Etiket: Piri Er

  • GÜNCELLENDİ- ‘Alevi inancı ve ritüelleri dejenere oluyor; kurumlar kopuşu engellemeli’-VİDEO

    GÜNCELLENDİ- ‘Alevi inancı ve ritüelleri dejenere oluyor; kurumlar kopuşu engellemeli’-VİDEO

    PİRHA – “Tarihsel Süreçte ve Günümüzde Alevi Asimilasyonu” konulu panelde Osmanlı arşivlerinden örneklerle Alevi inancına yönelik baskı politikalarına ışık tutuldu. Alevilere yönelik nefretin, Osmanlı İslam anlayışından kaynaklandığını söyleyen akademisyen ve yazarlar, erkanlardaki değişimlere de dikkat çekti.

    62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında, ‘Tarihsel Süreçte ve Günümüzde Alevi Asimilasyonu’ başlıklı panel yapılıyor.

    Üç gün sürecek Hacı Bektaş Veli Anma törenleri kapsamında yapılan panelde, “Tarihsel Süreçte ve Günümüzde Alevi Asimilasyonu” başlığı ele alındı.

    Hacıbektaş Kültür Merkezi’nde yapılan panele katılım bir hayli yüksek oldu.

    Panelin moderatörlüğünü Abbas Tan yaptı. Antropolog Tan, devlet asimilasyonuna dikkat çekerek “Son yıllarda üniversitelerde araştırmalar yapılıyor ancak ne öğrenci ne de öğretim görevlileri Alevi değil. O çocukların doktora tezleri üniversite arşivlerine giriyor ve geçmişte Osmanlı’nın yaptığını şimdi Cumhuriyet döneminde tekrar yaşıyoruz. Bir süre sonra arşivlere bakarak ‘Alevilik budur’ diyecekler. Bir başkasının, bizi tarif etmesine gerek yok. Biz neysek oyuz. Bizi böyle kabul etmek zorundasınız” dedi.

    “OSMANLI ZİHNİYETİ DEVAM EDİYOR”

    Abbas Tan’ın açılış konuşması ardından Akademisyen Yalçın Çakmak, sunumunda şiddet ve asimilasyona tarihsel örnekler vererek başladı. Çakmak, şu bilgileri paylaştı:

    “Osmanlı belgelerinde ‘Aleviler mum söndürür, kötü yaratılışlı’ gibi tabirler kullanılıyor. Osmanlı devleti, Kızılbaşlık diye bir olgu olmasaydı bu topraklar bu kadar Sünni olur muydu? Kızılbaşları ‘Mürted’ yani ‘dinden çıkanlar’ diye tarif ediyorlar. Bugün Alevilere bu denli nefret duyulmasının nedenlerinden bir tanesi de Osmanlı İslam anlayışının bu şekilde olmasıdır. 19. Yüzyılda yazılan bir fetvada bile aynı nefreti görebiliyorsunuz. Bu şiddet sarmalı bugün de sürüyor. Sivas’ta yaktılar mesela. IŞİD de yaktı. Yani şiddetle terbiye etmeye çalışıyorlar.

    Osmanlı döneminde ‘Bunların inançlarını değiştirmeliyiz. Çocuklarını sıbyan mekteplerinde eğiteceğiz. Köylerine camiler açacağız’ deniliyor. Bu yapılanlar tanıdık geliyordur. Cumhuriyet döneminde de yapılmakta. Bu siyaseti yapıyorlar ama sonra bir raporda ‘Minarelere leylekler yuva yaptı, cami içlerini de ahır yaptılar’ deniliyor.

    Bugüne baktığımızda ise ‘bunların çocuklarını asimile edeceğiz’ zihniyeti aynı kodlarla devam ediyor.”

    “HAKK’A UĞURLAMA ERKANINDA DEĞİŞİMLER SÖZ KONUSU”

    Panelin bir sonraki konuşmacısı Akademisyen Gani Pekşen oldu. Pekşen, Alevi inancının gününüzde “dejenere olduğunu” anlatarak hazırladığı sinevizyon ile örnekler sundu. Pekşen, Alevi örgütlerinin yeteri kadar toplumu bilgilendiremediğini de söyleyerek “Eğer ABF gibi kurumlar, kendisine bağlı kurumları sorgulasaydı yeteri kadar kopuşlar olmayabilirdi” dedi.

    Pekşen, “Alevilik, aklı ve bilimi kendine rehber edinen, doğayı can olarak gören, varlığın birliğine inanıp kendine özgü dili, sanatı, edebiyatı erkanları olan bir inançtır. Bugün Pir Sultan’a ait olmayan nefesler var. Sorgulamadan söylenen nefesler bunlar. Semahlar, Hakk’a uğurlama erkanlarında da değişimler söz. En fazla bozulma ise Hakk’a uğurlama erkanlarında görülmekte” diye konuştu.

    İÇ ASİMİLASYON VE DEVLET BASKISI!

    Araştırmacı yazar Piri Er ise Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürütülen asimilasyona değinerek şunları söyledi:

    “Bugün asimilasyon adına kendi kurumlarımızdan bir vakfımız, Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’nı kurdu. Bir dede ise cemlerde dua okuyup namaz kıldırdı. Günümüz cumhurbaşkanı 2013’te diyor ki ‘Cemevleri kültürel mekanlardır. İslam’da mescit camidir’. 2014’te Alevi sivil toplum örgütlerinin düzenlediği bir programda ise ‘Alevi kardeşlerimiz, cemevlerine ibadethane diyorsa benim itirazım olmaz ama şahsi görüşüm böyle bir yasa, statü İslamiyet’te bölünmeye sebep olur’ diyor. 9 Kasım 2022 tarihindeki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruluyor. Cumhurbaşkanı dediğini yapıyor! Götürdü cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağladı. Kimi Alevileri mutlu ediyor, hem de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kırmızı çizgisini aşıyor! Bu başkanlık, bugüne kadar 1586 cemevinin 350’sine yardımda bulunmuş! Bu başkanlığın toplamda 53 personeli var. Diyanetin ise 140 bin. Devlet hastanelerinde ise 130 bin çalışan var. Neden doktora gidiyorsunuz ki?”

     

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

     

  • Arifane Canları adlı gruptan önemli uyarılar: Birçok erkân özünden koparılarak içeriği boşaltıldı!-VİDEO

    Arifane Canları adlı gruptan önemli uyarılar: Birçok erkân özünden koparılarak içeriği boşaltıldı!-VİDEO

    PİRHA – ‘Arifane Canları’ isimli grup, Alevi inancı üzerindeki baskı ve asimilasyona dikkat çekti. Yapılan tespitleri kamuoyu ile paylaşan çalışma ekibi, Yol’un gereklerini sıralayıp, devlet asimilasyonuna da vurgu yaptı. Okunan basın metninde “Birçok Alevi kurum yöneticileri kurumların amaç ve ilkeleri dışında bireysel, siyasi hesap içerisine girdiklerinden dolayı kurumsal yapılar işlevsiz hale gelip, amaçlarından uzaklaşmıştır” ifadesine de yer verildi.

    Araştırmacı yazar, Abbas Tan, Dede Mehmet Turan, Halk Bilimci Piri Er ve Akademisyen Gani Pekşen, Alevilik alanında ortak yaptıkları çalışmanın detaylarını kamuoyu ile paylaştı.

    “Geçmiş yıllarda belleğimize yerleştirdiğimiz bilgilerin bir kısmının doğru olmadığını, araştırmalarımız sonrasında bunların gerçekleri yansıtmadığını gördük” denilen açıklamada, bilimsel kaynaklara dayalı araştırma yöntemlerinin kullanılarak değerlendirme yapıldığı belirtildi.

    “ALEVİLİK, HAKK’I, EVRENDE VAR OLANLARIN TOPLAMI OLARAK GÖRÜR”

    Yapılan açıklamada Aleviliğin; toplumu olgunlaştırmayı amaç edinen bir Yol olduğuna vurgu yapılırken şu ifadelere yer verildi:

    “Gönül kalsın, Yol kalmasın, Yol cümleden uludur diyerek Aleviliği ve yaşanılan sorunları anlamak ve çözmek adına deryada katre olalım dedik.

    Bu yol;

    – Doğayı merkeze koyar,

    – Vahdeti mevcut düşüncesini savunur,

    – Varoluşu ve Dört Anasır’ın (hava, toprak, su ve ateş) yaşamın kaynağı olduğunu kabul eder,

    – Enel Hakk anlayışını ‘Ne var ise âlemde, o da vardır insanda’ diyerek savunur.

    – Yol; rızalık, paylaşım, ikrar, görgü, dar ve yol kardeşliği üzerine yürür.

    – Dil, din, ırk, cinsiyet ve renk ayırımını reddeder.

    – Kadın-erkek gözetmeksizin yaşamda eşitliği esas alır.

    – Hızır’ı Hakk bilir, ona ayrı bir önem verir ve Hakk’ı evrende var olanların toplamı olarak görür.

    – Toplumun aydınlanmasını sağlamak amacıyla bilimi, sanatı ve sanatın dallarını kullanır.

    – Gerçek Hakk âşıkları ve yol aşıklarının kelamları, semah, Bağlama (Telli Can) Aleviliğin olmazsa olmaz değerleridir.”

    “BİRÇOK ERKÂN ÖZÜNDEN KOPARILARAK İÇERİĞİ BOŞALTILMIŞ”

    Paylaşılan açıklamada, Aleviliğe ait olmayan terimlerin kullanımı konusunda da vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Aleviliğin kendine özgü yol dili vardır. Günlük yaşamımızda diğer (semavi/İbrahimi) inançlara ait olan kelime ve deyimlerin bizlere aitmiş gibi kullanılmaması esas alınmalıdır. Örneğin; Selamın aleyküm, Allah rızası için, Allah rahmet eylesin, İnşallah, Maşallah, Ruhuna el Fatiha, Mekânı cennet olsun vs.

    Esas olan ise vakitler aşk olsun, Hızır aşkına, Umarım, Dilerim, aşk ile, Anıları gönüllerde yaşasın vs.

    Erkanların uygulandığı cem evleri, hiçbir ibadethanenin alternatifi değildir.

    Süreç içerisinde birçok erkân özünden koparılarak içeriği boşaltılmış, sorgulayıcı olmaktan uzaklaştırılarak göstermelik hal almıştır. Oysaki erkânlar bir tapınma biçimi değil; bireyin gelişimine katkı sunan, onu düşündüren, araştırarak bilgiye, gerçeğe ulaşmasını hedefleyen eğitim kurumu gibi görülmeli ve toplumsal aydınlanmaya hizmet etmelidir.

    Yol; ikrar üzerine kuruludur. Aleviyim diyebilmek için yola ikrarla bağlı olmak gerekir.

    İkrara bağlı olan canlar; yolun ana kurallarına aykırı davranışta bulunmaları halinde müşkül durumuna düşer ya da düşkün olurlar. Müşkülün hal olması ve düşkünlüğün kaldırılması yine yol esaslarına göre gerçekleştirilir.

    Hakk’a yürüme/uğurlama erkânı yolun esaslarına uygun olarak, yol dili ile yürütülmelidir. Bu erkanda Aleviliğin Devir anlayışını ifade eden ‘Devriyeler’ bağlama (Telli Can) eşliğinde söylenmelidir.

    Devir anlayışına bağlı olarak ‘organ bağışı’ özendirilmelidir.

    Dar’dan indirme erkânı gerçekleştirilen süreklerde Hakk’a yürüyen canın uygun olursa kısa bir süre içerisinde Dar’dan indirme erkânı yapılmalıdır. Hakk’a yürüyen can için sadece lokma verilecek ise bu lokmaların ihtiyaç sahiplerine, öğrencilerin eğitimlerine yönlendirilmesi yol anlayışına daha uygundur.”

    “ALEVİLİKLE İLGİSİ OLMAYAN ETKİNLİKLER!”

    Kendilerini “Arifane canları” olarak tanıtan çalışma grubu, Alevi Yol’unu, bahsettikleri konular çerçevesinde değerlendirip, kadimden gelen uygulamaların da bunları esas aldığını vurguladı. Alevileri asimile etme çabasına dikkat çeken Arifane canları, devlet tarafından yürütülen yok etme çalışmaları ile Aleviliğin öz değerlerinden uzaklaştırıldığının altını çizdi.

    Açıklamanın devamında şunlar söylendi:

    “Anadolu coğrafyasında binlerce yıldan bu yana yaşayan ve yaşadığı dönemlerde mevcut yönetimlerin kendi inanç biçimlerinin dışında gördüğü, ötekileştirmeye çalıştığı, fetvalar vererek katlettiği Aleviler, günümüzde de devlet kurumları olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı gibi kurumlar tarafından yürütülen politikalarla asimile edilmeye, yok sayılmaya çalışılmaktadır.

    Alevi köylerine yapılan camilere imamlar atanarak ve bazı cem evlerinde kuran kursları açılarak Aleviler, Alevi kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

    09 Ekim 2007 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve 08 Nisan 2022 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin verdikleri din derslerinin zorunlu olamayacağına dair kararlara rağmen, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda uygulanan eğitim ve öğretim programlarında din dersleri zorunlu olarak yer almaktadır.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğinde yürütülen ÇEDES (Çevreme duyarlıyım, değerlerime sahip çıkıyorum) projesi ile din görevlilerinin öğrencilere ‘değerler eğitimi’ vermesi sağlanarak; zorunlu din dersleri dışında da bir etki alanı yaratılmaya çalışılmaktadır.

    Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü ve bazı kamu kurumlarının yetki alanında bulunan Alevilere ait mekanlar, restorasyon çalışmaları adı altında Alevi niteliklerinden uzaklaştırılmaktadır.

    Alevi sözlü geleneği yazılı kaynağa aktarılırken bu aktarımı yapan kişilerin çoğunlukla Alevi olmaması ve farklı niyetler taşıması nedeniyle özünden uzaklaştırılmıştır. Velayetnameler, Buyruklar, Şecereler, Alevi Hakk aşıklarının şiirleri vs. Alevilik açısından içinde tezatları barındıran ne zaman ve kimler tarafından yazıldığı çoğunlukla bilinmeyen eserler olarak Alevilerin kutsal metinleriymiş gibi topluma sunulmuştur.

    Son yıllarda bazı üniversitelerin bünyesinde kurulan Alevilik-Bektaşilik konulu Enstitü, Araştırma-Uygulama Merkezi ve kürsülerde sözde Alevilik adına yapılan akademik çalışmalar ile Aleviler bu kişilerin kendi siyasal görüşleri doğrultusunda yönlendirilmeye çalışılmaktadır.

    Merkezi yönetimce yerel idareler kullanılarak (Belediye başkanlıkları, Meclis üyelikleri, Muhtarlıklar) bazı Aleviler ve Alevi kurumları merkezi idarenin Alevilere yönelik hedefleri doğrultusunda yönlendirilmektedir.

    2022 yılında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın’ yürütmüş olduğu; il, ilçe ve köylerde bulunan cem evlerinin ihtiyaçlarının tespit edilerek bu ihtiyaçların giderilmesi, personel görevlendirilmesi gibi çalışmalar ile Aleviler; yönlendirilmeye çalışılmaktadır.

    Bazı Aleviler tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanarak ve başlarında ilahiyatçı rehber eşliğinde Kerbela ve bağlı olarak da Umre ziyaretleri gerçekleştirilerek öz kimliklerinden uzaklaştırılmaktadır.

