PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 89. yıldönümünde konuşan Pir Rıza Yağmur, Dersim tarihinin resmi arşivlerle değil, sürgünleri ve kırımı yaşayanların anlatımlarıyla yazılması gerektiğini vurguladı.
1937-1938 yıllarında Dersim’de yaşanan ve onbinlerce insanın yaşamını yitirdiği Tertele’nin 89. yılı dolayısıyla Paris’te Sarcelles’te bulunan Alevi Anıtın önünde anma yapıldı.
Anmada konuşan Pir Rıza Yağmur Dersim tarihinin resmi belgelerle değil, bizzat katliamı yaşayanların anlatımlarıyla anlaşılabileceğini vurguladı.
Yağmur konuşmasında, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Alevi toplumunun belirleyici rol oynadığını belirterek, buna rağmen aynı toplumun ilerleyen yıllarda ağır bedeller ödediğini ifade etti. Alevilerin hem Osmanlı döneminde hem de Cumhuriyet sürecinde çok sayıda katliam ve baskıyla karşı karşıya kaldığını dile getirdi.
Dersim’de yaşananların yalnızca bir güvenlik meselesi olarak ele alınamayacağını söyleyen Yağmur, “O dönemde sürgün edilenler, katliamı yaşayanlar hayattaydı. Dersim’in tarihi, arşivler kapatılarak değil, o insanların tanıklıkları dinlenerek yazılabilirdi” dedi.
Alevi inancının özellikle ulaşılması zor coğrafyalarda, ocaklar aracılığıyla korunabildiğine dikkat çeken Yağmur, bu yapının tarihsel olarak hem inancı hem de kimliği ayakta tuttuğunu ifade etti. Dersim’de yaşanan kırımlar sırasında toplumsal dayanışmanın zayıf kaldığını da belirten Yağmur, geçmişte yaşanan kopuklukların bugün hala etkisini sürdürdüğünü söyledi.
Leverkusen Alevi Dergahı’nda yapılan anmaya ise Hozan Cömert katıldı. Cömert Dersim coğrafyasında yaşanan acıları dile getirerek ağıtlar seslendirdi.
PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim İnşa Kongresi (DİK) tarafından organize edilen 13. Dersim Kültür Festivali ikinci gününde devam ediyor.
Maraş Dernekleri Federasyonu, Koçgiri, Ovacık Kurmeş, Kareliler Dernekleri, Kürecik İnisiyatifi’nin de aralarında bulunduğu 15’i aşkın kurumun desteğiyle yapılan 13. Dersim Kültür Festivali coşkuyla sürüyor.
Almanya’nın Frankfurt kentinde gerçekleşen festivale Avrupa’nın bir çok ülkesinden yurttaş katıldı. Havanın da güzel olduğu günde festivale katılım oldukça yoğun oldu.
İkinci günde “T.C. Soykırımlarla Yüzleşsin!, Demografik değişimi durdursun” konulu panelin ardından festival, konser ve birçok etkinlikle devam etti.
Sunuculuğu Meral Özen Güney Özdemir tarafından yapılan program, çerağların uyandırılması ile başladı. Pir Rıza Yağmur ve Didar Ana gülbeng okudu.
Ardından Sosyalist Demokrat Partili parlamenter Kaveh Mansouri, kısa bir selamlama konuşması yaptı.
Festival programı Ozan Rençber ve Umuda Haykırış müzik grubunun dinletisi ile devam etti.
“KARANLIK BİR YÜZYIL DAHA YAŞAYAMAYACAĞIZ”
Festival organizesi adına Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Demir Çelik, Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF ) Eşbaşkanı Muharrem Erdoğan , Dersim İnşa Kongresi (DİK) Eşbaşkanı Hülya Yer de söz aldı.
“Mayıs ayı bizler için direniş ayıdır” diyen Yer, onların bıraktığı mücadeleyi sürdüreceklerini söyleyerek, “Dersim tutumunu belirledi. Bu tutum diktatörü devirme tutumudur. Bu tutum 28 Mayıs’ta da devam edecek. Bu karanlık yüzyıl ikinci yüzyılını yaşamayacaktır. Kadın düşmanı HÜDA-PAR’ı meclise taşıyan AKP iktidarına sesleniyoruz. Bu zulme karşı Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.
