PİRHA- Fransa’nın Sarcelles kentinde bulunan Alevi Anıtı önünde, 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen resmi anma töreninde yaşamını yitirenler anıldı. Sarcelles Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen programa çok sayıda Alevi kurumu, demokratik kitle örgütü ve siyasi temsilci katıldı.
Fransa’nın Paris’e bağlı Sarcelles kentinde bulunan Alevi Anıtı önünde, 2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas Madımak Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla geleneksel resmi anma töreni düzenlendi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Sarcelles Belediyesi tarafından gerçekleştirilen anmada, Madımak’ta yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı ve yurttaş anıldı.
Anma törenine Alevi kurumlarının yanı sıra çok sayıda dost kurum ve kuruluş da katıldı. Belediye temsilcileri, milletvekilleri, MARDEF, PAZEM, Keldani Süryani Derneği, Ermeni toplumunun temsilcileri ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu anmada yer aldı. Anma programının hazırlığı Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) tarafından gerçekleştirildi.
MADIMAK’TA YAŞAMINI YİTİRENLERİN ANISINA ÇELENK
Tören kapsamında 20’den fazla kurum ve kuruluş, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anısına Alevi Anıtı’na çelenk bıraktı. Çelenk sunumunun ardından semah dönüldü ve katılımcılar yaşamını yitirenleri saygıyla andı.
Programda ayrıca gençler tarafından günün anlam ve önemini anlatan anma metni Fransızca olarak okundu. Okunan metinde, Madımak Katliamı’nın unutulmaması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması gerektiği vurgulandı.
Törende, Madımak Katliamı’nın hafızalarda canlı tutulmasının, adalet mücadelesinin sürdürülmesinin ve toplumsal barışın güçlendirilmesinin önemine dikkat çekildi.
PİRHA- İstanbul Varto Derneği ve Varto Der Gazi Şubesi adına açıklama yapan Ayfer Altun, Muş’un Varto ilçesinde jeotermal enerji santrali (JES) projelerine karşı 22 Ocak’tan bu yana sürdürülen direnişin büyütülmesi çağrısında bulundu. Altun, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerini Varto halkının mücadelesiyle dayanışmaya davet etti.
Muş’un Varto ilçesinde yaşam alanlarını, tarım ve hayvancılığı, su kaynaklarını ve doğayı tehdit ettiği belirtilen jeotermal enerji santrali (JES) projelerine karşı sürdürülen direnişe destek çağrısı yapıldı.Demokratik Alevi Derneği (DAD) İstanbul Şubesi’nde İstanbul Varto Derneği ve Varto Der Gazi Şubesi tarafından ortak yapılan açıklamayı Varto Ekoloji Platformu adına Ayfer Altun yaptı.
Altun, JES çalışmalarının başlayacağı ve ilk sondajın yapılmasının planlandığı kritik bölgede kurulan direniş çadırında aylardır kesintisiz nöbet tutulduğunu ifade etti. Çadırın yalnızca bir nöbet alanı olmadığını belirten Altun, “Burası gecesini gündüzüne katanların, karşılık beklemeden emek verenlerin yazdığı büyük bir dayanışma hikâyesine, halkın sesinin ve hafızasının kalbine dönüştü” dedi.
Çadır nöbetlerinin köylerden oluşturulan nöbet listeleri ve seçilen nöbetçi köyler aracılığıyla sürdürüldüğünü belirten Altun, mücadele alanının her gün dayanışma ziyaretleriyle büyüdüğünü kaydetti.
“ÇALIŞMA YÜRÜTTÜĞÜNÜZ HER YERDE BİZİMLE OMUZ OMUZA OLUN”
Siyasi partilere ve demokratik kitle örgütlerine seslenen Altun, Varto’da yükselen direnişin sahipsiz bırakılmaması gerektiğini söyledi. Varto’daki doğa mücadelesinin her sokakta, her mahallede ve çalışma yürütülen tüm alanlarda gündeme taşınmasını isteyen Altun, kurumların kürsülerini, bildirilerini, sosyal medya hesaplarını ve saha çalışmalarını Varto halkının JES karşıtı mücadelesini duyurmak için kullanmalarını istedi.
Altun ayrıca örgütlü olunan tüm platformlarda Vartolularla iletişim kurulması, ortak mücadele araçlarının geliştirilmesi ve doğa mücadelesinin birlikte büyütülmesi çağrısında bulundu.
“BU SADECE DOĞANIN TAHRİBATI DEĞİL, EKOLOJİK KIRIMDIR”
Açıklamada, ülkenin birçok bölgesinin yabancı şirketler ve onların yerli iş birlikçileri aracılığıyla talana açıldığı belirtilerek, tarım ve hayvancılığın yok olma noktasına getirildiği ifade edildi. Atalardan miras kalan yaşam alanlarının ve kutsal mekanların hiçbir hukuki sınır gözetilmeden ranta kurban edildiğini belirten Altun, yaşananların yalnızca doğanın tahribatı olmadığını, aynı zamanda bir ekolojik kırım anlamına geldiğini söyledi.
Altun, bölgenin insansızlaştırılmak istendiğini, yerel halkın yurdundan edilerek yoksulluğa ve ucuz iş gücüne mahkum edilmek istendiğini belirterek, “Buna asla izin vermeyeceğiz” dedi.
“62 GÜNDÜR DİRENİŞ ÇADIRINDA NÖBET TUTULUYOR”
Varto halkının toprağına, suyuna ve geleceğine sahip çıktığını vurgulayan Altun, iki aydır, 62 gündür köylüler ve doğa savunucularının canlarını ortaya koyarak direniş çadırında gece gündüz nöbet tuttuğunu söyledi.
Direnişin kararlılıkla süreceğini ifade eden Altun, tüm demokratik kamuoyunu Varto halkıyla omuz omuza mücadele etmeye çağırdı.
PİRHA- Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Ilıpınar (Çerme) köyünde bir araya gelen ekoloji platformları, jeotermal enerji projelerine karşı basın açıklaması düzenledi. ÇERME Ekoloji ve Doğa Platformu Sözcüsü Mehmet Dinler, bölgede planlanan JES projelerinin su kaynaklarını, tarım alanlarını ve yaşamı tehdit ettiğini belirterek, “Doğayı savunmak yaşamın kendisini savunmaktır” dedi.
Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Ilıpınar (Çerme) köyünde ÇERME Ekoloji ve Doğa Platformu (ÇEDEF), Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu, Kanireş Ekoloji Platformu, Varto Ekoloji Platformu ile Karlıova-Yedisu İlçelerini Kültür ve Dayanışma Derneği’nin çağrısıyla jeotermal enerji projelerine karşı basın açıklaması ve halk buluşması gerçekleştirildi.
Basın açıklamasına DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, DEM Parti Bingöl Milletvekili Faruk Hülakü, bölgedeki ekoloji platformları, sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri, hukukçular, muhtarlar, kadınlar, gençler ve çok sayıda doğa savunucusu katıldı.
Saat 12.00’de Şehit Deresi’nde toplanan katılımcılar, ardından Ilıpınar (Çerme) Köyü Meydanı’nda bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.
“ÇERME SADECE BİR KÖY DEĞİL, YAŞAYAN BİR MİRASTIR”
Ortak açıklamayı ÇERME Ekoloji ve Doğa Platformu Sözcüsü, emekli öğretmen Mehmet Dinler, okudu.
Dinler, köyün resmi adının zamanla Ilıpınar olarak değiştirildiğini ancak halkın belleğinde her zaman Çerme olarak kaldığını belirterek, “Çerme, dedelerimizin emeği, ninelerimizin duası, çocukluğumuzun hatırası ve gelecek kuşaklara bırakacağımız tarihi, dili, kültürü ve gelenekleriyle yaşayan bir mirastır” dedi.
Doğaya sahip çıkmak amacıyla bir araya geldiklerini belirten Dinler, “Bugün burada tek yürek, tek ses olduğumuzu ilan ediyoruz. Bu topraklar bizim ekmeğimiz, aşımız, suyumuz, yaşam alanlarımız ve geleceğimizdir. Çocuklarımıza yaşanabilir, sağlıklı bir çevre bırakmanın yolu dayanışma içinde doğamıza sahip çıkmaktan geçiyor” ifadelerini kullandı.
