Etiket: piha

  • Antalya Divriği Kültür Derneği: Kültürümüzü atalarımızdan miras aldık!-VİDEO

    Antalya Divriği Kültür Derneği: Kültürümüzü atalarımızdan miras aldık!-VİDEO

    PİRHA – Antalya Divriği Kültür Derneği yöneticileri, derneğin kuruluş süreci, yürüttükleri faaliyetler ve karşılaştıkları sorunlara ilişkin PİRHA’ya kapsamlı açıklamalarda bulundu. Şube Başkanı İlyas Şimşek ile Yönetim Kurulu üyeleri Gülseren Hüseyinoğlu ve Elif Gülsoy, Divriği kültürünü, folklorunu ve geleneklerini yaşatmanın temel amaçları olduğunu belirterek, “Biz bu değerleri atalarımızdan miras aldık, bir sonraki kuşağa devretmek zorundayız” dedi.

    “KENDİ KÜLTÜRÜMÜZDEN İNSANLARLA BİR ARADA OLMAK ÇOK KIYMETLİ”

    Sivas Divriğili olduğunu ve yaklaşık 30 yıldır Antalya’da yaşadığını belirten Gülseren Hüseyinoğlu, Divriği Kültür Derneği’nin özellikle memleketinden uzakta yaşayanlar için önemli bir buluşma alanı olduğunu ifade etti. Hüseyinoğlu, “Kendi kültürüm olduğu için Divriği Derneği’ne her zaman gelip gidiyorum. Divriği dışında yaşadığımız için arkadaşlarla burada birbirimizi tanıyoruz. Kendi kültürümüzden insanlarla özel günlerde bir araya gelmek, konuşmak gerçekten çok güzel bir duygu” dedi.

    Kadınlar olarak dernek bünyesinde düzenli buluşmalar yaptıklarını aktaran Hüseyinoğlu, “15 günde bir gün yapıyoruz. Bir araya gelişimiz bütün gün sürüyor. Ayrıca Hızır ayında Hızır kömbesi yapıyoruz, Muharrem ayı oruçlarından sonra aşure çorbamızı pişirip bütün canları davet ediyoruz” diye konuştu.

    “DİVRİĞİ’DE YAŞADIKLARIMIZI UNUTMAK İSTEMİYORUZ”

    Geçmişte Divriği’de yaşanan kültürel ve toplumsal değerleri unutmamak adına bir araya geldiklerini belirten Hüseyinoğlu, “Bu güzellikleri Antalya’da da yaşatmak ve devam ettirmek istiyoruz” dedi.

    Kadınlara yönelik çalışmaların önemine dikkat çeken Hüseyinoğlu, Anneler Günü ve kadına yönelik şiddet temalı etkinlikler düzenlediklerini belirterek, “Kadına yönelik daha neler yapabiliriz, birbirimize ihtiyaç halinde nasıl yardımcı olabiliriz diye sık sık dernekte buluşuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Dernek yönetiminde üç kadın yer aldığını vurgulayan Hüseyinoğlu, ileriye dönük hedeflerini şöyle anlattı:
    “En büyük amacımız Divriği kültürünü yaşatmak ve yaymak. Çocuklarımıza ve gençlerimize öğretmek istiyoruz. Daha çok genci buraya getirmeyi hedefliyoruz. Birbirlerini tanısınlar, arkadaşlıklar kursunlar istiyoruz.”

    “SADECE DİVRİĞİLİLERLE DEĞİL TÜM KADINLARLA BİR ARADA OLMAK İSTİYORUZ”

    Dernek faaliyetlerine katılım çağrısında bulunan Hüseyinoğlu, “Sadece Divriğili kadınlar değil, bütün kadınlarla bir arada olmak isteriz. Kadın dayanışması çok güzel oluyor. Kadınlar bir araya gelirse daha güçlü olur. Kadının siyasette, kurumlarda ve yaşamın her alanında yer alması gerekiyor” dedi.

    Hüseyinoğlu, hem Ovacık Köy Derneği’nde hem de Divriği Kültür Derneği’nde yöneticilik yaptığını belirterek, “Hepimiz bir çatı altında toplanıyor, kendi kültürümüzü yaşatıyoruz” diye konuştu.

    “GENÇLERİ DERNEĞE GETİRMEKTE ZORLANIYORUZ”

    Gençlerin dernek çalışmalarına yeterince katılmadığını belirten Elif Gülsoy ise bu durumu dijital bağımlılıkla ilişkilendirdi. Gülsoy, “Gençler internete bağımlı olmuş durumda. Burada internet yok, ellerinde telefon var. Ne kadar zorlasak da yeterli olmuyor. Duyarlı gençlerimiz var ama sayıları az. Umarım bizden sonra bu görevi onlar yürütür” dedi.

    74 yaşında olduğunu belirten Gülsoy, “Ben sosyal yaşamayı seviyorum ama bundan sonrası gençlerin sorumluluğu olmalı” diye konuştu.

    “DERNEK YERİMİZİ KENDİ İMKANLARIMIZLA ALDIK”

    Divriği Kültür Derneği Başkanı İlyas Şimşek ise derneğin kuruluş süreci ve örgütlenme çalışmalarına ilişkin ayrıntılı bilgi verdi. Dernek kurulmadan önce çeşitli etkinlikler düzenlediklerini belirten Şimşek, “Dernek kurulmadan önce iki kez yemek verdik. 2004 yılında derneğimizi resmen kurduk. Üç dönemdir gönüllü olarak başkanlık yapıyorum. Seçimler kâğıt üzerinde oldu; üyelerin isteğiyle yönetime geldik” dedi.

    Yaklaşık 20 yıl kiracı olduklarını belirten Şimşek, dernek yerini almak için büyük bir dayanışma örüldüğünü vurguladı:
    “İki kez yemek verdik, bir konser düzenledik. Üyelerimiz 2-3 yıllık aidatlarını peşin verdi. Hiçbir kurumdan destek istemedik. Dernek kirasını ödeyemez duruma gelmişti ama burayı alınca üyelerimiz daha çok bir araya gelmeye başladı.”

    “AMACIMIZ İNSANLARI YENİDEN BİR ARAYA GETİRMEK”

    Pandemi sürecinin dernek çalışmalarını olumsuz etkilediğini belirten Şimşek, sonrasında yeniden etkinliklere başladıklarını söyledi. “Divriği’de herkes birbirini tanırdı. Şehirler büyüdükçe insanlar yalnızlaştı. Artık apartmanda komşular birbirini tanımıyor. Bizim amacımız insanları yeniden bir araya getirmek” dedi.

    Geleneksel Divriği pilav etkinliklerinde ve kadınların düzenlediği buluşmalarda yoğun katılım olduğunu belirten Şimşek, “Kadınlar bu işin çekirdeğini oluşturdu. Birbirini hiç tanımayan insanlar burada dayanışma kuruyor” diye konuştu.

    “KÖKLERİMİZE SAHİP ÇIKMAZSAK KURURUZ”

    Derneğin yalnızca kültürel değil, demokratik bir kitle örgütü niteliği de taşıdığını ifade eden Şimşek, 1 Mayıs gibi toplumsal etkinliklere katılım sağladıklarını söyledi. Üyelik anlayışlarına da değinen Şimşek, “Kalabalık olmak değil, aktif olmak önemli. Gelmeyen, aidat ödemeyen üyenin derneğe katkısı olmuyor” dedi.

    Konuşmasının sonunda kültürel mirasın önemini vurgulayan Şimşek, şunları söyledi:

    “Buraya 3-5 yaşında çocuklar geliyor, görüyor, öğreniyor. Dedem böyle bir yere giderdi diye hatırlayacaklar. Divriği bizim kökümüzdür. Köküne sahip çıkmayan ağaç kurur. Geçmişimizi tamamen geride bırakırsak iki gözümüzü birden kaybederiz. Bu mirası gençlere aktarmak zorundayız. Birlikten güç doğar, bu birliktelik hayatın her alanında gereklidir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Can: ÇEDES kapsamında yapılan tüm protokollere karşı sokağa çıkılmalı-VİDEO

    Can: ÇEDES kapsamında yapılan tüm protokollere karşı sokağa çıkılmalı-VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına tepki gösterdi. Gerici bir eğitime karşı çıkmanın bireysel olarak aşılacak bir mesele olmadığını belirten Can, “Tüm demokrasi güçlerinin bir araya gelerek sokağa çıkmalı, seslerini güçlü ve gür bir şekilde parlamentoya yansıtması gerekir” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    ÇEDES KAPSAMINDA YAPILAN ANLAŞMALARIN SON BULMASI İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİNDEN GEÇİYOR”

    ÇEDES projesi kapsamında MEB’in tarikatlarla vb. yapılarla yapılan sözleşmelere ve yaşanan sorunlara karşı demokratik mücadeleyi kesintisiz hale getirilmesi gerektiğine vurgu yapan Can, “AKP iktidarı iktidarda kaldığı sürece gücü ve cüreti oranında kendi siyasetini dönüştürecektir” ifadesini kullandı.