ADEF Eşbaşkanı Muharrem Erdoğan ise yine mayıs ayının kara bir ay olduğuna dikkat çekti. Seçim sürecine değinen Erdoğan, “ Biz Dersim kurumları cumhuriyete ‘tarihi soykırımlarla yüzleş’ çağrısı yaptık. Bu talebimizin karşılık bulmasını istiyoruz. Ağrı, Zilan, Sivas, Maraş, Sur, Cizre katliamlarını da unutmuyoruz. Bizler de bu zulmü mücadelemizi yükselterek, ortak mücadele ile durdurabiliriz” diye konuştu.
TERTELE İLE YÜZLEŞME ÇAĞRISI
FEDA Eşbaşkanı Demir Çelik de Kırmancki olarak yaptığı konuşmasında Dersim Tertelesi ile yüzleşme çağrısı yaptı. Toplumun kendi değerlerine sahip çıkması gerektiğini ifade eden Çelik, yurtseverliğin sadece ülkesini sevmek değil, aynı zaman kültürüne de sahip çıkmak olduğunu belirtti.
Festivalde Sol Parti milletvekili Gökay Akbulut ta söz aldı. Akbulut, Dersim Tertelesi’nin tarihsel sürecine dikkat çekti. Almanya Federal Parlementosu’na dersi Tertelesinin soykırım olarak tanınması yönünde önerge verdiklerini kaydetti.
Seçim sürecine işaret eden Akbulut herkesin iktidar karşısında oy vermeye gitmesi gerektiğini söyledi. Böylesi festivallerin dayanışmayı yükseltmek adına önemine dikkat çekti.
MAT: ERDOĞAN’A BOYUN EĞMEDİK
Festivalde ayrıca Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun mesajı da okundu. Ardından sanatçı Ayfer Düzdaş sahne aldı.
Düzdaş’ın ardından AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat söz aldı. Mat, 28 Mayıs seçimlerine dikkat çekerek, ” Bir taraftan doğa, kadın, Kürt, Alevi düşmanı bir iktidar, diğer taraftan Kılıçdaroğlu. Yarın sonuç ne olur. Farz edelim ki Erdoğan kazandı. Ne olacak? Bizim için hiçbir şey değişmeyecek. Biz Kerbela’dan bu yana kime boyun eğdik ki Erdoğan’a eğelim” diye belirtti. Mat, devletin tüm baskı politikalarına rağmen Dersim’de festival gerçekleştireceklerini de sözlerine ekledi.
Mat’ın konuşmasının ardından folklor grubu dersim yöresine ait oyunları sergiledi.
TACER: ÖZEŞTİRİ VEREN BİR İKTİDAR İSTİYORUZ
DEDEF Başkanı Özkan Tacer konuşmasında Dersim Tertelesine vurgu yaptı. Tacer, “Bizler 4 Mayıs’ı dünyaya anlatabilmek için bir çok etkinlik düzenliyoruz. Bizler Dersim Tertelesinde Türkiye’ye zehirli gaz satan ülkenin bir kentinden sesleniyoruz. Başta Almanya olmak üzere emperyalist güçler bu katliamlara göz yumdu. Bir araştırma komisyonu kurularak bir barış sağlanır. Bizler barışın mücadelesini yapıyoruz. İkinci yüzyılda katledilenlere karşı özeleştirisini veren bir iktidar istiyoruz. 86 yıldır Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri belli değil. Bu insanların mezarlarına gidip bir gül bırakmak istiyoruz. Bunu Dersim halkına çok görmeyin. Bizler ikinci yüzyılda barışı inşa etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Özkan bu yıl Ağustos ayında Munzur Festivalini yapmak istediklerini ifade etti.
Festivalde Ferhat Tunç, Grup Munzur, Ozan Rencber, Hasan Sağlam, Ozan Serdar ve Arêyê Kay sahneye çıktı.
PİRHA- Pir Rıza Yağmur, 2022 yılının birlikteliğin, kardeşliğin, özgürlüğün vücut bulduğu bir yıl olması temennisinde bulundu.
