Etiket: pir zeynel kete

  • DAD Malatya’da ‘Muhabbet Cemi’ yürüttü-VİDEO

    DAD Malatya’da ‘Muhabbet Cemi’ yürüttü-VİDEO

    PİRHA-DAD Malatya’da Muhabbet Cemi yürüttü. Cemde konuşan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevi inancını kendi özüyle buluşturmak için Demokratik Alevi Dernekleri’nin kurulduğunu belirterek, “Gücümüz yettiğince bu inancın inceliklerini bizden öncekilerden alıp geleceğe aktarmak, inceliklerini yaşamak ve yaşatmak” olduğunu söyledi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi yeni kurdukları derneğin ardından Malatya’da Muhabbet Cemi yürüttü. Malatya’nın Paşaköşkü Mahallesi’nde yapılan cem erkanını Şex Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, Ağuçan Ocağı evlatlarından Abidin Güzel, Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkez yöneticisi Fethiye Yıldırım Ana yürüttü.

    İMER: BU YOL HAKİKAT UĞRUNA DAR AĞAÇLARINDA SERİNİ VERMEKTEN ÇEKİNMEYENLERİN YOLU

    Açılış konuşmasını yapan DAD Malatya Şubesi Eş Başkanı Gökan İmer, “Her türlü zulüm, her türlü asimilasyon yönelimlerine karşı ‘Ben dönmezem yolumdan’ diyenlerin sürdürdüğü bir yol. Bu yol Hakk ve hakikat uğruna dar ağaçlarında serini vermekten çekinmeyenlerin yolu. Bu yol yalanlar ve hileler yönünden diz çökmemeyi ikrardan sayanların revan olduğu bir yol. Biz bu yola ikrar verip sizlerle birlikte inancımızı, kültürümüzü yaşamaya denk alıp yürüyoruz” dedi.

    DOĞAN: DERDİMİZ ALEVİ İNANCINI KENDİ ÖZÜYLE BULUŞTURMAKTIR

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan Alevilerin cumhuriyet döneminde yaşamış olduğu baskılara değindi. Doğan, Alevi inancının cumhuriyet kuruluşunda yasaklandığını ve insanların inancını gizli bir şekilde yürüttüğünü ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

    “Demokratik Alevi Dernekleri neden var? Neden ihtiyaç duyuldu dersek eğer bunun iki sebebi var. Alevi inancı uzun zamandır hem Türkiye coğrafyasında asimilasyon kıskacında olan bir inançtır. Derdimiz asimilasyon kıskacında Alevi inancın kendi özüyle nasıl buluşturabiliriz, geleceğe nasıl taşıyabiliriz. Gücümüz yettiğince bu inancın inceliklerini bizden öncekilerden alıp geleceğe aktarmak, inceliklerini yaşamak ve yaşatmak. İkincisi; Alevi inancı uzun zamandır Türkiye’nin kuruluşuyla birlikte inanç yasaklandı. Pirlik makamı, mürşitlik makamı… Bunlarının hepsinin yasaklandığı gibi Alevi inancına da el konuldu. Cem erkanlarımızı gizli yapmak zorunda kaldık ama günümüze geldiğimizde biz artık göğsümüzü gere gere biz Alevi diyebiliyoruz.”

    “MALATYA’DA İKİ TANE CEMEVİ OLMASINA RAĞMEN CEMEVLERİNDE İNANCIMIZI YAPAMIYORUZ”

    Malatya’da cemevi olduğu halde başka bir alanda inancı yürütmek zorunda bırakıldıklarına değinen Doğan, “Malatya’da iki tane cemevi olmasına rağmen neden cemevlerimizde ibadetimizi yapmıyoruz dediğimde hem alan küçük hem de bize vermek istemediler. Bu benimi içimi acıtan bir olay oldu. Biz Aleviyiz, süreğimiz ne olursa olsun yol bir sürek bin bir diyoruz. Süreğimiz ne olursa olsun kapımız, gönlümüz birbirimize açık olmalı, birlik ve dirlik olmasını bilmeyiz” şeklinde konuştu.

    Doğan, Alevi-Bektaşi ve Kültür Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler üzerinde uygulamak istediği politikalarla ilgili olarak, “Uzun yıllardır Alevi asimilasyonunu da deneyimledik. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı açıldı. Biz onlara “Bizim inancımıza atanmış bir kayyım” dedik. Bütün Aleviler de Alevi kurumlarda Cemevi Başkanlığı’nı ret etti” ifadesinde bulundu.

    12 hizmet erkanı görüldüğü cemde, çerağlar uyandırıldı ve zakir Ali Çelik ve Melek Ruşen’in okuduğu deyişlerle semahlar dönüldü.

    Ardından Dede Zeynel Kete’nin lokma gülbenginin ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/MALATYA

  • DAD, Adıyaman Demir Dede Türbesi’nde aşure pay etti-VİDEO

    DAD, Adıyaman Demir Dede Türbesi’nde aşure pay etti-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Adıyaman Şubesi, Demir Dede Türbesi’nde aşure lokması paylaştırdı. DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, okullarda çocuklara verilen din eğitimini eleştirerek, “Rızalık göstermediğimiz hiçbir eğitim programını kabul etmiyoruz” dedi.

    Adıyaman Demir Dede Türbesi’nde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Şubesi tarafından aşure verildi, depremde hayatını kaybeden insanlar anıldı.

    Ağuçan Ocağı pirlerinden Turabi Engin’in açılış gülbengi vermesinin ardından Ağuçan Ocağı pirlerinden Aydın Güzel, Pir Hüseyin Güzel ve Ali Sizer’in okuduğu Kürtçe kılamlar eşliğinde semah dönüldü, ardından aşure lokması paylaşıldı.

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete’nin katıldığı programa siyasi parti yöneticileri, emek örgütleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Türbede konuşan Pir Zeynel Kete, “Günümüzde Aleviler Cemevi Başkanlığı üzerinden asimile edilmeye çalışılıyor. Rızalık göstermediğimiz programlarla çocuklarımız dinci, milliyetçi, cinsiyetçi bir şekilde yetiştiriliyor” dedi.

    “ALEVİLER HİÇBİR ÜST AKLA İHTİYAÇ DUYMADAN BUGÜNE GELDİ”

    Alevilerin hiçbir dönemde iktidara boyun eğmedeğini ifade eden Kete, “Eskiden bugüne ocak kültürüyle geldik. Pir, mürşit, rayber, talip topluluğu kendi ocağına el ele vererek bugüne kadar geldi ve arsızdan, hırsızdan, nursuzdan, yolsuzdan, pirsizden uzak durdu. Hiçbir üst akla, iktidara ihtiyaç duymadan el ele, el hakka diyerek kendi müşkülatını dar meydanında gidererek şu ana geldi” diye ifade etti.

    KETE: ALEVİLER BASKI ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR

    Kete, Aleviler üzerinde uygulanan devlet politikalarını eleştirerek şunlar kaydetti:

    “Geçmişten günümüze kadar gelen bu inanç içteki küfe düşkünleri içteki Hınzır Paşalar tarafından tarumar edilmeye çalışılıyor. Kutsal mekanlarımız baskı altına alınmaya çalışılıyor, Pirlerimiz bir şekilde etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor. Hiç kimse bizi tanımlamasın, biz her dönemin hakikatine ikrar vermişiz. Asla ve asla Demokratik Alevi Dernekleri olarak ne bir İslam karşıtı ne başka bir dinin karşıtı ne de Ali’siz Alevilik ne de İslam’ın içinde ve dışında gibi bir tartışma bizim gündemimiz değildir.

    “ÇOCUKLARIN KONTROL ALTINA ALINMASI BİZİM RIZALIĞIMIZ DEĞİLDİR”

    Günümüzde Aleviler Cemevi Başkanlığı üzerinden asimile edilmeye çalışılıyor. Rızalık göstermediğimiz programlarla çocuklarımız dinci, milliyetçi, cinsiyetçi bir şekilde yetiştiriliyor. Bir eğitimci olarak diyorum bütün çocuklar temizi paktır. Sadece Alevi ailelerin çocukları değil, bu ülkede yaşayan bütün çocukların inançlarını kimse belirleyemez. Aileler inancalarını çocuklarına öğretebilir. İnancımızın tekleştirilerek, küçük yaşta kontrol altına alınması, ergeninin kontrol edilmesi, resmi ideoloji ile tanıştırılması bizim rızalığımız değildir.”

    Ağuçan Ocağı Piri Turabi Engin ise Alevi inancına kimsenin müdahale etmemesi gerektiğini belirterek, “Asırlar boyu pirler, mürşitler bir bütündür. Bu yolla ilgili alınması gereken bir karar var ise pirsiz, mürşitsiz alınmadı. Aleviliği ancak pirler, rehberler, talipler anlatabilir. İkrardan bihaber olan kimseler Aleviliği anlatamaz, öğretemez” dedi.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Pertek’te üç dilli Xızır Cemi: Xızır en zor anda yol bulma kültürüdür -VİDEO

    Pertek’te üç dilli Xızır Cemi: Xızır en zor anda yol bulma kültürüdür -VİDEO

    PİRHA- DAD Genel Merkezi’nin organize ettiği Xızır Cemi Pertek Cemevi’nde üç dilde yapıldı. Xızır’ın önemine vurgu yapan DAD Eşgenel Başkanı Zeynel Kete, “Bu toplum Xızır kültürüyle, Xızır aklıyla bugüne gelmiştir. Xızır en zor anda, kaos, kriz anında asla umutsuzluğa kapılmadan bir yol bulma kültürüdür” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi’nin organize ettiği ve Axuçan, Şıx Delil Berxecan ve Şıx Çoban Ocağı Evlatlarının katıldığı Xızır (Hızır) Cemi Pertek Cemevi’nde üç dilde yapıldı. Cem öncesi katılanlara yemek verildi.

    Büyük çoğunluğu kadın ve gençlerden oluşan ve yoğun bir katılımın olduğu Xızır Cemini; Şıx Delil Berxecan Ocağından Ana Hediye Doğan, Şıx Delil Berxecan Ocağından Ana Sultan Haydaroğlu, Axuçan Ocağından Pir Aziz Güler, Şıx Çoban Ocağından Pir İbrahim Kete, Şıx Delil Berxecan Ocağından Pir Ahmet Doğan, Axuçan Ocağından Rayber Turabi Engin yürüttü.

    “İNANCIMIZIN DEVLETİN GÜDÜMÜNE GİRMESİNİ REDDEDİYORUZ”

    Xızır Cemi öncesinde DAD Eşgenel başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete birer konuşma yaptılar.

    Alevi inancını geleceğe taşıyacak olanların ocaklar ve nişangeler olduğunu ve bu ikisini yaşatmanın görevleri olduğunu belirten DAD Eşgenel Başkanı Kadriye Doğan, “İnancımızın devletin güdümüne girmesini veyahut da başka bir inancın bir koluymuş gibi gösterilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi.

    Doğan şunları kaydetti:

    “Bizim inancımız Raya Haq’tır. Kendine özgüdür ve gerçekten özgündür. Yolumuz Ana Kadın yoludur. Devletin açmış olduğu Cemevi Başkanlığını reddediyoruz ve pirlerimizin toplumun içinde bu kadar güzel kendini yaşatacakken, toplumla buluşup kendini varedecekken, devletin kapısında maaş almaya tenezzül eden dedeleri reddediyoruz.”

    Salonda çoğunluğun kadın ve gençlerden oluşmasının çok büyük bir umut olduğunu vurgulayan DAD Eşgenel Başkanı Zeynel Kete, “Bu toplum Xızır kültürüyle, Xızır aklıyla, Xızır kemaletiyle bugüne kadar gelmiştir. Xızır ismini zikrederek asla hırsızlık yapmayız. Ya Xızır diyerek nehak bir zihniyete gitmeyiz. Xızır en zor anda, kaos, kriz anında asla umutsuzluğa kapılmadan bir yol bulma kültürüdür” dedi.

    Rızalık alınmasıyla başlayan Xızır Cemi’nde 12 hizmet yerine getirildi. Zakirler Melek Ruşen, Hıdır Çelebi, Hüsnü Güngör ve Hasan Ekici’nin deyiş ve nefesleriyle ceme katılanlar semah döndüler. Yapılan Xızır Cemi lokmaların pay edilmesiyle son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Adana Şubesi Dersim’i ziyaret etti: Ziyaretlerimize ikrar vererek yola çıkmak istedik -VİDEO

    DAD Adana Şubesi Dersim’i ziyaret etti: Ziyaretlerimize ikrar vererek yola çıkmak istedik -VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi’nin yeni yürütme kurulu ve üyelerinin katıldığı ziyarette, şubenin yeni eş başkanları Pir Hüseyin İncesu ve Sevgi Avcı, kutsal mekanların manevi darına durup rızalık alarak görevlerine başladılar. 15 Kasım 1937’de katledilen Seyit Rıza ve yoldaşlarının da anıldığı ziyarette Pir Zeynel Kete, “Umarız ve dileriz ki bu topraklarda bir daha katliam olmasın, barış olsun” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi’nin iki günlük Dersim ziyareti bugün başladı. Şubenin yeni yürütme kurulu ve üyelerinin katıldığı ziyarette, şubenin yeni eş başkanları Pir Hüseyin İncesu ve Sevgi Avcı, kutsal mekanların manevi darına durup rızalık alarak görevlerine başladılar.

    “BU TOPRAKLARDA BİR DAHA KATLİAM OLMASIN, BARIŞ OLSUN”

    Sabah saatlerinde Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’ni ziyaret eden 30 kişilik heyetin ilk durağı Ovacık yolu üzerindeki Ana Fatma ziyareti oldu. Burada Şıx Çoban Ocağı evlatlarından Pir Zeynel Kete‘nin verdiği gulbangla 15 Kasım 1937’de katledilen Seyit Rıza ve yoldaşlarının huzurunda dara durdular. Törende bir konuşma yapan Kete şunları söyledi.