    “SON DÖNEMLERDE EĞİTİMDEKİ GERİCİLEŞMEYE HIZ VERİLDİ”

    Eğitimde dinselleşmenin gittikçe dozunun artırıldığını belirten Can, “Bu dinsel dönüştürme ile beraber eğitimi de dinselleştirerek ve dozunu daha da artırarak özellikle kültürel dönüşümü sağlamak için yeni nesiller yetiştirme anlamında bir amaç güdüyorlar” dedi.

    MEB ile Ülkü Ocakları Vakfı arasında yapılan protokole dikkat çeken Can, sağlıklı nesiller yetiştirmede dindar ve milliyetçi bir eğitimin her iki yönden de sağlıklı olmadığını dile getirerek, “Alevi çocuklarının burada dinci ve şoven eğitime maruz kalmalarının ötesinde hangi kesimden olursa olsun bir neslin çocuklarını camiye, mezarlıklara eğitim götürülmesi, aklının ermeden çok yoğun bir dinsel dogmatik olarak yönlendirilmeye tabi tutulmaları her şeyden önce toplumun gelecekteki sağlığı açısından sıkıntılı bir durumdur” diye belirtti.

    Çocuklara evrensel değerler kapsamında eğitim verilmesi gerektiğinin altını çizen Can, “Barış, eşit paylaşım, insan haklarını tanımak üzerine çocuğu eğitmek gerekir. Artık bunun önemini birçok kesim kavramış durumda” şeklinde ifade etti.

    Çocukların zihnine yazılmış ve kalıplaşmış olan fikir ve düşünceler bir alışkanlık olarak içselleştirilmiş bir biçimde hep devam ettiğini ifade eden Can, “Bundan kaynaklı kreşe giden çocuklara ağır bir dinsel eğitim veriliyor. Bunun üzerinden gidiyorlar. Tabii burada en büyük payı da seküler ve Alevi ailelerin çocukları alıyor. Çünkü evde başka bir yaşam tarzını ve eğitimini alırlarken okulda tam tersine bir bombardımanla karşı karşıya kalıyorlar. Dolayısıyla çocukların o taze beyinleri iki arada bir derede kalmış gibi aslında zihinsel ve ruhsal saldırıya da uğramış oluyorlar” şeklinde ifade etti.

    “GERİCİ EĞİTİM HEM ÇOCUKLARIN HEM DE AİLELERİN RUH SAĞLIĞINI BOZUYOR”

    Okullarda devletin verdiği eğitimin çağdaş eğitimle ters düşmemesi gerektiğini söyleyen Can, “Bütün dünyadaki demokratik ülkelerde özellikle ailelerin ve toplumun değerleri ve laiklik çok temel bir değer olarak dikkate alınır. Avrupa’da eğitimin bizdeki karşılığı tam bir tersine bir dönüş şeklinde olduğu çok açık bir gerçekliktir” dedi.

    “GERİCİLİĞE KARŞI TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİ SESLERİNİ YÜKSELTMELİ”

    HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Ülkemizde laikliğe sahip çıkılması gerekirken iğdiş ediliyor olması geleceği karartmaya dönük bir tavır. Bu nasıl aşılır bunun üzerinden herkes elinden geleni yapmalı. Bu bireysel olarak aşılacak bir mesele  değil. Ülkede bulunan tüm sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri ve demokrasi güçleri  bir araya gelerek seslerini yükseltmeli ve bu sesin oldukça gür çıkması lazım. Demokratik bir şekilde sokağa, parlamentoya yansıması lazım.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, Hapishane ve Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, Hapishane ve Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 19-25 Aralık 1978 Maraş Katliamı ve 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirilen hapishanelerde Hayata Dönüş Operasyonu’nda yaşamını yitirenleri andı.

    Antalya Barış, Emek ve Demokrasi Güçleri, 19-25 Aralık 1978 Maraş Katliamı ve 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirilen hapishanelerde Hayata Dönüş Operasyonu’nda yaşamını yitirenleri anmak için bir araya geldi.  Anttalos Heykeli önünde yapılan basın açıklamasında Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği Antalya Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Ulaş Ertaş okudu. “19 Aralık Katliamlarını Unutmadık, Unutturmayacağız” ve “Maraş’ı Unutmadık, Unutturmayacağız” yazılı pankartlar taşındı. Sloganların atıldığı eylemde, yapılan açıklama şöyle;

    KATLİAMDA YER ALANLAR DEVLET TARAFINDAN ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    “Bugün 19 Aralık Hapishaneler Katliamının 23’üncü yıldönümü, eylemde Bugün 19 Aralık Hapishaneler Katliamının 23. Yıl dönümü, Maraş Katliamının ise 45. Yıl dönümü. Eğer bu katliamlarla yüzleşilmiş, sorumluları ortaya çıkarılmış ve hesabı sorulmuş olsaydı, bugün burada sessizce acımızı paylaşıyor ve kaybettiğimiz canlarımızı anıyor olacaktık. Ancak bu katliamların üstleri örtülmüş, gerçek sorumluları ortaya çıkarılmamış, hatta ödüllendirilmişlerdir. Bu nedenle, aynı zamanda öfkemizi ifade etmek için buradayız.

    Maraş da ölülerimizin dahi tam tespit edilemediği, gizlendiği, yüzlerce kadının tecavüze uğradığı, korkunç bir katliam yaşanmış, katliam 7 gün sürmüş, devlet adeta katliama nezaret etmiş, arkasından da, katliamı bahane ederek sıkıyönetim ilan etmiştir. Çorum katliamını ise, 12 Eylül faşist darbesi takip etmiştir. Maraş katliamı davalarında, katliam mağdurlarının avukatları, Ceyhun Can, Halil Sıtkı Güloğlu ve Ahmet Albay da, aynı faşist odaklar tarafından katledilmişlerdir.

    MARAŞ KATLİAM DAVASININ ZAMAN AŞIMI ORTADAN KALDIRILARAK YENİDEN YARĞILAMA YAPILMALIDIR”

    Katliam kurbanlarını ve hakikatin ortaya çıkması için mücadele ederken katledilen avukatları saygı ile anıyor ve Maraş katliamı ile ilgili bütün devlet arşivlerinin kamuoyuna açıklanmasını ve insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı uygulanmasına son verilerek, katliam dosyasının yeniden açılmasını, bütün faillerin ortaya çıkarılarak yargılanmalarını talep ediyoruz.

    “19 ARALIK KATLİAMI DEVLET ELİYLE GERÇEKLEŞTİRİLDİ”

    Devlet eliyle gerçekleştirilen katliamlara 19 Aralık 2000 tarihinde hafızalarımızdan asla silinmeyecek bir halka daha eklendi. Türkiye Cezaevlerinde F Tipine geçiş ve tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülere karşı 19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye genelinde 20 cezaevine eş zamanlı bir operasyon yürütüldü. Bu operasyonlarda 30 mahpus ve 2 güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi, 300’e yakın mahpus yaralandı. Mahpuslara uygulanan şiddet Türkiye tarihinin en kanlı sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı. Üstelik sonuçları itibarı ile insanlık suçunun işlendiği, insanların katledildiği operasyona “Hayata Dönüş” adı verilmişti.

    Dakika dakika dünyaya izlettirilen katliamın izleri silinecek gibi değildi ama hızla deliller karartılmaya çalışıldı. Katliamın failleri ve sorumlular hakkında etkin soruşturma yürütülmedi, hatta korundular, terfi ettirildiler. İnsan yaşamının önceliğinin gözetilmediği bu katliama dair aradan geçen 23 yıllık süre zarfında sorumlular yargılanmamış, failler cezasızlık zırhı ile korunmaya devam edilmiştir.

