Etiket: pirha dersim

  • Dersim’de tutuklamaya tepki: Diren Keser’e verilen ceza özgür basına verilmiştir -VİDEO

    Dersim’de tutuklamaya tepki: Diren Keser’e verilen ceza özgür basına verilmiştir -VİDEO

    PİRHA- Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle aldığı hapis cezası onandığı için cezaevine gönderilen PİRHA Mersin Muhabiri Diren Keser için Dersim’de gazeteciler açıklama yaptı. Açıklamada, “Meslektaşımız ve mesai arkadaşımız Diren Keser’e verilen ceza esasında özgür basına, doğru habere, muhalefetin sözüne, habercilik kimliğine verilmiş bir cezadır” denildi. 

    PİRHA Mersin Muhabiri Diren Keser, daha önceki yıllarda hakkında, sosyal medya ve haber paylaşımları nedeniyle açılan davada aldığı hapis cezasının Yargıtay’da onanması sonucu, önceden herhangi bir bildirim yapılmadan evinden gözaltına alındı ve tutuklanarak Tarsus Kampüs Cezaevi’ne gönderildi.

    Dersim’deki gazeteciler bugün Diren Keser için Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Kentteki sivil toplum kuruluşu temsilcileri, DEM Parti Dersim Belediyesi Eş Başkan Adayı Cevdet Konak ve çok sayıda gazetecinin katıldığı açıklamayı PİRHA Dersim Muhabiri Eyüp Hanoğlu okudu.

    “ŞEFFAFLIK VE HAKKANİYETİN KOŞULU BİLGİ EDİNME ÖZGÜRLÜĞÜDÜR”

    Gazeteci Diren Keser’in, haber değeri olan sosyal medya paylaşımları sebebi ile yargılandığını ve iktidarın rahatsız olacağı haberler yapması sebebi ile propaganda suçlamasıyla ceza aldığını belirten Eyüp Hanoğlu, “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun gereği olarak en önemli özgürlüklerden biridir. Demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü kabul etmiş devletlerde şeffaflık, kamu hizmetlerinde halka yakınlık, hakkaniyet gibi meselelerin hayata geçirilmesinin esas koşullarından biri, bilgi edinme özgürlüğü olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

    PİRHA’nın, başta Alevi haber ve gündemleri olmak üzere, Alevilerin yaşadığı kentler dahil, toplumsal ve demokratik hak arayışlarını gündemleştiren bir haber ajansı olduğuna dikkat çeken Hanoğlu, “Alevilerin ve tüm diğer kesimlerin, hiçbir dış baskıya maruz kalmadan, tüm diğer inançlar gibi kendi inançlarını yaşama doğrultusunda verdiği hak arayış mücadelesini, gündemlerini gazetecilik mesleğinin etik değerleriyle kamuoyuna taşıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

    “DİREN KESER’E VERİLEN CEZA ÖZGÜR BASINA VERİLMİŞTİR”

    Siyasal, sosyal ve hukuksal alanda büyük bir krizin yaşandığı günümüzde iktidarın, bu krizin çözümüne yardımcı olmak ve nefes alma kanallarını açmak yerine, yargı eliyle, eşitlik, özgürlük, adalet ve barış isteyen, Hakk mücadelesi veren bütün kesimleri susturmaya çalıştığını ifaden eden Hanoğlu, “Bunun en yoğun halini yaşayan kesimlerden bir tanesi de basın emekçileri! Halkın haber alma hakkını savunan, doğru bilgi vermeyi ilke edinen bizler, devletin ve iktidarın hedef tahtasında her daim bulunur vaziyetteyiz. Meslektaşımız ve mesai arkadaşımız Diren Keser’e verilen ceza da esasında özgür basına, doğru habere, muhalefetin sözüne, habercilik kimliğine verilmiş bir cezadır” dedi.

