Etiket: pir haydar buga

  • Zeytinköy Cemevi’nde muhabbet cemi yürütüldü!-VİDEO

    Zeytinköy Cemevi’nde muhabbet cemi yürütüldü!-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Derneği Antalya Şube Zeytinköy Cemevi’nde muhabbet cemi yürütüldü. Pir Haydar Buga, Aleviliğin özgün bir inanç olduğuna dikkat çekerek “Alevilerin düşüncesi ve ritüelleri hiçbir inancın içine sığmaz. Alevilik koskoca bir derya, bir ummandır” dedi.

    Zeytinköy Cemevi’nde yapılan ibadeti Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Hüsamettin Işık, Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, Derviş Cemal Ocağı evladı Kazım Uçarcan ile Pir Haydar Buga, Kızıldeli Yağmurlu Ocağından Ali Tolu yürüttü. Fahrettin Aksünger ile Doğukan Korcu ise cemde zakirlik yaptı.

    Pir Haydar Buga, yaptığı konuşmada “Geçmişte pirler, rehberler, anne ve babalar, Alevi inancını çok iyi biliyorlardı. Okumuş değillerdi ama hepsi birer filozoftu. Aleviliğin ne olduğunu çok iyi biliyorlardı. Aleviler kırsaldan metropollere aktıktan sonra ziyaret yerlerimizi, Düzgün Babamızı ulularımızı, pirlerimizi, Xızırımızı, dağ başlarında mağara kavuklarında öksüz bıraktık. Şehirde de birileri tarafından ‘Alevilik budur’ diye bize aktarıldı. Ama yazılı kaynakları araştırdığımda bir tanesi hariç bütün Alevilik hakkında yazılan ve sunulan kaynakların hepsini Müslüman canlarımız yazmış. Bir tanesini dahi Aleviler yazmamış. En acılı olanda budur” diye belirtti.

    “KENDİMİZİ NEDEN BAŞKA İNANÇLARIN İÇİNDE ARIYORUZ?”

    Alevilerin, tarihini araştırmadığı söyleyen Pir Buga, “Bir sistemin bize gösterdiği, bizim aklımızda çizdiği bir Alevilikle birbirimizi kandırıyoruz. Her ne hikmetse kendimizi neden başka inançların içinde arıyoruz?” diye sordu. Haydar Buga “Özellikle çocukları, gençler cemevlerine gelmiyor. Gelmemekte haklılar. Ben olsam ben de gelmem. Cemevlerine gelmeleri için ne yapıyoruz? Hiçbir şey. Cemevleri yalvarma yakarma yerleri değil ki. Bunun için cemevine bir kere katılan çocuk ikinci sefer gelmiyor” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLİĞİ SEMAVİ DİNLERLE YARIŞTIRIR HALE GELDİK”

    Özellikle son dönemlerde Aleviliğin “kırmızı çizgisi ile oynandığına” dikkat çeken Buga, konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Yetmedi, Aleviliği semavi dinlerle yarıştırır hale geldik. Nasıl? Müslümanlar her hafta cuma günleri namaza gidiyorlar, bizim onlardan neyimiz eksik diye biz de hep perşembe cemevine gidiyoruz. Geçmişte kırsalda yaşayanların ne zaman cem yaptıklarını çok iyi biliyorum. Yaz ve güz arasında geçen süre içerisinde 3 ayı 40’a bölmüşlerdi. O süre içerisinde cem birler, muhabbet açar, gönülleri birler, sorgularını yaparlardı. Gelinen noktada artık Aleviler ikrarsız toplum oldular. Alevi inancını semavi dinlerle yarıştırmak yerine Yol’un anlatılması gerekir. Gençlere, gerçekleri anlatın. Pirlerimizi, ulularımızı, Xıxır’ı, Munzur Babayı, Hünkar Hacı Bektaşi Veli’yi, Yunus’u, kadim kültürümüz ve yaşananları anlatın.”

    “ALEVİLİK KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANÇ BİÇİMİDİR”

    Alevilik kendine has ve özgün bir inanç olduğunu belirten Buğa, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Alevilerin düşüncesi ve ritüelleri hiçbir inancın içine sığmaz. Alevilik koskoca bir derya, bir ummandır. Ancak Aleviler, Yol dilini unuttular. Müslümanların çok güzel bir lafı var; ‘bir dili ötekileştirmek, yok etmek istiyorsan onun dilini öğreneceksin.’ Onlar da 500 yıldır Alevinin dilini öğreniyorlar. Bizim Yol dilimiz öldüğü için biz hala cemevlerinden içeri girerken ‘Selamünaleyküm’ diyoruz. Bizim Yol dilimiz öldüğü için bir canımız Hakk’a yürüdüğünde ‘öldü’ diyoruz. Bizim dilimizi öldürdükleri için bir canımızı Hakk’a uğurlarken ‘Allah rahmet eylesin, mekânı cennet’ olsun diyoruz.”

