PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesine ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayarak, yaşananlara tepki gösterdi.
Siyasi iktidarın kaybettiği meşruiyeti muhalefete yönelik saldırılarla telafi etmeye çalıştığını belirten PSAKD, CHP’ye yönelik müdahaleyi “demokrasinin kırıntılarına dahi tahammülü olmayan faşizan bir kuşatma” olarak nitelendirdi.
“BU SALDIRILAR YANGINI GİZLEME TELAŞIDIR”
Açıklamasında iktidarın hukuk dışı uygulamalarını “despotik bir anlayış” olarak tanımlayan dernek yönetimi, şu ifadelere yer verdi:
“Devletin kolluk gücünü, halkın iradesine karşı bir sopa gibi kullanan bu despotik anlayışı açıkça ve nefretle kınıyoruz! Bu saldırılar, ülkeyi içine sürüklediğiniz yangını gizleme telaşıdır. Ancak ne yaparsanız yapın, suçlarınızın üstünü örtemezsiniz!”
“MESELE CHP MESELESİ OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR”
PSAKD, CHP’ye yönelik müdahalenin sadece bir partiyi değil, tüm toplumsal muhalefeti teslim alma girişimi olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Bugün CHP’ye yönelen saldırı, faşizmin tüm toplumsal muhalefeti teslim alma provasıdır. Artık mesele CHP meselesi olmaktan çıkmıştır. Ülkenin ve halkın meselesi olmuştur” denildi.
Dernek yönetimi, sadece güncel siyasi gelişmeleri değil, geçmişteki toplumsal travmaları da hatırlatarak iktidarı eleştirdi:
PSAKD, Gezi’de katledilen gençlerin anısını yaşatmaya devam edeceklerini belirtti.
Madımak davasının zaman aşımı kararıyla kapatılmasına tepki göstererek, “Katilleri aklama utancıyla yaşayacaksınız. Sivas’ı unutturmayacağız” mesajı verdi.
Eğitim sisteminin gericileştirilmesine karşı çıkarak, “Dindar, kindar ve itaatkar nesilden olmayacağız” ifadesini kullandı.
“Bozuk düzende sağlam çark olmaz” diyen Pir Sultan Abdal’ın izinde olduklarını belirten dernek, tüm demokratik kitle örgütlerine ve halka dayanışma çağrısında bulundu:
“Zalimin ve zulmün karşısında, mazlumun yanındayız. Cümle Canlara çağrımızdır; Gelin canlar bir olalım! Faşizme karşı omuz omuza duralım. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hep beraber!”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kumluca Şubesi, “Sözün, Sazın ve Yolun Buluştuğu Gece” başlığıyla hafızalarda iz bırakan bir konser düzenledi. Pir Sultan Abdal’dan Aşık Mahzuni Şerif’e uzanan deyişlerin yankılandığı gecede, birlik ve dayanışma mesajları öne çıktı.
Kumluca Mehmet Akif Ersoy Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe; PSAKD Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, şube yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İÇİN HER ŞARTI ZORLUYORUZ”
Gecenin açılış konuşmasını yapan PSAKD Kumluca Şube Başkanı Aysun Aracı Özüdoğru, şubenin 1,5 yıllık kısa geçmişine rağmen önemli çalışmalara imza attığını belirtti. Özüdoğru, ilçedeki ikinci konserlerini düzenlediklerini hatırlatarak şunları söyledi:
“Bu kısa sürede öğretiden cemlere, bağlama kurslarından anma gecelerine kadar her alanda var olmaya çalıştık. Kumluca’da bir Cemevi ve Kültür Merkezi artık zaruri bir ihtiyaçtır. Belediye nezdinde sürecin takipçisiyiz. Bizim yolumuz haksızlığa karşı durmanın, zalime boyun eğmemenin yoludur.”
Özüdoğru ayrıca, PSAKD’nin öz gücüyle Hacıbektaş’ta büyük bir dergâh edindiğini müjdeleyerek, “Emek olmadan yaşam, dayanışma olmadan umut büyümez,” dedi.
“KUMLUCA’DA PİR SULTAN BAYRAĞININ DALGALANMASI ÇOK KIYMETLİ”
PSAKD Genel Yönetim Kurulu adına söz alan Adnan Arslan ise konuşmasına Anneler Günü’nü kutlayarak başladı. Kumluca şubesinin çalışmalarını takdirle karşıladıklarını belirten Arslan, “Kumluca gibi bir yerde Pir Sultan Abdal’ın bayrağının dalgalanması bizler için çok kıymetli. Bu mücadeleyi daha da büyüteceğiz,” ifadelerini kullandı.
USTA İSİMLER VE GENÇ YETENEKLER AYNI SAHNEDE
Konuşmaların ardından sahne, müziğin ve deyişlerin gücüne bırakıldı. Gecede ilk olarak şube bünyesinde yetişen kursiyerler performans sergiledi. Ardından, aralarında akademisyen ve ustaların da bulunduğu zengin bir sanatçı kadrosu dinleyicilerle buluştu.
Konserde sahne alan isimler: Dr. Ali Özden (Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi), Ozan Dertli Divani, Mehmet Güleç. Yusuf Özüdoğru, Adem Kepez, Seçki Işıldak, Kulcan İlyas Şimşek, Baba Süleyman Demir
PİRHA- Pülümür’ün Hacılı köyündeki Pir Sultan Abdal Ocağı’nda Mehmet Çelebi Dede anısına muhabbet yapıldı.
23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında 17. yüzyıldan bu yana ayakta kalan Pir Sultan Abdal Ocağı’nda Mehmet Çelebi Dede anısına muhabbet yapıldı.
Anma etkinliği, okunan gülbengle başladı, çerağlar uyandırıldı. Ardından yapılan muhabbette konuşan Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, Pir Sultan Abdal’ın evini hem bilinir kılma hem de Mehmet Dede’yi yad etmek amacıyla böyle bir anma programı düzenlediklerini ifade etti.
Konuşmanın ardından Hüseyin Tekin, Hüseyin Albayrak, Ertan Tekin, Dertli Divani ve Ali Doğan Gönültaş, deyişler okudu. Dertli Divani, muhabbetinde sevgi ve hoşgörünün önemini vurguladı.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Şubeleri, Sivas Katliamı’nın 32. yıldönümünde yaşamını yitirenleri andı. Anmada konuşan Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, “Sivas Katliamı’nı unutturmayacağız. Unutturmaya çalışanlara karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” diye belirtti.
PSAKD İstanbul Şubeleri, 2 Temmuz 1993’te, Sivas Madımak Oteli’nde katledilen 33 yurttaşı andı.
“Yakanları da aklayanları da affetmeyeceğiz!” çağrısıyla yapılan anma, İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi’nde yapıldı.
Anma programının sunuculuğunu Bahar Tekin Gayretli yaptı. Tekin Gayretli, “Ateşte semaha duranları unutmayacağız, unutturmayacağız” diyerek Alevi hafızasının canlı tutulması gerektiğini belirtti.
Yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşu ardından Ataşehir Şube’den gençler semah döndü. Zakir Yusuf Aslan ise Sanatçı Hasret Gültekin’e ait ezgiler seslendirdi.
“DAHA ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ETMELİYİZ”
PSAKD Örgürlenme Sekreteri Gülsev Kaya, yaptığı konuşmada Ortadoğu’daki savaş ve katliamlara değindi. Kaya, toplumsal değerlerin yaşatılması için “mücadele” vurgusu yaparak şöyle devam etti:
“Bizler bugün 2 Temmuz’un yakıcılığını en derinden hissederek buradayız. Toplumu, 2 Temmuz ile yüzleşmeye çağırıyoruz. Değerlerimize, inancımıza sahip çıkmadığımız her gün, bir önceki günden daha karanlık olmakta. Her birimiz, yakınlarımızı, çocuklarımızı bu programlardan uzak tutup toplumsal hafızalarımızı aktarmadığımız takdirde kendi değerlerimize yabancılaşmaktayız. Değerlerine sahip çıkamayan her toplum, tarihte kaybolmaya muhtaçtır. Bugün yoksullaşma bu kadar derinleşmişken, egemen olanların yönetememe krizi, baskı, tutuklama furyasıyla toplumu zapturap altına almaya çalışmışken bizler daha da örgütlü mücadele etmeliyiz.
Eğer güzel yarınlar istiyorsak, birlikte çaba sarf etmeye ihtiyacımız var. Aleviler, her dönem mücadelenin bir tarafında emek veren, bedel ödeyeni olmuştur. Özgür yarınlara inanmak, birlikte mücadele etmek, bizim önceliğimiz olmalı. Bugün Suriye’de Aleviler katledilirken bence her birimize sorumluluk düşmekte. Özellikle kadınları bu konuda, geçmişimize geleceğimize sahip çıkmaya davet ediyorum.”
“KAPANMAZ BİR YARA SİVAS”
Anma programına Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel de katıldı. “Sivas’ı unutturmayacağız” vurgusunu yapan Adıgüzel, şu konuşmayı gerçekleştirdi:
“Madımak, benim yaşlarımda insanların hafızasında büyük bir yıkım. Katliam gerçekleştirildiğinde 8 yaşındaydım. Malatya’da yaşıyorduk, evimizde nasıl büyük bir üzüntünün olduğunu unutamam, hafızama çok derin kazınmıştır. Hala da her hatırladığımda gözlerim dolu dolu olur. Madımak, Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın vicdanında kapanmaz bir yaradır. 32. yıla geldik ve bu anmalar çok önemli. 33 aydınlık yüzümüzü kaybettik. O gün Madımak’ta yakılan sadece bedenler değildi. Türkiye demokrasisi, insan onuru ve en önemlisi adalet de o otelde yakıldı. Bugün buradaki anma, geleceğe bir umut, miras bırakma çabasıdır. Sivas’ı unutmamak çok önemli. Sivas katliamını unutamayız ama unutturmayacağız da. Unutturmaya çalışanlara karşı bu etkinliklerle sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Bu haklı mücadelede, toplumsal hafızanın diri tutulması mücadelesinde vicdanı, adaleti her alanda en önde tutmaya devam edeceğiz.”