    “BUNU HİÇBİR KİTAP, HİÇBİR İNANÇ KABUL ETMEZ”

    PİRHA Dersim Muhabiri Eyüp Hanoğlu açıklamaya şöyle devam etti:

    “Çarşamba gecesi, ‘bildirim yapılmadan yakalama işlemi yapılmasının dürüst işlem ilkesine aykırı olduğunun’ avukatlar aracılığıyla belirtilmesine rağmen, hiçbir ilke tanınmadan, bildirimsiz yakalama işlemi yapılan Diren Keser yalnız değildir! Cezaevine girecek bir insanı, en azından hazırlık ve ailesinin temel ihtiyaçlarını gidermesi için birkaç gün müsaade tanımadan apar topar alıp cezaevine göndermek, kelimenin tam anlamıyla zulümdür. Bunu hiçbir kitap, hiçbir inanç kabul etmez.

    “VERİLEN KARARIN UYGULANMA ŞEKLİ ADİL DEĞİL, VİCDANİ DEĞİL”

    Öte yandan arkadaşımızın, sosyal medya haberciliği sebebi ile cezanın alt sınırının çok üstünde bir hüküm ile karşı karşıya bırakılması ile birlikte düşündüğümüzde; verilen bu karar ve bunun uygulanma şekli adil değildir, vicdani değildir, insani değildir.

    “YAPILAN MUAMELEYİ KABUL ETMİYORUZ”

    Bizler, mesleğimizin ilkeleri önde olmakla beraber aynı zamanda düşünce ve ifade özgürlüğünü, vicdanı savunanlar olarak bu muameleyi kabul etmiyoruz. Bu artık sadece politik değil insani bir soruna dönüşmüştür. Diren Keser için buradayız. Burada olmaya devam edeceğiz.
    Düşünce ve ifade özgürlüğü engellenemez! İnsani ve vicdani değerler bu kadar ayak altına alınamaz. Özgür basın susturulamaz!”

    PİRHA/DERSİM

  • Eğitim Sen Dersim: Öğrenciler dinci tarikat ve cemaatlerin kucağına itiliyor-VİDEO

    Eğitim Sen Dersim: Öğrenciler dinci tarikat ve cemaatlerin kucağına itiliyor-VİDEO

    PİRHA-ÇEDES projesi kapsamında, imamların okullara ‘manevi danışman’ olarak atanmasına tepki gösteren Eğitim Sen Dersim Şubesi bir açıklama yaptı. Açıklamada laik yaşam, laik eğitim ve eşit yurttaşlık talep edildi.

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” projesine tepkiler gelmeye devam ediyor. İmam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu öğretmenlerinin öğrencilere; ‘manevi danışman’ olarak atanmasına karşı Eğitim Sen Dersim Şubesi Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı Hüseyin Kasun okudu.

    “PROJE LAİK EĞİTİM VE LAİK YAŞAM TARZINI HEDEF ALIYOR”

    Eğitim sisteminin ve toplumsal yaşamın bütün alanlarını dini kural ve değerler doğrultusunda yeniden biçimlendirmek isteyen siyasi iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın, laik eğitim ve laik yaşama açıkça meydan okuyan adımlar atmayı sürdürdüğünü ifade eden Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı Hüseyin Kasun, “Bugüne kadar eğitim alanında Millî Eğitim Bakanlığı ile başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, dini vakıf ve dernekler arasında çok sayıda iş birliği protokolü imzalanmış, okullar dini dernek ve cemaatlerin temel faaliyet alanları halinde getirilmiştir. Geçtiğimiz yıllar içinde eğitimi dinselleştirme süreci adım adım ilerlerken, doğrudan laik eğitimi ve laik yaşam tarzını hedef alan uygulamalar her geçen gün artmaktadır” dedi.

    ÇEDES kapsamında bir süredir ülke çapında toplantılar yapıldığını ve çeşitli kararlar alındığını belirten Kasun, ÇEDES’le ilgili şu değerlendirmelerde bulundu.