“JES PROJELERİ YAŞAM HAKKINA MÜDAHALEDİR”
Açıklamada Dinler, Bingöl Dağları ve Şerafettin Dağları’ndan doğan akarsular üzerinde HES projelerinin, Peri Vadisi boyunca ise Karlıova’dan Yedisu’ya kadar uzanan bölgede çok sayıda jeotermal enerji santralinin (JES) planlandığı belirtti.
Özellikle Karlıova’ya bağlı Kaynarpınar ve Ilıpınar köyleri ile Kantarkaya, Kargapazar ve Varto çevresinde toplam 17 noktayı kapsayan jeotermal projelerin hayata geçirilmek istendiğini aktaran Dinler, bu projelerin halkın rızası alınmadan planlandığını söyledi.
Dinler, “En temel yaşam kaynağı olan suyun kesilerek, kirletilerek belirli şirketlere tahsis edilmesi kabul edilemez. Bu projeler yalnızca doğaya değil, bölge halkının ve tüm canlıların yaşam hakkına müdahaledir. Yerel halkın toprakları üzerindeki söz hakkı yok sayılmaktadır” diye konuştu.
“TOPRAĞIMIZ, SUYUMUZ VE HAVAMIZ TEHDİT ALTINDA”
Jeotermal enerji projelerinin kalkınma değil çevre ve sağlık tehdidi olduğunu dile getiren Dinler, yer altından çıkarılacak akışkanların içerdiği ağır metaller ve gazların toprağı, su kaynaklarını ve tarım alanlarını geri dönülmez biçimde tahrip etme riski taşıdığına dikkat çekti.
Bölgede arıcılık ve hayvancılıkla geçimini sağlayan insanların yaşam alanlarının zarar göreceğini belirten Dinler, akarsuların azalmasına, derelerin kurumasına, içme sularının kirlenmesine, hava kalitesinin bozulmasına ve iklim değişikliğinin etkilerinin artmasına asla rıza göstermeyeceklerini söyledi.
Platform adına yetkililere de dört soru yöneltildi:
-Su kaynaklarının korunacağına ilişkin hangi somut güvenceler verildi?
-Olası çevresel zararların sorumluluğunu kim üstlenecek?
-Bölge halkının görüşü ne ölçüde dikkate alındı?
-Gelecek kuşakların yaşam hakkı nasıl korunacak?
Bu soruların halen yanıtsız bırakıldığı ifade edilen açıklamada, Anayasa’nın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına aldığı hatırlatıldı.
“DOĞAYI SAVUNMAK YAŞAMI SAVUNMAKTIR”
Yetkililere çağrıda bulunan Mehmet Dinler, köyün sesine kulak verilmesini, bilim insanlarının, çevre örgütlerinin ve bölge halkının görüşlerinin dikkate alınmasını istedi.
Dinler, “Doğanın sesi duyulmadan alınacak hiçbir kararın toplumsal meşruiyeti olmayacaktır. Mücadelemizi hukuk içinde, demokratik ve barışçıl yollarla sürdüreceğiz. Çünkü doğayı savunmak yalnızca ağaçları, suyu ve toprağı savunmak değildir, yaşamın kendisini savunmaktır” dedi.
Çerme’de yükselen sesin yalnızca köyün değil, çocukların geleceğinin, temiz suyun, temiz havanın ve yaşanabilir bir dünyanın sesi olduğunu belirten Dinler, bu mücadelenin Akbelen’den Varto’ya, Karadeniz’den Ege’ye kadar doğasını savunan herkesin ortak mücadelesi olduğunu ifade etti.
PİRHA- Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Hatay’da sabah saatlerinde birçok adrese polis baskını düzenlendi. Operasyonda Kaldıraç üyesi 9 kişi gözaltına alınırken, Kaldıraç ve Antakya Emek ve Demokrasi Platformu gözaltılara tepki göstererek gözaltındakilerin serbest bırakılmasını istedi.
NATO Zirvesi öncesinde Hatay’da polis, sabah saatlerinde birçok eve eş zamanlı baskın düzenledi. Operasyonda Kaldıraç üyesi Mustafa Çelik, Çağla Cemali, İlayda Çekiç, Mehmet Ali Ceylan, Başak Munker, İpek Arslan, Bahar Okur, Sinan Okur ve Defne Yolcu gözaltına alındı.
Gözaltına alınan 9 kişinin Hatay İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü öğrenildi.
KALDIRAÇ’TAN GÖZALTILARA TEPKİ
Kaldıraç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla gözaltılara tepki gösterdi. Açıklamada, NATO’ya karşı çıkmanın halkların katledilmesine, kadınlara yönelik saldırılara ve çocukların geleceğinin tehdit edilmesine karşı çıkmak olduğu belirtilerek, mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı.
Açıklamada, “Gözaltılar derhal serbest bırakılsın. NATO defol, bu topraklar bizim” ifadelerine yer verildi.
“MUHALEFET SUSTURULAMAZ”
Antakya Emek ve Demokrasi Platformu da yazılı bir açıklama yayımlayarak gözaltıları kınadı. Açıklamada, operasyonlarla toplumsal muhalefete gözdağı verilmek istendiği savunularak, gözaltına alınanların derhal serbest bırakılması talep edildi.
Platform, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve barışçıl gösteri hakkı üzerindeki baskılara son verilmesi çağrısında bulunarak, “Toplumsal muhalefet gözaltılarla susturulamaz” mesajını paylaştı.
PİRHA- Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin programı netleşti. Zirveye NATO üyesi ülkelerin yanı sıra müttefik ve ortak ülkelerden temsilciler de katılacak. İki gün sürecek zirvede savunma sanayii, Ukrayna savaşı ve NATO’nun ortaklık politikaları öne çıkacak.
NATO’nun resmi internet sitesinde yayımlanan programa göre, zirve öncesinde 6 Temmuz Pazartesi günü NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Cumhurbaşkanlığı’nda saat 16.45’te basın toplantısı düzenleyecek.
SAVUNMA SANAYİİ FORUMU İLE BAŞLAYACAK
Zirvenin ilk günü olan 7 Temmuz Salı günü, ATO Congresium’da saat 10.00’da Savunma Sanayii Forumu gerçekleştirilecek. Forumun açılış konuşmalarını saat 12.45’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler yapacak.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de forum kapsamında saat 14.00’te kısa bir konuşma gerçekleştirecek.
DIŞİŞLERİ VE SAVUNMA BAKANLARI BİR ARAYA GELECEK
İlk günün programında diplomatik temaslar da yer alıyor. Saat 17.00’de Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de aralarında bulunduğu İstanbul İşbirliği Girişimi partnerleriyle Dışişleri Bakanları düzeyinde görüşmeler yapılacak.
Ardından Savunma Bakanlığı Ayyıldız Yerleşkesi’nde Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ev sahipliğinde saat 17.30’da Savunma Bakanları resepsiyonu düzenlenecek.
Cumhurbaşkanlığı’nda ise saat 18.30’da NATO Devlet ve Hükümet Başkanlarının katılımıyla resmi akşam yemeği verilecek. Yemeğe Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de davet edildi.
Saat 19.45’te NATO-Ukrayna Dışişleri Bakanları düzeyinde çalışma yemeği gerçekleştirilecek. Toplantıya Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın katılması bekleniyor.
İlk günün son programı ise saat 20.15’te düzenlenecek çalışma yemeği olacak. NATO’nun Asya-Pasifik ortakları Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore’nin savunma bakanları bu toplantıda bir araya gelecek.
ANA ZİRVE 8 TEMMUZ’DA YAPILACAK
NATO Zirvesi’nin ikinci günü olan 8 Temmuz Çarşamba sabahı program, saat 08.00’de NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin, saat 08.15’te ise devlet ve hükümet başkanlarının ayaküstü basın açıklamalarıyla başlayacak.
Saat 10.45’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin ev sahipliğinde müttefik devlet ve hükümet başkanları için resmi karşılama töreni düzenlenecek.
