Etiket: pirler

  • ‘Ezidiler, Aleviler ve Yaresanlar arasında bir sınır yok, ortak çatı üzerinden yol almalılar’-VİDEO

    ‘Ezidiler, Aleviler ve Yaresanlar arasında bir sınır yok, ortak çatı üzerinden yol almalılar’-VİDEO

    PİRHA- Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Ezidilerin en önemli kutsal mekanlarından Laleş ve Şeyh Adi Dergahı’nı ziyaret etti. Harmancı, “Laleş Şeyh Adi’nin mekanı olmakla birlikte Ezidilerin de Rıza Şehri diyebiliriz. Alevilik ile karşılaştırıldığında da Yol, erkan ve pratikte aralarında şaşırtıcı düzeyde benzerliklerin olduğunu gördüm” dedi. Harmancı ekledi: Aslında Ezidiler, Yaresanlar ve Aleviler arasında bir sınır yok. Bu toplulukların bir araya gelmelerinin ortak örgütler, ortak çatılar, ortak güzellikler ve evrensel değerler üzerinden yol almasını çok isterim.”

    2017 yılından bu yana İran’ ve Irak’a giderek saha çalışmaları yapan, çeşitli diyaloglar geliştiren ve karşılaştırmalar yapan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı’nın son durağı Ezidi toplumunun merkezi kutsal mekanlarından olan ve Irak Duhok’a bağlı Laleş Vadisi’nde bulunan Şeyh Adi Türbesi ve Dergahı’ydı.

    Saha araştırmalarını, “Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim” sözleriyle anlatan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Laleş’te bulunan Ezidi toplumu ve Şeyh Adi Dergahı’na dair temaslarını ve izlenimlerini PİRHA’yla paylaştı, sorularımızı yanıtladı.

    Ezidilerin, kendi yaşam alanlarında, öz değerleri olan ziyaret mekanlarında günlük yaşamlarına devam ettiğine dikkat çeken Harmancı, bu mekanların bir dergah mantığıyla halen işlevini koruduğunu söyledi.

    Alevi toplumunun cemlerini yaptıkları, adaklarını adadığı, lokmalarını paylaştığı, özel günlerinin öncesinde gittikleri ve güncel hali ile zayıflamış olan dergah, ocak kültürünün Ezidilerde çok daha güçlü olduğunu belirten Harmancı, Ezidi inancında kadının yolu yürüten, hizmet eden noktada olduğuna dair belirlemede bulundu. İbadetleri yürütmede kadınların daha belirleyici rolü olduğuna dair izlenimleri olduğunu belirten Harmancı, üzerlerindeki baskı sistemlerinin etkilediği yaşam tarzlarına bağlı olarak yazılı kültürden ziyade sözlü edebiyat, kültür ve geleneğin çok daha güçlü olduğuna işaret etti.

    Konuya sosyolojik pencereden bakıldığında da özellikle aynı coğrafyada yaşayan ancak aralarına resmi devlet sınırları çekilen Aleviler ve Ezidilerin kültürleri, felsefeleri, dergah işleyiş biçimi ve inanç ritüelleri arasında şaşırtıcı derecede birbirine yakın benzerlikler taşıdığını gördüğünü söyleyen Harmancı, Ezidi toplumunun tüm soykırım ve sürgüne rağmen hep yeniden ayağa kalktığını dile getirdi.

    “Aslında Ezidiler, Yaresanlar ve Aleviler arasında bir sınır yok” diyen Harmancı, dünyanın dördüncü toplulukları dediği sınırsız ve devletin dışında (resmi devlet dinlerinin) yaşayan Aleviler, Ezidiler ve Yaresanların bir araya gelmelerinin ortak örgütler, ortak çatılar, ortak güzellikler ve evrensel değerler üzerinden yol almasının çok değerli bir yerde olduğuna vurgu yaptı.

    İşte Hasan Harmancı’nın sorularımıza verdiği yanıtlar:

    “EZİDİLER, ALEVİLERDEN ÇOK DAHA FAZLA KATLEDİLMİŞ BİR TOPLUM”

    PİRHA- 2017 yılından bu yana çeşitli inançlar ve topluluklar üzerine saha çalışmaları yapıyorsunuz. En son durağınız ise Ezidiler oldu. Sizi yakın zamanda Ezidilere götüren ne oldu? 

    HASAN HARMANCI: Alevileri biz kendimiz yorumladığımızda başka, gözlemlediğimizde başka, dışarıdan başka biri yorumladığında bambaşka sonuçlar çıkıyor. Kendi aramızda dahi ayrı ayrı yanıtlar veriliyor. Bunu Yaresanlar üzerine çalışırken de gördüm. Ezidiler üzerinde ise bunu çok başka bir boyutta gördüm. Çünkü Ezidiler, Ortadoğu’da Alevilerden daha çok katledilmiş bir toplum. Ezidilik Ortadoğu’da İslam’ın, Hristiyanlığın her an gözüne batan bir topluluk. Yine İŞİD en çok Ezidilere, Kürtlere ve Alevilere saldırılar yaptı. Ezidi kadınları köle olarak kullandılar ve esir pazarlarında sattılar. Ezidilerin durumunu sorgulamak açısından önemli bir durumdu. Alevilikle ilgili çalışmalar yürütürken Ezidilerin varoluş tasarımı çokça ilgimi çekmişti. Çıkmak üzere olan bir çalışmamda Ezidilerin ölüm sonrası düşünceleri, felsefeleri, görüşleri ve ritüelleri üzerine çalıştım. Bu da tabi bende çok etkili oldu. Yaresanları ve Ezidileri bu nedenle çalışmak ve Alevi toplumu ile hem karşılaştırmak hem de bu toplulukların ortak noktaları, farklılıkları ve ritüel kayıplarını öğrenmek istedim.

    “HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHI’NDA GİBİ HİSSETTİM, SANKİ TAŞLARI BİLE AYNI”

    -Beyta Laleş veya Laleşa Nurani denilen topraklarda bulunan Şeyh Adi’nin Dergahı’nı ziyaret edip niyaz oldunuz. Neyle karşılaştınız? Hacı Bektaş Veli, Düzgün Baba, Munzur gibi bir yerde midir?

    Duhok’a bağlı Laleş’te bulunan Şeyh Adi Türbesi’nin olduğu yer olağanüstü bir yer. Girdiğimde Hacı Bektaş Dergahı’ndan bir farkını görmedim. Sanki taşları bile aynıydı ve dokunduğumda onu hissettim. Simgeler de çok yakındı. Benzer bir duyguyu Yaresanlara ait bir dergahta daha hissettim. Üçü de birbirine çok benzeyen merkezler. Üçünde de su kutsal ve insanlar su neredeyse oraya niyaz ediyorlar. Simgeler de çok benzer ve üç dergahın da ortak özelliği ise niyaz edilerek girilmesi. Nasıl ki Munzur’dan veya Hacıbektaş Veli Dergahı’ndaki aslanlı çeşmeden suya niyaz edip içiyorsak, Şeyh Adi Türbesi’ndeki Kanîya Sipî de (Beyaz Çeşme) su da o anlama gelir ve içilerek niyaz edilir. Yine Yaresan piri Pir Yadigar’ın dergahında bununla karşılaştım ve oradaki suyun da Munzur gibi bir mitolojisi vardır ve kutsaldır, bir parça alınır. Laleş’te ise üstüne üstlük daha güçlü bir motif var.

    “LALEŞ, TOPLUMSAL YAPININ SÜRDÜRÜLDÜĞÜ BİR MERKEZ”

    -Şeyh Adi Dergahı’nın etrafında mekanların sonradan oluştuğunu sizin yaptığınız yayından izlemiştim. Şeyh Adi’nin bulunduğu mekanın nasıl bir özelliği var?

    Laleş bölüm bölüm kurulduğu anlaşılan bir bölge. Her inanç bir başka toplumsal yapının üzerine düşünsel ve felsefi olarak inşa edildiği gibi binalarda öyle yapılır. Laleş’in olduğu yeri ilk kez Ezidiler görmedi, ilk kez onlar yaşamadı. Oradan çokça toplumlar geçti ama şimdi Ezidi toplumunun inanç merkezi, kutsalı. Bu Hacıbektaş ya da Sultan Sahak’ın yeri için de geçerli. Laleş binalarıyla ve kurgusuyla artık toplumsal yapısının sürdürüldüğü ve yönetim organlarının olduğu bir merkez. Şeyh Adi’nin mezarı yaklaşık 40 metrelik bir mağaranın içerisinde. Bana daha çok bir Mithras Tapınağı hatırlattı. Mithras tapınakları Ortadoğu’da kurulur ve Ortadoğu’nun önemli bir figürüdür. Mitra’nın tapınak biçimine benzeyen bir yapıya sahip. Ama tabi bu yüzde yüz öyle olduğu anlamına gelmemeli.

    Aynı şey Yerasanların kurucu ikinci piri Şeyh Hoşin’de de var. Şeyh Hoşin ve yanında onun gibi düşünen mürşitler düşmanlarından kaçarken bir mağaraya sığınırlar. O mağara dipsiz ve sonsuz bir mağaradır. O mağarada sır olurlar. Düşmanları onları yakalamayınca, kurtulmalarına atfen 3 günlük bir bayram kutlalar ve bu Hızır orucuna benzer bir yerdedir. Şeyh Adi’de böyle bir durum yok ama kutsal bir mağaracılık söz konusu.

    “DERGAHA VE İÇ MEKANLARA NİYAZLAŞMALARI ALEVİLER İLE AYNI”

    -Ziyaret kültürleri nasıldı? Bu mekanlara ne atfediyorlar? Nasıl giderler, ne gibi hazırlıklar yaparlar? Bu mekanlardaki iletişimleri ne boyutta? Niyazlaşma ritüelleri Alevilere benziyor mu?

    Bunu konuşmanın bir bütünü konuşmak açısından çok yararlı ve doğru olduğunu düşünüyorum. Yaresanları ziyaret ettiğimde en dikkat çekici şey niyazlarıydı. Dergaha ve iç mekanlara girişteki niyazlaşma biçiminin Alevilikteki niyazlaşma biçimiyle zerre farkı yok. Önce yere sonrasında ise kapının her iki yanına niyaz ediyorlar. Sonra içeriye giriyorlar. Ezidi piri Şeyh Adi’nin türbesine insan boyunun yarısındaki bir kapıdan girerek niyaz ediyorsunuz. Yine Yaresanlarda da eşiğe basmadan geçilerek bir niyazlaşma var.

    Yine kendimi Hacı Bektaş’ta düşündüm. Onun sandukasının etrafında dolaşırken saat yönünün tersine yani Alevilikteki semah dönme biçiminde bir dönme var. Yine Yaresanlarda Pir Davud’un dergahında bir kadın canımızın saat yönünün tersine dönmesini de öyle gördüm. Belki de tesadüftür ama durum bu. Hacı Bektaş Dergahı’nda da böyle niyazlaşılır.

    “BU NİYAZLAŞMA BENİM İÇİN BELİRLEYİCİYDİ”

    -Yaşlı bir Ezidi piri ve ananın birbirine niyaz olma görüntüsünü paylaştınız, nasıl bir izlenimdi? 

    İki pir sanırsam o gün bir araya geliyorlardı. Niyazlaştılar ve birden dikkatimi çekti. Diğer pirin yanına geçerken bir ana ve pir niyazlaşıyordu. O an şaşkınlığım artıyordu. Alevilikte iki pir, iki mürşitin niyazlaşmasının aynısını görünce ben onlardan tekrar niyazlaşmalarını istedim. Bunları topluma sunmak çok önemli ve ikinci kez yakalayamayabilirim. Beni kırmadılar ve tekrar niyazlaştılar. Birbirlerinin omuzlarından, avuç içlerinden ya da ellerinin üstünden niyazlaşıyorlar. Bu dikkat çekici ve bu toplulukların birbirlerine yakınlıklarını gösteriyor. Bu niyazlaşma benim için belirleyiciydi.

    “ALEVİLER VE YARESANLARA GÖRE DAHA ÖNEMLİ KAST SİSTEMLERİ VAR”

    -Kast sistemi var mı kendi aralarındaki görev paylaşımı, hizmetler nasıl oluyor?

    Ezidilerde, Aleviler ve Yaresanlara göre daha önemli bir kast sistemi var ve bu işliyor. Ezidiler bu sistemi çift isimliler ve tek isimliler diye ikiye ayırmışlar. Emirler, prensler, mirler, peşiman, şemsettin şeyhleri ve pirler var. Birbirlerinin sorumluluk alanlarına girmezler ve bir zincirin halka biçimde birbirlerine bağlılar. Sonrasına hakka yürüme erkanlarından ilahiler okuyan kavallar geliyor. Sonrasında fakirler var ve bunlar çok zor bir grup. Oruç ve perhizden sorumlular. Fakirlerden sonra köçekler var ve bunlarda rüya yorumlayanlar oluyor.