    “Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES Projesi, laik-bilimsel eğitim anlayışına ve pedagoji bilimine aykırı bir içerikte hazırlanmıştır. ÇEDES ile vaiz, imam hatip ve Kur’an kursu öğreticilerinin, İlahiyat Fakültesi mezunlarının eğitim kurumu olan okullarda ‘manevi danışman’ olarak görev yapmalarının önü açılmış, başta İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere, çeşitli illerde görevlendirmeler yapılmıştır.

    “ÖĞRENCİLER DİNCİ TARİKATLARIN KUCAĞINA İTİLİYOR”

    Manevi danışmanlarla öğrencilerin okul dışında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı kamplarında buluşmaları, okullardaki koordinatör öğretmen ve Gülen cemaatinin “abla ve ağabeyleri” gibi koordinatör öğrencilerle dini telkinler yapan “değerleri eğitimi” çalışmalarına katılmaları hedeflenmektedir. ÇEDES projesi üzerinden öğrencilerin dinci tarikat ve cemaatlerin kucağına itilmesine seyirci kalmamız mümkün değildir.

    ÇEDES Projesi iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Siyasi iktidarın, bugüne kadar yaptığı gibi, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ederek okullarda öğrencilere belli bir dinin ve mezhebin etrafında şekillenen ‘manevi değerleri’ aktarmak istemesi kabul edilemez”

    “ÇEDES FARKLI İNANÇTAN ÖĞRENCİLERE YÖNELİK BİR DAYATMADIR” 

    Laiklik ilkesi ve laik eğitimin toplumdaki farklı inanç, mezhep, kimlik, cinsiyet ve cinsel kimlikler ile inananlar ve inanmayanların bir arada barış içinde yaşayabilmeleri için son derece önemli olduğunu ifade eden Kasun, açıklamanın devamında şunları dile getirdi.

    “Eğitim sisteminde ve genel olarak toplumsal yaşamda iktidarın kendi dünya görüşüne ve yaşam tarzına uygun nesiller yetiştirme yönündeki uygulamaları tüm topluma yönelik fiili bir baskı ve dayatma haline gelmiştir. Bu konuda mesai saatlerinin okul ders planlarının Cuma namazı saatlerine göre düzenlenmek istenmesi, karma eğitim ilkesinin ihlal edilmesi, kız okullarının açılmak istenmesi ve benzeri girişimler kabul edilemez.

    Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmaz. Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri tüm okullarda ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması farklı inançtan öğrencilere yönelik açık bir dayatmadır.

    “ÇEDES PROJESİ LAİKLİĞE AYKIRIDIR”

    Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, işyerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi bu yönüyle hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırıdır.

    Türkiye’de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik her türlü uygulamadan derhal vazgeçilmelidir.

    “LAİK EĞİTİM, LAİK YAŞAM VE EŞİT YURTTAŞLIK İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM”

    Çocuklarımızın ve öğrencilerimizin siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirilen ÇEDES ve benzeri projelerin parçası haline getirilmesini istemiyoruz. Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizin, velilerimizin ve demokratik kamuoyunun ortak ve güçlü bir tutum alması önemlidir.

    Okullarımızın dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün eğitim ve bilim emekçilerini, öğrenci ve velilerimizi birlikte mücadeleye davet ediyoruz.

    Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerekirken ÇEDES gibi projelerle çocuklarımızı ayrıştırmak isteyenlere karşı mücadelemiz kesintisiz olarak sürecektir”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Dersim’de 1 Mayıs açıklaması: İş ve aşımıza sahip çıkıyoruz-VİDEO

    Dersim’de 1 Mayıs açıklaması: İş ve aşımıza sahip çıkıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 1 Mayıs İşçi Bayramı’na yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Eşitliğin özgürlüğün barışın laikliğin hakim olduğu gündüzlerinde işsiz kalınmayan gecelerinde aç yatılmayan bir ülke istiyoruz” denildi.  

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde 1 Mayıs’a yönelik Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KES) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı sendika üyeleri ile çok sayıda siyasi parti temsilcisi, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Baro Başkanı Kenan Çetin, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Alican Önlü ile yurttaşlar katıldı.

