Peyik gazetesi yazarlarından Aydın Deniz konuyu köşesine taşıdı. “Asimilasyon ve Eğitim” başlığı ile kaleme aldığı yazıda Deniz, herkesin ortak talebi olan laik, bilimsel eğitim mitingine bazı alevi kurumlarının katılmamasını eleştirdi.

    “NE ZAMAN, NASIL İTİRAZ EDECEKLER”

    Yazısında, “Bu miting için Alevi Bektaşi Federasyon yöneticileri, kurum başkanları,  kurum yöneticileri ve üyeleri canla başla çalışma yaparken bazı Alevi federasyonları bileşenleri, dergah kurumları ortak karar alınmadığı için mitinge destek vermediler” diyen Deniz, “Bu kadar can alıcı bir konuda ortak karar olmasa da destek vermek gerekmez miydi? Kurum yönetmek ve örgütlü olmak bu kurumlar için ne anlama geliyor bilmiyorum ama Alevilik için artık ciddi bir asimilasyon aracı olan eğitim sistemine ne zaman nasıl itiraz edecekler bir açıklama yaparlarsa bizlerde bilgi sahibi oluruz” diyerek tepki gösterdi.

    “AMASIZ-FAKATSIZ ORTAK BİR HATTA YOL HARİTASI BELİRLENMELİ”

    Bugün ve yakın süreçte laik, demokratik ve bilimsel eğitimi savunanların taleplerini haykırmaları bilinir ve görünür hale getirmelerinin son derece önemli olduğuna vurgu yapan Deniz,  “Önümüzdeki yüz yılın hazırlığını yapan AKP hükümetine iş işten geçtikten sonra dur demek anlamsız hal alacaktır. Hükümet tüm itirazlara karşı kulağını ve gözünü kapatmış bu konuda hedefleri doğrultusunda çalışmaya devam etmektedir. Bu nedenle bu eğitim sistemine karşı olan her kesimin amasız ve fakatsız ortak bir hatta yol haritası belirleyerek mücadele etmesi geleceğimiz için elzem bir konudur” dedi.

    “İMAM HÜSEYİN YOLUMUZA IŞIK TUTMAYA DEVAM EDİYOR”

    Deniz son olarak Yas-ı Muharrem orucunun ilk günü olduğunu belirterek, “Kerbela şehitlerinin yasını tuttuğumuz bugünlerde İmam Hüseyin yolumuza ışık tutmaya devam ediyor. Zalime biat etmeyen mazlumdan yana olan duruşu her ne kadar canından etse de cemlerimizde ona olan ağıtlarımız ve gözyaşlarımızla her yıl Muharrem ayında tutuğumuz matem oruçlarımızla var olmaya devam ediyor. Tutulan Masum-u Pak, Fatıma Ana ve Yas-ı Muharrem oruçları Hakk katında kabul olsun Can’lar” diye yazdı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi gazetesi Peyik yayında: Peyiklerden, haber dolusu bir merhaba

    Alevi gazetesi Peyik yayında: Peyiklerden, haber dolusu bir merhaba

    PİRHA- Alevilerin sesine yeni bir renk daha katıldı. İnternet portalından yayına merhaba diyen Gazete Peyik, Alevilerin politik, sosyal, kültürel ve ibadet dünyasını yansıtmayı hedefliyor.

    Yayın hayatına başlayan gazetenin yazar kadrosu arasında Atilla Taş, Eren Yıldırım, Veli Büyükşahin gibi isimler de yer alıyor. Peyik Alevi inancında cem ibadetinde 12 hizmetlerden biri anlamına geliyor. Gazetenin yazarlarından Eren Yıldırım gazetede yazdığı yazısında, Peyik’in Alevi inancındaki yerini şöyle tanımlıyor:

    ALEVİLİĞE HİZMETİ BİR PEYİKÇİ GÖZÜYLE GÖRMEK

    “Kış aylarında…Sene de bir kez köye, car diyenin carına yetişen medet diyenin imdadına koşan Bozatlı Hızır gibi gelen ‘PİRLER ve ANALAR’ vardı. İşte ‘müjde’ gibi sevinerek çevre köyleri büyük bir mutluluk ile gezip Pirimiz geliyor, pirimiz geliyor, “Akşam cem olacağız“ diyerek haberleşme görevini üstlenen kişiye Alevi inancında ‘Peyik’ denir….Buradan esinlenerek Aleviliğe hizmeti bir PEYİK’çi gözüyle görüp, doğruyu, yanlışı, eksiği Alevi toplumuna duyurmayı, bilgilendirmeyi, öğrenmeyi ve öğretmeyi üzerlerine sorumluluk alarak yola çıkan ‘PEYİK’ gazetesinin tüm emekçilerini canı gönülden kutluyorum.”

    7 İKLİM 4 KÖŞEDE İNSANIZ

    İleriki zamanlarda yazar kadrosunu daha da zenginleştirmeyi hedefleyen gazetenin “başlarken” yazısı ise şöyle:

    Peyiklerden, haber dolusu bir MERHABA sizlere…

    Bizler bir zaman içinde, bi’canız…

    Zaman 2017 sonbaharı şimdilerde; vakit erken henüz; bir soğuk kıştan evvel…

    7 iklim 4 köşede insan’ız…

    Yaşamakta, insanlıkla yol almaktayız…

    Rahanız, Peymanız…

    Sipariş dışı tüm seslerin zurnadan sayıldığı soğuk sabahlar geçti, geçiyor…

    Ayanız…

    Kaç ‘kurşun’suz kalem ‘zindan içi’ ve ‘yurt dışı’ edildi, ediliyor…

    Seyranız…

    Bir baskı matbua zamanı ki bu dile kolay…

    Gülendarız..

    3 beş nokta ile derleyip, bir günlük sunacağımız sayfalardır bunlar; sizlere ‘deme’ye çalıştığımız; bu dijital yapraklar…

    Sizlerle, güzel dostlarımız…

    Dost peyiklerle, dost akıllarla, dost kalem ve kelamlarla bir günün fotoğrafını  ‘vereceğiz’ buradan, yine  sizler ve bizler; hep birlikte…

    Editöryamız etik üzere kurgulanmıştır elbette…

    Tüm canlara…

    Başlarken kucak dolusu  MERHABA

    Rüyada da olsa bir kelam…

    Arzuhaldendir irfanımızda…“

    Aşk ile…

    (HABER MERKEZİ)