Saat 11.00’de aile fotoğrafı çekilecek, ardından saat 11.15’te Devlet ve Hükümet Başkanları düzeyindeki ana zirve toplantısı başlayacak.
Zirvenin kapanışında saat 15.00’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte basın toplantısı düzenleyecek. Daha sonra devlet ve hükümet başkanlarının da ayrı ayrı basın açıklamaları yapması bekleniyor.
PİRHA- Venezuela’nın kuzeyinde 24 Haziran’da meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerde yaşamını yitirenlerin sayısı 2 bin 645’e yükseldi. Arama kurtarma çalışmaları sürerken, kayıp sayısının yüksekliği nedeniyle bilançonun daha da ağırlaşmasından endişe ediliyor.
Venezuela Enformasyon Bakanlığı, ülkenin kuzeyini vuran depremlere ilişkin güncel bilançoyu açıkladı. Bakanlığın verdiği bilgiye göre, yaşamını yitirenlerin sayısı son açıklamaya göre 50 artarak 2 bin 645’e yükseldi.
Açıklamada, 24 Haziran’da meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki iki depremde 12 binden fazla kişinin yaralandığı, yaklaşık 15 bin kişinin ise evsiz kaldığı belirtildi.
Depremlerin ardından arama kurtarma çalışmaları devam ederken, yakınları tarafından kayıp olarak bildirilen kişi sayısının 68 bini aşması nedeniyle can kaybının artmasından endişe ediliyor.
ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS), depremlerin 24 Haziran’da 39 saniye arayla meydana geldiğini duyurmuştu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ise 26 Haziran’da yaptığı değerlendirmede, depremlerin yol açtığı doğrudan fiziksel hasarın yaklaşık 6,7 milyar dolar olduğunu açıklamıştı.
PİRHA- Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütünün her aşamasında emek veren kadınlar, sigortasızlık, sağlık sorunları ve devletin tütün satışına getirdiği kısıtlamalarla mücadele ediyor.
Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütün dikim dönemi başladı. Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan tütün üretiminde, tohumun ekilmesinden fidelerin yetiştirilmesine, dikimden çapa ve sulamaya, hasattan kurutma ve seçme aşamasına kadar uzanan uzun üretim sürecinin büyük bölümünü kadın emeği oluşturuyor. Ancak üretimin her aşamasında çalışan kadınlar, sigortasız ve güvencesiz çalışma koşulları, artan üretim maliyetleri, sağlık sorunları ve tütün satışına yönelik kısıtlamalar nedeniyle emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirtiyor. PİRHA’ya konuşan tütün emekçisi kadınlar, hem tarladaki ağır çalışma temposunu hem de ev içi bakım yükünü birlikte üstlendiklerini ifade ederek, sosyal güvence, insanca çalışma koşulları ve üretimi sürdürebilecek politikalar talep ediyor.
“EZİLEN HEP KADINLAR”
Tütün emekçisi kadınlardan üç çocuk annesi Yıldız Öztorun, tütünün “en fazla insan emeği isteyen ürünlerden biri” olduğunu belirterek dikim döneminde yaşadıkları yoğun tempoyu şöyle anlattı:
“Dikime gittiğimiz günler sabahın erken saatlerinde kalkıp 10-12 kişilik kahvaltı hazırlıyoruz, çoğu zaman hazırladığımız kahvaltıyı kendimiz yiyemiyoruz bile. Hem tarlaya gidiyoruz hem de evdeki tüm yük omuzlarımızda. Evdeki yaşlıların bakımı, çocukların bakımı, temizlik, yemek; her şey kadının sorumluluğunda. Bir de tarlaya gidiyoruz. Eve geliyoruz, yatana dek dinlenme fırsatımız olmuyor.”
Öztorun, sağlık sorunları yaşasalar dahi çalışmak zorunda kaldıklarını, hiçbir sosyal destek almadıklarını ve hiçbir kadının sigortasının bulunmadığını vurgulayarak şunları söyledi:
“Hastalandığımızda dinlenme gibi bir lüksümüz yok. Sağlık sorunlarımız olsa dahi çalışmak zorundayız, tütün işi öyle yarım bırakılamıyor, o gün o iş bitecek. Benim gözümde alerji var, güneşe çıkmamam gerekiyor ama gözüm kızarsa da çalışmak zorundayım, başka alternatifim yok. Devlet satışını yasaklıyor, o zaman üretimine de alternatif bir ürün koysun. Biz sigortasız, güvencesiz çalışıyoruz, ezilen hep kadınlar.”
“EMEK KADININ, PARA TÜCCARIN”
Tütün üreticisi kadınlardan Birsen Tunç, tohum ekimiyle başlayıp dikimle devam eden üretim sürecinin uzun ve titizlik isteyen bir emek olduğunu, kadın emeğinin evde başlayıp tarlada devam ettiğini anlattı. Tunç, tütünün dikiminden çapasına, hasadından kurutulmasına ve seçilmesine kadar her yaprağının kadın elinden geçtiğini belirterek şöyle konuştu:
“Çocukluğumuz, gençliğimiz hep tütünle geçti, geçiyor. Tütünün tohum aşamasından dikilmesine, çapasına, toplanmasına kadar en çok emeği hem evde hem tarlada çalışarak kadınlar veriyor. Tütünden kazandığımızla hayatımızı sürdürüyoruz, ancak devletin yasağı nedeniyle kazancımızdan da oluyoruz. Tütünü yasaklıyorlar, peki alternatif ne? Zaten sigortasız çalıştığımız için emeğimizin karşılığını alamıyoruz, yasaklardan dolayı da tüccar üreticinin elindekini ucuza almaya çalışıyor. Olan bizlere oluyor. Devlet bizi tüccarların insafına bırakmış.”
Tunç, devletin tütün satışını yasaklaması durumunda üreticilere alternatif bir iş imkanı sunması gerektiğini vurgulayarak, bölgede kişi başına düşen arazinin 3-4 dönümü geçmediğini, tütünün yerini alacak bir ürün önerilmesi halinde bunu değerlendirebileceklerini söyledi. Tunç’a göre üreticiyi tüccarla baş başa bırakan bu düzen, aslında yasağın yükünü doğrudan üreticinin sırtına yıkıyor.
“EMEĞİMİZ BOŞA GİTMESİN İSTİYORUZ”
65 yaşındaki Dilber Yıldız, eskiden hayvancılıkla uğraştıklarını, bugün geçimlerinin tamamen tütüne bağlı olduğunu belirterek, “Çocuklarımız tütünden kazandığımız parayla okuyor, bu parayla evleniyor, geçimini sağlıyor. Biz kadınlar tütünde yoruluyoruz, sağlığımızdan oluyoruz. Tütün satışına gelen yasaklardan dolayı az kazanıyoruz. Devletin yasaklaması olmasa biz halimizden memnunuz, toprağımızda kalıp üretmeye devam edeceğiz. Emeğimiz boşa gitmesin istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“MADEM YASAKLIYORLAR, BİZİ EMEKLİ ETSİNLER”
Ömrünün tütünle geçtiğini söyleyen 70 yaşındaki tütün emekçisi Beyaz Şenses, arazilerinin küçük olması nedeniyle mısır ya da fasulye gibi ürünlerle geçinemeyeceklerini belirtti.
Şenses,bildikleri işi yaptıklarını ama satamadıklarını kaydederek, “Madem yasaklıyorlar, öyleyse bizi emekli etsinler. Geçimimizi sağlayan tek şey tütündür, devlet yasakladığında kolumuzu kanadımızı kırmış gibi oluyor. Bu yaştan sonra başka bir şey yapacak halimiz yok. Bizi emekli edeceklerse buyursunlar yasaklasınlar” dedi.
“YA BİZE BİR İŞ VERSİNLER YA DA EKMEĞİMİZE KARIŞMASINLAR”
Tütünün içine doğduğunu, çocukluğundan beri tütün emekçisi olduğunu belirten Yıldız Tağral, sigortasız çalıştıklarını ve tek geçim kaynağının tütün olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Üç çocuğum var. Onların eğitimi de dahil tüm masraflarımızı geçim kaynağımız olan tütünle sağlamak zorundayız. Yeterince arazimiz yok, kiraya tarla tutuyoruz, tütünü dikiyoruz. Ancak onun da garantisi yok, tütün hastalıklardan kurtulup iyi mahsul verecek mi, alıcılar iyi bir fiyat biçecek mi, hiçbir şeyin garantisi yok. Bu haliyle de devlet yasaklamaya çalışıyor. Biz bu saatten sonra ne yapacağız? Bizim tütünden bildiğimiz başka bir şey yok. Ya bize bir iş versinler ya da ekmeğimize karışmasınlar.”