Programın sonraki bölümlerinde PSAKD Pendik Şube müzik grubu, Ataşehir Şube çocuk korosu ve Kadıköy Şube kadın korosu sahne aldı.
Şair Niyazi Yaşar ise “İnsanlığın bu utancının tekrar etmemesini umuyoruz ancak şu ortamda halen benzer katliamlar sürüyor. Bugün bu saatte alanlara sığmamamız gerekiyordu. Ancak o zaman Madımaklar olmaz.” diyerek ‘Canlar Ağıdı’ isimli şiirini okudu.
Anma programının ilerleyen saatlerinde Deniz Türkan ile Nurettin Güleç, sahne aldı.
PİRHA- ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikalarına hız kesmeden devam ettiğine vurgu yaparak, “Alevi inancına her şeyden önce saygı duyacaksınız, Alevi toplumunun inanç değerlerine saygı duyacaksınız. Alevi toplumunun sizden tek bir beklentisi var; biz bu ülkenin yurttaşları olarak anayasal güvence istiyoruz, inancımıza ve değerlerimize saygı istiyoruz” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik asimilasyon faaliyetleri tepki çekmeye devam ediyor. 2022 yılında kurulan ve birçok asimilasyon faaliyetine imza atan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı faaliyetlerine devam ediyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği ‘Pir Sultan Abdal Dinletisi’ adlı etkinlikte Pir Sultan Abdal’ın portesindeki sazı kaldırılarak, yerine elleri rüku şeklinde bağlanmış ve boynundaki teslim taşı kolye olmuş bir Pir Sultan portesi yayınladı. Aynı zamanda Alevi Dergahları üzerinde de işgalci bir politika izleyen başkanlık, Alevi toplumundan büyük tepkiler topluyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ASİMİLASYON POLİTİKALARINA DEVAM EDİYORLAR”
Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın her geçen gün asimilasyon politikalarına devam ettiğinin altını çizen Mustafa Aslan, “Aslında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 2022’de kurulduğu zaman da söylemiştik. Öncesinde ve sonrasında da defalarca söyledik. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasının amacının Alevi toplumunun ihtiyaçlarını karşılamak, cemevlerinin ihtiyaçlarını karşılamak, Alevi kurumlarının yıllardır talep ettiği hak talepleriyle ilgili anayasal düzenleme yapmak gibi bir derdinin olmadığını söylemiştik” dedi.
“KENDİLERİNE GÖRE BİR ALEVİLİK YARATMAK İSTİYORLAR”
Başkanlığın politikasının Alevilerin sorunlarını çözmekten ziyade kendi Alevilerini yaratmak olduğuna vurgu yapan Aslan, şunları kaydetti:
“Alevi Bektaşi, Ansiklopedisi çalışmaları, Dede eğitimi, cemevlerine yardım gibi görevi olmayan birçok şeyi yapmaya çalıştı. Son günlerde de bu asimilasyon kurumu, asimilasyon politikalarına devam ediyor. Pir Sultan Abdal Etkinliği ya da Pir Sultan Abdal Gecesi düzenliyor. Pir Sultan Abdal’ın resmine dahi tahammül etmeyen, değerlerimize bakış açıları, Alevi toplumunun hassasiyetini dikkate almadan her türlü asimilasyon politikaları, her türlü hakarete varır girişimlerine devam ediyorlar.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon kurumu olduğu, derdinin, meramının Alevi toplumunu değiştirme, dönüştürme, teslim alma, kendine göre yeniden bir Alevilik yaratma olduğu konusundaki söylemlerimiz hayata geçiyor.”
“DERGÂHLARIMIZ İŞGAL ALTINDA”
Ortada iki sorunun olduğuna işaret eden Mustafa Aslan birinci sorunun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bağlı olduğu bakanlık, hükümet olduğunu belirtirken ikinci sorunun ise bu başkanlığın halen iyi niyetle Alevi toplumunun sorunlarını çözmeye yönelik olduğunu iddia eden Alevi kurumları olduğunu söyledi. Aslan şunları ekledi:
“Abdal Musa Alevilerin bir dergahıdır. Herkes bilir ki yıllardır Abdal Musa Anma Töreni bölgede, Tekke köyündeki dernek ve Alevi kurumları ortaklaşa yapar. Geçen yıl bir girişimde bulundular. Bu yılda geçen ay basına yansıyan haber ile ‘Abdal Musa Dergâhı’nın anma etkinliklerini biz yapacağız. Çünkü dergâhlar bize bağlı yani Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı’ dediler.
Dergâhlarımız işgal altında. Hacıbektaş Dergâhı başta olmak üzere birçok dergâhımız Kültür Bakanlığı’na bağlı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün malı ve işgal altında. Bütün bu pervasızlık ortadayken halen Alevi toplumunun sorunlarını çözmeye yönelik bir yapıyız söyleminden ne kadar uzak olduklarının, ne kadar samimiyetsiz olduklarının göstergesi. Geçen yıl da Hacıbektaş Dergahı’nda yapmış oldukları ‘alternatif’ etkinlik ortada. Alevi kurumlarına saygıları yok, Alevi inancına saygıları yok, Alevi değerlerine saygıları yok. Alevi dergahlarına, ulularına, pirlerine saygıları yok. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diye bir kurum tanımıyoruz. Bir asimilasyon kurumudur. Hükümetin derhal bu uygulamasından vazgeçmesi lazım.”
“Eğer AKP iktidarı Alevi toplumunun demokratik anlamda sorununu çözmek istiyorsa bunun muhatabı Alevi kurumlarıdır, Alevi yol önderleridir” diyen Mustafa Aslan, “Mevcut sorunlarımızın ne olduğunu hükümet zaten biliyor. Bu sorunları anayasal düzenlemde çözmek gerekir. Hükümet yeni bir Alevi Diyaneti oluşturma, Alevileri parayla, işle, aşla, tuğlayla, çimentoyla teslim alma, değiştirip dönüştürme politikalarından vazgeçmesi gerekiyor” diye ekledi.
“ALEVİ İNANCINA İHANETTİR”
Hacıbektaş’ta yapılan ‘Ufka Yolculuk Bilgi ve Kültür Yarışması’nı da eleştiren Aslan, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“2-3 gün önce basına yansıdı. Bir kurumun, bir derneğin, bir tarikat derneğinin Hacıbektaş Kaymakamlığı ve Nevşehir Valiliği aracılığıyla Alevilerin serçeşmesi olan Hacıbektaş’ta anma etkinliği ya da faaliyet ya da yarışma yapmasına izin veriyor. Hükümete ve devlet yetkililerine şunu sormak lazım; Alevi toplumunun herhangi bir kurumu Mevlâna Dergahı’na gidip de biz orada bir faaliyet yapmak istiyoruz dediğinde izin verecekler mi? Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı herhangi bir camiye gidip biz orada Aleviler olarak bir yarışma, bir anma yapmak istiyoruz diyen bir Alevi derneğine izin verecekler mi?
Hükümet, devlet kurumları Alevi inancını yüzyıllardır yok saydıkları gibi, inkâr ettikleri gibi hakaret etmeye, saygısızlık yapmaya devam ediyor. 1800’lü yıllarda Nakşibendi Tarikatı’nın temsilcilerini Alevi Dergahlarına atayan, Alevileri asimilasyona uğratan zihniyetin devamı bugün de dergahlarımızı işgal altına almış. Dergahlarımız bakanlığın, kaymakamlığın, valiliğin ellerine verilmiş. Hacı Bektaş’ta yansıyan görüntülere bakıldığında Alevi inancına saygısızlık, Alevi inancına ihanettir.”
“ÜLKENİN YURTTAŞLARI OLARAK ANAYASAL GÜVENCE İSTİYORUZ”
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan hükümete seslenerek, “Alevi inancına her şeyden önce saygı duyacaksınız, Alevi toplumunun inanç değerlerine saygı duyacaksınız. Alevi toplumunun sizden tek bir beklentisi var; biz bu ülkenin yurttaşları olarak anayasal güvence istiyoruz, inancımıza saygı istiyoruz, değerlerimize saygı istiyoruz. Sizden başka hiçbir şey istemiyoruz” dedi.
PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği, ‘Pir Sultan Abdal Dinletisi’ etkinliğindeki Pir Sultan Abdal portesi üzerinde yapılan tahrife Alevi kamuoyundan tepki geldi. Gelen tepkilerde, “Asimilasyon işte böyledir. Önce sizin hafızınızdaki resmi siler, bir bakarsınız ‘Açılın kapılar Şaha gidelim diyen’ biri yerine ‘Geç kaldınız haydi namaza’ diyen bir Pir Sultan Abdal’ı size yansıtırlar” denildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği ‘Pir Sultan Abdal Dinletisi’ adlı etkinlikte Pir Sultan Abdal’ın portesindeki sazı kaldırılarak, yerine elleri rüku şeklinde bağlanmış ve boynundaki teslim taşı kolye olmuş bir Pir Sultan portesi yayınladı.
Alevi kamuoyu Pir Sultan Abdal portesinin tahrif edilmesine tepki gösterdi.