    Son günlerde Dergâh ve Ocaklarda gerçekleştirilen sözde Alevilik adına yapılan değişik tarikatların Alevilikle ilgisi olmayan etkinlikleri Aleviliği yozlaştırma çalışmalarının en bariz örneklerindendir.”

    “OCAKLAR, İSLAMİYET İÇERİSİNDE GÖSTERİLMEYE ÇALIŞILMAKTA”

    Açıklamanın devamında iç asimilasyona da dikkat çekildi. “Aleviler kendi içlerinde yaptıkları asimile etme, değiştirme, yok etme çalışmalarıyla da öz değerlerinden uzaklaşmaktadırlar” denilen metinde şunlar söylendi:

    “Ocaklar; bu uzaklaşmada çeşitli unsurların etkili olduğu görülmektedir. Örneklemek gerekirse;

    Ocak; evde pişirmeyi, aydınlanmayı, ısıtmayı sağlayan yerdir. Yolda ise Ocak; Aleviliğin geleneksel örgütlenme biçimini oluşturan ve talibin aydınlanmasını yol kuralları ile pişirerek Kamil insan olma yolunda eğitilmesini sağlar.

    Bu eğitim; Mürşit, Pir/Ana, Rehber, Baba ve yol ehilleri tarafından gerçekleştirilir. Yakın zamana kadar bu şekilde devam etmekte olan ocak anlayışı, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde özünden uzaklaştırılmıştır.

    Ocaklar, İslami inanç öğretilerinin anlayışı içerisinde gösterilmeye çalışılmaktadır. Ocak temsilcileri soylarının On iki İmam’a bağlı olduğunu iddia eder ve ellerindeki şecereleri de delil olarak gösterirler. Bu bağlantının bilimsel olarak ispatı ise mümkün değildir.

    Hizmet yürütücüleri;

    Bazı dergahlardaki Mürşit, Postnişin konumunda olan kişiler dahi devletin etki alanına girmiş, bunlara bağlı hizmet yürütücüleri de onları takip etmişlerdir.

    Erkanlar; yolun kurallarının işletilmesi amacıyla yapılan sistematik eylemler bütünüdür. İçeriklerine göre hizmetler yerine getirilir.

    Erkanların aslına en uygun bir şekilde yürütülmesi konusunda uygulayıcıların kimi durumda yetersiz kaldığı ya da bu yola uygun olmayan uygulamalar ile erkanları özünden uzaklaştırdıkları görülmektedir.

    Bozulmanın en yoğun yaşandığı erkânların başında ‘Hakk’a Uğurlama’ erkanları gelmektedir.

    Hakk’a uğurlama erkanlarının özünden uzaklaşmasında etkisi olan en önemli neden kuşkusuz İslam inancının Alevilik üzerine olan baskısıdır. Bu baskı sonucu egemen inancın değerlerini kabullenmek ve uygulamak zorunda kalan çoğu Aleviler bir süre sonra kendilerine ait olmayan Kuran, Sure ve Ayetlerini kendi inancıymış gibi kabullenip uygularken, kendi değerlerini de reddeder duruma gelmiştir.

    İç asimilasyon;

    Son yıllarda bazı Alevi kurumlarında komşu inancın etkisi ile yolda yeri olmayan bayram cemleri yapılmaktadır. Ayrıca lokma adı altında bir canlının canına kıyarak yapılan kurban, Alevi anlayışına uygun değildir.

    Aleviler merkezi otoritenin kendilerine benzetmek amacıyla yapmış olduğu baskı nedeniyle yaşamlarını kapalı topluluklar halinde sürdürmüşlerdir. Toplumu diri tutmak, yolu sürdürebilmek için sözlü gelenekle usta-çırak ilişkisi ve sanatı da kullanarak günümüze kadar geleneksel aktarımları sağlamışlardır.

    Alevi kurumları tarafından desteklenen bilimsel çalışmalar adı altında yapılan bazı akademik, sanatsal çalışmalar da toplumu yanlış bilgilendirmekte ve yönlendirmektedir.

    Kimi Alevi sanatçıların da bilinçli ya da bilinçsiz olarak icra ettikleri repertuar ile Alevilik doğru bir şekilde anlatılmamakta, toplum yanlış yönlendirilmektedir.

    Toplumsal olarak kültürel, siyasal, ekonomik birlikteliği sağlamak, yaşanılan baskılardan kurtulmak ve bir araya gelmek amacıyla Dernek, Vakıf, Federasyonlar oluşturulmuştur. Birçok Alevi kurum yöneticileri kurumların amaç ve ilkeleri dışında bireysel, siyasi hesap içerisine girdiklerinden dolayı kurumsal yapılar işlevsiz hale gelip, amaçlarından uzaklaşmıştır.

    Alevi kurumlarında yapılacak olan eğitim programlarının içerikleri mutlaka bilimsel düzeyde, tüm teknik olanakların kullanılarak, bilim insanlarından ve alanında yetkin kişilerden oluşturulacak (Tarih, Edebiyat, Müzik, sosyoloji, Antropoloji, Halk bilimi vs.) komisyonlar aracılığıyla gerçekleştirilmelidir.

    Bütün bunların ışığında şunu söylüyoruz;

    ASİMİLASYON VURGUSU!

    Yapılan açıklamada, şu an için Aleviliğin en büyük sorununun ‘Asimilasyon’ olduğu vurgusu öne çıktı. “Aleviliği başkalaştırmaya, dönüştürmeye ve sonuçta yok etmeye yönelik her türlü çabanın karşısında olacağımızı beyan ediyoruz” denilen metinde şu cümlelere yer verildi:

    “Hüdai ustanın söylediği;

    ‘Kendimize olan güvensizliğimiz, kendimizden olana güvenmemizi engelliyor.

    Gerçeği kendi dışımızda aradığımızdan hem gerçeğe, hem kendimize yabancılaşıyoruz.’

    Bu düşünceden yola çıkarak diyoruz ki;

    Bizler Aleviyiz…

    Hakikate giden yolun yolcularıyız. Bilimi rehber, Aşk ve Işk’ı mürşit edinmişiz.

    Emeğin yüceliğine saygıyla, rızalık ve paylaşımın bizleri ulaştıracağı erdemli yoldaşlığa yolcu olmuşuz.

    Cehaletin, safsata ve hurafenin karanlığından silkinip de çıkanlara,

    Aydınlanma çerağını yüreğinde yakanlara, Aynı bütünün içinde doğadaki her varlığa muhabbetle bakanlara,

    Aşk olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hacıbektaş’ta Alevi Ocakları konuşuldu: Ocaklar günümüzde işlev kaybına uğradı-VİDEO

    Hacıbektaş’ta Alevi Ocakları konuşuldu: Ocaklar günümüzde işlev kaybına uğradı-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri kapsamında “Ocakların dünü ve bugünü” konulu panel yapıldı. Araştırmacı Yazar Hamza Aksüt, ocakların günümüzde işlev kaybına uğradığını belirtirken, Araştırmacı Yazar Piri Er ise Alevilerin, ocak ve secere ilişkisini konuşması gerektiğine vurgu yaptı. Prof. Dr. Ali Yaman ise “Ocak sisteminin darbe yemesi asıl Cumhuriyet dönemindedir” dedi. 

    3 gün sürecek olan Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri’nin ilk günü olan bugün “Ocakların dünü ve bugünü” konulu panel yapıldı. Hacıbektaş Belediyesi’nin konferans salonunda yapılan panele çok sayıda yurttaş katıldı.
    Panelde, moderatörlük yapan Abbas Tan, “Alevi kurumları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Kültür Merkezini işgal ettiler. Bu kadar kişi bu kadar küçük bir alanda panel yapmak zorunda kaldık” dedi.

    HAMZA AKSÜT: GÜNÜMÜZDE OCAKLAR İŞLEV KAYBINA UĞRAMIŞTIR

    Araştırmacı Yazar Hamza Aksüt, dün bilinirse bugünün de bilineceğini belirterek, “Bu Alevi toplumu için çok faydalı olur. Ocağın ne olduğunu aslında ne olmadığını anlatacağım. Alevi Ocağı seyitlerin toplamından oluşur. Ocak; türbe, ziyaret, tekke değildir. Ocaklar seyit ve taliplerden oluşur. İmam Hüseyin’in soyundan gelenlere seyit denilir. Seyitlerin belli aşiretleri işat etmesiyle ocaklar ortaya çıktı. Şu an, günümüzde ocaklar işlev kaybına uğramıştır. Alevilerin yaşadığı yerlerde Alevi köyleri yan yanaysa ocaklar işlevini kaybetmiştir. Ocaklarda kimlik bozulması var, ocaklar farkında olmadan kendi kimliğini bozuyor. Ocakların Osmanlı’dan önce de olduğuna dair birçok belge var elimizde” dedi.

    ALİ YAMAN: OCAKLARI OLUŞTURAN ÜÇ UNSUR: SOY, KERAMET VE HİZMETTİR

    Prof. Dr. Ali Yaman ise “Hepimizin ailelerine, dedemizin, babaannemizin, evlerin her yerine sinmiş. Ben Hıdır Abdal Ocağı’nın bir evladıyım. Alevilik çok büyük bir coğrafi alana dağılmıştır. Varto’da göreceğiniz gelenekler Bergama’da karşınıza çok farklı çıkar” dedi.

    Yaman şunları kaydetti:

    “Keşke kurumlarımız bir araştırma merkezi kurarak ocaklar üzerine çalışmalar yürütselerdi. Benim için ocakları oluşturan 3 unsur vardır. İlki bir soy belirliyor kendine kişi, ikincisi hep bir keramet vardır, üçüncüsü de hizmettir. Soy, keramet ve hizmet, ocakları anlatan bir noktadır. Ocak sisteminin darbe yemesi asıl Cumhuriyet dönemindedir. Cumhuriyet’te kentlere göç, ocak sistemini ciddi anlamda zedeliyor. Dede talip ilişkisi büyük oranda kopuyor. Kurumlar, inanç eğitimi sağlayacakları okullar geliştirmeleri gerekiyor. Ocak sisteminin güncellenmesi zorunlu hale gelmiştir, dedelerini yetiştirecek bir eğitim sistemine ihtiyaç vardır.”

    “ALEVİLERİN, OCAK VE SECERE İLİŞKİSİNİ KONUŞMASI GEREKİYOR”

    Araştırmacı Yazar Piri Er, Alevilerin, ocak ve secere ilişkisini konuşması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Ben ocakların daha çok sorunlarından bahsedeceğim. Ocakların nasıl oluştuğuna dair benim tespit ettiğim en az 10 farklı görüş vardır. Hamza Aksüt ocakları seyitlerin aşiretlere şekil vermesi ile oluştuğunu söyledi ve soylarını secereye bağladı. Sadece Axuçhan Ocağı’nın seceresine baksak en az 3 ayrı secere var. Hangi secereye güveneceğiz. Alevilerin, ocak ve secere ilişkisini konuşması gerekiyor” dedi.
    Panel soru cevap ile devam etti.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • ‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO

    ‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO

    PİRHA- Alevi inancına yönelik devlet baskısı yoğun şekilde devam ederken, asimilasyonun bir ayağı da cemevleri içerisinde yapılmakta. İnanca yönelik saldırılar karşısında ‘Aleviler, kurumlar ne yapmalı?’ sorusunu Araştırmacı Yazar Piri Er’e sorduk. Aleviliği doğru temsil eden liderlere ihtiyaç duyulduğunu belirten Piri Er, “Mutlaka bilimsel çalışmalar yapmak lazım. Alevi örgütleri belli aralıklarla sempozyumlar, konferanslar, paneller gerçekleştirmek zorunda. Yoksa sadece anma günleri ile Aleviliği yeniden inşa edemezsin.  Aleviliği günümüzün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye de ihtiyacımız var” dedi. 

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Araştırmacı Yazar Piri Er’e sorduk.

    “ALEVİLİKLE YAKINDAN UZAKTAN BİLGİLERİ YOK” 

    PİRHA – AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    PİRİ ER: Bu başkanlığın kurulmasına hiç şaşırmadım. Nedeni ise şuydu: Daha önceden Diyanet İşleri Başkanlığı ‘Cemevlerimiz kırmızı çizgimizdir, bunun başka bir inancın ibadethanesi olarak gösterilmesine razı gelmeyiz’ mealinde bir açıklama yapmıştı. Ardından Tayyip Erdoğan’ın yine buna bağlı olarak yaptığı bir açıklama vardı. O da diyordu ki ‘Cemevleri kültürel mekanlardır. İslam’da ibadet yeri mescittir, camidir. Yani siz bunu alternatif bir şey yaratamazsınız’ diyor. Aslında Tayyip Erdoğan, Kültür Bakanlığı bünyesinde bu yapının oluşturulması ile birincisi Diyanet İşleri Başkanlığı’nı memnun ediyor; kızdırmıyor yani. İkincisi ise Alevileri memnun ediyor. Yani aslında Alevilik bir farklı kültürdür diye düşünüp cemevlerini de ibadethane değil de bir yer olarak görüyorlar. Şimdi Kültür Bakanlığı bünyesinde oluşturdukları bu yapı içerisinde sanıyorum 52 civarında merkezi kadro var. Bu kurumun başına atanan kimliklere de baktığımızda bunların Alevilikle yakından uzaktan bilgileri yok. Farklı bir Alevilik anlayışları var. Yani bizim bildiğimiz Aleviliği tarif etmiyorlar.”

    “GÖZLERİ DÖNMÜŞ; GELENEKSEL ANMAYI DAHİ SABOTE EDİYORLAR”

    – MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Cemevi Başkanlığı’nın kendini dayattığının en güncel örneği şu anda 16-18 Ağustos arasında Hacıbektaş’ta yapılacak olan Hacı Bektaş Veli’yi Anma etkinlikleridir. Bu başkanlık, bakanlığın diğer birimleri ile birlikte devletin bünyesinde bu işe bakan farklı kurumların da desteğiyle Hacı Bektaş anma etkinliklerini alternatif bir programla kutlamayı planlıyor. Bu konuda belediyeye de bir baskı olduğunu biliyoruz. Siz yapmayın, biz yapalım ama bu etkinlik 25-30 yıldır belediyenin bünyesinde yapılıyor. Ondan öncesinde de yerel derneklerin gerçekleştirdiği bir etkinlikti. Bunların gözü şimdi öyle dönmüş ki 30 yıllık geleneksel olarak belediyenin yaptığı bir etkinliği dahi sabote etme noktasına gelmişler. Geçmiş yıllarda yapılan etkinliklerde gerek Kültür Bakanlığına bağlı oradaki Kültür Merkezi gerek diğer alanlar tahsis edilir ve kullanılırdı. Hatta şimdi belediyeye tahsis edilmiş olan amfi tiyatro bile eskiden Kültür Bakanlığının iken sonradan belediyeye devredilmişti, orayı bile kullanma izni vermedikleri yönünde bilgiler ulaşıyor. Buna karşı belediyenin bir direnci var. Çünkü Alevi örgütleri daha önceden bir basın açıklamasıyla bunu duyurdular ve dediler ki ‘Eğer Kültür Bakanlığının düzenleyeceği bir etkinliğe dönüşürse biz katılmayız’. Belediye de şimdi direnç göstererek kendi programını oluşturmaya çalışıyor ve özellikle büyükşehir belediyelerinden destek bulmaya çalışıyor. Geçmiş yıllarda gerek Kültür Bakanlığının gerek TİKA’nın ekonomik olarak destek verdiğini biliyoruz ama yine verecekler mi emin değilim. Son gelişmeler üzerine bu desteği vermeyeceklerini de düşünüyorum. Alevi örgütlerinin, belediyenin arkasında durması ve bu etkinlikleri güçlü bir biçimde gerçekleştirilmesi gerekir. Ama devlet de elinden geleni yapacaktır ve ne kadar zayıflatırsak o kadar biz güçleniriz mantığıyla hareket edecektir diye düşünüyorum.