    Cemde gülbenglerin okunmasının ardından söylenen deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Pir Haydar Buga: Cemdeki sır olgusunu yok ettik!

    Pir Haydar Buga: Cemdeki sır olgusunu yok ettik!

    PİRHA – Pir Haydar Buga, devlet eliyle metropollerde açılan cemevlerinin, asimilasyona hizmet ettiğini belirtti. Buga ayrıca cemlerdeki tüm detayların medya ve sanal medya aracılığıyla yayınlanmasını da eleştirerek “Ne yazık ki cem olmak, özümüzü yoklamak, aklamak, rıza şehrini oluşturmak için değil, cemde görünmek için, görsünler diye oradayız” dedi.

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, Alevi inancındaki kimi ritüellerin “erozyona uğradığını” belirtti. Pir Haydar Buga, devlet eliyle yapılan asimilasyonlar üzerinde durarak metropollerde açılan hükümet destekli cemevlerinin barındırdığı tehlikelere de işaret etti.

    “ALEVİLERİ NASIL ERİTECEKLERİNİN HESABINI ÇOKTAN YAPTILAR”

    Pir Haydar Buga, şehirlerde açılan cemevlerinin, bireyleri Yol’dan uzaklaştırdığını ifade ederek şu yorumu yaptı:

    “Gelin canlar cem olalım, Hakk’ın cemalini görelim.

    Kadim gelenek içerisindeki erkanları her türlü baskı, kıyım, katliam ve sürgüne rağmen günümüze taşımayı başaran Yol talipleri, özellikle metropolleşme süreciyle birlikte pir, talip ilişkilerindeki kopukluklarla birlikte, bilinçli veya bilinçsiz bazı konularda erozyana uğradılar.

    1993 yılında tüm dünyanın adeta TV’den canlı yayınlarla seyrettiği Madımak Katliamı’nın ardından devlet aklı, resmiyette tanımadığı, binlerce yıldır bu topraklarda varlığını devam ettiren fakat doğduğu coğrafyada yasaklı olan Raa Heq/ Hakk yolu inancının ibadet yerlerinin açılmasına göz yumdu! Göz yumdu çünkü devlet aklı, bizim aklımızdan her zaman birkaç adım önde gidiyordu. Çünkü bizim aklımız fesat, fitneye değil dostluğa, kardeşliğe, insanca, bir arada yaşamaya çalışıyor. Ama o üst akıl, Alevileri bu yeni Dünya düzeni içerisinde kendi elleriyle kurdukları bu kirli çarkın içerisinde nasıl eriteceğinin hesabını çoktan yapmış. Açılan kurumlara kendi eliyle yetiştirip, yerleştirdikleri kişiler ile bizleri eritmeye başlamışlar bile. Halbuki Alevi cemlerinin yegane amacı, toplumsal barışı ve uzlaşıyı sağlamaktı. Bu vesileyle bizler ondan da uzaklaşmış, açılan cemevlerinin aslında yolumuzdan bizleri uzaklaştıracağının farkına bile varamamıştık.”

    “PASLI ÇİVİLERİ ŞİMDİ SÖKÜP ATAMIYORUZ”

    Pir Haydar Buga, devlet destekli açılan kimi medya organlarıyla da inancın, özünden koparılmak istendiğine değindi. Buga, medya aracılığı ile Aleviliğin Kur’an’la ilişkilendirildiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bir TV kanalı aracılığı ile her hafta banttan veya canlı yayınlar yapılarak adeta ‘Aleviler cem birler ama Fatiha’yla başlar, İhlas’la devam eder, Nur suresiyle çerağı uyandırır, Yasin’le bitirir’ noktasına getirdiler. Zamanın Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş’e “Türkiye’deki Alevi sorununu nasıl çözeceksiniz” diye bir soru sormuşlardı, cevabı çok basitti “Alevileri Kur’an’la tanıştırdığımız gün bu sorun çözülecektir’ demişti. İşte o üst akıl, kurduğu bu TV kanalı aracılığı ile Alevilerin kafasına görsel algıyla öyle bir Alevilik çizdi ki, hem Alevileri Kur’an’la tanıştırdı hem de erkanlarımızın içerisine öylesi paslı çiviler çaktı ki maalesef şimdi söküp atamıyoruz.

    “YOL’U SEMAVİ DİNLERLE YARIŞIR HALE GETİRDİK”

    TV’lerdeki cemlerde siz hiçbir canın meydana çıkarak kendini aklayıp yokladığını gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü açılan meydanlar Yahudilerin ağlama duvarlarına çevrildi. Hâlbuki cemlerin yegâne amacı toplumsal barışı ve uzlaşıyı sağlayarak, yârin yanağından gayri her şeyi ortak yaşam içerisinde paylaşmaktı. Bizler ise Yol’u semavi anlayışla yarıştırır hale getirdik. ‘Onlar her hafta cumaya gidiyor, biz de her perşembe cem birleyelim’ rüzgarına kapıldık. Halbuki Aleviler sonbahar ile ilkbahar arası geçen süreçte meydanlar açarak gönül birlerlerdi.”