“KADININ AYAKTA DURMASI İÇİN KENDİ EKONOMİSİ OLMASI GEREKİYOR”
13 yıl önce eşini kaybeden, iki çocuk annesi Şehriban Ertürk, 8-9 yıl önce köyüne dönerek tütün üretimiyle hayat mücadelesi verdiğini anlattı. Ertürk, kadının hem evde hem tarlada hem de dışarıda sürekli çalışmak, her şeye göğüs germek zorunda kaldığını vurgulayarak şöyle devam etti:
“Kadının ayakta durması için kendi ekonomisinin olması gerekiyor. Ben tütün dikimi için tarlamı hazırlarken 20 bin liralık hayvan gübresi, 20 bin liralık sulama hortumu aldım; ilacı, gübresi derken en az 200 bin lira masraf ettim. Buna rağmen tüccar gelip bedavaya almaya çalışıyor. Biz memleketimizi seviyoruz, toprağımızı işleyip üretim yapmak istiyoruz ama bu şartlarda elimizde hiçbir şey kalmıyor.”
Ertürk, yıllardır tek başına verdiği mücadeleden süzülen bir öğütle sözlerini tamamladı:
“Tarlada olsun, dışarıda olsun, her kadın kendi ayakları üzerinde durmalı. Tütün emekçisi kadınlar kendi emeklerinin karşılığını almak için büyük bir çaba gösteriyor ama yasaklarla mücadele ediyor. Bunun duyulmasını istiyoruz.”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hukuki güvenceye kavuşturulması için çerçeve yasanın Meclis tatile girmeden gündeme alınması gerektiğini söyledi. Doğan, İmralı Heyeti’nin 40 gündür Abdullah Öcalan ile görüştürülmediğini belirterek, yasal düzenleme taslağının ne DEM Parti ne de kamuoyuyla paylaşıldığını vurguladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sürece dair yoğun bir bilgi kirliliği yaşandığını belirten Doğan, hukuki güvence sağlayacak bir çerçeve yasanın artık gecikmeden Meclis gündemine alınması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamalarını önemli bulduklarını ifade eden Doğan, çerçeve yasanın zamanlaması konusunda mutabakat sağlandığını belirterek, “Meclis tatile girmeden Temmuz ayında bu yasanın gündeme alınması gerektiğini söyledik. Yapılan görüşmelerde bu konuda mutabakat sağlandığını paylaşabilirim” dedi. Ancak yasanın içeriğine ilişkin halen belirsizlik bulunduğunu vurguladı.
“KAPSAYICI BİR YÖNTEM İZLENMELİ”
Doğan, silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan eden ve silahlarını kamuoyu önünde imha eden örgüt mensupları açısından nasıl bir hukuki çerçeve oluşturulacağının açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti. Demokratik siyaseti güçlendirecek, toplumsal barışı destekleyecek ve hukuki güvence sağlayacak bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu ifade eden Doğan, kategorik yaklaşımların geçmişte Türkiye’ye kaybettirdiğini söyledi.
Yasal düzenlemenin tüm siyasi partilerin katkısıyla hazırlanması gerektiğini belirten Doğan, Meclis Komisyonu’nun ortak raporunun örnek alınmasını isteyerek, uzlaşı ve diyalog temelinde kapsayıcı bir yöntem izlenmesi çağrısında bulundu.
“ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELER YENİDEN BAŞLAMALI”
Ayşegül Doğan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaklaşık 40 gündür Abdullah Öcalan ile görüştürülmediğini belirterek, bunun sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından önemli bir sorun oluşturduğunu söyledi. Öcalan’ın toplumun farklı kesimleriyle iletişim kurmasının önünün açılması gerektiğini ifade eden Doğan, barış için çaba gösteren herkesin önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu.
Doğan, kamuoyunda yer alan “çerçeve yasa taslağının Öcalan tarafından onaylandığı” yönündeki haberlerin doğrulanamadığını belirterek, “Bizimle paylaşılmış herhangi bir taslak yok. Heyetimiz 40 gündür Sayın Öcalan ile görüşemiyor. Bu durumda söz konusu iddiaları nasıl teyit edebiliriz?” diye sordu.
SÜRECİN HUKUKİ GÜVENCEYLE GÜÇLENDİRİLMESİ ÇAĞRISI
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin beklentiye bırakılmaması gerektiğini söyleyen Doğan, İmralı görüşmelerinin düzenli şekilde sürdürülmemesinin sürecin tıkandığı algısı oluşturabileceği uyarısında bulundu. Hukuki güvencelerin oluşturulmasının hem demokratik çözüm hem de kalıcı barış açısından zorunlu olduğunu ifade eden Doğan, tüm tarafların sürecin gereklerine uygun davranması gerektiğini belirtti.
Basın toplantısının sonunda DEM Parti’nin 20 Eylül’de Ankara’da gerçekleştireceği 5. Olağan Büyük Kongresi’nin hazırlıklarının sürdüğünü açıklayan Doğan, yeni parti programının çoğulcu, demokratik ve yerelden güç alan bir örgütlenme anlayışıyla hazırlanacağını söyledi.
PİRHA- Londra’da Britanya Alevi Federasyonu (BAF) ve Demokratik Güçbirliği (DGB) tarafından düzenlenen anma programında, Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can anıldı. Programda yapılan konuşmalarda adalet, hakikat, yüzleşme ve eşit yurttaşlık talepleri dile getirildi, Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğu vurgulandı.
İngiltere’nin başkenti Londra’da Britanya Alevi Federasyonu (BAF) ile Demokratik Güçbirliği (DGB), Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla anma programı düzenledi.
Anma programı, Yadigar Aslan Ana’nın okuduğu gülbenklerle başladı.
“İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”
Programın açılış konuşmasını yapan BAF Eşit Başkanı Eda Özdemir, hazırlanan ortak basın açıklamasını okudu.
Ortak açıklamada, Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen acının ve adalet arayışının sürdüğü belirtilerek, katliam davasında verilen zaman aşımı kararları ile sanıkların tahliye edilmesi eleştirildi. Açıklamada, “Madımak insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz” vurgusu yapıldı.
Metinde ayrıca cemevlerinin anayasal güvenceyle ibadethane olarak tanınması gerektiği ifade edilirken, Alevilerin inanç özgürlüğüne ilişkin talepler yinelendi. Türkiye’deki demokratik hak ihlalleri, kayyum uygulamaları ve baskı politikalarının eleştirildiği açıklamada, Filistin’de yaşanan saldırılar ile Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara da dikkat çekildi. “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla sürdürülen anma etkinliklerinin yıl sonuna kadar devam edeceği belirtilerek, Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi ve katliamın tüm sorumlularının yargılanması istendi.
Programda daha sonra BAF Eşit Başkanı Maksut Demir söz aldı. Demir, Madımak Katliamı’nın aradan geçen 33 yıla rağmen hafızalardaki yerini koruduğunu belirterek, katliamla yüzleşilmesi ve adaletin sağlanmasının toplumsal barış açısından zorunlu olduğunu ifade etti.
“BİZ UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”
İngiltere Alevi Kültür Merkezi (İAKM) ve Cemevi Eşit Başkanı Hasret Bozdağ ise 2 Temmuz’un yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı değil, aynı zamanda adalet ve hakikat arayışının simgesi olduğunu söyledi.
Madımak’ta yaşamını yitirenlerin insan sevgisini, kültürü, sanatı ve özgür düşünceyi yaşatmak için Sivas’ta bulunduğunu belirten Bozdağ, “O gün yalnızca canlarımız değil, insanlığın vicdanı da ateşe verildi” dedi.
