PİRHA- “Dilden dile yaşasın masallarımız” diyen Suna Çelebi, “Bir Dersim Masalı” anlatımıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi’nde canlarla buluşacak. Etkinliğe katılım çağrısı yapıldı.
Pir Sultan Aabdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi, “Dilden dile yaşasın masallarımız” diyen Suna Çelebi’nin, 16 Ekim Cumartesi günü “Bir Dersim Masalı” anlatımıyla dernekte olacağını bildirdi. Servet Sevinç’in de bağlamasıyla eşlik edeceği belirtildi.
Yapılan yazılı açıklamada, şöyle denildi:
“Bir çok dile, kültüre, medeniyete tanık olmuş bir coğrafyada yaşayanlarız. Bu coğrafyada nice destanlar, nice maniler, nice türküler, nice ağıtlar, nice masallar ürettik. Bazılarını unuttuk, bazıları kayboldu ama yaşasın diye unutulmasın diye çabamız da sürüyor. Belki büyükler olarak çocukluğumuzda kalan sobalı ışıksız büyük evlerde nene ve dedelerimizden büyük bir coşkuyla dinlediğimiz masalları bu teknoloji çağında hatırlamak sorumluluğu taşıyoruz.
“Dilden dile yaşasın masallarımız” diyerek emek veren canımız Suna Çelebi’nin anlatımıyla ” Bir Dersim Masalı” ve Servet Sevinç’in bağlamasıyla büyüteceği etkinliğimize cümle canları bekliyoruz.”
PİRHA-PSAKD Ataşehir Şubesi’nin düzenlediği “Hak Mücadelemizde Eşit Yurttaşlık Talebimizi Yükseltelim” etkinliğinde konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, cemevlerinin yapım süreçlerinde yerel ve merkezi iktidarlardan alınan desteklere ilişkin, “Kendimiz yaparız. Alevilerin en az bin yıllık tarihini iki torba çimento, bir ton demire heba etmeyin. Gitmeyin ayaklarına. Gitmeyin ki bizi de zor durumda bırakmayın” diye konuştu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi ve Cemevi’nin, “Hak Mücadelemizde Eşit Yurttaşlık Talebimizi Yükseltelim” başlığıyla iki gün sürecek olan etkinlikleri başladı. Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen programda; “Eşit yurttaşlık talebi tartışılsın ve yeniden örgütlensin; Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin; zorunlu din dersleri kaldırılsın; herkese inancına göre eğitim hakkı tanınsın” gibi talepler bir kez daha dillendiriliyor.
İlk gün PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Avrupa Alevi Birlikler Federasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Yazar Necdet Saraç ile PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya konuşma yaptı.
“BİZLER ALEVİLERİZ, HAK MÜCADELESİ YÜRÜTENLERİZ”
“Yüzümüzü kadınlara ve çocuklara dönmeliyiz” diyen Kaya, Aleviler olarak hak mücadelesi yürüttüklerini söyledi. Örgütlenme ve mücadele sözcüklerinden kaygı duyanların olduğunu belirten Kaya, şunları söyledi:
“Buluşmamızın temel konu başlığı, hak mücadelesinde eşit yurttaşlık talebimiz. Bizler Aleviyiz, hak mücadelesi yürütenleriz. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki mücadele, örgütlenme dediğimizde kulaklara kaygı veriyor. Artık derneklere üye olurken kaygı duyuyoruz. Yaşamı bize dar eden anlayışlara karşı bizler gücümüzü birlikteliğimiz ve örgütlülüğümüzden almalıyız.
Aleviler tarihin her döneminde katledilmeye, inancı, dili, kültürü yasaklanmaya devam etti. Ama Aleviler olarak bugün hala varız diyoruz. Meşru mücadelemizin sonucunda bugün cemevleri var. Onlar statü verir, vermez ama bugün biz cemevlerinde etkinlikler yapıyorsak, Hakk’a yürüyen canların hizmetini görüyorsak, bir bütün olarak buluşuyorsak, her bir cana sorumluluk düşüyor.”
“DAHA ÖRGÜTLÜ SİYASET YAPMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Kaya, Isparta Cemevi açılışında yaşananlara da değinirken, “Isparta’da Gani başkana siyaset yapıyorsun denildi. Evet siyaset yapacağız. Daha güçlü seslerle siyaset yapacağız. Çünkü siyaset yaşamdır. Her şeyi belirleyen siyasettir. Daha örgütlü siyaset yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Siyaset yalnızca birilerinin tekelinde değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın diyoruz. İnanç ve ifade özgürlüğü anayasada var fakat hapishaneler bu hakkı kullananlarla dolu. Biz vazgeçmeden sözümüzü söylemeye, siyaset yapmaya devam edeceğiz. Dün zorunlu din dersleri kaldırılsın diyorduk ama bugün görüyoruz ki bütün dersler zorunlu din dersi, din kültürü haline geldi. Bunun için bir şeyler yapmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“ANAYASAL HAKLARIMIZ SORUNU ÇÖZMÜYOR”
Türkiye’de bir sistem sorunu olduğunu savunan Kaya, son olarak şöyle konuştu:
“Bir bütün olarak Alevilerin sorunu salt kişilerden ibaret değildir. Bir sistem sorunudur. Anayasal anlamda haklarımız olsa da görüyoruz ki, bu sorunlarımızı çözmüyor. Alevilerin de, Kürtlerin de, bir bütün ötekilerin tamamının sorunu bir sistem sorunudur. Bu sistem ile yüzleşmek, resmi ideoloji bize hangi yaptırımları uyguluyor, biraz buradan bakmak gerekiyor. Bunun üzerinden eşit yurttaşlık talebini yükseltmek gerekiyor.”
“FETÖ TEHKİKESİNİ 1999 YILINDA GÖRDÜK”
PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ise kurumlarına ilişkin konuşurken, “PSAKD’nin arşivini taradık. Baktığımız zaman PSAKD’nin Alevi örgütlenmesinin beyni olduğunu gördük. Günümüzün iktidarı FETÖ tehlikesini daha yeni görürken, biz 1999 yılında görmüşüz. Zamanın başbakanı ve genel merkezlerinin önüne FETÖ kitaplarını siyah kaplayarak bırakmışız. Bu örgüt geriye dönüp baktığımızda çok şey yapmış. Şubeyi ilk kurduğumda insanlar benden kaçıyorlardı. Selam vermekten, Aleviyim demekten korkuyorlardı. Alevi örgütleri bir anlamda Alevilerin kimliğini açıklamada çok büyük bir iş yapmıştır” dedi.
Cemevlerini, Alevilerin şehirlerdeki kalesi olarak gördüğünü kaydeden Kaplan, cemevlerinin yapım süreçlerinde yerel veya merkezi iktidardan alınan desteklere de değindi. Kaplan, “Kendimiz yaparız. Alevilerin en az bin yıllık tarihini iki torba çimento, bir ton demire heba etmeyin. Gitmeyin ayaklarına. Gitmeyin ki bizi de zor durumda bırakmayın” diye konuştu.
“VALİ VE BELEDİYE BAŞKANINA O SÖZLERİNİ YEDİRECEĞİZ”
“Bu ülkede laiklikten bahsedilecekse mutlaka Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gerekiyor” diyen Kaplan, Hacıbektaş’ta ve Isparta’da yaptığı konuşmayı hatırlatarak, şunları söyledi:
“Alevi köylerine zorla cami yapmakta bir zulümdür. Cumhuriyetten bu yana Alevi köylerine zorla yapılan camileri ya başka mekanlara çevirin ya da yıkın. Biz istemiyoruz. Genelkurmay Başkanı bir ara neredeyse yemek tarifi verecek duruma gelmişti. Şimdi bunun yerini Diyanet aldı. Diyanet her alana girdi. Devletin valisi ve belediye başkanının yaptıklarından hiçbir şekilde gocunmayız. Onlar bizim apoletlerimizdir. Demek ki biz doğru şey söylüyoruz. Doğru talepte bulunuyoruz.
Ancak bizim içimizden bize karşı bir tavır sergilenirse o bizi vurur. Ama biz şube çalışmalarına başladık. Görülmemiş bir Alevi mitingiyle Isparta’da öyle bir açılış yapacağız ki; o valiye de, belediye başkanına da o sözlerini yedireceğiz. Vali bey “Biz burayı kapatırız” demiş. Keşke kapatsa.”