    “ALEVİLİĞİ ALEVİCE ANLATAN KAYNAKLAR ORTAYA KOYULMALI”

     – Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Daha önceden Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı bir çalışma geldi şimdi aklıma. Alevi kaynaklarını incelemiş, çevirmiş ve yayınlamıştı. Bu çalışmayı yapan kimliklerden birisi de Hitit Üniversitesi’nden Osman Eğri diye zat-ı muhteremdi. Daha sonra FETÖ’nün okulunda yükseldiği anlaşıldı. Bu arkadaş, Çorum’un bir köyünden ve Alevi kimlikli. İlahiyat Fakültesi dekanlığına yükselmiş, Aleviliği, İslam çerçevesinde değerlendirenlerden biriydi. Onun ‘Alevi kaynakları’ diye ortaya koyduğu eserler daha etkisini yitirmeden böyle bir çalışma yapılması Aleviliği aslında nereye yönlendirmek istediklerini açıkça gösterir.

    Ansiklopedinin maddelerinden birini bana hazırlatmak isteyeceklerini hiç sanmıyorum. Kimlere hazırlatacaklarını da tahmin edebiliyorum. Ama bu tamamen Türk-İslam ya da Alevi-İslam çizgisinde olan, yani bizim içimizde olan kimlikler de var, bu konuda yazan çizen, kendini Aleviliğin önünde niteleyen kimlikler de var. Muhtemelen bunlar üzerinden böyle bir çalışma yapıp Alevilere yutturmaya çalışacaklar. Bizim kınalı kekliklerden de bu suyu içmek isteyenler mutlaka olacaktır. Ama çok sağlıklı sonuçlara ulaşacaklarını sanmıyorum. Ansiklopedinin içeriğinde ne olacağını gördüğümüzde oturup eleştirilerimizi yapacağız. Şu ana kadar yaptıkları bundan sonra yapacaklarının da ne olacağını aslında bize ifade ediyor. Peki Aleviler bu konuda ne yapmalı? Alevi örgütlerine burada büyük görev düşüyor. Kişisel olarak hepimiz bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ben de yazıp çiziyorum ama bu benden ibaret. Bunun daha öteye taşınması gerekir. Örgütlerin bu konuda gerçekten Aleviliği Alevice anlatan, açıklayan kaynakları ortaya koyması gerekir. Eski dönemlerde kaleme alınmış, Aleviliğin yazılı kaynakları olarak bilinen kimi kaynakların çevirisi ile olacak iş değil. Yani Hacı Bektaş’ın makalatıyla ya da İmam Cafer buyruklarıyla Aleviliği anlayamaz ve anlatamazsınız. Muhtemelen hazırlanacak ansiklopedi kaynakları olarak bunlardan besleneceklerdir ama Aleviliğin bunun dışında, günümüzde yetişen bir Alevilik var. Hacı Bektaş’ın makalatını Hacı Bektaş’ın yazmadığını biliyoruz. İmam Cafer hakkında yazılanları İmam Cafer’den çok sonra kaleme alındığını ve Anadolu’ya 16. yüzyılda getirildiğini de biliyoruz. Sözüm ona halen ona bağlılığın ifade edildiğini de görüyoruz ama baktığımızda bunlarda yer alan bilgiler bugünkü Aleviliği bağlayan bilgiler değil. Aleviliği o yüzyıllara götürmek istiyorsanız doğrudur ama Aleviliği bugün yaşamak istiyorsanız bu kaynaklar yetersizdir, eksiktir, sıkıntılıdır.”

    “ÇEDES, MÜSLÜMAN OLMAYAN KİTLEYİ DE RAHATSIZ EDİYOR”

    – Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES projesinin şöyle bir özelliği var; ÇEDES sadece Alevileri ilgilendiren bir proje değil. Yani bu ülkede çocuğuna zorunlu din dersi vermek istemeyen milyonlarca insan vardır. Bunların büyük bir kısmı Alevi. Çünkü Aleviliğin zaten orada yeri yok. ÇEDES projesinin ilk meyvelerini verdiğini görüyoruz! Çocuklara sınıfta mezar maketi başında ağlama pratikleri yaptırıldı. Bir Kabe maketi yapılarak çocuklara şeytan taşlaması pratiği de gerçekleştirildi. Duvarlara taş attırıldı. Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı işbirliğinde bu yapılıyor. ‘Çevreme duyarlıyım’ diyorlar ve duyarlılığı böyle arttırmaya çalışıyorlar! Şeytan taşlatarak, ağlamayı öğreterek çocuklara eğer çevreye duyarlılık arttırılacaksa bu bir sorun.

    İkinci bir sorun ise bunu imamların yaptırıyor olması. Dini bilgi dışında genel bilgiye ne kadar hakimler? O dini bilgiyi ne kadar sağlıklı bir biçimde anlatıyorlar? Bir de İslam, şeytanı taşlamak, mezar başında ağlamaktan mı ibaret? Ve bu Alevi çocuklarına da dayatılıyor. Oysa Alevilik açısından öte dünya inancı yoktur. Onun için cennete gideceğim diye şeytan taşlama ihtiyacı hissetmez. Mezar başında ağlayarak Hakk’a yürüyen kişinin öte dünyada rahat edeceğini düşünme gibi bir anlayış Alevilerde yok. Demek ki bu Alevilere hitap eden bir şey değil. Bu şimdi Müslüman olmayan kitleyi de rahatsız eden bir şey.

    “ŞERİAT DEVLETİ ARZULUYOR”

    Yakın zamanda bir vatandaş, Aydın’ın bir ilçesinde okula müracaat ediyor ve ‘çocuğuma zorunlu din dersi aldırmak istemiyorum’ diyor. Tabii bu zorunlu olduğu için okul da diyor ki ‘Hristiyan ve Yahudiler azınlık kabul edilir, diğer gruplar bu dersi almak zorunda’. Bu canımız Alevi mi Sünni mi bilmiyorum ama din değiştiriyor. Yani bizde dinden uzaklaştıran bir içerik var. Belki de bu vatandaş Sünni, bilemiyorum. Ama Aleviler açısından zaten bu derslerde anlatılanlar Aleviliği bağlamıyor. Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerekse Anayasa Mahkemesi kararları da var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin din derslerinin zorunlu olamayacağı yönündeki kararını ortadan kaldırmak için bunlar her türlü hileyi yapıyorlar. Örneğin Alevilikle ilgili birkaç madde koydular, kendilerine göre Aleviliği tanımladılar ve dediler ki ‘Biz sadece Sünni’lere yönelik ders vermiyoruz, Aleviler de bu işin içinde var’. Şeriat Devleti arzuladığını söyleyen bir başımız var. Hedeflerinin ne olduğu da belli.

    Bu durumda Aleviler ne yapmalı? Aleviler, Aleviliği bir kere Alevi gibi algılamalı. Yani Alevi-İslam anlayışıyla, ‘Aslında ben de Müslümanım’ anlayışıyla bir yere varılamayacağı anlaşılmalı. Yoksa Dersim’de 12 Eylül döneminde yapıldığı gibi çocukları imam hatip liselerine gönderen aileler bir süre sonra karşılarında kendi çocuklarını imam olarak buldular. Ya da Ordu’nun Akkuş ilçesinde 1950’lerde Alevi çocukları götürülüp imam eğitimi verildi ve sonrasında köylerine imam olarak atandılar. O dönemde 25 olan Alevi köy sayısı şu anda 3’e düşmüş durumda. Yani neyin nereye gideceği belli. Kısa süre önce Eskişehir’den geldim, orada Alevilikle ilgili bir çalışma yaptık. Yöredeki Alevilerle görüşüp Alevi köylerini tespit etmeye çalıştık. Söyledikleri hep şu; ‘Bu bu köyler Alevi idi ama bugün Alevi değiliz’. Yani geçmişte 50 ise bugün 5’e düşmüş durumda. Onun için Aleviler kendini, yani Aleviliğin ne demek olduğunu anlarsa buna karşı bir direnç elbette gösterir. Ama genel İslam anlayışı açısından doğuracağı sonuçlar belli, bir şeriat devletine doğru yavaş yavaş götürülmeye çalışılıyoruz. Ha olur mu onu zaman gösterecek. Olmaması için de Alevilerin bu konudaki direnci önemlidir.”

    “ASİMİLASYON HER YÖNDEN ALEVİLİĞİ KUŞATMIŞ DURUMDA”

    Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Yanlış hatırlamıyorsam yakın bir zamanda Kartal Cemevi’nde ‘Türkçe Kur’an eğitimi’ diye bir duyuru vardı. Yani ‘Kur’an’ı Türkçe’ye çevirirsek Aleviler açısından sorun biter’ anlamı çıkıyor. Türkçeye çevirdiğinde de ya da çevirip sana verildiğinde Kur’an’ın içeriği değişmeyecektir. Mesele Aleviler Kur’an’da kendini bulabiliyor mu?

    ‘Başımız Kur’an’a bağlı’ derler. Mesleğim gereği 30 yıl alan araştırması yaptım. Sorduğum sorulara birçok Alevi ‘Biz Müslümanız, başımız Kur’an’a bağlı’ diye cevap verir. Ama Kur’an’dan bir tek ayet bilmez. Hakk’a yürüme erkanlarında Fatiha’yı mutlaka kulakları arar. Yakın zaman öncesinde köyümüzden bir canımızın Hakk’a yürümüştü. Gittiğimde ‘dede’ diye bir vatandaşla tanıştırdılar. Kişi, ‘Aleviyim ama dede değilim. Hizmet yürütüyorum’ dedi. Biraz sonrasında başladı Kur’an okumaya. ‘Fatiha’ deyince herkes elini kaldırdı. Yanımda da bir köylüm oturuyordu. Dönüp ona baktım o da okuyor. Kendisine ‘Sen Fatiha okumayı biliyor musun?’ diye sordum. ‘Yok dede bilmiyorum’ dedi. ‘O zaman ne yapıyorsun? diye sordum, ‘okumuyorumki, onlar ne yapıyorsa ben de aynısını yapıyorum’ diye cevap verdi. Yani içeriği bilip bilmemenin bir önemi yok. Dönüştürülüyoruz. Mesela ablamın Fatiha bildiğini duyduğumda ‘Sen bunu nereden öğrendin?’ diye sordum. ‘Bizim köye gelen öğretmen öğretti’ dedi. Ablam 1955’lerde köyde eğitim alırken okulumuzdaki öğretmen okutmuş. Ama ben öğrenmedim. Çünkü benim eğitim aldığım öğretmen fatiha öğretmedi. İki kuşak arasında bile bunu yaşadık. Bu eğitim, yeni asimilasyonun bir boyutu. Bir de Alevilerin kendi kendine işlettikleri bir asimilasyon var ki işte daha dün gördüm iki zat-ı muhterem, cumhurbaşkanının yanında durmuşlar, sözüm ona Alevilerin sorunlarını konuşmuşlar ve sayın cumhurbaşkanından sorunların çözüleceğine dair bir güvence almışlar. Ama bunların Alevi kimliklerini kimse kabul etmiyor! Yani akrabalarına ‘Bunlar Alevi mi?’ diye sorsan ‘hayır o Alevi değildir’ der. Muhtemelen de düşkünlükleri vardır yönünde güçlü fikirlerim var. Şimdi bu durumda siz nereye varabilirsiniz? Alevilerin bir sürü örgütlü kurumları var. Niye sorunları bunlar çözmüyor da bu iki kişiyle sorun çözülmeye çalışılıyor? Çünkü o iki kişiyi de bu devlet yarattı. Kendi ideolojileri paralelinde ‘bunları Alevi kimliği olarak topluma lanse edelim’ denildi. İyi de onların anlattıklarından Alevilik çıkmaz. Meselemiz bu. Onun için asimilasyon hem dini eğitimde hem genel eğitimde hem imamlar vasıtasıyla hem de kamu kurumları vasıtasıyla her yönden Aleviliği kuşatmış durumda ve Alevilik bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiş durumdadır. Aleviliğin Alevilik olarak korunmasının yolu da Aleviliği anlamaktan geçiyor.

    “CİDDİ ANLAMDA ALEVİLİKTE BİR KAYMA VAR”

     – Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevi örgütlülüğünün şu anda geldiği nokta elbette geçmişe göre ileri bir noktada ama Alevi örgütlülüğünün daha profesyonelce yürütülmesi gerekiyor. Yani bakıyorsunuz bir genel merkeze bağlı 80 cemevi var; bu 80 cemevinde kendi merkezinin oluşturduğu düşünceyi bile uygulayamıyorlar. Yani oturup örneğin bir Hakk’a yürüme erkanı oluşturuyorsunuz, size bağlı olan ocakları çağırıp diyorsunuz ki ‘ben böyle bir şey oluşturdum, bu Hakk’a yürüme erkanı Alevicedir. Bundan sonra bunu uygulayacaksınız’. Bunun üzerine mesela Urfa’dan gelen bir cemevi sorumlusu diyor ki ‘hayır öyle şey olmaz’. Hazırlanan erkanı okuyamayacaklarını, toplumun kabul etmeyeceğini dile getiriyor. Ama zaten toplumun bir değişim yaşaması zorunlu. Mesela biz bir dede ailesiyiz, benim ailemde bile eğitim ya da farklı yol yöntemlerle Alevilikten uzaklaşma yaşanmış. Şimdi bunu ben kendi ailemde düzeltmekte zorlanırken bana gelen bir emirle bunu yapmam çok zor. Ama yapmak zorundayız. Yoksa baskın inanç dediğimiz, Aleviliği yok etmeye çalışan inanç dediğimiz, 16. yüzyılda fetvalar verip ‘bunları katledin’ diyen yapının bugün farklı bir biçimde, zihniyette çeşitli devletin kurumları tarafından devam ettirilmeye çalışıldığı, Alevilerin değil Aleviliğin katledildiğinin gündeme geldiğini görüyoruz. O zaman buna karşı direnmenin yolu da Alevi örgütlülüğünün çok daha sağlıklı yapıya kavuşturulmasından geçiyor.