Bozdağ, katliamın unutulmaması gerektiğini belirterek, “Biz acımızı tazelemek için değil, o acının bize yüklediği sorumluluğu hatırlamak için buradayız. Unutursak aynı karanlık yeniden güç bulur. Biz unutmayacağız, unutturmayacağız. İntikam değil, adalet; nefret değil, hakikat istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Madımak’ta hedef alınanın yalnızca insanlar olmadığını belirten Bozdağ, özgür düşüncenin, Alevi inancının ve birlikte yaşama umudunun da hedef alındığını söyledi. Çocuklara ve gençlere yalnızca yaşanan acının değil, direnişin ve hakikat mücadelesinin de aktarılması gerektiğini ifade etti.
“ATEŞ HAKİKATİ VE İNSANLIK ONURUNU YAKAMAZ”
Enfield Alevi Kültür Merkezi Eşit Başkanı Birgül Timur da konuşmasında, Madımak Katliamı’nın yalnızca Alevilere yönelik değil, insanlığın ortak vicdanına yönelik bir saldırı olduğunu söyledi.
“Ateş bedenleri yakabilir ama hakikati, sevgiyi ve insanlık onurunu yakamaz” diyen Timur, Alevi öğretisinin insanı merkeze alan, eşitliği, rızalığı ve birlikte yaşamı esas alan bir yol olduğunu ifade etti.
Madımak’ı anmanın yalnızca geçmişi hatırlamak değil, bugün ayrımcılığa, nefret söylemine, ötekileştirmeye ve adaletsizliğe karşı ortak bir duruş sergilemek anlamına geldiğini belirten Timur, “Biz intikam istemiyoruz. Hakikat, yüzleşme ve adalet istiyoruz. En çok da çocuklarımızın böyle acılar yaşamayacağı bir ülke istiyoruz” dedi.
ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI
Demokratik Güçbirliği adına Doğan Genç de konuşma yaptı. Genç, Madımak Katliamı’nın unutulmaması, adalet mücadelesinin kararlılıkla sürdürülmesi ve demokrasi, laiklik ile eşit yurttaşlık mücadelesinde ortak tutum alınması gerektiği vurgulandı.
Anma programı, okunan deyişler eşliğinde dönülen semahlarla sona erdi.
PİRHA-Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Esenler Cemevi’nde düzenlenen anmada, yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı ve düşünce insanı anıldı. Programda cezasızlık politikalarına tepki gösterilirken, Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi talebi bir kez daha dile getirildi.
Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümü dolayısıyla Esenler Cemevi’nde anma düzenlendi.
Program, Madımak Katliamı’nı konu alan sinevizyon gösterimiyle başladı. Gösterimde katliamda yaşamını yitiren aydın, sanatçı ve düşünce insanlarının görüntülerine yer verildi. Anma boyunca “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” ve “Unutmadık, unutturmayacağız” sloganları atıldı.
“ADALET TALEBİMİZ SÜRÜYOR”
Programda konuşan Esenler Cemevi Başkanı Cemal Özdemir, anmanın amacının yaşamını yitirenleri anmak ve adalet talebini yinelemek olduğunu söyledi.
Madımak Katliamı’yla ilgili davalarda verilen zaman aşımı kararlarını eleştiren Özdemir, toplumsal barışın sağlanabilmesi için katliamla yüzleşilmesi gerektiğini ifade etti.
“MADIMAK OTELİ UTANÇ MÜZESİ OLSUN”
Konuşmasında Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi gerektiğini belirten Özdemir, insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı uygulanmaması gerektiğini söyledi.
Programda yapılan konuşmalarda, Madımak Katliamı’nın yalnızca Alevi toplumuna değil, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı olduğu değerlendirmesi yapıldı. Katılımcılar, adalet taleplerini yineleyerek anma programını tamamladı.
PİRHA- Dortmund ve Çevresi Alevi Dergahı’nda (DAKME), Sivas Katliamı’nın 33. yıl dönümünde düzenlenen anmada, katledilen canlar deyişler ve ağıtlarla anıldı.
Dortmund ve Çevresi Alevi Dergahı’nda (DAKME), 2 Temmuz 1993’te gerçekleşen Sivas Katliamı’nın 33. yıl dönümü dolayısıyla anma etkinliği düzenlendi.
Anma programı, Pir Celal Cenan ile Didar Cenan Ana’nın çerağları uyandırması ve katledilen canlar anısına verilen gülbenk ile başladı.
Programda konuşan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Huri Kabayel, Sivas Katliamı’nın yalnızca Alevilere değil, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirterek, benzer acıların bir daha yaşanmaması için toplumsal dayanışmanın ve ortak mücadelenin önemine dikkat çekti. Kabayel, katliamlar karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini vurgulayarak, adalet arayışının kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Konuşmaların ardından etkinlik, Sivas’ta katledilen 33 can anısına yakılan ağıtlar ve söylenen deyişlerle devam etti.
PİRHA- Çorum Katliamı’nın 46. yılı kapsamında Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi’nde aşure lokması pay edildi.
Çorum’da 1980 yılında mayıs ayının son günlerinde başlayıp temmuz ayına kadar devam eden ve onlarca kişinin yaşamını yitirdiği katliamın 46’ncı yılında anma etkinlikleri gerçekleştiriliyor.
Anma programı öncesinde, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi bahçesinde bir araya gelen yurttaşlara aşure lokması pay edildi.
Lokma paylaşımı öncesinde Şahin Polat Dede tarafından lokma duası okundu. Duanın ardından hazırlanan aşureler anma etkinliğine katılan canlara pay edildi.
Aşure lokmasının ardından katılımcılar, Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak amacıyla düzenlenecek programa katılmak üzere etkinlik alanına geçti. Anma programında, katliamda yaşamını yitirenlerin unutulmaması, toplumsal hafızanın canlı tutulması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması yönünde mesajların verilmesi bekleniyor.
PİRHA- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Temsilciliği’nin Köln’de düzenlediği Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıl dönümü anmasında, katliamda yaşamını yitirenler anıldı. Etkinlikte yapılan konuşmalarda cezasızlık politikaları eleştirilirken, adalet, yüzleşme ve Madımak’ın unutturulmaması çağrısı öne çıktı.
Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıl dönümü dolayısıyla Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Temsilciliği tarafından Köln’de anma etkinliği düzenlendi.
Köln Katedrali (Dom) önündeki Roncalliplatz’ta gerçekleştirilen anmaya Alevi kurumlarının yanı sıra çok sayıda demokratik kitle örgütü, insan hakları kuruluşu ve sivil toplum temsilcisi katıldı.
Anma etkinliği katledilen canlar için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Ardından Necla Arslan Ana’nın okuduğu gulbang ile devam etti.
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başkanı Deniz Kutlu Madımak’ın yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olmadığını, insanlığın vicdanında hala açık duran bir yara olduğunu söyledi.
“MADIMAK BİR TESADÜF DEĞİL, İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR KATLİAMDIR”
Madımak Katliamı’nı Kerbela’dan bugüne uzanan tarihsel bir çizginin parçası olarak değerlendiren Kutlu, yaşananların bir tesadüf ya da kader değil, örgütlü biçimde gerçekleştirilmiş bir katliam olduğunu ifade etti. Katliamda yalnızca insanların değil, düşüncenin, sanatın, şiirin, aydınların, ozanların ve insanlık değerlerinin hedef alındığını belirtti.
“UNUTMAK İHANETTİR, SUSMAK ORTAKLIKTIR”
İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Kutlu, Madımak’ın unutturulmasına yönelik her girişime karşı duracaklarını söyledi. “Unutmak ihanettir, susmak ortaklıktır, hatırlamak ise direniştir” diyen Kutlu, Madımak’ta yaşamını yitiren 33 canı anmanın tarihsel ve insani bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.
“MADIMAK BİR OLAY DEĞİL, ALEVİLERİN ORTAK YARASIDIR”
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Sekreteri Ufuk Çakır ise, anmanın yalnızca yas tutmak için değil, adalet talebini dile getirmek için gerçekleştirildiğini söyledi.