    “Biz suyu ateşe dökmeyiz. Suyun da bir canı var yanar. Suyun, toprağın, havanın, ateşin hakkını bilen, onunla ikrar olan bu toplum, bir ucundan bir ucuna bütün kültürel değerleriyle beraber yok ediliyor. Biz inancımızı, kültürümüzü, itikadımızı, pir, mürşit, talip inancımızı bu ziyaretgahların üzerinden canlandırıyoruz. Biz diyoruz ki, isteriz ve dileriz ki bir mezar taşına sahip olmak, bir ziyarete ikrar vermek, bu topraklara yeniden gelmektir. Bu kutsal mekanların tekrar canlanması, bütün cümle canın kendi ziyaret ocaklarıyla ikrarlaşması için buradayız.  Çerağımızı 15 Kasım 1937 yılında katledilen Seyit Rıza ve yoldaşları anısına yaktık. Umarız ve dileriz ki bu topraklarda bir daha katliam olmasın, barış olsun”

    “ZİYARETLERİMİZE İKRAR VEREREK YOLA ÇIKMAK İSTEDİK”

    Ardından söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi yeni eş başkanı Pir Hüseyin İncesu, Dersim’e geliş amaçlarını şöyle açıkladı.

    “Bugün buraya gelişimizin bir nedeni de DAD Adana şubesi olarak yeni seçilen yönetimdeki arkadaşlarımızla ve değerli canlarla birlikte bu yola çıkarken ikrar vererek, kendi ziyaretgahlarımıza, dergahlarımıza gelerek, bu inancı gerçekten içselleştirerek, bu inançla niyaz olarak yola çıkmak istedik. Bugün bu gelişimizin nedeni de budur. Bugün Ana Fatma’dayız. Ana Fatma, Düzgün Baba, Munzur Baba cümlemizin yardımcısı olsun. Yolunuz açık olsun. Her ne niyetle geldiyseniz Allah niyetlerinizi kabul etsin”

    Ana Fatma’daki çerağ uyandırma, gulbang ve konuşmaların ardından heyet Ovacık’taki Munzur Gözelerini ziyaret etti. Çerağ uyandırma ve lokma dağıtımının ardından Munzur Suyunun başına geçen heyet, burada da Munzur Suyuna 3 taş atarak Seyit Rıza’yı andılar.

    “15 KASIM BİZİM İÇİN KARA GÜNDÜR”

    Burada yaptığı konuşmada, yeni seçilen eşbaşkanların bu kutsal mekanların manevi huzurunda dar didar olup rızalık alarak görevlerine başladıklarını ifade eden Pir Zeynel Kete, “Bu vesileyle Kasım ayı, 15 Kasım bizim için ‘roja reş’tir. Halkların tarihinde kara günler var. Riya Heq inancında, Dersim tarihinde ise 15 Kasım 1937 yılında bu coğrafyanın bilgeleri, Ocak evlatları, pirleri, kanaat önderleri, ‘ya Haq, ya Xızır’ deyip kainatla yar olanlar, tekçi zihniyete karşı hak hakikat yürüyüşünü daim ettirenlerin anısına bir dakikalık dardayız” dedi ve saygı duruşuna geçildi.

    MUNZUR SUYUNA 3 TAŞ ATILDI

    Daha sonra, 1937 yılında katliam öncesi Seyit Rıza ile Halbori Gözeleri’nde toplanan aşiret ileri gelenlerinin suya taş atarak birlikte davranacaklarına dair Munzur Suyu üzerine yemin etmeleri ve kendi aralarında birbirlerine ikrar vermeleri sembolik olarak tekrar edildi.

    Pir Zeynel Kete’nin “Onlar üç çakıl taşı alıp suya atmışlardı. Bu ikrar demektir. Biz de çarağımızı uyandırdıktan sonra Dersim’in evliyaları, enbiyaları aşkına, Hızır aşkına, Hakk aşkına, Ana Fatma’nın bilgeliği aşkına, bu manevi anı tekrar yaşatmak için 3 çakıl taşını alıp suya atacağız” demesinden sonra herkes suya 3 taş atarak ritüeli sonlandırdı.

    “RUHU, TARİHİ, DOĞAYI HİSSETMEK İÇİN DERSİM’E DAR DİDAR OLDUK”

    Ziyaretin tamamlanmasından sonra Nazimiye’deki Düzgün Baba Cemevi’ne hareket öncesi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi eş başkanı Sevgi Avcı PİRHA’ya konuştu.

    Yönetimi devraldıkları için heyecanlı olduklarını belirten Avcı, “Kadınların ve gençlerin yoğunlukta olduğu bir yönetim kadrosu oluşturup çalışmalarımızı bu yönde ilerletmek istiyoruz. Dersim zaten bizim genel merkezimizin bulunduğu yer. Buranın ruhunu hissetmeleri, DAD’ı anlamaları, DAD’ın kimliğinin ne olduğunu anlamaları açısından tüm yönetim kadromuzu Dersim’e getirdik. Önce Anafatma’yı ziyaret ettik. Ardından Gözeleri gezdik. Ruhu, tarihi, doğayı hissetmeleri için. Dar didar olduğumuz, beklentilerimizi, çalışmalarımızı görüşeceğimiz, bu anlamda yürütebileceğimiz bir yol haritasıyla buradan başlayıp Adana’da devam edeceğimiz bir yol çizelgemiz var” dedi.

    “KADINLARIN HAYATTA VE AYAKTA NASIL DURABİLECEKLERİNİ GÖRMELERİNİ İSTİYORUM”

    Mevcut ekonomik düzenin içinde tek başına savaşan bir kadın birey olarak, DAD’ın ruhuna kadın eli değmesini istediğini ifade eden Avcı, “Kendi kimliklerini hissetmelerini, hayatta ve ayakta nasıl durabileceklerini görmelerini istiyorum. Maalesef geçmiş yüzyılda yaşadıklarımıza tarihsel olarak burada çok girmek istemiyorum ama yeni gelecek yüzyılın da bize çok fazla şey getireceğinden yana umudunu kaybetmiş gençlerimize nasıl yol olabiliriz kısmındayız biraz. Onlara yönelik aktiviteler, atölyeler, kadınların kendilerini var edebilmeleri için sanat atölyeleri, okuma atölyeleri kuralım isterim” dedi ve şunları ekledi;

    “Annem rahmetli 49 yaşında vefat etti ve okuma yazma bilmiyordu. Kırkından sonra ben okuma-yazma öğrettim. Şunu hissediyorum. İçinde bir şeyler kalmadan gitti en azından bu hayattan. O yüzden yaşamımda ne kadar kadına ne kadar gence dokunabilirsem, onları tekrar hayata, umutlarına kavuşturabilirsem doğru yolda olma inancım artacak benim için. Ben de yaşamda görevimi tamamlamış olacağım. Bu perspektifi başkanlığı devraldım”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Pir Zeynel Kete: Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir

    Pir Zeynel Kete: Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir

    PİRHA- Şıx Çoban Ocağına mensup Pir Zeynel Kete, Yeni Yaşam gazetesinde “Belediyeler ve aşure töreni” başlığıyla kaleme aldığı yazıda, Aşure lokmasının protokol haline getirilmesini eleştirdi. Kete, “Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir. Aleviliğin kültürel direniş hattını yok ederek “değiştirme/ dönüştürme”, Aleviliğe müdahale etme, kaybettirme tasarımıdır” dedi. 

    Şıx Çoban Ocağına mensup Pir Zeynel Kete, Yeni Yaşam gazetesinde “Belediyeler ve aşure töreni” başlığıyla kaleme aldığı yazıda, belediyelerin ‘Aşure töreni!’ yapmalarını yeni bir Alevilik tasarımı olarak düşünmek gerektiğini ifade etti.

    Kete, “Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir. Aleviliğin kültürel direniş hattını yok ederek “değiştirme/ dönüştürme”, Aleviliğe müdahale etme, kaybettirme tasarımıdır” dedi.

    Pir Zeynel Kete’nin yazısının tamamı şöyle:

    “Yaşadığımız çağda kapitalist modernist anlayış bütün olguların, kavramların gerçek manalarının üstünü örtmek için  var olan tarihsel değerleri metalaştırarak  toplumsal mühendislik projeleri üretiyor.

    Devletçi zihniyetler görünürde halkların kültürüne, inancına değer verdiğini söyleyerek aslında değersizleştirme siyasetini ortaya koyuyorlar. Bu zihniyet toplumu sadece ekonomik olarak yıkıma sürüklemiyor; kültürel olarak da toplumun binlerce yıllık demokratik değerlerini anlamsızlaştırarak, zaman ve mekanından uzaklaştırarak kendi denetimine almaktadır. Böylelikle devletçi zihniyetler ve onların uzantıları tarafından rıza toplumuna ait bütün komünal değerler hakikatinden uzaklaştırılmıştır. Kavramlar değerler, kendinden menkul şeyler değildir, binlerce yıllık tarihsel ve toplumsal koşulların ürünüdürler.

    “BELEDİYELERİN AŞURE TÖRENİ YAPMASI YENİ BİR ALEVİLİK TASARIMIDIR”

    Özellikle Muharrem Ayı’nın bittiği şu günlerde belediyelerin “Aşure töreni!” yapmalarını yeni bir Alevilik tasarımı olarak düşünmek gerekir. Binlerce yıllık kültürel direniş hattı ve bu hatta karşılık bulan ritüeller, kavramlar, topluma dair demokratik değerler, bu değerlerin tarihsel anlamları belediyeler tarafından kutlanacak belirli gün ve haftalar listesine eklenmiştir. Elbette ki bu sürece gelinmesinin asıl müsebbibi bu inanç üzerinden ikbal devşirenlerdir.

    BELEDİYE BAŞKANLARI VE PROTOKOLLE AŞURE LOKMASI PAY EDİLMESİ NE KADAR KUTSALDIR?

    Rıza toplumuna ait bütün değerler kutsallığını toplumsallığından almıştır. Toplumsal yararlılık ilkesi kendisini gösterince kutsanma da kendisini göstermiştir. Aşure her şeyden önce doğal toplum özelliğini taşır. Doğal toplumda inancın toplumsal yaşamla bire bir ilişkisi vardır. Toprakla ilişkilenme, emek süreçleri, üretim aşamaları kutsallıkla iç içedir. Bu kutsallıkta esas olan Ana Kadın’ın bilgeliği, bilinci, tecrübesi, kemaleti ve duygusudur. Ana Kadın’ın duygusundan uzak, yemek şirketlerine ihale edilen, mislice gider olarak fatura edilen, cemevlerinin resmi “dede”leri tarafından “duası” verilen, belediye başkanları ve protokolle eril bir zihniyetle resmi tören şeklinde açılışı yapılan bir Aşure lokmasının pay edilmesi ne kadar toplumsaldır, kutsaldır. Yaşamla bağı koparılan tüm ritüellerin iktidara hizmet ettiğini tarih göstermiştir.

    “AŞURE KUTSAL ŞÜKRAN AŞIDIR”

    Alevi inancında Aşure ile Tufan arasında bir ilişki kurulur. Dünya çapında etki yaratan Tufan efsanesi yeni bir başlangıç olarak kabul edilir. Nuh kelimesi başta Kürtçe olmak üzere bir çok dilde “yeni” anlamına gelmektedir. Anlatılana göre Tufan ile beraber sadece insanlık kaos yaşamamış, toplum ve doğa, yaratılan maddi kültürel değerler yok olmuştur. Tufan’dan kurtulanların atalarını anma, doğaya şükran duymak için elde kalan azıklarla yaptıkları “kutsal şükran aşı”dır, yeni bir yaşamın başlangıcıdır.

    “AŞURE FARKLILIKLARIN RIZALIKLA BİR ARADA YAŞAMALARI GEREKTİĞİNİN İFADESİDİR”

    Duygu ve düşüncenin yaşamla ikrarlaştığı, kaos ve kriz anında ikrarlaşarak hayatta kalınabileceği, yeniden bir yaşamın inşası için farklılıkların rızalıkla bir arada yaşamaları gerektiğinin ifadesidir Aşure. Farklılıkların birbirine tahakküm kurmayacakları, zalimin zulmüne karşı ortaklaşan yaşamın kültürleştiği, güzelleştiği ,sistemleştiği; bütün renklerin rızalıkla ortak bir mekanda yaşanabileceğinin karşılığıdır Aşure.

    Zulme karşı dayanışmanın, ruhsal ve bedensel olarak ikrarlaşmanın, duygu ve düşüncede ortaklaşmanın ahlaken de karşılık bulmaktadır.

    “AŞUREYİ ALEVİLER ELİYLE RESMİ TÖREN HALİNE GETİRMEK BİR PROJEDİR”

    Aşure’yi Aleviler eliyle resmi tören haline getirmek bir projedir. Aleviliğin kültürel direniş hattını yok ederek “değiştirme/ dönüştürme”, Aleviliğe müdahale etme, kaybettirme tasarımıdır. Bu ihale son birkaç yıldır yerel yönetimlere verilmiştir. Alevilik Aleviler eliyle belediyeler üzerinden “yola getiriliyor.” Osmanlı lahiyalarında “tashih-i itikat” olarak tanımlanır.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kete: Ezan, Aleviler üzerinde yoğun bir baskı aracı haline getirilmiştir-VİDEO

    Kete: Ezan, Aleviler üzerinde yoğun bir baskı aracı haline getirilmiştir-VİDEO

    PİRHA-Can TV’de Diren Keser’in sunduğu ‘Hak Yolu’ programında ‘Alevi köylerinde karakollardan ezan okutulması’ konuşuldu. Şeyh Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete, “Ezan, insanların bir araya gelmesinin bir aracıdır. İslamiyet’teki bu aracı bir başka inancın yok edici silahı haline getirmek veya bir başka toplumun tahakküm haline getirmek aslında temelinde o değere karşı bir ihanettir” dedi.

    Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Muxundi (Darıkent) köyüne Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan’ın bir süre önce yaptığı ziyaretin ardından köyde ezan okutulmaya başlanmasına köylüler ve Aleviler dışında farklı inanç temsilcileri de tepki gösterdi.

    Mazgirt ilçesine bağlı Muxundi (Darıkent) köyünün ardından Germisi (Bulgurcular), Farac (Akdüven) köylerinde de ezan okutulmaya devam ediyor.

    Şeyh Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete, Diren Keser’in sunduğu Can TV’de ‘Hak Yolu’ programına katıldı. Programda ‘Alevi köylerinde karakollardan ezan okutulması’ konuşuldu.