Gelen tepkilerin bir kısmı şöyle:
“HAFIZAMIZDAKİ RESMİ SİLİYORLAR”
PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya: Hayalinizdeki Pir Sultan Abdal’ı unutunuz! Devletimizin bize öngördüğü Pir Sultan Abdal buymuş? Külahı, çember sakalı ile mülayim bir derviş. Öyle elinde isyan eden sazı ile Pir Sultan Abdal’ı kim uydurdu? Asimilasyon işte böyledir. Önce sizin hafızınızdaki resmi siler, bir bakarsınız ‘Açılın kapılar Şaha gidelim’ diyen biri yerine ‘Geç kaldınız haydi namaza’ diyen bir Pir Sultan Abdal’ı size yansıtırlar. Devletin bu asimilasyon politikalarına ve kurdukları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile birlikte yol yürüyen kişi ve kurumlara yazıklar olsun. Suriye’de Alevi Soykırımını destekleyenlerin, Türkiye’de Aleviler için iyi şeyler düşüneceklerini beklemek sadece saflık olur.
“ALEVİ İNANCINA TEPEDEN İNEN TRUVA ATLARI”
ADFE Genel Başkan Yardımcısı Ali Çiftçi: Bunlar Alevi inancına tepeden inme dayatılan Truva atlarıdır. Yüzyıllardır katliamlarla, baskılarla değiştirip yok edemediği bir inancı ve bu inancın savunucularını içeriden yıkma projesi olan Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı derhal kapatılmalıdır. Alevi yoluna düşman olan bu kurumla da iş birliğine girenler Alevilik düşmanı ve buna bağlı olarak da yol düşkünleridirler.
Sanatçı-Yazar Haydar Selçuk: Her şey bitti sıra geldi Pir Sultan Abdal’a. Devlet tarafından Alevileri asimile etmek için kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının yeni çalışması “Pir Sultan Abdal Dinletisi” adı altında organize edilen etkinliliğe bakınca, asimilasyon projesinin ne denli tehlikeli olduğunu ne zaman kavrayacağız acaba.
Afişe baktığımızda elinden bağlaması alınmış, başına mevlevi sarığı (renk olarak içine kırmızı eklenmiş) takılmış, çember sakallı sıradan bir figür görüyoruz. Evet bizim gözümüzle baktığımızda gördüğümüz sıradan bir figür. Zira bizim Pirimizin görüntüsü farklı ve anlamı da farklı. Aleviler, Alevi kurumları kendi değerlerine sahip çıkmadığında, değerlerimizin birer birer ellerimizden alındıklarına şahit oluyoruz.”
“SAZI ELİNDEN ALINMIŞ, SÖZÜ KALMAMIŞ”
Emekli Hakim-Avukat Orhan Gazi Ertekin: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Pir Sultan temsiliymiş bu. Pir Sultan’ın görüldüğü yerde yakalanması amacıyla “aranıyor” bülteni için bir “John Doe” resmi diye düşünsek değil. Gerçeği bulmak için değil gerçeğini yok etmek için yapılmış. Basbayağı sahtekarlık. Pir Sultan yerli, sürdürülebilir ve halka ve toprağa bağlı duyguları taşıyordu. Dışa dönük, iddialı ve yapıcıydı. Eylem, hareket ve isyanı olmayan bir temsil Pir Sultan olmaz.
Buradaki ‘çakma’sında ise; eller bağlanmış rükuya geçecek, teslim taşı kolye olmuş, kama ekmek bıçağına dönmüş, baldırı çıplak isyan giyimi salon kuşamına çevrilmiş, halka değil öte dünyaya seslenen bir münzevi haline getirilmiş. Sazı alenen elinden alınmış, sözü kalmamış… John Doe daha çok işlerine gelirdi halbuki.
“KENDİ DEĞERLERİMİZİ SAHİP ÇIKALIM”
Pir Haydar Buga: Yezit (zihniyet) yezitliğini yapıyor, onun görevi o seni, beni, bizi o kirli çark içerisinde eritmek. Peki biz Aleviler ne yapıyoruz, asıl sorulması gereken soru bu. Sizin de belirttiğiniz gibi biz değerlerimize sahip çıkmadıkça birileri kirli elleriyle değerlerimizi itibarsızlaştırırlar. Kendi değerlerimize sahip çıkaralım. Biliyoruz ki “Bozuk düzende sağlam çark olmaz.”
PİRHA- Cuma Erçe, PSAKD Genel Başkanlığı’na adaylığını açıkladı. Aday tanıtım toplantısında konuşan Erçe, “PSAKD’yi kuruluş felsefesine uygun bir noktaya taşımak, başta 33’lerimiz olmak üzere bedel ödeyen canlarımızın hatıralarına layık bir örgütü inşa etmek için bir olmaya, iri ve diri olmaya ihtiyacımız var” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, 19-20 Nisan’da yapılacak PSAKD Genel Kurulu’nda tekrar genel başkanlığa aday olduğunu açıkladı.
PSAKD Genel Merkezi’nde yapılan aday tanıtım toplantısına çok sayıda dernek üyesi de katıldı.
“ÖRGÜTÜMÜZÜ VE HALKIMIZI YOLDA BİR OLMAYA DAVET EDİYORUZ”
Cuma Erçe, adaylığını açıkladığı basın toplantısında şunları söyledi:
“Çok derin ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerle boğuşuyoruz. Ülkemiz, tam anlamı ile ve hızla şeriata sürükleniyor. Irkçı, faşist ve gerici bir kuşatmanın altındayız. Hemen yanı başımızda ve tüm dünyanın gözleri önünde Suriye’de Aleviler soykırımdan geçiriliyor, Ezidiler, Dürziler, Kürtler, Hıristiyanlar büyük bir tehdit altında, sokaklar kan gölüne dönmüş durumda. Ülkemizde halkın iradesi yok sayılıyor. Antidemokratik uygulamalar hiç olmadığı kadar artmış durumda. Belediye başkanları, milletvekilleri, meclis üyeleri görevden alınıp, uyduruk gerekçeler ile hapse atılıyor, Aleviler tarihin en kapsamlı asimilasyon politikaları ile karşı karşıya, Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetleri ve Aleviliği katletme çabası devam ediyor. Hak arayanlar, demokrasi, adalet talep edenler sokak ortasında işkenceye tabi tutuluyor, göz altına alınıp tutuklanıyor. Sivas Madımak katilleri serbest bırakılıyor, dava zaman aşımına uğratılıyor. Şube başkanlarımız, yönetici ve üyelerimiz tutuklanıyor ve haksız, hukuksuz yol ve yöntemlerle ceza verilip cezaevine yollanıyor. Daha saymakla bitmeyecek onlarca hak ihlali ve ayrımcılık… Örgütümüzü ve halkımızı, yolda bir olmaya davet ediyoruz.
“DELEGASYONUMUZDAN YETKİ VE RIZALIK İSTİYORUZ”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı ve Genel Yönetim Kurulu olarak, geçen üç yıl içinde büyük zorluklar yaşadıklarını belirten Erçe, şunları kaydetti:
“Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni kuruluş felsefesine uygun bir noktaya taşımak, başta 33’lerimiz olmak üzere bedel ödeyen canlarımızın hatıralarına layık bir örgütü inşa etmek için bir olmaya, iri ve diri olmaya ihtiyacımız var. Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, Kadıncık Ana’nın, Kalender Çelebi’nin, Hamdullah Efendimizin, Koyun Baba’nın, Hallacı Mansur’un, Nesimi’nin ve daha bir çok yol önderimizin yolunu süren örgütümüzün daha güçlü bir hak arama örgütü olması, inanç örgütü olmanın yanında aynı zamanda demokratik haklar mücadelesi veren güçlü bir demokratik kitle örgütü olması için birliğe beraberliğe ihtiyacımız var. ‘Hizmet Hakk içindir’ düsturu ile gönülden hizmet edecek yöneticilere, yeri geldiğinde bedel ödemekten kaçmayacak kadrolara ihtiyacımız var. Makam, mevki, etiket ve apolet peşinde koşanlara değil, gönülden hizmet edecek canlara ihtiyacımız var. Örgütü merkeze sıkıştıran değil, yerellerde güçlendiren bir irade ortaya koyduk, şimdi bu iradeyi güçlendirmek için; delegasyonumuzdan yetki ve rızalık istiyoruz.”
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Alevilere yönelik hedef gösterme, hakaret ve tehditlere karşı açıklama paylaştı. “Gerçekleri söylemeye devam edeceğiz” denilen açıklamada ‘Siyasal Alevi’ kavramının ne amaçla ortaya çıkarıldığına da açıklık getirildi.
PSAKD Genel Merkezi, son günlerde gazeteci, yazar, akademisyen ve Alevi kurum yöneticilerine dönük hedef gösterme, hakaret ve tehditlere karşı yazılı açıklama yaptı.
“Sessiz kalmayacağımızı ve gerçekleri söylemeye devam edeceğimizi kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz” denilen açıklamada, sosyal medyada yapılan provokasyonlar hakkında hukuki girişimlerde bulunulacağı belirtildi.
“PSİKOLOJİK BASKI ORTAMI YARATILIYOR”
PSAKD Genel Merkezi’nin paylaştığı açıklamada şu cümlelere yer verildi:
“Baas Rejiminin yıkılması ve HTŞ denen tüm dünyada ve ülkemizde terör listesinde olan bir örgütün iktidara gelmesinden sonra Suriye’de yaşananların tüm sorumlusu oradaki Alevilermiş gibi bir saldırganlıkla insanların katledildiğini sosyal medya kanallarından öğrenmiş olduk.
Katliamın dili, dini, rengi ve mezhebi olmaz. Bizler her zaman katliamlara maruz kalmış ve her zaman katliamlara karşı duran bir inancın mensuplarıyız.
Türkiye’deki demokratik kamuoyunun nereden ve ne şekilde olursa olsun her zaman olduğu gibi buna tepki vermesi sonrasında özellikle Suriye’deki iktidar değişiminden memnun olanların ortaya attığı bir kavram, hedef göstermenin aracı haline geldi. Bu da ‘Siyasal Alevi’ kavramıdır.
Bu kavramı kullananların ne maksatla kullandıkları hala net olarak anlaşılamamaktadır.