    “CEZAEVLERİNDE İNSANLIK VE ONUR KIRICI UYGULAMALAR DEVAM EDİYOR”

    Hapishaneler halen, insanlık dışı, onur kırıcı muamelelerin mekânı durumunda. Şüpheli mahpus ölümlerine eklenen ağır hasta mahpus ölümleri, ailelerinden uzak hapishanelere sevk edilen mahpuslar, idari gözlem kurulu kararı ile hukuka aykırı olarak tutulan mahpuslar, dışarı ile hatta diğer mahpuslarla teması kesilerek uygulanan ağır tecrit, keyfi disiplin cezaları, çıplak arama, sürgün sevk, kelepçeli muayene ve tedaviye zorlama gibi mahpusun yaşamını daraltan hak ihlalleri ile egemen zihniyet, hapishaneleri birer işkence merkezine dönüştürmüş durumdadır.

    19 Aralık katliamının 23. Yılında sesleniyoruz, hükümetin gerçekleştirmiş olduğu katliam bir insanlığa karşı suçtur. Yargılama bu suç kapsamında yapılana, zamanaşımıyla desteklenen cezasızlık son bulana kadar bu davanın peşini bırakmayacağız. Dünden bugüne cezaevlerinde devam eden hak ihlalleri ve tecrit politikalarına karşı mahpuslar bugün de açlık grevi eylemi yapmaktadır. Mahpusların üzerindeki tecrit politikalarına son verilerek hak ihlalleri giderilerek sorun bir an önce çözülmelidir.

    19 Aralık Katliamının yıl dönümü vesilesiyle yaşanmasında sorumluluğu olan faillerin yargılanması ve cezasızlık politikasına son verilerek gerçek anlamda adaletin sağlanması,

    Mahpuslar üzerinde ağırlaşan tecrit uygulamalarına son verilerek, F Tipi, Yüksek Güvenlikli, Y Tipi ve S Tipi Hapishanelerin kapatılması,

    Mahpuslar üzerinde uygulanan insan onuruna aykırı muamele uygulamalarına son verilmesi,

    Mahpusların özgürlüklerinin önünde engel teşkil eden İdare ve Gözlem Kurullarının kaldırılması, mahpuslar üzerinde tüm sosyal haklarını ortadan kaldıran “özgürlüğünden mahrum bırakma” ve ceza üstüne sürekli olarak ceza ekleme uygulamalarına son verilerek insan onuruna saygılı davranılması, taleplerimizi yineliyoruz”

    PİRHA/ANTALYA

  • Zakir Süleyman Demir: ‘Cami-Cemevi’ projesinden ‘Hoca-Dede’ projesine geçtiler -VİDEO

    Zakir Süleyman Demir: ‘Cami-Cemevi’ projesinden ‘Hoca-Dede’ projesine geçtiler -VİDEO

    PİRHA- AKP iktidarının, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlama planına ilişkin konuşan Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eş Başkanı ve yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, dedelerin Kültür Bakanlığı’ndan maaş almasının asimilasyonu derinleştirenceğine dikkat çekerek, “Cami cemevi projesinden, hoca dede baba ana projesine geçiştir” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasına ve tasarının yasalaştırılmak istenmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda cemevleri ile ilgili düzenlemelerin de yer aldığı torba kanun teklifinin ilk 8 maddesi kabul edildi. Düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’ndan geçmesi durumunda belediyeler imar planlarken, bölgenin şartları ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak cemevleri için yer ayıracak. Ayrıca cemevi inşası için kaymakam veya validen de izin alınması gerekecek. İsteyen dedelere ise kadro verilerek, maaş bağlanacak, dedeler memur statüsünde olacak. Bu uygulamaya Aleviler sert tepki gösteriyor.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eş Başkanı yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir de, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şah Kulu Dergahı’nı ziyaretine ve cemevlerine dair Meclis’e getirilen yasa tasarısına ilişkin konuştu.

    “ŞAH KULU DERGAHI’NI ZİYARETLE AÇILIMA BAŞLANMASIYLA BİR MESAJ MI VERİLİYOR?”

    AKP’nin Alevi açılımına Şah Kulu Dergahı’ndan başlamasına tarihsel açıdan bakmak gerektiğini kaydeden Demir, “Anadolu’da Babai ayaklanmalarından başlayarak 1511’de Şah Kulu isyanı, Şah Kulu’nun Osmanlı’ya karşı ayaklanması ve Osmanlının Şah Kulu karşısında yenilgi yaşamasından dolayı Cumhurbaşkanının Alevi açılımına Şah Kulu’ndan başlaması acaba bir mesaj mı veriyor? ” diye sordu.

    “CAMİ-CEMEVİ PROJESİNDEN HOCA-DEDE PROJESİNE GEÇİLDİ”

    Cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlamasının ‘böl, parçala, yönet’ politikasına hizmet ettiğini vurgulayan Demir, sözlerine şöyle devam etti:

    “Burada ne yapacak elektrik, su parası, binanın tadilatı, eşya, dolap ve dedeye maaş verecek. Dedeler Kültür Bakanlığı’na bağlı daireye isim kayıt ettirir, oradan maaş alır sonra geri döner kurumlarımızda cem yaparsa bu asimilasyona ön vermedir. Yani bu cami cemevi projesinden, hoca dede baba ana projesine geçiştir. Maaş verdiği dedelere şunları oku, söyle diye de emir verecek. Şunu bilelim ki bizim için her yer cemevidir. Cem yapmak için  cemevi olmasına da gerek yok. Bunu öyle bilerek, yolumuzdan taviz vermeden devam etmeliyiz.”

    “MAAŞ ALAN DEDELER DEŞİFRE EDİLMELİ”

    “Şimdi bugün biz Hınzır Paşa gibi sarayın yanında mı yer alacağız, yoksa Pir Sultan gibi yolumuza sahip çıkarak darağacına mı gideceğiz? diye soran Demir, “Bunu Kültür Bakanlığı’na bağlanacak, kayıt olacak dedelerimiz veya kurumlarımız düşünmeli. Eğer bu yönetim genel merkezlerimizi, dergahlarımızı, vakıflarımızı tanımıyorsa sarayın kurumu olan kurumları ve dedeleri yolumuzca düşkün sayarız. Dedeyi halk düşkün sayar. Aleviler olarak bizim taleplerimiz belli. Taleplerimizi karşılamayıp da sizi Kültür Bakanlığına bağlayacağız demeleri asimilasyondan ibarettir. Kültür Bakanlığına bağlanıp, kayıt olup maaş alan  dedeleri kurumlarımız deşifre etmeli” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Tepkiler geri adım attırdı; ABD’li avcının Dersim’de yapacağı av izni iptal

    Tepkiler geri adım attırdı; ABD’li avcının Dersim’de yapacağı av izni iptal

    PİRHA-Amerikalı Bradley Garrett Van Hoose adına Dersim’de yaban keçisi vurması için çıkarılan avcılık belgesi tepkiler ardından iptal edildi.

    ABD vatandaşı Bradley Garrett Van Hoose için Pülümür ilçesi Salördek Devlet Avlağı’nda yaban keçisi vurması için geçici avcılık belgesi düzenlenmişti.

    Bölge halkı ve doğa savunucularının izin belgesi için verdiği tepkinin ardından Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu da “Bizim için doğadaki hiçbir cana asla paha biçilemez… Dürbünlü silahı ve 50 mermisiyle dağ keçisini katletmek için gelecek olan kişiye sesleniyorum. Yarın köylüler ve duyarlı tüm dostlarla orada seni bekliyor olacağım…” mesajını paylaşmıştı.