“KAHROLSUN FAŞİZM DEDİK AMA KAHROLAN FAŞİST GÖRMEDİK”
Kaplan, ayrıca Alevi örgütlerinin sokak mücadelesinden uzak kaldığını vurgularken, “Alevi örgütlenmesi eşit haklar mücadelesi konusunda sokaktan elini ayağı çekmiş gibi görünüyor. Fakat biz mücadele biçimimizi değiştirmek zorundayız. “Kahrolsun faşizm” dedik. Kahrolan faşist görmedik. Demek ki biz başka bir mücadele hattı geliştirmek zorundayız” diye belirtti.
“UMUDUMUZ DEVRİMCİLERDE, SOSYALİSTLERDE”
Zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda oportünist davrandıklarının altını çizen Kaplan, şunları söyledi:
“İnsanları sokaklarda topladık, miting yaptık ama çocuklarımızı kuzu kuzu din derslerine gönderdik. Bir hafta göndermesek çocukları müfredat değişir. Ama hepimiz çocuklarımızı oraya gönderdik. Pirimiz nasıl “Şah” diyerek dar ağacına gittiyse; bizler de “Şah” diyerek sözümüzü söyleriz. Hiçbir zamanda geri adım atmayız. Örgütümüzün tarihi bize bunu emrediyor. Cemevlerimiz yasal statüde değil. Statü verecek iktidar bunca zaman gelmedi. Bundan sonra da gelmez. Umudumuz devrimcilerde, sosyalistlerde. Devrim yaparlarsa bu ülkede belki o zaman. Umudumuz onlarda.”
“BAŞARIMIZIN SIRRI ALEVİLERİ BİR ÇATI ALTINDA BİRLEŞTİRMEK OLDU”
AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise, Alevilerin Almanya’da elde ettiği haklara dair açıklamalarda bulunarak, “Alevi örgütlenmesi çoğulcudur. Başarımızın sırrı Alevileri bir çatı altında birleştirmek oldu. Gördük ki Aleviler örgütlenmediği sürece başta devlet olmak üzere en yakınınızdaki devrimci hareket bile sizi muhatap almıyor. Almanya Devleti neden taleplerimizi yerine getirdi? Anayasal haklarımızı bize verdiler. Bir lütuf değildi. Alman Devleti bize iyilik yapmadı. Anayasasını uyguladı. Biz örgütlenmemiş, taleplerimizi dile getirmemiş olsaydık; devlet bu hakkı bize vermezdi. Önce kendi hakkımızı kendimize teslim etmemiz gerek” diye aktardı.
“ALEVİLERİN TALEPLERİ PAZARLIK KONUSU OLAMAZ”
Türkiye’de Alevilerin vergi ödediğini, askerlik yaptığını ama hala devletin Alevilik inancını kabul etmediğini vurgulayan Mat, “Cemevlerini ibadethane olarak tanımıyor. Devlet yıllarca inkar etti. Burada bir belediye bize yardım edebilir. Öyle bir psikolojiye bürünüyoruz ki, tamamen teslim oluyoruz. Hiç düşünmüyoruz; bu belediye başkanı benim oylarımla seçildi, bana hizmet vermek zorunda diyemiyoruz. Bu lütuf değil. Alevilerin talepleri asla pazarlık konusu olamaz. Buna itiraz etmek gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
“ALEVİLERİN ÖRGÜTLENMESİ, HAKLARINI KAZANMASI YÜREKLERİNE TAŞ GİBİ OTURUYOR”
“Almanya’da elde ettiğimiz haklara ilk itiraz eden Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi oldu” diyen Mat, şunları dile getirdi:
“AKP ve MHP elde ettiğimiz haklar için “Bunlar Türkiye’yi bölmek için Alman istihbaratının yaptığı işler” olarak değerlendirme yaptı. Bu devletin tekçi, ırkçı, faşist anlayışını her yerde anlatıyoruz. Kimseden korkmuyoruz.
Almanya’daki hak eşitliği anlaşmasını yalnız Aleviler değil, İslam kurumları da imzaladı. Biz haklarımızı elde ettiğimizde devletin ajanı oluyoruz. Ama İslami kurumlar elde ettiğinde Ankara’dan alkışlar kopuyor. İşte iki yüzlülük bu. Sindiremiyorlar. Alevilerin örgütlenmesi, tanınır olması, haklarını elde etmeleri yüreklerine taş gibi oturuyor. Bizleri korkutmaya çalışıyorlar ama aslında kendileri korkuyor. Biz Türkiye’nin yönünün Ortadoğu’ya, şeriata, gericiliğe değil; medeniyete, demokrasiye, özgürlüğe, çoğulculuğa dönmesi için mücadele ediyoruz.”
“HİÇBİR DİNDEN ASLA DEMOKRASİ ÇIKMAZ”
Yazar Necdet Saraç, İslam coğrafyasındaki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, şunları söyledi:
“Aleviler olarak sürekli ağlayan, şikayet eden bir toplumdan başka bir yere doğru evirilmemiz lazım. Bunun için de yüzleşmemiz gerek. Bazı gerçekleri değiştiremiyorsun. Avrupa 600 yıl önce din-devlet işini çözmüş. 2021 yılında hala dinin önemli, inancın belirleyici olduğunu, inancı iktidara taşımayı tartışıyorsun. Bunu terse çevirmemiz gerekiyor. Hiçbir dinden, hele ki iktidar dininden asla demokrasi çıkmaz.
Niye çıkmaz? Çünkü iktidar olan bütün inançlar bir süre sonra gericileşir. O yüzden Türkiye ve İslam coğrafyası ilerlemiyor. 600 yıllık tarihte İslam coğrafyasından evrensel ölçülerde çıkan hiç kimse yok. Edebiyatta, sanatta, bilimde, felsefede, güzel sanatlarda hiç kimse çıkmaz. Zaten bunları reddeden bir anlayıştan geliyorsun. Bu zihniyetle hesaplaşmamız gerekiyor.
1000 yıldır bu topraklarda Ömer Hayyam’dan Hallacı Mansur’a, Mansur’dan Şeyh Bedreddin’e, Bedreddin’den Hacı Bektaş’a, Pir Sultan’a kadar bir fikri mücadele var. Bizim bu fikri mücadeleyi öne çıkarmamız gerekiyor. Fikri olarak üstün olan biziz.”
“TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ SORUNU VAR”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) düzenlediği Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivaline de değinen Saraç, “Siz, biz olmasaydık bu yapılmazdı. Bu gücü ifade ediyor. Isparta’yı gündem yapamadık. Gündem olmalı. Her yerde Isparta’yı tartıştıramazsan; yalnızca şikayet eden pozisyona düşersin. Türkiye’nin demokratikleşmesini öne çıkarmamız gerekiyor. Bu ülke demokratik olsaydı Alevi sorunu, Kürt sorunu konuşulmazdı. Türkiye’de bir demokrasi sorunu var. Bir sistem, zihniyet sorunu var. Bunu değiştirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
İlk gün etkinlikleri müzik dinletilerinin ardından sona erdi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile tek taraflı feshedilen İstanbul Sözleşmesi’ne dair panel gerçekleştirdi.
PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararnamesi ile tek taraflı iptal edilen İstanbul Sözleşmesi’ne dair panel gerçekleştirdi.
PSAKD Ataşehir Şubesi binasında gerçekleşen ve moderatörlüğünü PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya’nın yürüttüğü panele Alevi aktivist Selda Güneş ve Avukat Hülya Gülbahar konuşmacı olarak katıldı.
Kadınların yoğun ilgi gösterdiği panelde İstanbul Sözleşmesi’ne dair tartışmalar yürütüldü.