    “SIRRI SIR EDENİN DEMİNE HÜÜ”

    Pir Haydar Buga, “Bu arada cemdeki sır olgusunu da yok ettik” diyerek cemlerin basın yoluyla ya da sanal medya aracılığıyla görünür kılınmasını eleştirdi. Pir Buga, cemde yapılan sohbetin dışarıya çıkmaması gerektiğini vurgulayarak şu yorumu yaptı:

    “Bazı canlar Yol sırrı ile cem sırrını birbirine karıştırıyor, oysaki ikisi farklı şeylerdir. Cem meydanındaki sır, talibin birlikte yaşam sürdüğü cümle canların huzurunda kendi özlerini dara çekerek, kendisinin veya başka biriyle olan sorununu pir huzurunda meydana dökmesi ve o meydana dökülen her sözün orada; dört duvar arasında kalacağına ve eşitler dahi (evli çiftler) meydanda duyduklarını kendi hanelerinde bile dile getiremezdi. Bundan dolayı pir, meydana dökülenin meydanda kalması gerektiğini ‘Sırrı sır edenin demine Hüü’ söylemiyle dile getirirdi. Bunun anlamı; ‘burada konuşulan her şey burada kalacak’ demekti.

    Yol sırrı ise talibe bulunduğu mevki ve makam doğrultusunda verilen Yol bilgisidir. İçinde bulunduğumuz Xızır ayı dolayısıyla cemevlerimizde talipler pirleriyle buluşuyor, Xızır bayramını kutluyor, cem oluyor, varsa içlerinde kini, kibiri, riyayı, senliği, benliği, özlerinden uzaklaştırarak Xızır bilinci içerisinde gönül birliyorlar. Xızır aşkıyla meydan alan cana aşk ola. Ama maalesef gerek günümüzde bu Xızır cemlerinde gerekse matem günlerimizde neredeyse hemen hemen her Alevi kültür merkezimiz özellikle sanal alemde çarşaf çarşaf resimlerin yanı sıra, canlı yayınlar yaparak yukarıda da değindiğimiz o furyaya teslim olmuş olmaları, sistemin bizlere dayattığı o kirli çarkın dişlileri arasında sıkışıp kalmış duruşumuzun bir göstergesidir.

    Ne yazık ki cem olmak, özümüzü yoklamak, aklamak, rıza şehrini oluşturmak için değil, cemde görünmek için, görsünler diye oradayız. Aşk ile…”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Haydar Buga: Khal Gağan, unutulmaya yüz tutmuş kadim bir Dersim geleneği

    Haydar Buga: Khal Gağan, unutulmaya yüz tutmuş kadim bir Dersim geleneği

    PİRHA- Pir Haydar Buga, Kızılbaş geleneğinde unutulmaya yüz tutmuş binlerce yıllık kadim bir Dersim geleneği olan ‘Gağan’ ile ilgili yazdı. Buga, “Alevi kızılbaşlar İnançsal günlerini üç kere kırka bölmüşler ve ibadet ritüellerini bu çetin geçen kış günlerinde yerine getirerek kainatın bilinen gerçekliği içinde Raâ Hêq yolunu sürdürmüşler” dedi.

    Khal Gağan Dersim coğrafyasında Alevi-Kırmanclar tarafından kutlanan (Sivas, Tunceli, Erzincan, Bingöl, Muş ) günümüze kadar gelebilmiş eski bir gelenek. Khal Gağan; eski yılın uğurlanması ve yeni gelen yıla merhaba anlamına geliyor. Khal Gağan Aralık ayının üçüncü haftasında (21 aralık) başlar ve Ocak ayının ilk haftasına kadar sürebilir. Salı gününden başlayıp üç günlük oruç tutulur. Üç günlük orucun anlamlarından biri de çetin geçirilecek olan üç ayın (kış) haber verilmesidir. Pir, Mürşit ve Dedelerin olduğu yerlerde cemler birlenir.

    Pir Haydar Buga, bu unutulmaya yüz tutmuş kadim gelenek ile ilgili yazdığı makalede, Gağan nedir? Gağan’da neler yapılır? Nasıl bir ritüele sahiptir? gibi sorulara cevap veriyor.

    “SONSUZ DOĞA DÖNGÜSÜ DEVAM ETMİŞ OLACAK”

    Pir Haydar Buga, “Alevi Kızılbaşlar için çetin geçecek olan üç ayların ilki olan Gağana girdik, Kızılbaş geleneğinde gağan yeni yılın başlangıcı eski yılın bitişidir” diyerek şunları ekledi:

    “Halk arasında (pase qan sono, pase Newe yeno) eski paşa gidiyor yeni paşa geliyor derlerdi, 21 Aralık itibariyle gağan başlar, yöre halkı adına KHAL -FATIK dedikleri bir oyun ile şenlendirirler .