    Antalya’da faaliyet yürüten Caprinae Travel Seyahat Acentesi’nin girişimiyle Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü Tunceli Şubesi tarafından Bradley GArrett Van Hoose için 7 ile 13 Aralık tarihleri arasında 50 mermi kullanarak yaban keçisi vurması için düzenlenen “Yabancı Turist Avcılar İçin Geçici Avcılık Belgesi” tepkiler üzerine iptal edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Kemal Bülbül Amasya ziyaretini tamamladı-VİDEO

    HDP’li Kemal Bülbül Amasya ziyaretini tamamladı-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül Orta Karadeniz ziyaretlerine devam ediyor. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül Çorum’dan sonra Amasya’ya geçti. HDP Amasya temsilciliğine ziyaret gerçekleştiren Bülbül, “Her ne kadar resmi ideoloji buraya şehzadeler şehri dese de burası erenlerin, evliyaların, çelebilerin, uluların, velilerin şehridir. Baba İlyas’ın şehridir, burası çok kimlikli, çok kültürlü bir şehirdir. Bizim burada bu kültürlerin bu kimliklerin değeriyle, anlamıyla bilerek, kabul ederek saygı duyarak politika yapmamız çok önemli, çok değerli” dedi.

    Bülbül, daha sonra Hamdullah Efendi Cemevine ziyaret gerçekleştirerek, “Hamdullah Efendi bizim için çok anlamlı çünkü Hamdullah Efendi hem Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin yolunu, erkânın sürdüren yaşatan mürşidi kâmillerimizden, hem de bir aşık. Hem de Osmanlı tarafından buraya sürgün edilmiş, burada nefesler söylemiş, derin acılar yaşamış, ama Yol’a, erkana hizmet etmekten de geri durmamış” ifadelerini kullandı.

    Alevi değerlerinin yaşatılmasının çok önemli olduğuna dikkat çeken Bülbül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kadının Anadolu topraklarında yürüdüğü zaman, hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık, üçkâğıtçılık, tek adamcılık gibi şeyler olmuyordu. ‘Yol cümleden uludur’ desturuyla hakikat yürüyordu, ancak yola müdahale edildi . Her şeye rağmen sizin gibi değerli insanların bu makamlara sahip çıkması, burada hizmet yürütmesi, bunun değerini insanlığa anlatıyor olması çok değerli. Biz de hem makamı, hem de sizin hizmetlerinizi niyaz olsun anlamında gelelim gül cemalinizi görelim dedik.”

    Ardından söz alan Hamdullah Efendi Cemevi dedesi Ali Bal ise yaptığı konuşmada, çalışmalar hakkında bilgi paylaştı.

    Taşova ilçesine geçen Kemal Bülbül, Fazlı Kuru’nun evine ziyaret gerçekleştirildi. Fazlı Kaya, “Toplum olarak, ekonomik olarak batışın içindeyiz. Toplumsal refleksin gelişmemesinin psikolojik sebepleri nedir? Bunu değişik makalelerde sorguluyorum, araştırıyorum” derken, Bülbül de, demokratik bir mücadele yürüttüklerini belirterek, “Demokratik mücadelenin bütün sivil toplum örgütleri, siyasal partiler, sosyal demokratlar, solcular, sosyalistler Aleviler, kadınlar, emekçiler ve inanç kurumlarıyla birlikte demokrasi ve eşitlik isteyenlere açık olduğunu ifade etti.

    Son olarak Amasya KESK şubesini ziyaret eden Kemal Bülbül burada yaptığı açıklamada, pandemi sürecinde eğitim emekçilerinin zorluklarına dikkat çekerek, şunları dile getirdi:

    “Eğitimin bir yandan tekçi, asimilasyoncu ve dinci politikaları, bir yandan da eğitim emekçilerin özlük ve ekonomik haklarının tırpanlanmış olması Milli Eğitim Bakanının öğretmen maaşları ülkeye yük getiriyor diyecek kadar komik duruma düştüğü bir eğitim sistemi ile karşı karşıyız. Pandemiyi fırsat bilen tek adam iktidarının baskısı ve yoksullaştırma politikası adı altında KHK ile ihraç edilip bir tür ekmeye muhtaç edilen adı konmamış bir idam cezası uygulanan bir politika var.”

    KSK Şubeler Platformu adına Eğitim-Sen Amasya Şube Başkanı da, yaşadıkları sıkıntıları anlatarak mücadelelerine devam edeceklerini belirtti.

    PİRHA/AMASYA

     

  • İzmir’deki şeftali üreticisi: Devlet zengin çiftçiye destek veriyor-VİDEO

    İzmir’deki şeftali üreticisi: Devlet zengin çiftçiye destek veriyor-VİDEO

    PİRHA- Çiftçileri zor durumda bırakan gübre, mazot ve ilaç fiyatlarına gelen zamlardan etkilenen şeftali ve mandalina üreticisi İsmail Erkoğlu, devlet desteğinin zengin çiftçiye sağlanmasına tepki göstererek, hayat pahalılığından şikayet etti. 

    Türkiye’de ekonomik kriz artarak devam ediyor. Özellikle son zamanlarda meyve ve sebze fiyatlarının artması tüketici kadar üreticiyi de zor durumda  bırakıyor.

    Mazot, gübre ve kullanılan ilaç fiyatlarının her geçen gün artması, tarlalarını ekmeye hazırlanan çiftçileri zorluyor. Bunlardan biri de İzmir’in Selçuk ilçesinde şeftali ve mandalina ağaçları olan 25 yıllık üretici İsmail Erkoğlu.

    25 yıllık üretici olan Erkoğlu, şeftali ve mandalina işleriyle uğraşıyor. Üretim için hazırlanan İsmail Erkoğlu budama işiyle başlıyor çalışmaya. Daha sonra gübre atıyor, tarlayı sürüyor, ilaçlanması, sulaması ve işçilik derken maliyet gittikçe artıyor.

    “GEÇEN SENE GÜBRE 80 TL BU SENE 120 TL OLMUŞ”

    Pahalılıktan şikayet eden Erkoğlu, kendi tarlaları olduğu için bir nevi mecburen bu işi yaptığını söylüyor. Erkoğlu, bir yıllık emek verdiklerini ancak bunun karşılığını kısmen alabildiklerini çünkü mazot, gübre, ilaç ve işçiliğin çok pahalı olduğunu belirtiyor.

    Devletin az da olsa mazot desteği verdiğini ancak yetmediğini belirten İsmail Erkoğlu, “Bu işi yapmasan olmuyor. Kendi malımız. Devlet biraz mazot desteği veriyor o da çok az. Geçen sene gübre 80 liraydı şimdi 120 TL olmuş. Mazot geçen sene kaç paraydı şu anda kaç para?” diyor.

    “DEVLET DESTEĞİ ZENGİN ÇİFTÇİYE GİDİYOR”

    “Seçimden önce çiftçilere herhangi bir vaat yok” diyen Erkoğlu, hükümetten çiftçiye destek gelmemesinden şikayet ederek, desteğin büyük çiftçiye gittiğini ekliyor. Erkoğlu, “Mesela devlet ‘süt ürünlerine destek yapıyoruz’ diyor. Bazı çiftçilerin beş ineği var, o almıyor. Zengin çiftçi, yüz ineği olanlar destekleniyor” diye konuşuyor.

    İsmail Erkoğlu, son olarak ürünlerini geç de olsa elden çıkardığını da belirtiyor.

    25 YIL ÖNCE EKMĞİNİN PEŞİNDEN GELEN ELİTOK AİLESİ

    25 yıl önce ekmeğinin peşinden Batman’dan İzmir’in Selçuk ilçesine göç eden Gülnaz Elitok‘u budanan şeftali ağaçlarının çalılarını toplarken görüntülüyoruz.

    “Ekmek peşinden buraya geldik. Batman’dan buraya geldik. 25 sene oldu” diyor Elitok ve çocuklarının fayans işiyle uğraştığını ekliyor.

    Budanan ağaçların çalılarını topladığını söyleyen Gülnaz Elitok, topladığı çalılarla tandır ekmeği pişiriyor. Elitok, topladıklarının ise dört kişilik bir aileye zor yettiğini söylüyor.

    “KÜRTLÜĞÜMÜZDEN KAÇMIYORUZ”

    Elitok, “Memlekette çiftçilikle uğraşıyorduk geçim olmadı buralara göç ettik. Orada da tarlamız yoktu burada da yok. Kendi emeğimizle uğraşıyoruz” diyor.

    “Türkiye’nin halini siz de görüyorsunuz” diyerek, “Buralarda geçiniyoruz. Türk, Kürt diye bir şey yok. Hepimiz kardeşiz. Biz Kürtlüğümüzden kaçmıyoruz, aslımızı inkar etmiyoruz. Hepimiz arkadaşız, kardeşiz” diyor.