    Kürtçe, Türkçe, Ermenice “Yaşasın 1 Mayıs” pankartının asıldığı, “İş ve aşımıza sahip çıkıyoruz”, “İstanbul Sözleşmesi bizimdir”, “Yaşasın 1 Mayıs”, “Güvencesiz kapatmaya hayır”, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” dövizlerinin taşındığı etkinlikte “Birlik, mücadele, zafer”, “Emek iktidara”, “Yaşasın 1 Mayıs” sloganları atıldı.

    Basın açıklaması 1 Mayıs 1977’de katledilen 34 yurttaş adına saygı duruşu ile başladı.

    “GÜNDÜZLERİNDE İŞSİZ KALINMAYAN, GECELERİNDE AÇ YATILMAYAN BİR ÜLKE İSTİYORUZ”

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel Sen) Dersim Şube Başkanı Mazlum Doğan, “Eşitliğin özgürlüğün barışın laikliğin hakim olduğu gündüzlerinde işsiz kalınmayan gecelerinde aç yatılmayan bir ülke istiyoruz” dedi.

    “SERMAYEYE DUR DİYECEĞİZ”

    Ardından söz alan DİSK Genel İş Sendikası Temsilcisi Umut Balıkçı, iş ve emek mücadelesine dönük tüm baskılara rağmen demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak, “Sermayeye dur diyeceğiz, geçit vermeyeceğiz. Neoliberal kamusal sağlığın ne kadar zayıflatıldığını ve bu halin halk sağlığı sorunu oluşturduğunu gördük, görüyoruz. Yapılan tahminlere göre, salgın ile birlikte 119 ile 124 milyon kişi aşırı yoksulluk çeken kişiler arasına katıldı. Covid-19 salgını eşitsizliği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi” dedi.

    “ALEVİLERE DÖNÜK SOYKIRIM GERÇEKLEŞTİRİLMEK İSTENİYOR”

    HDP Milletvekili Alican Önlü ise Kütçe ve Türkçe yaptığı konuşmasında, iktidarın halka, kadına, doğaya ve yaşama karşı kesintisiz saldırı içinde olduğuna dikkat çekerek mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu. Alican, “40 yıldır tekçilik, inkarcılık ve savaşlarla trilyon dolarlar harcadılar. Kadın, emek, doğaya, Alevilere dönük soykırım gerçekleştirilmek isteniyor. O nedenle biz bu soykırımlara karşı ortak mücadele oluşturmalıyız. Ancak bu saltanatın sonunu getirebiliriz. Yaşasın 1 Mayıs. Günümüz kutlu olsun. Direnişle… ” ifadelerini kullandı.

    Alican Önlü’nün konuşmasının ardından 1 Mayıs’ta yaşamını yitirenler adına Seyit Rıza büstü önüne konulan “1 Mayıs 1977 yitirdiklerimizi anıyoruz” pankartına karanfiller bırakıldı.

    Açıklama, sloganlar ve şarkılar eşliğinde durulan halaylar eşliğinde son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD Genel Merkezi DAD ve Düzgün Baba Cemevi gibi Alevi kurumlarıyla ilişkilenmeyi yasakladı

    PSAKD Genel Merkezi DAD ve Düzgün Baba Cemevi gibi Alevi kurumlarıyla ilişkilenmeyi yasakladı

    PİRHA- Dün Düzgün Baba Cemevinde Hasret Gültekin anıtına ilişkin yaşanan gelişmeler üzerine halka açık yapılan toplantıdan sonra PSAKD’den ikinci açıklama geldi. Oldukça sert olan açıklamada Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’ne ilişkin ağır eleştirilerin yanısıra bu kurumlarla ilişkilenecek PSAKD yönetici ve üyelerinin disiplin cezasıyla cezalandırılacağına dair karar aldıklarının altı çiziliyor.