    Yaklaşık kırk gün sonra Gağan elini Xızır’a verecek ve Xızır günleri başlayacak şubatın ikinci perşembesi itibariyle 40 gün boyunca Xızır günleri/bayramı içinde niyetler, sorgular, görgüler, muhabbetler gerçekleşecek, pir ve talip Hakk meydanında dara durup bir birilerinin gül cemaline niyazlaşıp toplumsal uzlaşıyı sağlayıp rızalaşacaklar.

    21 Mart’tan önceki kara çarşambada (des Hefte mal’de) Xızır elini Xeylas’a (İlyas) verecek, nevroz başlayacak, toprak ana yine doğurmaya başlayacak.

    5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gecede Xızır ile Xeylas(ilyas)-Hıdırellez bir gül ağacının dibinde buluşup yer küre üzerindeki tüm canlılar için tohumdan tomurcuğa, tomurcuktan meyveye durup bolluk içerisinde geçirecekleri bir yaşam için tabiat anaya can vermeye devam edecekler. Böylece bu önsüz ve sonsuz doğa döngüsü devam etmiş olacak.”

    ESKİ BİR DERSİM-ALEVİ GELENEĞİ: KHAL GAĞAN

    Eski bir Dersim–Alevî geleneği olan Khal Gağan’ın bir paylaşım töreni olduğunu belirten Pir Haydar Buga, törenin ritüelleri ile ilgili şu bilgileri kaydetti:

    “Khal; ihtiyar, yaşlı anlamına gelen Kırmancki/Zazaca bir kelimedir. Gağan ise yine Kırmancki/Zazaca’da Aralık ayına verilen isimdir.

    Çocuklar sabah erkenden kalkarlar, en güzel elbiselerini giyinerek Khal Khek (ihtiyar Adam) eşliğinde hediye toplamaya giderler. Toplu bir şekilde, habersizce her evin kapısına giderek; “Gağanê Sıma Bımbarek Bo” (Gağanınız kutlu olsun) diye selamlar ve şarkılar eşliğinde Khal Khek oyununu oynarlar ve hediyelerini alırlar. Hediyeler daha çok badem çekirdeği, ceviz, kuru üzüm, kayısı kurusu, un, yağ ve benzeri şeyler olur.

    Akşama kadar toplanan yiyecekler köyün bir evinde pişirilir, geri kalanlar da yoksul ailelere dağıtılır. Zerfet adı verilen hamur, yağ ve sarmısaklı ayrandan olusan yemek pişirilir ve yenir.

    Evlerde ise Peşâre (bir tür çörek) ve dâne (buğday) pişirilir. Dâne; bir kısmı yenir ve çocuklara dağıtılır, bir kısmı ise ipliğe geçirilerek hayvanların bulunduğu ağılın direklerine asılır. Çeşmelerin kurunlarına atılarak bolluk ve bereketin devamlılığı arzulanır. Uğranılan evlerde Khal Khek oyunu oynanır. Oyunun aktörleri yaşlı adam kılığına giren Khal, bayan elbiseleri giydirilmiş gençlerden biri olan eşi Fadike ve onları korumakla yükümlü yüzünü soba kurumu, isi ile siyaha boyamış Araptır. Tanınmayacak derece de kendilerini özenle giysi ve kostümlerle kamufule ederler.

    “ESKİ YILI NEŞELİ BİR ŞEKİLDE UĞURLAYIP, YENİ YILA GÜZEL BİR BAŞLANGIÇ YAPMAK AMAÇLANIR”

    Khal Khek’in; koyun ya da keçi kılından yapılan ak ve uzun sakalı, eski elbiselerden oluşan kostümü, omuzunda heybesi, elinde asası ve tesbihi bulunur.
    Khal Khekin eşi rolündeki Fadike; gözleri dışında yine tanınmayacak şekilde giydirilir. Etek ve eşarp giydirilerek tanınması önlenir.

    Arab/Arap da yüzünü sobalardan elde edilen kurum ile siyaha boyar ve elinde değneği bulunur. “Arab” olarak nitelenen korumacı kişinin görevi; uğradıkları evlerde gençleri kovalayıp Fadike’nin kaçırılmasını önlemek ve sonrasında Fadike’nin bulunmasına ve Khalo Khekin yanına getirilmesine yardımcı olmaktır. Bulunduktan sonra hediyeler toplanır ve köy evlerinin ziyaretine devam edilir.