2021 yılı geride kalırken, yıl boyunca hem dünya hem de Türkiye çalkantılı bir süreç yaşadı. Koronavirüs salgınının da eklenmesiyle kapitalist modernite krizi yaşandı. Türkiye ise ekonomik krizin yanında siyasal krizin de etkisiyle derin bir ekonomik buhran yaşadı, yaşıyor. Yüzyıllar boyunca olduğu gibi bu yılda Alevi toplumunun inançsal ve kültürel varlığı inkar edilirken, kamusal alandaki eşit yurttaşlık hakları tanınmadı.
2021 yılında Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, çeşitli adlar altında işgal edilen inanç merkezleri ve kutsal mekanlarının tahrip edilmeyip, Alevi toplumuna bırakılması gibi temel talepleri bu yıl da karşılık bulmazken, uluslararası mahkemelerin vermiş olduğu kararlar bu yıl da uygulanmadı.
2022 yılına dair değerlendirmede bulunan Pir Rıza Yağmur, 2022 yılının birlikteliğin, kardeşliğin, özgürlüğün vücut bulduğu bir yıl olması temennisinde bulunarak, şu mesajı paylaştı:
PİRHA- Alevilerin kutsal ayı Hızır vesilesi ile Almanya’nın Hagen kentinde Hagen Alevi Dergahı’nda Hızır Cemi düzenlendi.
Hızır Cemi’ni Pir Rıza Yağmur yürüttü. Cemde Hızır kültü üzerine muhabbet gerçekleştirildi. Aynı zamanda Pir Yağmur içinde bulunduğumuz süreçte Alevilere nasıl bir görev düştüğünü de aktardı. Aleviler üzerine yürütülen asimilasyon politikalarına da değinen Pir Yağmur bunun en büyük örneklerden birinin de cami-cemevi projesi olduğunu kaydetti.
Afrin’de yürütülen harekatı da kınayan Pir Yağmur, “Büyük devletler çıkarları söz konusu olduğunda seslerini çıkarmazlar. Çünkü mazlumların katli için silah satışı, oradaki ganimetler ile gelir elde ediyorlar. Karanlık dönemde savaşlarda ganimet paylaşılırdı. Şimdide mazlumlar üzerinden savaşlar çıkararak dünyanın en pahalı sektörü olan silah sektörünün kasası doluyor. Bu ülkelerde sözümona demokrasi gelişiyor. Diğer taraftan mazlumların katledilmesine göz yumuyor” dedi.
Konuşmaların ardından deyişler eşliğinde semaha duruldu.
Cemin ardından dağıtılan lokmalar darda, zorda kalan mazlum halklara adandı.
PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrin’e dönük saldırının başladığı açıklamasından sonra TSK’ya ait savaş uçaklarının Afrin ve Alevilerin yoğun yaşadığını Mabeta ilçesini bombalamasına tepki gösteren Alevi pirleri, bu savaşa karşı tüm Alevi toplumunu ses vermeye çağırdı.
Afrin’e dönük saldırılara tepki gösteren FEDA Pirler Kurulu’ndan pirler bombalanan yerlerde Alevilerin de olduğunu ve diğer inançlarla kardeşçe yaşadığını söyledi. Pirler, iktidar tarafından sözde ulusal çıkarlar adına başlatılan bu savaşın kirli bir savaş olduğunu, halklara yıkım, zulüm ve göç getireceğini belirterek, Alevi toplumuna bu savaşa karşı çıkması ve ses vermesi çağrısında bulundu.