Anladığımız; bu kavram üzerinden ülkemizdeki Alevileri psikolojik baskı ortamı yaratarak, olanlara sessiz kalmalarını sağlamak, tarihten kimi örnekler vererek, ‘sizin başınıza da gelebilir’ tehdidini savurmaktır.
Bizleri mutlu eden bir nokta da Alevilerin dostlarının bu kadar çok olmasıdır. Aynı zamanda Alevi nefreti kusanların da çoğunun trol olmasıdır.
Bir noktadan yönlendirildikleri açık olan bazı operasyon ‘gazetecilerinin’ hedef göstermeleri sonrasında, kin ve nefret kusanlar da bu ülkede azınlıktadırlar.
Biz Aleviler katliamlara sessiz kalmayacağımızı ve bizlerle yan yana duran kimseyi de yalnız bırakmayacağımızı bir kez daha kamuoyuyla paylaşmak isteriz.”
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen cemde Pir Sultan Abdal’ın yaşamı, direnişi, duruşu anlatıldı. Cemde Pir Sultan’ın egemenlere ve haksızlıklara karşı yürütmüş olduğu mücadelenin Aleviler için bir başkaldırışın, bir direnişin simgesi olduğu belirtildi.
Antalya’da bulunan Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen cemde Pir Sultan Abdalın yaşamı, mücadelesi anlatıldı. Cem erkanına Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/ Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Kureyşan Ocağı evlatlarından Güven Gürkan Kaya ve Taylan Doğan katıldı.
“PİR SULTAN ALEVİ TOPLUMUNUN BAŞ KALDIRIŞ VE DİRENİŞ SİMGESİDİR”
Cemde, Pir Sultan Abdal’ın haksızlığa baş kaldırışın, direnişin simgesi oluğunu belirten Kureyşan Ocağı evlatlarından Güven Gürkan Kaya,“Pir Sultan Abdal diğer adıyla Haydar Dede, Sivas’ın Banaz köyünde dünyaya geldi. Pir Sultan Alevi toplumunun başkaldırış, diremiş simgesidir. Yaşadığı dönemde Beyazıt, Selim ve Kanuni dönemine denk gelen bu dönemler Osmanlı’nın yükseliş dönemleri. En geniş topraklara sahip olduğu bir dönem. Bu dönemler Alevilere yönelik her türlü zulmün ve kıyımların yapıldığı bir dönem. Pir Sultan’ın yaşamının böyle bir döneme denk gelmesi bizim için Pir Sultan’ı daha değerli kılıyor. Çünkü o dönemde Osmanlı’ya baş kaldırmak, Osmanlı’ya direnmek, Osmanlı’ya parmak sallamak her baba yiğidin harcı değil. Pir Sultan Abdal o dönem boyunca bütün başkaldırılarda en ön saflarda yer alan bir pirimiz, bir önderimizdir” dedi.
“PİR SULTAN BİR İSYANIN ÖNCÜSÜ, AYNI ZAMANDA BİR YOL ERKAN YÜRÜTÜCÜSÜ BİR PİRDİR”
“Pir Sultan Abdal’ın bir isyanın öncüsü, Yol erkan yürütücüsü, Ocak kurucusu, bir pir olduğunu vurgulayan Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustasfa Sazcı ise şunları ifade etti:
“Pirlik, sultanlık, şahlık her önüne gelene dağıtılabilecek bir unvan değil. Çünkü bunlar taliplerin dedeye, dede evladına, ocak evladına verdiği misyonlardır. Tıpkı Şah Hüseyin’e verildiği gibi. Başkasına Şah denmez ama Hüseyin Kerbela’da başını verdiği için Şahlık verilmiştir. Bugün Anadolu’da aslında Pir Sultan denince aklımıza ilk gelmesi gereken İmam Hüseyin’in duruşu. İmam Hüseyin’in duruşunu sahiplenen Pir Sultan kendi döneminde Osmanlı Devleti ile hareket eden, iş birliği yapan dedelere “Bire dedem yağmadan mı gelirsin” diye bir nefes yapıyor.
Osmanlı Devleti Alevileri zaten yeterince sömürüyor. O dönemin hakkullahçı dedeleri var, Yol bilmez, erkan bilmez, edep bilmez. Bunu Mahmut Dede şöyle ifade ediyor:
Şu Mahmur elinden bıktım usandım,
Gerçeği yok, yalanları çok bir düzen var,
Edep kalktı, erkan kalktı, Yol kalktı,
Dedesinden talibinden bezen var, diyor.
O dönem de dedelerden beziliyor. Niçin? Osmanlı’nın hakkullahçı dedelerinin işi gücü talibinden akçe almak. Pir Sultan; ocakta pişmeyen, o ocakta narını yakmayan, özünü kemalete eriştirmemiş dedelerden bahsediyor ve sonrasında Pir Sultan o dedelere de karşı çıkıyor.
Sazcı, “Pir Sultanın bizim için önemi ne? Pir Sultan’ın nefesinde de belirttiği şey, AKP eliyle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diye başkanlık kuruldu. Güya dedelere maaş verilecek, zakirlere maaş verecekler. O maaşlar doğrultusunda cemevlerini finanse ederek ‘maaşınızı, ekmeğinizi biz veriyoruz, artık bu saatten sonra bizim sözümüzü söyleyeceksiniz, bizim söylediğimiz duaları okuyacaksınız, bizim söylediğimiz zamanlarda cem yapacaksınız, bizim istediğimiz gibi erkan yürüteceksiniz’ diyor. Bunu kabul eden dedeler şu an Ankara’da sıralanmış Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapısının önünde. Ancak biz şuna eminiz ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapısına, Yezidi’n, Muaviye’nin sarayına gidip mevki için yağlı aşa kaşık sallayanlar, bizim için Yezide biat edenlerden, Muaviye’ye biat edenlerden, Hüseyin’i arkasından hançerleyenlerden bir farkı yok.
“TARİHTEN BİZE MİRAS KALAN ŞEY İMAM HÜSEYİN’İN, PİR SULTAN’IN ZEYNEP ANANIN DİRENCİDİR”
Pir Sultan da İmam Hüseyin gibi direndi, Şah İsmail Hatayi de İmam Hüseyin gibi direndi, Şah Kalender Çelebi de, Hamdullah Çelebi de İmam Hüseyin gibi direndi.
Dolayısıyla bize miras olarak kalan şey İmam Hüseyin direnci, Zeynep Ananın direnci, Celal Abbas’ın direnci. Biz o direnci kendi vücudumuzda kendi benliğimizde yaşatırsak İmam Hüseyin’i Pir Sultan’da yaşatmış olur, Pir Sultan’ın söylediği nefeslerde anlamış oluruz.”
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir ise, “Pir Sultan ile Hızır Paşa arasında geçen olayı anlatmadan olmaz. Günümüzde Hızır paşalar o kadar çoğaldı ki Muaviye’nin yağlı pilavını görenler koşuyor. Bu bir hikâye de olsa gerçek ve yaşanmış ve hep anlatılagelmiş bir şeydir. Hınzır Pir Sultan Abdal’ın ocağında yetişmiş bir kişidir. Hınzır Paşa Pir Sultan’ın yanında belli bir seviyeye geldikten sonra der ki prim bana bir destur ver de İstanbul’a gideyim mektep medrese göreyim, orada öğretimlerimi alayım gelip ondan sonra burada canlarımıza daha fazla hizmet edeyim der. Pirimiz de dedi ki ‘Hızır gidersin mektep medrese görüp gelirsin, Sivas’a da vali olarak atanır sonra da beni asarsın der” diyerek sözlerini tamamladı.
Cemde gülbenglerin okunmasının ardından söylenen deyiş ve nefeslerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi yöneticileri, Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliği düzenleyecek.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi Cemevi, Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliği gerçekleştirecek.
Hızırşah Kültür Evi’nde 29 Eylül günü saat 18.00’de yapılacak etkinlikte, Cihan Yıldız, Özcan Parlaktaş, Mahir Mak ve Zeki Şimşek’in katılımlarıyla müzik dinletisi de olacak.
PİRHA – 11. Geleneksel Edremit (Zeytinli) Pir Sultan Abdal Anma Etkinliğinin açılışı Dede Şahin Kurucan’ın uyandırdığı çerağ ile yapıldı.
Balıkesir’in Edremit ilçesinde geleneksel olarak yapılan Pir Sultan Abdal Anma Etkinliğinin 11’ncisi başladı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Edremit Şubesi tarafından yapılan etkinliğin açılışında Dede Şahin Kurucan, çerağ uyandı.
“ASİMİLE EDEN ARAÇLAR KULLANILMAKTADIR”
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan PSAKD Edremit Şube Başkanı Sebahat Aydoğan Nalbantoğlu, toplum olarak eşit yurttaşlık konusunda mücadelenin sürdüğüne vurgu yaptı. Nalbantoğlu, hükümetin Alevi sorununun çözümünde samimi olmadığını da ifade ederek şu konuşmayı yaptı:
“Geçmişten bugüne kadar adaletsizliğe, baskıya, her türlü asimilasyona karşı bu yolda durmadan, mücadeleden vazgeçmeden her türlü engellere, zulme ve katliamlara karşı eşit yurttaşlık mücadelemiz devam etmektedir. Bugün içerisinden geçtiğimiz dönem geçmişte yaşadıklarımızdan farklı değildir. Yıllardır mücadelesini sürdürdüğümüz eşit yurttaşlık talebimiz bugün daha fazla talep edilmesi gereken yerde durmaktadır.
Saldırı tek parça değildir. Kapsamlı ve bütünlüklü bir saldırı ile karşı karşıyayız. Bize gösterilen ve hedeflenen aynı şeyler değildir. Bir yandan elektrik parası, Alevi Daire Başkanlığı gibi görünürde bize ait değerler kullanılırken özünde ise inancımızı yok sayan asimile eden kimi araçlar kullanılmaktadır. Bu nedenle eşit yurttaşlık mücadelemiz ne elektrik bedeli ne de dedelere verilen maaş karşılığı değildir.”