    Evlenerek gelin olarak ayrılan kızkardeş, hala, teyzeler (Zeyi) ziyaret edilir ve onlara yaptıkları işlerden dolayı şükran duyulur.”Bara Zeyi” evden evlenerek ayrılan bayanların hakkı anlamına gelir. Evlendiklerinde toprak gibi haklar istemeseler de, bu gibi günlerde altın, hayvan vb. gibi değerli hediyeler kendilerine verilir.
    Eski yılı neşeli bir şekilde uğurlayıp yeni yıla güzel bir başlangıç yapmak amacını taşır ‘Khal Gağan.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’

    ‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’

    PİRHA-Pir Haydar Buga, AKP’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı çatısı altında kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik uyguladığı asimilasyon politikasını değerlendirdi. Buga, “Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzletilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösteriyor.
    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Pir Haydar Buga, bu asimilasyon politikalarına karşı Alevilerin nasıl bir yol izlemesi gerektirdiğini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “YEZİD BİR ZİHNİYETTİR”

    AKP iktidarının Alevilik inancını İslam anlayışının içerisine çekmek istediğine vurgu yapan Buga, “Bu kabul edilir bir şey değil. Kadim geleneği bugüne kadar taşıyan Pirler, Mürşitler, Rehberler Alevilerin bu ocak sistemi içerisinde getirdikleri kültürü ya da bu kültü bugün, bu siyasal İslam anlayışı içerisinde eritmeye çalışıyor. Tarih boyunca da zaten bu tür akımlar vardı ama bu son süreçte  işin rengi çok değişti. Fakat önemli olan şu ki, o zihniyet karşısında ne yapıyoruz? Aslında Alevilerin kendilerine sorması gereken şey bu” diye konuştu.

    “İÇİMİZDE HALA İSLAM’IN ÖZÜ BİZİZ DİYENLER VAR”

    Asimilasyon politikalarına karşı Alevilerin tutumlarını da eleştiren Haydar Buga, “Hiçbir Alevi kurumunda Yol’la ilgili hiçbir eğitimsel çalışma yok. Alevi kurumları olarak bilinen cemevlerinin sadece tek bir tane fonksiyonu var, o da Hakk’a yürüyen canlarımızın Hakk’a uğurlama erkanıdır. Bir de hayır yemeği, onun haricinde hiçbir işlevi yok, böyle boş bırakırsanız olacağı bu. AKP de bu son süreçte kendi elini çok daha güçlendirdi ve Aleviler üzerinde Alevileri asimile etmek amacıyla bu çarkı hızlandırdı. İçimizden birçok kişi hala biz İslam’ın özüyüz, asıl Müslüman biziz diyorlar. Siz öyle bir söylemle hareket ettiğiniz müddetçe AKP de size diyecek ki, siz İslam’ın özüyseniz, hakiki Müslüman sizseniz Müslümanların bir tane ibadet yeri var, o da camii. Peygamberimiz, Allahımız, kitabımız aynı ise ayrımız gayrımız yok. Halbuki Alevilik koskaca bir umman, bir derya. Ama bunu içimizde bizden olmayıp, ama bizim gibi görünen kınalı keklikler aracılığıyla yapıyorlar” dedi.

    “BİRLİKTE HAREKET EDEBİLME KABİLİYETİ GÖSTERMELİYİZ”

    Bu asimilasyon politikalarına karşı Alevilerin birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Pir Haydar Buga şunları ekledi:

    “Biz bu zihniyet karşısında ne yapabiliriz sorusunu kendimize sorup aslında topyekûn tüm canlar ile birlikte ortaklaşa hareket edebilme kabiliyeti gösterebilmeliyiz. Aleviler gerekli adımları atamadılar. Öyle olmamalıdır, bütün Aleviler topyekûn bunu yapmalı. Bunu yapabilmek içinde öncelikle Alevilerin alt yapı olarak kendilerini o seviyeye taşımaları gerekiyor. Toplum bilinçsiz toplumun Yol’dan haberi yok.

    Son 60 yıldır neredeyse kapanmayacak kadar büyük yaralar almış olan bu ocak sistemi ile talip arasındaki kopukluk maalesef bir türlü giderilemiyor. Giderilebilmesi için adımlar atılmalı. Ama maalesef biz onu yapmıyoruz, biz yapmadığımız için de AKP kurduğu Kültür Bakanlığı’na bağladığı bir başkanlık aracılığıyla şimdi köylerimizde maaşlı dede arıyorlar. Bu da emin olun ki o haram lokmayı yiyecek kendisine dedeyim diyen ama dedelikle, pirlikle, rehberlikle, Yol talipliyi ile alakası olmayan o kadar riyakar çıkacak ki bu daha işin başı. Ama yarın bunlar kamuoyuna çok daha açık bir şekilde yansıyacaktır. Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO

  • Pir Buga’dan AKP’nin Alevi planına tepki: İçimizdeki ‘kınalı keklikler’ aracılığıyla yapacaklar

    Pir Buga’dan AKP’nin Alevi planına tepki: İçimizdeki ‘kınalı keklikler’ aracılığıyla yapacaklar

    PİRHA – Pir Haydar Buga, AKP hükümetinin Aleviliği tarif eden, cemevlerini ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan kararlarını eleştirerek “Bizim nasıl ve nerede ibadet edeceğimizi tarif etmek hiç kimsenin hakkı ve haddi olmamalıdır. Yeni bir kayyum kültürü yaratılmaya çalışılıyor” dedi. 

    AKP’nin, cemevlerine, Alevi kurumlarına müdahale niteliğindeki projelerine tepkiler sürüyor.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesiyle birlikte derneklere, federasyonlara bağlı cemevlerinin tamamının yönetimi bu başkanlık tarafından yapılacak.