“İNANÇLAR MOZAİĞİ AFRİN’E SALDIRI ZULÜMDÜR”
Birçok farklı halkın, inançların bir aradığı yaşadığı ve halklar mozaiği olan Afrin’e yapılan bombardıman ve başlatılan savaşın haklılık gerekçesinin olmadığına değinen Şıh Ahmet (Şıxamed) Ocağı Mensubu Pir Metin Baylav, Alevilerin de Türkiye’de büyük bir tehlike altında olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Aşağı yukarı 2 haftadan beri Afrin’e operasyon yapılacağı söyleniyordu. Tabi biz Aleviler bunu asla kabul etmiyoruz. Haksız bir savaştır. Geçmiş IŞİD saldırılarında da kış ayında çoluk çocuk, onlarca insan evlerinden ve yurtlarından oldular. Şimdi ikinci bir durum yaşanıyor. Afrin basında gördüğümüz kadarıyla mozaik olan ve Alevilerin yoğun yaşadığı bir yer. Birçok inanç orada iç içe. Terörizm adı altında sivil insanlar ve çocuklar katlediliyor. Hava saldırıları başlatılmış. Ne yazık ki yine bu hava saldırılarında çocukların, sivillerin ve hatta hayvanların katledildiğini öğrendik. Bu savaş kime hizmet ediyor ve bu acılar neden çektiriliyor ? Artık bütün insanlar ses vermelidir. Biz bugün ses vermezsek, yarın bu acılar birçok yerde yaşanacak. Hani bir söz vardır ‘susma sustukça sıra sana gelecek.’ Gerçekten susmamak gerekiyor. Alevi halkı öyle terörize edilebilecek bir halk değil. Aleviler asla kandan, şiddetten beslenmiş bir halk değil, tersine kandan ve şiddetten beslenenlere karşı mücadele etmişlerdir. Biz Alevilerin bir TV10 kanalımız vardı. Alevilerle beraber cümle mazlumları dillendiren ve Türkiye’de gizli kalmış inançları açığa çıkaran TV10’du. Maalesef TV10 gibi bir kurum kapatıldı, bir sürü çalışanı ve piri gözaltına alınıp tutuklandı. Bizler gerçekten zamanında tepki gösterseydik belki daha fazla sahiplenme olurdu. İstenilen tepki gösterilmediği için sıra yavaş yavaş bizlere geliyor. Aleviler zaten Türkiye’de büyük bir tehlike altında. Sokakta eli silahlı insanların insanları tehdit etmelerini, birçok Alevi mahallerinde el ilanları dağıtmalarını izliyor ve görüyoruz. Alevi pirleri olarak asla buna seyirci kalınmamalı, mazlumun yanında yer alınmalı ve sadece basın açıklamaları ile kalınmayıp sokaklara inilip tepkimizi dile getirmeliyiz.”
“Türkiye’de dini sermaye olarak kullanıp kendisi servetler biriktirerek, insanların köylerini, şehirlerini yakan ve işlerinden edip hapishanelere dolduran Yezit zihniyetli bir sistem var” diyen Baba Mansur (Bamansur) Ocağı Piri Veli Uğur kutsal olanın insan yaşamı olduğunu ve Alevi toplumunun bu oyunlara gelmemesi çağrısında bulundu:
“Türkiye’de yıllardan beri insanları, toplumları yalanlarla dini sermaye olarak kullanıp kendisi servetler biriktirerek, insanların köylerini, şehirlerini yakan ve işlerinden edip hapishanelere dolduran Yezit zihniyetli bir sistem var. Bu sistem insanları duygularıyla, maneviyatı ile delirterek, ırkçılığın hastalık olarak kabul gördüğü Türkiye’de sanki gurur duyulacak bir iş gibi lanse ediliyor ve insanlar birbirine düşmanlaştırılıyor. Bu düşmanlık öyle bir Yezitleşti ki haftalardan beri top atışlarıyla vurduğu Kuzey Suriye denilen yer yani Afrin’i şimdi havadan bombalanıyor. Bu insanlardan Türkiye’ye karşı hiçbir zarar gelmemiş. Ama daha fazla servet edinmek için fakir fukara çocuklarını kandırıp öldürüyor, öldürtüyor. 15 seneden beri yaptıkları aynen devam ediyor. Sözüm özellikler Alevi canlara, dostlaradır. Biz 72 millete bir nazarla bakarız. Bizim için kutsal olan insandır, insan yaşamıdır. İkiliğin, kin ve kibrin olmadığı inancımıza sahip çıkalım. Kendi yurdumuzda aldatılmış insanların oyunlarına gelmeyelim, oyunlarını bozalım. Birlik olalım, beraber olalım ve tüm insanlara can olarak bakalım. Yolumuzun desturunu, kurallarını sürer, sıtk-ı gönül ile hizmete sarılırsak ancak yolu sürmüş olabiliriz” diye vurguladı.