Program, ‘Doğada, yaşamda, inançta eşitsizlik’ paneli ve ardından müzik dinletileri ile devam edecek.
PİRHA- 26-27 Ağustos’ta yapılacak 11. Edremit Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği’nde panel ve müzik dinletisi olacak.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) ortaklaşa düzenlediği 11. Edremit (Zeytinli) Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği 26-27 Ağustos’ta yapılacak.
PİRHA-2 Temmuz 1993’te Madımak Otelinde katledilen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Davası’nın derin devlet eliyle kapatılacağını belirtti. Katliam sonrasında örgütlü bir mücadele yürütülemediğini belirten Karababa, “Ailelerle de yolumuz baştan ayrıydı. 25 cenazeyi Dikmen’den kaldırırken birileri bayrak getirip tabutların üzerine attı. Ben buna müsaade etmedim. Kardeşimin tabutunu siyah örtülerle kaldırdım” dedi.
1993 yılında 33 kişinin gerici-faşist kalabalık tarafından yakılarak öldürüldüğü “Sivas Katliamı Davası”, mahkemenin ‘zaman aşımı’ nedeniyle 2012 yılında davayı düşürmesiyle kapandı. Benzer bir durum şimdi üç firari sanık üzerinden yürütülen dava için de geçerli.
Alevi toplumu, 14 Eylül’de görülecek davanın da zaman aşımına uğratılmaması için itirazlarını dile getiriyor.
DAVA, ULUSLARARASI MAHKEME YOLUNDA!
Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa da hukuk mücadelesini en başından beri omuzlayan isimlerden biri. Madımak Davası’nı “Alevi Soykırımı” sebebiyle uluslararası mahkemelere götüreceklerini belirten Karababa, “En başta herkes katliamı ‘olay’ diye tarifledi. Bizler ise ‘Hayır katliamdır’ dedik. Dönem içerisinde katliam olduğunu da kabul ettirdik. Katliam kabul görünce ‘soykırım’ dedik” sözleriyle düşüncelerini paylaştı.
Hüseyin Karababa, Alevi toplumuna yönelik saldırıları bir bütün olarak yorumlamak gerektiğini belirterek, “Malatya, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi mahallesi, Ortaca, Dersim, Koçgiri… Bunları üst üste koyup topladığımız zaman önümüze periyodik yapılan katliamlar gelir. Ve bu katliamları üst üste koyduğumuz zaman soykırım ortaya çıkıyor. O anlamda bizler, uluslararası mahkemeye bu dosyayı ‘Alevi Soykırımı’ olarak götüreceğiz” diye konuştu.
“BİZLER AĞIR BİR YARA ALDIK”
Hüseyin Karababa, siyasiler tarafından Madımak Katliamı davasının örtüldüğünü de ifade etti. Karababa, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, katliamda sorumlu gördükleri taraflarla ittifak yapmasını eleştirerek “Aleviler çok ağır bir kırılma yaşadı” dedi. Karababa şunları söyledi:
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010 yılında CHP’nin başına geliş nedeni belli. Önce Abdüllatif Şener’i partiye aldı, ardından 2017 referandum seçimleri ile beraber Karamollaoğlu’nu yanına aldı. Onu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapacaktı, biz de ona oy verecektik, medet bekleyecektik! Bugün Alevi örgütlerine soruyorum; neyin protestosunu yapıyorsunuz? Devlete mi karşısınız? Yok. Karamollaoğlu’nu zaten alkışlayıp akladınız. Neden bu seçim döneminde bir kelime Madımak konuşulmadı? Neden seçim öncesinde Alevi örgütleri ‘Bu adam Madımak’ın katili olduğu söyleniyor, mahkemede çağırılıyor, neden gidip de ifade verip kendini beyazlatmıyor?’ diyen olmadı. Neden HDP, CHP, Alevi örgütleri bu kadar sustu? Devlet 30 yıldır Madımak’taki ateşi söndüremiyor. Benim de bir görevim var ateşe odun atmak. Bu yangını söndürmek üzere Kılıçdaroğlu’nu oraya getirdiler ama proje tutmadı. Fakat bizler ağır bir yara aldık. Alevilik tarihinde Kılıçdaroğlu ile birlikte en büyük asimilasyonu yaşadık. Şu geçtiğimiz 3 ay içerisinde tarihin en büyük asimilasyonunu yaşadık. Aleviler çok ağır bir kırılma yaşayıp kimliğini, ibresini yitirdi.”
Hüseyin Karababa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimler öncesinde “Helalleşeceğiz” çıkışını da eleştirerek, “Kiminle helalleşecekti? Kimi, kiminle helalleştirecekti? Bir ay önce Sivas’ta seçim döneminde miting yaptı, Madımak’a gitmedi. 30 yıldır bir defa olsun mahkemeye de uğramadı” dedi.
Hüseyin Karababa, yakılan otel içerisinde yaşamını yitirenlere ait isimlerin de çıkarılması gerektiğini savundu. Madımak Katliamı sonrasında ortak mücadele yürütülemediğinin altını çizen Karababa, “Bizim yolumuz cenazelerimizi kaldırdığımız gün ayrılmıştı” diyerek şöyle devam etti:
“Türkmen Alevileri hiçe sayılarak ‘Bunlar çoluk çocuklarına sahip çıkmazlar, gevşetirler, iki gün sonra mücadeleyi bırakırlar’ diye sandıkları için yanıldılar. Şimdi bir çukura saplandılar. Onlar da biz de bu işin içerisinden çıkamıyoruz. Ama ben Madımak Oteli’nden kız kardeşimin ismini çıkarttım. O konsepti beğenenler çocuklarının isimlerini orada tutsunlar. Benim korkum vardı; çünkü Karamollaoğlu gelecek benim kız kardeşimin mozolesinin üzerine çiçek koyacak diye düşündüm. O ucube yerden kardeşimin ismini çıkarttım. Farklı bir yol gitmem gerektiğini düşünüyordum. Zaten bizim yolumuz baştan ayrıydı. 25 cenazeyi Dikmen’den kaldırırken birileri bayrak getirip tabutların üzerine attı. Buna müsaade etmedim. Ben, ‘Katil devlet’ deyip ilk slogan atan kişiyim. ‘O bayrağı koymayacağım’ dedim ve kardeşimin tabutunu, siyah örtülerle kaldırdım. Biz daha mezara girmeden ayrılmıştık. Yani bu süreç kendi aramızda hep kavgalı geçti. Çünkü katliam organizasyonun içerisinde Doğu Perinçek bu işin göbeğinde. Perinçek’in adamları yıllarca davayı kapatmak üzere avukatlık yaptı.
“KARANLIK BİR ADAMI BEMBEYAZ BİR DEDE YAPTILAR”
Alevi örgütleri neden CHP’ye karşı çıkıp ‘Bu adamı nasıl yanına alırsın?’ demedi. 2 Temmuz’da otelin önüne taşları döken adam bu. 3 kamyon taşı oraya döküyor ve sessiz birer mermi gibi otele atılıyor. O taşlarla kitleleri harekete geçirdiler. Herkes oradan bir taş alıp ‘Şeytan taşlamak’ manasıyla yakınlarımızı taşlayıp yaktılar. Şimdi böylesine karanlık bir adamı bembeyaz bir dede yaptılar. Kimse beni, Karamollaoğlu ile helalleştiremeyecektir. Gerçi onların da ipliği pazara çıktı. Abdüllatif Şener, o katil organizasyonun içindedir. Yıllarca mecliste bu katilleri savundu. ‘Cafer Erçakmak benim partili arkadaşımdır. İyi bir insandır’ dedi. Abdüllatif Şener’in de partilerine ne yaptığını, karakterinin ne olduğunu gördüler.”
“AİLELER, YAKINLARININ İSİMLERİNİ ORADAN ÇIKARSIN”
AKP hükümetinin, Sivas davasından tutuklu olan tüm isimleri serbest bırakacağını iddia eden Hüseyin Karababa, “Çünkü AK Parti cephesi, bu katliamı organize eden ana gövdedir. Kendi adamlarına sahip çıkıyorlar, bu çok açık. İçeride olan diğer tutukluları da çıkaracaklar ve kimse de buna karşı çıkamayacak” diye konuştu.
Karababa, Madımak Katliamı’nda yakınlarını kaybeden ailelere çağrı da yaparak şunları söyledi:
“Çocuklarınızın isimlerini o binadan çıkartın. O yeri iyice anlamsızlaştırın. İsimleri orada tutmak, şu anki halini doğru kabul etmek anlamı taşır. Oraya giden insanlar, ‘Neden burada öldürülen insanların resmi, heykeli, herhangi bir şeyi yok? diye sorsunlar. 11 yıl kız kardeşimin ismini oradan çıkartmak için mücadele ettim ve kazandım. Aileler isimleri oradan çıkarsın ki devlet gelsin ve sonrasını konuşalım.
Artık etkin bir mücadele yürütemeyiz bizim belimiz kırıldı. Kemal Kılıçdaroğlu bizim belimizi kırdı. Temel Karamollaoğlu’nu bu kadar beyazlatıp insanların önüne ‘Dede’ diyerek sundu ve CHP’liler de gidip Saadet Partisi’nin kapısına cumhurbaşkanı adaylığı açıklandığı dakikada alkışlayarak hem partiyi hem de Karamollaoğlu’nu beyazlattılar. Artık bu çıtayı yükseltme şansımız yok. 30 yıldır kaybedeceğimi bildiğim halde mücadele ediyordum.