    Alevi inancının, devlete bağlı bir bakanlık altında yönlendirilemeyeceğine dair bir itiraz da Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga’dan geldi.

    “YENİ BİR KAYYUM KÜLTÜRÜ YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    “Alevilerin devletle imtihanı” başlıklı bir yazı kaleme alan Pir Haydar Buga, yapılan açıklamaların Aleviler açısından kabul edilebilir olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti:

    “Süleyman Soylu’nun danışmanı, 6 ay boyunca Alevi köylerini ve cemevlerini dolaşıp fizibilite çalışması yapmış ve bir rapor hazırlamış. Sonra da Alevilerin sorunları sanki elektrik, su, kum, çakıl, demir, çimento, personel gibi basite indirgenerek Alevilerin binlerce yıllık genel sorunları, talepleri görmezden gelinmiştir.

    Ülke genelinde 58 ildeki 1585 cemevi ziyaret edilerek hazırlanan raporun ardından cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verileceği ve bazı giderlerin devlet tarafından karşılanacağı açıklanmıştı. Acı olansa bu açıklamanın Şahkulu Dergahında yapılması olmuştur. Şahkulu Dergahında temel atma ve toplu açılış töreninde yapılan açıklama Aleviler açısından kabul edilebilir bir açıklama değildir.

    “İÇİMİZDEKİ KINALI KEKLİKLER ARACILIĞIYLA YAPACAKLAR”

    ‘Kültür ve Turizm Bakanlığımız kendi bünyesinde kuracağımız Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile muhtarlara, derneklere, federasyonlara bağlı Cemevlerinin tamamının yönetimini yürütecektir.’ Bunun anlamı ne mi? Kısacası yeni bir kayyum kültürü yaratılmaya çalışılıyor. Bunu da bizim gibi görünen, bizden olmayan, içimizdeki kınalı keklikler aracılığıyla yapmaya çalışacaklardır.

    Alevilerin binlerce yıllık manevi değerler içeren sorunları göz ardı edilerek, sorunu elektrik, su, demir ve çimentoya indirgeyerek yeni sorunlar yaratılma edasından başka bir şey değildir.

    “BİZİM NEREDE NASIL İBADET EDECEĞİMİZİ TARİF ETMEK KİMSENİN HAKKI VE HADDİ OLMAMALI”

    Binlerce yıldır bu saydıklarınızın hiç biri Yol’u yürüyen talibe ayak bağı olmamıştı, olmaz da. Biz biliriz ki Osmanlı’da oyun bitmez. Bırakın bu ayak oyunlarını biz sizin gibi inanmamamıza rağmen her inanca özünde insan olduğu için saygı duyarız. Başkasının  inancını tarif etmek, nasıl ve nerede inanacağını söylemek bizim hakkımız da haddimiz de değil. Öyleyse bizim nasıl ve nerede ibadet edeceğimizi tarif etmek de kimsenin ama hiç kimsenin hakkı ve de haddi olmamalıdır.

    Ne diyordu Pir, “Akıl fukara olunca fikir de ukala olur.” Ama en güzelini de Kul Nesimi, asırlar önce söylemiş;

    Sorma be birader mezhebimizi!

    Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır!

    Çağırma meclis-i riyaya bizi,

    Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır.

    Biz müftü bilmeyiz, fetva bilmeyiz

    Kıl ü kal bilmeyiz, ifta bilmeyiz

    Hakikat bağında hata bilmeyiz,

    Şah-ı Merdan gibi pirimiz vardır.

    Bizlerden bekleme zühd ü ibadet,

    Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet,

    Ne bilsin ham ervah likasın hakkın evi,

    Hakk’ı bilmeyene Hak olmaz yakın.

    Bizim Hak katında elimiz vardır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Haydar Buga: Cemevleri minaresiz camiye dönüştürülmeye çalışılıyor

    Pir Haydar Buga: Cemevleri minaresiz camiye dönüştürülmeye çalışılıyor

    PİRHA- Pir Haydar Buga, bazı cemevlerinin “minaresiz cami”ye dönüştüğünü ifade ederek “Kur’an Alevilerin ise o zaman Kur’an’ın şer-i hükümlerine göre yaşam sürmeleri gerekiyor. İslam’ın hiçbir şartını yerine getirmeyip ‘İslam’ın özü biziz’ diyorsunuz. İkiyüzlü davranmanın anlamı yok. Maalesef asimilasyoncu zihniyet, Yezitliğini yapmaya devam ediyor” dedi. Buga, görkemli cemevleri yaptırılarak bir yere varılamayacağını da sözlerine ekledi. 

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, cemevlerinin İslami dayatma altında olduğuna işaret etti. Buga, Alevi toplumunun özellikle Hakk’a uğurlama erkanlarında büyük bir ayrışma içerisinde olduğunu söyleyerek, Cem Vakfı’na bağlı cemevlerinde “yozlaşmanın” sürdüğünü savundu.