    KADINLARIN PİR OLMA VASIFLARI VAR

    Fark ise sadece kadınlara ait kastlar olması. Ama bu kastta mücerret olma koşuluyla yer almış kadınlar vardır. Örneğin hiç evlenmemiş, eşi belli bir zaman sonra Hakk’a yürümüş kadınlar kendilerini dergaha adıyorlar ve burada yaşıyorlar. Kanîya Sipî ( Ak-beyaz su) için görüntü çekmemize izni duygudaşlık hissetmemizden sonra verdiler. Bu suyun aktığı yerin tamamını türbe biçiminde kapatmışlar. Gidip o sudan içebiliyorsunuz. Kanîya Sipî’deki sorumluluk ise kadın pire ait. Orada kadınların çok daha belirleyici bir özelliği olduğunu görüyoruz. Bir dönem Alevilikte kadın ana-erkil göstergeleri yüksek bir inanç görüyoruz. İşte ortak kaynakta Ezidiliği kaynak alırsak kadınların pir olma vasıflarının Alevilikte nasıl söndüğünü görmek açısından önemli bir başvuru olduğunu söyleyebilirim.

    “ALEVİLİK EZİDİLİKTEN KOPMA DEDİLER,  BU ÇOK KESKİN BİR İFADEYDİ”

    -Alevileri tanıyorlar mı? Sizin buna dair sorunuz oldu mu?

    Dergaha çıplak ayakla gitmek gerekiyor. Toplum günlük hayatta nasıl yol alıyorsa ben de öyle gezmeye başladım. Kendi içten duygularımla hareket ettim ve niyaz ederek gitmek çok önemliydi. Bu niyaz muhtemelen onların da dikkatini çekti. Yavaş yavaş sorular sormaya başladım. Yol içi sorular sormaya başladıkça bir yerde konu Alevilere geldi. ‘Türkiye’deki Alevileri, Kızılbaşları tanıyor musunuz’ diye sordum. Bu çok önemli bir başlık aslında; ‘Alevilik Ezidilikten kopma’ dediler. Tabi onlar konuşurken düşünüyordum ve bu çok keskin ifadeydi.

    ALEVİLER Mİ EZİDİ? EZİDİLER Mİ YARESAN? YARESANLAR MI ALEVİ?

    Laleş’e Ezidilere gitmeden önce şöyle bir başlık atmıştım. Bu çok eleştiri almıştı. Tabi ben tepkileri de ölçmeyi amaçlıyordum. ‘Aleviler Ezidi mi, Ezidiler Alevi mi? Yaresanlar Alevi mi, Aleviler Yaresan mı? Ezidiler Yaresan mı, Yaresanlar Ezidi mi?’ diye. Bilgi, dönüşüm, farklılıklar, bu topluluklarla iç içe geçenleri merak ettim. Gördüğüm ise Ezidiler Alevilerin kendilerinden koptuğunu söylüyorlar.

    “İLK KİM SORUSU YARGI DIŞI TARTIŞMAYI GEREKTİRİYOR”

    -Bu kopma biçimini nasıl anlatıyorlar?

    Ezidilerdeki kavaller (Alevilikte rehberleri karşılıyor) günlük yaşamda gidip Ezidiliği anlatırlar. Ezidilikle ilgili bilgi öğrenmek istersen kavallere gidersin. Bu alan onların hizmet alanı. Bu sorunun yanıtı ‘tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan’ çıkar sorusuyla aynı. Orada da bu cevabın buna yakın bir cevap olduğunu ifade ettim. Aleviler mi Ezidi, Ezidiler mi Alevi sorusunun cevabını sanırsam çokça tartışacağız. Belki de bunu ortak bir kabul ile hareket etmek lazım. Çünkü bu topluklar sanatı, mitolojisi, felsefesi, şiir ve gelenekleri iç içe geçmiş topluluklar. Böyle olunca burada ‘ilk kim’ sorusu anlamsız değil ama yargı dışı tartışmayı gerektiriyor.

    -Ezidilerde ahiret kardeşliği dediniz? Nasıl işliyor?

    Ezidilerde ahiret kardeşliği var. Bu ahiret kardeşliği Yaresanlar ile neredeyse bire bir aynı. Alevilikte de musahipliğin tam karşılığı. Yaresanlarda ahiret kardeşleri birbirleri ile evlenemezler ve aynı yaştakiler yol kardeşliğine birlikte girerler. Bu evlenememe durumu kuşaklar boyunca devam ediyor.  Bu erkanın toplumsal örgütlenmedeki yeri de çok önemli.

    -Kirvelik yine Ezidilerde işleyen bir ritüel. Kimi Arap aşiretlerle de kirvelik geliştirme durumları var. Bu kendini bir nevi dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korumadır da diyebilir miyiz? 

    Kirveliğin birbirine güven duyma, güven tazeleme amacı taşıdığını düşünüyoruz. Bir de toplumun birbirine yakınlaşması için güzel bir hareket. Bir yandan da farklı olanlarla evliliği engelliyor. Kirvelerde de musahiplik gibi bir süreç var ve birbirleri ile evlenmezler. Aynı zamanda erkek üzerinden kanla bir bağ kurmuş olurlar. Genel Kürt topluluklarında kirvelik çok önemlidir. Neredeyse Kürt toplulukların ortak simgesidir. Yine Tahtacılar ve Balkanlarda kirvelik simgesi bu kadar açık değildir. Kafkasya ve Azerbaycan’ın yüksek yerlerinde Türkmen topluluklarda da bu yok. İslam toplumları içinde Araplarda ritüele bağlı bir kirvelik yok. Örneğin Türkiye’deki Kürt Alevilerde kirvelik çok önemlidir ve belirleyici bir kimliktir. Birbirlerine musahipte olsalar kirveliklerini ifade etmeyi tercih ederler.

    “KENDİLERİNİ SÖZLÜ KÜLTÜR ÜZERİNE BİNA EDİYORLAR”

    -Peki Ezidilerde sözlü kültür nasıl bir yerde? 

    Alevilikte olduğu gibi Yaresanlar ve Ezidilikte de sözlü kültür çok önemli. Bu yüzyıla kadar neredeyse Ezidi taliplerin okuması da söz konusu değil. Ezidiler son 20-30 yılda eğitimin kendi oldukları topraklara gelmesi, okulların açılması, Avrupa’ya göç etmeleri biçiminde düşünürsek eğitimle karşı karşıya kalıp okuma yazma öğrenen bir toplum. Ondan önce talipler eğitime karşılardır ve eğitime izin verilmez. Burada toplum için yol ve erkanı bilmemekten bahsetmiyorum. Okuma yazmadan kastım. Ve sözlü geleneğe bağlı bir topluluk. İki önemli kitapları var ve kutsal olarak algılanır. Birisi Kürtçedir ama kendi lehçelerinde değil Hevraman dilinde, diğeri ise Arapçadır. Aslında o kitaplar gösterge ve gerçekte sözlü gelenek önemli. Ve kendilerini onun üzerine bina ederler. Anlıyoruz ki pirler, mürşitler, kavaller köylere giderek toplumunu sözlü gelenekle aydınlatıyor.

    “EZİDİLİKTE ÖLDÜRMEK, TOPLUM DIŞINDA KALMAKTIR”

    -Önemli gördükleri, asla aşılamayacak ve toplumsallığın dışında bırakacak kuralları var mıdır?

    Yine Ezidilerle üç önemli kural var. Bunlardan birisi Alevilerde de çokça belirgin olan öldürmemek. Ezidilerde de birini öldürmek toplumun dışında kalmak demektir. Düşkün olmanın da ötesinde topluma bir daha girmeme koşulu getirilir. O yüzden askere gitmek istemezler. Tahtacılarda askere giden birinin geldiğinde ne yaptığına çok iyi bakarlar. Bir ölüm, yaralama, zarar vermişse ona göre bakarlar ve Yola öyle alırlar. Osmanlı, Ezidileri asker olarak almak istediğinde en büyük sorunlarından biri öldürme sorununu nasıl çözecekler. Çünkü askere gidiyorsun, bir düşman yaratılmış ve onunla savaşmak zorundasın. Bütün sözleşmelerini, bağlantılarını bunun üzerine kurmuşlardır. İşte üç ana kuraldan biri olarak öldürmek düşkünlüğe neden olur. İkincisi ise zina. Eş dışındaki evliliğe karşı çıkıyorlar ve üçüncü kural ise yalan söylememek.

    “LALEŞ, EZİDİLERİN RIZA ŞEHRİ DİYEBİLİRİZ”

    -Laleş’i Ezidilerin Rıza Şehri olarak nitelendirdiniz. Biraz açar mısınız?

    Laleş Şeyh Adi’nin mekanı olmakla birlikte Ezidilerin de rıza şehri diyebiliriz. Oraya giren lokmanın kimden geldiğine bakılmaz, nasıl geldiğine bakılır. Oraya gelen lokma bir bölümü yaşlılara, çaresizlere, hastalara ayrılarak götürülür. Bir kısmı hizmette ve bir kısmı da toplumun ortak arenasında pay edilir. Bu Alevilik için de çok önemli bir şeydir. Rıza şehrini arıyoruz; öyleyse rıza şehrini toplumun yaşama biçiminde görebiliriz. Bizim köylerimizde de Hızır rıza şehrinin başlangıcıdır. Ekonomi, politiğin kurgusu nasıl önemli ve mitolojide anlatılıyorsa bu tür özellikleri bu topluluklarda gördükçe ortak nice özelliğin olduğunu kavrıyoruz.

    Ezidi toplumunu küçük bir topluluk olarak görüp asla küçümsemedim. Ama sanki Ortadoğu’nun dağılmış bir toplumu olarak algıladım hep. Çokça katliam yaşamış, devletler saldırmış sonrasında Saddam rejimi ve sonrasında saldırılar gelişmiş. Ama tarumar olmuyor bu toplum.  Elbette değişim var; ticaret yapıyorlar, Avrupa’da yaşıyorlar ve müthiş örgütlenmişler. Ama Laleş simgeden öte yaşam alanlarının neyin üzerine bina edileceğini biliyorlar. Sanatlarını icra edebiliyorlar, toplumsal düşüncelerini gerektiğinde yerine getirebiliyorlar.

    -Özgün bir sosyolojik dokusu olan, kendine özgü bir dizi değer ve norm içeren Ezidi toplumunun, tüm baskı ve asimilasyon politikalarına karşı kendisini öz değerleri ile savunduğunu görüyoruz. Resmi devlet dinlerinin dışında kalan, ona tabi olmadan yolunu yürüyen bu inançların birbirlerini tanımasına dair neler söyleyebilirsiniz? 

    Her ne kadar Laleş ve yaşadıkları köyler bizim köyümüzdür deseler de ben Ezidileri dördüncü dünyanın çocukları olarak algılıyorum. Bunlar topraksız topluluklar aslında ya da devletsiz/devlet dışında. Irak’tan, İran’a, İran’dan Türkiye’ye ve oradan Avrupa’ya ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra göçerek Kafkasya sınırları içerisinde yer almışlar. Dünyanın dördüncü toplulukları dediğimiz sınırsız ve devletsiz yaşayan topraksız topluluklar üzerine bir çalışma yapmak gerekiyor. Maalesef dünya biraz da bunu istemiyor. Çünkü bu topraksızlık ya da sınırsızlık düşüncesi Avrupa Birliği’nde bir yansıma bulmuş ama bundan daha ileri bir düzeydeler. O nedenle dünyanın dördüncü toplulukları üzerine zamanla belki bir araya gelen topluluklar olurlarsa güçlü olurlar. Aslında Ezidiler ile Yaresanlar ve Aleviler arasında bir sınır yok. Fakat bunların bir araya gelmesine engel olan düşünceler ve birbirlerini tanımaması söz konusu. Bu toplulukların bir araya gelmelerinin ortak örgütler, ortak çatılar, ortak güzellikler ve evrensel değerler üzerinden yol almasını çok isterim. Bunun için bir mücadele olduğunu düşünüyorum. Bu topluluklar dünyada huzurlu, barış içerisinde, saygın ve tanınmış olarak yaşamayı hak ediyorlar. Bu üç toplulukta bu çabayı yaratırsak daha büyük bir sinerji doğacağına inanıyorum.

    Ersin ÖZGÜL/MUĞLA

  • İzmir’den yeni yıl mesajı: Halklar ve inançlar için özgürlük ve eşit yurttaşlık yılı olsun-VİDEO

    İzmir’den yeni yıl mesajı: Halklar ve inançlar için özgürlük ve eşit yurttaşlık yılı olsun-VİDEO

    PİRHA- İzmir’deki Alevi kurum başkanları ve pirler, 2024 yılının halklar ve inançlar için özgürlük ve eşit yurttaşlık yılı olmasını temenni ederek ifade ederek, yeni yıla dair dileklerini paylaştılar. Mesajlarda, 2024’ün, savaş politikalarına karşı barışın inşa edildiği bir yıl olması istendi. 

    İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Aleviler, ikinci yüz yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 2024 yılı da tüm diğer yıllar gibi baskı politikalarının arttığı, zora, zorbalığa karşı mücadelenin büyütüleceği bir yıl olacak.

    İzmir’deki Alevi kurum başkanları ve pirler yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı.

    EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU

    Yeni yıla dair mesajlar şöyle:

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Menderes Şube Başkanı Satı Çelen: “Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi, sevginin, hoş görünün egemen olduğu bu topraklarda, sevgiyi gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan bu mekanlarda birliğimizi sağlamalıyız. Tüm canları sevgi ve muhabbetle kucaklayarak, yeni yılın sağlık ve huzur içerisinde geçmesini niyaz ediyoruz. Aşk ile.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Bornova Şube Başkanı Barış Çelik: Dünyada sevgi ve barışın egemen olduğu, özgür düşüncenin aydınlık yarınlara vesile olduğu bir yıl olmasını diliyoruz.  Savaş ve şiddetten uzak, kardeşliği esas olan barış dilinin muhabbetlerimizde daim olmasını diliyoruz. Kerbela’dan bu yana Yezit’e karşı nasıl Hüseyni durduysak bu yılda günün Yezitlerine karşı Hüseyni durmayı diliyoruz. ÇEDES projelerine karşı, eşit yurttaşlığı örmek için, doğamıza , dilimize, kültürümüze, inancımıza yönelik saldırılara karşı bir olmalıyız.

    “HALKLAR VE İNANÇLARIN ÖZGÜRCE YAŞADIĞI BİR YIL OLSUN”

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt: Gerek dünyada gerekse ülkemizde özgürlüklerin, kimliklerin, inançların yok sayıldığı, adaletin ayaklar altına alındığı, eğitimin tarikatlara bırakıldığı, hayat pahalılığının had safhaya ulaştığı bir yılı yaşadık. Toplum olarak 2024 yılında bunların yaşanmamasını, demokrasinin yaşam bulmasını, halklar ve inançların barış içerisinde yaşamasını umut ediyoruz. 2024 yılının barış ve kardeşlik yılı olmasını diliyor, bütün canları mutlu yıllar diliyorum.

    Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz: Kanunların olmadığı, yasaların işlemediği bir yılı geride bıraktık. 2024 yılı tüm canlar için barışın, sevginin olduğu, katliamlar ve savaştan uzak olduğu bir yıl diliyorum. Gençlerimizin bilim yana muradı açık olsun. İşleri, aşı, gönülleri güzellikler ile var olsun. Hızır yar ve yardımcımız olsun.”

    PİRHA/İZMİR

  • Prof. Dr. Aziz Yağan: Siyasiler, Alevi inancının ve mekanlarının kurallarına uymalıdır

    Prof. Dr. Aziz Yağan: Siyasiler, Alevi inancının ve mekanlarının kurallarına uymalıdır

    PİRHA- Prof. Dr. Aziz Yağan, cemevlerinin siyasi partilere ve diğer dinin temsilci ve mensuplarına eşit mesafede durabilmesi gerektiğini belirterek, “Devlet görevlileri, siyasi partilerin ve diğer dinlerin temsilcileri de Alevi inancının ve mekanlarının kurallarını kabullenme ve uyma konusunda kendiliklerinden hassasiyet gösterebilmelidir” dedi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Muharrem’in 10’uncu gününde Ankara Mamak’ta bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ne gelmesi ve cemevinin yeniden dizayn edilmesi sonrası Aleviler başta olmak üzere kamuoyundan tepkiler yükseldi.

    Bir tepki de Prof. Dr. Aziz Yağan’dan geldi.

    “CEMEVLERİMİZ SİYASİ GÖSTERİŞLERİN MEKANI HALİNE GETİRİLMEMESİ GEREKMEKTEDİR”

    Yağan, “Cemevlerimiz Alevileri inançlarını yerine getirmesi için bir araya getiren mekanlardır. Cemevlerimizdeki kurallar ve işleyişin geleneklerimize göre sürdürülmesi pirlerimizin ve Cemevi yönetimlerinin kontrolünde ve sorumluluğundadır” dedi.

    “Cemevlerimiz siyasi açıklamaların, çekişmelerin, gösterişlerin mekanı haline getirilmemesi gerekmektedir” diyen Prof. Dr. Yağan, şunları kaydetti:

    “Pirlerimiz ve Cemevleri yönetimlerimiz tarihsel hoşgörümüz ve nezaketimiz nedeniyle siyasi konuklarımızı kırmamaya özen gösteriyor olabilir. Ancak, Alevi olan ve Alevi olmayan toplumlarda yanlış anlaşılmalara neden olabilecek durumlara karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Her bir Alevi, Cemevlerimizin inanç mekanlarımız olduğu gerçeğinden ödün vermemelidir.

    “SİYASİLERDEN ORUÇ AÇMALARA SİYASİ KİMLİKLERİNİ ÖNE ÇIKARARAK KATILMAMALARI İSTENMELİ”

    Cemevi yöneticileri Cemevini ziyarete gelen, oruç açmaya katılan devlet görevlilerinin, diğer dinlerin ve siyasi parti temsilcilerinin Pirlerin yerine oturmalarına, siyasi açıklama yapmalarına, Aleviler adına konuşmalarına, Aleviymiş gibi konuşmalarına, Alevilere seslenmelerine, iktidarın, muhalefetin eleştirilmesine ya da övülmesine izin vermemelidir. Siyasilerden oruç açmalara siyasi parti kimliğini öne çıkararak katılmamaları, konuşma yapmamaları rica edilebilir.”

    Prof. Dr. Aziz Yağan, cemevlerinin siyasi partilere ve diğer dinin temsilci ve mensuplarına eşit mesafede durabilmesi gerektiğini belirterek, “Devlet görevlileri, siyasi partilerin ve diğer dinlerin temsilcileri de Alevi inancının ve mekanlarının kurallarını kabullenme ve uyma konusunda kendiliklerinden hassasiyet gösterebilmelidir” dedi.

    Yağan şöyle devam etti:

    “Yine iftar masraflarını Alevilerden başkasının karşılayamayacağı ve cem törenine de Alevi olmayanların katılmaması kurallarımız da diğer dinlerden konuklarımıza kırmadan izah edilmeli ve bu kurallara uyulması rica edilmelidir. Sadece pirlerimiz, Cemevi yöneticilerimiz değil, her bir Alevi, inancımızın gerektirdiği kuralların ve geleneklerin korunmasında, sürdürülmesinde sorumluluk sahibidirler. Bir yanlış uygulama, yanlış bilgi, yanlış izlenim, yanlışı önemsememe başka yanlışlara neden olabilir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kureyşan Ocağı pirleri, anaları ve talipleri 19-20-21 Ağustos’ta Kureyş Ocağı’nda toplanıyor

    Kureyşan Ocağı pirleri, anaları ve talipleri 19-20-21 Ağustos’ta Kureyş Ocağı’nda toplanıyor

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirleri, anaları ve talipleri 19-20-21 Ağustos’ta Kureyş Ocağı’nda ‘Ocak hizmetkarlarının ocak ile olan bağlarının güçlendirilmesi’ şiarıyla bir araya gelecek. 

    Dersim’in Nazımiye ilçesinde bulunan Kureyşan Ocağı pirleri, anaları ve talipleri 19-20-21 Ağustos’ta Kureyş Ocağı’nda ‘Ocak hizmetkarlarının ocak ile olan bağlarının güçlendirilmesi’ şiarıyla bir araya gelecek.

    19-20-21 Ağustos’ta Kureyş Ocağı’nda yapılması hedeflenenler şu şekilde:

    -Yüzlerce yıldır pir talip ikrarı çerçevesinde verilen hizmetin süreklileştirilmesi,

    -Kureyşan Ocağı adına hizmet verenlere eğitim verilmesi, ocak hizmetkarlarının ocaktan el alması, denetleme,

    -Ocağın temsiliyetinin günümüz koşullarına uyarlanması. Pirler Divanı’na rızalık verilmesi,

    -Ocak adına hizmet verenlerin Ocaktan el alması,

    -Ocak hizmetkarlarının Ocak ile olan bağlarının güçlendirilmesi,

    19-20-21 Ağustos’ta Kureyş Ocağı’nda yapılacak program cem yürütüldükten sonra sona erecek.

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Cemevine ‘cümbüş evi’ diyenler bugün Alevilerin sorununu çözmez’- VİDEO

    ‘Cemevine ‘cümbüş evi’ diyenler bugün Alevilerin sorununu çözmez’- VİDEO

    PİRHA-Axucan Ocağı Piri İbrahim Erdoğan ve Baba Mansur Ocağı Piri Mehmet Karabulut, ‘İçişleri Bakanı danışmanı’ sıfatıyla bir ekibin, birçok kentte Alevi kurumlarını ziyaret etmesini eleştirdiler. Pirler, “Şu anda Sultangazi Cemevindeyiz. Burası bir inanç yeri olarak mahkemedeyken diğer cemevlerini gezmek ikiyüzlülüktür. Yoldaş dediklerimize de bakmak durumundayız. Onlar hangi yüzle kapalı kapılar ardında görüşmeler yapıyorlar? Kapalı kapılar ardında neyi çözdünüz konuşarak? Ne elde ettiğiniz?” diyerek tepki gösterdiler. 

    Axucan Ocağı Piri İbrahim Erdoğan ve Baba Mansur Ocağı Piri Mehmet Karabulut, Ali Arif Zeybek’in ‘İçişleri Bakanı danışmanı’ sıfatıyla bir süredir cemevlerine yaptığı ziyaretleri yorumladı.

    Aleviliğe yasal statü verilmeden yapılan bu ziyaretleri samimi bulmadıklarını belirten Erdoğan ve Karabulut, kapalı kapılar ardında değil herkese açık bir şekilde Alevilerin taleplerinin dinlenilmesi ve koşulsuz bu taleplerin yerine getirilmesi gerektiğini ifade ettiler.

    “KİM KAPALI KAPILAR ARDINDA GÖRÜŞMELER YAPIYORSA YEZİD’İN SOFRASINDA KENDİNE PAY ALMAYA ÇALIŞIYORDUR”

    Aynı zamanda Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevinde dedelik de yapan Baba Mansur Ocağı Piri Mehmet Karabulut konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Enteresan bir durumla karşı karşıyayız. Bu cemevimiz mahkemeye verilmiş durumda. Bir mağduriyet yaşanıyor. Kendi yoldaşlarımız yani yoldaş dediklerimize de bakmak durumundayız. Onlar hangi yüzle kapalı kapılar ardında böyle durumlar söz konusu iken görüşmeler yapıyorlar? Kapalı kapılar ardında neyi çözdünüz konuşarak? Ne elde ettiğiniz? Bu yobaz insanlarla dirsek temasındasınız. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Aleviliğin A’sından bile haberi olmayan bu insanları ben kınıyorum. Sayısız Alevi kurumlarımız var. Federasyonlar bir araya geliyor, bir şeyler görüşüyorlar, konuşuyorlar. Şahsi olarak görüşmeler yapan birisi kendini satmıştır. Ben doğru bulmuyorum. O kişi Yezid’in sofrasında kendine pay almaya çalışan bir anlayıştadır.”

    “ASLA BİZİ TANIMAYACAKLAR AMA BİZ DE İNATLA BUNUN ÜZERİNE GİDECEĞİZ”

    Öncelikle devletin cemevlerini yasal olarak tanıması gerektiğini vurgulayan Karabulut sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Cemevleri yasal statüye alınsın. Tamam gelsinler misafir ederiz. Ama bunu kapalı kapılar ardında yapmayız. Gerekirse davamız için bedel de öderiz biz. Bu tür görüşmeler yapmak Alevi toplumuna hakarettir, ihanettir. Madem bizim taleplerimizi soruyorlarsa çıksınlar açıkça sorsunlar. Biz de söyleyelim. Gizli saklı değil bunlar. Aleviler var ve varlıklarını devam ettirme gayreti içerisindeler. Bu süreçte bu tür gezilerin yapılması Alevilik inancının esaslarını ters köşe yapmak içindir. Biz sizi tanıyacağız ama siz de bizim dediklerimizi yapın diyorlar. İçimizde bazı satılmış insanlar var ve bu satılmış insanlar bir şeyler dayatıyorlar. Çakma dedeler var ya Alevilik’te namaz şöyle kılınır gibi çıkışlar yapıyorlar. Bunlara fırsat vermememiz gerekir. Demokrasiden, adaletten, hoşgörüden yana olmalıyız. Ve biz kendimizi zaten ifade ediyoruz ama karşı taraf bunu kabullenmiyor. Ben kabullenmeyeceklerini de düşünüyorum. Asla bunlar bizi tanımayacaklar ama biz de inatla bunların üzerine gideceğiz.”