    Zeynel Kete, ”Ezan Alevilerin psikolojik aracı, yok edici aracı haline getirilmiştir. Ezan ötekileştirici bir araç haline getirildiğinden bir nefret suçu da işlenmiştir ve bu toplumun kültürel dokusuna karşı da bir asimilasyon aracı haline getirilmiştir” dedi.

    “İNANÇLARIN TELİF HAKLARI BELLİ BİR İKTİDARA VERİLEMEZ”

    Karakollardan ezan okutulmasını değerlendiren Zeynel Kete, “Dinler, inançlar, diller uygarlık tarihi içerisinde insanların ortak değerleridir herhangi birisinin tasavvufunda değildir, onun telif hakları alınamaz. İnançların telif hakları belli bir ulusa, belli bir etnik yapıya, belli bir iktidara verilemez çünkü bütün inançlar insanların ortak değerleridir. Bütün dinlerde kendi erkânlarını, ritüellerini yürütürken mutlaka bir uyarıcıları vardır. Çanı vardır, ezanı vardır, bağlaması vardır uyarıcısı olmadan olmuyor bütün inançlarda vardır. Son derece masumdur insanları Hakk’a, birliğe davet ediyor yani demokratik özünde düşünüldüğünde insanların bir araya gelmesinin bir aracıdır. İslamiyet’teki bu aracı bir başka inancın yok edici silahı haline getirmek veya bir başka toplumun tahakküm haline getirmek aslında temelinde o değere karşı bir ihanettir. Bu yönüyle yapılan Alevilerden önce İslamiyet hakikati dibe vurmuştur ezan üzerinden. Ezan Alevilerin psikolojik aracı, yok edici aracı şiddet aracı haline getirilmiştir. Bu yönüyle de aslında bir ötekileştirici bir araç haline getirildiğinden bir nefret suçu da işlenmiştir ve bu toplumun kültürel dokusuna karşı da bir asimilasyon aracı haline getirilmiştir” dedi.

    “YAPILAN SON DERECE TEHLİKELİDİR”

    Ezanın kendi hakikatinden uzaklaştırılıp sıradan bir söze, bir tahakküm aracına dönüştürüldüğünü vurgulayan Kete, şöyle devam etti:

    “Eğer ezan feci zihniyetler tarafından iktidar haline gelirse ezanın içerisindeki hakikat biter, ezan bir çiğ söze dönüşür. Buna da öncelikli olarak İslamiyet’in içerisindeki bu hakikati yaşayan demokratik kesimin İslamiyet’i iktidara alet etmeyen bu ahlaki damarı benimseyen ibadet edenlerin buna karşı gelmesi lazım. Hiç düşünebilir misiniz Alevilerde bağlama, deyişler bir başka dini inancın tahakküm aracı olabilir mi? Bu yönüyle de düşünüldüğünde yapılan son derece tehlikelidir ve Aleviler üzerinde yoğun bir baskı aracı haline getirilmiştir” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersimliler yüzünü ocaklarına çevirip, cümle canın etkisiz hale getirilmesine dur demeli’-VİDEO

    ‘Dersimliler yüzünü ocaklarına çevirip, cümle canın etkisiz hale getirilmesine dur demeli’-VİDEO

    PİRHA- Pir Zeynel Kete, Munzur gözeleri, Ovacık vadisi başta olmak üzere, Rêya Heq Alevi inancı için kutsal kabul edilen mekanların turizm, maden arama çalışmaları, taş ocakları çalışmaları kapsamında rant alanına açılmasını Dersimlilerin kabul etmeyeceğini belirtti. Kete, “Dersimlilerin yüzünü kendi ocaklarına çevirerek, kutsal mekanlarının darına durarak, direnen inanç gerçekliğinden güç alarak, ya Xızır deyip rızasızlığa karşı durmaları gerekiyor” dedi.

    Son dönemlerde Dersim coğrafyasına yönelik çeşitli şirketlerin rant çalışmaları bir biri ardına başlatılıyor. Doğa ve inanç alanlarının talanına yol açacağını belirten Dersim kurumları ve Dersimliler sesini yükseltiyor.

    “ASIL AMAÇ, RÊYA HEQ ALEVİ İNANCININ DİRENEN SON KALESİNİ KENDİ HAKİKATİNDEN UZAKLAŞTIRARAK DENETİM ALTINA ALMAKTIR”

    Konuya dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Demokratik Alevi Dernekleri Adana Şubesi Eş Başkanı Şeyh Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete, Dersim’in  Rêya Heq Alevi inancın son halkası olduğuna dikkat çekerek, “Dersim’in tarihsel hafızasına, antik inancına, ağırlıklı olarak aryenik kültürüne, kutsal topraklarına, ziyaretlerine, nişangahlarına, ziyaretlerine, herda devreşe, mekane Duzgun’a, evliyalara, embiyalara, devreşlere, ocâklar diyarına, kutsallarına, Rêya Heq Alevi inancının serçeşmesine, direnen inanç gerçekliğine, direnen halk gerçekliğine, diline, kültürüne yönelik kırım hala devam etmektedir. Asıl amaç, Aryenik kültürün, Rêya Heq Alevi inancının direnen son kalesini kendi hakikatinden uzaklaştırarak denetim altına almaktır.

    Kete, şöyle devam etti:

    “Yaşadığımız demi devranda, Alevî süreklerinin günümüzde yaşadığı sorunların anlaşılması, nedeninin, niçininin, nasılının bilinmesi için Cumhuriyet modernitesininin ötekilere yönelik politikalarını bir daha gözden geçirmeleri gerekiyor. Bütün bu yaşananlar bir sürecin sonucudur. Aleviler ve özelde Dersimliler kendilerine dayatılan, zorla giydirilen çağdaş, uygarlık, modernlik gömleğini niye giydiklerini, kimler tarafından niçin giydirildiğini, kendilerine nelere malolduğunu, kendilerinden neleri alıp götürdüğünü bilince çıkarmazlarsa, bu gömleği nasıl çıkaracaklarını öğrenemeyecekler.”

    “RÊYA HEQ ALEVİ COĞRAFYASI, YENİDEN ŞARK ISLAHAT PLANI VE BİR TERTELE İLE KARŞI KARŞIYA”

    Dersim’e yönelik; tedip ( hizaya getirme), tenkil (cezalandırma), tehcir (göçertme), tasfiye (etkisizleştirme, ortadan kaldırma) siyasetinin çeşitli araçlarla ve yöntemlerle hala devam ettiğine dikkat çeken Kete, şunları vurguladı:

    “Özellikle son dönemlerde Dersim’in kutsal mekanlarına yönelik, çeşitli kalkınma ajanslarının, şirketlerin çalışmaları, rant alanına açılması , turistik tesislerin yapılması, bu rant projeleri ile ilgili çalışmaların yapılması Rêya Heq Alevi coğrafyası, herda devreş, mekane Duzgunun yeni bir kırımla karşı karşıya olduğu manasına gelir. Yeniden şark ıslahat planı, yeniden bir tertele ile karşı karşıya. Bölge insansızlaştırılacak, yüzlerce aile binlerce nüfus yerinden edilip göçe zorlanacaktır. Madem işsizliği önlemek için yapılacaksa, istihdam alanı yaratılacaksa, ekolojik dengeler gözetilerek, halkın kutsalları korunarak, yöredeki halkla beraber, kararlar ortaklaşa alınarak, tek taraflı değil halkın iradesi esas alınarak, tarafsızlığı bilinen birden fazla özerk bilimsel kurumdan öneriler alınarak, hiçbir şey gizlenmeden çalışmalar yapılabilinir. Bu tip etkinlikler ve istihdam alanları için uygun olacak birçok yer bulunur. Neden kutsal mekanlar? Neden SİT alanları? Kutsal alanlar söz konusu olduğunda niye Dersim’in Ocak pirlerinin önerileri esas alınmıyor? Halkın işsizliği, açlık bahane edilerek, on binlerce yıllık kutsallarımız yok edilme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Açlık işsizlik insanların bir hakikati midir? Karınca bile kendine bir iş bulurken, aç kalmazken kâinatın aynası olan insanın aç kalması insanın hakikatine uygun mudur?”

    “DEVLET DERSİMLİLERE İŞ ALANI AÇACAKSA ÖNCELİKLİ OLARAK, KHK’LİLERİ GÖREVİNE İADE ETSİN”

    “100 yıl önce Dersim’in nüfusu bugünkü nüfusundan kat ve kat fazla iken kimse açlıktan ölmüyordu ve herkesin bir gayreti vardı” diyen Kete, sözlerine şöyle devam etti:

    “Nüfus bu kadar azalırken, teknoloji bu kadar gelişirken, üretim araçları yenilenirken, tarımda ve hayvancılıkta yeni yöntemler ve teknolojiler varken, gençliğin büyük bir kesimi okumuş üniversite bitirmişken işsizlik neyin nesi? Devlet Dersimlilere iş alanı açacaksa öncelikli olarak, KHK ile görevinden uzaklaştırılan kamu çalışanlarını görevine iade etsin, binlerce üniversite mezununa alanları ile ilgili iş versin. Önce buradan başlanabilir. Ayrıca köye geri dönmek isteyip kendi köylerinde toprakları üzerinde varlığını devam ettirmek isteyen binlerce aile vardır, bunlara yasal imkanlar tanınarak serbestlik ortamı oluşturmak ile işe başlanır.”

    “DERSİMLİLER YÜZÜNÜ KENDİ OCAKLARINA ÇEVİREREK RIZASIZLIĞA KARŞI DURMALARI GEREKİYOR”

    Dersim’in, Rêya Heq Alevi inancının direnen son kalesi olduğunu belirten Kete, şunları söyledi:

    “Özellikle Munzur gözeleri, Ovacık vadisi merkezli olmak üzere, Rêya Heq Alevi inancı için kutsal olarak kabul edilen mekanların turizm, maden arama çalışmaları, taş ocakları çalışmaları “istihdam” adı altında doğal yapısının bozularak, rant alanına açılması Dersimlilerin kabul edeceği bir şey değildir. Doğa tahakküm altına alınarak, doğa üzerinde yaşamını devam ettiren cümle can etkisiz hale getirilmek isteniyor. Dersimliler, tarihsel anlamsallığından, toplumsallığından, inançlarından uzaklaştırmaya zorlanmaktadır. Yane Rêya Heq Alevi inancı ve kutsal mekanları coğrafyaları anlamsal intihara sürüklenmekte ve ölümle yüz yüze bırakılmaktadır.

    Dersimlilerin yüzünü kendi ocaklarına çevirerek, kutsal mekanlarının darına durarak, direnen inanç gerçekliğinden güç alarak, ya Xızır deyip rızasızlığa karşı durmaları gerekiyor. İkrar ve rızalığı esas alan, ahlaki ve politik bütün güçleri, inançların demokratik damarını savunanları, emek, barış, demokrasi, insan hakları mücadelesi verenleri, toplumsal ekoloji savunanları bu yaşananlara karşı demokratik bir çerçevede mücadele etmeleri gerektiğine inanıyorum.”

    Diren KESER/ADANA

     

  • Pir Kete’den Sivas Katliamı sanığının affedilmesine tepki: Toplumsal vicdan yaralanmıştır

    Pir Kete’den Sivas Katliamı sanığının affedilmesine tepki: Toplumsal vicdan yaralanmıştır

    PİRHA- Sivas Katliamı hükümlüsünün Cumhurbaşkanı tarafından affedilip serbest bırakılmasına tepki gösteren Şeyh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete “Birlik beraberlik ve adalet içinde yaşama arzusuna ket vurulmuş, toplumsal vicdan yaralanmıştır” dedi.

    Sivas’ta Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993 yılında ikisi otel çalışanı 35 insanı yakarak öldürmekten idama, ardından da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla affedilmesine yönelik tepkiler sürüyor.

    “SİVAS KATLİAMI RÊYA HEQ ALEVİ İNANCINDA OLANLARA BİR GÖZ DAĞIYDI”

    Şeyh Çoban Ocağı pirlerinden Pir Zeynel Kete, “Sivas’ta yaşanan bir katliamdı” diyerek, katliam sanığının affedilmesine tepki gösterdi.

    Kete, “Bu topraklarda binlerce yıldır rıza toplumu şeklinde yaşamış, ya da bu yaşamı benimsemiş binlerce yıllık değerler, kültür yok edildi. İktidara bulaşmamış bir kültürün canlı taşıyıcıları, kök hücreleri yok edildi. Sivas Katliamı ile bağlama, söz, klam, deyiş, resim, sanat, edebiyat yok edildi. Özellikle Sivas ve çevre illerde yaşayan Rêya Heq Alevi inancında olanlara ve süreklerine bir göz dağıydı. Bölge de tarihten beri farklılıklar bir arada, ikrar ve rızalık ilişkisi içerisinde var oldular. Tekrar böyle bir yaşamın arzulanması, isteği yoğundu. Bunun önüne geçildi” dedi.

    Sivas’ta yaşanan katliamın kendiliğinden ortaya çıkmadığını, planlı, programlı ve aktörleri belli bir çalışma olduğuna dikkat çeken Kete, “Halkları karşı karşıya getiren, barış, hoşgörü ve kardeşliğe ket vuran bir durum söz konusu. Bu büyük bir suçtur. Benzer olayların bir daha olmaması için, bir an önce katliama sebep olanlar bulunmalıydı. Toplumsal vicdan esas alınarak bir adalet tesis edilmeliydi” dedi.

    “ALEVİLER KARŞITLIK SİYASETİNİ GÖRMELİ VE DERİNLİKLİ DÜŞÜNMELİ”

    Cumhurbaşkanın yetkilerini kullanarak Ahmet Turan Kılıç’ı affetmesinin birlik, beraberlik ve adalet içinde yaşama arzusuna ket vurduğunu ve toplumsal vicdanı yaraladığını vurgulayan Kete, şunları ifade etti:

    “Karşıtlık üzerinden bir siyaset anlayışı yine gündemleşmistir. Aleviler bunu görmeli. Alevilerin, “Alevî- Sünni, ilerici- gerici’ karşıtlığı üzerinden siyaset yapmaları, cumhuriyetin 1924 Anayasasını esas alan, tekçi mantığını bilince çıkarmaması sürekli katliam eşiğinde yaşamalarına yol açmıştır ve bu tehlike devam etmektedir. İktidar ve muktedirler karşıtlık oluşturarak kendilerini var ederler, güçlenirler, sürekli gündem değiştirirler. Bundan dolayı Aleviler siyaset yapacakları kurumları, siyaset dilini, Alevî siyasallığını, Rıza toplumunu kurmalarını esas alıp almadıklarına bakmalı, Alevileri nereye götürdüğü ile ilgili derinlikli düşünmeli.”