Artık ailelerin yapacağı iş yakınlarının isimlerini, müracaat yapıp o otelden çıkartmak olacaktır. Alnımız açık, başımız dik. Ayrı davrandık. Devrimci çıkış böyle bir şeydir. Aykırı davranmak zorundasın. Sıradan insanların davranışının aynısını yaptıktan sonra sen bir devrimci çıkışı yapmış olmuyorsun ki. Biz devrimci bir çıkış yaptık.”
PİRHA – PSAKD Mamak Şubesi, depremin yaşandığı illerden Ankara’ya gelen depremzedeler için psikososyal destek grubu oluşturdu. Travma yaşayan kadın ve çocukları uzman kişilerle buluşturduklarını anlatan yöneticiler, beslenme ve barınma konusunda da oluşturdukları dayanışma ağının detaylarını anlattılar.
10 ilde büyük yıkıma sebep olan depremlerin ardından Ankara en fazla göç alan iller arasında sayılıyor. Düşük gelirli yurttaşların yaşam sürdüğü Mamak ve Yenimahalle ilçelerine bağlı kimi mahallelerde kiralık ev bulmak artık pek mümkün olmuyor.
6 Şubat’ta yaşanan depremin ardından Tuzluçayır ve civarına sığınan depremzedelerin yardımına koşan kurumların arasında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şube de yer aldı. Barınma ve gıda ihtiyaçlarının yanı sıra depremzedelere psikososyal destek de verilmeye başlandı.
“BİZ AÇ, SUSUZ KALABİLİRİZ AMA…”
PSAKD Mamak Şube Kadın Meclisi Üyesi Aslıhan Han, yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Sosyal hizmet uzmanı olan Han, Mamak Şube olarak depremin ilk gününden 12 Şubat’a kadar deprem bölgesine yardım gönderilmesi konusunda ciddi bir organizasyon yürüttüklerini anlattı. İlerleyen günlerde mahallelerine ciddi bir göçün başladığını aktaran Han, şunları söyledi:
“Genellikle Tuzluçayır, Natoyolu bölgesine gelenler, bir tanıdığının yanına yerleşti. Bizler ilk elden onları ziyaret etmeye çalıştık. İnsanlar direkt cemevine de geliyordu. Depremzedelerin listelerini tutarak ev ziyaretlerine başladık. Bu ziyaretlerin gerekçesi şuydu; misafir oldukları ev ortamında ne ihtiyaçları var? Çünkü misafir eden ailelerin de ekonomik, sosyal durumları oldukça sıkıntılı olabiliyor. Nasıl destekleyeceğiz konusunda çalışma başlattık. Gıda ve eşya üzerine bir çalışma yürüttük. Aileleri bununla destekledik. Sonrasında ‘Biz aç, susuz kalabiliriz ama psikolojik olarak çok kötü bir süreç yaşıyoruz’ denildi. Özellikle çocuk ve kadınlara yönelik destek talebi vardı. Biz de kadın meclisi olarak mesleki birikimi olan ve bu alanda çalışmış sosyal çalışmacı, psikolog, aile terapistlerinden bir grup kurduk. 12 Şubat’tan itibaren ev ziyaretlerine başladık. Ailelere gittiğimizde önce sohbetle başladık.”
UZMAN PSİKOLOG VE PSİKİYATIR DESTEĞİ
Aslıhan Han, yaptıkları çalışmanın detaylarını şu sözlerle sürdürdü:
“Psikolojik destek sürecinde mesleki birikimimiz olsa da onlarla görüşme sürecinde uygun zaman ve mekanı ayarlama konusunda eksiklerimiz var. Bu ailelerle görüşüyoruz, eğer ev ortamı uygunsa görüşmeler yapıp durumlarını tespit ediyoruz. Genelde iki arkadaş ev ziyaretlerine gidiyoruz. Eğer psikolojik sorunlar devam ediyorsa onlara uygun bir çalışma modeli öneriyoruz. Gönüllü çalışacak psikologlarla ya da sosyal hizmet uzmanı kişilerle de görüştük, onlara yönlendirme konusunda da bizler aracılık yapmaya karar verdik. Şu ana kadar aşağı yukarı 14 aile ile görüşme yaptık. Genelde çocukları ve kadınları, akrabaların yanlarına yerleştiren erkek, tekrar deprem bölgesine dönüyor.
Biz bu görüşmeleri yaparken yaşadıkları o travmanın farkında mı değil mi önce ona dikkat ediyoruz. Çünkü bu travmanın etkilerinin olmaması bizim için anormal olabilirdi. Bu süreç oldukça normal. Uykusuzluk, kabus görme, konsantre olamama, ağlama krizleri, bunlar aslında yaşadıkları olaya bağlı olarak bir süre normal. Bir süre sonra eğer bu azalmıyor ya da artarak devam ediyorsa bununla ilgili daha uzman psikolog ya da psikiyatristlere yönlendirme aracılığı yapmaya karar verdik. Bunun için Ankara Üniversitesi psikiyatri bölümü, Çankaya Belediyesi Aile Danışma Merkezi ve gönüllü psikologlarla görüştük. Bu süre zarfında bizi aşan ve artarak devam eden travma sürecinde bunlarla buluşturmaya çalıştık.
Bazı gönüllü arkadaşlarımız içerisinde yoga yapanlar da var. Bazen daha hafif kendi ile baş edebilecek durumda olanları da onlara yönlendirdik. Şu ana kadar olumlu geri dönüşümler aldık. O nedenle de bu çalışmayı daha profesyonelce yürütme kararındayız. Çünkü misafir oldukları evlerden yavaş yavaş ayrılmaya karar verdiler ve yine bu bölgede ev tutacaklar.”
“AKP İKTİDARININ YARATTIĞI BİR ZİHNİYET”
Aslıhan Han, 6 Şubat depremlerinin ardından Mamak bölgesindeki ev kira fiyatlarının yükselmesi nedeniyle depremzedelerin yaşadığı zorluklara da dikkat çekti. Durumun moral çöküntüsüne sebep olduğunu ifade eden Aslıhan Han, şöyle devam etti:
“Misafirler, yavaş yavaş misafir bulundukları evden ayrılmaya karar veriyorlar. Burada kalmaya karar verenler, özellikle de kendilerine yakın hissettikleri bir bölgede yaşamak isteyenlerden oluşuyor. Ev fiyatları zaten oldukça artmıştı, bir de bunun üzerine deprem süreci ile beraber artması daha ciddi bir ekonomik sorunla karşı karşıya geldiğimizi gösteriyor. Sadece ev kirasının artması değil, ev sahiplerinin bir de evleri için güvence istenmesiyle de çok karşı karşıya kaldık. Israrla devlet memuru kefil istiyorlar. Ben bir ihraç memur olarak şunu söylüyorum; ben de Sosyal Hizmetler’den ihraç edildim. Yani devlet memurluğunu garanti gören bir anlayışla halen karşı karşıyayız. Bu ülkede kimsenin canı garantide değil. Yapılanın artışın doğru olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Sonuçta bu süreçte kendilerinin de biraz daha anlayışlı ve fedakar olması gerektiğini belirtiyoruz. Fakat ne yazık ki ekonomik koşullar onları da duygusallıktan çıkartmış, bazı insani öğelerden uzaklaştırmış görünüyor. Ama iyi olanlar; kefil istemeden ya da en az 1 ay kirasını almadan evini verenler, apartman sakini olarak kapıcı dairelerini hemen onarıp verenler de var. Ama bu fırsatçıları aynı zamanda bu sistemin, bu dönemin, AKP iktidarının yarattığı bir zihniyet olarak görüyoruz. Ama hele hele toplumsal travmanın yaşandığı böyle bir felakette bunu devam ettirmiş olmaları insanlıklarının da sorgulanacağı anlamına geliyor. O nedenle de bizler şöyle bir karar aldık, özellikle memur kefil isteyen ve kirayı arttıranlara hiç kimse kiracı göndermiyor. Ve bunun da anti propagandasını yapıyoruz. Onları da biz böyle cezalandıralım istiyoruz.”
“YALNIZ OLMADIKLARINI HİSSETTİRDİK”
Pir Sultan Abdal Mamak Şube Kadın Sekreteri Bahtiyar Atakay da “Maalesef ki kira artışları üç iken beş 5 oldu. Sözümüzün geçtiği, zorlayabildiğimiz insanlarla görüşmelerimizde bunları çekmeye çalıştık ve ailelerimizi yavaş yavaş kefil de olarak oralara yerleştirdik” dedi. Depremzedelerin ihtiyaçlarının sadece kira ile sınırlı olmadığının altını çizen Atakay, şunları söyledi:
“Depremzedelerin birçok ev ihtiyaçları da var. Çünkü deprem bölgesinden geldiler ve ayaklarında çorap yok. Terlikle gelenler, hırka üstüne hırka giyinip buluşturdukları kıyafetlerle kendilerini buraya zor atmışlardı. Böyle olunca bizler bu duruma el atalım istedik. Dayanışmadan yola çıkarak kimin evinde ne varsa arkadaşlarımıza söyledik ve ‘herkes elinde ne varsa getiriyor’ dedik. Yavaş yavaş eksikleri giderdik tabii ki dört dörtlük olmadı ama en azından bir battaniye, bir döşek, mutfak araç gereçlerini hızlıca giderdik. En azından yemeklerini kaynatabilecekleri bir ocak ayarlansın istedik. Çağrımız sonrasında PSAKD Mamak Şubenin içerisi erzaklarla doluydu. Depremzedelerin ihtiyaçları konusunda bizim elimizde yoksa diğer derneklerden alıyorduk. O derneklerde yoksa bize gönderiliyordu. Elimizden geldiği kadar küçük de olsa çorbalarında tuzumuz olsun diyerek evlerini bu şekilde dizmeye çalıştık. Depremzedelere burada yalnız olmadıklarını, burada da bir kapılarının olduğunu, başlarının sıkıştığında gücümüzün yettiği kadar onlara yardımcı olabileceğimizi hissettirdik.”