    Cumartesi günü Düzgün Baba Cemevinde Hasret Gültekin anıtına ilişkin yaşanan gelişmeler üzerine halka açık yapılan toplantıdan sonra PSAKD’den ikinci açıklama geldi. Açıklamada Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’ne ilişkin ağır eleştirilerin yanısıra bu kurumlarla her türlü ilişkinin bitirildiğine ve bu kurumlarla ilişkilenecek PSAKD yönetici ve üyelerinin disiplin cezasıyla cezalandırılacağına dair karar aldıklarının altı çiziliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi’nin açıklamasını olduğu gibi veriyoruz:

    BASINA VE KAMUOYUNA
    2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz Hasret Gültekin’in anıtının Nazımiye Düzgün Baba Cemevinde daha önce açılışı yapılacağı duyurulduğu halde daha sonra açılışın iptal edilmesi, Hasret Gültekin’in anıtının ve 33 canımızın isimlerinin bulunduğu kaideden kaldırılması ile ilgili yaşanan süreçte örgütümüze ve Hasret Gültekin’in ailesine dönük çeşitli mecralarda eleştirinin ötesine taşan ve iyiden iyiye vicdanları yaralayan saldırgan yorumlara dair görüşlerimizi şu şekilde ifade etmek isteriz:

    Önceki açıklamamızda da belirttiğimiz gibi Hasret Gültekin’in anıtının kaldırılması bizim için asla kabul edilebilir değildir. Bu tavır sadece Hasret Gültekin’in hatırasını değil Sivas’ta katledilen bütün canlarımızın hatıralarını incitmiş ve onların ailelerini de derinden yaralamıştır. Bu anıt bizim talebimizle veya ailenin talebiyle değil tamamen ilgili Cemevinin kararı ve inisiyatifiyle yaptırılmıştır. Bu karar doğrultusunda anıt alana dikilmiş ve açılış için tarih bile ilan edilmiştir. Ve burada birkaç güne değil yıllara yayılan bir süreç söz konusudur. Yani bu konuyu düşünüp tartışmak ve hayata geçirmek için fazlasıyla zaman olmuştur. Nitekim en son aşamaya gelinceye kadar bir sorun yaşanmamış, anıt yapılmış, anıtın yeri hazırlanmıştır.

    Anıtın açılış tarihi de ilan edilmiştir. Tekrar söylüyoruz bizim örgütümüzün veya ailenin anıt yapılması gibi bir talebi olmamıştır. Ancak yıllara yayılan süreç içinde anıtın yapılacağı kararı alınmış, hayata geçirilmiş ve açılış tarihi ilan edilmiştir. Bu da tamamen ilgili Cemevinin kendi iradesiyle olmuştur. Ancak bütün bu süreçler yaşandıktan sonra anıtın kaldırılması bizim için asla kabul edilebilir değildir. Deyim yerindeyse bu iş çocuk oyuncağı değildir. Söz konusu olan milyonlarca Alevi canımızın gönlünde özel bir yeri olan Hasret Gültekin’dir. Hasret Gültekin bu toprakların sayılı ozanlarındandır. Genç yaşına rağmen kültürümüze ve yolumuza unutulmayacak katkılar yapmıştır. Yol uğruna canını vermiştir. Hasret Gültekin sadece Aleviler için değil ilerici-demokrat-çağdaş bütün toplum kesimleri için önemli bir isimdir. Şimdi siz kalkıp böyle bir değerin önce “anıtını yapıyoruz” deyip sonra “vazgeçtik, kaldırıyoruz” diyemezsiniz. Böyle gayrı ciddi ve umursamaz tavırlar içine giremezsiniz. Eğer anıt yapılması kararı alındıysa, anıt yapıldıysa ve açılış tarihi ilan edildiyse anıtı oraya dikmek zorundasınız. 33 canımızın isimlerini indirildiği kaideye yerleştirmek zorundasınız. Bunun dışında başka bir alternatif örgütümüz ve Gültekin ailesi için asla söz konusu olamaz.