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI, AF OLMAZ”

    Cumhurbaşkanı’nın almış olduğu kararın toplumsal vicdanda karşılık bulmadığına ve insanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımına uğramayacağını ifade eden Kete, “Bu kararla Alevilere yönelik ciddi bir tehlike söz konusudur. Alevîlerin dağınık duruşu, iktidara bulaşma hevesleri, inancı çeşitli kurumların arka bahçesi hâline getirmeleri, Alevilerin geleceğini cemevlerinin elektrik ve su parasına kurban etmeleri, ahlaki ve politik duruştan uzaklaşmaları, “Yol cümleden uludur’ düsturunu esas almamaları, yolu arsıza, nursuza, pirsize, hırsıza uğratmaları, yasa koyucuların, uygulayıcıların, etki ve yetki sahibi olanların elini güçlendirmiştir” dedi.

    PİRHA/ADANA  

  • Pir Kete’den Tunceli cemevi dedesine tepki: Rızalık alınmadan pir talibinin hanesine bile girilemez

    Pir Kete’den Tunceli cemevi dedesine tepki: Rızalık alınmadan pir talibinin hanesine bile girilemez

    Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete Tunceli Cemevi dedelerinden Mehmet Halis’in kayyumu Xızır’a benzetmesine tepki göstererek, “Hak yoksa Xızır da yoktur. Xızır varsa hak vardır. Atanmış bir kayyumun hak konumuna getirilmesi ve bunun da bir ocak mensubu hoca tarafından söylenmesi Xızır aklıyla alay etmektir” dedi.

    Tunceli Cemevi dedelerinden Mehmet Halis’in, Dersim Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Tuncay Sonel’i Alevilerin kutsalı Xızır’a benzetmesine tepkiler devam ediyor.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Semra Turan’a konuşan Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete  Alevi inancında toplumun rızalığının alınmadan hiçbir şey yapılamayacağını belirtti. Pir Kete “Rızalık alınmadan pir talibinin hanesine bile girilemez. O evde önce rızalık alınır, sonra cem tutulur. Bizde kimse rızalık almadan söz ve karar sahibi değildir. Kayyum bizden rızalık almadı. Halktan rızalık alarak belediye başkanı görevine başlayanlar şu anda tutuklular. Tutuklu olan belediye eşbaşkanları Alevilerden rızalık aldılar öyle göreve başladılar. Biz onlarla ikrar verdik, ikrarlaştık” diye konuştu.

    “XIZIR AKLIYLA ALAY EDİYORLAR”

    Xızır’ın darda ve zorda olanlardan yana olduğunu kaydeden Pir Kete “Xızır özgürlüktür, haktır. Hak yoksa Xızır da yoktur. Xızır varsa hak vardır. Atanmış bir kayyumun hak konumuna getirilmesi ve bunun da bir ocak mensubu hoca tarafından söylenmesi Xızır aklıyla alay etmektir” dedi.
    ” Doğamıza, cümle cana, inancımıza yönelik bu kadar zulüm yaşanırken ses çıkarmayanlar nasıl oluyor da Xızır oluyor” tepkisini gösteren Pir Kete, “Biz aynı zamanda Xızır’ı Hazreti Ali ve mühminle özdeş tutarız. Bin bir ismi var. Bir ismi de Xızır’dır” ifadelerini kullandı.

  • Pir Kete: Dersim’de yaşanan isyan değil; tertele, katliamdır-VİDEO

    Pir Kete: Dersim’de yaşanan isyan değil; tertele, katliamdır-VİDEO

    PİRHA – 5 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşlarına ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Zeynel Kete, “Dersim seyitlerini unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi. Kete, Dersim’de yaşananın isyan değil, tertele, katliam olduğunu belirtti. 

    Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, 15 Kasım 1937’de idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşlarına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Pir Kete, “Farklı tarihlerde farklı coğrafyalarda da olsa hakikat özgürlük arayışında bulunan farklı aşiretler, kılamlar, kabileler her dönem nehaq zihniyet tarafından kültür ve fiziki olarak katliama uğramışlardır. Fiziki katliamlardan sonra toplum eğer yok edilmediyse, peşinde o toplum bir bütün olarak kültürel ve siyasal olarak çarmığa gerilerek yoğun bir kültürel asimilasyona tabi tutulmuş. Reya Haq Alevi mensupları serçeşmesi olan kutsal mekanlarımız, topraklarımıza yönelik de kültürümüze, inancımıza yönelik de nehaq anlayış bu akılla hareket etmiştir. Dönemsel aktörleri farklı olabilir ama senaryo aynıdır, akıl yine aynı akıldır” dedi.

    1924 ANAYASASI, 88. MADDE, MAKUL VATANDAŞ TANIMI

    “Cumhuriyetten öncesinde Reya Haq Alevi mensupları din dışıdır, diyerek vurun kellesini katli vaciptir denilerek cumhuriyetle beraber ise dinselleşeceksin şeklinde yoğun bir baskıya uğradılar. Aslında 1921 Anayasası gerçekten yurt edindiğimiz topraklarda farklılıkların kendi aidiyetleri, kimlikleri, inançları üzerine tanımlanan demokratik bir anayasaydı” diye konuşan Pir Kete, 1924 Anayasası’na ilişkin şunları belirtti:

    “Fakat 1924 Anayasası ile beraber özellikle 88. Maddesi, makul vatandaşı tanımlamayla ilgili bir maddedir. Türktür, Türkçe konuşur, mezhebi Hanifidir diye tanımlanır. Buradan gelinebilecek tehlikeler hissedilmiştir. Yeni kurulan ulus devlet anlayışı kendi tekçi zihniyeti dışında olan bütün ötekileri bu yasa çerçevesinde izaha getirecekti. Bundan dolayı 1937-1938’de Dersim’de meydana gelen bu terteleden çok önceleri bunun alt yapısı oluşturuldu. Yollar yapıldı, köprüler yapıldı, okullar açıldı, karakollara rahat gidilsin diye altyapı çalışması yapıldı. Zaten devlet dersinde Dersimli Kürt ve Kızılbaşlık özdeşti. Hatta bir çok şiire de konu olmuş tabiatı asi, insanları asidir. Raporlar oluşturuldu. Bu raporlar çerçevesinde halkların, ocakların, aşiretlerin arasında çelişkiler derinleştirildi. Antropologlar başta olmak üzere kendilerine göre bilimsel çalışmalar yaptılar. Bunlardan sonra bir akıl oluştu. Bu akıl çerçevesinde mecliste bir kararlaşma başladı.”

    “DERSİM SEYİDLERİNİ UNUTMADIK UNUTMAYACAĞIZ”

    Kete, 1935’te TBMM’de yeni ulus devlet anlayışının çıkarmış olduğu yasa ile beraber Tunceli Kanunu ile beraber Dersim’deki yol ulularımız, ocak mensuplarımız, yola talip olanlar, bireye doğaya ikrar veren bütün canlılarımız bir şekilde tutuklandı, yargılama sonucu Elazığ Buğday Meydanı’nda yargılama yapıldı ama Pir Seyit Rıza yaşı kemale ermiş bir candı” ifadelerini kullandı.

    “MEZAR TAŞIMIZA DAHİ TAHAMMÜL EDİLMEDİ”

    Seyit Rıza’nın kendisine savunma hakkı verilmeden bir oldu bitti ile idam edildiğini ifade eden Kete, şöyle devam etti:

    “Bununla yetinilmedi, bu coğrafyada yol evlatları, bu davanın sahibi olmasınlar diye göçertmeler, sürgünler, bombalamalar, gaz bombalamaları ve bir bütün olarak hem coğrafyamız hem de diri kalan bütün canlılarımız tekrar katliama uğradı. Coğrafyamıza karşı taciz ve tecavüz en üst düzeyde oldu. Jiyarlarımız, diyarlarımız, ziyaretlerimiz bombalandı. Tarihsel arka planımızla bağ kurabileceğimiz tarihsel ve kültürel değerlerimiz yok edildi. Bir mezar taşımıza dahi tahammül edilmedi. Eğer bir mezar taşı olursa ilerideki bir canı kendi tarihiyle hakikatiyle bütünleştirebilir diye düşünüldü. Masumu pak olan çocuklarımız, kız çocuklarımız birer besleme olarak bu coğrafyada görev yapan bir çok subayın hanesine verildi. Bir bütün olarak toplum çaresiz bırakıldı. Ekonomik olarak da coğrafya çökertildi. 81. Yılında, yaşanan bir katliamda, bir tertelede yol ulularımız, pirlerimiz idam edildiler. Reya Haq Aleviliğinin ocak örgütlenmesine, toplumsal hafızasına da bir vurgu vardı. Toplumsal hafıza yok edilmeye çalışıldı. Dersim Seyidlerini, bu uğurda Hakka yürüyen canları unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız.”

    “ULUS DEVLET ANLAYIŞI, İSYAN DİYE TABİR EDEREK ZULMÜ MEŞRULAŞTIRDI”

    Dersim’de yaşananların isyan değil, tertele ve katliam olduğunu belirten Kete, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yeni ulus devlet anlayışı kendisi dışında olanların hak arama mücadelesini isyan diye tabir ederek yaptığı zulmü meşrulaştırdı. Halk 1921 Anayasası’na sadık kalınmadığından dolayı coğrafyaya yapılan zulmün yanlış olduğunu en nazik bir şekilde yetkililere ilettiler. Bir tertele yaşandı, bir katliamdır. Bu tarihi ile gerçekten de hesaplaşmaları lazım, o dönemdeki mevcut partileri dönemin devlet anlayışını temsil ediyorlardı. Mevcut arşivler açılsın diyoruz. Dersim’de araştırma yapan canlarımızın yazdıkları, çizdikleri vardır; baskılardan dolayı bunları anlatamadılar. Bunlar anlatılsın. Bir kayıp kuşak vardır; bu kayıp kuşağın nereye götürüldüğü, kimlere verildiği varsa mevcut kayıtlar açılsın. Seyit Rıza ve yarenlerinin, kendisine ikrar verenlerin mezarları bilinsin. Bizde mezarlar kutsaldır. Mezar yeri bir hakikatle bütünleştiriyor.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Dersim’de Aleviliğe en çok zarar verenler Aleviliğin içinden çıkmış olanlardır-VİDEO

    Dersim’de Aleviliğe en çok zarar verenler Aleviliğin içinden çıkmış olanlardır-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de, Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuşan Şıh Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, “Reya Haq inancının serçeşmesine yönelik asimilasyon ve kültürel soykırım Osmanlı ve Cumhuriyet öncesi dönemlerden bu yana devam etmektedir” dedi.

    Dersim’de Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarına ve kültürel soykırıma ilişkin PİRHA’ya konuşan Şıh Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, Reya Haq coğrafyasındayız. Bu topraklar bizim ikrarlarımızı bedensel ve ruhsal ikrarlaşmamızı her zaman yenilediğimiz topraklardır. Harde Dewreştir. Hard Ana Fatmadır. Her Reya Haq mensubu ziyaretleri üzerinde kendi ikrarlaşmasını tazeler. Gelinen aşamada Harde Dewreş’e yönelik, Reya Haq inancının serçeşmesine yönelik asimilasyon, kültürel soykırım politikası, aklı, tarzı vardır. Bu yeni bir tarz değildir. Osmanlı ve cumhuriyet döneminde Reya Haq mensuplarını, Alevi süreklerini, işte ‘siz Müslüman değilsiniz, zındıksınız,’ ‘katliniz vaciptir’ şeklinde yaklaşıp kendilerinden kabul etmezler. Fakat gelinen aşamada, cumhuriyet dönemiyle beraber şimdi biraz daha sistemli hale gelen bir asimilasyon politikası vardır” ifadelerini kullandı.

    ŞİİLEŞTİRME VE TÜRK-İSLAM SENTEZİ

    Pir Kete, asimilasyon politikalarını şöyle anlattı:

    “Siz aslında Müslümansınız, Türk-İslam sentezi paydası içindesiniz. Bir mezhepsiniz, sizin asıl yeriniz camidir’ şeklinde asimilasyon böyle yöntem değiştirdi. Bugünü düşündüğümüzde Reya Haq inancına yönelik olarak yoğunluklu Şiileştirme ve Türk-İslam sentezi paydası içerisine alma tarzı son derece yoğundur. Bölge adeta misyonerlerin cirit attığı bir alan haline gelmiştir. Onu devlet erkanı da biliyor, bu coğrafyada gençlerden kadınlara varıncaya kadar yoğunluklu bir tarz vardır.”

    “GÜNÜMÜZDE BU POLİTİKALAR CEMEVLERİ ÜZERİNDEN YAPILIYOR”

    Pir Kete, “Bizim yolumuzu bekleyen ciddi bir tehlike de kültürel ve fiziki soykırımdır. Bu toplum yıllarca kendi anadiliyle ibadetini yapmış, ikrarlaşmasını tazelemiş. Bütün evliyalarına, taşına, toprağına kendi diliyle hitap etmiş. Bu çerçevede asimilasyon politikası, tekçi zihniyet anlayışı bu kültürü yok etmeye çalışırken bu kültüre bir tane dil bulması gerekiyordu. İşte ‘gerçek Türk sizsiniz, Horasan’dan geldiniz, gerçek Müslüman sizsiniz’ şeklinde çok yumuşak, çok sterilize edilmiş bir kültürel soykırım eşiğine getirildi. Toplum bir bütün olarak çarmığa gerildi. Günümüzde de bu politika cemevleri üzerinden yapılıyor” dedi.