    Belçika’da yaşam süren Pir Haydar Buga, KALAN Müzik’in kurucusu Hasan Saltık’ın Cem Vakfı’na bağlı Kartal Cemevindeki uğurlama törenini işaret ederek şunları dile getirdi:

    “Bizlerin Hakk’a uğurlama erkanları ile Kartal Cemevinde yapılanlar çok farklı. Her erkanda şu konulara dikkat çekiyoruz; Hristiyanların, Müslümanlarının, Yahudilerin ya da Hinduların nasıl ibadet ettiklerini, ibadet şekillerine uygun bir biçimde Hakk’a uğurlandıklarını, Alevilerin de cem yapıp, çerağ uyandırdıkarını, gülbeng ve duvaz ile Hakk’a ibadet ettiklerini, dolayısı ile inanç ritüeline uygun Hakk’a uğurlanmaları gerektiğini sık sık anlatıyoruz. Ama yetersiziz.”

    ALEVİLERİ ERİTME POLİTİKASI: KUR’AN

    Pir Haydar Buga, iktidara yakın cemevlerinin birer İslami mekana dönüştürüldüğünü ifade ederek cemevlerinde Kur’an kursu verilmesini de eleştirdi. Buga, Kartal Cemevinde Kur’an kursu verilmesi sebebiyle “minaresiz cami” yakıştırması yaparak şöyle devam etti:

    “Böylesi yerler ‘cemevi’ olarak anılmamalı. Bizlerin, sadece bize ait olana sahip çıkma, bize ait olmayana da saygı duymak gibi yükümlülüğümüz var. Kur’an, Alevilerin ise o zaman Kur’an-ı eline alıp ya da Kur’an kursu veren kişilerin Kur’an’ın şer-i hükümlerine göre yaşam sürmesi gerekiyor. İslam’ın hiçbir şartını yerine getirmeyip ‘İslam’ın özü biziz. Asıl Müslümanlık bizimki. Bu Kur’an değiştirilmiş’ diyeceksiniz ve yine o Kur’an’a sarılıp çocuklarınıza ders vereceksiniz… İkiyüzlü davranmanın hiçbir anlamı yok. Aleviler ya oldukları gibi görünmeliler ya da göründükleri gibi olmalıdırlar. Bu, sistemin kirli şartları içerisinde Alevileri eritme politikasıdır. Ve maalesef o Yezit, asimilasyoncu zihniyet Yezitliğini yapmaya devam ediyor. Ama asıl olan şu; biz Aleviler olarak bunun karşısında ne yapıyoruz? Evet karşınızda devlet, Diyanet var. Onun eli çok güçlü ama bizler de binlerce yıldır bu baskıcı sistemlere direnen topluluk olarak bugün ne yapabiliriz? Maalesef birçok konuda sisteme teslim olunmuş durumda.”

    HAKK’A UĞURLAMA ERKANI MI YOKSA CENAZE NAMAZI MI?

    Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı ile cenaze töreni’ arasındaki farkın iyi bilinmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Kartal Cemevinden geçmişte bir bacımız ile muhabbet etmiştim. Orada cenaze yıkıyormuş. ‘Bir can Hakk’a yürüdüğünde onun cansız bedenine abdest aldırıyor musunuz?’ diye sormuştum. ‘Tabi ki de aldırıyoruz dedem. İslam’ın şartıdır’ demişti.

    ‘Peki siz yaşarken, kendi özgür iradeniz ile abdest alıyor musunuz? Yetmiyormuş gibi bir de cenaze namazı kıldırıyorsunuz! Yaşamı boyunca bir kere bile namaz kılmamış insana namaz kıldırıyorsunuz’ demiştim.

    Bizim bu konuda altyapımız, yeterli bilgilendirmemiz yok. Bizler yeterli bilgilendirmeyi yapamadığımız için maalesef bu tür durumlarla karşılaşıyoruz. Alevilerin tüm kurumları, bunu gerçekten ele alıp erkanlar ile cenaze namazlarını birbirinden ayırt etmeleri gerekiyor.

    Siz, erkana eli Kur’an’lı bir dedeyi çağırırsanız o elbette ki canı, İslam inancına göre kaldıracaktır. O anne ve babanın ya da kardeşlerinin bunu bilmesi gerekiyordu. Bu konuda onların herhangi bir ilgileri yok muydu? Yani tamamen tesadüf mü oldu bunlar?”