    “DAHA DÜN ‘CÜMBÜŞ EVİ’ DİYENLER BUGÜN KALKIP ALEVİLERİN SORUNUNU ÇÖZECEĞİZ DİYOR”

    Demokratik Alevi Dernekleri’nde ve Ayazağa Cemevinde cem yürüten Axucan Ocağı Piri İbrahim Erdoğan da, “Devletin görevlilerinin cemevlerini ziyaret etmesi konusunu ben çok samimi bulmuyorum. Cemevlerindeki görevlilerimizin de bu samimiyetsizliğe ortak olmasını doğru bulmuyorum” dedi.

    Erdoğan şöyle devam etti:

    “Tüm Alevi kurumlarımız neden ziyaret ettiklerini sormalıdır. Bizim Alevi anlayışında, ikrarında bir sorun varsa bu bütün canlıların karşısında, pirin huzurunda görüşülür, tartışılır. Sorun varsa halledilir, barış sağlanır. Ondan sonra cemimizi yaparız. Biz kapalı kapılar ardında görüşülen hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Asla da kabul etmeyeceğiz. Çünkü bizim ne inancımıza ne kültürümüze ne de davranışımıza uymuyor ve yakışmıyor. Alevi toplumunun kafasında soru işareti yaratan o cemevinde görevli olan ve yahut da yönetici olan kişi hangi sıfatla ceme girecek? Ben devletin yaptığı çalışmalar konusunda devleti hiç samimi bulmuyorum. Çünkü asırlardır çeşitli devletler, imparatorluklar kuruldu. Bu zamana kadar samimiyetle Alevi inancına değinen ve Alevi inancının sorunlarını çözmek için uğraşan olmadı. Çözmek istiyorlarsa Alevi kültürünü bilmeleri gerekiyor. Daha dün ‘cümbüş evi’ diyenler bugün kalkıp Alevilerin sorununu çözeceğiz diyor.”

    “BU ÜLKEDE ALEVİLERİN HAK VE HUKUKLARI VAR”

    Devletin Alevilerin taleplerini koşulsuz olarak kabul etmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan son olarak şunları aktardı:

    “Hükümet ve devlet şunu söylemeli; bütün Alevi kurumları bir araya gelsin, bir program hazırlasın, pirlerin huzurunda olsun. Bir görüş birliği olarak bize sunsunlar taleplerini, isteklerini. Biz bunları aynen kabul edeceğiz demeleri gerekiyor. Bunu demediği sürece ve ‘Ben seninle Alevi sorununu tartışacağım’ dediği zaman bu samimiyetsizliğe girer. Bu yüzden ben devletin samimi olduğuna inanmıyorum. Şu anda Sultangazi Cemevinde bulunuyoruz. Burası bir inanç yeri olarak mahkemedeyken diğer cemevlerini gezmek ikiyüzlülüktür. Her yere cami ve mescit yapılıyor. Bunların hepsi yasal olarak yapılmıyor, sonradan yasal oluyor. Bu ülkede Alevilerin de hak ve hukukları var. Aleviler de kendi inançlarını yaşayabilmek için bir yer tayin etmek istiyorlar ve bu hakka sahipler. Kimseye sormanıza gerek yok, uygun olan yeri kendi inancımıza uygun bir yere çevirmek hakkımızdır. Aleviler bu devlete vergi veriyor, askerlik yapıyor, çalışıyor… Bütün görevleri yerine getiriyor. Kendi inancına uygun olan yeri de cemevine çevirmek hakkıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Çağlayan: Bizler sevgiyle yoğrulmuşuz, asıl reiki ustaları pirlerimizdi-VİDEO

    Çağlayan: Bizler sevgiyle yoğrulmuşuz, asıl reiki ustaları pirlerimizdi-VİDEO

    PİRHA-Ana İlkin Yüksel Çağlayan, günümüzde “reiki” olarak bilinen enerji aktarım tekniğinin Alevi inancının temelinde olduğunu belirterek, “Pirlerimiz, dedelerimiz bizlerin enerji merkezleriydi. Kendimi uzun yıllar dara çekerek enerji kanallarımı açtım” dedi.

    Dersimli olup Almanya’da yaşayan Ana İlkin Yüksel Çağlayan, uzun yıllar, Lufthansa hava yolu firmasında çalıştı. 20 yılın ardından işinden istifa eden Yüksel Çağlayan, sonraki sürecini ise ‘derviş gibi gezdim’ sözleri ile anlattı.

    İlkin Yüksel Çağlayan, analık vasfına nasıl eriştiğine ise “Hiçbir zaman ‘ocakzadeyim, anayım’ demedim. Fakat bir şekilde hizmet halindeydim. Halk bana, ‘ana’ sıfatı ile hitap etmeye başlayınca ben de bir süre sonra bunu benimsedim” sözleriyle açıklık getirdi.

    “BİZLER DOĞARKEN SEVGİ İLE YOĞRULMUŞUZ”

    Aynı zamanda Reiki (enerji aktarım tekniği) ile ilgilenen Yüksel Çağlayan, Alevi inancında olan enerji-şifa aktarımının nasıl tariflendiğini anlattı. Çağlayan, söz konusu enerjinin insan bedeninde saklı olduğuna işaret ederek şu aktarımda bulundu:

    “Yapmakta olduğum işe bugün ‘Bioenerji, Reiki, Kuantum’ gibi isimlendirmeler yapılıyor. Ama bana göre bu çok sade, sıradan bir olay. Doğduğum bölge itibariyle bizler, doğa ile iç içeyiz. Var olan sonradan bölünmüş, kısıtlanmış ve inkar edilmiş. Fakat bugün yeni bir çağ başladı ve insanlar enerji ile ilgili konuşmakta. Benim dedemi inkar eden, bize karşı gülen o insanlar şimdi ‘Reiki ustası olduk. Enerjistiz’ diyorlar.

    Bizler zaten doğarken sevgi ile yoğrulmuşuz. Sevgi bizim içimize hapsedilmiş ve o hapsedilen duyguyu patlatmak, o şifreleri kırmak gerekiyor. Biz de atadan, dededen dokunmayı, acıyı hissetmeyi biliyoruz. Çünkü bizler hep ezilmiş, saklanmışız. Bizleri buna mecbur bırakmışlar. Çünkü yeryüzüne gelirken insan, göğüs kafesine hapsolmuş halde gelir. Asıl hapsedilen de ruhtur. Ruh nedir? Bir enerji kütlesidir. Beden bir kafestir. Ben felsefeyi de deyişlerde, şiirlerde ozanlarda aradım. Uzun süreler boyunca seslendirilen o deyişlere kulak verip, ne anlatılmak istendiğine odaklandım. Ruhumuz, ‘misafirhane’ dediğimiz gönül kafesidir.”

    “KENDİMİ DARA ÇEKİP ENERJİ KANALLARIMI AÇTIM”

    İlkin Yüksel Çağlayan, enerji-şifa aktarımına tanıştığı bir Yunanistanlı kadının sebep olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Kendimi bildim bileli hep karşımdaki insanın gözlerinin içerisine bakıp, anlamaya çalışıp ona dokunurdum. Ama şifa yönünü çok ileri yaşlarda, Avrupa’da bir kadın ile tanıştıktan sonra keşfettim. O kadınla tanışmam algılarımı açtı. Bana reikiyi, bioenerjiyi anlatıp yüzleşmeme aracı oldu. Ardından bunun üzerine düşündüm ve dedelerimde de olan bir enerji olduğunu fark ettim.

    Bir süre sonra nerede bir hasta var onun evine gidiyordum. Kaç kilometre uzakta oldukları sorun değildi. Bir arayış içerisindeydim. Fakat aradığımın da tam ne olduğunu bilmiyordum. Örneğin içimden gelen bir ses ile migren rahatsızlığı olan bir insanın sorununu iyileştirebileceğim, söylüyordu. İnsanlar buna inanmıyordu ve ben rica minnet ile kişilerin sorunlarına odaklanıyordum. Mıknatıs gibi elimi kişinin ağrısı olan eklem bölgelerine götürüyordum. Ardından bana iyi yönlü geri dönüşler oldu. Ve ben potansiyelim ile yüzleştim. Fakat o süreçte kendimi olabildiğince çok sorguluyordum. Ve yıllar sonra anladım ki bu insanın kendini bir anlamda dara çekmesiymiş.

    Bir süre sonra yaptığım işi benimseyip Dersim’e yolculuklarımı çoğalttım. Nereden geldiğimi birebir görmek istedim. Şunu gördüm ki herkeste bir enerji potansiyeli var. Fakat ben bunun üzerinde azmederek o kanallarımı açtım.”

    “PİRLERİMİZ, ENERJİ MERKEZLERİMİZDİR”

    Reiki tekniğinin artık piyasalaşıp maddiyat amacı taşıdığını söyleyen İlkin Yüksel Çağlayan, “Dünyanın olandan vazgeçeli çok oldu” diyerek şöyle devam etti:

    “Ben, yaşam tarzı olarak mütevaziyim. Örneğin pirlerimiz aynı zamanda bizlerin enerji merkezleridir. Ama ne oldu? Zaman içerisinde o pirleri yerle bir ettik. Onları aşağıladık. ‘Onlara niyaz yapmayacağız, kurban kesmeyeceğiz’ dedik. Yani kendi kendimizi kör ettik. Pirilerimiz bize gelirken atları, araçları yoktu. Yürüyerek gelirlerdi. Kar, kış, kıyamet dinlemezlerdi. Neşelendirmek, insanlara huzur vermek, bolluğun ve bereketin kanallarını o köye akıtmak için gelirlerdi. ‘Pir kimdir ki?’ dediler.

    Halkımız, gelen pirlere biraz çökelek biraz yufka ekmek gibi besinler verirlerdi. Bu bir al ver döngüsüydü. Ama uyanık insanlar, bu inancı, yolu kırmak için ‘Ona kurban kesmeyeceksin. Pir de senin gibi insandır’ deyip o yolları kestiler.

    Ben eğer reiki uyguluyorsam evet kanallarım açılmıştır. Hiçbir şey bizim olmayabilir ama yeryüzündeki vakit bizimdir. Çünkü ben de her insan gibi sinemaya gidebilir, çoluk çocuğumla zaman geçirebilirim. Ama ne yapıyorum? Senin rahatsızlığından dolayı senin huzuru bulman için vaktimi sana harcıyorum. Vaktimin karşılığına ben, senden almalıyım. Fakat bunu servet boyutuna gitmesi çok ayıp. Hiçbir zaman kimseden para talep ettiğim görülmemiştir. Örneğin gittiğim yerlerde bana patik, eşarp, fular verdiler.”

    “DEYİŞLERE ODAKLANDIĞIM ZAMAN ENERJİ BOYUTU OLUŞUYOR”

    Ana İlkin Yüksel Çağlayan, tıp biliminin önceliğine de değinerek şifa aktarımı konusunda deyişlerden, ozanlardan beslendiğini de söyledi.

    “Günümüzde artık önceki gibi derin sözler yok” diyen Çağlayan, “Ozanların deyişlerde ne demek istediklerine odaklandığım zaman fiziksel bedenin dışında bir de enerji boyutu oluşuyor. Gidiyorsun ve gittiğin zaman da ‘evet işte şu demek isteniyor’ diyorsun. Anlamak için yoğrulmak gerekiyor. Sorgulanmayan hiçbir varlık senin doğrun olmuyor” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Bir buçuk asırlık cemevinde Tahtacı Alevi kültürü sergileniyor-VİDEO

    Bir buçuk asırlık cemevinde Tahtacı Alevi kültürü sergileniyor-VİDEO

    PİRHA – Tahtacı Türkmen Alevilere ait neredeyse bir buçuk asırlık cemevinde, Tahtacı kültürü, gelenek ve görenekleri yansıtılıyor. Geçmişte kullanılan tarım aletleri, mutfak eşyalarının sergilendiği kültür evinde günümüzde hala kullanılan yöresel elbiselere de yer verilmiş. Kültür evinde sergilenen her şey adeta geçmişten geleceğe bir köprü kuruyor ve gelecek nesillere birer miras olarak bırakılması isteniyor. 

    Bir buçuk asırlık cemevinde Tahtacı Alevi kültürü sergileniyor

    İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından desteklenen ve Narlıdere Belediyesi tarafından restore edilen Narlıdere Kültür Evi, Narlıdere’ye yerleşen ilk Tahtacı Türkmen Alevilere ait neredeyse bir buçuk asırlık cemevi. Göçebe olarak yaşayan Tahtacı Aleviler, 16 çadırlık obalarıyla Narlıdere’ye gelerek yerleşik bir hayata başlıyor. Bu 16 çadırlık obanın içinde Tahtacı Alevilerinin pirleri olan Dur Hasan dedenin torunu Hızır dede de bulunuyor. Tahtacı Alevilerinin kutsal mekanlarından olan Hızır dedenin mekanına 1874 yılında ibadetlerini gerçekleştirecekleri bir toplanma yeri (cemevi) inşa ediliyor.