    “DERSİM’DE ALEVİLİĞE ZARAR VERENLER ALEVİLERİN İÇİNDEN ÇIKANLARDIR”

    “Cemevi postu denilen yeni bir şey icat edildi. Halbuki bu coğrafya ocak örgütlenmesi ile bugüne kadar kendini var etmiş. Kadını mürşid-i kamilullah olarak almış. ‘Hak kapısı kadın kapısıdır’ demiş. Dar didar erkanıyla hukuksal sorunlarını çözmüş. Cem erkanıyla kendi kültürünü bugüne kadar taşımış. Alevi hakikati cemevlerindeki dernekleşmeden daha büyüktür” diye konuşan Pir Kete sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizde cemhane vardır. Cemhanelerimiz hem darhaneydi hem aşkhaneydi hem de cemhaneydi. Bu çerçevede baktığımızda özellikle Dersim’de Reya Haq coğrafyasında Aleviliğe en çok zarar verenler Aleviliğin içinden çıkmış olanlardır. Birinci derecede bunlar sorumludur.  Bunu dışında sistemin, iktidarların bakış açıları vardır ama en önemli sorun bunlardır. Cemevlerinde yoğun bir Türk-İslam sentezi, Şii aklı çok ciddi boyutuyla kökleşmiş. Cemevleri, mevcut hükümetlerin politikalarıyla bağlantılı bir şekilde insanların günübirlik mikro kredilerle, karınlarını doyurmalarla çeşitli şekillerde oraya çekilmesi bu kurumlarda sürekli yapılıyor.”

    “İTİKATLİ CANLAR İDEOLOJİK BOMBARDIMANA TABİ TUTULUYOR”

    Cemhane kavramını açıklayan Pir Kete, “Halbuki biz diyoruz ki; cemhaneler, her talibin her canın Hak ile Haklaştığı mekanlardır. Kendi yeni doğuşunu gerçekleştirdiği mekanlardır. Cemhanelerimiz hakikatin dile getirildiği, hakikati yaşayan insan tipinin yetiştirildiği mekanlardır. Cemhanelerimizde ana kadınsız erkan yürütülmezdi. Pir zaten kelime olarak erkek sıfatı değildir. Aynı zamanda kadını da içine alan bir tanımlamadır” diye konuştu.

    Pir Kete, cemevlerine giden itikatlı insanların ideolojik bombardımana tutulmasını ise şöyle açıkladı:

    “Bu yönüyle cemevlerimiz erkek egemen bir zihniyeti, tekçi zihniyeti, ulus devlet zihniyetini kökleştirmeye çalışan; bu konuyla ilgili masumane bir şekilde cemevleri politikalarının arkasında neler döndüğünü bilmeyen itikatlı canlarımız da oraya bir huşu içerisinde gidiyor. Neler döndüğünün farkında değiller. Fakat oraya gidince bir ideolojik bombardımana tabi tutuluyor. Çünkü kendi insan tipini yetiştirmeye çalışıyorlar. Bu insan tiplerini dışarıda da yetiştirmeye çalışıyorlar ama en uygun olarak inanç adı altında, Alevilik adı altında o amaca hizmet eden bir insan tipini cemevlerinde çok rahat yetiştirebiliyorlar.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • ‘Dil inancımızın sürekli canlılığını ifade eder’-VİDEO

    ‘Dil inancımızın sürekli canlılığını ifade eder’-VİDEO

    PİRHA- Dünya Anadil Günü dolayısıyla açıklama yapan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, “Bugün dünyanın birçok ülkesinde anadilinde eğitim ve öğretim hakkı anayasal güvence altındadır. Ancak, Türkiye’de bu hakların güvence altında olmasından bahsetmek mümkün değildir” dedi. DAD Adana Eş Başkanı Pir Zeynel Kete de, “Anadil haktır, hakkın varlığının Ana üzerinden yeniden canlanmasıdır. İnsan en iyi şekilde Anadilinde hakka yakın olur” diye konuştu.

    Haberin videosu

    21 Şubat Dünya Anadil Günü çeşitli etkinlikler ile kutlanıyor. Eğim-Sen Mersin Şubesi, sendika binasında açıklama yaptı. Şube başkanı Sinan Muşlu tarafından okunan açıklamada eğitimin devlet eliyle dinselleştirilmesi sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Diyanet İşleri Başkanlığı ve çeşitli dini vakıf ve dernekler eliyle gericileştiğine dikkat çekti.

    “TÜRKİYE HALKLARININ ULUSLARARASI ANADİLİ GÜNÜ’NÜ KUTLUYORUZ”

    Muşlu, “Uluslararası Anadili Günü” her yıl 21 Şubat tarihinde tüm dünyada çeşitli etkinliklerle başta eğitim hakkı olmak üzere birçok eğitim ve kültürel hakların desteklenmesi amacıyla kutlanmakta olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Anadilin, bilime inananlar için bilimsel, pedagojiye inananlar için pedagojik, inançsal değerleri olan herkes için bir önemi vardır. Bu yüzden, bugün dünyanın birçok ülkesinde anadilinde eğitim ve öğretim hakkı anayasal güvence altındadır. Ancak, Türkiye’de bu hakların güvence altında olmasından bahsetmek mümkün değildir. Eğitim-Sen, bilimsel, laik, demokratik, cins eşitlikçi, kamusal, parasız eğitimin ayrılmaz bir parçası olan anadiller üzerindeki sınırlamalara da son verilmesi, her bireyin kendi anadilinde eğitim alması önündeki tüm engellerin kalkması için mücadelesini sürdürecektir. Eğitim- Sen olarak, dünya sınırları içerisinde dillerin sınırlandırılmadığı, farklı dillerin ve kültürlerin özgürce yaşaması adına tüm Türkiye halklarının 21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’nü kutluyoruz.”

    “İNSAN EN İYİ ŞEKİLDE ANADİLİNDE HAKKA YAKIN OLUR”

    DAD Adana Şube Eş Başkanı Pir Zeynel Kete ise PİRHA’ya yaptığı açıklamada “Bizim yol ulularımız, analarımız derlerdi ki “Zimaneme zimane Xizir’e.” Dil toplumsallaşmada önemli bir araçtır. Toplumların, ulusların, kendini yeniden var etmenin, var oluşunun kök hücresidir” diyerek şunları belirtti:

    “Dil kültürel birikim aracıdır. “Eşrefoğlu al haberi, bahçe biziz gül bizdendir/ biz de Mevlanın kuluyuz, yetmiş iki dil bizdendir” diyerek farklılıkları, farklı dilleri hakkın varlığının en büyük delili olarak görmüşüz. Dil, kelam, kılan, söz, zıman şeklinde bir yol izlemiştir. Rèya Heg Alevî inancında, dil, kullanılan kavramlar, toplumun biraraya gelmesi, cem u cıvat yapması, ortak ruh haline sahip olması, bedensel ve ruhsal ikrarlaşmada belirleyicidir. Dil inancımızın sürekli canlılığını ifade eder. “Zakir” kelamın taşıyıcısı, sürekli doğuş halinde olması anlamına gelir. ” Za” Kürtçenin Kurmanci lehçesinde ” doğum” anlamına gelir. Bu yönüyle inancımızda dil çok önemlidir. Ana, hakkın varlık kapısıdır. Hak bu kapıdan” kubbeyi rahmanda” tecelli eder. Bu manada anadili hakkın, varlığın, kemaletin dilidir. Dil toplumun varoluşudur. Ortak düşünce ve davranış oluşturmada, psikolojik şekillenmede belirleyicidir. Çocuk masumi paktır. Çocuk anasının diliyle kendisini var eder. Dil Anafatma’nın kelamıdır. Bu kelamda hakkın varlığı mevcuttur. Anadil haktır, hakkın varlığının Ana üzerinden yeniden canlanmasıdır.  İnsan en iyi şekilde anadilinde hakka yakın olur. 72 iki milletin varlığı aynı zamanda dillerin varlığının bir hak olduğu gerçeğini içinde barındırmaktadır. Anadile yönelik engelleme ve baskılar aynı zamanda çocuğun, ruhsal, bilişsel, gelişimine yönelik engellemelerdir. Anadili yasaklamak barış, kardeşlik, hoşgörü ve demokrasi kültürünü yasaklamaktır. Dünya Anadil Günü’nde, Nahak zihniyetlerin dillere yönelik baskısını kınıyorum.”

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Alevi basını, hakikatin dili, gözü ve kulağıdır’

    ‘Alevi basını, hakikatin dili, gözü ve kulağıdır’

    PİRHA- TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu üyesi Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir’in tutuklanmasını da değerlendiren PSAKD Adana Şube Başkanı Şükrü Şahin ve DAD Adana Şube Eş Başkanı Pir Zeynel Kete, “Alevi basını, medyası ve bu kurumlarda görev alanlar hakikatin dili, gözü ve kulağıdırlar” diyerek, tutuklamanın sona ermesini istedi.  

    Geçtiğimiz günlerde geceyarısı baskınla gözaltına alınıp tutuklanan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu üyesi Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir’in tutuklanmasının kabul edilemez olduğunu belirten Alevi kurum temsilciler, Alevi basınına dönük baskının sona ermesini istedi.

    PSAKD Adana Şube Başkanı Şükrü Şahin, son tutuklamaların en önemli özelliği Alevi toplumunun öncülerine yönelik ilk tutuklama olduğuna dikkat çekerek, “AKP iktidarı yaratmak istediği Aleviliğin dışında kalanları bu şekilde baskı altına alarak sindirmek istiyor. Neden tutuklandıklarını sormak iktidarın gayrimeşru hukuksuz tavırlarını meşrulaştırmaktır. Bu hukuksuzluğun bir an önce son bulmasını ve tüm tutuklamaların bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.

    DAD Adana Şube Eş Başkanı Pir Zeynel Kete ise, Veli Büyükşahin üryan Xızır ocağının evladı olduğunu belirterek şunları söyledi;

    “ Veli Büyükşahin, yolumuzun pirlerindendir. Yaşadığımız demi devranda hakikatin tek yüzü olduğunu, haykırarak bu manada ciddi gayretler içine girmiştir. Yaşatılan zulmün görünür kılınması, ayrıca bu zulmün hem tanığı, hem sanığı ve mahkûmu olanların; dili, sesi, kulağı ve vicdanı olmuştur. Pirimiz Veli Büyükşahin, TV10 Yayın Kurulu üyesi Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir cezaevindedir. Cezaevinde olan Alevi hakikatidir. Alevi basını, medyası ve bu kurumlarda görev alanlar hakikatin dili, gözü ve kulağıdırlar. Canların derhal serbest bırakılması ülkenin çıkarına olacaktır. Bir toplumun kanaat önderleri, yol uluları kişi değillerdir. Binlerce yıllık ahlaki ve politik inancın toplamıdırlar. Pirimiz ve yarenleri yalnız değildir. Can darda ise xizir berdardır.”

    Diren KESER/ADANA

     

     

     

  • Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-20/VİDEO

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-20/VİDEO

    PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Şıh Çoban Ocağı mensubu DAD Adana Şube Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete ile görüştük.  

    Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.

    Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.

    Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.

    Dizi yazımızın bu bölümünde Şıh Çoban Ocağı mensubu Demokratik Alevi Dernekleri Adana Şube Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete‘ye mikrofon tuttuk.

    “DEVLETE RAĞMEN VAROLUŞ MÜCADELESİ VEREN BİR TOPLUM”

    Sayın Kete mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli mi? Değilse neden?

    Zeynel Kete: Var oluşundan bugüne kadar, Alevi halklar sürekleri, inançları toplumsal yaşamı düzenleme, iktidar karşıtı duruş sergileme devlete rağmen var olma, mücadelesi vermiştir. Bu tarz bir inanç aynı zamanda Ahlaki ve politik bir yapıya sahiptir.
    Tarihsel gelişim bize göstermiştir ki, Ahlaki politik oluşumlar, inançlar halkların doğal yaşamını, komlaşması için gayret sarfederken, iktidara bulaşan dinsellesen inançlar ise kısa sürede iktidar ve devletle birleşerek başlangıçtaki özlerine ters düşmüşlerdir.
    Yani, inançlar Ahlaki politik yönlerini korurlarsa, toplumsal ahlakı esas alırlarsa, komlaşarak toplumların sorunlarını ikrarlık ve rızalık esasında çözerler. Toplumdaki ikrarlik ve rızalık esası, simbiyotik ve holistik ilişkidir.

    “SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İNANÇTAKİ NETLİĞE BAĞLIDIR”

    Mevcut Alevi örgütlülüğünün sorunlara cevap verip vermediğini anlamak için, inançta netliği ne kadar yaşayıp yaşamadıklarına bakmak gerekir. Öncelikle iktidar ilişkilerinden ne kadar kopuşu yaşayıp yaşamadıklarına bakmak gerekir. Yani inançta netliği yaşamayan, politikada da netliği yaşayamaz. Alevilik iktidara bulaşmayan devlete rağmen varlığını devam ettiren bir inançtır. Bir çok kurum adeta iktidar ilişkileri üzerinde şekillenmektedir.

    “DEVLETLE GİRDİĞİNİZ TORBADAN NASIL ÇIKACAĞINIZA DEVLET KARAR VERİR”

    Kurum yöneticileri, bürokrasi ilişkisinin arkasına sığınarak devletle ilişkisini sıcak tutarak kurumda iktidarını devam ettirmektedir. Bu ilişkilenme tarzını da genelin çıkarı, kurumun çıkarı için şeklinde realize etmektedir. Bilinmelidir ki devletle torbaya girdiğinizde torbadan nasıl çıkacağınıza siz değil devlet aklı karar verir.
    Genelde kentleşmeyle beraber sorunların arttığı dillendiriliyor. Evet kent kanserlidir, bireyi, toplumu, evreni taksitle öldürüyor. Bu doğrudur, ama söz konusu Hakyol Alevi inancının sürekleri olunca farklı düşünmek zorundayız. Kentlerle beraber değişen Aleviler mıdır? Yoksa Alevilik mıdır? Alevilikte değişen bir şey yok. Aleviliği değiştiren Kapitalist modernitenin etkisine girmiş Alevilerdir. Her Alevi canı pirince, mürşidine, anasına, musahibine gitti de kim engelledi? Evinde inancını yaşasa kim engelleyecektir?