    “ÇATI ÖRGÜTLERİ MUTLAKA GÜÇLENDİRİLMELİ”

    Birincisi örgütler kendi içerisinde birlikteliği sağlayacak. İkincisi, çatı örgütleri mutlaka güçlendirilecek. Örneğin 80 cemevi var ancak genel merkezin oturacak yeri yok! Böyle şey olmaz. Örgütlerin ekonomik olarak güçlü olması gerekiyor. Çünkü her şey para ister. Ayrıca örgütlerin, kendi içlerindeki çatışmaları mutlaka sonlandırmaları gerekir. Üçüncü olarak Aleviliği mutlaka Alevi gibi anlayan, algılayan ve ifade eden liderlere ihtiyacımız var. Yoksa ‘Onu biz de biliyoruz ama bunu şimdi söylemenin zamanı değil, biraz daha beklememiz gerekir’ zihniyeti bana göre doğru değil. Ben bazı şeyleri çok sert ifade ettiğim için bu tür tepkiler alıyorum. ‘Aman dede daha zaman var. Bu toplumu ürkütür’ deniliyor. Toplumu ürküteceksin. Toplumu ürkütmezsen kendine geleceği yok. Toplum şu anda uyum sağlamış durumda. Kurban Bayramı yakın bir zamandaydı, gördük ki birçok Alevi kurban kesti. Alevilikte kurban var mı? Sen zaten bu zihniyete kurban vermişsin, oturup bir de bir hayvan keserek cennete Gitme düşüncesindeysen, öte dünya anlayışın varsa o zaman burada bir sorun var demektir.
    Alevilik bu dünyaya ilişkin bir inanç, ne varsa burada çözeceksin. Onun için örgütlerimizin bunları anlayıp aktarması gerekiyor. Ancak örgütlerin biri Alevi-İslamcı biri tamamen şeriatçı biri Şiacı biri Alevice olmaya çalışıp ama olamamış, tamamlayamamış bir yapı… Şimdi bunları bir araya getiremezsiniz. Yani ben Cem Vakfı ile bir araya gelip ‘Alevi İslam anlayışı’ diyen bir yapıyla birlikte hareket edemem. Çünkü ben Aleviliği İslam içinde olduğunu düşünmüyorum. Alevilik kendi başına bir inanç. Aleviliğin kendi değerleri var. Başımı Kuran’a bağlayarak beni Müslüman yapamazsınız. Eğer bu söylediğim aşamaları geçebilirsek daha bilimsel bakmaya çalışabilirsek olur. Daha önceden birçok bilim kuruluna davet edildim. Her gittiğimde yapacağız edeceğiz deniliyordu. Hala yapacağız, -acak, -ecek eklerini artık bırakmak gerekiyor. ‘Yapıyorum, yaptım’ ifadelerinin yerleşmesi gerekiyor. Yoksa ciddi anlamda Alevilikte bir kayma var. Özellikle bu açılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı taşrada geziniyor. İhtiyaç listesini sağlayanlar paralelinde sizden bir şey isteyecektir. Şimdi kadro tahsis etmeye çalışıyorlar. Düşünebiliyor musunuz bir cemevinin kadrosu Kültür Bakanlığı’na bağlı devlet memuru! Peki bu kişi ne yapacak? Oranın temizliği, dedelik hizmetleri, başkanlığı; hangi birini yapacak? Bunlar hep sorun. Ama bu tik tak çok tehlikeli bir biçimde işliyor. Biz de o kınalı kekliklerden çok var. Mutlaka bilimsel çalışmalar yapmak lazım. Alevi örgütleri belli aralıklarla sempozyumlar, konferanslar, paneller gerçekleştirmek zorunda. Yoksa sadece anma günleri ile Aleviliği yeniden inşa edemezsin. Aleviliği baştan, sıfırdan yapalım anlamında söylemiyorum ama Aleviliği günümüzün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye de ihtiyacımız var diye söylüyorum. Aşk ile…”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO

  • Piri Er: ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu-VİDEO

    Piri Er: ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu-VİDEO

    PİRHA – Yazar Piri Er, yeni kitabı ‘Alevilerde Hakk’a yürüme erkanı’ ile inançta değişime uğrayan geleneklere ışık tutuyor. Yazar Er, Alevilikte en çok etkilenen alanın Hakk’a yürüme erkanları olduğunu belirterek, “Söylediklerimin toplumun büyük kısmından tepki çekeceğini biliyorum ama toplumun yine büyük bir kısmının da ‘doğrusu bu’ diyeceğini de biliyorum” ifadelerini kullandı.

    Hakk’a uğurlama erkanı, usül olarak Alevi toplumu içerisinde tartışılan bir konu. Alevi toplumunun her süreğinde farklı uygulamalara rastlanırken hangi hizmetin doğru, hangisinin yanlış olduğu konusunda ise farklı argümanlar bulunuyor.

    Araştırmacı-Yazar Piri Er, Hakk’a uğurlama erkanı konusunu, güçlü kaynaklar doğrultusunda kitaplaştırdı. Barış Kitap imzası ile okuyucuya ulaşan eser hakkında Piri Er, PİRHA’ya konuştu.

    ALEVİLİKTE EN ÇOK ETKİLENEN ALAN: HAKK’A YÜRÜME ERKANI

    Yazar Piri Er’in öncelikli belirttiği husus, Hakk’a yürüme erkanlarının Alevilikte süreklere göre farklılık gösterdiği konusu oldu. Her süreğin, kendi geleneğine uygun olanı yaptığını anlatan Yazar Er, bunların giderilmesi için çeşitli Alevi örgütlerinin geçmişte farklı erkannameler hazırladığını belirtti. Piri Er, oluşturulan o erkannamelerin iki tanesinin hazırlanmasında kendisinin de olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Peki neden böyle bir kitap yazma isteği oluştu? Hazırlanan erkannamelere katkı vermiş olmamla beraber benim dışımdaki unsurlar da onların şekillenmesinde rol oynadı. Bütün aklımdan, gönlümden geçenleri o erkannamelere dökme şansına sahip değildim. Ve bu konulardaki tartışmaların sürdüğünü gördüm. Olayın farklı yerlere çekildiğini, Alevilikle Yol dili ile hiç ilişkisi olmayan konuların erkannamelerin içerisine yerleştirildiğini ve bunun da erkan diye uygulandığını gördüm. Mesela Kur’an’dan ayetlerin okunması, Fatiha’sız olmaması, Kur’an’daki ayetleri ve Arapçayı duymayan kişilerin ‘cenazemiz mundar gitti’ şeklinde değerlendirmelerde bulunması gibi… Aleviliğin içerisinde en çok etkilenen alan Hakk’a yürüme; yani ölüm gelenekleri içerisinde İslami motiflerin çok fazla ağırlık kazanması nedeniyle de böyle bir şeyin oluşturulması gerektiğini düşündüm. ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu. Bu iki birbirine zıt kavram, ya birini Allah rahmet eder ya da bu insan devir sürecine girmiştir ‘Devri daim olsun’ deriz. Bunların birini yapmamız gerekir. Cennet, cehennem ya vardır ya da yoktur. Eğer var olduklarına inanıyorsanız o zaman Fatiha’yı okumanız gerekir. Çünkü Fatiha der ki ‘gelen canımız öte dünyada cennetinle onurlandırdıkların içerisinde yer alsın…’ böyle bir dileği yerine getirir. Dolayısıyla Yol diline en yakın erkanı oluşturabilmek adına bu kitabı yazdım. Bu kitabın diğer erkannamelerden şöyle bir farkı var; diğerleri genellikle erkanı dile getirir, yani erkan nasıl yürütülmeli, nasıl başlamalı, nasıl bitirilmeli şeklinde… Çok fazla ayrıntıya girilir ve kefenin parçalarından tutun da metresine kadar, yıkama suyunun hangi taraftan döküleceğinden, nerede biteceğine kadar bunların aslında Alevilikte bir karşılığı yok. Tamam kefenlenme vardır ama bunu katı kurallarla uygulamak yoktur. Bir taraftan devir anlayışından bahsedilirken bir taraftan da duaz imamlarla kaldırılması gerektiği söylendi. Duaz imamlara girdiğinizde 12 imamlara yol çıkıyor. Böyle olunca da gene İslam kaynağına bir şekilde ulaşıyorsunuz. Bunların Yol dilinde olmaması gerektiğini düşündüğüm için bu çalışmayı yaptım.”

    “ERKANNAMEYİ ALEVİLİĞİN TEMEL İLKELERİ DOĞRULTUSUNDA OLUŞTURDUM”

    Yazar Piri Er, yeni kitabında ‘Alevilikte Hakk nedir, ölüm nasıl değerlendirilir, bir öte dünya inancı var mıdır?’ gibi başlıkları da değerlendirdiğini anlattı. “Aleviler bu konularda neye inanıyordu, derdim buydu aslında” diyen Yazar Er, “Bu daha çok benim kendi erkannamem oldu. Bunu vasiyet olarak da söyledim. Oturup kendi kafamdan değil, Alevilerin temel ilkeleri doğrultusunda bir erkannamenin böyle yürütülmesi gerektiğini düşündüğüm için bu kitabı oluşturdum” dedi.

    “35 YILDIR BU ALANDA ÇALIŞMA YÜRÜTÜYORUM”

    Piri Er, kaleme aldığı kitabında özellikle İslam öğelerini arındırdığını da belirtti. Yazar Er, mezar taşlarına yazılan ifadelere de değindiğini anlatarak “Mezar taşlarına özellikle ‘Ruhuna Fatiha’ yazılmasının başlıca nedeni mezar taşı ustalarının İslam geleneğinden gelmiş olmalarıdır. Müslümanlara hazırladıkları gibi Alevilere de aynı taşları hazırlıyorlar. Bazen ‘Ruhuna Fatiha’ altına ise ‘Devri daim olsun’ yazılıyor. Biri yaratılışla ilgili diğeri varoluşla ilgili iki kavram” diye belirtti.

    Piri Er, hazırladığı erkannamenin toplumda nasıl karşılık bulacağı konusunda ise şu öngörüde bulundu:

    “Bir laf vardır ‘Bir deli kuyuya taş atmış 40 akıllı çıkaramamış’ diye. Ben bir delilik yaptım ve taş attım. Fincancı katırlarını da ürküteceğimi düşünüyorum ama bu yapılmalıydı. Eteğimdeki taşları döktüm. 35 yıldır bu alanda çalışma yürütüyorum. Yatıp kalkıp bu konuları çalışıyorum. Söylediklerimin toplumun büyük kısmından tepki çekeceğini biliyorum ama toplumun yine büyük bir kısmının da ‘doğrusu bu’ diyeceğini de biliyorum.

    Çalışmamdaki birinci kaynağım alan araştırmalarım oldu. İlk çalışmama 1992 yılında Kırıkkale’de başladım. İkincisi, bu konuda yazılmış literatüre girmiş olan yazılı kaynaklar var. Onların da örnekleri kitapta var. Mesela bir örnek üzerinden gidecek olursak, erkanlarda saz çalınıp çalınmaması en büyük meselelerimizden birisi. Devriye söylenmeye söylenmeye Aleviler bu geleneği unutmuşlar. Şimdi ise devriye söyleyeni, saz çalanı ötekileştirip düşmanlaştırıyorlar, hatta din dışı görüp içlerine koymamaya çalışıyorlar. Kitapta bunların kaynaklarını da bulup gösterdim.”

    “ŞİMDİ BUNUN NERESİ ALEVİCE?”

    Anadolu coğrafyasındaki bütün sürekler üzerinde çalışma yaptığını söyleyen Piri Er, devriye geleneğine dair tespit ettiği şu bilgileri de paylaştı:

    “1876’larda Dersim bölgesindeki Osmanlı’nın hazırladığı raporlar da var, onun da örneklerini koydum. Hakk’a yürüyen kişileri, dedelerin saz eşliğinde kaldırdığına ilişkin bilgiler var. Kaz Dağları’nda da benzer tespitleri yaptık. Ama biz kendi inancımıza yabancılaştığımız için ‘kendimizden değil’ diyerek bunları dışlamışız. Osmanlı, saz çalıyorlar diye bunu ‘katli vaciptir’ fermanlarının içerisine koymuş, Osmanlı’nın kaldıramadığı bu bağlamayı biz Hakk’a yürüme erkanlarımızdan çıkarmaya çalışıyoruz.

    Kitabımda dikkat çektiğim hususlardan biri de bazen imamlara bu işin düşmesi konusu oldu. Örneğin bir Tahtacı köyünde cami ve mescit vardı ancak namaz kılıp camiye gidilmezdi. Camiyi kendilerinin yaptırdığını öğrendim ve sebebini sorduğumda ‘cami olmayınca cenazelerimizi kaldırmaya imam bulamadık’ dediler. Tahtacılar, geleneklerine göre yatak, yorgan ve elbisesiyle gömülürler. Şimdi bu uygulamayı bir imama yaptıramazsınız. Yani Aleviler kendi kendine çok büyük bir asimilasyon süreci işletiyorlar ama bunun farkında değiller. Bu arada sadece yıkamayı yaptırmak için imamı arıyorlar. Çünkü o imamın arkasında namaz kılmayacaklarını da söylüyorlar. Mesela Mevlüt okuma geleneği de var. Amasya’da karşılaştığım bir dede, mevlüt okumaya gidiyordu. Çalışma yaparken de bana ‘bu mevlüt Aleviliğin en büyük düşmanı’ diyordu. Neden okuduğunu sorduğumda talep edildiğini söylüyordu. Çünkü bizim dardan indirme geleneğimiz unutulmuş. Alevilik dünyevi bir inançtır, öte dünya ile bir işi olmaz. Peki şimdi biz rızalık alıyor muyuz? Götürüp camiye sokuyoruz, 10 Alevinin yanında 100 Sünni var ve helallik alınıyor! İşte Aleviliğin değişen boyutlarından birisi de bu. Yani orada helallik alıp gönderiyoruz, Sünni imam istiyor, Sünnice cemaat veriyor, şimdi bunun neresi Alevice? Ama dardan indirme yapıldığı zaman çıkıp onun müsahibi ‘müsahibimin bu dünyada varisiyim, üstünde yük bırakmayın, onun yükünü bu dünyada ben çekeceğim’ der. İşte tüm bunlar için bu kitabı ortaya koymaya çalıştım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yazar Piri Er: Aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve sorgu, görgü vardır-VİDEO

    Yazar Piri Er: Aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve sorgu, görgü vardır-VİDEO

    PİRHA – Yazar Piri Er, Kerbela’da katledilen 12 imam adına tutulan 12 günlük matem orucunun ardından dağıtılan aşurenin ne anlama geldiğini anlattı. Yazar Er, aşure geleneğinin 16. Yüzyılda 12 imam geleneği ile belirginlik gösterdiğini belirterek, “Tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir” dedi. Er, ekledi: Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.

    Alevi inancına mensup yurttaşlar, 12 gün tutulan matem orucunun ardından aşurelerini dağıtmaya devam ediyor.

    Aleviler tarafından ‘Matem ayı’ olarak adlandırılan süreç sonrasında 12 ayrı malzeme ile yapılan aşurenin tam olarak manası nedir, Araştırmacı Yazar Piri Er’den dinledik.

    Muharrem ayının 13. gününde pişirilen aşurenin sadece Aleviliğe özgü bir ritüel olmadığını vurgulayan Piri Er, “Aşureyi Sünni müslümanlar da gayrimüslimler de yapıyor. Ama Alevilikte çok daha belirgin bir figür olduğu için aşure sanki sadece Alevilere özgü bir ritüelmiş gibi değerlendiriliyor” dedi.

    TARİHTE AŞURE GELENEĞİ!