    Tahtacı Türkmen Alevilerinin inanç, gelenek ve göreneklerinin sergilendiği Narlıdere Kütür Evi’nde bulunan cem odası inanç kurulu dedelerinin kararıyla dizayn edilmiş. Kültür evinin hemen girişinde bulunan kadın erkek figürleri ise Tahtacı Alevileri simgeliyor. Üst katta ise bir kadın ve erkeğin birlikte odun kesme figürüne yer verilmiş. Göçebe yaşayan Tahtacı Aleviler doğada odun keserek hayatlarını idame ediyorlar. Hayatın her aşamasında kadın ve erkeğin birlikte bulunması kadın erkek eşitliğini simgeliyor.

    Çilehane, çeyiz ve giysi odası, mezar odası, mutfak eşyaları ve fotoğraf odası ile geçmişten geleceğe adeta bir köprü kurulmuş.

    Kültür Evi’nin dizaynını yapan ve orada görevli olan Tahtacı Türkmen Alevi Merih Ünsal ile konuştuk.

    Kültür Evi’nin Tahtacı Türkmen Alevilerinin çok önemli ve kutsal mekanlarından biri olduğunu ve 1874 yılında cemevi olarak yapıldığını söyleyen Ünsal, Cemevinin Tahtacı Türkmen Alevilerinin dedeleri tarafından inşa edildiğini kaydetti.

    Horasan’dan Basra Samara Selman pak yoluyla Musul’dan Anadolu’ya girdiklerini ve Anadolu’dan da Mardin Maraş  yoluyla Adana’ya geldiklerini belirten Ünsal, daha sonra Tahtacı Alevilerin Ege, Akdeniz ve Toroslar’a dağıldığını söyledi.

    “ÖNCELERİ CEMLERİ DIŞARIDA YAPARDIK YERLEŞİK HAYATA GEÇİNCE CEMEVİNE İHTİYAÇ DUYULDU”

    Göçebe bir toplum olduklarını söyleyen Ünsal, Narlıdere’ye yerleşme sürecini şöyle özetliyor;

    “Ege bölgesine gelen boy önce Nif Dağları’nda yaşıyor. Daha sonra Kızıl Dağın eteklerinde yaşıyor. Zaten göçer bir toplumuz. Obalar halinde yaşıyoruz. Oradan da 16 çadırlık obamız ile Narlıdere’ye iniyoruz. Narlıdere’ye inen 16 obanın içinde Pirimiz Dur Hasan Dedenin torunu Hızır dede olduğu için burası ocak merkezi oluyor. Yerleşik hayata geçtikleri için bir toplanma yeri (cemevi) yapma gereği duyuyorlar. Gelen yardımlarla bu cemevi yapılıyor. Salon taşlarının Malta’dan geldiği biliniyor. İki odamızda mürşitlerin kaldığı biliniyor. Tabi o zaman küçük bir köy olduğumuz için cemevi olarak kapasiteyi kaldırabiliyormuş. Ama şimdi yarısından fazlası Alevi olan bir ilçedeyiz, doğal olarak yetmiyor. Burası ocak merkezi olduğu için burada özellikle sorgu cemleri yapılırmış. Dolayısıyla gelen talipler üst katlardaki odalarda ağırlanırmış. Önceden göçer olduğumuz için cemlerde çadırlarımızda ya da dışarıda yapılıyormuş. Ama yerleşik hayata geçtikten sonra cemevi yani ibadethane yerinin olması şart olmuş.”

    AMAÇ YOK OLAN GELENEK VE GÖRENEKLERİN YAŞATILMASI

    Narlıdere Kültür Evi’nin ‘Kültür ve İnanç Müzesi’ olarak 2007 yılının Mayıs ayında hizmete açıldığını kaydeden Ünsal, kültür evinin Tahtacı Türkmen Alevileri için önemli olduğunu, gelecek nesillere gelenek ve göreneklerini yansıtan bir miras bırakacaklarını sözlerine ekledi. Ünsal, kültür evinin yapılmasının amacını ise şöyle anlattı:

    “Şimdi orta yaş grubu insanlar bu kültürü ve inancı zaten yaşayarak öğrenmişler, biliyorlar. Buranın asıl amacı aslında bu kültürü ve bu inancı gençlere tanıtabilmek, onlara çok az da olsa hem görsel hem de yazılı bir şeyler verebilmek.

    Buraya gelen gençler içeriyi gezdiklerinde o anlatımlarla ve gördükleriyle kafalarında az da olsa bir şeylerin oluşması bizim için avantajlı bir durum. Burada asıl amaç yok olan kültürün gelenek ve göreneklerin yaşatılması. Metropolleşmeyle birlikte bir arada yaşam tarzı zamanla yok oluyor. Betonlaşmalar çok fazla. Dolayısıyla bizler gelenek ve göreneklerimizi avlularımızda bir arada yapabiliyorduk ama şimdi apartmanlar dikildi her yere. Dolayısıyla bu tür gelenekler zaman zaman yok olup yapılmamaya başlandı. O gelenekleri buraya taşıyıp burada yapma olanağımız oluyor. Yok olmaktansa kültürün ve inancın, gelenek ve göreneklerin burada yaşatılıyor olması çok sevindirici bir durum. Buranın restore edilmesinden sonra sönmüş bir ocağın yeniden alevlendiriliyor olması da tabi ki çok mutluluk verici. Sadece hakka yürüme geleneğimiz haricinde cem odasında Alevi inancı sergileniyor. Cem odası dedeler kurulunun kararıyla dizayn edildi hassas bir konu olduğu için. Tüm Alevilerin ibadetinin yapıldığı bir yer olarak sergilendi. Ama kültürel anlamda daha çok Tahtacı Türkmen Alevilerinin kültürü yansıtılıyor.”

    “TAHTACI CEMLERİNE MUSAHİPLİ OLMAYAN GİREMEZ”

    Ünsal, kültür evini gezdirerek yapılan çalışmaları tek tek anlatı. Öncelikle cem odasını gezdiren Ünsal, buranın inanç kurulu kararı ile dizayn edildiğine dikkat çekti. Ünsal, cem odasında 12 hizmet yürütenlerin figürlerine yer verildiğini ve cemlerde halka biçiminde oturtulduğunu belirtti.

    Cemlerde kadın ve erkeğin aynı yerde ibadet ettiğini vurgulayan Ünsal, cemde makamsal olarak en büyük makamın mürşitlik makamı olduğunu belirterek, Alevilerde ışığın önemine vurgu yaptı. Ünsal konuşmasına şöyle devam etti:

    “Işık bizim için kutsaldır. Aydınlığı simgeler. Yol aydınlığını simgeler. Üç defa cemlerimizde çerağ uyandırılır. Allah Muhammed Ali adına uyandırılır. Başka bir anlamı ise güneşe düşen ilk ışık simgeler. İkinci ışık güneşin ve evrenin etrafını ve tüm evrenin aydınlanmasını simgeler. Çerağ söndüğü zaman cem iptal edilir, düşkün olur cemdekiler. Evrenin karartılmaması gerekir aslında.”

    Ünsal, Tahtacı Türkmen Alevilerinin cemlerine musahipli olmayan kimsenin giremeyeceğini söyledi.

    Tahtacı Alevilerde ceme giren musahipli kadınlar yöresel kıyafeti olan değreleriyle katılıyor. Erkekler ise kemerbestlerini bağlar ve başına poşusunu takarak ceme öyle girer.

    “OSMANLI’NIN ZULMÜNDEN TAHTACILAR DA NASİBİNİ ALDI”

    Tahtacılığın bir mezhep olmadığına dikkat çeken Ünsal, Osmanlı döneminde yapılan baskı ve zulümlerden Tahtacıların da nasibini aldığını dolayısıyla dağlarda gizli saklı yaşamak zorunda kaldıklarını söyledi.

    “AĞAÇ KESİLMEDEN ÖNCE RIZASI ALINIR”

    Ormanlık alanlarda yaşadıklarını ve odun işleriyle uğraştıkları için Tahtacı ismini aldıklarını söyleyen Ünsal, yaptıkları işi şöyle anlattı:

    “Ağaç kesim yerlerine makta deriz. Ağaç kesim yerleri öncesinden belirlenir. Doğaya aşık bir toplum ama ağaç kesiyor bu bir çelişki. O gittiğimiz alanlarda öncelikle kurumaya yüz tutmuş ağaçlar belirlenirmiş, o ağaçlar kesilmeden önce onun duası okunur, ağacın rızası alınırmış. Ağaç kesildikten sonra yerine bir fidan dikilirmiş. Böylesine doğaya aşık bir toplum. Çalışma alanlarında olduğu gibi her alanda da kadın erkek yan yana omuz omuza dayanışma halinde iş görüyorlar.”

    Tahtacı Türkmen Alevilerinin kullandığı tarım aletlerinin de sergilendiği oda da kadın ve erkeğin beraber ağaç kestiği simgeleri görülmeye değer.

    YÖRESEL KIYAFET DEĞRE: ÖLÜMLÜK DİRİLİK KEFEN

    Tahtacı Türkmen Alevilerinin çeyizlerinin sergilendiği çeyiz odasındayız. Bunları toparlayabilmek için birçok köyü gezen Ünsal, insanların eşyalarını ocaklarına verdikleri için ruhani bir gönül rızasıyla verdiklerini söyledi. Ünsal, çeyiz ve giysi odasında sergilenen Tahtacı Türkmen Alevilerinin yöresel kıyafeti olan değrelerini anlattı. Ünsal; “Değrelerimiz çok önemli. Bu yöresel özel ve kutsal giysimiz. Biz buna değre diyoruz. Bu neden özel ve kutsal. Bizim baş bağlama dediğimiz bir geleneğimiz var. Kaynana tarafından geline diktiriliyor bu giysi. Sonrasında düğünün hemen ertesi günü bu geline giydirilir. Kaynananın gelinine ‘senin başını bağlıyorum’ demesi anlamına geliyor.

    Sonrasında özel günlerimizde de giyeriz. Bu elbise kaldırılır ve kişi hakka yürüdüğünde giydirilir. Bu bizim ölümlük dirilik kefenimizdir. Onun için özel ve kutsaldır. Bu müzede de bulunan değreler en az 80-100 yıllık. Bunların eskiyen, küçük gelen ya da yırtılmış olanlarını sandıklara kaldırmışlar. Ben gittiğimde sandıklarından çıkartıp bana verdiler. Çine, Doğançay, Bayındır, Kemalpaşa, Mersin, Çanakkale gibi yerlere gidip bunları topladım.”

    Ünsal, kültür evinde yer olan objeleri Tahtacı Alevilerin kullandığını ve toparlamak için epey emek sarf ettiklerini söyledi.

    “KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ BEŞİKTE BAŞLAR”

    Fotoğraf odası ise geçmişten anıları yaşatmak adına fotoğraflarla nostaljik bir sergi salonu olmuş. Sergi odasının bir duvarı Tahtacı Türkmen Alevilerinin pirlerinin, dedelik yapanların fotoğrafları diğer bir duvarı Tahtacı Tükmen Alevi kültürünü yansıtan gelenek ve görenekleri yansıtan fotoğraflardan oluşuyor. Diğer tarafta ise ilk yerleşim yeri olan Narlıdere’nin fotoğrafları yer alıyor.

    Tahtacı geleneği olan çocuk kırklamayı anlatan Ünsal, “Çocuk kırklama çok bilinen ritüel kırk taş vs… Narlıdere Tahtacı Türkmen Alevilerinde kız çocuğu ise yanına erkek çocuğu yatırırız. Onun da ayrı ritüeli vardır, beşiğin altından üstünden geçirilir o beşiği ana bacılar yani ocaktan gelme ocak sorumluları duası talep edilir. Kız ise erkek yatırılır. Bu beşik kertmesi değil bu tek kanatla uçamayacağı yaşamda kadın ve erkeğin bir bütün halinde yaşaması gerektiği inancıyla yapılan bir ritüeldir. Yani eşitlik beşikte başlar.” dedi.

    ÇİLEHANE: NEFSİNİ HER TÜRLÜ KÖTÜLÜKLERDEN ARINDIRMA YERİ

    “Dört Kapı Kırk Makam bizim öğretimiz ve aynı zamanda buyruğumuzdur” diyen Ünsal, Alevilerde yola girmek isteyenlerin geçmesi gereken aşamaları da şöyle anlattı;

    “Her Alevi yola girecek diye bir kural yoktur. Ama ‘ben yola girmek istiyorum’ diyen Aleviler bu aşamaları geçmek durumundadırlar. Kişi önce inanır sonra yolun gereklerini yapmaya başlar. Sonra marifetlerini gösterir. En son kapı hakikat kapısıdır. Şeriat kapsında inanır sonra tarikat kapısında yolun gereklerini yapmaya başlar (Yol oğludur). Marifetlerini gösterir. Sonrasında kişinin atası gök anası yer olur hakikat kapısında. Kişi diyelim ki yola girdi bu aşamaları geçti, marifet ve hakikat kapısı arasında yaşanır çilehane süreci. Pir Sultan, Hacı Bektaş ve Yunus makamında insanlar bu aşamaları geçmişler marifet ve hakikat kapısı arasında yaşamışlar çilehane sürecini.