    Anıtın kaldırılmasıyla ilgili olarak örgütümüzün ve ailemizin verdiği haklı tepkilere dair yorumlara ve açıklamalara baktığımızda, yola dair ciddi bir zihniyet değişiminin kullanılan dile de yansıdığını görüyoruz. İslamcı ve Şiacı literatürden devşirme birtakım kavramlarla yazılan, birbirinden kopuk, dağınık, iç bütünlüğü olmayan, ne dediği anlaşılamayan, felsefi anlamda tutarsız bir cümleler yığınıyla karşılaştık. Sürekli her yerde ve konu ne olursa olsun her ortamda tekrarlanan, ezbere birtakım cümle kalıplarının metinlere ilgili ilgisiz boca edildiği anlaşılıyor. Kendileri de kullandıkları terimlerin tam olarak hangi anlama geldiğini, hangi bağlamlarda nasıl kullanılması gerektiğini bilmedikleri için hem yazanların hem de okuyanların anlayamadıkları garip ve karışık bir metin ortaya çıkmış.

    Alevilik geçmişe elbette bakar. Geçmiş dönemlerin bilgelik kaynaklarına değer verilir. Zengin halk söylencelerimizin içerdikleri derin anlamlar tükenmez bir kemalat kaynağıdırlar. “Yol bir sürek binbir” düsturuyla Aleviler Dersim’den Ege’ye, Karadeniz’den Toroslara, Diyarbakır’dan Trakya’ya, Sivas’tan Ardahan’a kadar farklı yaşam tarzlarıyla ve kültürlerle çoğalan ama özündeki birliği koruyan son derece zengin ve derinlikli bir mirası devralmışlardır. Bu yörelerin hepsi Alevilik için ayrı ayrı çok özel ve değerlidir. Hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü yoktur. Diğer yandan Alevîlik geçmişin değerli yönlerini almakla birlikte geçmişe takılıp kalmaz. Geçmişin bilgeliğini gelecekle buluşturur. Bu yüzden Alevîlik çağdaşlığı esas alır. “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” anlayışıyla akla, bilime, felsefeye, eleştirel ve sorgulayıcı düşünsel tavra büyük önem verir. Alevilik yenilemeden, çağdaşlaşmadan, aydınlanmadan yanadır. Alevilik değişime ve dönüşüme inanır. Aleviler hiçbir çağda sarayın ağdalı dilini kullanmamışlardır. Halkın anlayacağı duru ve sade bir dil kullanmışlardır. Ozanlarımızın ve âşıklarımızın deyişlerine ve şiirlerine baktığımız zaman bunu açıkça görürüz. Alevilik birtakım çağdışı batıl anlayışların, dogmaların, sorgulanmamış önkabullerin cenderesine sokulamayacak kadar zengin, derin, yenilikçi ve evrensel bir kültür ve yaşam tarzıdır.

    Maalesef Alevîlik adına hareket ettiğini iddia eden ama Aleviliğin özünden uzaklaşmış, İslamcı ve Şiacı birtakım anlayışların etkisi ve yönlendiriciliği altına girmiş; çağdışı, feodal, yöre milliyetçiliği yapan bir cenah Hasret canımızın anıtını hedef alarak onu yerinden sökmüştür. Böylece Sivas‘ta katledilen canlarımızın aziz hatıralarını bir kez daha incitmişlerdir. Ailelerimizi derinden üzmüşlerdir.