    Kerbela’da yapılan katliam sonrasında aşure geleneğinin Alevi inancında başladığı ifade edilse de Yazar Piri Er, bu kanının doğru olmadığının altını çiziyor. Er, aşurenin artık evrensel bir yiyecek haline geldiğini belirterek şu görüşü savunuyor:

    “Müslümanlar da 10 Muharrem’den sonra aşure yaparlar. Aşure, hem mitolojiktir hem de bir anlamda inanç bağlantılı gelenekselleşmiş uygulamalar bütünüdür. Peki ‘aşure’ adını nereden alıyor? Aşure, Arap aylarından Muharrem ayının 10. günü olan ‘Aşur’dan alır. Bu günün Aleviler açısından diğer bir özelliği de 10 Muharrem, yani 10 Ekim 680’de Hz. Hüseyin Kerbela’da katledilmiştir. Yahudi takvimindeki ‘Tişri’ ayının 10. günü Yahudiler açısından belki de en önemli günlerden birisidir. Çünkü o gün ‘Yom Küppur’ (bağışlanma günü) adlı 26 saatlik bir oruç tutulur. Hz Muhammed tarafından bu orucun daha sonra müslümanlara tutturulduğu biliniyor. Ancak Yahudi geleneği gibi eski gelenekler kolay kolay bırakılmıyor. Ama Ramazan ayının bildirilmesinden sonra tek başına 10 Muharrem günü oruç tutulması ‘mekruh’ yani ‘dinde karşılığı olmayan’ uygulama olarak sayılıyor. Ama eski gelenekleri bırakmayan İslam toplumu, bugün ile ilgili farklı inançlar oluşturuyor. Mesela Adem’in tövbesinin bugün kabul olduğu ya da Yunus’un, balığın karnından bugün kurtulduğu, İbrahim’in atıldığı ateşten bugün kurtulduğu ve aşureye kaynaklık ettiği düşünülen Nuh’un gemisinin sular çekilince bugün karaya oturduğu şeklinde çeşitli rivayetler, mitolojik anlatımlar üreterek bugünü İslam inancı içerisinde yaşatmaya devam ediyorlar.

    Süreç Yahudilikten başladı, İslam’a geldi. Ramazan ayının bildirilmesi ile birlikte mekruh sayıldı, buna bağlı farklı gerekçeler oluşturularak İslam toplumu içerisinde bugün yaşatılmaya devam etti.”

    12 İMAM KÜLTÜ SONRASI AŞURE RİTÜELİ!

    Nuh’un Gemisi mitolojisinin Alevi inancı içerisinde de yer bulduğunu belirten Piri Er, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu İslam geleneğindeki bağlantı bir şekilde Alevi mitolojisi içerisine de belli ölçülerde aktarılmış ama mitolojilerin bilimsel bir tutarlılığı olmaz. Eğer mitolojiye inanırsanız o bir anlamda sizin gerçeğinize dönüşür.

    Peki bu anlayış Alevi inancı içerisine nasıl geldi? Bir arada yaşayan topluluklar, süreç içerisinde birbirlerinin çeşitli geleneklerini alırlar, etkileşirler. Alevilik, bana göre İslam’dan çok önce var olan bir inanç. Ama süreç içerisinde İslam ve başka inançlar ile ilişkiye girdi. Diğer inançlardan alınanlar ile aşure geleneğinin de tahmin ediyorum ki 15. ya da 16. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine girdiğini düşünüyorum. Çünkü 16. yüzyıl itibariyle Anadolu Aleviliği üzerindeki en büyük etkileşimlerden birisi 1501 yılında Şah İsmail önderliğinde kurulan Safevi Devleti’nin Anadolu’da kendine müritler toplaması ve Yavuz ile olan mücadelesinde Alevileri kendine yandaş edindirmesi ve bu paralelde hareket etmesidir. Bunu yaparken de Anadolu Aleviliğine ait kimi figürleri alıp kullanarak Caferi geleneğinin temsilcisi olarak da birçok Caferi ve Şii unsurları da Anadolu Aleviliğinin içine taşıdığını görüyoruz. Bunların en başında gelen de sanırım 12 imam kültü. Biz 12 imam kültünün 13. ya da 14. yüzyılda Anadolu Aleviliği içerisinde varlığına ilişkin güçlü deliller bulamıyoruz. Yunus’ta, Kaygusuz’da, 13. yüzyılda yaşamış Alevi ozanlarının dilinde 12 imam ile ilgili şiirler yok. Bu durum 16. yüzyılda özellikle Şah Hatayi’nin Anadolu’da egemen olması sonrası değişiyor.

    12 imam kültü aynı zamanda Aleviliğin aşure geleneği üzerinde de etkili olmuş. Mitoloji ile tarihsel gerçekler baş başa yürürler ama bizim, burada mitolojiden arındırarak Aleviliğin gerçeklerini görmemiz gerekir. Kerbela olayı 10 Muharrem 680’de yaşanmış. 1343 yıl bu acı neden yaşandı? Aleviler yakın geçmişte birçok katliama uğradılar. Sivas, Maraş, Çorum, Dersim; birçok can acıtan katliamlar yaşandı. Alevilerin kendisine sorması gereken bir soru, ‘Hüseyin’in katledilmesi Sivas’ta yanan 33 kişiden daha mı fazla canımızı yakıyor? Benim canımı mesela Sivas daha çok yakıyor. Peki Kerbela bugüne niye geldi? Çünkü Aleviler yaşadıkları her acıyı Kerbela ile özdeşleştirdiler. Hüseyin’i de bu pozisyon içerisinde başa oturttular ve kahraman ilan ettiler. Çünkü Hüseyin orada dik durdu.”

    “12 İMAMLAR, ALEVİLİĞİMİZE NE KATMIŞTIR?”

    Yazar Piri Er, Alevi toplumunda 12 imam geleneğinin artık sorgulandığını da söyleyerek şöyle devam etti:

    “Alevilerin bir bölümü, ‘Ne için 12 imam için orucu tutuyorum? Arap toplumundaki çekişmelerin neden bir parçası oluyorum? 1343 yıl sonra niçin Hüseyin için ağlıyorum?’ ya da ‘Kim olduğunu bilmediğim Taki, Naki, Muhammed Mehdi için niçin oruç tutuyorum’ şeklinde sorgulamalar yapıyorlar. Bunun sorgulanması da gerekiyor artık. Alevilerin kendini bu 12 imam zincirinden ve bunların oluşturduğu üzerimizde bir anlamda da baskı unsuru olarak gördüğüm ki bunu bir dede soyundan olarak söylüyorum bu 12 imam anlayışından ve Aleviliği bu kaynağa bağlayarak açıklama anlayışından bir an önce kurtulması gerekiyor. Bu ‘her şeyi yok edin, kaldırın’ şeklinde değil, inanan insan, ‘oruç tutacağım’ diyorsa hiçbir sakıncası yok ama 12 imamlar için tutuyorsanız önce bu 12 imamlar kimdir, bize ne yapmıştır, Aleviliğimize ne katmıştır diye bir bakın’ diyorum.”

    “AŞURENİN ÖZÜNDE TOPLUMSAL BİRLİKTELİK VARDIR”

    Piri Er, aşure ritüelini artık inancın bir parçası değil, gelenek olarak düşünmek gerektiğini belirtti. Yazar Piri Er, aşure programlarının artık görsel bir malzemeye dönüştüğünü söyleyerek şöyle devam etti:

    “Aşureyi toplumla bir şey paylaşmak anlamında yapıyorsanız bunun hiçbir sakıncası yoktur ama bunu 12 İmam’a bağlayıp anlatmak doğru olmaz. Aslında aşurenin özünde toplumsal birliktelik ve aynı zamanda sorgu, görgü vardır.

    Köylerimize aşure yapılırdı, annem cebimize birer kaşık koyup ‘gidin şu evde aşure var, yiyip gelin’ derdi. Aşure birlikte yenirdi. Aşure ortaklaşmadır ama eğer köy yaşamındaysanız düşkünü (Alevilikte düşkün ilan edilen) gelip o aşureden yiyemezdi.

    Aşure artık gelenekselleşti. Durum böyle olunca da inanç açısından bunu sorgulamasını yapma şansınız yok. Aşure bir niyettir; bir yerden bir şey beklemek değil bir yere bir şey vermektir. Aşure etkinlikleri artık görsel bir malzemeye dönüştü. Bir araya gelelim 2 sohbet ederiz deniliyor.

    “AŞURE YAPMAK BİR İNANÇ MOTİFİ DEĞİLDİR”

    Aşurenin içerisine koyduğunuz çeşide bakarsanız 12 imamcı anlayışa göre 12 çeşit olur. Sünni anlayışa göre 40 çeşit olur. Ama onlar 40 çeşidi bulamadıkları için Sünniler burada uyanık davranıp diyorlar ki ‘bir kaşık bal koyun’. Çünkü ‘arı, kır çiçekten bal toplar’ diyorlar. Elinde ne varsa onu koyarsın. Bizim köyde 3-4 çeşit ile aşure yapılırdı. Dağın başında Divriği’nin Gökçebel köyünde 12 çeşit yiyecek koyup da aşure yapacak adam kolay kolay bulunmazdı. Aşure öyle ‘kaynayıp, özdeşleşelim, bir araya gelelim’ değil.

    Farkımız var! Oraya giren üzüm üzüm olacak, yediğim fasulye de fasulye olarak kalacak. Yoksa hepsini birbirine benzetelim; hani bir ara birilerinin benzetmesi vardı ‘efendim biz mozaik değiliz, mermeriz’ falan diye… Ne olursan ol ama Alevilik farklı bir yol, çizgi… Alevilik açısından aşure geleneksel bir ritüel olarak elbette ki uygulanır. Yani aşure de bu coğrafyada yüzyıllardır uygulana gelen ritüeldir. Bu artık gelenekselleşmiştir. Ama tek başına aşure yapmak bir inanç motifi değildir. Ama bireyin kendini rahatlatması, mutlu etmesi anlamında yaptığı uygulamalardan biridir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA 

     

  • ‘Kerbela’ya götürülecek dedeler kimden rızalık aldı?’-VİDEO

    ‘Kerbela’ya götürülecek dedeler kimden rızalık aldı?’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Piri Er, Hacıbektaş Gençlik Kampı ile Kerbela gezisine tepki göstererek, “Günümüzde Alevilerin katledilmesinden çok Aleviliğin katledilmesine çalışılıyor. Devletin dedesi olmaz. Kerbela’ya götürülecek bu dedeler kimden rızalık aldılar?” diye sordu.

    İçişleri, Kültür ve Turizm ile Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından finanse edilerek yapılacağı duyurulan Hacıbektaş Gençlik Kampı’na bir tepki de yazar Piri Er’den geldi. “Günümüzde Alevilerin katledilmesinden çok Aleviliğin katledilmesine çalışılıyor” diyen Er, ayrıca 300 dede için iki bakanlık tarafından planlanan Kerbela gezisine de karşı çıktı.

    “ALEVİLİK, TARİHSEL SÜREÇTE ASİMİLE EDİLMEYE ÇALIŞILAN KENDİ BAŞINA BİR İNANÇTIR”

    Sözlerine, “Alevilik tarihsel süreçte asimile edilmeye uğraşılan kendi başına bir inançtır” diyerek başlayan Er, şunları söyledi:

    “Alevilik herhangi bir inancın alt kolu, heteroksis, heterodoksisi falan değildir. Bunu çeşitli yöntemlerle yapmaya çalışırlar. 15-16. yüzyıldan itibaren “Katli vaciptir” fetvalarıyla birlikte başladı. Günümüzde de Alevilerin katledilmesinden çok Aleviliğin katline dönüştürülmeye çalışılıyor. Bu amaçla da Alevilik üzerinde çeşitli tezgahlar kuruluyor. Yapılması planlanan bu iki program Kültür Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın koordinasyonunda gerçekleşen bir etkinliğin amacı “Alevilerden ne kadar şeyler koparır, farklılaştırır, dönüştürürüzün hesabıdır.”

    “DEVLETİN DEDESİ OLMAZ, KERBELA’YA GİDECEKLER KİMDEN RIZALIK ALDI?”

    Er, Kerbela programına dahil olacak dedelere de seslenerek, şöyle konuştu:

    “Biz yıllardır özellikle Avrupa’ya götürülen gri pasaportlu dedelerle mücadele ediyoruz. Çünkü devletin dedesi olmaz. Dede toplumun dedesidir. Onun ihtiyaçlarını da toplum karşılamalı. Yani rızalık almadan yapılan her iş Aleviliğe uymaz. Kerbela’ya götürülecek bu dedeler kimden rızalık aldılar? Eğer devlet imkanlarıyla gidiyorsa; devletin imkanları bu amaç için neden kullanılıyor? Ya da Hacıbektaş’ta toplanmaya çalışılan, ki toplayamayacaklarını düşünüyorum ben. Bu konuda bir duyum da aldım. Toplayamayacaklarını düşünüyorum. Ama birçok yere yazı gitmiş. Yani Ordu’dan bir ilçeninkini gördüm ben. Davet edilmiş öğrenciler.

    Niye şimdi bu yapılıyor? Bunları iyi niyetli girişimler olarak değerlendirmiyorum. Devletin Alevileri değiştirmesi, dönüştürmesi, farklılaştırması ve bir yere çekebilme çabası olarak görüyorum. Aleviler açısından çok bir şey ifade etmiyor. Oraya giden çocuklar bilmeden zaten giderse gider. Ama dedeler bu işi biliyorlar. Ya kendilerini orada hissediyorlar. Yani bu işi düzenleyenin yanında hissediyorlar. Ya da belli kaygılarla “Biz burada duralım” diye bu işi yapmaya çalışıyorlar. Baştan ayağa sakat bir düşünce diye düşünüyorum.”

    Barış KOP – Berfin YILDIZ / BALIKESİR

  • AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız-VİDEO

    AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız-VİDEO

    PİRHA-1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ilk günkü programında konuşan AKD Genel Başkanı İsmet Kurt, “Bizler haklı talebimizi her zaman söyleyeceğiz. Bunun için örgütlü olmalıyız. Birbirimizi korumamız, kollamamız, sevmemiz gerekiyor. Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız. Uyandırdığınız çerağı her yerde korumalıyız. Bir gün Aleviler de bu coğrafyada hakkını alacak. Alevi katliamları bir kez daha yaşanmasın diye haykırıyoruz” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi tarafından bu yıl ilki düzenlenen ‘1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ilk günkü programı sona erdi. Program, AKD Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan‘ın açılış konuşması ile başladı. Festivallerin önemine değinen Doğan şunları söyledi:

    “KAYBOLAN UMUTLARIMIZI YEŞERTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    “Tanıtım faaliyetlerinden biri olan festivaller, yerelin hatta ülkenin var olan imajını düzeltmede, buna bağlı olarak da kentsel ve bölgesel ekonomik kalkınmada önemli etkenlerden biridir. Festivaller yalnızca sanat etkinlikleri olarak değil, küreselleşmenin ve ekonomik canlanmanın unsurlarından biri olarak da görülmektedir.

    Biz Aleviler herkes için daha eşit daha iyi yaşanır; daha mutlu bir körfez yaratma hayalimiz ile son derece uyumlu bir anlayış sergiliyor. Bütün gayretimiz, sesi olmayanların sesi olmak ve kaybolan umutları yeniden yeşertebilmek için tüm halkımızı festivalimizi sahiplenmeye çağırıyoruz”

    “ALEVİLER BU COĞRAFYADA HAKKINI BİR GÜN ALACAK”

    Doğan’ın ardından söz alan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Alevilerin yüzyıllardır süren taleplerini her zaman dile getireceklerini söyledi.

    Kurt, “Topluluklar birbirlerini tanıyınca gerçeği kolay kılır. Festivaller bunun içindir. Bir ülkede dili, dini, rengi gözetiliyorsa orada bir sıkıntı vardır. İnsanı merkezine koyan topluluklar uzun menziller almıştır. Biz Aleviler şunu şiar edindik: Gelin canlar bir olalım. İşi de kolay kılalım.