    İnsanı kamil dediğimiz o türap olma halidir. Pirimiz Çilehane’de 40 gün kalıyor. Burası nefsini her türlü kötülüklerden arındırma yeri. Tüm dünya nimetlerinden elini ayağını çekiyorsun ve kendi kendine burada terapiye başlıyorsun. Tasavvufi bir inanç. Ama Alevilikte de yaşanan bir süreç. 40 gün yaptığın ibadet kitap okuyarak, düşünerek, uyuyarak zaman geçiriyorsun. Kırk günün sonunda duyguların ve düşüncelerini mürşitlik makamımıza anlatıyorsun. O sana bir makam veriyor olmuşsun ya da olmamışsın diyor.

    Eğer olmamışsa ya pes ediyor ya da 40 gün daha çilesine devam ediyor. Ama eğer olmuşsa 40 gün boyunca giydiği elbiseleri ateşte yakıyor yeniden sıfırdan bir hayata başlıyor. Ama tabi başka bir boyutta başlıyor. O artık hak aşkından topluma geri dönmüş sıradan hacı, hoca mollalardan bahsetmiyorum Yunus’tan Hacı Bektaş’tan ve Pir Sultan makamından bahsediyorum. O toplumu insani değerlerle yoğurabilen bir kişi olarak topluma hizmet etmeye başlıyor.”

    Alevilerde yol bir sürek binbirdir. Ama Tahtacı Türkmen Alevileri diğer Anadolu Alevilerinden ayıran en belirgin farklılıkları hakka yürüme erkanı.

    “HERKESİN EVİNDE ÖLÜMLÜK YASTIĞI VE YORGANI VARDIR ONUNLA GÖMÜLÜR”

    Tahyacı Aleviler yöresel giysileri olan ölümlük ve dirilik kefen diye tarif ettikleri değreleriyle gömülüyor. Öte yandan yine çok sevdiği eşyaları da mezara konuluyor. Tahtacı Alevi olan Ünsal, konuyu şöyle değerlendiriyor:

    “Herkesin evinde ölümlük yastığı yorganı vardır. O hiç kullanılmayan yastık ve yorganla gömülür. Baş bağlama geleneğinde gelin nasıl süsleniyorsa çiçeklerle bezeniyorsa aynı o şekilde defnederiz. Kınamızı yakarız. Işık bizde kutsal olduğu için mezarı başında kırk gün ışık yanar. Bu yel bayrağı yine herhangi bir mezarlıkta bunu görürseniz bilin ki bu Türkmen mezarlığıdır. Dağlarda obalar halinde yaşadığımız için mezarlarımzı çakallar kurtlar deşermiş rüzgardan sallandığı zaman mezarlarımızı korurmuş. Bir de mezarın yeni olduğu anlamına gelir. 40 gün kalır sonra kaldırılır. Doğanın her tür rengini simgeler. Erkeklerde ise eskiden Amerikan bayrağından dediğimiz lastikli kontür giydirilirmiş. Eğer yola girmiş musahip olmuşsa beline kemerbesti başına poşusunu bağlarız. Alevilikte ölümden sonra yaşam inancı var. Ama Alevi inancı doğada sürekli döngü halinde var olma inancı. Ten ölür ama can ölesi değildir anlayışı var.

    Yıkama kazanımızın içine defne yaprağı koyarız güzel koksun diye. İnsana verilen değer aslında öldükten sonra da devam ediyor. Eskiden cenazelerimiz avlularda bekletilirdi morklarda değil. Bu bekletme halinde de bağlama çalınır cenazenin başında mersiyeler, duaz imamlar, ağıtlar saz yakılırdı. Sabaha kadar o ağıtlarla yas tutarmış insanlar. Hala bu yapılıyor.”

    Ünsal son olarak farklı inançları tanımak isteyen herkesi kültür evine beklediklerini ve bu kültür evinin Tahtacı Türkmen Alevileri için değerli olduğunu söyledi.

    Semra ACAR/İZMİR 

  • ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim ziyaretini ve Dersim’de yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme alan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, devletin yeni bir yapılanmaya giderek Aleviliği devlete bağlamak ve devşirme bir Alevilik yaratmak istediğinin altını çizdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Dersim ziyaretini ve Dersim üzerinden Alevi inancına yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme aldı. Kete, Dersim üzerinden Alevi yolunun tüm süreklerinin asimile edilip devlete bağlı devşirme bir Alevilik yaratılmak istendiğine vurgu yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete’nin yazısının tamamı şöyle:

    “DERSİM DÜŞERSE TÜM SÜREKLER DÜŞER”

    Dersim, Reya Heq itikatının ve Xızır’ın mihenk taşının da son kalesi ve Rıza şehrinin de son umut kapısıdır. Bu diğer Hak Yol süreklerini küçümsediğimiz anlamına gelmiyor. Tam tersi bu kale düşerse tüm süreklerin düşmesi ve yoldan, ikrardan kopuşu anlamına gelmektedir. Bunun için de Dersim coğrafyasıyla, jiyar ve diyarlarıyla, Xızır aklıyla direnişçi Hak Yol Kızılbaş Alevilerin önemli merkezlerinden biridir. Kadimliğiyle böyle yaşamıyla, ırmaklarıyla, dağlarıyla, surlarıyla, direngenliğiyle yola serdarlığıyla bu hakikatın özü böyle şekillenmiştir. Bu mana ile yola çıktığımızda; Diyanet’in neden Kadim Dersim’i seçtiğini daha iyi anlamakta yarar vardır. Bu geliş öyle yabana atılacak, basite alınacak bir konu değildir. Birçok Alevi süreklerin buna karşı tam seslerini yükseltmemeleri ayrı bir konudur. Bu konuda özünü dara çekmeye çağırma hakkımız olduğuna inanıyoruz. Bizden önceleri olan pirlerimiz, mürşitlerimiz, ru spilerimiz, por sipîlerimiz, ocakzadelerimiz, yol talipleri bu diyar ve jiyarlarına ikrar vererek hak yoluna kemalete sahip çıktılar. Biz Alevi toplumu olarak bu tarihe borçluyuz. Bugün bu yol ve itiqat devam ediyorsa geçmişin ikrarına olan bağlılığımızdandır.

    AMAÇ ALEVİLİĞİ DEVLETE BAĞLAMAK

    Rêya heq Alevi süreklerine karşı ciddi bir kafa karışıklığı ve zemin kayması yaşatılıyor. Bu kafa karışıklığının asıl manası ise geçmişten kopuşla alakalıdır. Bugün dünle, dün bugünle yaşatılıyor. Bizler bugünle dünün toplamı olarak varlığımızı, kimliğimizi, inancımızı ve yolumuzu sürdürüyoruz. Bundan dolayı yaşayan her insan canlı tarihtir. Bugünün aklının sahipleri ise Baha Sait çizgisi farklı araçlar ve yöntemlerle kimlik erozyonu yaratmakla güncelleştirip dayatılmaktadır. Bu aklın ürünü olarak Diyanet; Alevi inancını dinselleştirirek, ‘İslam Aleviliği’ adı altında devlete bağlamayı amaçlamaktadır. Eskiden ‘din dışıdır, kafirdir, mülhittir’ denilerek katlimize ferman çıkarılırken, günümüzde ise ‘dinselleşeceksin, Türk İslam inancının alt kültür paydasında olacaksın’ denilmektedir. Aslında Dersim’e ve Dersim şahsında Reya Heqi-Hak Yol Aleviliğine dayatılan ‘dinselleşeceksin, Türklüğü, tekçiliği, inkarcılığı’ kabul ettirme baskısı yumuşatılmış haliyle dayatılmak isteniyor.

    “AYAK DAHİ ATMAMALI”

    Bir kez Diyanet’in o coğrafyaya değil gitmesi ayak dahi atmaması gerekir. Dayatılan Baha Sait çizgisinin arka planında ‘Baha Sait zihniyetinin güncel manadaki karşılığını Sünni selefi’ olarak da okumak mümkündür. Dini en fazla istismar edenlerin başında AKP’nin devletleşen aklı, onun kurmayları gelmektedir. Bu istismarlığı yaparak, Alevilere karşı milliyetçiliği, Sünniliği, inkarcılığı, asimilasyonu dayatıp, yaratılan tekçi faşizan yönelimler perdelenmek istenmektedir. Diyanet’in Dersim’e gitmesi, Sarı Saltuk Çalıştayı’nın yapılmasını da bu politikanın bir tezahürü olarak düşünmek gerekiyor.

    KÖKE VE HAFIZAYA SALDIRI 

    Dersim bu inancın son halkasıdır. Binlerce yıldır, devlete bulaşmadan, ocak örgütlemesi ile ‘el ele el Hakka’ diyerek, demokratik özerk yaşamıştır. Dersim’in inancı etnik kimliğinden ayrı değildir. 1938 yılına kadar Dersim’deki inancın dili kendi anadili idi. Dersim hem etnik köken olarak hem de inanç bakımından cumhuriyetin ‘çağdaş, uygarlıkçı!’ ulus-devlet anlayışına uymuyordu. Cumhuriyet modernitesi din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde oldu. Din ile kara sevdalı bir ilişkisi vardı. Bu ilişki tarzı farklı yöntemlerle devam ediyor. Senaryo aynı senaryo sadece dönemsel aktörler, araçlar değişime uğruyor, yönetmen aynı yönetmendir. Araçlar değişmiş olsa da, yönetmen aynıdır. Sadece senaryonun maskesi farklı biçimler alarak, farklı araçlarla devam ettiriliyor. Bunun için de ‘Ne Türk ulus devleti Dersim’den vazgeçiyor ne de Dersim Reaya Heqi Alevileri kendi inancından, kimliğinden, varlığından, Xızır aklı ve hakikatinden vazgeçecekler. Bu kavga tarihseldir. Dersim günümüzde ciddi düzeyde hırpalanmış, zayıflamış, dağılmış olmakla birlikte kadimsel köksel hafızası canlıdır. Bu hafızadan ne vazgeçilir ne de unutulur. Asıl saldırı bu köke ve hafızaya dönüktür. Köklerinden özünden koparmaktır.

    TÜRK İSLAM ALEVİ PROJESİ HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR

    Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilerin rızasını almayan, rızasız lokma yiyen bir kurumdur. Nursuzdur, arsızdır, yüzü karadır. Ulus devlet anlayışının inancını temsil ediyor. Tekçi zihniyetin dışında kalan tüm ötekilere karşı, ideolojik bir hat oluşturmaktadır. Devletin en büyük ideolojik aygıtlarından biridir. Ayet ve hadisleri birer kurşun şeklinde ötekilere atmaktadır. Emevi İslam anlayışının, karşıt İslam anlayışının üretilmesinde en büyük görevi görmektedir. Yöresel özellikler, farklı inançlar, mezhepler, tarikatlar, klanlar, aşiretler, iktidara bulaşmamış ahlaki politik topluluklar devletin benimsemediği varlıklardır. Diyanet de ulus devlet anlayışının emrindedir. Bu kurumun temsil ettiği din anlayışı iktidarın ve devletin dinidir. Hakikatin, adaletin, mazlumun, dini ve inancı değildir. Olduğunu da düşünmek saf dillilik olacaktır. Farklılıkları yok sayan, inançları görmezlikten gelen, aşağılayan, nefret dilini her gün canlı tutan bir Diyanet’in, ‘Dersim’e tabiki imam projesi’ ile gelmekten başka bir hesabı olabilir mi? Zaten düşkün ve müşkülleri de olunca, doğallığında, ‘Dersim’e pir değil, imam’ gelmelidir. Bu yolun ‘cehennem taşlarını’ örenler de önlerinde biata dizilerek buyur etmişlerdir. Biat edenler bundan sonra ‘Bugün bize pir geldi’ beyitini ‘bugün bize imam geldi’ şeklinde söylerler herhalde. Osmanlıyla başlayıp devam eden bu ‘Türk İslam sentezi projesi’ Cumhuriyetle devam eden, ‘İttihat Terakkici’, zihniyetin bir devamı olarak sürdürülen, Sünni Emevi dinci, milliyetçi, ırkçı, iktidar temsilcileriyle devam edecektir. Bu kez de, ‘Türk İslam Alevi’ aklı ve projesi, Dersim’den hayata geçirmek istenmektedir.

    Yeni kurulan Cumhuriyet modernitesi, Osmanlı devleti ile katı bir kopuş yaşamamıştır. Osmanlı’daki kutsal kimi imgeler yeni cumhuriyette farklı isimlerle modernize edilmiştir. ‘Sultan’ imgesinin yerini ‘ulus-devlet’, padişah yerine ‘tek adam’, şeyhülislam yerine ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’ almıştır. Yeni ulus devlet arzuladığı desteği bulmak için din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde olmuştur. 3 Mart 1924’te hilafet kaldırılmış, üzerinden yirmi dört saat geçmeden, 4 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur.