PİRHA-Kürtçe, Ermenice, Rumca ve Türkçe dillerinde ezgiler seslendiren Miraz’ın Ankara’daki konserine ilgi bir hayli yoğun oldu.
Anadolu ve Mezopotamya ezgilerini kendi özgün yorumlarıyla seslendiren Miraz müzik grubu Ankara’da konser verdi.
‘Çêber’, The Door ve Narin’ isimli albümleri ile bilinen Miraz, Yenimahalle Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde performans sergiledi.
Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu organizasyonuyla yapılan konsere ilgi bir hayli yoğun oldu.
Kürtçe, Türkçe, Ermenice ve Rumca dillerinde ezgiler seslendiren Miraz grubu, Kul Hüseyin ve Pir Sultan Abdal’ın eserlerini de seslendirdi.
Grup üyelerinden Fırat Alkış, okunan deyişler ardından AKP-MHP hükümetinin Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kararını da eleştirerek “Bizim inancımızı torba yasalara indirgeyemezler. Bizim inancımız aşktır” dedi.
PİRHA – Alevi kurum yöneticileri, 2022 yılının “Alevilerin eşit yurttaşlık için mücadele yılı” olduğunu ifade ederek, yeni yıla dair dilek ve temennilerini paylaştılar. Mesajlarda, 2023 yılının barış, sevgi yılı olması istendi.
Alevilerin taleplerinin görmezden gelinmesi ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Alevi örgütleri için 2022 yılı bir hayli hareketli oldu. Uzun yılların ardından sokağa çıkan yurttaşlar, tüm baskılara rağmen taleplerini dile getirdi.
Alevi kurum yöneticileri, 2022 yılının siyasal iktidarın baskısı altında geçtiğini belirterek “daha fazla mücadele” vurgusu yaptılar.
“BU ÜLKEYİ ÖZGÜRLEŞTİRECEĞİZ”
Alevi kurumlarında görev alan isimler, yeni yıla dair dilek ve temennilerini PİRHA ile paylaştı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Rukiye Ercan Kara, 2023 yılının mücadele dolu bir yıl olmasını dileyerek “Sokakları güzelleştirmek için, gençlerimizin, kadınlarımızın geleceğini umutla doldurabilmek için mücadele edip örgütleneceğiz. Pir Sultan’ın direnciyle, bilinciyle, inancıyla sokakları ve bu ülkeyi özgürleştireceğiz diye umut ediyorum” ifadelerini kullandı.
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Sekreteri Kenan Akın ise 2022 yılının iktidarın asimilasyoncu politikaları altında geçtiğini ifade ederek “2023’te asimilasyona karşı mücadelemizi daha da yükselterek, hakikati Alevi halkına anlatarak, mücadeleyi daha da yükseltmeye çalışacağız” dedi.
Dede Müslüm Metin de 2022 yılını “Maalesef yaşadığımız dünyada insanların, tabiatın lehine hiç güzel şeyler olmadı” sözleri ile özetledi. Müslüm Metin 2023 yılına dair şu dilekte bulundu:
“Biz Alevilerin örgütlü yapılarla bir arada olması gerekir. Kerbela’dan günümüze sürekli ezildik ama bugün umutluyuz. 2023 yılında bir olmamız gerekiyor. Birbirimizin noksanını görmeden tamamlayarak çok güzel yarınlara gidebiliriz. Gelin dostlar bir olalım zalimin karşısında dik duralım ezilenlerle birlikte tüm dünyada Alevilerin ve ezilenlerin hakkını hep birlikte alalım. Aşk olsun cümle canlara.”
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube ve Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise “Siyasal iktidar, Kürtler, Aleviler ve tüm ötekiler üzerinde yoğun saldırılarını 2022 yılında devam ettirdi. İnanıyoruz ki 2023 yılında siyasal anlamda değişimler olur. Direnip ve hakikati söylemeye devam ediyoruz. Umarım tüm dünya halkları, tüm canlılar için barış dolu güzel bir yıl olur.”
PİRHA- Ozan Leşgeri, Anadolu’da Alevilere yapılan katliamların Kerbela’da yapılanlardan çok daha derin olduğunu vurgulayarak, “Günümüzün Yezidleri bize öyle Yezidlik yapıyor ki bırakın geçmiştekileri, biz günümüzdeki Yezid’e bakalım” yorumunda bulundu. Leşgeri, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’nın önemine de dikkat çekti.
Kocaleşger Ocağı evlatlarından Dede Ozan Leşgeri (Hüsnü İyidoğan) Maraş Katliamı’nın üzerinden 44 yıl geçtiğini belirterek, “Ömrümüz boyu unutulmaması gereken bir katliam Maraş” dedi.
Ozan Leşgeri, 19 Aralık 1978 yılında yapılan Maraş Katliamı’nda yakın köylüsü Öğretmen Süleyman Metin’in, eşi ve iki kızı ile birlikte yakılarak katledildiğini belirterek, “Alevi toplumu 1474 yıldır Kerbela’da Hüseyin için gözyaşı döküyor. Bütün cemlerimizde ‘Hüseyin’ adı artık bayraklaşmış durumda. Her Hüseyin adı anıldığında Aleviler ağlamaklı oluyor. Oysa Anadolu’da Alevilere yapılan katliamlar Kerbela’yı da geçer” ifadelerini kullandı.
“DEVLETİN İŞİ BU MUDUR?”
Aynı zamanda dedelik hizmeti de yürüten Ozan Leşgeri, Maraş Katliamı’nın aydınlatılması gerektiğini vurgulayarak, “Zamanın Yezid’inin, devlet eliyle Maraş’ta başlatmış olduğu o hunharca katliamda gebe kadınların karınlarına bıçak sokularak ceninlerin ortaya saçıldığı bir katliamdan bahsediyoruz. Maraş’ta yüzlerce canımız öldü ve halen bugüne kadar aydınlatılamadı, aydınlatmıyorlar. Oysa devletin işi bu mudur?” diye sordu.
Devletin her dine, inanca eşit mesafede olması gerektiğine işaret eden Leşgeri, günümüz asimilasyonunu ise şöyle özetledi:
“Osmanlı, Sünni inancı devletin resmi dini yaptı, bugün Türkiye Cumhuriyeti’ndeki resmi din de Sünni inanışa göre yapılmış durumda. Ve 1950’den sonra Sünni erk, çok büyük bir güç kazandığı için tekrar Türkmenlere, Alevilere, Alevi Kürtlere baskılara devam etmiş.
Selçuklu asmış, kesmiş, yüzmüş ama Aleviliği, Kızılbaşlığı bitirememiş bir türlü. Sürekli ayaklanmalar olmuş. Devletin kendi koymuş olduğu anayasal düzene ‘Yok efendim bu yanlış’ dediğin zaman düşman oluyorsun. Dolayısıyla Aleviler de yanlışı kabul etmedikleri için kendilerine bir Yol kurmuşlar. Buna da bizler ‘Alevi Yol’u’ diyoruz. Bu Yol’a ikrar verdin mi dönmek de olmaz. Alevi Yol kurucuları öylesine bir Yol kurmuşlar ki ‘ben Aleviyim’ demekle Alevi olunmuyor. İçtiğin o ahta, verdiğin söze sadık kalacaksın.
Asimilasyonun en büyük ayağı ise Abdülhamit Hamidiye Alaylarını kurduğu gibi İstanbul’da aşiret okulları kuruyor. Buraya da Sünni imamları koyuyorlar. Bunların hedefi ‘asıp kesmekle olmaz’ deyip bütün Alevi köylerine devlet görevlilerini gönderelim ve Alevi fakir çocuklarını toplayalım yönünde oluyor. Ailelere ‘Çocuğunuzu İstanbul’da okutacağız ve dolayısıyla yetişkin, münevver adam olacak bunlar’ diyorlar. Aleviler de buna seviniyor ancak kurulan tuzaktan haberleri yok.
“BİRÇOK ALEVİ KÖYÜ SÜNNİLEŞTİ”
Bugün Anadolu’da birçok köy Alevi iken böylelikle Sünni olmuştur. Örneğin yanı başımızda Yakup Abdal ve yanındaki Tekke Köyü Alevi köyleriymiş ancak bu dediğim şekilde asimile edilip sünnileştirilmiş. Bunun en büyük örneği de Pir Sultan’dadır.
Hafik’in Sofular köyünde Pir Sultan’ın talipleri vardır. Devlet yetkilileri bu köye giderek Pir Sultan’ın talibinin oğlunu almak istiyor. O fukara da bilmiyor ne olacağını ve gelip talibinden himmet istiyor. Pir Sultan’a ‘Ben İstanbul’a gideceğim, okuyacağım’ diyor. Pir Sultan da öngörüsü yüksek bir insan olduğu için işi anlıyor ve diyor ki ‘Tamam ben himmet veririm, sen de gider İstanbul’da okursun. Ama gelir ilk beni asarsın’ diyor. Ve ilerleyen yıllarda o çocuk köyüne dönüyor ve Pir Sultan’ı asıyor.”
“GÜNÜMÜZÜN YEZİTLERİ BİZE ÖYLE BİR YEZİTLİK YAPIYOR Kİ”
Ozan Leşgeri, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’nın önemine de değindi. Leşgeri, Alevi dedelerinin, devlet tarafından maaşa bağlanması konusunu sert dille eleştirdi.