PİRHA- PSAKD Ataşehir Şubesi 3. bahar şenliklerini gerçekleştirdi. Etkinlikte konuşan şube başkanı Hasan Gülüm, Alevi hareketinin dağınık olduğunu ve bu dağınıklığın toplanması gerektiğini dile getirerek “Dağılmış Alevi hareketinin kontrol edilmesi, asimileye uğratılması ve istenilen rotaya sokulması çok kolaydır” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi 3. bahar şenliklerini gerçekleştirdi. Cemevi bahçesinde yapılan şenlikte 7 ulu ozanlardan Seyit Nesimi anıldı. Cemevinin bahçesine “Katliamlara ve karanlığa teslim olmayacağız”, “Ferman Yezid’in de meydanlar Hüseyin’indir”, “Haksızlıklar önünde eğilmeyiniz çünkü haksızlıkla beraber şerefinizi de kaybedersiniz” yazılı pankartlar asıldı.
Etkinliğe PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, eski Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Muhittin Yıldız, HDP’nin Alevi milletvekili Ali Kenanoğlu ile HDP Halklar e İnançlar Komisyonu üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda Alevi yurttaş katıldı.
Etkinlik yapılan Kadın Evi’nin açılışıyla başladı. Ardından Alevi yol mücadelesinde hayatını kaybeden tüm canlar için saygı duruşunda duruldu. Etkinlikte semahlar dönüldü, deyişler okundu. PSAKD Kadın Korosu, zakir Murat Aslan ve sanatçı Gani Pekşen türküler ve deyişler seslendirdi.
“ALEVİLER SADECE OY VEREN OLMAKTAN ÇIKMALI”
Bir konuşma yapan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, 15-16 Haziran işçi direnişi ve Haziran direnişi olarak bilinen Gezi direnişini hatırlattı. 23 Haziran’da yenilenecek olan İstanbul seçimlerine değinen Gülüm, Alevilerin bu seçimlerde sadece oy verenler olduğunu ancak artık bunun değişmesi gerektiğini vurgulayarak Alevilerin eşit yurttaşlık temelindeki taleplerinin yerine getirilmediğini hatırlattı.
“ALEVİ HAREKETİ DAĞINIK”
Alevi hareketinin dağınık olduğunu ve bu dağınıklığın toplanması gerektiğini dile getiren Gülüm, “Dağılmış Alevi hareketinin kontrol edilmesi, asimileye uğratılması ve istenilen rotaya sokulması çok kolaydır” dedi.
“ALEVİ KURUMLARI GİDEREK ERKEKLEŞİYOR”
Arkasından söz alan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ise Alevi kurumlarının aşamayacağı hiçbir sorun olmadığını dile getirerek Alevi kurumlarının gitgide erkekleştirildiğini ve kurumların kadınlaştırılmadığı sürece sonlarının tehlikeli olduğunu kaydetti. Kaplan, Alevi örgütlerindeki kadınlarla birlikte 16-17-18 Ağustos tarihlerinde yapılacak olan Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerinde Kadıncık Ana’nın anılmasını ve Kadıncık Ana Evi önünde bir cem yapılmasını önerdi.
“MÜZE İÇİN HİÇBİR YERDEN EKONOMİK DESTEK ALMAYACAĞIZ”
Sivas Katliamı’nın 26’ıncı yıl dönümüne değinen Kaplan, PSAKD olarak Ankara’da yapmakta oldukları müzede Sivas Katliamı’ndan Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza’nın heykeline kadar Alevi yol mücadelesi verirken serini verenlerin heykellerinin bulunacağını sözlerine ekledi. Madımak Oteli’nin utanç müzesi olmasının Alevilerin temel taleplerinden biri olduğunu hatırlatan Kaplan, Ankara’da yapılacak olan müze için hiçbir bir yerden herhangi bir ekonomik destek almayacaklarını duyurdu.
“YUMRUĞU SARAYIN ÇATISINA VURMANIN TAM ZAMANI”
Yenilenen İstanbul seçimlerine de değinen Kaplan, “Birleşince neler yapabileceğimizi gösterdik. Umut ediyorum ki 23 Haziran’da da yine aynı yumruğu mevcut iktidarın sarayın çatısına vurmanın tam zamanıdır” dedi.
“İTTİFAK DEMOKRASİ İTTİFAKIDIR”
Son olarak söz alan HDP’nin Alevi milletvekili Ali Kenanoğlu da 23 Haziran seçimlerini demokrasi blokunun gelişmesi ve kökleşmesi olarak gördüklerini dile getirdi. Bu seçimlerin muhalefetin demokrasi cephesinde buluşmasının önemli bir adımı olacağını belirten Kenanoğlu, ezilmiş halkların kurutuluşunun demokratik bir toplumdan e demokratik bir Cumhuriyetten geçtiğini kaydetti. “Biz umudumuzu şahıslara bağlamış değiliz. Topyekun toplumun demokrasi mücadelesine bağlamışız” diyen Kenanoğlu, “İttifak demokrasi ittifakıdır ve sadece siyasi partiler arasında değil tüm demokratik kurumlar arasında oluşacak dernekler, partiler, kitle örgütleri, inanç kurumları, emekçiler, kadınlar, sendikaların birlikte oluşturacağı bir demokrasi ittifakıyla bu ülkeyi güzel kılabiliriz, mutlu ve özgür yarınları çocuklarımıza bırakabiliriz. O nedenle tıpkı 31 Mart’ta yapmış olduğumuz gibi atanan bütün kayyumları nasıl süpürdüysek İstanbul’a atanan kayyumu da aynı şekilde süpüreceğiz” diye konuştu.
PİRHA- PSAKD Ataşehir Şubesi, 15 Haziran Cumartesi günü 3. Bahar Şenliğini gerçekleştirecek. Bu yılki şenlikte 7 ulu ozandan Seyit Nesimi anılacak.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi 3. Bahar Şenliğini gerçekleştiriyor. 15 Haziran Cumartesi günü Ataşehir Cemevi’nin bahçesinde yapılacak olan şenlik saat 19.00’da başlayacak. Şenlik öncesi saat 18.00’de ise Kadın Evi’nin açılışı yapılacak.
Geçen yıl yapılan şenlikte Alevilerin yol önderlerinden Pir Sultan Abdal anılmıştı. Bu yılki şenlikte ise 7 ulu ozandan Seyit Nesimi anılacak.
Programda zakir Mustafa Aslan, PSAKD Kadın Korosu ve sanatçı Gani Pekşen yer alacak.
PİRHA- İstanbul Ataşehir Cemevi’nde kadınlara yönelik atölye, panel ve söyleşi gibi etkinliklerin yer alacağı kadın evi açılıyor.
Geçtiğimiz yıl Türkiye ve Dünya’dan Alevilerin Balıkesir Edremit’te bir araya gelerek gerçekleştirdiği Alevi Çalıştayı’nda Alevi kurumlarındaki kadın eşitsizliğine karşı her cemevinde bir kadın bölümü açılması kararı alınmıştı.
Çalıştayın ardından kararın ilk adımı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Cemevi’nde atıldı.
Kadın evine ilişkin çalışmaları yönetimde bulunan Nafiye Kaban yürütüyor. Bir hafta sonra açılması planlanan kadın evinin duvarları da KHK ile ihraç edilen resim öğretmeni ayrıca eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir tarafından Alevilikte sembol olan görsellerle resmedildi. Hazırlıkları son aşamada olan kadın evi için heyecanlı bir bekleyiş başladı.
3 buçuk yıldır Ataşehir Cemevi’nin yönetiminde yer alan Nafiye Kaban yerel seçimlerde de muhtar adayı idi. Kadınların her alanda kendini var etmesi gerektiğini düşünen Kaban, cemevleri başta olmak üzere her kurumda erkek egemen bir anlayışa karşı ‘bir araya gelirsek ne yapabiliriz?’ diyerek kadın evi için kolları sıvamış.
EĞİTİMLER, PANELLER VE SÖYLEŞİLER
Kaban, kadın evinde ihtiyaçlar ve talepler doğrultusunda yapacakları çalışmalara ilişkin şunları söyledi:
“Burada cemevi ve Alevilik için neler yapabileceğimizi kadınlarla tartışacağız. Atölyeler noktasında da bazı orta yaş üstü kadınların okuma yazma kursu talepleri olmuştu. Kadınların hediyelik eşya olarak satıp evlerine katkı sunabilecekleri kokulu taş atölyesi olacak. Alevilikle ilgili de eğitimler, paneller, söyleşiler düzenleyeceğiz.
Bahçemizin köşesi boş ‘orada gözleme yapalım katkıda bulunalım’ diyen çok fazla kadın arkadaşımız var. Herkes sabırsızlıkla kadın evinin açılmasını bekliyor.