Katliamın unutulmasına izin vermeyeceklerini vurgulayan Çakır, Madımak’ın ne münferit bir olay ne de bir tesadüf olduğunu belirterek, bunun Alevilere yönelik uzun yıllara yayılan saldırılar zincirinin bir parçası olduğunu ifade etti.
Madımak Katliamı’nın sıradan bir olay gibi gösterilmesine karşı çıktıklarını dile getiren Çakır, katliamın faillerinin korunmasına ve cezasızlık politikalarına tepki gösterdi.
“ALMANYA FAİLLER İÇİN SIĞINAK OLMAMALI”
Konuşmasında Almanya’da yaşadığı belirtilen Madımak hükümlülerine de değinen Çakır, bu konunun artık Alman kamuoyunun ve siyasetinin gündeminde olduğunu ifade etti. Çakır, “Almanya suçun işlendiği yer değildi ancak bazı failler için bir geri çekilme alanına dönüştü. Bir pogroma katılanlar oturma izinleriyle korunmamalı, insanlığa karşı suçlara karışanlar devlet sınırlarının arkasına saklanmamalıdır. Haklarında kesinleşmiş hüküm bulunanlar hesap vermelidir.” diye konuştu.
“MADIMAK’TA YALNIZCA İNSANLAR DEĞİL, ORTAK DEĞERLER HEDEF ALINDI”
Anmada MARDEF Kadın Meclisi’nin açıklaması Melek Karaboyun tarafından okundu.
MARDEF Kadın Meclisi açıklamasında, Madımak’ta yalnızca insanların değil, sevginin, kardeşliğin, sanatın, bilimin, düşünce özgürlüğünün, demokrasinin ve birlikte yaşama umudunun hedef alındığı vurgulandı. Katliamın yalnızca Alevi toplumunun değil, insan haklarına, eşitliğe ve özgürlüğe inanan herkesin ortak yarası olduğu ifade edildi.
Açıklamada, aradan geçen yıllara rağmen adalet arayışının devam ettiği belirtilerek, toplumsal barışın ancak geçmişle samimi bir yüzleşme, hukukun üstünlüğü, insan haklarına bağlılık ve nefret söylemine karşı ortak mücadeleyle sağlanabileceği kaydedildi.
“BİR DAHA HİÇ KİMSE İNANCI YA DA KİMLİĞİ NEDENİYLE HEDEF ALINMASIN”
Kadınların barışı, dayanışmayı ve eşitliği büyüten bir rol üstlendiğine dikkat çekilen açıklamada, kin, nefret ve ayrımcılığın hiçbir topluma huzur getirmediği ifade edildi. “Bir daha hiçbir insan inancı, kimliği, düşüncesi ya da sanatı nedeniyle hedef gösterilmesin. Bir daha hiçbir anne evladını nefretin ateşine kurban vermesin.” denilen açıklamada, hak, hukuk, adalet, laiklik, demokrasi, eşit yurttaşlık, ifade özgürlüğü ve insan hakları mücadelesinin sürdürüleceği vurgulandı.
Anma etkinliğinde Alman politikacılar da söz aldı. Alman Federal Meclisi Üyesi Max Lucks, eski Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Milletvekili Arif Ünal, Bölge Meclisi Grup Başkanı ve Sol Parti (Die Linke) Parti Meclisi Üyesi Murat Yılmaz da birer konuşma yaparak katliamı kınadı.
Anma etkinliğinde Onur Kocaman ve Ahmet Cankaya katledilen sanatçıların eserlerini seslendirdi.
Anmada ayrıca yaşamını yitiren 33 canın isimleri okunarak, fotoğraflarının üzerine karanfiller bırakıldı.
PİRHA- Madımak Katliamı’nın 33. yılında Sivas Emek ve Demokrasi Güçleri, 2 Temmuz anma programına katılım çağrısı yaptı. Açıklamada, “Madımak utanç müzesi olsun, gerçek sorumlular yargılansın” talebi yinelenirken, katliamın siyasal arka planıyla yüzleşilmesi ve adalet mücadelesinin sürdürülmesi gerektiği vurgulandı.
Sivas Emek ve Demokrasi Güçleri, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 aydın, sanatçı ile 2 otel emekçisini anmak için düzenlenecek 33. yıl programına katılım çağrısı yaptı.
Evrensel’in haberine göre 30 Haziran’da Şarkışla Emlek Yöresi köylerindeki anıt mezar ziyaretlerine katılan Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Temmuz’da ise İmranlı Han Köyü’nde Hasret Gültekin’in anıt mezarında anma gerçekleştirdi. Ardından Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı.
Basın açıklamasına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ile Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Koray ve Menekşe Kaya’nın babası İsmail Kaya katıldı. “Sivas’ın Işığı Sönmeyecek” pankartının açıldığı açıklamada, “Sivas’ı unutma unutturma” ve “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” sloganları atıldı.
“MADIMAK KATLİAMI İNSANLIK SUÇUDUR”
Basın açıklamasını okuyan Eğitim Sen Şube Başkanı İbrahim Kılıç, Madımak Katliamı’nın yalnızca Türkiye’nin değil insanlık tarihinin de en karanlık sayfalarından biri olduğunu söyledi. Halepçe, Srebrenitsa ve Yahudi Soykırımı örneklerini hatırlatan Kılıç, “Madımak utanç müzesi olsun, gerçek sorumlular yargılansın” taleplerini yinelediklerini belirterek, 2 Temmuz’da adalet, barış ve kardeşlik talepleriyle yeniden Madımak’ta olacaklarını ifade etti.
KATLİAMIN ARKASINDAKİ SİYASAL İKLİM
Madımak Katliamı’nın yalnızca toplumsal değil, güçlü bir siyasal arka plana sahip olduğunu vurgulayan Kılıç, Cumhuriyet tarihinin bu karanlık sayfasının gerici politikalar ve bu anlayışı besleyen iktidarlardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Katliamın Türkiye’nin demokratik geleceğini etkileyen bir kırılma noktası olduğunu belirten Kılıç, “Fotoğrafın bütünü daha karanlık ve daha karmaşıktır” dedi.
Türkiye’de yapılacak NATO toplantısına da değinen Kılıç, NATO’yu bölgedeki savaşların sorumlusu olarak nitelendirerek, Türkiye’nin NATO’dan çıkması ve ülkedeki tüm NATO üslerinin kapatılması çağrısında bulundu.
Gazi, Suruç ve Ankara Gar katliamlarını da hatırlatan Kılıç, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar ile Türkiye’deki antidemokratik uygulamaların aynı siyasal anlayışın ürünü olduğunu savundu. Kayyım uygulamalarından ekonomik kriz politikalarına kadar birçok başlıkta iktidarı eleştiren Kılıç, Madımak’ta yaşananların bugünkü baskı politikalarından ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.
YURTTAŞLARA 2 TEMMUZ ANMASINA KATILIM ÇAĞRISI
Açıklamanın sonunda Sivas Emek ve Demokrasi Güçleri adına konuşan Kılıç, Madımak Katliamı’nın sorumlularının yargılanması ve Madımak’ın utanç müzesine dönüştürülmesi taleplerini yineledi. Kılıç, 2 Temmuz’da saat 09.00’da Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı Sivas Şubesi önünde toplanılarak saat 10.00’da Madımak Utanç Müzesi’ne yürüneceğini belirterek, tüm yurttaşları “Bir daha asla” demek için anma programına katılmaya davet etti.
PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptığı açıklamada, tarih boyunca Alevilere yönelik katliamların unutulmadığını vurgulayarak, gerçek toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşme, cezasızlık politikalarının sona erdirilmesi ve eşit yurttaşlığın güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını belirtti.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB),Sivas Katliamı’nın 33. yıldönümü vesilesiyle basın açıklaması yayınladı.
Açıklamada, Kerbela’dan bugüne kadar Alevilere yönelik saldırıların sürdüğü ifade edilerek, tek millet, tek din ve tek kimlik anlayışıyla farklı halkların, inançların ve kimliklerin hedef alındığı kaydedildi. Yaşananların, acıyı unutmamayı, direnmeyi ve ortak mücadeleyi büyütmeyi öğrettiği vurgulandı.