Leşgeri, Yenikapı’da yapılacak kurultaya dair şunları söyledi:
“Eğer Alevi örgütleri böyle bir karara talip olmasalardı bir Alevi dedesi olarak tepkimi gösterirdim. Hocalar, üretmeden, kamuya hiçbir faydası olmadan 20 bin lira maaş alıyor. Emek harcamadan maaş almak ne demektir? Bu tezgah geçmişte de birkaç kez denendi ama olmadı. Şimdi AKP hükümeti tarafından tekrar sahneleniyor. Alevi toplumu Kültür Bakanlığı’na bağlı bir daire başkanlığı ile yönetilemez. İkincisi, bıraksınlar Aleviler kendi kendilerini yönetebilir, kendi ibadetlerini, kendi cenaze ve cem erkanlarını yapabilir. Bıraksınlar Aleviler kendi kendilerini yönetsinler. Bizim imam dedeye ihtiyacımız yok. Devletten maaş alacak dedeye ihtiyacımız yok. Öncelikle dede dediğin emek verecek. Alevi dedesi kendini halkına adaması lazım. Hangi Alevi dedesi gider devletten maaş alırsa zıkkım haram yemiş olur. Haram olsun o dedeye. Dede Alevi toplumunun ruhani önderidir. Alevi toplumunda ‘Dede’ demek yüce, münevver insan demektir. Günümüzün Yezidleri bize öyle bir Yezidlik yapıyor ki bırakın geçmiştekileri, biz günümüzdeki Yezid’e bakalım.”
PİRHA – Kamber Nar’ın 3. şiir kitabı ‘Aşık Kamberî Hayatı ve Şiirleri’ çıktı. Yeni kitabına dair konuşan Kamber Nar, “İnatla bu kültür yaşasın istiyoruz. Çünkü bizi yaşatan, duygularımızı, sorunlarımızı anlatan, haksızlığa karşı çıkan, gümbür gümbür türküsünü söyleyen ozanlarımız geleneği bugünlere getirdi. Biz de o bayrağı aldık, bir yerlere götürmemiz lazım” dedi.
Aşık Kamber Nar’ın yaşam hikayesi ve şiirlerinin yer aldığı “Aşık Kamberî hayatı, şiirlerinden seçmeler” kitabı yayımlandı. Nilay Yanalak Karasu tarafından derlenen kitap için Sivas Belediyesi de destekçi oldu.
Kamber Nar, şiirlerinin yer aldığı üçüncü kitap hakkında PİRHA’ya konuştu. Aşık Nar, kitap içeriğini ise “Son zamanda yaşadığımız pandemi ile ilgili şiirler, onun da ötesinde sosyal içerikli, güncel sorunları anlatan, nasihat veren, yol gösteren şiirler yer alıyor” sözleriyle özetledi.
“İNATLA BU KÜLTÜR YAŞASIN İSTİYORUZ”
Şiirlerinde hece vezni kullandığını ve daha çok 11’li ve 8’li hecelerle yazdığını belirten Nar, şiirlerine dair şu açıklamayı yaptı:
“Şiir tekniğimiz halk ozanlığı geleneği şeklindedir. Ağırlıklı olarak bizim yöremizin, yani Pir Sultan’dan bu tarafa kafiyeli, uyumlu bir şekilde şiirlerimi yazıyorum. Sırf kitap çıkarmak adına değil, bir şey vermek, gelecek nesiller bu kitabı okuduğunda ‘Kamber Nar ne güzel yazmış. Bugünkü konulara parmak basmış’ denilmesi lazım.
3. kitabım 5-6 yıllık bir birikimin eseridir. Kitabımın içeriğinde taşlama da var. İsim vermeden taşlıyoruz ama kimi taşladığımızı okuyucu kitabı eline aldığı zaman anlar. Ya da bir yanlış gördüğümüzde onu şiirimizle eleştiririz. Bu kitapta Hacı Bektaş’ta yarışmada 1. olan bir şiirim de yer alıyor. ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ ifadesini içeren bir şiir yarışması yapılmıştı, orada birincilik alan şiirim de bu kitapta var.
Şimdi ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum ama bu kitaplar kalıcıdır. Örneğin bu son çıkan kitabımız 81 ilin kütüphanelerine dağıtılmış. Sivas Belediyesi ve oradaki akademisyenlerin oluşturduğu bir grup tarafından bu işe imza atılmış. Dolayısıyla biz gittikten sonra mutlaka araştırmacılar çıkacak ve kitaplarımızdan faydalanacaklardır. Önemli olan ozanlık geleneğini yaşatmak adına bir çalışmaya imza atmak. Ayrıca şiirlerimin birçoğunu da ben müziklendirdim. 45 şiirimi seslendirip müziğini yaptım. Amacımız bu kültürün yaşaması… Ben bu saatten sonra şöhret olup para kazanacak değilim. Emekli bir insanım, gezip tozabilirdim de ama sürekli Ozanlar Derneğini açık tutuyorum ki bu kültür yaşasın. İnatla bu kültür yaşasın istiyoruz. Çünkü bizi yaşatan, duygularımızı, sorunlarımızı anlatan, haksızlığa karşı çıkan, gümbür gümbür türküsünü söyleyen ozanlarımız bugünlere getirdi. Biz de o bayrağı aldık bir yerlere götürmemiz lazım.”
“BELEDİYELER BİRAZ DA BU KİTAPLARA PARA HARCASIN”
Kamber Nar, Sivas Belediyesi tarafından 58 Sivaslı ozanın hayatının ve şiirlerinin yer aldığı kitap hazırlandığını belirterek şu mesajı da paylaştı:
“Parti gözetmeksizin bütün belediyelerin bu kültüre hizmet vermesini umuyorum. Sivas’ın 58 ozanının kitabını çıkarttılar. Bunlar içerisinde Ruhsati de var, Aşık Veysel, Muhlis Akarsu, Ali Kızıltuğ da var. Ali Kızıltuğ’un yaşarken bir kitabı yoktu ama belediye çıkarttı. Bu nedenle komisyonda yer alan akademisyenlere teşekkür ediyorum. Bütün belediyelerin bu konuya el atması gerekir. Bu çok da maliyetli değil. Sivas’ta evet biraz fazla ozan var. Ona rağmen kitaplar çıkarıldı. Tabii unutulanlar da vardır illaki ama diyelim ki bir ilde 10 aşık, ozan var, 10 kitap çıkarırsın. Belediyelerde nice paralar harcanıyor biraz da bu kitaplara harcansın diyorum.”
PİRHA-Pir Sultan Abdal’ın 17’inci yüzyıldan kaldığı düşünülen Pülümür ilçesine bağlı Hacılı köyündeki evi, çeşitli yangınlar ve depremlere karşın hâlâ ayakta. Pir Sultan Abdal’ın evi yörenin en önemli tarihi değerlerinden biri olarak öne çıkıyor.
1495 veya 1499 yıllarında Banaz’da doğan Pir Sultan ilerleyen yıllarda kendi talibi de olan Xızır paşa tarafından önce sürgün edilir. Erdebil’e giden Pir Sultan Abdal’a topraklarına dönmesi telkin edilir ancak Pir Dersim’e gelir. Pülümür’e bağlı Hacılı köyünde kendisine ev yapar evlenir ve çocukları olur.
Pir Sultan Abdal’ın 17’inci yüzyıldan kaldığı düşünülen Pülümür ilçesine bağlı Hacılı köyündeki evi, çeşitli yangınlar ve depremlere karşın hâlâ ayakta. Pir Sultan Abdal’ın evi yörenin en önemli tarihi değerlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Tarihi 500 yıl öncesine giden evin ortasında ardıç ağacından yapılan ana direğinde Pir Sultan Abdal’ın kullandığı 3 asası asılı bir şekilde bulunuyor. Taş ve bir kısmı kerpiçten yapılan tarihi evin duvarları onarım görmediği için dökülmeye başladı.
PİRHA – Alevi çatı örgütleri, AKP iktidarı tarafınca cemevlerinin bakanlık bünyesine alınması ve Alevilik hakkında tarifler yapılmasına karşın 7-8 Kasım’da Ankara’da yapacakları eylem ve etkinliklere ilişkin sosyal medya üzerinden çalışma başlattı.
Cemevlerinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda torba yasa içerisinde gündeme getirilip Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması ve AKP-MHP çevresince Aleviliğin tanımlamasına tepkiler sürüyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri yaşananlara tepki olarak eylem kararı aldı.
Yedi Alevi çatı örgütü, yaptığı açıklamada 7 Kasım’da bütün Yol önderleri ile bir araya gelip durum değerlendirmesi yapacaklarını açıkladı. Örgütler, 8 Kasım’da ise itirazlarını dile getirmek adına Meclis’e gideceklerini belirterek “Sözümüzü söylemek, Yol’a sahip çıkmak adına çağrıda bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.
“YASANIZI GERİ ÇEKİN”
Alevi kurumları sosyal medya üzerinden çalışma başlattı. “#AlevilikTorbayaSığmaz, #AlevilerEşitYuttaşlıkİstiyor” başlıklı Hastang çalışmasına dair şunlar dile getirildi:
“Kadıdan, hacıdan, hocadan fetva almayız; rehberimiz, pirimiz, mürşidimiz vardır.
Bizim ibadetimiz CEM, İbadethanemiz CEMEVLERİDİR
Duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, zalim vicdanlara; durmadan usanmadan, bıkmadan yüksek sesle anlatmaya devam edeceğiz. ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR!
Ülkenin her geçen gün krize sürüklendiği, adaletin mumla arandığı, emeğin görülmediği bir düzende inancımızı torbaya sokanlara, sözümüz birdir.
Alevilik Torbaya Sığmaz, Yasanızı Geri Çekin.
Kimsenin şüphesi olmasın ki; bu yol sahipsiz değildir! Kadimde Şahı Merdan Ali’nin uyandırdığı delil, elden ele, günümüze kadar sönmeden devam etmektedir. Alevilik şunla bunla açıklanamaz! Alevilik Aleviliktir.
7 Kasım Pazartesi saat 10.00’da Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı binasında Analar, Pirler, Dedeler, Babalar, inançsal yol önderlerimiz ile 8 Kasım Salı günü saat 10.00’da tüm Alevi kurumları ile TBMM’de sözümüzü söylemek, yola sahip çıkmak adına çağrıda bulunuyoruz.