    İYİ ALEVİLER VE KÖTÜ ALEVİLER

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim’de Tunceli cemevini ziyaret ederken ‘Peygamberimiz bir, kitabımız bir, devletimiz bir, Allahımız bir’ demesi sıradan bir söylem değildir. Bu söylemle Rêya Heq Alevi kültürünü bir ‘alt kültür’, bir folklorik öge olarak kabul ederek teolojik anlamda söz sahibi olmasını engellemek istemektedir. Dernek yöneticileriyle yaptıkları konuşmada dernek başkanının ‘Marjinal’ gruplardan bahsetmesi kendince Alevileri ‘iyi Aleviler ve kötü Aleviler’ diye ayırarak Sıffin Savaşında olduğu gibi hakem görevi görmesi son derece benzerdir!.

    YA İMAM YA DA KUR’ANLI, ABDESTLİ İMAM-DEDE

    Aslında Rêya Heq-Hak Yol Alevilerinin, ‘Peygamberi olmayan, kitabı olmayan, Kur’anı olmayan, devleti tanımayan, dinsiz, inançsız’ bir varlık olduğunu söyleyerek, inkarcılığı ve kültürel soykırımı daha farklı metot ve yöntemlerle devam ettirmeye çalışıldığını ortaya koyuyor. Bunun için de ‘dinden, Kur’andan koptukları için, yeniden ‘ıslah etmek’ için de ‘devletin imamı ya da cemevinin, Kur’anlı dede imamı’ olmaları şarttır demektedir. Aslında Alevilere de kabul ettikleri tuzakta buradan gelmektedir. ‘Ya imam ya da Kur’anlı, abdestli, dede-imam’ tercihine zorlamaktadır. Ya da Alevilerin bu talebi sürekli gündemde tutmalarını sağlamaktır. Aslında oynanan oyun ve tuzaklardan birisi de budur. Sürekli Alevileri ‘dede, imam, Kur’an’ tuzağına çekmek üst aklın bir oyunudur. Hak yol Aleviliği karşıtların üzerinde ortaya çıkmış bir inanç değildir. Kadimden bu yana ortaya çıkan tüm ahlaki ve politik inanç ve dinlere saygı temelinde yaklaşmış, hiçbir dayatmayı da kabul etmemiştir. Birçok inancı etkilemiş ve etkilenmiştir. Rêya Heqi-Hak yol Aleviliği eşitlikçi, paylaşımcı, insanı hak bilen bir yaşam felsefesine ve inancına sahiptir. Tarihsel ve toplumsal değerlerin yaşam bulmasında da ciddi manada da demokratik uygarlığın inşasında öncülük yapmış bir tarihsel hafızada rol oynamış kadim bir inançtır. Diyanetin Dersim’e gelişinin zihniyetin ideolojik arka planı ise bu beş bin yıllık sınıflı ve devletçi uygarlık ile demokratik komünal, toplumcu, özerk, devlet dışı hak yol arasındaki zihniyetin çatışmanın farklı araçlarla sürdürülmesidir. Sorun rıza toplumundan yana olanlar ile ondan cüda olanların mücadelesidir.

    “KARŞIT ALEVİLİK ÖĞRETİLİYOR”

    Bu zihniyetin, resmi devlet politikasının bilinç altında ise Rêya Heq Alevilerin kendilerine ait bir ‘teolojisinin olmadığı, kendine has ritüelleri, kutsal mekanlarının bir anlam ifade etmediği, dolayısıyla İslamiyet’in bir alt kültürü sadece folklorik bir öge olduğunu ima etmeye çalışmıştır.’ Yani Rêya Heq Alevi inancını kabul etmiyoruz, ama ‘bizim denetimimizde bizim kavramlarla buluşacak, çerçevesini bizim belirleyeceğimiz bir Aleviliğe evet’ diyoruz. Ahlaki ve politik yönü yok edilmiş, direnişçi Alevi kültürü yok edilmiş bir Alevilik. Bu anlayış ile ‘minaresiz cami’ haline getirilmiş ‘cemevlerinde Türk İslam Aleviliği veya Alevi İslam öğretisi’, karşıt Alevilik öğretilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Emevi İslam anlayışını savunan, İslam’ın demokratik değerlerini tarumar eden, milyonlarca farklı inanç mensubunun rızasını almayan bir kurumdur.

    “CEMEVİ BAŞKANI YOLUMUZU NURSUZA DÜŞÜRDÜ”

    Tunceli Cemevi yetkilileri o ziyarette bulunan ocak mensupları pirlerinden, taliplerinden, orada yaşayan ikrarlı canlardan, edep erkan ile yol süren yol evlatlarından, ocaklardan rızalık almadan görüşmeler yapmıştır, iş tutmuştur. Cemevi başkanı yolumuzu nursuza düşürmüştür. Yol ulularımız, ‘yolumuzu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza uğratma’ diye Hak meydanında Hak kelamını dile getirmişlerdir. Rızamızı almayan bir kurumda, kurumun aklı ile yaşayan imamdan medet ummak Xızırı, Şêr î Yezdan’ı bilmemektir, taliplerin lokmasına hürmet etmemektir. Aleviler kimden medet diler! Medet ya Xızır ya şer î Yezdan’ derler, ya Heq derler. Emevi İslam anlayışından, nahaktan ilahiyat okumuş talipsiz pirlerden, devletin imamından, onların öğreteceği Kuran’dan medet ummak Ocaktan, talipten vazgeçmektir. Unutulmamalıdır ki, Sıffin Savaşında ‘şer î Yezdan mızrak uçlarına takılmış Kur’an sayfaları için’ onlar kağıt parçalarıdır, Kur’an-ı Natık benim’ demiştir.

    “DERSİM’DEKİ KIZILBAŞLIK KÜRT’LÜKLE ÖZDEŞTİR”

    Bu anlayışın temsilcilerinin neden Dersim’e gittiklerini, neden Dersim’de bu kadar ısrarcı olmalarının bir hesabı vardır. Devlet hesapsız-kitapsız adım atmaz demişler. Bir hesabı var, iki ‘evdeki hesap ne kadar uyar çarşıya’ onu da görüp yaşayacağız. Akabinde kamuoyunda takip ettiğimiz kadarıyla da Sarı Saltık ile ilgili bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayda Sarı Saltık kızıl elmacı bir akılla anlatıldı. Neden Sarı Saltık, başka bir ocak değil. Dersim’deki Kızılbaşlık veya Rêya Heq Alevi inancı Kürtlükle özdeştir. Dersim raporlarında bu nettir. Bütün ocakların tarihsel arka planı bilinir. Etnik olarak bir Rêya Heq Alevi ocağı üzerinde Orta Asya ve Balkan tezi oluşturulamazdı. Bilinçli bir seçimdir. Orta Asya veya Balkan menşeli bir Türk İslam Aleviliği inşa çalışması vardır. Şüphesiz ki Sarı Saltık ocağında kemaletli, edep erkan bilen, yola bağlı canlar vardır. Yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşıyorlar. Diğer ocak mensupları ile musahip olmuşlardır. Yola ikrar vermiş Sarı Saltık evlatları ile el ele vererek bu akıl boşa çıkarılmalıdır.

    DEVŞİRME ALEVİLİK

    Sarı Saltık hakikati üzerinden, ‘Dersim’e yeniden devşirme bir Aleviliği nasıl yaratırız?’ Hesabı vardır. Hem kimliğinden hem de inancından ciddi devşirme yöntemiyle, ‘nasıl ki Hacı Bektaş Veli üzerinde Yeniçeri ocağını’ kurmak istedilerse aynısını Dersimden Sarı Saltuk üzerinden, Devşirme ocaklarla ‘başarabilir miyim’ diyerek, böylesi bir çalıştay çalışmasını yapmıştır. ‘Ya tutarsa’ hesabı uzun bir çalışmanın ürünüdür. Başta Tunceli Üniversitesi bu çalışmanın hem düşünsel hem zihinsel hem de politik mimarıdır. Bir çok akademisyen, yazar, aydın, bilim insanı, dede bu iş için hem ekonomik hem de manevi düzeyde destek vermiş ve bizzat bu işin devşirmeciliğine soyunmuşlardır.

    “EN KUTSAL ŞECERE TALİPLİKTİR”

    Özellikle dikkatten kaçmayan, çalıştaya katılanların metrelerce uzunluktaki şecere göstermeleri boşuna değildir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında, özellikle Rêya Heq Alevi coğrafyasında şecereler görünür olmaya başladı. Şecereler üzerinde bir inanç tarihsel köklerinden, toprağından, aidiyetinden, dilinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Zamanında devlet erkanı tarafından verilen şecerelerle Horasan ve Orta Asya üzerinden bir Türklük yaratılmaya çalışılıyordu. Hiçbir talip pirinden şecere sormamıştır. Şecerelerden hareketle Alevilik yapmak, inancımızı tekçi zihniyete bağlamaktır, tarihi çarpıtmaktır. Oysaki Xızır inancımızda en kutsal şecere talipliktir. Yol pir ve taliplikle var olmuştur. Bunun dışındaki bir girişim, müdahale saptırmaktan başka bir şey değildir. Buna yeltenenler varsa da müşküldürler.

    “DEVLET YENİ BİR YAPILANMAYA GİDİYOR”

    Ayrıca, Alevi hakikati biatçı, kulluğu esas alan; Hacı Bektaş Veli kemaletinden uzak, nahak anlayışa yakın olan Balım Sultan tarzına kurban edilmek istenmektedir. Aslında devlet yeni bir yapılanmaya gidiyor. Tıpkı Osmanlı’nın devletleşme dönemindeki gibi. Muhalif, rıza toplumu özelliklerini taşıyan bütün inançları, hakikatinden uzaklaştırarak kendi bekası için özgürlükçü bir Alevi anlayışı devamlı nahak için sorun olmuştur. Bunun yerine Balım Sultan Bektaşiliği üzerinden Hacıbektaş’ın yol evlatları, inancı, özgürlük arayışı torpillenerek devlet kontrolüne alınmaya çalışılıyor. Böylelikle ahlaki politik özünden uzaklaştırılıyor aynı zamanda Türkleştirilmeye çalışılıyor. Balım Sultan Bektaşiliği üzerinde Türk İslam Aleviliği, Türk İslam Bektaşiliği inşa edilme çalışmaları vardır. Ahmedi Yesevi ismi, aklı karşılık bulamayınca, Sarı Saltuk üzerinden bir inşa çalışması vardır. Her ocaktan insanlar devşirilerek devşirme ordusu oluşturulup, yol evlatlarının birbirine kırdırılma çalışması yeni bir yöntemle devam ediliyor. Eskiden, Türk’ü Kürde, Kürt’ü Aleviye kırdırma politikası ile yapardı. Şimdi de ocağı ocakzadeliğe, Aleviyi Aleviye kırdırtma kurnazlığı ve politikasını devreye koyma hesapları yapılmaktadır. Bir hatırlatmada bulunmakta fayda vardır. Sarı Saltuk yol taliplerine ‘Sarı Saltuk evlatları bilmezler mi, Sarı Saltuk Ocağı pirlerinden Seyit Seyfi başı ezilerek öldürülmüştür’. Şimdi de gelip Sarı Saltuk adına, şecereler dizmektedirler. ‘Ayıptır günahtır, zulümdür’ tek kelimeyle.

    ALEVİ İNANCI ÇARMIHA GERİLMİŞ DURUMDA

    Devletçi nahak anlayış fiziki soykırımla bir toplumu yok edemeyince onun devamı niteliğinde olan kültürel soykırımla yok etmeye çalışıyor. Gelinen aşamada Rêya Heq Alevi inancı sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel kısacası bir bütün olarak çarmıha gerilmiş durumdadır. Biliyoruz ki Hacı Bektaş, Baba İlyas, Baba İshak Ebu’l Vefa’ Kürdî’ nın halifeleridir. Hacı Bektaş Veli, Baba İshak isyanına katılmış, kardeşi orada şehit olmuş, takibata uğramış ve saklanmak zorunda kalınca Dersim’e gelmiştir. Daha sonraları 2. Beyazıt döneminde Balım Sultan tarafından Ocak Osmanlı’nın hizmetine sunulmuştur. Biatçı kişiler dergahın başına atanarak dergah ele geçirilmiş, devlet bekası için paralı asker haline getirilmiştir. O günden bugüne ocak mensupları tarafından özgürlükçü hattı savunanlar devamlı olmuştur. Ayrıca bu politikalar erkek egemen aklın politikalarıdır. Bu tip etkinliklere her nedense ocakları temsilen bıyıklı, kravatlı, Alevilik temsil ediliyor. Mürşidi Kamilullah olan kadın bu çalışmalarda kolay kolay yer almaz. Xızır ve Ana kadın aklından uzaklaştırılmak istenen bir hatla karşı karşıyayız. Aleviliğin o doğal otantik orijinal ana kadın kadimliğinin özünü erk ve devlet zihniyetli hale getirilmek istendiği de çok açıktır. İslam devletin dini haline getirilmiş, günümüzde de devletin Aleviliği yaratılmak isteniyor. Aleviliğin devletçi zihniyetten uzak yaşaması, devlete sürekli mesafeli durması, hep kendi özgün varlığı ile inancını yaşaması, devleti her zaman kaygılandırdığı için de devlet Aleviliği potansiyel tehlike olarak görmüştür. Yapılan Sarı Saltuk çalıştayının asıl amacı da bu potansiyel tehlike olarak gördüğünü hem içeriden oto asimilasyon, dışarıdan da Balım Sultan, Baba Sait, Ahmet Yesevi gibi devşirme isimlerle, Şia ve Sünni çizgi ile deforme edilerek, devletçi, Türkçü, dinselleştirilmiş bir Alevilik yaratılmaktadır. Alevilik içimizdeki yol düşkünleri vasıtasıyla Balım Sultan Bektaşiliğine kurban edilmek isteniyor.