    “KARIN TOKLUĞUNA ÇALIŞIYORUZ”

    42 yaşında olan Mahmut Ekinci ise 6 kişilik bir aile geçindiriyor. Ekinci de hayat pahalılığından şikayet ediyor. Ekinci, “Asgari ücretle çalışan biri geçimini nasıl yapabilir?” diye soruyor.

    Kiralık bir dairenin 800 liradan aşağı olmadığını belirterek, “Bir de iki çocuğun varsa okula gidiyorsa. Bu bin lira ile evin masrafını, mutfak masrafını giderebilir mi. İki çocuğun geleceğine 1000 lira yeter mi?” dedi.

    Asgari ücret alarak turizm işinde çalıştığını belirten Ekinci, “Bu çalıları tandır ekmeği için topluyorum. Senede bir kere topluyoruz. İki üç traktör götürüyoruz üç dört aileye yetiyor. Karın tokluğuna çalışıyoruz. Fırın ekmeği alamıyoruz tandır ekmeğiyle geçiniyoruz. Her şeyden kısarak geçiniyoruz” diyor.

    “ERKEN EMEKLİLİK HAKKI İSTİYORUZ”

    23 senedir Selçuk’ta yaşayan Ekinci, şeker hastası olduğunu belirterek devlete şu çağrıda bulunuyor:

    “Şeker hastasıyım. İki kere kalpten ameliyat oldum. Hipertansiyon, migren var bende. Benim devletten tek isteğim engelli olanlara biraz daha destek versin. Erken emeklilik hakkı istiyoruz. Ben tansiyon ve kalpten dolayı yüzde 58 raporum var.”

    Semra ACAR-Sevim KAHRAMAN / İZMİR

     

     

     

  • DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği’nin düzenlediği “Kuşatılmış Alevilik” panelinde cemevlerinin asmilasyonun kıskacında olduğu, bu tekçi zihniyet karşısında direnişçi yapıya uygun bir örgütlenme modeli oluşturmak gerektiği vurgulandı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi tarafından, “Kuşatılmış Alevilik” konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Serpil Köksal’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş katıldı.

    Panele DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Murat Işık, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube üyeleri,  HDP Mamak ilçe temsilcileri, HDK Mamak Yürütmesi ve Tuzluçayır halkı katıldı.

    Süleyman Deprem’in gülbangıyla birlikte çerağ uyandırılarak başlayan panelde açılış konuşmasını DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun yaptı.

    HÜSEYNİ DURUŞ VE DİRENİŞÇİ YAPIYA UYGUN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ

    Alevi inancına ve değerlerine çok yoğun saldırıların olduğu bir dönemden geçildiğini vurgulayan Altun, “İnancımız üzerinde süre gelen inkar, red ve asimilasyon gibi tüm tahribatlara, yıkımlara karşı bireysel ve kurumsal olarak kendimizi dara çekmezsek, var olan sorunların çözümüne kalıcı, ileriye taşıyan bir çözüm üretemeyiz. Ancak doğru bir tarz, doğru bir üslup ve doğru bir temelde yaratacağımız örgütlülüklerle dost ve musahip kurumlarla koordinasyon içerisinde kolektif bir çalışmayla ifade ettiğimiz sorunları aşabiliriz. Öncelikle bütün kurumsal ilişkilerimizde birbirimize destek ve güç veren bir anlayışı oturtmalıyız. Bu zulümatın tekçi, katliamcı (fiziki ve kültürel), asimilasyon politikalarının önüne geçmenin yolu; bu öğretinin özüne, Hüseyni duruş ve direnişçi yapısına uygun bir örgütlenme modelini önümüze koymaktır” şeklinde konuştu.

    “HER İKTİDAR KENDİ ÖTEKİSİNİ YARATTI”

    Altun’dan sonra söz alan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, bu ülkede kadın olmanın başlı başına sorun olduğunu, Kürt Alevi kadın olmanın ise sorunun katmerleşerek devam etmesini beraberinde getirdiğini kaydetti. Her iktidarın kendisini var etmek için bir öteki yarattığını belirten Güneş, halklar arasındaki farklılıkların olmasının yaradılış esası olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Hepimiz doğduğumuz haneyi seçemeyiz, doğduğumuz hanenin dilini seçemeyiz, doğduğumuz hanenin inancını seçemeyiz. Bunların her bir tanesi bizim doğuştan getirdiğimiz haklardır. Bunlar tartışma konusu değildir aslında. Tıpkı ceylanın hakikati gibi, tıpkı tırtılın hakikati gibi, tıpkı bir çamın hakikati gibidir bu. İnsanın hakikati de insanın doğduğu coğrafyayla, doğduğu toprakla, bir hak yasası olma halidir. Ama ne yazık ki iktidarlar kimlik adı altında kendilerini var etmek adı altında da işte bu farklılıkları öteden beri kaşıyor, bir öteki kavramı üzerinden halkları birbirine kırdırıyor. Öngördükleri, kendilerinin belirledikleri anlayış çerçevesinde de yaratmak istedikleri toplum modeline uygun insan yetiştirmek istiyorlar.”

    “HANELERİMİZ PİR GÖRMEZ OLDU”

    Türkiye’de yaşayan Kürt Aleviler olarak bu coğrafyanın en ötekisi olduklarını kaydeden Güneş, “Defalarca katliamlardan geçirildik, defalarca toprağımızdan edildik, yaşadığımız coğrafyalardan sürüldük. Her şeye rağmen bugün Ankara’da Mamak’ta bir apartmanın giriş katında gene cem olmayı becerebiliyoruz” dedi. Kentleşme ve göçlerle birlikte yaşanılan asimilasyon sonucu Aleviliğin olmazsa olmazı olan talip-pir-rehber ilişkisinin ortadan kalktığına vurgu yapan Güneş, “Hanelerimiz rehber görmez oldu, hanelerimiz pir görmez oldu. Yolumuzu nasıl yaşayacağımıza dair rehbersiz kaldık” diye ifade etti.

    “KENTLER BİR HAFIZASIZLAŞTIRMA TOPLUMU”

    Kente geldikten sonra yolun yegane yürütücüsü olan kadının kent hayatı içerisinde kendisini var etme, hane kültürünü geçmişten getirdiği tarihsel birikimi aktarma konusunda bir hafıza kırılması yaşadığını belirten Güneş, kentleri bir hafızasızlaştırma toplumu olarak tanımladığını ekledi.

    “İKRARLAŞMA VE RIZALIĞA BAĞLI BİR İLİŞKİ”

    Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de Alevi inancında her klan, kabile ve aşiretinin bir ocağa bağlı olduğun belirtti. İlişkilerde ikrarlaşma ve rızalığın olduğuna dikkat çeken Kete, şöyle devam etti:

    “İlk kavim dönemlerde insanoğlu sapiens olup ayakları üzerine kalkıp alet kullandı, doğayı tanımaya başladı, kendi kendine kemalete erdi, doğayı tanıdı, kendini tanımaya başladığından itibaren bireyle, evrenle ve doğayla ilişki geliştirdi. Bu ilişki tahakküme bağlı, zora bağlı, baskı altına almaya bağlı, bir ilişki tarzı değil, ikrarlaşmak ve rızalığa bağlı bir ilişki. Toprakla da rızalık ve ikrarlık vardı, bitki ile de ilişkiye geçerken tarzı buydu.”

    “HİYERARŞİ VE İKTİDAR YOK” 

    Bu örgütlenme tarzının ana kadın etrafında oluştuğunu söyleyen Kete, “Gelişen süreç içerisinde her aşiret mutlaka bir ocağa bağlıdır. Bazı aşiretler Alevi aşiretleridir ve bir ocağa bağlılar. Bir ocağa niyaz etmişler. O ocağın bir piri var, bir mürşidi var, bir rehberi var. Rehber Kızılbaş Alevi inancında babadan oğula devam ediyor. Ama bu değildir ki ne olursa olsun pirin oğlu da posta oturacak, böyle bir şey yok. Yol buna bir çare bulmuş ve yol demiş ki ‘Yol taliple başlar. Talip hak kapısıdır. Aynı zamanda talip odur ki pirini ateşin içinden alır.’ O ocak içerisinde herhangi bir aile erkan yürütüyorsa, pir postuna oturmuşsa yanlış yaptığında o ocaktan başka birine niyaz edilir. Bu yönüyle pirler dokunulmaz değildir. Yanlış yaptığında çok rahatlıkla talibi pirini dara kaldırabilir. Niye? Pirin de piri var, o da mürşittir. Pir de ona taliptir. Sonuç itibariyle bu üçü yola taliptir. Biz buna el ele el hakka diyoruz. Kimse kimseden üstün değildir. Bu ilişki tarzında bir hiyerarşi ve iktidar yoktur” şeklinde konuştu.