    “DEVLET ŞU ANDA MİNARESİZ CAMİ PEŞİNDE”

    Pir Haydar Buga’nın üzerinde durduğu bir diğer konu ise devlet eliyle Alevi köylerine yapılmak istenen cemevleri oldu. Devlet asimilasyon tekniğinin değiştiğine işaret eden Buga, konuyla ilgili şunları kaydetti:

    “Devlet, şu anda minaresiz cami peşinde. Alevilerin geçmişte cemevi diye bir problemi yoktu. Bugün de kırsalda Alevilerin cemevi diye bir problemi olmamalı. Evet metropollere göçten sonra böyle bir ihtiyaç oldu. Birçok ilden metropollere göç olduktan sonra özellikle Hakk’a yürüme erkanları konusunda çok sıkıntılar yaşandı. Bizler defalarca kez canlarımızı cami avlusuna bırakır, dışarıda beklerdik ki imam, cenaze namazı kıldırsın ki alıp götürüp toprağa verelim. O zaman sıralamak da yoktu. Bunlardan dolayı cemevi oluşturulmaya başlandı ama bu cemevlerinin oluşumunda bile devletin sinsi bir yaklaşımı var. Sistem, tanımadığı bir inancın ibadet yerlerini kurmalarına müsaade etti ama o müsaadeyi verirken de kendi eğittiği ‘gri dedeleri’ oralara gönderdi. Bunlar, o kurumların içerisinde tamir edilemeyecek büyüklükte maalesef harabeler, kırgınlıklar yaratıp yaralar açtı.”

    “ALEVİLERİ KENDİ KAZDIKLARI ÇUKURA DÜŞÜRMEK AMAÇLANIYOR”

    Pir Haydar Buga, Alevi asimilasyonu konusunda özellikle Cumhuriyet Eğitim Merkez Vakfı’nın rolüne işaret ederek şu sözlerle devam etti:

    “Bu vakfın kurulması ile birlikte her hafta kesintisiz Cem TV’de sürekli erkanlarımız yayınlanmaya başlandı. Yüzlerce kanalı olmasına rağmen bir gün olsun bir Cuma namazının bir televizyondan canlı verildiğini gördünüz mü? Ama o Vakfın kanalı aracılığıyla toplumsal bir görsellik oluşturuldu ve o görsellikle ‘Aleviler böyle ibadet ederler, Fatiha ile başlarlar, İhlas ile devam ederler, Nuh Suresi ile çerağ uyandırırlar, Yasin’le vesaire bitirirler’ algısı oluşturuldu. Ve hiç de küçümsenmeyecek kadar toplum üzerinde büyük bir asimilasyon yarattı. Bunu kırmak kolay değil işte.

    Şimdi valilerin, kaymakamların köylere gidip ‘cemevi yaptıralım’ mantığının altında Alevileri kendi elleri ile kazdıkları çukurlara düşürebilmek amaçlanıyor.

    Şayet cem birlenecek ise geçmişte atalarımız, ahırlarda cem birlediler. Mereklerde yani samanlıklarda cem birlediler. İhtiyaç duyulursa yine öyle yerlerde cem yapılır. Çünkü bizim için kutsal olan mekanlar, dört duvar değildir. Kutsal olan insandır; insanın kalbi olan Kabe’dir. Pirimizin, mürşidimizin gül cemali bizim Kabe’mizdir. Onlar nereye oturursa biz de oraya döner Hakk’ı zikreder, Hakk ile Hakk oluruz.”

    “GÖRKEMLİ BİNALAR YAPTIRIP BİR YERE VARAMAYIZ”

    Son olarak, cemevlerinin nitelik sorunu yaşadığını anlatan Pir Haydar Buga, şu sözlerle anlatımını bitirdi:

    “Geçmişte Hristiyanlar, her mahalleye kilise yaptılar. Bugün kiliseleri satıyorlar. Aleviler özellikle Avrupa’da o kiliseleri alıp cemevine çeviriyor. Müslümanlar, bugün her mahalleye cami yapıyor. Belki 50 yıl sonra o camileri satmak zorunda kalacaklar. Aleviler Bugün aynı hataya düşüyor. Görkemli binalar yaptırıp bir yere varamayız. Binaların içlerini doldurmak zorundayız. ‘Gençler, çocuklar, cemevlerine gelmiyor’ diye şikayet ediyoruz. Gelmezler tabi. Çünkü cemevleri onlar için cazibe merkezi değil. Oturup cem ibadetinde ‘Bir ayağı bu dağdaydı, bir ayağı öte dağda, bir kılıç salladı elli kelle uçurdu’ diye hurafeler anlatırsanız çocuk google’a bakar ve yalan olduğunu görür. Artık 8 yaşındaki çocuğu dahi bu hurafelerle kandıramazsınız.

    ‘İlimden gidilmeye yolun sonu karanlıktır’ deniyor ama ilime ne kadar değer veriliyor? Cemevinde, kültür-sanat, matematik, kimya var mı? Yok. Haftada bir gün oturup çerağ uyandırıyorsun. Onu yaparken de Alevi toplumunun hiç alakası olmadığı şeylerle muhabbet birliyorsun. Ve buna da ‘Cem olduk, muhabbet ettik’ diyorsun. Çağın problemleri ile ilgilenmiyorsan, çağdaş olmuyorsan, talibin gönlünü açıp ona bir çığır açamıyorsan bari o makamı hiç işgal etme.”

    Eren GÜVEN/ANKARA