Her ay 30 öğrenciye burs veriyoruz. Kadınlar da ‘kız öğrencilere özellikle katkıda bulunalım’ diyorlar. Kadınlar heyecanla bekliyor.”
KADINLARA ÇAĞRI: BAŞARACAĞIZ
Kadın evi ile birlikte kadınların cemevlerine daha çok üye olmak istediklerini de söyleyen Kaban, “Yeni dönemde daha çok kadının olmasını isteriz yönetimde. Erkek egemen sistemin baskısından bıkmış kadınlar. Bir şeyler yapıldığını gördükçe cesaretlenecekler. Birlikte çoğalacağız.” dedi.
Kaban kadınlara çağrı yaptı:
“En azından bize eşit davransınlar diye burada kendimizi bir gösterelim istedik. Başaracağız. Hiçbir emek boşa değildir. Kadınlara çağrı; gelin hep birlikte çalışalım, birlikte başaralım.”
DUVARLAR DA KADIN FİGÜRLERİ
KHK ile ihraç edilen eğitim emekçisi ayrıca eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya ve Kartal Şubeleri Başkanı Songül Tunçdemir de kadın evinin duvarlarını boyayarak işe koyuldu.
Kadın evinin girişine Ana Fatma’nın elini çizmiş. Diğer taraftan da Alevi kadının özgürlüğünü temsil eden resimler ve Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinden dizeler bulunuyor.
“Kadının elinin değdiği her yer güzeldir. Güzel bir başlangıç oldu böyle de devam edeceğine inancım tam.” diyen Songül Tunçdemir, içerinin dizaynını da kadınlarla birlikte yapacağını söyledi.
Tunçdemir, cemevinde ‘kadın evi’nin bir ihtiyaçtan doğduğunu söyleyerek, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak adına iyi bir adım olduğunu belirtti.
“KADIN EVİ BİR İHTİYAÇ”
Tunçdemir sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadın evi ilk etapta cinsiyetçi gibi gelebilir ama yaşadığımız toplumu değerlendirdiğimizde kadının her alandan dışlandığı bir sistemde yaşamaktayız. Fakat Alevilikte kadın erkek eşittir diye geçiştirdiğimiz zaman kadının Alevilikteki yerini göz ardı etmiş bulunuyoruz. Alevilikte kadın alanını boş bıraktığımız için ortaya çıkan manzara şu ‘kadının yeri cemevlerinde mutfak ve geri hizmet’. Erkeklerin yeri ise yukarıda gördüğümüz koltuklar. Bundan çıkardığımız ders nedir? Kadın alanı ile özel olarak ilgilenmek. Bunun ilk adımının da kadınlar için özel alanlar oluşturmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Ta ki bu ayrım ortadan kalkana kadar biraz cinsiyetçi davranmak gerektiğini düşünüyorum. Bu cinsiyetçiliğin ortadan kalması için pozitif ayrımcılık gerekli. Kadın evi bir ihtiyaç. Demek ki bir eksikliğimiz var bunu gidermek için de böyle bir alan oluşturmamız gerekiyor.”
“ALEVİLİKTE YOL KADINDIR”
Alevi kurumlarındaki kadınların azlığını eleştiren Tunçdemir, “Kadın önemini yitirdiği için biz biraz yoldan saptık. 87 şubemiz var kadın başkan sayısı çok az. Yönetici kademesindeki kadınlar çok az. Her yerde böyle. Bir başlangıç yaparak yolumuzu bulmalıyız. Kadının Alevilikteki yerini bulmalıyız. Alevilikte yol kadındır. Bu kimliğe büründüğümüz zaman Alevilik kurtarılacaktır.” dedi.
Bu anlamda kadın evinin oldukça anlamlı olduğunu düşünen Tunçdemir, kadınlarla birlikte çocukların da cemevlerine gelerek asimilasyonun karşı bir duruş sergileyebileceklerini söyledi.
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi “Yolda birlik nasıl omalı?” forumunun sonuç bildirgesini yayınladı. Alevi hareketinin, çağın sorunlarına cevap verecek şekilde yenilenmesi gerektiğini vurgulandığı bildirgede, Alevi kurumlarında kadın eşitsizliği, Alevi kurumlarının siyasetle ilişkisi gibi önemli sorunlara dikkat çekildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSKAD) Ataşehir Şubesi’nde 27 Ocak günü “Yolda birlik nasıl olmalı?” konulu bir forum düzenlenmişti. Çeşitli konuşmaların ve tartışmaların yer aldığı forumun sonuç bildirgesi yayınlandı. İçinde bulunulan sıkıntılı sürece vurgu yapılan sonuç bildirgesinde, tarihin her döneminde çeşitli katliamlara uğratılan Alevilerin, yaşadığımız çağda daha büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğu belirtildi.
Kadim bir inanç olan Aleviliğin her yönden kuşatma altına alınarak asimile edilmeye çalışıldığı belirtilen sonuç bildirgesinde şu ifadeler yer aldı:
ASİMİLASYON POLİTİKASININ SON HALKASI
Türk-İslam olmayanlara fazla yaşama hakkının tanınmadığı coğrafyamızda kadim kültürümüz Alevilik, her yönden kuşatma altına alınarak asimile edilmeye çalışılmaktadır. Siyasi iktidar, Aleviliği öldürmek için adeta bütün kurumlarını seferber etmiştir.
Toplumun her alanının İslam’ın kurallarına göre dizayn edilmeye çalışıldığı bir dönemde Aleviler okullarda, hastanelerde başta olmak üzere bütün kurumlarda; yaşadığımız mahallede, sokakta, apartmanda hatta medya yoluyla evlerde asimile edilmeye çalışılmaktadır. Tüm bunlar yetmedi, devletin asimilasyon mekanizmaları kutsal mekanlarımıza, derneklerimize, vakıflarımıza kadar uzandı. Artık öyle bir hale geldik ki kurumlarımızı, cemevlerimizi yönetenler, asimilasyon araçlarına kapılarını ardına kadar açtılar. Daha önce çocuklarımızı imam hatip liselerine zorunlu olarak yerleştiren, dedelerimizi hacca gönderen siyasi iktidar, şimdi Alevilere ait mekanları kuşatmak suretiyle asimilasyon politikalarının belki de en son halkasını oluşturmak istiyor.
“ALEVİ HAREKETİ ÇAĞIN İHTİYAÇLARINA CEVAP VERECEK ŞEKİLDE GÜNCELLENMELİ”
Yaşanan bu olumsuzluklar elbette ki Demokratik Alevi Hareketini sekteye uğratmıştır. Alevi hareketimizin eski ivmesini kaybettiği, ihtiyaca cevap vermediğimiz, hareketimizin rotasının değiştiği su götürmez bir gerçektir. Artık hareketimizin tepeden tırnağa yenilenerek çağımızın ihtiyacına cevap verecek şekilde taleplerimizin de güncellenerek kendi yolunu kendisinin çizmesi gerekiyor. Tarihimizden ders çıkararak pirlerimizin, ulularımızın, yol önderlerimizin bizlere bırakmış olduğu mirasla, eksik kalan yönlerimizden ders çıkarıp bu eksikleri gidermek, kendi örgütlülüğümüzü güçlendirmek bizim tarihi sorumluluğumuzdur.
Çözüm bekleyen sorunlarımızın çok olmasındandır ki Alevilik, Alevi örgütlenmesi ve Alevilerde birlik tarihte hiç olmadığı kadar çok tartışılıyor. Alevilik deyince akabinde örgütlülük ve birlik kavramı akla geliyor doğal olarak. Çünkü günümüz dünyasında ayakta kalma mücadelesi veren diğer kültür ve inançlar gibi Alevilerin de ayakta kalabilmek için örgütlü olmaya, örgütlülük gereği de bir olmaya ihtiyaç duymuştur.
Biz Aleviler son 70 yıllık süreçte göç ve kentleşmeyle birlikte büyük bir değişim, dönüşüm yaşadık. Bu süreçte geleneksel kurumlarımızı sürdürmekte büyük sorunlarla karşılaştık. Yaşadığımız en önemli sorun süreli ve çok yönlü yürütülen asimilasyon girişimleri ve baskılara maruz kalmamızdır.