    Ancak bu cenah yaptıkları yetmezmiş gibi bir de yaygarayla üste çıkmaya çalışmakta ve suçlarını örtbas etmeye çalışmaktadırlar. Şimdi bu anıtı hedef alanlara soruyoruz: Madem Hasret’in anıtının bölgenin kutsallığını bozduğunu söylüyorsunuz. Peki o zaman o Cemevinin orada ne işi var? Oradaki büyük kurban rantı da mekânın kutsallığını bozmuyor mu? Dersimin kutsal kabul edilen bütün mekanların önü, arkası, sağı solu yollarla, barajlarla ve çeşitli yapılarla doldurulmuş. Dersimin her tarafında inşaat şantiyeleri var. Yapılan barajlardan Dersim’in suları kurudu. Gidip bunları da Hasret’in anıtı gibi kaldırabiliyor musunuz? Yoksa bunlar mekânın kutsallığına zarar vermiyorlar mı? Eğer siz gidip bunları kaldıramıyorsanız Hasret’in de anıtına dokunamazsınız. Gücünüz sadece Hasret’in anıtına mı yetiyor?
    Bütün bunlar yetmezmiş gibi aynı çevreler bir de Alevi halkının piri ve önderi Hacı Bektaş Veli’ye de dil uzatmaktan çekinmemişlerdir. Alevilerin gözbebeği olan Serçeşme Dergahı’nı konuyla hiç ilgisi olmamasına rağmen hedef alarak nefretlerini kusmuşlardır. 72 millete tek nazarla bakılmasını öğütleyen; dili, dini, inancı, cinsiyeti, kimliği ne olursa olsun insanı merkeze alan; barışı, eşitliği, kardeşliği savunan, hümanist ve aydınlanmacı görüşleriyle bütün dünyanın örnek aldığı bir bilge olan Hacı Bektaş Veli’nin hatırasına saldırıp onu Türk İslamcı olarak göstermeye çalışacak kadar çukurlaşan bir zihniyete diyecek bir şey bulamıyoruz. Onları kendi şoven ve ilkel feodal dünyalarıyla baş başa bırakıyoruz.
    Hasret canımızın anıtının kaldırılması ve onun nezdinde Sivas’ta katledilen canlarımızın aziz hatıralarının incitilmesinin, ailelerimizin yüreklerinin kanatılmasının sorumluları Nazımiye Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’dir. Bu kurumlar tüm çözüm çabalarımıza rağmen yukarıda detaylı bir şekilde anlattığımız çarpık zihniyetleri nedeniyle hiçbir uzlaşmaya yanaşmamışlardır. Örgütümüz ve aile için geçerli olan çözüm anıtın yerine tekrar dikilmesi ve 33 canımızın isimlerinin indirildikleri kaideye tekrar yerleştirilmeleridir. Bunun dışında heykelin o topraklardan çıkarılarak başka bir yere, Nazımiye veya Dersim merkeze dikilmesine asla razı olmadığımızı, eğer böyle bir girişim söz konusu olursa bulunduğumuz bütün yerellerde halkımıza bu iki örgütü teşhir edeceğimizi bildiririz. Nazımiye ve Dersim Belediyelerine de çağrımızdır: Heykelin bu bölgelere dikilmesi gibi etik dışı bir girişime alet olmayın, izin vermeyin.
    Son olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak Nazımiye Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri ile her türlü ilişkiyi kestiğimizi ilan ediyoruz. Bu iki örgütle genel merkezimiz ve yerellerimiz hiçbir şekilde temas kurmayacaklardır. 2 Temmuz anmaları başta olmak üzere örgütümüz tarafından düzenlenecek olan anmalara ve etkinliklere bu kurumlar hiçbir şekilde dahil edilmeyeceklerdir. Bu kurum yöneticileriyle hiçbir şekilde ikili ilişkiler kurulmayacaktır. Hiçbir tartışmaya veya diyaloğa girilmeyecektir. İkili bir şekilde bu kurumların yöneticileriyle görüşen yöneticilerimiz ve üyelerimiz hakkında derhal disiplin işlemi yapılacaktır. Bahsedilen kurumların yöneticilerinin örgütümüzün şubelerine ve genel merkezine girmelerini istemiyoruz. Bu kurumların dışında Hasret Gültekin canımızın anıtına yapılan bu çirkin muameleyi haklı bulan tüm kişi ve kurumların da benzer yaptırımlarla karşı karşıya kalacaklarını bildiririz. Hasret Gültekin’in anıtı yerine tekrar dikilip tarafımıza samimi bir özeleştiri verildiği takdirde aldığımız bu kararların tekrar gözden geçirileceğinin bilinmesini isteriz. Bahsi geçen kurumlar örgütümüzle sadece taleplerimizi yerine getirdikten sonra ilişki kurabileceklerdir.
    Bütün halkımıza ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.

    (HABER MERKEZİ)