    “KENTLERDE DEĞİŞEN ALEVİLİK MİDİR, YOKSA ALEVİLER MİDİR?”

    Kapitalist modernist anlayış, kent merkezlerini birer rant kapısı haline getirmiştir. Kentlerde hava, su, ateş ve toprağın rızalığı alınmamıştır. Halbuki Aleviler mekanı cemleştiren bir gelenekten geliyorlar. Kentlerde değişen Alevilik midir? Yoksa Aleviler midir? Bunu iyi tartışmalılar. Kent koşulları, ekonomik sosyal koşullar, insanların diyarlarından mekanlarından ayrılmaları, bunları bahane ederek Aleviliği revize etmeleri, ciddi bir hatadır. Alevilik değişmez. Aleviler şunu iyi bilmelidir ki; kent insanı biçimlendirir ama insanda kenti biçimlendirir. Gelinen aşamada, Aleviler kenti, kentteki kurumlarını, mimarileri o Kendi hakikatlerine göre biçimlendirme gayretine girmiyorlar. Bir çok Alevi kurumu toplumsal ilişkiler içinde iktidarı örtmektedir. Alevi hakikatine göre biçimlenen kent ve kurumlar değil, kentin modernizmine göre biçimlenen bir Alevilik gerçekliği ile karşı karşıyayız.

    “KÜLTÜREL VE FİZİKİ SOYKIRIMIN FARKINDA DEĞİLİZ”

    Belki de Alevi inancı tarihin hiç bir döneminde bugünkü kadar, kültürel ve fiziksel soykırım eşiğine gelmemişti. Daha da tehlikeli olan, Alevilerin bunun farkında olmamaları, ya da ciddiye almamalarıdır.
    Aleviler genelde milliyetçi, muhafazakar, şeriatçı parti veya kurumları, kişileri, Nemrud, Yezit olarak tanımlarlar. Sürekli karşıtlık üzerinde kendilerini var etmeleri, ya da tanımlamaları; daha derinlik ve genişlikte yaşatılan sorunları görmelerine engel oldu.
    Eskiden, Hakyol Alevi sürekleri için “din dışı, kafir, mülhit, katli vaciptir” denilip katliamlara, fetvalara meşruiyet kazandırılırdı. Şimdi ise Alevi inancı “dinsellestirilmeye” çalışılıyor. Alevi kurumları bunun farkında mı? Ya da bir çok Alevi kurumu veya şahsiyeti bu politikalarda görev aldı.
    Bir çok Alevi kurumunun da ortak olduğu, cumhuriyet modernitesinin politikalarından olan “Aleviliği dinselleştirme” İttihat Terakki ile başlayan Cumhuriyet modernitesinin devam eden Baha Sait çizgisidir. Alevi kurumları bu çizginin yol açacağı kültürel ve fiziki soykırımının farkında değiller, bir kısmı da bu katliamda görev almaktadır.

    “KENDİ HAKİKATİMİZİ GÖRÜNÜR KILMAKTAN KAÇINDIK”

    Cumhuriyet döneminde bir taraftan katliama uğratılan Aleviler, diğer taraftan ise katliamı yapan zihniyetin bekçileri haline getirildi. Bu ilişkilenme tarzı ve söylem maalesef Aleviler tarafından da dillendirildi. Böylelikle kültürel soykırım yavaş yavaş taksitle günümüze kadar devam ettirildi. Bu politikaların sonucunda Alevilerin çoğu, çağdaş uygarlık adına yada Enternasyonalizm adına, Kendi dilini, inancını, tarihini kimliğini basite alan yaklaşımlar sergilediler.

    “TÜRKÇE BİLMEYEN  ALEVİLER TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE SOYUNDU”

    Dünyanın farklı bir coğrafyasında farklı halk önderlerinin, devrimcilerin yedi sülalesini bilir ama kendi hakikatini görünür kılan değerlerine karşı basit yaklaşımlar sergilendi. Bir çok kurum yöneticisi köyden geldiğinde doğru dürüst Türkçe bilmezken, gelinen aşamada en büyük Türk milliyetçiliğini yapar duruma gelmiştir. Alevi inancının da gerçek Türk ve Müslüman olduğunu savunur duruma gelmiştir.
    Bu yaklaşım bir çok kurumda farklı dille, farklı şekillerde devam ettiriliyor. Mevcut cemevlerinin çoğu adeta oto asimilasyona ciddi hizmet etmektedirler. Cem evlerinde yolun hakikatinden uzak, Alevi dilinden, pratiğinden, kemaletinden, ruh halinden uzak, bir Erkan yürütülmektedir. Bazı cem evlerinde cami Cem evi projeleri başarılı bir şekilde devam ediyor. Alevi erkanlarında ki İslamileşme, pirlerimizin duymadığımız dualar, yola ait olmayan kavramlar, başkasının aklıyla düşünme, diyanette Alevi dairesinin açılmasını isteme talepleri, birer folklorik öğeye indirgenen cem erkanı, pirleri maaş verilmesi istemleri, erkek egemen hale gelen kurumlar ve anasız bırakılmaya çalışılan Alevilik…

    “CEMEVLERİNE YASAL STATÜ İSTEMEK ELZEM BİR İHTİYAÇ MI?”

    Alevilerin Kendi kurumları olmalı. Cem evleri olmalı. Alevilerin cem evleri yasal statüye kavuşturulmalı istemlerinin nelere mal olacağını tam olarak bilince çıkardıklarını düşünmüyorum. Cem evlerine yasal statü istemek Aleviliğin elzem bir ihtiyacı mı? Yoksa Alevilerin istemleri mi? Yoksa Alevilerin enerjisini gerçek istemlerden uzaklaştıracak bir devlet politikası mıdır? Cem evlerine cümbüş evleri diyen bir zihniyet Alevileri karşıtlık üzerinde kışkırtarak hedef haline getirmektedir. Resmileşen cem evi Aleviliği bir tarikat haline getirir. Tıpkı Osmanlılar döneminde kurulan devlete bağlı bazı Bektaşi tekkeleri gibi.

    “ALEVİ HAKİKATİ DERNEKLERDEN BÜYÜKTÜR”

    Alevi kurumları, dernekleri mutlaka olmalıdır. Önemli olan bu kurumları Alevi hakikati ile ne kadar doldurulduğudur. Alevi hakikati derneklerden büyüktür. Derneklerin mutlaka demokrasi ve özgürlükleri birinci öncelikleri olmalıdır. Derneklerde binbir sürek yürütülmüyor. Alevilik ehil olmayan ellerde tek tek tipleşerek can çekişiyor. Toplanmakta Kom olmak farklı bir şeydir. Derneklerde topluluk oluşuyor, komlaşmada sorun yaşanıyor, komlasılmıyor. Aleviler cem evlerinde kendi farklılıklarını yaşamalılar. Renklilik, çok dillilik hakkın varlığının en büyük delilidir.

    “CEMEVLERİ DOĞRUDAN DEMOKRASİNİN VAR EDİLDİĞİ MEKANLARDIR”

    Alevilerin cem evleri, Hakikatin inşa edildiği mekanlardır. Cem evlerinde bir üst akla ihtiyaç yoktur. Cem evi ana rahmidir. Hakkın haklandığı hak meydanıdır. Cem evleri doğrudan demokrasinin var edildiği mekanlardır. Devlete rağmen Alevilerin Kendi toplumsallıklarını inşa ettikleri mekanlarıdır. İçinde Xızır aklı olmayan, hakkın haklanmadığı, birer akademi haline gelmeyen, talibi ocakla birleştirmeyen devasa binalardan cem evi olur mu? Devlet camiye benzemeden, cem evi verir mi? Cem evleri üzerinde milyonlarca Alevi çeşitli partilerin, hükümetlerin siyasi emellerine kurban edilmektedir. Bir çok Alevi kurumu, Piri, kurum yöneticisi cem evlerinde Alevileri resmi ideolojiye kurban etmektedir.

    “İNANCIMIZ GEREĞİ ALEVİ KENDİ İNANCININ BEKÇİSİ BİLE DEĞİLDİR”

    Sayın Kete Bugünkü tabloyu yeterli görmüyorsanız o halde neler yapılabilir? Çözüm önerileriniz var mı?

    Alevi örgütlenmesinde ki tablo hiç tereddütsüz iç açıcı değildir. Aleviler neler yapmalıdır. Öncelikle cumhuriyetten bugüne yaşatılan kültürel ve fiziki soykırımlardan başlayarak ciddi bir şekilde tarihle hesaplaşmalıdır. Siyasi tercihle hesaplaşmalıdır. İnancımız gereği bir Alevi kendi inancının bekçisi bile değildir. Ancak yola ikrar ve rızalık anlayışında talip olur. Bu güne kadar Aleviler kimin bekçisi oldular? Bekçisi ve teminatı oldukları siyasi oluşum sorunlarını ne kadar çözdü? Katliamlardan kurtuldular mı?

    “MODERNİZMİN ÇAĞDAŞ, UYGARLIK VE İLERİCİ SÖYLEMLERİ HOŞ GELDİ”

    Aleviler yüzlerce yıl devam eden Osmanlının zulmüne duydukları öfkeden dolayı ulus devlet anlayışının zulmünü, Modernizmin etkilerini göremez hale geldiler. Önce bununla hesaplaşmaları lazım. Alevilere Cumhuriyet Modernizmin çağdaş, uygarlık, ilerici, laik söylemleri hoş geldi. Bunca zulümden sonra nefes alacaklarına inandılar. Ama görünen odur ki, Alevilerin maruz kaldığı katliamlar dönemsel değişikliğe uğrasa da, farklı araçlarla yapılsa da, yönetmen ve akıl her dönem ortak amaca hizmet ediyordu. Bu baskılar değişik araç ve yöntemlerle bugün de devam ediyor. Aleviler bununla hesaplaşmadan kendi savunmalarını yapamazlar. Asimilasyon dan kurtulamazlar. Bu aynı zamanda geçmiş hatalarından dolayı yola karşı dara durmayı gerektirir. Aleviler bundan korkmamalı.

    “KENDİ ÖZÜNÜ DARA ÇEKMEYEN, BAŞKASINI NASIL ÖRGÜTLER”

    Aleviler hatalarına karşı, oto asimilasyondan dolayı iktidarcı anlayışlarından, tarihi sorumluluklar alıp dara durma kemaletini göstermelidirler. Dar didar olmak geçmişin muhasebesini yapmaktır. Geçmişten dersler çıkarma, hataları görme, eksikliklerin farkına varma, bundan kurtulma, kendini yeni sürece hazırlama durumuna özeleştirel bir yaklaşımdır. Özünü dara çekmeli. Kendi özünü dara çekmeyen, başkasını nasıl örgütler.

    Asıl olan kurumlardaki anlayış ve tarzdır. Bilgelik ve Kemalete Alevi olabilmektir. Zulme karşı durarak Alevi olabilmektir. Kurumlarda piri, mürşidi, rayberi, anayı, mihmanı, talibi şahlandırarak Alevi siyasallığını yapabilmektir. Asıl sorunlar anlayış ve tarzdan kaynaklıdır. Sistemin sorun yaratması ikinci sıradadır.

    “DERNEKLERDE DİKEY ÖRGÜTLÜLÜK ESAS ALINMIŞTIR”

    İkrarlaşmayı unutan, yolu kadınsız bırakan, ya da kurumlarda kadını mutfağa hapseden, sistemle ciddi hesaplaşmayan, yolun boyasına boyanmayan, gençliğe eğilmekten zorlanan, Alevi kavramlarını görünür kılmayan, Alevi dilini kullanmayan canlardan oluşan bir kurumlaşma gerçekliği ile karşı karşıyayız.
    Derneklerde dikey örgütlülük esas alınmıştır. Bir çok dernek ve kurum adeta birer ” ziggurat” hâlini almıştır. Birimiz kırk, kırkımız biriz düsturu bunun önüne geçmektedir. Muhammet Mustafa’yı bile peygamberlik sıfatı ile cemine almayan bir inanç, kendi kurumlarında mülki erkanla cem yapabilmekte ve iktidarcı anlayış yaşamakta, bu ilişki tarzı örülmektedir.
    Alevi kurumları iktidarların, siyasilerin yönlendirilmesi ile çeşitli dini sembol ve kavramların arkasına takılmış gitmektedir. Alevilerin bütün enerjileri son otuz yıldır cem evi yapmak için, kurumlar arası mekik dokunarak harcanmıştır. Kendisinin belirlenmediği çeşitli gündemlerin peşinde sürüklenir durumdadır. Alevilik derneklere gidip gelmek, muhalefet partilerine oy vermek, halk oyunları haline getirilen, duygusuz ve ruhsuz ortamlarda bağlanan cem erkanına gitmek, sağcı, muhafazakar partilere veya kişilere ” Yezit” demekten ibaretmiş algısı oluşturulmaktadır.

    “ALEVİLİK DEMOKRATİK, TOPLUMCU KOMİNAL BİR İNANÇTIR”

    Kimse Ocak örgütlenmesinin, talip ile pirin buluşmasının, görgü cemlerinin yapılmasının, her canın dar didar olmasının, toplumsal dayanışmanın, kültürel ve fiziki soykırım eşiğine gelmiş bir Alevi Halklar gerçekliğinden bahsetmiyor. Alevi kurumlarında kimse iktidar, koltuk, güç, kendini merkez yapma, iktidar araçlarını oluşturma, asimilasyon ve yola yabancılaşmadan bahsetmiyor.
    Ancak bu şekilde Ahlaki politik olabilirler. Alevilik kadını mürşidi kamilullah kabul eden, var oluş kapısı kabul eden, yol kadınla başlar diyen; havaya suya ateşe toprağa ikrar ve rızalık ekseninde ilişkilenene bu yönüyle ekolojik olan, Ocak örgütlenmesi sistemiyle öz yönetim oluşturan, cem ve cıvat erkanı ile doğrudan demokrasi kültürünü canlı kılan, Hak lokması, Xızır lokması, gağan, çeralık, musahip ve kirvelik ile toplumsal dayanışmacı olan, pir, mürşit, rayber ve taliplerle toplumsal modelini inşa eden demokratik kontrol sistemini oluşturan, dar didar ile toplumsal adaleti esas alan, demokratik, toplumcu, dayanışmacı, kominal bir inançtır.