    Ocakların devlet ve iktidar dışı oluşumlar olduğunu kaydeden Kete, gelinen aşamada Alevi ocaklarının bitirilmeye çalışıldığını belirtti. Ayrıca Kete, Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim Cemevi’ne gitmesini de eleştirdi.

    “DÖRT DUVARA SIKIŞTIRILMIŞ BİR İBADET MEKANI YOK”

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem ise 20-30 yıla yakındır ülkede yaşanan kaos ortamıyla birlikte talan, sürgün, imha ve inkar politikalarının dayatılması sonucu mülteci konumuna düşen Alevilerin ülkenin varoşlarına sığınarak yaşamlarını sürdürmeye başladıklarını ancak inançlarını yaşama noktasında sıkıntılar çektiklerini kaydetti. Alevilerin şehirlerde inançlarını sürdürebilmek için devletten ve yerel yönetimlerden cem yapabilecekleri alanlar istediklerini ifade eden Deprem, “Gerçek anlamda kadim Alevilikte statü olarak cemevi diye bir ev yoktur. Cami gibi, kilise gibi, havra gibi kutsanmış dört duvara sıkıştırılmış bir ibadet mekanı Alevilerde yoktur” dedi.

    “CEMEVLERİ ASİMİLASYONUN KISKACINDA”

    Alevilerin ibadet mekanının bütün yeryüzü olduğunu söyleyen Deprem, şöyle devam etti:

    “Günün 24 saati ve dünyanın her yeri bir Alevi’nin hakla hak olabilmesi, hakkın huzurunda ikrar verebilmesi, hakkın huzurunda özünü dara çekebilmesi için her yer ve her saat müsait. Bu anlamda statü olarak bir cemevine ihtiyacı yoktur. Ancak toplumsal olarak bir araya gelmek için bir alana ihtiyacı vardır. Buradan kaynaklı olarak devletin kendisine vermiş olduğu dünya insan haklarının da imza altına aldığı ilkeler doğrultusunda hakkı olan bir toplanma alanı talep etmiştir. Ancak bu talep resmi olarak verilmemiş son dönemde Alevlerin kendileri kendi paralarıyla  köylerinde ve kendi mahallelerinde yaptıkları cemevlerini cemevi olarak isimlendirmelerine müsaade edilmemiş, kültür evi adı altında bunlara izin de verilmemiş, ses çıkartılmamış. Ancak devlet boş durmamış cemevi dediğimiz yerlere el altından pir ya da dede kılığında imam göndermiştir. Şu anda bütün cemevleri bu anlamda bir asimilasyonun kıskacındadır.”

    Panelin ardından Yoldaşça Türküler grubunun katıldığı bir müzik dinletisi gerçekleştirildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • PSAKD Yenimahalle Şubesi kermes ve çocuk şenliği düzenliyor

    PSAKD Yenimahalle Şubesi kermes ve çocuk şenliği düzenliyor

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi 9-10 Haziran’da kermes ve çocuk şenliği düzenliyor. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi Cemevi 9-10 Haziran’da kermes ve çocuk şenliği düzenleyecek.

    Batıkent Pir Sultan abdal Cemevi’nde düzenlenecek olan etkinlik kapsamında kadınlar çeşitli standlar açacak. Çocuklar için ise etkinlikte palyaço, balon patlatma, eğlenceli oyunlar ve hediyeler yer alacak.

  • Alevi kadınlara zorla abdest aldırıp namaz kıldırmak istediler

    Alevi kadınlara zorla abdest aldırıp namaz kıldırmak istediler

    PİRHA – Zöhre Ana grubuna mensup oldukları söylenen bir grup kadın İstanbul’da bulunan Garip Dede Dergahı’nda kadınlara zorla abdest aldırıp namaz kıldırmak istediler. Kadınlar canlardan gelen tepkiler üzerine dergahtan uzaklaştırıldılar.   

    Dün akşam cem saatlerinde İstanbul’da bulunan Garip Dede Dergahı’na gelen ve Zöhre Ana grubuna mensup oldukları söylenen bir grup kadın, türbede toplu namaz kılarak şov yaptılar. Dergaha ziyaretçi kılığında geldikleri söylenen kadınların önce kadın canlara abdestin nasıl olduğu ve abdest almaları gerektiği konusunda baskı yaptıkları da söylenenler arasında.

    “KADINLARA ZORLA ABDEST ALDIRDILAR”

    Sosyal medyada bu olaya tepki gösteren Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, şunları kaydetti: “Kerametini reklam yapan Zöhre Ana grubuna mensup kişiler ziyaretçi kılığında dergahımıza gelip önce ceme girmek isteyen kadınlara abdestin nasıl olduğunu ve abdest almaları konusunda baskı yapmış bu yetmezmiş gibi en kutsal mekanımız olan Garip Dede Türbesi içinde Zöhre Anadan öğrendikleri namazdan bozma bir ziyaret biçimi ile şov yaparak canlarımızı huzursuz etmişlerdir.

    “İNANÇ İLKELERİMİZİN ESNEMEYECEK TEK YÖNÜ ŞEKİLCİLİKTİR”

    Onlara cevabımız;
    İnancımızın; Sünni ve Şiilik arasındaki farkı sadece sosyokültürel değil inançsaldır. Alevilik; öncelikle akılcılık olup devşirme otoritelere karşı muhalif bir inanç ve yaşam felsefesidir. Abes ve maksatlı, kötü niyetli örgütlenmiş sınırlarını Sünni veya Şiilikle çizmiş inancımızla uzlaşma mesajı adı altındaki duygusal asimilasyon proje şeklini şiddetle reddediyoruz. Öğrenmiş olduğunuz anlaşılmaz dilciliğinizi, dinciliğinizi Aleviliğin düşünce ve zihnine bulaştırmayın. İnanç ilkelerimizin esnemeyecek tek yönü şekilciliktir. ‘Yeri göğü aradım hiç bir mekanda bulamadım Buldum insan içinde…’ olduğu gibi. Bilgiyi, bilimi, sezgiyi, gerçeği marifet kapısında bulan bizler bilinmezliği bilinir kılarız, güdüsel değil deneyimsel yaşarız. Sünnilik, Şiilik ve diğer tüm din ve inançlara saygımız vardır tıpkı Yunus’un ifade ettiği gibi.
    Hak bana bir gönül verdi, ha demeden hayran olur.
    Bazen gider şadan olur, bazen gider giryan olur.
    Bazen gider mescitlere yüz sürer anda yerlere.
    Bazen gider kiliseye İsa ile ruhban olur.

    Yunus, mescidi de, kiliseyi de hak görüp ancak bize gelenin inancımıza saygı göstermesini istiyoruz. Öl ikrar verme, öl ikrarında dönme. Erenlerimizin yolunu yol, Hallerini hal eyler gönül muhabbetiyle selamlar yüz süreriz. Kuvvetlerine, kudretlerine tapmaz kendi özümüzü dara çekip onların yoluna sahip çıkarız.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Pazarcık ve Narlı AKD başkanları: OHAL’de eşit propaganda yapılamayacak-VİDEO

    Pazarcık ve Narlı AKD başkanları: OHAL’de eşit propaganda yapılamayacak-VİDEO

    PİRHA- Yaklaşan 24 Haziran seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Pazarcık ve Narlı şube başkanları OHAL koşullarında sağlıklı bir seçim süreci yürütülemeyeceğini vurguladılar.  

    Maraş’ta Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Pazarcık Şube Başkanı Hasan Hüseyin Değirmenci ile Narlı Şube Başkanı Hüseyin Koç yaklaşan 24 Haziran seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundular. Değirmenci ve Koç, OHAL koşullarında sağlıklı bir seçim süreci yürütülemeyeceğini belirttiler.