    “Aleviler vardır, cemevleri ibadethanemiz, cem de ibadetimizdir” dedik hep. Cemevlerinin yasal statüsü verilmedi hala. Çocuklarımız sınava giriyor, çok da güzel puan alıyor ama ardından mülakat denen ucube sisteme takılıyor. Bizler haklı talebimizi her zaman söyleyeceğiz. Bunun için örgütlü olmalıyız. Birbirimizi korumamız, kollamamız, sevmemiz gerekiyor. Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız. Uyandırdığınız çerağı her yerde korumalıyız. Bir gün Aleviler de bu coğrafyada hakkını alacak. Alevi katliamları bir kez daha yaşanmasın diye haykırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “CEMLERİN ÖZÜNE UYGUNLUĞUNDAN UZAKLAŞTIK”

    Konuşmaların ardından yazar Piri Er ““Alevilikte ocaklar ve sürekler” başlıklı konuşmasını yaptı. Ardından Mekteb-i İrfan’ın deyişler seslendirdi. Programın sonunda ise Hakan Erol dede “Cem çeşitleri ve hakka yürüme erkanı” başlıklı sohbetini gerçekleştirdi. Erol konuşmasında “Cemlerin özüne uygunluğundan uzaklaştık. Anadolu’nun her bölgesinde yol yürüyüşünün bir zenginliği var. Aslında yol bir ama insanlar bölgesel olarak ayrıldıkları için sürekler haline getirmişler ama menzil aynı menzil” dedi.

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali ikinci günündeki programlar ile devam edecek.

    PİRHA / BALIKESİR

    İLGİLİ HABERLER:

    >1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı

  • ‘Süreklerin tekleşmesi, bir merkezden yürütülmesi Aleviliğin doğasına aykırı’-VİDEO

    ‘Süreklerin tekleşmesi, bir merkezden yürütülmesi Aleviliğin doğasına aykırı’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Piri Er, “Yol bir, Sürek bin bir” sözü üzerine değerlendirme yaparak  “Neden bir tek Alevilik yok?” sorusuna da cevap verdi. Tüm Alevi toplumunun, aynı şekilde erkan yürütemeyeceğini belirten Yazar Er, “Bu zaten Aleviliğin doğasına aykırı. İyi ki de öyle olmamış. Süreklerin tekleşmesiyle birlikte değişime açık olmayan Alevilik zaten yaşamazdı” dedi. 

    Asya kıtasından Avrupa’ya dek var olan Alevi toplumu, her coğrafyada kendi sürekleri üzerinden inancını yürütüyor. Alevilik, her bölgede temel kurallar üzerine oturtulup yaşatılıyor.

    Bir bütünen “Yol” olarak kabul edilen Alevilikte “Sürek” kavramı nasıl tarif edilir? Yazar Piri Er ile konuştuk. Yazar Er, Aleviliğin İslam’dan ayrı, kendine özgü kuralları olan bir inanç biçimi olduğunun altını çizerek konuşmasına başladı. Aleviliğin neden “Yol” olarak tarif edildiğini anlatan Er, şu bilgileri paylaştı:

    “Biz ‘Mezhep bilmeyiz Yol’umuz vardır’ diye zaten şiirlerde de geçer. Aleviliği, bir mezhep, İslam’ın içerisinde bir ekol olarak tanımlamak, İslam’ın hetorodoksisi olarak tanımlamak anlamına gelir ki bu bana göre doğru bir yaklaşım değildir. O nedenle Aleviler de herhalde bu farklılığı ya da özelliği düşünerek kendilerini ‘Yol’ olarak tanımlar. Yani sürülen, gidilen yol olarak tanımlarlar. ‘Sürek’ ise; Alevilik tek ekolün olduğu bir yapı değildir. Ana sürek olarak Hacı Bektaş’taki iki ekolü; Babahan ve Çelebi ekolünü biliriz. Bunlar Aleviliğin sürekleridir. Bunların dışında bağımsız ocaklar olarak bildiğimiz ocaklar vardır ki Alevilik bu üst sürek üzerinden yürür. Bunun içerisinde en geniş çaplısı tabi ki ocak sistemidir. Ama bu ocak sistemi içerisinde de hem ocaklar arasında farklılık vardır hem de genel çerçeve içerisindeki örneğin Hacı Bektaş’taki iki post içerisinde.
    Örneğin bir kolda müsahiplik varken diğerinde evlenmeyen dervişler vardır. Ama sistem olarak hepsi kendini Bektaşi ekolleri içerisinde tarif ederler. Her iki kol da Hacı Bektaş’a bağlıdırlar. Ama bunun dışında sürekler dediğimiz özellikle ocaklara bağlı yapılar vardır ki bunlar işte Tahtacı, Çepni ya da Kızılbaş ocakları diyebiliriz. Kastedilen şey, genel olarak budur.”

    “OCAKLARA GÖRE SÜREKLERDE FARKLILIKLAR OLUŞMUŞTUR”

    Yazar Piri Er, birbirine mesafe olarak yakın olan Alevi topluluklarında dahi farklı süreklerin mevcut olduğuna işaret etti. Piri Er, “Neden sürek binbir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Bu şunu gösteriyor; süreklerin farklılığını, süreklerin temel yapı olarak aynı ekolmuş gibi görünmekle beraber sürekler arasında da farklılıkların olduğunu gösteriyor. ‘Bu farklılıklar ne?’ diye sorarsanız örneğin Karadeniz bölgesindeki Çepnileri ele alalım. Ocak merkezi olarak Gümüşhane ilinin Kürtün ilçesinden başlar. Ocak merkezi orasıdır ancak günümüzde burası dönüşmüş bir yapıya sahiptir, Alevi kimliğinde değildir ama oradan başlar ve Trabzon Akçaabat’ın köylerinden İzmit’e kadar inen bir ocağı kast ederiz. Bunlar Güvenç Abdal Ocağı’na bağlıdır ve Çepni gruplarıdır. Ama Çepnilerin bunun dışında da bir grubu vardır. Bunlar Batı Anadolu’da dediğimiz özellikle Balıkesir bölgesinde yoğunlaşan Köse Süleyman Ocağına bağlı Çepni gruplarıdır. Bunların tümü aynı görünür ama bağlı oldukları ocaklara göre süreklerde farklılıklar oluşmuştur. Aynı bölgede bulunan Çepniler ile Tahtacı gruplar arasında da farklılıklar vardır. Örneğin Balıkesir’in sahildeki köylerine bakarsanız Tahtacı köyleridir. Biraz daha içeri doğru gittiğinizde Çepni köyleri vardır. Bunların da geleneklerinde farklılıklar vardır. Örneğin müsahipliği farklı algılarlar. Örneğin Tahtacı topluluğu müsahipliği tek aşamalı olarak gerçekleştirmezler. Tahtacılarda aşına, peşine ve çığıldaşı vardır. Dolayısıyla tahtacıların süreklerinde de kendi içlerinde farklılıklar vardır.”

    “İNANCIN TEK MERKEZDEN YÜRÜTÜLMESİ ALEVİLİĞİN DOĞASINA AYKIRI”

    Piri Er, “Neden bir tek Alevilik, bir tek erkanname yok?” sorularına ise “Bu Aleviliğin doğasına aykırıdır” cevabını verdi. Tek bir süreğin olması durumunda Aleviliğin yaşayamayacağını belirten Er şöyle devam etti:

    “İyi ki de öyle olmamış. Düşünelim ki gerçekten de bir tek Ağuçen Ocağı vardı. Bu ocağın günümüzde bilinen çok meşhur bir dedesi var. Şimdi bütün Alevilerin Mürşit Ocağı olarak bağlandığı bir yapı düşünün. Bunun içerisinde de mürşit olarak İzzettin Doğan’ın olduğunu ve herkesin ona bağlı olduğunu düşünün. İzzettin Doğan, sizi nereye götürürdü? Muhtemelen Ankara’daki Cami-Cemevi projesine ya da semahların içerisine semazen yerleştiren bir yapıya götürürdü. Ya da kadınların, küçük çocukların başını bağlayarak cemevlerine götürürdü. Alevi İslam anlayışı paralelinde kurmuş olduğu Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’na bağlı bir yapıya götürürdü. Örneğin cemlerde demin yasaklandığı bir yapıya götürürdü. Dolayısıyla süreklerin tekleşmesi, bir tek merkezden yürütülmesi zaten Aleviliğin doğasına aykırı.

    Alevilik yok olma tehlikesiyle belli dönemlerde karşı karşıya kalmış bir inanç. Babai İsyanından alın 1237’den Şahkulu İsyanına kadar, Şah İsmail döneminde yaşanan katliamlara kadar sürekli katliamlarla muhatap olmuş bir inanç grubu. Burada farklılaşmanın, süreklerin oluşmasındaki nedenlerden biri de belki de bu. Çünkü yok olma tehlikesi karşısında farklı bölgelere giden Aleviler, kendilerine göre bulundukları bölgede Aleviliği farklılaştırmışlar. Bu çok doğal bir şey. İyi ki de öyle yapmışlar. Çünkü farklılaşmasa ve geleneksel yapısı içerisinde kalıp hiçbir şekilde değişime açık olmayan bir Alevilik yaşamazdı. Onun için sürekler farklılaşmış ve bugün de bu farklılığı koruyorlar. Ben hep ‘İyi ki bir tek merkeze bağlı kalınmamış’ diyorum. Bütün ocakların Hacı Bektaş’a bağlı olması da bana göre İzzettin Doğan gibi bir sakınca yaratmasa da sıkıntı yaratabilirdi. Bugün Hacı Bektaş’a bağlı olmayan, kendi başına ocaklar da var. Hatta Hacı Bektaş’tan önce kendi varlıklarının olduğunu söyleyen ve ‘Biz daha eskiyiz’ diyen ocaklar var. Dolayısıyla bunun merkezileşmesi, bir tek kanala bağlanması orayı bir anlamda kontrol etme anlamına da gelir ki bunu Osmanlı da denemiştir. Hacı Bektaş Ocağı’nda 1520’de başlayan Kanuni’nin kayınbiraderi Sersem Ali Dede Babanın oraya gelmesiyle başlayan süreç aslında bir anlamda Hacı Bektaş Dergahı’nı kontrol altında tutmaya çalışma sürecidir. Ancak bu başarılamamıştır. Örneğin Hacı Bektaş’ın devamı olan Babahan kolunda evlenmeyen dervişler vardır. Kiminde dem vardır kiminde ise kaldırılmıştır. Örneğin günümüz Çelebileri müsahipliği bir anlamda kaldırdılar. Uygulanmasının güçlüğü nedeniyle ikrar vermeyi yeterli buluyorlar. Ama bir Tahtacı için bu geçerli değil. Tahtacı ocağında mutlaka müsahip tutmak bir kenara, aşına ve peşinesini de tutuyorlar. Ya da Sivas, Dersim kökenli birçok ocakta hala günümüzde müsahiplik temel bir kurum olarak işliyor. Bu nedenle ocakları bir tek kaynağa bağlamak bana göre iyi bir şey değil.

    “FARKLI OLMAKTA HİÇBİR ZARAR YOK”

    Yazar Piri Er, günümüzde hazırlanan erkannamelerin içeriği hakkında da konuştu. Yazılı hale getirilen erkannamelerin farklı coğrafyalarda karşılık bulamayacağının altını çizen Er, şu bilgileri paylaştı:

    “Günümüzde bazı erkannameler hazırlanıyor. Hatta onların kimisinde ben de bulundum ve benim savunduğum şuydu; bunu Hacı Bektaş Çelebileri bu şekilde yürütüyor diye hazırlayabilirsiniz ama bunu siz götürüp Tahtacı cemi olarak yürütemezsiniz. Yani bir Çelebi Dedesini götürüp Tahtacı ocağının cemini yürüttüremezsiniz. Çünkü semahlarında, deyişlerinde, nefeslerde, devriyelerde farklılıklar var. Dolayısıyla her ocağın kendi süreğini, kendi varlığını koruması bir zenginliktir. Bu çok başlılık değildir. Yolun temel kurallarında bir Enel Hakk düşüncesinde ortaklık sağlayabiliyorsan ve Vahdeti Mevcut düşüncesini ortak görüş olarak aktarabiliyorsan farklı olmakta hiçbir zarar yok. Ama bunları alıp ve içerisini de değiştirip ‘Asıl budur’ diyorsan orada bir sorun var demektir.
    ‘Aleviliğin yazılı kaynağı yok’ demek çok doğru bir tanımlama olmaz. Aleviliğin yazılı kaynakları olarak bilinen kimi kaynaklar var ama şunu diyebilirsiniz; ‘Bunlar ne kadar bugünkü Aleviliğe hitap ediyor ya da bugünkü Aleviliği şekillendirmeye yarar?’
    Örneğin buyruklar var; İmam Cafer, Şeyh Safi buyruğu var. Bizler biliyoruz ki o buyrukları İmam Cafer yazmadı. Zaten İmam Cafer’in de Alevilikle bir ilgisi yok. Sonradan, 15. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine monte edilmiş bir figür olarak var. Yani İmam Cafer, Şah Hatayi’nin Aleviliğin içerisine getirdiği figürlerden biri. Ya da Hacı Bektaş’a mal edilen Makalat gibi kitaplar var. Bunlar gerçekten Aleviliğin kaynakları mı diye sorarsanız bana göre Aleviliğin kaynakları niteliğinde değiller. Ama birçok yerde karşımıza bunlar çıkar. Ama İmam Cafer buyruğunu iki kere okusalar ya yoldan vazgeçerler ya da İmam Cafer’den. Bunlar Aleviliği bağlar mı peki? Bunları tamamen inkar edelim diye bir şey söylemiyorum. Ama bunlar üzerinden Aleviliği kurgulamak, anlamaya çalışmak mümkün değil.

    “ALEVİLİK KİTAPLARA SIĞMAZ”

    Piri Er, Aleviliğin kitaplara sığdırılacak bir inanç olmadığı vurgusunu da yaptı. Yazar Er, inançların da bireyler gibi değişim gösterebileceğini belirterek şu aktarımda bulundu:

    “Örneğin ben 5 tane kitap yazdım. ‘Yaşayan Alevilik’ kitabım 4. baskıyı yaptı. 4. baskıda da dizgiyi değiştirdim. Çünkü ben değiştim. Çünkü benim eriştiğim bilgi değişti. Olaylara bakışım değişti ve doğal olarak ben o yeni bilgiyi eklemek zorundayım. Şimdi siz 16. yüzyılda kaleme alınmış bir kaynağı 21. yüzyılda Aleviliğe uyarlamaya çalışır ya da Aleviliği ona göre yönlendirmeye çabalarsanız sorunlar çıkar. Dolayısıyla bu kitapları tek başına bir kaynak, Aleviliğin aslı gibi düşünmek çok sağlıklı bir yaklaşım olmaz. Bunlara hep eleştirel bir gözle bakıp gerçekten Aleviliğe uyan ya da uymayan yanlarını ayırıp öyle değerlendirmek lazım. Yoksa ‘İmam Cafer buyruğu kutsaldır, okuyalım’ demek ya da Fuzuli’nin Kerbela olayını anlattıklarını okursanız buradan bambaşka yerlere ulaşırsınız. Alevilik kitaplara sığmaz. Çünkü Aleviliğin tarifini yapmak zaten bana göre doğru bir şey değil. Yapamazsınız da yaptığınız zaman durağan hale getirirsiniz. Oysa Alevilik değişir. Anamın Aleviliği ile benim Aleviliğim aynı değil.”