    “BİLİNÇ DÜZEYİ İLE PRATİK ARASINDAKİ AÇIKLIK GİDEREK BÜYÜYOR”

    Alevilerdeki kavram, kuram ve kurum göz önüne alındığında gelinen aşama bu tarihsel hakikate uygun değildir. Bilinç düzeyi ile pratik arasındaki açıklık giderek büyümektedir. Bu yolun hakikatine aykırıdır. Toplumsallığı örme, Ahlaki ve politik kimlikte ciddi aşınmalar vardır.
    Önce içe dönük dar didar olup, ondan sonra Alevi çalışmalarına başlanılmalı. Aleviler, Alevi kurumları daha derinlikli, stratejik, siyasal, sosyal sorunları tartışması gerekirken, güncel sorunlara boğulması, karşıtlık üzerinde siyaset yapmaları, yaratılan gündem üzerinde var olmaları, ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Kendi tarihsel ve toplumsal perspektifinden uzaklaşmak, Alevi inancına terstir. Bunun sonucunda kurumlarda iç sorunlarla boğulma riski vardır. Aleviler bunun farkındalar mı?

    “ÜZÜCÜ OLAN GENÇ KUŞAKLAR GÖRDÜKLERİNE ALEVİLİK DİYE İNANACAK”

    Gelinen aşamada Alevi kurumlarında Alevileri Alevilikle barıştırmak lazım. Mevcut kurumlarda Alevilere Alevilik gittikçe birbirinden farklılaşmaktadır. Çoğumuzun geleneğimizde duymadığı, görmediği bir Alevilikle karşı karşıyayız. Durum gösteriyor ki, son otuz yıldır Alevilerin sorunlarını çözmeye çalışan kurumlar, görülmemiş derecede Aleviliğin hakikatinde uzaklaşmış Modernizmin standartlarına uygun adeta bir Alevilik icat edilmiştir. Üzücü olan genç kuşak ve çocuklar gördüklerine Alevilik diye inanırlar. Cemlerde Besmele ile başlayıp, ölülerin ruhuna Fatiha okuyarak devam eden, “sadakallhül azim” ile bitiriliyor.

    “ALEVİLERİN İÇİNDE KÜÇÜK DEVLETLER VAR”

    Aleviler siyasal ve politik alanda ilişkilenerek sorunlarını çözmeye çalışırken, Alevilik hak etmeyenlerin elinde özünden uzaklaşarak yeni bir şekil almaktadır. Bir çok Alevi şahsiyet kendisi birer kurum haline gelmiştir. Mevcut gücünü daim ve kaim etmek için modernizmin her türlü boyasına boyanmıştır. Bu tipler ne bir yol açarlar, nede yoldan çekilirler. Artık kişi değiller. Alevilerin içindeki küçük Devlet haline gelmişlerdir.

    “İNANÇ  ALANINDA OCAK ÖRGÜTLENMESİNİ CANLI TUTMAK GEREK”

    Mevcut sorunlar ancak İnaç ve toplumsal siyasi alanda örgütlenmeleri yoğunlaştırmak gerekir. İnanç alanındaki örgütlenme Ocak örgütlenmesini canlı tutmaktır. Alevilerin binlerce yıllık örgütleme modelidir. iktidara bulaşmayan Ahlaki ve politik bir örgütleme modelidir. Her can kendi mürşidini, pirini, musahibini, rehberini bilmeli niyaz olmalıdır. Ayrıca her can yola talip olmalıdır. Cem û cıvat erkanının eski geleneklere göre yapılmalı, görgü cemlerimiz mutlaka yapılmalıdır.

    “OCAK ALEVİLİĞİN TOPLUMSAL BEYNİDİR”

    Aleviler cem olamadıkları için komlaşamıyorlar. Ocak en büyük komlaşmadır. Ocak Aleviliğin toplumsal beynidir. Kentleşme Ocak örgütlenmesinin önünde engelmiş algısı bizatihi Aleviler tarafından dillendiriliyor. Cemevleri Ocak sisteminin alternatifi imiş algısı bir çok Alevi Piri tarafından dillendiriliyor. Tabi bu pirler talibi olan, irşat eden mürşidi kamil değil, cem evi pirleri yada kadrolu dedesidir.

    Aleviler kendi toplumsallığını inşa edemeyince topluluk oluyorlar, bu anlayışta sürekli birilerinin işini kolaylaştırıyor. Böylelikle Aleviler özne olmaktan ziyade nesne durumuna dönüşüyor. Didar olunmalıdır. Pir talip ilişkisi çeralık ilişkisine indiren yolun da kabul etmediği ilişkilenme tarzı aşılmalıdır. Binlerce yıldır ne pir talibini devletin mahkeme kapılarına gönderdi ne de talip pirini devletin vereceği maaşa muhtaç eyledi. İkrarlık ve rızalık üzerine kurulu bir ilişki tarzıdır. Sosyal dayanışmacı bir tarzdır. Xızır aşkı Hak gayretiyle yolun nurlanmasına verilen Hak lokmasıdır. Bu lokma usulüne uygun olarak verilirse kainatın öbür ucunda hissedilir.
    Kurumlar her canın kendisiyle, toplumla ve kainatla yar olma mekanları olmalıdır. Alevi Halklar süreklerinin birbirleriyle musahip olmasının önünü açmalı, Alevi hakikatini görünür kılmalıdır.

    “TOPLUMSAL VE SİYASAL ALAN ÖRGÜTLENMESİ ÖNEMLİDİR”

    Alevilerin önemli bir örgütleme alanı da toplumsal ve siyasal alanda örgütlenmeleridir. Eğer toplumsal ve siyasal alanda örgütlenmelerini yolun aklına göre yapamazlarsa inanç olarak örgütlenmede zorlanırlar. Temelinde örgütlenme bir grubun, toplumun, kimliğin, inancın varlıkları ile ilgili, öngörüde bulunma, siyasetini örgütleme, dizayn etme ön görüşü ve felsefesidir. Burada esas olan kendini geçmişe taşıma, koruya bilme, güvenceye alma. Kendi rızasını, iradesini esas kılmadır. Bu çerçevede her iki örgütlenme tarzı çok önemlidir, karşılıklı birbirlerini var ederler.

    “DEVLETTEN İSTEYEN DEĞİL, DEVLETE RAĞMEN VARLIĞI SÜRDÜRMEK”

    Yoğun saldırılar hat safhadayken, hakkı mihman ettiğimiz hanelerimize kadar zulüm dayanmışken, hakka yürüyen canlarımızın bedenleri topraktan çıkarılırken, kutsal mekanlarımız, topraklarımız, ziyaretlerimiz, nişangahlarımız, dergahlarımız tahrip edilirken, Kapitalist modernitenin tüm ideolojik ve zor aygıtları bize yönelikken, örgütlenme dışında başka kurtuluş yoktur. Doğru temelde ve akılla Kapitalist modernitenin etkisine girmeden, oynanan oyunları boşa çıkaracak örgütlenmelere gidilmelidir. Bu yönüyle Aleviler devletten isteyen değil devlete rağmen varlığını devam ettiren durumunda olmalıdır. Yolun aklına uygun, bunun dışına çıkmadan, her türlü maddi manevi desteği kendi içinde var eden bir örgütlenme modeli. Canların toplumsal dayanışma kültürlerinden feyz alarak kurumlarını kendileri yapabilmelidirler.
    Başta kadın ve gençlik olmak şartı ile, toplumsal ve siyasal örgütlemenin içinde görev almalı. Kadınlara ve gençlere yönelik bilim, sanat, estetik, edebiyat alanları oluşturulmalıdır. Kadın var oluş kapısı kabul edilir. Genç ise masumo parktır, iktidara bulaşmamıştır. Bu yönüyle hakkın varlığını, kerametini, ruhunu bünyesinde taşır.

    “ÖRGÜTLÜYSEN BİR ŞEYSİN, YOKSA HİÇ BİR ŞEY”

    Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, eğitim özgürlüğü ve demokratik toplum gibi temel talepleri var ve bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için  neler yapılabilir?

    Pir Kete: Eşit yurttaşlık talebi hak bir taleptir, ama eksiktir. Beni kabul et diye gayret etmek tartışılmalıdır. Hangi yurttaş eşittir. Mevcut sistemin mağdurları kendilerini kabul ettirmek için uğraşmamalı. Örgütlenip güç olduklarında, Kendi maddi manevi varlıklarını ahlaki ve politik olarak yaşadıklarında, Nahak anlayışla zihniyet düzeyinde kopuş yaşadıklarında zaten kendilerini savunabilirler. Örgütlülüysen bir şeysin, yoksa hiç bir şey.
    Din derslerinin kaldırılması ciddi bir sorunu çözmez. Devletin ideolojik aygıtları o müfredat boşluğunu doldurur. Diyanet sadece bir dini kurum değildir. Binlerce yıllık erkek egemen anlayışın bir sonucudur. Yüzlerce eli, ayağı olan, inancın tektipleştirilip, erkek egemen hale gelmesinin bütün Toplumsal alan dinsellestirilmeye den dolayı bu ders kaldırıldı sorun çözülmez.

    “DİYANET İKTİDAR İSLAMININ, DEVLET DİNİNİN TEMSİLCİSİDİR”

    Mevcut haliyle Muhammed’i hak İslam anlayışı diyanette temsil edilmektedir. Bizler biliyoruz ki hak kelamı 124 bin nebiden gelerek, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed üzerinde devriye olmuştur. Bu Xızır aklıdır. Xızır aklına bulaşmayan hiç bir kişi peygamber olmamıştır.
    Diyanet doğrudan doğruya iktidar İslamının, devlet dininin temsilcisidir. İslamiyetin demokratik damarını değil emevi anlayışını esas almaktadır. İslamiyet’in Demokratik damarı açısından şirktir. Diyanet işleri başkanlığı, bugüne kadar yaşatılan katliamların, hak ihlallerinin, taciz ve tecavüzlerin, statükonun hangisine karşı gelmiştir.
    Cumhuriyetin kuruluşunun ardından hemen yeni ulus devlet anlayışının zihniyetine göre dini şekillendiren bir devlet kurumudur. İktidarın en önemli kollarından biridir. Asıl amacı yaşatılan zulmü Emevi İslam anlayışı ile kabul ettirmektir. Tekçi zihniyetin ürünüdür. Diyanetin söylemleri ile bu ülkenin ezilen Müslümanları, verilenle yetinen, makul vatandaş olan, ötekiye karşı eli tetikte bekleyen, zulmü görmeyen,duymayan, öğrenemeyen, farklı İnanç, etnik yapı, aşirler, halklar, mezheplere yönelik ötekilestirici politikalar uygulayan devlet aklının din alnındaki kurumudur.

    “SORUN IRKÇI ULUS DEVLET ANLAYIŞINDA YATMAKTADIR”

    Diyanet ve Din kültürü Derslerinin programları ile; Cemaatçi ve aidiyetçi vatandaşlar yetiştirilir. İtaat eden müminler, ses çıkarmayan mümin yurttaş, itaat ekseninde birey, toplum devlet ilişkisi geliştiren bireyler yetiştirmektir. Sorun diyanetin veya din derslerinin programları değildir. Sorun ırkçı, milliyetçi, şeriatçı tekçi ulus devlet anlayışının zihniyetinde yatmaktadır.
    Aleviler yıllarca diyanet ve şeriat karşıtı söylemlerde bulundular. Hatta şeriatın dalga kıranı, laikliğin teminatı haline getirdiler. Aslında böylelikle şeriatçı grupların, hedefi haline de geldiler.
    Alevi inancı nasıl binbir sürek ise, yetmiş iki gülü has bahçede bir araya getirebiliyorsa; Nahak anlayışla mücadele için bütün mazlumlarla bir araya gelebilmeli. Yaşanan sürecin hem mağduru, sanığı ve tanığı olanlarla doğal ittifak haline gelmeli. Başta Kürtler olmak üzere, Kapitalist modernist anlayışın erittikleri ile birleşmenin yoluna gitmelidir. Bu komlaşma cevheri, Fam û Gûmanı Alevi inancında son derecede mevcuttur.

    “HIZIR HAKİKATİ İLE BÜTÜNLEŞİLMELİ”

    Karşıtlık üzerinde kendini tanımlamaktan kurtulmalı, Xızır hakikati ile bütünleşmelidir. Xızır aklı kaostan ve krizden kurtuluşun aklidir. Bütün peygamberler, Hakikat ve özgürlük mücadelesi verenler bu akılla kemalete ermişler. Bu akıl Alevilerin tarihsel hafızasında derinlikli olarak mevcuttur.
    Aleviler, İslam inancındaki demokratik damarla çok rahatlıkla bir araya gelebilirler. Çünkü bütün inançların bir Hakikat paydası vardır. Aleviler hem coğrafya olarak, hemde düşünsel olarak bu paydayla ortak yönleri çoktur. Alevilerin kutsadığı hatta dara duruldugu (Mansur darı) Mansure Hallaç bu gelenekten geliyorlar. Alevilerin duygu hanelerine aldıkları bir çok hakikatçi bu damardan gelmektedir.

    “HAKYOL ALEVİ İNANCI BÜTÜN İKTİDARCI ANLAYIŞLARIN PANZEHİRİDİR”

    Türkiye’deki emek, demokrasi, insan hakları ve özgürlük mücadelesi veren bütün bileşenlerle bir araya gelmeli, hatta bunun motor gücü olmalıdır.
    Bunu ara bilmesi için önce Kendi Hakikati ile bütünleşmelidir. Modernizmin hastalıklarından kurtulmalıdır. Kimseye benzeyerek değil kendi olsa bütün sorunların çözüm gücü olabilir. Alevi Ahlakı ve politik yaşam tarzı bir çok sorunun çözümünü içinde barındırır.
    Hakyol Alevi inancı bütün iktidarcı anlayışların panzehiridir. Bundandır Alevi tarihi katliamlar tarihidir.