“MABETA’DA ALEVİLER VE DİĞER İNANÇLAR KARDEŞÇE YAŞIYOR”
Afrin’de yıllardır gizlenen, saklı tutulan Alevi inancının artık kendini özgürce ifade ettiğini ve diğer halklarla, inançlarla kardeşçe yaşadığını vurgulayan Ağuçan (Axuçan) Ocağı Piri Hüseyin Bildik, savaşın kendisiyle birlikte yıkımı, açlığı ve göçü getireceğini ve bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Kürtlerin yoğun yaşadığı Afrin bölgesinde yaşanan bu saldırıyı kınıyor ve lanetliyoruz. Özellikle Afrin’in Mabeta kasabında yıllardır gizlenen, saklı tutulan Alevi inancının mensupları canlarımızın kendi inançlarıyla, kimlikleriyle ve diğer halklarla bir arada kardeşçe yaşadığı bir şehre AKP hükümeti saldırıyor. Türk devleti varlığını Kürdün inkarı ve katliamı üzerinden var etmeye çalışıyor. Haktan, hukuktan, kardeşlikten ve vicdandan yana olan tüm insanlığa bir çağrımız var. Bu ülkede milyonlarca Kürtler, Aleviler ve diğer halklar yaşıyor. Bütün halklara tek tipliği dayatıp, onun gibi yaşamayanı düşman gören bu hükümet, cihatçı çeteleri toplayıp Kürtlerin üzerine sürüyor. Bütün insanlığın buna ses vermesi ve karşı durması gerekiyor. Milyonlarca insan Afrin kentinde yaşarken, hükümet tarafından burada savaşın başlatılmasını lanetliyoruz. Bu savaş yıkımın, açlığın, sefaletin ve göçün başlangıcı demektir. Bu savaşların son bulmasını istiyoruz.”
“HIZIR AYINDAYIZ VE HIZIR ZALİMLERİN ŞERRİNİ HALKLARDAN UZAK GÖTÜRSÜN”
Bölgede devam eden savaşın en önemli sebeplerinden birinin iktidar olduğunu, sözde ulusal çıkarlar adına halkların kurban edildiğini söyleyen Derviş Cemal Ocağı Pir Rıza Yağmur, “Bu hükümet iç savaşa gidilmesini canı gönülden istiyor ve birinci kurbanı ise Alevilerdir”diyerek şunları vurguladı:
“Suriye’de devam eden savaşın en önemli sebebi Türkiye’yi yöneten iktidardır. Yıllar önceden planlanmıştı bu. Mezhep kapışması daha henüz tam başlamadı. 1400 yıldan bu yana birbirini boğazlamadan bir akıl yolunu buluşturamadılar. Kendi peygamberlerinin torunlarına şehit ettiler. Düşündüğümüzde en sadık Müslümanlar Kürtler’dir. Yıllardır İslam’ın hanballığını yapıyorlar. Ama devasa güçlerle gidip Kürtlerin şehirlerini bombalarken, batılı devletlerin dönem dönem uçak ve silah satarak buna destek olduğunu biliyoruz. 50 milyon olan bir halkın arasına tel örgü çekerek daha sonra dünyayı dizayn eden güçlerin buraya yerleşmesine yeşil ışık yakarak ve ulusal çıkar denilen o rezil çıkarlar uğruna bir halkın orada kurban edilmesi bizim inancımızda bağışlanacak bir durum değildir. Yol yakın iken geri dönülmesini istiyoruz. Şunu anlamaları gerekiyor ki, bu bataklığa girilirse bu savaş 50 yıl sürer. Sözde Müslüman geçinen bu hükümetin devasa gücünü bu halkın üzerinden çekmesi gerekiyor. Oradan Türkiye’ye bir zarar gelmesi söz konusu bile değildir. Ellerine geçirdikleri medya imparatorluğuyla Türkiye halklarını kandırıyorlar. Maalesef kendini muhalefet diyen ve cumhuriyeti kurmakla övünen CHP kendini bile ayakta tutamadı. Bugün Türkiye iç savaşa gitmiyorsa buda Kürtlerin olgunluğundandır. Bu hükümet iç savaşa gidilmesini canı gönülden istiyor. İç savaşa giderse birinci kurban Alevilerdir. Kendi iç paramiliter güçlerini oluşturuyor. Kürdüyle, Türküyle, Arabı ile tüm Alevilerin inançlarındaki Haktan yana olma felsefesi gereği barış çağrısı seslerini yükseltmelidirler. Bu ay Aleviler için Hızır ayıdır. Hızır zalimlere fırsat vermesin. Zalimlerin şerlerini haklardan uzak götürsün. Kardeşlik, barış gelsin. Savaş lanetlidir ve lanetliyoruz.”