“ALEVİ HAREKETİ DAĞILMA RİSKİ TAŞIYOR”
Son dönemlerde gerçek sorunlarını bir kenara bırakan, sosyal, siyasal, inançsal bağları kopma noktasına gelen, Alevileri unutup kendilerine göre Alevilik değerlerini değiştirip yeni bir Alevilik yaratılmaya çalışıldığının hepimiz farkındayız. Egemenler tarafından tarif edilmiş bir inanç dünyası ile devletin Alevisi yaklaşımının da olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Aleviliğin tartışıldığı kadar Demokratik Alevi Hareketi içindeki tartışmalar da giderek artmaktadır. Bu tartışmalar, Alevi hareketi içinde örgütsel zayıflamaya neden olmaktadır. Bir yandan siyasi iktidarlar bir yandan yerel iktidarlar Alevi hareketini denetimleri altına almak istemektedir. Bu saldırılar karşısında Alevi hareketi, sürecin iç tehlike yönünü göz ardı etmiş, örgütlenme ve birlik konusu ihmal edilmiştir. Kurulma felsefesi ve amacından giderek uzaklaşan hareket, başta asimilasyon olmak üzere saldırılara karşı istenilen düzeyde cevap olamadığı gibi örgütü harekete geçiren yapılar olmaktan uzaklaştı. Bu nedenle bu dönem Alevi hareketi dağılma riski taşımaktadır. Bu sürecin toparlanması için kendi sorunlarımız ile yüzleşmeye ve daha derinlikli tartışma zeminlerinin hazırlanmasına ihtiyaç vardır.
– Alevi hareketinin ayağa kalkması için en başta içten kuşatmaların etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir. Hareket içinde Alevi inanç ve kültürüne uygun davranılmasını bırakalım dernekler yasasındaki demokratik kuraldan uzaklaşılan bir süreci yaşamaktayız. Nereden başlanırsa başlansın başlangıç noktasını oluşturacak noktanın ayrışımdan uzak olması gerekmektedir. Tüm farklılıklarımızla birlikte bir arada konuşmayı cemal cemale konuşulacak hale getirecek bir tarz öncelikli olmalıdır. Hiçbir farklılık aykırı görülmeden bir arada tutmayı becerebildiğimiz oranda pirimizin söylediği gibi ‘bir olalım iri olalım diri olalım’ sonucunu yaratabiliriz. Örgütlerimiz de bu durumu yaratabilirsek kurumlarımız içinde farklılıkları zenginliğimiz olarak görebiliriz.
“SORUNLARIN EN BAŞINDA KADINLARI EŞİT OLMAMASI VAR”
– Alevi hareketinin yaşadığı sorunların başında kadının eşit olmaması yatmaktadır. Bu durum sorunların çözümünde eksiklikler ve yanlışlıklar oluşturmaktadır. Gerek inanç alanımızda gerekse kurumlarımızda kadınlara ve kadın yöneticilere dair yaklaşım inanılmaz düzeyde erkek iktidarı olarak işlemektedir. Hiçbir kurumumuzda kadınların eşitlendiğini söyleyemeyiz. Bunu gösterecek alanlarımız yok denecek kadar az. Hiçbir kurumumuzda, cemevimizde kadınların kendilerine dair bağımsız söz söyleyeceği bir alan bulunmamaktadır. Hareketimizin bugün bulunduğu bu temel soruna çözüm bulması gerekmektedir. Alevi kurumlarındaki ayrışmaların, restleşmelerin, bölünmelerin birçok nedenleri vardır fakat nedenlerden biri de kadının yaşanan sorunlar ve sürecin içinde olmamasıdır. Kadınlarımızın inancımızdaki yeri kapsamı düşünüldüğünde bu sorunların önemli kısmının yaşanmasının engellendiğini tarihimizde görmekteyiz. Yaşanan bu kapsamlı sorunun aşılması ancak bu yoldaki yaklaşımımızı düzeltmemizle mümkündür. Bu düzeltme bulunduğumuz yerlerde model oluşturmak ve başlamakla olacaktır. Bilindiği gibi kadın sorunu aynı zamanda erkek sorunu ise bu sorunun sadece kadınlar üzerinden çözülmesini beklemek durumun daha da olumsuzlaşmasına katkı sunacaktır.
“SÜRDÜRÜLEN FAALİYETLER VE MEVCUT KURUMLAR İHTİYACA CEVAP VERMİYOR”
– Bugün Alevi kültür ve inancının asimilasyona uğramasında bulunduğumuz kurumlar eliyle yapmasına fark etmeden neden olmaktayız. Cemevlerimiz sadece cenaze ve yemek verilen alanlar olmaya başladı. Üstelik bu hizmetin ne kadar Alevi inancına göre yapıldığı da ayrıca sorunumuz olarak durmaktadır. Cemevlerimizin inancımızın değerlerini kültürünü yerine getiremediği ortadadır. Alevilerin örgütlü olduğu cemevleri bugün dernekler yasasına göre faaliyet sürdürülmektedir. Sürdürülen bu faaliyetler ve mevcut kurumlarımız artık ihtiyaçlara cevap vermemektedir. Ortaya çıkan ve giderek yapısal hale gelen sorunlarımızın aşılmaması nedeniyle demokratik Alevi hareketi içinde de farklılıklar oluşmaya başladı.
“KURUM TEMSİLCİLERİ SİYASET İLE İLİŞKİ KURARKEN TOPLUMUN RIZALIĞINI ALMALI”
– Alevilerin içten yaşadıkları asimilasyonlardan biri de siyaset ilişkisinin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Düne kadar Diyanet’ten yardım almayı reddeden Aleviler, geldiğimiz süreçte cemevlerinde yürütülen hizmetlerin finansmanında belediyeler ile yoğun ilişkiler yaşamaktadır. Cemevlerindeki yoğunlaşma da belediye ve siyasetçiler için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. Her ne kadar kurum yöneticileri bu ilişkileri ‘biz de vatandaşız, nasıl camiye veriliyorsa cemevine de verecekler’ diyerek açıklamaya çalışsalar da bu onları siyasetçiler ve belediyeler karşısında edilgen kılıyor. Alevi kurum yöneticileri siyasetin sağladığı imkanlardan yararlanmak için kurumları bırakıp adeta koşarak siyasete atıldılar. Özellikle belediye başkanları ve siyasetçiler Alevi kurumları üzerinden yönlendirici olmaya başladılar. Bu hal kurumların ve yöneticilerin siyasi partiler nezdinde ciddi itibar kaybı yaşamasına neden oldu. Alevi kurumlarına getirilen en büyük eleştiri kurumları ele geçiren yöneticilerin bu kurumları kişisel menfaatleri için siyasete giden yolda sıçrama tahtası olarak kullanmasıdır. Alevi kurumlarının toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilir bir hale gelebilmesi için siyaset ilişkisinin Alevi inancına ve geleneklerine uygun bir yapılanmaya girmesi acil bir ihtiyaçtır. Siyaset kurumları ile ilişkilenirken daha ilkeli ve toplumsal temsiliyeti öne alan bir tutum içerisinde olmaları gerekmektedir. Bu ilişkiyi adaylık temelli değil, siyaset temelli kurmalıdır. Böylelikle partilerin kapısında bekleyen değil, partilerin kapısına geldiği, danıştığı kurumlar oluruz. Alevi kurum yöneticileri siyasetle ilişki kurarken toplumun ve kurumlarının rızalığı temelinde hareket etmelidir. Siyaset için Alevi olanlar ile Alevilik için siyaset yapanlar birbirinden ayrılmalıdır. Bireysel ve siyasal hırslar Alevilerin hak mağduriyetine uğramasına ve toplumsal anlamda güçsüzleşmesine neden olmaktadır. Bugün yaşanan dağınıklık her alanda teslim olma hali, yaşanan siyasi sürecin ve ülke siyasetinin kurumlarımızı kuşatmaya çalışmasının sonucudur.
“ALEVİ DERGAHLARI GERİ ALINMALI”
Sonuç olarak hareketimizin şimdiye kadar elde etiği kazanımların koruması ve yeni kazanımların elde etmemiz için öncelikle kendi içimizde eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarımızı çalıştırmamız gerekiyor. Sorunlar yapısal bir hal almıştır ve çözümü için çok kapsamlı tartışmalara ve ciddi çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışmaları bölgelerden başlayarak tartışılan tüm tartışmalara en demokratik mekanizmalarımızı yaratarak oluşturulmalıyız.