    Turabi KİŞİN/PİRHA

    YARIN: DOSYA 21

    İLGİLİ YAZILAR:

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-1

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-2

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-3

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-4

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-5

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-6

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-7

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-8

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-9

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-10

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-11

    Aleviler Alevi örgütlenmesini tartışıyor-12

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-13

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-14

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-15

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-16

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-17

    Aleviler, Alevi Örgütlenmesini tartışıyor-18

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-19

  • ‘Diyanetin fetvalarına hakikatçi İslamcıların karşı çıkması gerekiyor’

    ‘Diyanetin fetvalarına hakikatçi İslamcıların karşı çıkması gerekiyor’

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Temsilcileri, Diyanet’in çocuk evliliğine ilişkin verdiği fetvaya karşı tepkilerini PİRHA’ya anlattı. DAD Temsilcileri, konuya ilişkin “Bütün özgürlük gruplarının, demokrasi güçlerinin her şeyden önce hakikatçi İslamcıların buna karşı çıkması gerekiyor. Bu İslam’ın özüne de aykırıdır” ifadelerini kullandı.   

    Diyanet İşleri Başkanlığı sitesinde yer alan ve 9 ve 11 yaşındaki kız ve erkek çocukların evlenebileceğine dönük açıklamasına Pir Zeynel Kete ile Demokratik Alevi Derneği Temsilcileri Bülent Felekoğlu ve Sümbül Beltir tepkilerini dile getirdiler.

    FETVALAR TEKÇİ ZİHNİYETİN ÜRÜNÜDÜR

    Pir Zeynel Kete konuya ilişkin şunları belirtti:

    “Diyanet’in son fetvaları, bu milleti karanlığa götürüp Emevi-İslam anlayışıyla birleştirmeye çalışan tekçi zihniyetin ürünüdür. Diyanet, çok güçlü bir ideoloji kaynağıdır adeta bir savunma bakanlığı gibi çalışıyor.
    Aleviler Diyanet’ten hizmet almıyor ve almamalıdır. Diyanet’in verdiği fetvanın bizim için bir yaptırımı yok ama ahlaki duruş sergilemek açısından cinsiyet ayrımcı ve masum-u pak olan çocukları hedef göstermesi açısından yanlıştır. Zaten Diyanet’in kendisi yanlış bir kurumdur.
    Aleviler Diyanet’in söylemlerine karşıtlık oluşturmaları gerekiyor ama her şeyden önce bu İslami payda içerisindeki Hak İslam’ı savunanların ciddi bir tepki göstermesi lazım. Bu tepkisellik kadın gruplarıyla, özgürlükçü gruplarla bir araya gelip ciddi boyutuyla düşünülmelidir.”

    DAD Temsilcisi Bülent Felekoğlu, “Öncelikle 9 yaşında evlenilebilir meselesi Hz.Muhammed’in hakikatini saptıran bir yaklaşımdır. Diyanet o iktidarcı Yezid zihniyetinin ihtiyacı olan fetvayı vermiştir. İslam’ın hakikatinde kadına yaklaşım, evlilik yaşı çok net olarak belirtilmiştir. Ayrıca sosyal ve toplumsal yaşam içerisinde bunun yeri yoktur. 9 yaşında evlilik söz konusu değildir” dedi.

    İSLAM’IN HAKİKATİNİ SAVUNANLARIN TEPKİ GÖSTERMESİ GEREKİYOR

    Felekoğlu, Diyanet yaptığı birçok hatanın yenisini yapmıştır. Bugünkü zihniyetin istediği sonucu vermiştir. Bu yönüyle de toplumların ikrarlaşmasıyla yönetilmesi gerekirken bir iktidar aracı haline gelmiştir” diye konuşan Felekoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu fetvanın toplumda bir karşılığı yoktur. Toplumdaki her inançtan ciddi refleks almıştır. Diyanet’e çok net tepki gösterildi. Zaten sonrasında bu değiştirildi. Yapılan haber de refleksleri doğru anlaşarak yaklaşılması gereken bir haberdi. İslam’ın hakikatine doğru yaklaşanların Diyanet’n hem Hz. Muhammed’in hem de Kuran’ın değerlerine hakaretle yaklaşımına karşı bir refleks göstermesi gerekiyor. Bu kendi çocuğuna kendi düşüncene kendi inancına bir hakarettir. Nehakın parasıyla beslenen onun silahını kullanmak istiyor. Nehakın parasıyla maaş alan anlayış en sonunda ona köle oluyor. Dolayısıyla toplum bu köle sistemini, inancı köleleştiren sistemi İslam’ın hakikat değerlerinden çok Muaviye aklıyla araçsallaştırılmış sahi olmayan yönlerini ayıklamakla mükelleftirler.”

    FETVALARIN HİÇBİR İNANÇTA YERİ YOKTUR  

    Diyanet’e tepki gösteren DAD Temsilcisi Sümbül Beltir ise şunları ifade etti:

    “Bu tür konuların gündeme gelmesi başta İslamiyet adına onur kırıcıdır. Ben Kürt Kızılbaş Alevi bir kadın olarak şunu diyorum: Bu söylemlere karşı tepkiyi ilk Hak İslam’ı savunanların vermesi gerekir. Bu tür gündemlerin oluşması çok yıpratıcıdır. 9 yaşındaki çocuklar evlenebilir söylemi İslam’a aykırı bir durumdur. Bunun hiçbir inançta yeri ve sindirilecek bir yanı yoktur.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Pir Zeynel Kete: Ahlak dinselleştirilerek bireyler nesne haline getirilmektedir

    Pir Zeynel Kete: Ahlak dinselleştirilerek bireyler nesne haline getirilmektedir

    PİRHA- Pir Zeynel Kete, Peyik gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı “Din ve Ahlak Bilgisi Dersinin Dayanılmaz Ağırlığı” yazıda, imam hatip liselerinde zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yerine Din ve Ahlak bilgisi dersinin konulmasını, “İtaat dinsel referanslarla, meşrulaştırılmakta, Din ve Ahlâk Bilgisi derslerinde, Ahlak dinselleştirilerek bireyler nesne haline getirilmektedir” diye yorumladı. Kete, “Çok dogmatik bir İslam ve din karşıtlığı, kuru bir red ne insanlığa ne de toplumsal barışa hizmet eder” dedi. 

    Eğitimin, yap-boz tahtasına çevrildiği, liselerin imam hatipleştirildiği, müfredatın Türk-İslam anlayışına göre şekillendirildiği bir sistem Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hayata geçirilmeye devam ediliyor.

    Eğitimci-Yazar Şığh Çoban Ocağı evlatlarından Pir Zeynel Kete, internet gazetesi Peyik’teki köşesinde kaleme aldığı yazıda, eğitim sistemine, eğitim sistemindeki din derslerine ve kültür kelimesinin neden derslerden çıkartıldığını yazdı.

    “MÜFREDATLAR BİR İDEOLOJİYİ MEŞRULAŞTIRMAK İÇİN GÖREV YAPARLAR”

    “Eğitim’in tek tipleştirebileceği gibi, özgürleştirici bir boyutu da vardır” diyen Pir Zeynel Kete şunları yazdı:

    “Eğitim bilgi birikimiyle beraber bir güç de oluşturuyor. Bu manada önemli olan gücün muhtevasıdır. Okullar, müfredat programları bir ideolojiyi, disiplini, görüşü, meşrulaştırmak için görev yaparlar. Çok güçlü bir içsel meşruluk olmazsa inananlar inançları uğruna ölümü göze alırlar mı? Ya da yaşatılan bunca zulme sessiz kalırlar mı? Adil olmayan bu sistem nasıl meşrulaştırılmaktadır?
    Bundan dolayı eğitim ve eğitimle ilgili kurumlar, müfredat üzerinde bunca oyunlar oynanıyor. İktidarcı zihniyetler için eğitim; amaçlarına uygun bireyler inşa etmektir. Bunların elinde eğitim en büyük meşrulaştırıcı araçtır. Özellikle AKP hükümetinin iktidara geldiği günden beri, akşam sabah müfredat programı ile oynamalarının temel nedeni bu gerçekliktir.”

    “EMEVİ İSLAM ANLAYIŞI TOPLUMUN MERKEZİNE YERLEŞTİRİLİYOR”

    Pir Zeynel Kete, “İmam Hatip liselerinde zorunlu Din kültürü ve Ahlâk Bilgisi” dersi kaldırıldı. Bu çok önemlidir. Niye kaldırıldı? Kültür sözüne tahammülleri yoktur. “Kültür ” sözünü kaldırıp ” Din ve Ahlak Bilgisi” olarak dersleştirdiler. “Kültür” kavramına tahammülleri yoktur” diyerek şunları kaydetti:

    “Din ve Ahlâk Dersi ile itaat ekseninde birey, toplum, devlet ilişkisi sağlanmaya çalışılıyor. iktidar ekseninde toplumsal uyum, var olanla yetinme, mevcut düzeni pekiştirici, meşrulaştırıcı bir rol oynamaktadır. Bu dersle, her vatandaş olana razı olma, din, aile ve devlet merkezli bir aklın dışına çıkmaması sağlanır. İslamiyet’in Anti-kapitalist yönünden ziyade, Emevi islam anlayışı, ailenin ve toplumun merkezine yerleştirilmektedir. Böylelikle bireyler önce ailesine karşı aşırı itaatkar, ardında itaat mevcut iktidara yapılmakta ve itaatkar bir toplum var edilmektedir. Din ve Ahlâk Bilgisi derslerinde çok dogmatik Emevi İslam anlayışı devamlı kurumsallaştırıldı. Her dönemde siyasi iktidarlar devletin ideolojik ve zor aygıtlarını kullanarak başta eğitim sistemi olmak üzere, dinî kurumları, kendi ideolojik, siyasal hedeflerine uygun olarak biçimlendirmek için yoğun çalışmalar yaptılar. Bu biçimlendirmenin araçları, figüranları, yöntemleri zamana ve mekâna göre değişse de, senaryosu, yönetmeni, hikmeti, hükümet hiç bir zaman değişmedi. İtaat dinsel referanslarla, meşrulaştırılmakta, Din ve Ahlâk Bilgisi derslerinde, Ahlak dinselleştirilerek bireyler nesne haline getirilmektedir.”

    Son olarak “Bu durumu gerici, ilkel, softa, çağdışı gibi kavramlarla anlatmak, karşıtlık üzerinde siyaset yapmak olayın ciddiyetinin farkında olmamaktır. Çok dogmatik bir İslam ve din karşıtlığı, kuru bir red ne insanlığa ne de toplumsal barışa hizmet eder” diye yazan Pir Kete, “Hem İslamiyet’te hem de diğer dinlerdeki olumlu yanlar, Ahlaki politik yanlar insanlığın ortak mirasıdır” dedi.   (HABER MERKEZİ)

    Yazının tamamı; http://www.peyik.com/din-ve-ahlak-bilgisi-dersinin-dayanilmaz-agirligi-35784.html

     

     

  • Çorum Büyükkeşlik Köyü’nde Abdal Musa Birlik Cemi yapıldı-VİDEO

    Çorum Büyükkeşlik Köyü’nde Abdal Musa Birlik Cemi yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Büyükkeşlik Köyü’nde ilk defa pir – mürşit ve talibin bir araya geldiği Abdal Musa Birlik Cemi yapıldı.

    HABERİN VİDEOSU

    Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Büyükkeşlik Köyü’nde Pir-mürşit ve talibin buluştuğu Abdal Musa Birlik Cemi yapıldı.
    Sabah kurban kesimiyle başlayan etkinlik pirlerin köyde bulunan Nesimikeşlik türbesini ziyaretiyle devam etti. Türbe ziyaretinde Şıh Çoban Ocağı evlatlarının Çorum’a nasıl ve neden geldikleri ile tarihi süreçlerinden bahsedildi.

    CEM CANLARDAN RIZALIK ALINARAK BAŞLADI

    Büyükkeşlik Köyü Derneği ve yazar Mehmet Kabadayı’nın katkılarıyla düzenlenen ceme köy halkının da kaıtlımı yoğundu.
    Ceme Şıh Çoban Ocağı’nın Çorum’da bulunan Nesimi Dede kolu, Dersim’de bulunan kolunun pirleri Pir İbrahim Kete ve oğlu Pir Zeynel Kete ve mürşit piri olan Ağuçan Ocağı pirlerinden Mustafa Işık katıldı.
    Cemde posta Şıh Çoban Ocağı pirleri Karip Aygün, İbrahim Kete, Zeynel Kete ve Ağuçan Ocağı Piri Mustafa Işık oturdu. Cem, canlardan rızalık alınarak başlatıldı. Deyişlerin, duaz imamların okunduğu cemde Alevi erkanına göre kurban tekbirlemesi de yapıldı.

    “VERDİĞİMİZ MÜCADELE HAKİKAT MÜCADELESİDİR”

    Pir İbrahim Kete pir-talip ilişkisine değinerek “Biz bir bütünüz. Biz birbirimizi var eden değerleriz. Bu değerlerimize sahip çıkalım. Verdiğimiz mücadele hakikat mücadelesidir” dedi.
    Toplumsallaşmanın önemine vurgu yapan Pir İbrahim Kete, toplumsallaşma olmasaydı bu kadar asimilasyon politilaklarına rağmen bu yolun süremeyeceğini belirtti. Aleviliğin ocak kültürüyle var olduğunu berliten Pir İbrahim Kete, pir-talip ilişkisinin de ocak kültüründen ayrı ele alınamayacağını kaydetti.

    “ALEVİ İNANCI KADINSIZ BIRAKILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Kutsal mekanlara, ziyaretlere, analara yapılan zulümlere değinen Pir Zeynel Kete ise yolun Ana Fatma ile başladığını, Reya Haq inancında yolun kadın olduğunu, Alevilikte var olan 5 dardan birisinin Ana Fatma darı olduğunu kaydetti. Alevi erkanında dara kalkan bir kadını bir erkeğin kolay kolay yargılayamadığını söyleyen Pir Zeynel Kete bugün Alevi inancının kadınsız bırakılmaya çalışıldığını ifade etti.
    Yolun ikrar ve rızalıkla başladığına vurgu yapan Pir Zeynel Kete, birlik cemlerinde ikrar ve rızalığın tazelenmesi gerektiğini belirtti.

    Suay ABAK/ÇORUM