    “OHAL KOŞULLARINDA EŞİT PROPAGANDA YAPMAK ZOR”    

    AKD Pazarcık Şube Başkanı Hasan Hüseyin Değirmenci, 65 yaşında olmasına rağmen Türkiye’de OHAL koşullarında başka bir seçimin daha yapıldığını görmediğini belirtti. “Güzel ses herkesi etkiler, çirkin ses de herkesi etkiler. En büyük temennimiz herkesin eşit bir şekilde propagandasını yapmasıdır” diyen Değirmenci, ancak OHAL koşullarında eşit propaganda yapmanın zor olduğunu da kaydetti.

    “MEDYADA HERKESE EŞİT ŞEKİLDE YER VERİLMELİ” 

    Her şeye rağmen olumsuz düşünmemek ve pozitif düşünüp pozitif adım atmak gerektiğine vurgu yapan Değirmenci, herkesin istediği parti yönünde oyunu kullanabilmesinin zeminlerinin yaratılması gerektiğini ifade etti. Medyanın gücüne de dikkat çeken Değirmenci, yazılı ve görsel medyada herkese eşit bir şekilde yer verilmesi gerektiğini ekledi. Alevilere sağduyulu olma çağrısı yapan Değirmenci, “Tabi ki herkesin gönlünde bir aslan yatıyor. Kim nereye oyunu vereceğini çok iyi biliyor. Onun için diyoruz ki inşallah bu seçim geleceğimize daha hayırlı şeyler getirir” dedi.

    “İNSANLAR ÇOCUKLARINI SOKAĞA BIRAKMAYA BİLE KORKUYORLAR”

    AKD Narlı Şube Başkanı Hüseyin Koç da OHAL koşullarında yapılacak olan bir seçimi çok doğru bulmadığını ifade etti. Demokrasinin tamamen kaybolmuş bir vaziyette olduğunu belirten Koç, toplumun üzerindeki baskılardan dolayı ciddi anlamda bir tedirginlik olduğunu, insanların çocuklarını bile sokağa bırakmaya korktuklarını kaydetti.

    “SEÇİMLER SONRASINDA İYİ BİR GELECEK OLUŞUR”

    Seçim sürecinin sağlıklı yürüyemeyeceğinden endişe duyduğunu vurgulayan Koç, “Umarım OHAL kaldırılır, Türkiye huzura kavuşur ve burada demokrasi işler. Çocuklarımızın geleceği bir düzene biner, özellikle sağlık konusunda problemlerimiz var. Eğitim tamamıyla kendini bitirmiş vaziyette” şeklinde ifade etti.
    Koç, “İnşallah seçimler sonrasında iyi bir gelecek oluşur” dedi.

    Mustafa YÜKSEL/Suay ABAK
    MARAŞ

     

  • KESK’ten tepki: Memur-Sen şaşırtmadı, yine bir satış sözleşmesine imza attı

    KESK’ten tepki: Memur-Sen şaşırtmadı, yine bir satış sözleşmesine imza attı

    PİRHA- Memur-Sen’in zam görüşmelerinde gösterdiği tavır ve 0,5’lik artışı kabul etmesinin ardından KESK bir basın toplantısı düzenledi. Ankara’da konfederasyonun, iş kolu sendikalarının MYK üyelerinin ve Ankara Şubeler Platformu’nun katıldığı basın toplantısında açıklamayı Eş Genel Başkan Aysun Gezen okudu. Açıklamada, “Yine bir satış sözleşmesine imza atıldı” denilerek Memur Sen’e tepki gösterildi. 

    Memur-Sen’in zam görüşmelerinde gösterdiği tavır ve 0,5’lik artışı kabul etmesinin ardından KESK bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Ankara’da konfederasyonun, iş kolu sendikalarının MYK üyelerinin ve Ankara Şubeler Platformu’nun katıldığı basın açıklamasında açıklamayı Eş Genel Başkan Aysun Gezen okudu.

    Gezen’in okuduğu açıklamada Memur – Sen başkanının Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la ilişkisine dikkat çekilirken, “Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile neler görüşüldü?” sorusu yöneltildi.

    Pazarlıkların evrensel değerlere aykırı bir şekilde kapalı kapılar ardında gerçekleştiğinin altı çizilen açıklamada OHAL ve KHK rejiminin kaldırılması ve emeğin özgürleşmesi mücadelesinin büyütülmesi çağrısında bulunuldu.

    “Memur-Sen şaşırtmadı” başlıklı açıklamanın tamamı şu şekilde;

    Memur Sen Şaşırtmadı!

    Yine Bir Satış Sözleşmesine İmza Attı!

    Kamu Emekçileri Ve Tarih Satış Sözleşmesine İmza Atanları Affetmeyecektir!

    Partili cumhurbaşkanından azar yiyen, bu azarın gereğini anında yerine getiren ve 2018’in ilk altı ayı için %0,5lik artışa anında ekoseli ceketini ilikleyen Memur Sen başkanı öngörülerimizi bir kez daha haklı çıkarmıştır.

    Şeffaf bir şekilde kamuoyu önünde yürütülmesi gereken müzakereler kapalı kapılar ardında sürmüş, Çalışma Bakanı her altı aylık dilim için %3,5 öneren ikinci bir tekliften bahsetmiştir. Neyse ki Cumhurbaşkanı devreye girip Memur Sen Başkanını 3,5 o(a)lmaktan kurtarmıştır.

    Peki, bu aralıkta Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile ne görüşülmüş, nasıl bir pazarlık yürütülmüştür? Bu ikinci teklif neden kamuoyundan gizlenmiştir?

    Bir kez daha görülmüştür ki evrensel değerlere uygun gerçek bir toplu pazarlık süreci yürütmekten çok uzak, kapalı kapılar ardında kirli pazarlıklarla bir süreç işlemiştir.

    Bir önceki toplu sözleşmede üzerinde çalışılma yürütülmesi kararlaştırılan maddelerde bırakın ilerleme sağlamayı, bu konuların takibini dahi yapmayan yandaş konfederasyon geçmişte imza atılan maddeleri de yeni dönemin kazanımı gibi sunmaktan geri durmamaktadır. “Toplam 258 kazanıma imza attık” diyenler ancak 10’a kadar sayabilmektedir.

    Merak ediyoruz:

    Bu kazanımlar arasında 4/B’liler, /C’liler, kamuda asli işleri yapan taşeron firma çalışanları başta olmak üzere güvencesiz çalışanların kadroya geçirilmesi var mıdır?

    Ek ödemelerin emekliliğe ve emekli aylığına yansıtılması var mıdır?

    Vergi dilimi ve ek gösterge adaletsizliklerini ortadan kaldıran tek bir cümle dahi var mıdır?

    Yoksa geçmiş dönemde yaptığınız gibi, 258 sayısına amaç, kapsam, taraflar, ‘üzerinde çalışma yapılacak konular’ gibi maddeleri de ekleyerek mi ulaştınız?

    Rakamlarla arasının çok iyi olmadığı anlaşılan yandaş konfederasyon yönetimi kümülatif yalanlar söylemeye devam etmektedir. 2018 yılı için %4+%3,5 artışı  kümülatif %7.64; 2019 yılı için %4+%5 artışı ise kümülatif %9,20 olarak göstererek emekçilerin aklıyla dalga geçmeye devam etmektedir.

    Fakat bizler biliyoruz ki altı aylık dilimler halinde yapılan artışlar, bu artışın bir kerede / kümülatif olarak yapıldığı durumda cebimize girecek artışın büyük bir bölümünü daha cebimize girmeden çalmak anlamına gelmektedir. Üstelik ilk teklife göre %50 artış muştulayan yandaş konfederasyon kendi teklifini dahi baz almamakta, hükümetin teklifine referansla konuşmaktadır. Emekçilerin haklarının kayıplarla iktidara peşkeş çekildiği çok açıktır.

    4/C’liler ve 4/B’liler başta olmak üzere güvencesiz çalışanların kadroya geçirilmesi talebi şöyle dursun, adeta bu istihdam biçimini kabul edercesine, meşru görerek 4/Clilere geçen dönem verilen 150 TL üzerine konulan kısmi rakamlardan ‘kazanım’ diye bahsedilmektedir. Oysa bilindiği üzere 4/C’lilerin davayla kazandıkları 450-500 TL ek ödemeleri geçtiğimiz toplu sözleşme ile 150 TL’ye sabitleyen yandaş konfederasyon yönetimidir.