Aksine bugün örgütlerimiz içinde her türlü demokratik mekanizmaları kapatan iç asimilasyona kapı aralayacak birlikler reddedilmelidir. Aslında asıl mesele niçin birlik olmadığımız ya da birlik oluyorsak neye göre birlik olmamız gerektiğidir. Biz Alevilerin birliği tarihimizde pirlerimizin gösterdiği yolda mevcuttur.
Bu yola başta Hünkar Hacı Bektaş Dergahı olmak üzere Pir Sultan vb bize ait tüm dergahların geri alınması ile başlanmalıdır. Alevi ocak merkezi olan Dersim ise dergahlar gibi düşünülmeli bu alanlar Alevi örgütlenmesinin merkezleri yapılıp merkezlerden yerellere dair hareket edilmelidir. Dağınıklığı merkezileşmeden toparlamak mümkün değil ise öncelikle merkezi alanlarımızı kendimize ait yapmalıyız. Bu adım birlik bakımından önemli adım olacaktır.
“YOL TALİPLERİNİ BİRLİĞE ÇAĞIRIYORUZ”
Bu nedenle birliği Kırklar Cemi’nde ifade edilen nefsin, makamın, tahtın, tacın, şanın, sıfatın dışarıda bırakıldığı gibi görmeliyiz. Birinden damlayan bir damla kanın kırkından aktığı gibi görmeliyiz. Bir üzüm tanesinin kırk eşit lokmaya ayrıldığı yer gibi paylaşmalıyız. Kırklar Cemi’nden biliriz bir olmayı. Bir olmak, söz ve yetkiyi tek kişide toplamak değil, kırkının da birlikte aynı duygu ve düşünce içinde yola turap olması, benlik davasını bırakıp hakikate sadakatle bağlanmasıdır. Hakk ve hakikat yolunun talibi olmadan mürşidi olunamayacağını bilmektir. Peygamberlerin içine sığmadığı yoksulların hizmetkarlığını yapanların birliğidir bu. Bu mana ile birliğe çağırıyoruz yol taliplerini.
Sonuç olarak derdimiz bundan sonra da bu amaca hizmet edecek çalışmaların sürdürülmesidir. Bu amaca hizmet edecek çalışmaların desteklenmesi ve büyütülmesi hedeflenmelidir. Forum sonucunda bu ve benzeri amaçlara hizmet edilecek her çalışmayı sürdürmek amaç olarak benimsendi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi bugün “Yolda birlik nasıl olmalı?” forumu düzenledi. Forumda yapılan konuşmalarda Alevilerin sorunları dile getirilirken Alevi hareketinin de bu sorunlara cevap verecek şekilde yenilenmesi gerektiği vurgulandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi bugün “Yolda birlik nasıl olmalı?” forumu düzenledi. Hak ve hakikat yolunda şehit düşen tüm canlar için bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan forumda açılış konuşmasını PSAKD Kartal Şube önceki dönem başkanı Songül Tunçdemir yaptı.
“ALEVİ HAREKETİ ÇAĞIN İHTİYAÇLARINA CEVAP VERECEK ŞEKİLDE YENİLENMELİ”
İçinde bulunulan sıkıntılı süreci kısaca özetleyen Tunçdemir, tarihin her döneminde toplu katliamlara maruz kalan Alevilerin bu dönemde her zamankinden daha fazla tehlike altında olduğunu belirtti. Aleviliğin her yönden kuşatma altına alınarak asimile edilmeye çalışıldığını ifade eden Tunçdemir, “Siyasi iktidar Aleviliği öldürmek için adeta bütün kurumlarını seferber etmiştir” dedi. Devletin asimilasyon mekanizmasının Alevilerin kutsal mekanlarına, derneklerine, vakıflarına kadar uzandığını dile getiren Tunçdemir, saldırıların arttığı bir süreçte Alevilerin tepkilerini yükseltmesi gerekirken örgüt içindeki itirazların artması nedeniyle iç karışıklıkların ortaya çıktığını söyledi. Alevi hareketinin eski ivmesini kaybettiğini, ihtiyaca cevap vermediğini ve rotasının değiştiğini belirten Tunçdemir, Alevi hareketinin çağın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde tepeden tırnağa yenilenmesi gerektiğini kaydetti.
Alevi örgütlenmesi ve Alevilerde birliğin tarihte hiç olmadığından daha çok tartışıldığına vurgu yapan Tunçdemir, Alevilerin göç ve kentleşmeyle birlikte büyük bir değişim yaşadıklarını, geleneksel kurumlarını sürdürmekte büyük sıkıntılar çektiklerini ifade etti. Yaşanan sorunların en önemlisinin çok yönlü yürütülen asimilasyon ve baskılar olduğunu belirten Tunçdemir, bu baskı ve asimilasyon politikalarının daha da katmerleşerek Aleviler eliyle bile yapılmaya başlandığına değindi. Tunçdemir, tüm bunlara karşı bu çalışmayı yaptıklarını ifade etti.
“ALEVİLER KENDİ İNANÇ VE DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMALI”
Tunçdemir’in ardından söz alan araştırmacı yazar Süleyman Zaman, Aleviliğin insanları kurtaracak bir ütopya olduğunu dile getirdi. Zaman, “Eğer biz inancın değerlerini tüm insanlığa vermezsek Alevilik kendi kendine asimle olacaktır. Farklılıklarımızı zenginlik olarak görmezsek Alevilik başka güçler tarafından kendine çekilir ve yok olur. Aleviler kendi inanç ve değerlerine sahip çıkmalı” dedi.
“YERELLER MERKEZİ BİR KONFEDERASYON OLUŞMASINI SAĞLAYABİLİR”
Zaman’ın arkasından Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz söz aldı. Alevilerin sorunlarından bir tanesinin örgütlülüğün henüz bir sonuca varmaması olduğuna dikkat çeken Deniz, merkezi örgütlülüğün Alevi mücadelesini durdurabildiğini belirtti. Sistem tıkandığı için yerel örgütlenmelerin ortaya çıktığını ifade eden Deniz, yerellerin kendi örgütlülüklerini hallettikten sonra merkezi bir konfederasyon oluşmasını sağlayabileceklerini söyledi. Ayrıca Deniz, eğitimdeki asimilasyon politikalarına da değindi.
Deniz’in arkasından Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma eski genel müdürü Kemal Soyer söz aldı. Soyer, Aleviliğin derin tarihine değindi. Birkaç tarihi örek vererek “Aleviler Anadolu topraklarının asıl sahipleridir. Aleviler geçmişten günümüze türlü baskı politikalarına maruz kalmıştır” dedi.
PSAKD eski genel sekreteri İbrahim Karakaya da emperyal güçlerin tüm halklar ve inançlar için uluslararası örgütlülük çalışmaları yaparken Aleviler için böyle bir çalışmanın yapılmadığını kaydetti. Yolda birliğin değerli olduğuna dikkat çeken Karakaya, “İki şey için, eşit haklar için mücadele yol ve inanç özgürlüğü için mücadele. Biz kendi üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Yol birdir, talipler olarak eşit haklar mücadelesi için örgütlülüğün sağlanması gerekir.
“BİREYSEL ÇIKARLAR KAZANÇ GETİRMEZ”
HDP’nin Alevi milletvekili Ali Kenanoğlu ise “Cemevleri bugünkü anlamda nasıl konumlanacak” sorusunun cevaplanması gerektiğini kaydetti. Cemevlerinde inançsal faaliyetlerin olmadığını dile getiren Kenanoğlu, kurumların işleyişinin nasıl olduğuna ve nasıl olması gerektiğine işaret etti. Kenanoğlu, “Vakıflar ve dernekler inançları yönetmek için yokturlar. İnsanların ve inançların sorunlarına çözüm üretmek için vardırlar.” şeklinde konuştu. Bireysel çıkarların biz kazanç getirmediğine ve örgütlülüğün önemine vurgu yapan Kenanoğlu, “Kimse kendi menfaat ve çıkarları için bu yolu kullanamaz” dedi.
HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş de kurumlar kurulurken gelinen yol ve mücadelenin unutulmaması gerektiğine ama unutulduğuna dikkat çekti. Aleviliğin hakikatin yolu olduğunu dile getiren Küçükkeleş, sistemin Alevileri kendine benzeterek eritmeye çalıştığını ve Alevilerin de buna karşı mücadele ettiklerini hatırlattı. Alevi yolundaki kadının önemine vurgu yapan Küçükkeleş, “Ne zaman ki kadınlarla ayağa kalkabilirsek o zaman başarabiliriz. Artık bu kaçınılmaz bir gerçekliktir. Kadından uzaklaştıkça yolun gerçekliğinden de uzaklaşılıyor. Tüm farklılıklarımıza rağmen biz hakikatte birleşebiliriz. Önce bu toplumun kadınıyla ve doğasıyla barışması gerekir. Kadınıyla, çocuğuyla, genciyle ne kadar oturup tartışabilmiş bunun sorgulanması gerekiyor. Biz bu inancı yaşayacağız. Nerede olursak olalım mücadeleye uygun bir yol süreceğiz.”
“ALTERNATİF ARAÇLAR BULUNMALI”
Son olarak konuşan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm de derneklerin yönetilme ve yönetici meseleleri ile inanç meselesinin sorunlu durumda olduğundan bahsetti. Gülüm konuşmasını şöyle sürdürdü:
1990’larda kurulan hareketin ihtiyaçları o dönem diyordu ki, esas olarak 4-5 tane temel mesele var. Eşit yurttaşlık, cemevlerinin kabul edilmesi problemleri vardı. Bunlar yerine geldi, bu birinci aşamaydı. Şimdi 2020’li yıllara geldik, bu ihtiyaçlar yerli yerine oturduktan sonra dedelerimiz cemevlerinde başkan ve 20 yıldır duruyor, yönetici 20 yıldır duruyor. Üye, yöneticinin ihtiyacına göre olabiliyorsunuz, yoksa asla üye olamazsınız. Vakıf oluyor yanından geçemiyorsunuz. Alevilerin tartışması gereken noktalar bunlar.
Alevi inancında ‘başkan’ nerede duruyor? Modelimiz Kırklar Cemi’ndeki esaslıksa neden ‘başkan’? Peki bu başkanlık neyin modeli? Kim bize bunu dayattı? Dernekler yasası dayattı. Dernekler yasası bunu neden yaptı? Aslında Alevileri kendisine göre yeniden yaratmak için istediği bir modeldi. Bu modeli reddetmezseniz ya da bu modele alternatif araçlar bulamazsanız bugün Alevi hareketinin içinde bulunduğu sıkıntıları yaşamış oluruz. Orada herkes milletvekili olmak ister.
“ALEVİ HAREKETİNDE BÜROKRATİK YAN OLUŞTU”
Sendika başkanlarımız bir dönem sonra milletvekili oluyorlardı 1980 sonrası 1990’lı yıllarda. Alevi örgütlerimizde de buna benzer bir sonuç yok mu? Çünkü model aynı. Sendikalarımızın da demokratik yanı güçlüydü daha sonra bürokratik yan gelişti. Alevi hareketinde de kurulduklarında demokratik yan çok güçlüydü sonra bürokratik yan oluştu. Bunların tamamı Alevi inancına dayanmadığı için. İnancın kendisini söylüyor ama inancın dışında hareket ve yol alınıyor. Bunun kendisini bizim reddetmemiz lazım. Soylu’yla görüşüyor ‘çok normaldir’ diyoruz. 850 bin tl cemevine geliyor ‘çok normaldir’ diyoruz. Bizi öldürenler cemevlerimizin kapıları pencerelerini yapıyor, ‘çok normaldir’ diyoruz.
Kadın ve gençlik yanını hiç söylemek istemiyorum. Zaten böyle bir şey yok cemevlerimizde. Cemevlerine giderseniz kadınlar bir tarafta oturuyor, en arka tarafta; cenazelerde en çok ağlayan onlardır. Bunlar oluşturulmuş modeller. 1990’larda oluşturulan model ihtiyaçlara cevap verirken bir yanı eksik kaldı. İnanç yanı eksikti. İnanç yanını da Cem Vakfı doldurdu.
Bu kadar değerli bir inancın kapısından içeri soysuz giriyor, Sedat Peker giriyor, biz bunu tartışmıyor ve tutum almıyoruz.
Kendi bulunduğumuz yerlerimizi almalıyız. Pir Sultan derneğimizin genel merkezi Ankara değil Pir Sultan’ın olduğu yer olmalıdır. Hacı Bektaş’ınki Hacı Bektaş’ta olmalıdır. Örneğin Alevi Bektaşi Federasyonu’nun merkezi Dersim olmalıdır. Buraları tutabilirsek Dersim’de cemevine giren herkes böyle giremez.
PİRHA- İstanbul’da PSAKD Ataşehir Şubesi’nde düzenlenen 2. Bahar Şenliklerinde 24 Haziran seçimlerinde Alevilere önemli görevler düştüğü vurgulandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Ataşehir Şubesi ikinci bahar şenliklerini gerçekleştirdi. Ataşehir Cemevi’nde yapılan etkinliklere HDP’nin Alevi adayı Zeynel Özen katıldı. Halkın yoğun ilgi gösterilen etkinlikler kapsamında cemevi üyesi kadınlardan oluşan kadın korusu türkülerini seslendirdi.
Cemevinin duvarlarına “OHAL kaldırılsın, KHK’ler iptal edilsin”, “Ezilen bütün inanç, dil ve kültürler için eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz”, “Tekçiliğe, OHAL’e karşı birleş, susma haykır. Direniş haktır, mücadele esastır”, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz, gelin canlar bir olalım”, “Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde, bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok, noksanlık da eksiklik de senin görüşlerinde”, “Niteliksiz eğitime, imam hatiplere hayır”, “Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene” yazılı pankartlar asıldı.
“ALEVİLERE BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR”
Bir konuşma yapan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, herkesin odaklandığı noktanın 24 Haziran seçimleri olduğunu ancak 25 Haziran’a dair çok fazla bir şey söylenmediğine dikkat çekti. OHAL ve KHK’ler vasıtasıyla Türkiye’de kamunun içinin boşaltıldığını belirten Gülüm, basına yönelik baskılara da değindi. Türkiye’nin demokratik kurallarla yönetilmediğine vurgu yapan Gülüm, bu kritik süreçte Alevilere büyük görevler düştüğünü kaydetti.
“7 HAZİRAN’DA BAŞARDIK YİNE BAŞARACAĞIZ”
Arkasından söz alan HDP’nin İstanbul Milletvekili adayı Zeynel Özen de 24 Haziran seçimlerine vurgu yaparak önemli mesajlar verdi. Özen, en temel hak olan yaşama hakkının tehlikede olduğunu söyleyerek herkesin sandığa gitmesi gerektiğine vurgu yaptı. HDP’nin barajı aşması halinde Erdoğan’ın karşısında ikinci tura kim kalırsa kalsın o adayı destekleyeceklerini belirten Özen, 7 Haziran’da başardıklarını yine başaracaklarını da ekledi.
Konuşmaların ardından sahneye çıkan Grup Abdal türkülerini seslendirdi.
Ayrıca etkinlikte Milletvekili adayı Zeynel Özen’i tanıtan broşürler dağıtıldı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Gezi direnişi sırasında İstanbul’da Ataşehir’de bir arabanın çarpması sonucu hayatını kaybeden Mehmet Ayvalıtaş bugün Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) öncülüğünde düzenlenen yürüyüşle anıldı.
Gezi direnişi sırasında İstanbul Ataşehir’de hayatını kaybeden Mehmet Ayvalıtaş bugün Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) öncülüğünde düzenlenen yürüyüşle anıldı. Önce Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi Cemevi’nde Mehmet Ayvalıtaş için yemek verildi.
Saat 15.00’te ceemvinden başlayan yürüyüş Mehmet Ayvalıtaş’ın hayatını kaybettiği yere kadar sürdü. Yürüyüş boyunca sık sık “Gezi şehitleri ölümsüzdür”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.