    “YETER Kİ YOLUMUZDAN SAPMAYALIM”

    Piri Er, son olarak günümüz Alevi topluluklarının, farklılıklar sebebiyle yaşadıkları çatışmaya dair “Yol bir Sürek bin bir” sözü üzerinden şu mesajı verdi:

    “Yol cümleden uludur derler. Yani sürekler, Yolun alt alanlarıdır. Yol’un temel ilkeleri vardır. Hakk’ı insanda görür, vahdeti mevcutcudur. ‘Evrende var olanların toplamı tanrıyı oluşturur’ der. Enel Hakk düşüncesi vardır. O nedenle hiçbir şekilde insan hakkını gasp etmez, insan öldürmeyi düşkünlüğü kalkmayan suçlar içerisinde sayar. Alevilik bu yönleriyle korunur, Alevilik Alevilik olarak anlatılır ise, dayanışma kurumu olarak müsahiplik anlatılır ise suç işleme olarak düşkünlük kurumu işletilebilir ise Alevilik o zaman anlaşılır ve kavranır. Dolayısıyla süreğin bin bir olmasında hiçbir sakınca yok. Yeter ki yolumuzdan sapmayalım, yoldan çıkıp da başka yollara gitmeyelim diye düşünürüm.”

     Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler: ‘Alevilikte değişmeyen, kendisini yenileyemeyen kurallardan söz edilemez’-VİDEO

  • Mezitli Cemevi’nde Xızır muhabbeti yapıldı-VİDEO

    Mezitli Cemevi’nde Xızır muhabbeti yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Mezitli Cemevi’nde “Kendini bilen Hızır’dır” başlıklı muhabbet gerçekleştirildi. Muhabbette Xızır ayının Aleviler için önemi vurgulanarak, herkesin birbirinin Xızır’ı olması gerektiği belirtildi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Cemevi, Mehmet Turan Dede, Sanatçı- Akademisyen Gani Pekşen, yazarlar Abbas Tan ve Piri Er’in katılımıyla “Kendini bilen Hızır’dır” başlıklı muhabbet gerçekleştirdi.

    Sanatçı- Akademisyen Gani Pekşen, deyişler okuyup deyişlerdeki sözleri yorumlayarak, sözlerin manalarıyla dinlenmesi gerektiğini ifade etti.

    Mehmet Turan Dede de, Alevi inancında Xızır’ın yerine dair değerlendirmelerde bulunarak, “Bizler varoluşu anlamaya çalışanlarız. Bunun için en önemli unsurlarından biri de Xızır’dır. Çünkü Xızır deyince Hakk diyoruz” dedi.

    Yazar Abbas Tan, hiçbir inancın sorgulanmadığını söyleyerek, “Bizler kendimizi ifade etmek zorunda kalıyoruz. Deyişlerimizde, ulularımızın sözlerinde Alevilik anlatılır. Yeter ki anlaşılsın” diye belirtti.

    Yazar Piri Er, Alevi süreklerindeki Xızır’a dair açıklamalarda bulundu. Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan Alevilerin ocak ve şubat aylarında Xızır ayını kutladıklarını ve oruçlarını tuttuklarını dile getiren Piri Er, batıda ve Trakya bölgesinde Hıdırellez olarak tanımladıklarına işaret etti.

    Muhabbet soru-cevap ile sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Mezitli Cemevi’nde ‘Kendini bilen Hızır’dır’ başlıklı muhabbet gerçekleştirilecek

    Mezitli Cemevi’nde ‘Kendini bilen Hızır’dır’ başlıklı muhabbet gerçekleştirilecek

    PİRHA- Mezitli Cemevi’nde 12 Şubat Cumartesi saat 13.00’te “Kendini bilen Hızır’dır” başlıklı muhabbet gerçekleştirilecek.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Cemevi, Mehmet Turan Dede, Sanatçı- Akademisyen Gani Pekşen, yazarlar Abbas Tan ve Piri Er’in katılımıyla “Kendini bilen Hızır’dır” başlıklı muhabbet gerçekleştirilecek.

    12 Şubat Cumartesi günü saat 13.00’te düzenlenecek panel Mezitli Cemevi’nde yapılacak.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Ancak demokratikleşen Türkiye’de Alevilerin sorunları çözülür’-VİDEO

    ‘Ancak demokratikleşen Türkiye’de Alevilerin sorunları çözülür’-VİDEO

    PİRHA- Aleviler bu konuda yüzyıllardır uğradıkları haksızlık günümüz koşullarında da devam ettiğine dikkat çeken Araştırmacı-Yazar Piri Er “Zorunlu din derslerinin kaldırılmasının Türkiye’nin şu anki koşullarında çok mümkün olmadığını düşünüyorum. Bunu kaldırmazlar çünkü oradan besleniyorlar” dedi.

    Haberin videosu;

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele eden Alevi kurumları AİHM kararlarını uygulanmasını bekliyor.

    Katli Vaciptir Aleviler, Yaşayan Alevilik, Direnen Kültür / Anadolu Aleviliği gibi kitapları olan Araştırmacı-Yazar Piri Er ‘Türkiye de eşit yurttaşlık var mı?’ sorusunu sorarak, Alevilerin özellikle kültürel ve inançsal olarak eşitsizliğe maruz kaldığını belirtti.

    Piri Er, Alevilerin yüzyıllardır uğradıkları haksızlığın günümüz koşullarında da devam etiğinin altını çizerek şunları ifade etti:

    “Eşit yurttaşlık talebinin anayasal güvence altına alınması Aleviler açısından bir hayal. Bu hiçbir zaman olmayacak gibi görünüyor. Bir diğer konu inanç ve ibadet merkezlerinin kabul görmesi. Bu yapılabilir mi? Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) gibi bir kurum olduğu sürece Alevilerin cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması pek mümkün görünmüyor. DİB buna her zaman engel olacaktır. Çünkü cemevlerine yasal sütatü verildiği an farklı bir inanç olduğunu kabul etmiş olursunuz. Türkiye’de bu hiçbir zaman kabullenilecek bir şey değil. O nedenle Alevi inanç merkezleri olan cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması Alevilerin temel talepleri arasında yer almasına rağmen bana çok devlet açısından mümkün görünmüyor. Bu konuda verilmiş mahkeme kararları var, AİHM kararları var, yerel mahkemelerin verdiği kararlar var. Ama bu kararların hiçbiri bugüne kadar tanınmadı, kabul görülmedi.”

    Türkiye’de Alevi örgütlülüğünün sıkıntılı olduğu görüşünde olduğunu ifade eden Piri Er, şunları söyledi:

    “Alevi örgütleri derken hangi Alevi örgütü sorusu da aslında aklımıza geliyor. Tek tip Alevi örgütlülüğü yok. Farklı anlayışları olan, Aleviliği farklı şekilde değerlendiren Alevi örgütleri var. Aleviliği İslam’ın içerisinde tanımlamaya çalışan bir anlayış var. Devletle de örtüşüyor bunların görüşleri ve geniş ölçüde de devletle birlikte hareket ediyorlar. Bir başka örgütlenme yapısı var ki bunlar Aleviliğin çok da İslam’ın içinde olmadığını, hatta Aleviliğin kendi başına bir yol olduğunu, İslam’ın içine sokulamayacağını, İslami kimlik kavramlarının Aleviliğin içine sadece figür olarak girdiğini, özünde İslami anlayışın olmadığını savunan bir grup var. Bir de bunların tam ortasında iki tarafa da gidip gelen Alevi örgütleri var.

    PANDEMİ ALEVİLİĞİ NASIL ETKİLEDİ SORUSUNA CEVAP OLUNAMADI

    Peki, bu Alevi örgütleri şu anda ne yapıyorlar? Alevi örgütleri şu anda daha çok kendi iç çekişmeleriyle uğraşıyorlar. Seçim dönemlerinde kim başkan olacak, kim grubunu oluşturacak tartışmaları var. Ama Alevilerin temel sorunlarının giderilmesine dönük kendi içlerinde yarattıkları çok fazla program yok. Üretimde bulunmuyorlar. Bir örnek verelim. Pandemi dönemindeyiz. 6-7 aydır Alevilikle ilgili hemen hemen tüm uygulamalar durmuş durumda. Cemevleri büyük oranda kapalı. Açılsa bile 3-5 kişiyle küçük muhabbetler yapılması şeklinde devam ediyor. Ama oturup elektronik ortamda veya televizyonda bile olsa şunun tartışıldığını hiç görmedim. Bu pandemi Aleviliği nasıl etkiledi? Alevi ibadetinin bir niteliği var. Bu nitelik ne hale geldi? Alevilikte bireysel ibadet yok. Çünkü Aleviliğin ibadeti toplumsal rızalığa dayalı toplumsal bir ibadet. Cemevleri de kapalı olduğuna göre demek ki 6-7 aydır Aleviler ibadet edemiyor. İbadetin ana unsurları: Görgü, Sorgu. Görülebiliyor mu? Görülemiyor. İkrar verilemiyor. 6-7 aydır bunların hepsi durdu. İbadetin asli niteliği nedir? Rızalıktır. Rızalık da alınamıyor.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİ PROJE ÜRETİYOR MU?

    O zaman Alevi örgütlerinin buna yönelik olarak ne yaptıklarına bakmak gerekiyor. Buna ilişkin Alevi örgütleri proje üretiyor mu? Günümüzdeki bu sorunu nasıl çözeriz. Gelecekte de bu oluşmuş olan sorunları nasıl ortadan kaldırırız. Bunlar üzerinde pek çalışmaları olduğunu zannetmiyorum. Daha çok cemevleri ne şekilde kullanılıyordu. Ağırlıklı olarak Hakk’a yürüme erkânlarının yürütüldüğü mekânlara dönüşmüştü. Günümüzde o da yok. Pandemi nedeniyle oralara götürmek birçoğu kapalı olduğu için camilerden kaldırılıyor. Alevi örgütleri buralarda ne yapıyor.”

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ KENDİ İÇİNDE NE KADAR DEMOKRATİKLEŞTİ Kİ DEVLETTEN BUNU BEKLİYORLAR”

    “Alevilerin temel taleplerinden biri olan zorunlu din derslerinin kaldırılması konusu mahkemelere kadar yansımış, AİHM’ye kadar gitmiş. Ama uygulanmayan kararlar çıkmış” diyen Piri Er, şunları aktardı:

    “Zorunlu din derslerinin kaldırılmasının Türkiye’nin şu anki koşullarında çok mümkün olmadığını düşünüyorum. Bunu kaldırmazlar çünkü oradan besleniyorlar. Sadece imam hatipleri kastetmiyorum. Zorunlu olması ana dersler 2 saatken din derslerinin 2 saate çıkarılması bunun bir göstergesi. Bu Alevileri açısından bir sorun. Sizin çocuğunuza zorunlu olarak Sünni öğreti aktarılıyor. Alevilerin temel taleplerine baktığınızda 5-6 başlık altında toplanmış temel talepleri var. Bunları kabul edilmesi zaten demokratikleşmeyle ilintili. Ama Türkiye’de ne demokratikleştiriliyor ki Alevilerin bu talepleri de demokratik yollarla çözülebilsin. Mesele zaten orada. Demokrasinin işletilmediği bir yerde demokratik taleplerde bulunuyorsunuz. Türkiye’de devletten demokratikleşmeyi beklemek çok sıkıntılı. Alevi örgütleri kendi içinde ne kadar demokratikleşti ki devletten bunu bekliyorlar diye bir soru da sorulabilir. Alevilerin örgütleri içerisinde de demokratikleşme yok.”

    ALEVİLİĞİN EN ÇOK DEFORMASYONA UĞRADIĞI İL DERSİMDİR”

    Piri Er, sözlerine şöyle devam etti:

    “Alevilik son 50-60 yıllık süreçte oluşum süreci köy kökenliyken 50-60 yıllık süreçte kentleşen bir yapıya kavuştu. Birkaç yıl önce bir çalışma yapmıştım. Türkiye’de Alevi köylerinin tespiti ile ilgili. 3300 civarında Alevi köyü var. Bu köylerdeki nüfus yapılarını çıkarttım. 1982 ile 2012 yılları arasındaki nüfus değişimlerine baktım. Yüzde 80 oranında köylerin nüfusu azalmış. Bu nüfus nereye gitti. Yaklaşık bir 20-30 yıl içerisinde yüzde 80 oranında azalmış, bunlar kente gitti, Avrupa’ya gitti. Kentleşiyor, kentleşirken de sorunlarını kente taşıyor ve köy, durdağıda kalıyor. Ama bu tabi Dersim için, Hacı Bektaş için geçerli değil. Dersim üzerine çok yoğun bir asimilasyon çalışması var. Bizim ocaklı dedeler, babalar, analar bunlarında kendini konumlandırdıkları yerler var. Bir grubu devletle hiçbir şekilde ilişki kurmaz. Kendi ocağının hizmetini yürütürken bir grup devletle vakıflar içerisinde varlıklarını sürdürmeye çalışırken bir grubu da devletle birlikte hareket ederek devletin Alevi anlayışı paralelinde hareket ederek Aleviliği şekillendirmeye çalışıyorlar. Bunlara biz biraz da isim taktık. Son dönemde gri pasaportlu dedeler deniliyor. Özellikle Muharrem aylarında Avrupa’ya gönderilen dedeler var. Bunların büyük kısmı da Alevilerin yoğun olduğu alanda. Bu gruptaki gri pasaportlu dedelerin büyük kısmının Dersim’den çıkması tesadüfü değil. Bu bölge ocakların birçok ocağın, Aleviliğin geleneksel örgütlenmesi oluşturan birçok ocağın merkezi konumunda. Ama şu anda Aleviliğin en çok deformasyona uğradığı il neresi derseniz ben Dersim’i gösteririm.

    DEVLETLE MUHATAP OLURSANIZ, DEVLETİN SİZİ KULLANMA OLAYI O KADAR ARTIYOR

    Siyasi etki alanlarının en yoğun etkilediği alanlardan birisi Serçeşme diye bildiğimiz Hacı Bektaş’tır. Bu son dönemde yaşanan Avusturya’daki Alevi örgütlerini mahkemeye veren bir sözüm ona bir başka Alevi örgütünün Hacı Bektaş’ta bir park açması ve onlara Hacı Bektaş’ın o Barış Ödülü’nün bunlara verilmesi çok ilginçtir. Orada Alevice yaşamak isteyen insanları bunlar haindir diye Avusturya mahkemelerine veren, bunları dışlayan bir yapıya siz Hacı Bektaş’ta siz belediye olarak ödül veriyorsunuz. Bu büyük bir tezattır. Aleviliğin merkezi konumlaması gibi görünen Dersim’dir, Hacı Bektaş’tır… Bunlar sadece büyük yerler olduğu için söylüyorum. Bu yerlerde bu tip şeylerin yaşanması aslında belli politikaların asimilasyon politikalarının birer ürünüymüş gibi görünüyor. Niye Dersim’deki bütün olaylar Dersim cemevi çevresinde gerçekleşiyor. Ben bütün Dersim’de aynı yapının hakim olduğuna inanmıyorum ama devlet orayla muhatap. Orada kurulan üniversiteler kimi kimseler – ki bunları biliyoruz- bu bölgede bir dönüşümü gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Burada da ana hedef Dersim merkezde kurulmuş olan bir cemevi. Buranın dedesinin kimliği belli. Bütün tartışmalarda buradan kaynaklanıyor, sorunun temelinde bu yatıyor. Ama köylerde bu işliyor mu? Bir kısım köylerde işlemiyor. Çünkü o sadece geleneksel yapısına bağlı, kendi ocağından gelecek dedesini biliyor. Gelen dedesiyle sorunlarını gideriyor. Düşkününü, şaşkınını onunla hallediyor. İkrarını, görgüsünü veriyor ve devletle de çok muhatap değil. Ne kadar devletle muhatap olursanız, devletin sizi kullanma olayı o kadar artıyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Aleviler, kendi kurum ve kuruluşları tarafından sessizliğe itiliyor’- VİDEO

    ‘Aleviler, kendi kurum ve kuruluşları tarafından sessizliğe itiliyor’- VİDEO

    PİRHA – Alevilerin uzun süredir mücadelesini verdiği sorun ve taleplerin işlendiği çalıştayın ikinci oturumunda, günümüzün Alevilerin ve Alevi kurumlarının sorunlarını dillendirilerek, kurumların bu sorunların çözümünde izlemesi gereken yol ve yöntemler konuşuldu.