KOÇGİRİ DİRENİŞİ VE ALİŞER EFENDİ İLE ZARİFE HATUN ANILDI
FEDA ve DAKB, Kerbela’nın ardından Alevilerin yaşadığı tarihsel kırımlardan birinin Koçgiri olduğunu belirterek, 1920’de gerçekleştirilen Koçgiri Kırımı’nı hatırlattı. Açıklamada, Koçgiri direnişinin öncülerinden Alişer Efendi ile eşi Zarife Hatun’un 9 Temmuz 1937’de Ovacık’taki Tujik Dağı mağaralarında pusuya düşürülerek katledildiği ifade edildi.
Alişer Efendi’nin özgürlük mücadelesinin, Zarife Hatun’un emeği, cesareti ve fedakarlığıyla birleştiği belirtilen açıklamada, Besê’nin direnci, Zarife Hatun’un kararlılığı ve Alevi kadınlarının mücadelesinin bugüne miras kaldığı vurgulandı. FEDA ve DAKB, Alişer Efendi ile Zarife Hatun’u saygıyla andıklarını ve mücadelelerinin başarıya ulaşacağına olan inançlarını dile getirdi.
ÇORUM VE MADIMAK KATLİAMLARI
Açıklamada, Alevilere yönelik bir diğer katliamın ise Çorum’da yaşandığı belirtilerek, Mayıs 1980’de başlayan ve 4 Temmuz’a kadar süren saldırılarda 57 kişinin katledildiği hatırlatıldı. Çorum’da yaşamını yitirenlerin saygıyla anıldığı açıklamada, katliamcı zihniyet ve sistemle er ya da geç yüzleşileceği ifade edildi.
FEDA ve DAKB, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gerçekleştirilen katliamın da Alevi halkının hafızasında derin bir yara olduğunu vurguladı. Açıklamada, aralarında ozanların, yazarların, sanatçıların, aydınların ve gençlerin bulunduğu 33 kişinin göz göre göre yakılarak katledildiği belirtilerek, Madımak Katliamı’nın yalnızca yaşamını yitirenleri değil, eşitliği, özgürlüğü, birlikte yaşam umudunu, insanlık vicdanını, Alevi inancını, kimliğini, dilini ve kültürünü hedef aldığı ifade edildi.
Açıklamada, Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Madımak’ta yaşanan katliamların aynı inkar ve imha anlayışının sonucu olduğu belirtilerek, “Yezid ve beraberindeki zalimler düzenlerini korumak için hak ve hakikat yolcularını yok etmekten vazgeçmedi” değerlendirmesine yer verildi.
“HAKİKAT MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR”
Açıklamada, tarihin yalnızca acıları değil, direnişi de öğrettiği belirtilerek, hakikat yolunda yürüyenlerin hiçbir zaman zulme boyun eğmediği ifade edildi. Koçgiri’nin, Dersim’in, Maraş’ın, Çorum’un ve Madımak’ın unutulmadığı belirtilen açıklamada, “Madımak’ın ateşi hakikati küle çeviremedi” denildi.
Direnişin anaların gözyaşları, pirlerin nefesi, hakikat yolunda yürüyenlerin anıları, semahlar ve hak talepleriyle bugün de sürdüğü belirtilen açıklamada, katliamlarda yaşamını yitirenlerin anıları önünde saygıyla eğilindiği ve hakikatin, adaletin ve özgürlüğün sesi olmaya devam edileceği vurgulandı.
“DEMOKRATİK BARIŞ SÜRECİ’NİN YANINDAYIZ”
FEDA ve DAKB, bütün bu katliamlarla yüzleşmek için Demokratik Barış Süreci’nin yanında olduklarını açıkladı. Açıklamada, “Katliamlarla yüzleşilmeden, sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden ve eşit yurttaşlık yasalarla güvence altına alınmadan gerçek bir toplumsal barışın mümkün olamayacağını söylüyoruz” ifadelerine yer verildi.
Devletin işlediği katliamlarla er ya da geç yüzleşeceğinin ifade edildiği açıklama, “Unutmadık, affetmedik, vazgeçmedik. Hakikat kazanacak, adalet kazanacak, halklar kazanacak” sözleriyle sona erdi.
PİRHA- PİRHA’ya konuşan şair Yoldaş Güneş, ilk şiir kitabı Sevda Yeli‘nde bireysel duyguların yanı sıra toplumsal hafıza, adalet, emek ve dayanışma temalarına yer verdiğini söyledi. Güneş, kitapta Hasret Gültekin ile Selçuk Kozağaçlı için yazdığı şiirlerin de bulunduğunu belirtti.
Vegan Yayınevi etiketiyle yayımlanan Sevda Yeli adlı ilk şiir kitabının yazarı Yoldaş Güneş, eserine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Yaklaşık 15 yıldır şiir yazdığını belirten Güneş, kitabının bireysel duygularla birlikte toplumsal hafızayı ve direnişi konu edindiğini ifade etti.
“HAFIZANIN VE DİRENİŞİN ŞİİRİ”
1993 yılında Antalya’da doğduğunu, Erzincanlı olduğunu söyleyen Güneş, şiirin kendisi için yalnızca estetik bir ifade biçimi olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:
“Şiir benim için yalnızca sözcüklerin estetik bir düzen içinde yan yana gelmesi değil; insanın yaşadığı coğrafyaya, ortak hafızaya ve değerlerine kurduğu bağlılığın ifadesidir. Sevda Yeli de bu bağlılıktan doğan bir şiir kitabıdır.”
Güneş, kitabında aşk, özlem ve yalnızlık gibi bireysel temaların yanı sıra toplumsal dayanışma, emek ve adalet arayışına da yer verdiğini belirtti.
“SEVDA, ÖZGÜR BİR GELECEĞE DUYULAN BAĞLILIKTIR”
Sevda kavramını yalnızca iki insan arasındaki duygusal ilişkiyle sınırlamadığını ifade eden Güneş, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sevda bazen bir toprağa, bir dile, bir kente ya da özgür bir geleceğe duyulan derin bir bağlılıktır. Kitapta ayrıca 19 Aralık Hayata Dönüş operasyonları ve ölüm oruçlarında yaşamını yitirenlere ilişkin izler de yer alıyor.”
Güneş, tecrit koşullarındaki kuyu tipi cezaevlerinde tutulanlara ilişkin şiirlerin de kitapta bulunduğunu belirterek, Sivas Katliamı‘nda yaşamını yitiren ozan Hasret Gültekin ile hukuk mücadelesiyle tanınan Selçuk Kozağaçlı için kaleme aldığı “Kilit Kimde” adlı şiirin de kitapta yer aldığını söyledi.
“ALEVİ İNANCININ DEĞERLERİNDEN BESLENİYOR”
Sevda Yeli‘nin aynı zamanda Alevilik inancının rızalık, eşitlik, hakikat ve insan merkezli yaşam anlayışından beslendiğini dile getiren Güneş, “Bu yönüyle kitap, inanç ile toplumsal hafızayı şiirin ortak dili içinde buluşturmaya çalışan bir arayışın ürünüdür” dedi.
Kitabın bireysel duygular ile toplumsal gerçekliği birbirinden ayırmayan bir anlayışla kaleme alındığını ifade eden Güneş, eserinde emek, dayanışma ve adalet arayışını konu alan şiirlerin de yer aldığını söyledi.
PİRHA-Pir Rıza Yağmur, Paris Pir Sultan Abdal Dergahı’nda pay edilen aşure lokmaları öncesinde yaptığı konuşmada, Yas-ı Muharrem’in anlamına ve aşure lokmasının Alevi inancındaki birlik, paylaşım ve rızalık anlayışını yaşatan önemine vurgu yaptı.
Yas-ı Muharrem oruçlarının sona ermesinin ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor. Bu kapsamda, Paris Pir Sultan Abdal Dergahı’nda canlar, Muharrem yasının ardından lokmalarını paylaşmak üzere bir araya geldi.
Pir Rıza Yağmur’un verdiği gülbangın ardından aşure lokmaları pay edildi. Pir Rıza Yağmur, Yas-ı Muharrem’in yalnızca bir yas dönemi değil, aynı zamanda hakikat, adalet ve paylaşma bilincini diri tutan bir inanç yolu olduğunu belirterek, aşure lokmasının bu değerlerin simgesi olduğuna dikkat çekti.