    “5 milyonu kamu çalışanı, emeklisi olmak üzere 20 milyon kişi bu süreçten mutlu ayrıldı” diyen yandaş konfederasyon başkanı yanılıyor. Kendisi iktidarı memnun ettiği için mutlu olabilir.  Fakat emekçiler öfkeli, emekçiler haklarının gasp edilmesine, sefalet ücretine mahkum edilmeye, güvencesiz çalışma dayatmalarına karşı oldukça öfkeli.

    Kendisini ‘emek tarafı’ olarak tanıtan Memur Sen başkanı hükümetin teklifinin hemen ardından yaptığı açıklamalarla, cumhurbaşkanının Rabia işaretini işaret fişeği bilip gece yarısı sözleşmeyi emekçilerden kaçırıp attığı imzayla ancak iktidar tarafı olabilir.

    KHK’lar ile grev hakkının ve grevlerin engellenmesini hedeflediklerini söyleyen “milletin adamından” icazet alan konfederasyon başkanı bir kez daha satış sözleşmesinin ortağı ve tarafı olmuştur. KHK’ları, KHK’larla gerçekleşen haksız, hukuksuz ihraçları onaylayan, emekçilerin başında Demoklesin Kılıcı gibi sallanan ve iş güvencesini tamamen yok eden KHK rejiminden iyileştirme bekleyen bir yapı sendika değildir, olamaz!

    Vergi dilimi adaletsizliğinin sürdüğü, hedeflenen ve gerçekleşen enflasyon arasındaki farkın açıldığı, geçmiş kayıplarımızın hiçbir şekilde karşılanmadığı bir ortamda yapılan artış hiçbir şey ifade etmemektedir.

    KESK’i sadece masadan değil, işyerlerinden, alanlardan uzak tutmak için her türlü hukuksuzluğun devreye sokulduğu bu son “toplu sözleşme” sürecinde, sendika olmanın asgari koşullarını dahi taşımayanların kamu emekçilerinin temel sorunlarına çözüm üretmekten ne kadar uzak olduğu bir kez daha teyit edilmiştir.

    Bu süreç, KESK olarak en başından beri karşı çıktığımız, gerçek evrensel toplu sözleşme sistemi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, tekli sendikal rejimin ve siyasal iktidarın son sözü söylemesinin dayatıldığı “Türkiye Tipi Toplu Sözleşme Sisteminin” iflas ettiğini bir kez daha ispatlamıştır.

    “EMEKÇİLER SADAKA DEĞİL HAKKI OLANI İSTİYOR”

    Ülkenin kamu emekçilerinin ve emeklilerinin grev hakkının yasal güvence altına alındığı, sendikal hak ve özgürlüklerin önünü açan, konfederasyon ve sendikaların demokratik bir şekilde temsiline imkan tanıyan evrensel gerçek toplu sözleşme sistemine olan ihtiyacının yakıcılığını ortaya çıkarmıştır.

    Bu ülkenin kamu emekçileri, emeklileri sadaka değil, emeğinin karşılığında onurlu bir ücret, onurlu bir yaşam talep etmektedir. Ve bunu fazlasıyla hak etmektedir. Yoksulluk sınırına uzak, açlık sınırına yakın bir yaşam mücadelesi sürdürmeye terk edilen kamu emekçileri ve emekliler kimseden sadaka ya da fedakarlık değil, hakkı olanı istemektedir.

    “EMEKÇİLER HAKLARINI EKOSELİ CEKETLERİNİ İLİKLEYENLERLE DEĞİL GERÇEK SENDİKAYLA ALABİLİR”

    Emekçiler haklarını, OHAL ve KHK rejimine sırtını dayamış, emekçilerin hakkını gasp etmek için bu rejimi kullanan, bütçe fazlalarından sadece emekçilere pay ayırmayan, iş güvencesini tamamen ortadan kaldıran iktidarın önünde ekoseli ceketini ilikleyenlerle değil, gerçek bir sendikayla alabilirler.

    Bunun için KESK olarak sendikalı, sendikasız tüm kamu emekçilerini insanca yaşamaya yetecek ücret, güvenceli çalışma ve güvenli gelecek için verilecek mücadelede yan yana omuz omuza olmaya çağırıyoruz.

    Tüm kamu emekçilerini, insanca yaşanacak ücret, herkes için iş güvencesi, OHAL ve KHK rejiminin kaldırılması, tüm ihraçların aynı kadro ve unvanları ile göreve iadesi, emeğin özgürleşmesi için verilecek mücadelede emeğin gerçek tarafında yer almaya çağırıyoruz.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Ali Yıldırım: Alevilik araştırma merkezine ihtiyaç var-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım: Alevilik araştırma merkezine ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA- Yazar Ali Yıldırım, Alevi gibi durulmadığı zaman bunu görenlerin Aleviliği ortadan kaldırmaya çalıştığını söyledi. Aleviliğin içinin boşaltılmaya çalışıldığını vurgulayan Yıldırım, Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun önemine işaret etti. İnanç Kurulu’nun da bilgiyle donatılması gerektiğini belirten Yıldırım, “Alevilik araştırma merkezine ihtiyaç var” dedi. 

    Haberin Videosu

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu meclisinde konuşan Alevi Yazar, Hukukçu Ali Yıldırım, Alevi kurumlarının siyasi organizasyon, demokratik kitle örgütü olmadığını belirterek, “Biz kendi alanımızdan ancak eşitlik, özgürlük, demokrasi konuları gündeme geldiği zaman oradan dâhil olabiliyoruz. Yoksa biz süreci örgütleyeceğiz, şöyle önderiz demek yapımıza ters. Biz inanç yapısıyız” dedi.

    “ALEVİ GİBİ DURURSAK SORUN YOK”

    “Muhalifiz, hakka, hukuka özgürlüklere sahip çıkan bir yanımız var. Alevi gibi durduğumuz zaman mesele yok. Alevi gibi durmadığımız zaman sorun var. Bunu görenler Aleviliği ortadan kaldırmaya çalışıyor” diyen Yıldırım, asimilasyona dikkat çekti:

    “Son zamanlarda içeriden asimilasyon, dışarıdan asimilasyon tutmadı. Biz Alevileri içeriden asimilasyon edersek Aleviliği alevi olmaktan çıkarırsak camisiz cemevleri gibi bir ortam gerçekleştirirsek Alevilik diye bir şey ortada kalmayacak. Yani garip garip kavramlar, bize ait olmayan tarihler  Aleviliğin içini boşaltmaya yönelik.”

    “İNANÇ KURULU BİLGİYLE DONATILMALI”

    ABF bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun önemine işaret eden Yıldırım, “Bunun yankılarını görüyorum hayatta ve alanlarda. O inanç kurulunu bilgiyle de donatmasını çok anlamlı bulurum. Yani Aleviliğin kadimden gelen bir inanç olduğuna yönelik sezgileri bilgiyle donatarak bilince çıkarmamız lazım” diye konuştu.

    “ALEVİLİK KENDİ AYAKLARI ÜZERİNE OTURTULURSA BOZULMAKTAN KORKMAYALIM”

    Yazar Ali Yıldırım, “Aleviliği kendi ayakları üzerine oturtabilirsek, varolanın bozulmasına engel olabilirsek bozulmaktan korkmayalım” diyerek,  1500’lerde Anadolu topraklarında nüfusun yüzde 80’ni Alevilerin oluşturduğunu, bütün baskı ve zulme rağmen bugünlere gelindiğini, bozulmayan yanın asıl bu olduğunu dile getirdi.

    “BİZİ ÇÖZEN BİLGİSİZLİK”

    Bir Alevilik araştırma merkezine ihtiyaç olduğunu kaydeden Yıldırım, “Bizi çözen örgütlülüğü de çözen bilgisizlik” dedi.

    Bunun örgütlülüğü var edeceğini, toplumu diri tutacağını ve bilincini ortaya çıkaracağını belirten Ali Yıldırım, “Telafisi zor olan şey, Aleviliğin çözümlenmesi. Bizim müdahale etmemiz lazım. Benim kafamda tek proje bu Alevi bilincini geliştirmek ve o anlamda Alevi varlığını kendi değerleri üzerinden yükseltebilmek” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN /ANKARA