    PSAKD Ataşehir Şubesi tarafından düzenlenen Alevilerin Hak Mücadelesinde Yeni Yol ve Yöntem Arayışları Çalıştayı’nın ikinci oturumu gerçekleştirildi.

    PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya’nın moderatörlüğünü yaptığı oturumda Akademisyen Ayhan Yalçınkaya, Akademisyen Hüseyin Kırmızı ve Akademisyen Piri Er ile PSAKD Üyesi Songül Tunçdemir konuk oldu. Alevilerin Güncel Sorunları ve Talepleri konusu işlendi. Akademisyen Piri Er, Alevilerde Ocakzadelik ve Dedelik hakkında bilgiler verdi. Er, geçmişten günümüze Alevilik hiyerarşisi ve düzen değişimi konusunu işledi.

    “GÖÇLERDEN SONRA ALEVİ KURUMLARI ZARURİYET OLDU”

    Akademisyen Piri Er konuşmasına Alevi uluları ve erenlerinden bugüne soyun nasıl devam ettiğini açıklayarak, geçmişten günümüze Aleviliğin kendi içerisinde var olan hiyerarşinin muhafazasında özünde barındırdığı insan sevgisinin güçlü olduğunu belirtti. Piri Er “Aleviler kendi topraklarından, kendi vatanlarından göç edip büyükşehirlere, metropollere geldiklerinde cenazelerini uğurlayamamakla başlayan sorunların çözümü için cemevlerinin kurulması kararlaştırıldı. Sonra görüldü ki çok fazla cemevi ve çok fazla Alevi örgütlenmesinin başlangıcı olarak kabul edeceğimiz köy-mahalle derneklerinin platformlarının fazlalığı Alevileri kurumlaşmaya, Alevi kurumlarının kurulmasının zaruriyet olduğunu gösterdi.

    “DEDELİK BUGÜN CEMEVLERİ TARAFINDAN SAYGINLIĞINI YİTİRİYOR”

    Aleviliğin kurumsallaşmaya başlamasından sonra cemevlerinde 2 ile 3 Dede görevlendirildi. Dedeliğin böylesine sınırlandırılması ile bugün Dedelik kurumu itibar kaybetmekte, Dedelere olan bağlılık zayıflamaktadır. Dedelik kurumunun zayıflaması durumunda da Alevilik bugün kendi içinde iç kanama geçirmektedir. Alevi kurumları Dedeliği alt sıraya koyarak yöneticilerini Dede olmayanlardan seçerek Dedelik makamının Alevi yurttaşlar gözünde saygınlığını düşürdü. Kendi içerisinde oluşturdukları inanç kurulları, inanç ve yönetim işlerini birbirinden ayıracaklarını hedeflediklerini iddia ediyorlar. Ama benim gördüğüm bu yöneticiler ile Dedeler arasında geçen mücadelenin sonucudur. Dedelik ve yöneticilik farklı alanlara yönetiliyor ama özünde Dedelik yöneticiliğin kendisi olduğu için tartışmalar yaşanıyor” dedi.

    “ALEVİ KADINLAR KURUMLARDAN ARINDIRILIYOR”

    Akademisyen Piri Er’in konuşmasının ardından PSAKD Üyesi Songül Tunçdemir söz aldı. Kadının Alevilik özündeki yerinin farklı olduğunu söyleyen Tunçdemir, “Birçok Alevi kurum yöneticileri içerisinde neden kadınların sayısı az görülüyor. Kadın ki inancımızın merhameti, inancımızın özünde var olan vicdanın ta kendisi olan kadınlar bugün Alevi kurum kuruluşlarından maalesef arındırılıyor, bu Yol’a ve inancımıza zarar verir. Kadının inancımızdaki yeri ile sosyal alandaki yeri arasındaki uçurum gittikçe artıyor. Alevi kurum ve kuruluşlarında kadının yeri ve önemi ağır basıyorken, maalesef yönetimde ve temsiliyette kadınlar ötekileştirilerek, bastırılmaktadır” dedi.

    “ALEVİLİK BİR DİNDİR”

    Aleviliğin bir inanç olmadığını savunan Akademisyen Hüseyin Kırmızı, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Eğer inanç derseniz yakın bir zamanda kayboluşun, asimilasyonun tam merkezinde kendinizi bulursunuz. Alevilik şahsımca inançtan daha öte kendi ritüellerinden yaşam tarzına kendi dualarından tanrıyla iletişiminden insana bakışına kadar bir inançtan uzak, bir dindir. Alevilik dünya, insan ve yaşam tarzları olarak toplumu ve sosyal hayatı yönlendirmede inançtan daha öte bir din olarak ağır basmaktadır. İnanç tanrıya bakış açısından bir dinden iz taşır, örneğin Hristiyan cemaatlerinde Hristiyan insanlar kendilerini bağlı oldukları kiliseye göre tanımlarlar.”

    “KURUM YÖNETİCİLERİ İNANCA HİZMET ETSİNLER” 

    Alevi örgütlenmelerinin siyasetin içerisinde olmaları gerektiğini kaydeden Akademisyen Ayhan Yalçınkaya, “Alevi kurum ve kuruluşları yaşamın tam merkezinde olmalıdır” dedi.

    Panelistlerin konuşmalarının ardından dinleyicilerin de söz alması sonrası, soru cevapla oturum kapandı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • “Alevilerde ‘Ali’ tanrısal bir kavramdır”

    “Alevilerde ‘Ali’ tanrısal bir kavramdır”

    PİRHA – Halk Bilimi Uzmanı Piri Er, “Hızır darda, zorda kalanların imdadına yetişen, tanrısal bir varlıktır.” diyerek Hızır’ı aynı zamanda Ali’nin zuhur etmiş hali olarak tanımladı. Er, aynı zamanda Hızır kültürünün İslam’dan önce de var olduğunu da işaret etti.

    Araştırmacı Yazar Piri Er Pir Sultan Abdal Derneği Mamak Şubasi’nin düzenlediği ‘Alevilik inancında Hızır’ konulu panelde konuştu. Hızır’ın zorda kalanların imdadına yetişen tanrısal bir varlık olduğunu söyleyen Er, Hızır’ın aynı zamanda ‘Hz. Ali’nin zuhur etmiş halidir’ dedi. Piri Er sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şubat ayı Aleviler arasında Hızır ayı olarak bilinir. Bu ay kış mevsimi olması nedeniyle aynı zamanda görgü, müsahiplik, sorgu gibi temel Aleviliğe özgü pratiklerin de uygulandığı bir aydır. Hızır darda, zorda kalanların imdadına yetişen, tanrısal bir varlıktır. Aleviler başları darda kaldığında ‘Yetiş ya boz atlı Hızır’ diyerek çağırırlar. Ya da birinin işinin yürümesi için ‘Hızır yardımcın olsun’ deriz. Çok darda kalır da kurtulma isteği varsa o zaman da ‘Kul daralmayınca Hızır yetişmez’ denilir. Aleviler için Hızır bu denli kutsal bir varlıktır. “Hızır aynı zamanda Aleviler açısından Ali’nin zuhur etmiş şekillerinden biridir. Pir Sultan

    ‘Bin bir adı vardır adı Hızır,

    Her nerede çağırsan orada hazır,

    Ali padişahtır, Muhammed vezir,

    Bu fermanı yazan Ali değil mi?’ diyor. Bazı kaynaklar da ‘Bu mülkün sahibi Ali değil mi?’ şeklindedir. ‘Her nerede çağırsam orada hazır’ söylemini yorumlayacak olursak eğer ‘Bunu kim yapabilir?’ diye sorarız. Tanrısal bir varlık yapar. Alevilerdeki ‘Ali’ kavramı tanrısal bir kavram çünkü Muhammet’i vezir yaptığınıza göre bunun üstündeki kavram padişahtır. ‘Hak Muhammet Ali’ üçlemesi içerisinde Ali’ye tanrısal nitelikler yükler. Bu Pir Sultan ve Hatayi’nin şiirlerinde de vardır;

    ‘Benim sevdiğimin şiirin sözleri, büyüdü sinemde haller oldu,

    Karınca yükünü fil çekmez oldu, azdı zaman azdı ne çağlar oldu.

    Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu.

    Nesimi yüzüldü, Mansur asıldı, Ali düldüle bindi, küffar basıldı,

    Nice ulu sular arktan kesildi, aktı kör pınarlar, ne çaylar oldu,

    Ya Hızır ya Hızır ne çaylar oldu.’

    Burada aynı zamanda Hızır’a bir serzeniş de var. ‘Akmayan sular aktı, akan sular da kurudu’ diyor.”

    “HIZIR İNANCI İSLAM’DAN ÖNCE DE VAR OLAN BİR KÜLTÜRDÜ”

    Alevilikte temel hedefin kâmil insan olmaktan geçtiğini söyleyen Piri Er, Ali Nur Semahı’na işaret ederek şunları dile getirdi:

    “Bu Aleviler için kutsal semahlardan biridir. Semahın sözleri Hatayi’ye aittir.

    ‘Her gördüğünü Hızır bil ki,

    Muhammet’i hazır bil ki,

    Can Hakka nazır bil ki,

    Her gördüğünü Hızır bil ki,

    Ali’ye Salman olasın.’

    Ali’ye Salman olmak nedir? Özleri birleyerek kâmil insan olmaktır. İslami kaynaklardan beslenmiş bir kaynaktan anlatıya göre de Hızır’ın kaynağı şudur; Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, bir gün hastalanırlar Hz. Muhammet Fatma’ya derki ‘Üç gün oruç tut, bu 3 gün boyunca da onlara yetecek kadar eve yiyecek gönder’ der. Ama akşam kapılarını bir yoksul derviş çalar, aç olduğunu söyler. Yiyeceklerini ona verirler bu 3 gün devam eder. Sonra Hz Muhammet ziyarete geldiğinde Hasan Hüseyin’in aç olduğunu görür, ‘Niye böyle oldu?’ der. Derler ki ‘Fakir derviş geldi, ekmeği ona verdik.’ Hz Muhammet Fatma’ya derki ‘Sizin evinize Hızır uğramış, evinizi bereketlendirmiş.’ Hızır oruçlarını İslami kaynağa bağlayarak açıklanan mitolojisinde budur. Demek ki Hızır kültürü inançları Hz Muhammet’ten öncede İslam’dan öncede var olan bir kültür. Çünkü Hz. Muhammet’te buna inanıyor.”

    “HIZIR İLE HIDIR ELLEZ KAVRAMLARI KARIŞTIRILIYOR”

    Alevi inancında tutulan oruçlara da açıklık getiren Piri Er, Hızır ile Hıdır Ellez kavramlarının da yanlış bilindiğine dikkat çekti. Piri Er sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aleviler Ramazan ayında oruç tutmazlar. Aleviler, Muharrem ayında 12 gün, ayrıca 3 gün de karşılama orucu tutarlar. Bir de Şubat ayında tutulan oruç vardır. Şubat’ın 12 ya da 13’nde başlar. Bu yörelere göre farklılık gösterir. 3 ya da 7 gün tutan sürekler de vardır. Hızır ile Hıdır Ellez kavramı da birbirine karıştırılır. Aynıymış gibi görülür. ‘Hıdır Ellez’ kültürü Alevilik dışında da Anadolu coğrafyasında ve Balkanlarda yaygın olan bir uygulamadır. Tarihleri tamamen farklıdır. Hızır oruçları Şubat’ın 2. haftasında tutulur. Hıdır Ellez ise 6 Mayıs’a denk gelen tarihte kutlanır. Hıdır Ellez Mevsimlik bir bayramdır. İki kavramın da ortak olan motifi darda kalanlara yardım etme bolluk ve bereket motifleridir. Bu motiflerdeki benzer özellik kavramların karışmasına zemin hazırlamıştır. Ama tamamen farklı iki kültürüdür. Hızır’ı zamana ve mekâna sığdıramazsınız. O her yerdedir her andır. Hızır’ın etnik kimliği de yoktur. Her toplum onu kendinden bilir. Hızır şanstır, uğur ve kısmettir. Hızır bereket ve zenginliktir, Hızır doğadır, Hızır dertlilerin dermanı, hastaların şifasıdır. Hızır beklenendir. Aslında Hızır umudun öbür adıdır. Hızır’ı kendinizde bulacaksınız. ‘O gelir, bunu düzeltir’ anlayışı yanlıştır. Sonuçta o kavramı yaratan, ona o kutsiyeti veren, ona inanan ve onu en değerli varlığımız yapan yine biziz, yani insan. Her şeyin kaynağı insan olduğu gibi.”

    Cebrail ARSLAN-Eren Güven/ANKARA

  • Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

    Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

     PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Haberin Videosu

    Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.

    Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.

    Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.

    Değerli Canlar,

    Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..

    Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.

    Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.

    Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.

    Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.

    Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.

    Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.

    ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!

    Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.

    Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında  birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.

    Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.

    Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.

    Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.

    Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü  nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.

    Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.

    ALEVİLİK, SEMAVİ ( İBRAHİMİ ) DİNLERDEN FARKLIDIR!

    Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.

    Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.

    Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.

    İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!

    Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.

    Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI

    Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.

    Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.

    Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.

    Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.

    Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.

    4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.

    Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.

    Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.

    Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.

    ‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.

    Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.

    İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.

    ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder.  Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.

    Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.

    Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.

    Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!

    Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir.  Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.

    Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.

    HIZIR

    Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.

    Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.

    RIZALIK

    Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır.  Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.

    Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.

    ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.

    Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.

    Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.

    Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.

    Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.

    Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.

    Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.

    Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.

    Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.

    Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.

    ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!

    Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.

    Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.

    Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.

    KİRVELİK ERKÂNI

    Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.

    Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.

    NİKÂH ERKANI

    Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.

    MUSAHİPLİK ERKÂNI

    Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.

    Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.

    Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.

    HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI

    Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.

    Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.

    Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.

    Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

    Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir.  Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.

    Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.

    Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.

    ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !

    Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR

    Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.

    Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.

    Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması,  öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.

    CEM ERKÂNI

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.

    CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?

    Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak  Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.

    Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.

    Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.

    Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.

    Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.

    Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.

    ÂŞIKLIK,  ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.

    Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.

    Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.

    Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.

    ALEVİLİK VE GENÇLİK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.

    ALEVİLİK VE KADIN

    Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır.  Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır.  Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek,  Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.

    Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER

    Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.

    Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.

    Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.

    Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.

    Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.

    Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.

    Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.

    Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.

    DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ

    Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.

    Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak  İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.

    Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.

    Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.

    Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.

    Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları,  aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.

    BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.

    Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.

    Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.

    Aşk İle