PİRHA- Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, 4 Mayıs’ta Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne tepki göstererek, bunun Dersim Katliamı’nın yıldönümünde toplumun hassasiyetlerini yok sayan bir adım olduğunu söyledi. Eriş, “Hiçbir zaman devletin istediği gibi bir Alevi-Bektaşi olmadık, bundan sonra da olmayacağız” dedi.
Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, 4 Mayıs’ta Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin tarihine tepki gösteren Eriş, bunun Alevi toplumunun hafızasını ve hassasiyetlerini görmezden gelen bir yaklaşım olduğunu ifade etti.
“TOPLUMUN SİNİR UÇLARIYLA OYNANIYOR”
4 Mayıs’ın Dersim açısından taşıdığı tarihsel öneme dikkat çeken Hüseyin Eriş, bu tarihte “Dedeler Zirvesi” düzenlenmesini doğru bulmadıklarını belirterek şunları söyledi:
“4 Mayıs’ta Dersim’de Dedeler Zirvesi yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır. En hassas olduğumuz konular üzerinden bizi asimile etmeye, Dersim Katliamı’nı unutturmaya çalışıyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Hiçbir zaman devletin istediği gibi bir Alevi-Bektaşi olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Bizim yolumuz da duruşumuz da bellidir.”
“ALEVİLER BİAT ETMEDİ, ETMEYECEK”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik eleştirilerde bulunan Eriş, Alevilerin tarih boyunca baskılara rağmen inançlarından ve duruşlarından vazgeçmediğini söyledi.
Eriş, “Hiçbir zaman Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na biat etmeyeceğiz. Eğer biat etmiş olsaydık, Kuyucu Murat Paşa’dan Maraş’a, Çorum’dan Sivas Katliamı’na kadar yaşanan acıları yaşamazdık. Alevi-Bektaşi yolunun bir duruşu vardır. Bu yol zalimin değil, her zaman mazlumun yanında olmuştur” diye konuştu.
İnançlarını kendi erkânları doğrultusunda yaşamaya devam edeceklerini vurgulayan Eriş, devletten herhangi bir ayrıcalık talep etmediklerini ifade etti.
“Biz her zaman İmam Hüseyin gibi başı dik durduk. Bundan sonra da Pir Sultan Abdal’ın, Abdal Musa Sultan’ın ve Hacı Bektaş Veli’nin öğretisi doğrultusunda yolumuzu sürdüreceğiz. Devletten çok bir beklentimiz yok. İnancımıza ve yolumuza dokunulmasın yeter.”
Yol erkânının bedeller ödenerek bugüne taşındığını belirten Hüseyin Eriş, mücadele kararlılıklarını şu sözlerle dile getirdi:
“Biz bu yola ‘ateşten gömlek, demirden leblebi’ deriz. Bu yolun dönüşü yoktur. Bir kez ikrar verdin mi eğilmezsin. Pirlerimizden ve mürşitlerimizden zalimler karşısında eğilmemeyi öğrendik. Başımızı da veririz, canımızı da veririz ama yolumuzdan dönmeyiz. Aynı inanç ve kararlılıkla bu yolu gelecek kuşaklara taşımaya devam edeceğiz.”
PİRHA- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Temsilciliği, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Köln’de anma etkinliği düzenleyecek. Federasyon, katliamda adaletin sağlanmadığını vurgulayarak kamuoyunu 2 Temmuz’da Roncalliplatz’da yapılacak anmaya davet etti.
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Temsilciliği, 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla 2 Temmuz 2026 Perşembe günü saat 17.00’de Köln Katedrali önündeki Roncalliplatz’da kamuoyuna açık bir anma etkinliği düzenleyeceğini açıkladı.
Yapılan yazılı basın açıklamasında, aradan geçen 33 yıla rağmen katliamla ilgili hukuki ve siyasi anlamda gerçek adaletin sağlanamadığı vurgulanarak, yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı, yazar, çocuk ve gencin anılacağı belirtildi.
“KATLİAMLAR ZAMANAŞIMINA UĞRATILAMAZ”
Açıklamada, Madımak davasında firari sanıklar yönünden 30 yıllık zamanaşımı gerekçesiyle davanın 2 Temmuz 2023’te düşürüldüğü, bu kararın cezasızlık politikasını güçlendirdiği ifade edildi. Ayrıca Şubat 2025’te 17 hükümlünün tahliye edildiği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ise hükümlülerden Hayrettin Gül ile Ahmet Turan Kılıç’ın kalan cezalarını sağlık gerekçesiyle kaldırdığı hatırlatıldı.
“ALMANYA’DAKİ FAİLLER HAKKINDA İŞLEM YAPILMADI”
Basın açıklamasında, haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunan bazı Madımak faillerinin Almanya’da yaşadığına ilişkin bilgilerin yıllardır kamuoyunda yer aldığı belirtilerek, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 2008 ve 2019 yıllarında Almanya’da suç duyurusunda bulunduğu aktarıldı.
Buna rağmen Alman Federal Başsavcılığı tarafından bugüne kadar herhangi bir cezai soruşturma başlatılmadığı belirtilen açıklamada, Alman ceza hukukundaki evrensel yargı ilkesine rağmen faillerin bir bölümünün Alman vatandaşlığına sahip olduğuna dikkat çekildi.
GENİŞ KATILIMLA ANILACAK
Anma etkinliğinde Alman Federal Meclisi Üyesi Max Lucks, eski Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Milletvekili Arif Ünal, Sol Parti (Die Linke) Parti Meclisi Üyesi ve Bölge Meclisi Grup Başkanı Murat Yılmaz, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Temsilciliği Başkanı Deniz Kutlu ile Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Ufuk Çakır konuşma yapacak.
Etkinliğe Kulturforum TürkeiEuropa e.V. (Türkiye-Avrupa Kültür Forumu), Stimmen der Solidarität – Mahnwache Köln e.V. (Dayanışmanın Sesleri Köln İnisiyatifi), TÜDAY – İnsan Hakları Derneği, Interkultur e.V., Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDİF), Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF), Dersim Gemeinde Köln e.V. (Köln Dersim Toplumu), Suriye İnsan Hakları Derneği ve Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) ile çok sayıda demokratik kitle örgütü ve sivil toplum kuruluşu destek verecek.
Açıklamada, Madımak Katliamı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olmadığı, bugün de adalet, laiklik, demokrasi, insan hakları ve birlikte yaşam mücadelesinin simgelerinden biri olduğu vurgulandı. Federasyon, Madımak Oteli’nin utanç müzesi haline getirilmesi, hafıza merkezlerinin kurulması, faillerin yargı önüne çıkarılması ve hakikatle yüzleşme taleplerinden vazgeçmeyeceklerini belirterek tüm kamuoyunu anma etkinliğine katılmaya çağırdı.
PİRHA-Almanya’nın Mönchengladbach kentinde düzenlenen “Kadim Halklar Buluşması”, farklı halkları ve inanç topluluklarını bir araya getirdi. Etkinlikte kültürel paylaşım, dayanışma, birlikte yaşam ve ırkçılığa karşı ortak mücadele vurgusu öne çıktı.
Almanya’nın Mönchengladbach kentinde gerçekleştirilen “Kadim Halklar Buluşması”, farklı halklardan, kültürlerden ve inanç topluluklarından katılımcıları ortak bir etkinlikte buluşturdu.
Etkinlik, Phönizier Konseyi Almanya e.V., Phönix e.V. Mönchengladbach Federasyonu e.V., Alevi Demokratik Federasyonu (FEDA) , Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Agadeka e.V., Halklar Meclisi ve Akustik e.V. Mönchengladbach tarafından ortaklaşa organize edildi.
Mönchengladbach’taki buluşma, farklı halkların ve inanç topluluklarının eşitlik, karşılıklı saygı ve ortak yaşam temelinde bir araya gelmesinin önemine vurgu yapan mesajlarla sona erdi.
Etkinliğe katılanlar kendi kültürlerine özgü geleneksel yemekleri paylaşarak kültürel çeşitliliği yansıttı.