Anmaya DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, HDP milletvekili adayları Erkan Baş ve Musa Piroğlu ile TİP, EMEP, Partizan, KÖZ, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi destek verdi.
“MEHMET’TEN ALDIĞIMIZ BAYRAĞI ZAFERE TAŞIYACAĞIZ”
SODAP adına konuşma yapan Orhan Kok, “Mehmet’ten aldığımız bu onurlu bayrağı 24 Haziran’da zafere taşıyacağız” dedi. Arkasından konuşan HDP milletvekili adayları Erkan Baş ve Musa Piroğlu da mücadeleye devam vurgusu yaptılar.
Son olarak yazar ve müzisyen İlkay Kaynar yazdığı kitaptan Mehmet Ayvalıtaş’a yazdığı bir mektubu ve Gezi için bestelediği şiiri seslendirdi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Bu coğrafyada tüm antidemokratik uygulamaların Maraş Katliamı’nın yıl dönümüyle başladığını söyleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anılmasının önemini vurguladı.
Haberin Videosu
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Fethiye Şube Başkanı Nevzat Türkmen, Maraş Katliamı’nın 39. yılı dolayısıyla PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Bu coğrafyada tüm antidemokratik uygulamaların Maraş Katliamı’nın yıl dönümünde başladığını vurgulayan Türkmen, Maraş coğrafyasındaki demografik yapının da gözönünde bulundurulması gerektiğini kaydetti.
“CİDDİ BİR TEHLİKE”
Maraş bölgesindeki demografik yapıyı değiştirebilmek için yaklaşık 17 bin Suriyelinin Terolar bölgesine yerleştirildiğini ifade eden Türkmen, “Elbette biz mülteci karşıtı değiliz ama o coğrafyanın hassasiyetini gözönünde bulundurmak gerekir. Gelecekte Maraş Katliamı’nı lanetleyemeyecek duruma gelebiliriz. Bu benim için ciddi bir tehlike.” şeklinde konuştu.
“KAYGILARIM VAR”
“Yaklaşık 4 milyona yakın mültecinin 1 milyonu kayıt altına alınmıştır, 3 milyonu kayıt dışı” diyen Türkmen, şöyle devam etti:
“Bizim kadar onların da bu topraklarda yaşam hakları, eğitim hakları ve mücadele hakları vardır. Ama hukuksal boyutta siz mülteci kabul ediyorsanız onların yerlerinin sadece Maraş ve bu demografik yapının hassas olduğu bölgelerde değil, onlara bir alan belirlersiniz, eğitimini, hukukunu, yaşam biçimini, insanca yaşama hakkını belirleyip o kararlar doğrultusunda mülteciliği kabul edersiniz. Ama sizin yaklaşık 50 milyon yoksulu olan bir ülkede işsizliği yaklaşık 4 milyon olan bir toplumun yapısından bahsediyoruz. Elbette benim kaygılarım var. ”
Maraş’ın demografik yapısının uluslararası boyutta incelenmesi gerektiğine vurgu yapan Türkmen, kaygıları olduğunu, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin kitlesel anlamda anılması gerektiğini kaydetti.
PİRHA –PSAKD Ataşehir Şubesi üyelerinin “İnsanlık ölmesin. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça yaşasın talepleri kabul edilsin” şiarıyla başlattıkları açlık grevi eylemi bu akşam basın açıklamasıyla sona erdi. Yapılan açıklamada “Nuriye ve Semih’in talepleri kabul edilsin, işleri iade edilsin. Bugün erken, yarın geç olmadan tüm kamuoyunu duyarlı olamaya davet ediyoruz” denildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi üyelerinin, açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek için “İnsanlık ölmesin. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça yaşasın talepleri kabul edilsin” şiarıyla başlattıkları açlık grevi eylemi yapılan basın açıklamasıyla sona erdi.
“HER YEZİT’İN BİR HÜSEYİN’İ OLDU, BUNDAN SONRA DA OLACAKTIR”
Açlık grevinin sona ermesiyle birlikte yapılan açıklamada FETÖ ile mücadele adı altında KHK ile binlerce kamu çalışanının haksız yere işinden ihraç edildiğine vurgu yapılarak şunlar belirtildi:
“Sözde ileri demokrasi diyenler, ileri faşizm zulmüne KHK zulmünü de ekleyerek başta öğretim görevlileri, akademisyenler, gazeteciler, milletvekilleri tutuklanmış, gözaltına alınarak sindirilmesi hedeflenmiştir. Bugün her yönüyle yönetememe krizine giren AKP ve saray, yönetmek için haklara ve direnenlere, sindirmek adına pervasızca saldırmaktadır ve teslim almaya çalışmaktadır. Bizler biliyoruz ki her Firavun’un bir Musa’sı, her Yezid’in bir Hüseyin’i oldu, bundan sonra da olacaktır.”
“SORUMLULUĞUMUZ DÜNDEN DAHA FAZLA”
Açlık grevinde ölüm sınırına gelindiğine dikkat çekilen açıklamada “Yarın geç olmadan şimdi tam zamanıdır. Bizler sorumluluğumuzun dünden daha fazla olduğunun bilincindeyiz. Çünkü bizler zulme karşı direnmeyi Pir Sultan’dan, Şeyh Bedrettin’den, Seyit Rıza’dan ve Kawa’dan miras alanlarız. Hz. Ali der ki ‘Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” denildi.
PİRHA – Açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek için iki günlük açlık grevinde olan PSAKD İstanbul Ataşehir Şubesi üyelerinin açlık grevleri devam ediyor. PİRHA’ya konuşan açlık grevindekiler Nuriye ve Semih’in taleplerinin kabul edilmesi için çağrı yaparak bütün sivil toplum kuruluşlarının Nuriye ve Semih’e destek olmasını istediler.
Haberin Videosu
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi üyeleri, açlık grevinde ölüm sınırına yaklaşan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek için iki günlük açlık grevi başlattı. PİRHA’ya konuşan açlık grevindeki Aleviler Gülmen ve Özakça’nın taleplerinin kabul edilmesini istediler.
“ŞUAN TÜRKİYE AYAKTA, MEDYA GÖSTERMİYOR”
Oktay Bozkurt, Gülmen ve Özakça için bir şeyler yapmak isteyerek bu adımı attıklarını belirterek şunları ifade etti:
“Şuan Türkiye ayakta. Medya göstermiyor, bunların bilgisini vermiyor. Haber kanalları bunları saklıyor. Biz çok iyi biliyoruz ki Nuriye ve Semih asla yalnız kalmayacak. Nuriye ve Semih asla erimeyecek ve göz göre göre biz onların erimesine izin vermeyeceğiz.”
“137. GÜNE GELMESİNE RAĞMEN HİÇBİR SESİN OLMAMASI İLGİNÇ”
Nuriye ve Semih’in mücadelesinin bu ülkedeki güzel insanların sunacağı katkılarla büyüyebileceğini düşündüğünü ifade eden PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, bu kritik süreçte herkesin yapabileceği en önemli şeyin bir arada durabilmek olduğunun altını çizdi. Yarın ah keşke dememek için Nuriye ve Semih’e destek olunması gerektiğini belirten Gülüm, sendikalara, işçi sınıfı hareketinde yer edinenlere şunları söyledi: “Semih ve Nuriye aslında bir kamu çalışanıdır. Kamu çalışanlarının cephesinden 137. güne gelmesine rağmen hiçbir sesin olmaması, buraya dair bir sözün istenilen düzeyde olmaması çok ilginçtir.”
“TAŞIN ALTINA ELİMİZİ KOYDUK, NURİYE VE SEMİH’İ ÖLDÜRTMEYECEĞİZ”
Sözlerine Nuriye ve Semih ile Türkiye’nin birçok yerinde KHK’lere karşı direnen emekçileri selamlayarak başlayan Şafak Kurt ise hala yapılabilecek çok şeyin olduğunu vurguladı.
Açlık grevine girmelerinin dayanışmayı yükseltmek için bir adım olduğunu kaydeden Kurt, “Bunda umarım başarılı olacağız. Nuriye ve Semih’i öldürtmeyeceğiz. Güzel yönetilen bir Türkiye’yi hep beraber inşa etmek için bizler de taşın altına elimizi koyduk. Umarım hep beraber başarılı olacağız.” dedi.