    “REYA HEQ ALEVİLERİ HAKİKATÇİ HATTIN İZİNDEDİRLER”

    Hakikatin deryasında doğru okumayı bilmek bilgelik ve ermişlik işidir, kemalet gerektirir. Ne deryayı damlaya, ne de damlayı deryaya kurban etmeyecek kadar bilge bir akla ve vicdana sahiptir yol inancı. Baba Tahir-i Üryan’ın dediği gibi ‘Deryayı bardağa sığdıramazsınız.’ Bu ermişlikten kopmanın sonuçları olmalı ki Alevilerin yaşadığı kafa karışıklığı bunun bir sonucudur. ‘Kurdun kuzu postunda görünmesi’ bu hakikati yalın bir şekilde de dile getirmektedir. Bugün tam da başta Reya Heq-Hak yol Aleviliğine ve genel tüm Alevi süreklerine yapılmak istenen budur. Yani ‘kuzu postunda kurdu’ görmekle görmemek arasındaki farkı görebilmektir. ‘Ben yakın gölden korkarım, uzak derya bana neyler’ sözü tarihsel yaşanmışlıkların özetidir. Yol normu Xızır cevheri ve aklıyla kendi yolunu her zaman bulup, yeni bir yol açmasını bilmiş bir inançtır. Biz buna Xızır aklı ve hikmetin gayreti diyoruz. Aleviler bu gayreti gösterip, kendi hakikatçi önderlerinin göstermiş olduğu yolun izinde varlıklarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Reya Heq Alevileri bu hakikatçi hattın izindedirler.  (HABER MERKEZİ)            

  • DAD Mamak Şubesi kuşatılmış Alevilik paneli yapacak

    DAD Mamak Şubesi kuşatılmış Alevilik paneli yapacak

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi, yarın Ana Fatma Cemevi’nde saat 15:00’te düzenleyeceği panelde Kuşatılmış Aleviliği tartışacak. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi, Aleviliğe ve Alevilere yönelik asimilasyon, baskı ve kuşatmayı teşhir etmeye devam ediyor. Yarın saat 15:00’te Ana Fatma Cemevi’nde yapılacak olan panelde pirler, ocak mensupları kuşatılmış Aleviliği tartışacaklar.

    Serpil Köksal’ın moderatörlüğünü yapacağı panele Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem, Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete ve DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş konuşmacı olarak katılacak.

    Panelin ardından Yoldaşça Türküler grubunun katılacağı bir müzik dinletisi gerçekleştirilecek. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Önce erk beyin ile mücadele edilmeli, Alevi Kadınlar Birliği Meclisi kurulmalı’-VİDEO

    ‘Önce erk beyin ile mücadele edilmeli, Alevi Kadınlar Birliği Meclisi kurulmalı’-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri kapsamında düzenlenen Alevi kadınların sorunları ve talepleri konulu panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak eğitimci Aysel Kılavuz ve Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Sekreteri Sevim Yalıncakoğlu katıldı. Panelde erk akılla mücadele edilmesi gerektiği vurgulandı. 

    Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde gerçekleştirilen Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri kapsamında Alevi kadınların sorunları ve talepleri konulu bir panel düzenlendi.

    Moderatörlüğünü Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Kadın Örgütlenme Sekreteri Meral Altun’un yaptığı panele konuşmacı olarak eğitimci Aysel Kılavuz ve Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Sekreteri Sevim Yalıncakoğlu katıldı.

    “EŞİT TEMSİLİYET OLMALI”

    İlk olarak söz alan Aysel Kılavuz, Alevilerin hala özgür olmadığına vurgu yaptı.

    Hacıbektaş Belediyesi’nin etkinlikleri sabote etmek için yaptığı faaliyetleri kastederek belediyelerin inançlara karışmaması gerektiğine dikkat çeken Kılavuz, Alevi inancının dilinin sevgi dili ve yolunun da sevgi yolu olduğunu, o sevgi dilinin ve yolunun yakalanamadığını belirtti.

    İktidarların özellikle bulanık suda yüzmeyi istediklerini söyleyen Kılavuz, Alevilerin de şimdi bu bulanık suya bulaştıklarını ifade etti. Kadınların derneklere yeteri kadar gelmediğini ve yönetimlerde yeteri kadar yer almadığını ifade eden Kılavuz, “İlk çırayı yakan annedir, ocağı tüttüren annedir. İlk öğretmen annedir. Kurumlarımızın buna dikkat etmesi gerekiyor. Eşit temsiliyet olması gerekiyor. Karanlıktan çıkmak için kadınlarımıza ve çocuklarımıza önem vermemiz gerekiyor. Eskiden zaviyelerde erkekler kadar kadınlar da görev alıyordu. Zaviye yöneten hacı bacılar vardı. Şimdi ise Ayseller, Meraller ve Sevimler çoğalmalı” şeklinde ifade etti.

    “NEDEN KADINLAR TALEP EDEN NOKTASINDA?”

    Arkasından söz alan Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Sekreteri Sevim Yalıncakoğlu, konuşmasına önce özeleştiri yaparak başladı. Yalıncakoğlu şunları belirtti:

    “Neden biz talep eden noktasındayız. 1200’lü yıllarda kadınlar talep eden değil var eden noktasındaydı. Bacıyan-ı Rum vardı. Alevi kadınlar sosyal yaşamda örgütleniyordu. Böyle kalsaydı kadının şuradaki yeri buradaki yeri gibi bir tartışma yapmamıza gerek kalmayacaktı. Peki neden aynısı kalmamış? Hakim inançla birlikte yaşamanın getirdiği baskılara neden boyun eğdik? 1200’lü yıllarda kendi sanayi bölgesini kuran Bacıyan-ı Rum’dan neden bunu konuşuyor hale geldik? Bunun özeleştirisini verelim. Erk yönetimin yanında erk akıllı kadınlar da var. Asıl mücadele etmemiz gereken bu erk beyin. Örneğin Fatma Bacı Ahi Evran’ın kızı olduğu için Fatma Bacı değil Bacıyan-ı Rum’u kurduğu için Fatma Bacı olmuş.

    “ULULARIMIZ DEYİNCE İLK ÖNCE ERKEKLER GELİYOR AKLIMIZA”

    Biz diyoruz ki evet bizim ulularımız, pirlerimiz, önderlerimiz dediğimizde herkesin aklına erkekler geliyor. Ama bizim ulularımızın içinde Fatma Ana da var, Zöhre Ana da var. Yol şehitlerimiz dediğimizde Bacıyan-ı Rum’un kadınlarının kılıçtan geçirilmesini anlatmayız. Pir Sutan’ı anlatırız. Tokat’ta bir Anşa Bacı var bilir misiniz? Anşa Bacı, Hubyar tekkesine devletin atadığı kişi için der ki “Hayır sen bu yolu doğru sürmüyorsun.”

    Orada bir halk tamamen Anşa Bacının kendine niyaz veriyor. Eşi Veli Baba cemler tutuyor ve Hubyar yolunun bir kısmı hala oradan yürüyor. Kadınları da hatırlasak bu da bir tarihsel hafıza neticede. Ciddi şekilde geriye dönelim. Geride bizim şu andan kat kat daha güçlü liderlerimiz var.”

    Alevi Kadınlar Birliği Meclisi’ni kurmanın en büyük hayali olduğunu kaydeden Yalıncakoğlu, ellerinde hazır bir tüzük olduğunu ve bunun bir kez daha denenmesi gerektiğini belirtti.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • DAD, Genel Merkez Kongresi’nde Eş Başkanlığa Selda Güneş ve Musa Kulu seçildi-VİDEO

    DAD, Genel Merkez Kongresi’nde Eş Başkanlığa Selda Güneş ve Musa Kulu seçildi-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Genel Merkez Kongresi’ni gerçekleştirdi. Pirlerin çerağları yakması ve meydan duasıyla başlayan kongreye DAD şube yöneticileri ve üyeleri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Seçimde demokratik, toplumcu, özgürlükçü anlayışa oy verileceği belirtilen kongrede, yeni eş genel başkanlar Selda Güneş ve Musa Kulu oldu.

    Demokratik Alevi Dernekleri, genel merkez kongresini Dersim’de gerçekleştirdi.

    Ağuçan Ocağı piri Hasan Genç ve Derviş Cemal Ocağı piri Hayri Şanlı’nın çerağ yakması ve meydan duaları ve dar duruşu ile başlayan kongrede birlik, barış ve demokrasi mesajları verildi.

    Kongreye dernek şube yönetici ve üyeleri, Alevi ocak pirleri, HDP, DBP, DTK ve Demokratik İslam Kongresi temsilcileri, sendika temsilcileri katıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Pir Hasan Kılavuz’un kongreye yönelik gönderdiği mesajlar okundu.

    Kongrenin açılış konuşmasını yapan Pir Zeynel Kete, Rızkımızı adalet ile paylaşan bir adaletten geliyoruz” diyerek şunları kaydetti:

    “Reya Haq coğrafyası, Ana Fatma’nın mekanı Nemrudi zihniyetler tarafından talan edilmek isteniyor. Biz buna rıza göstermeyeceğiz. Kadın inancımızda var oluş kapısıdır. Kadın mürşid-i kamilullahtır. Yol kadınla başlar. Reya Haq mensubu farklı coğrafyalarda farklı isimlerle adlandırılmış fakat yol bir sürek binbir deriz.Hakikat ve özgürlük ırmağına derya diyoruz.”

    Kete, daha sonra gelen canlara aşkı niyazlarını sunarak konuşmasını noktaladı.

    “REYA HAQ COĞRAFYASINDA ZULÜM KATMERLEŞEREK DEVAM EDİYOR”

    DAD Genel Merkez Eşbaşkanı Dursun Demirtaş ise şunları belirtti:

    “Zorlu ve zulümatlı bir dönemde olduğumuzu görüyor ve yaşıyoruz. Yezit ve nemrudi bir zihniyet dünyayı ve bölgemizi zifiri karanlığa gömmüş, insan-insanlık, can-canlılık ne varsa yok etme eşiğine getirilmiştir.

    Başta Ortadoğu olmak üzere birçok coğrafyada ve Reya Haq Alevi coğrafyasında zulüm katmerleşerek devam ediyor. İktidara bulaşmayan ahlaki ve politik yaşayan tüm aşirlerin, Halkların, İnançların, Mezheplerin, Komların, Mazlumların, Mağdurların, rıskını gayretle kazanıp hakça pay etmek isteyenlerin, Ana kadını ganimet sayan zihniyetle karşı karşıyayız. Yaşanan bir üçüncü dünya savaşıdır. Rıza Şehri Afrin’i yakıp yıkanların Filistine döktükleri gözyaşları riyakar ve samimiyetten uzaktır. Cümle mazlum halklara Reya Haq Serçeşmesinden dayanışma duygularımızı ve Aşkı Niyazlarımızı sunuyoruz.”

    Yapılan konuşmaların ve okunan raporların ardından Selda Güneş ve Musa Kulu Eş Genel Başkanlığa seçildi. Yeni seçilen yönetim kurulu üyeleri, birlik, beraberlik ve mücadele çağrısı yaparak görevlerini can yoldaşı, yol yoldaşı olarak yerine getireceklerini belirttiler.

    DERSİM/PİRHA

  • Pirler Alevi çalıştayında: Mürşit-pir-dede-talip ilişkisi sağlıklı yürütülmeli-VİDEO

    Pirler Alevi çalıştayında: Mürşit-pir-dede-talip ilişkisi sağlıklı yürütülmeli-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çağrısıyla Edremit’te biraraya gelen Alevilerin ‘Alevi çalıştay program taslağı’ toplantısı ikinci gününde devam ediyor. 12 taslak programdan biri olan Alevi inancı (Dar-Didar) ve (İkrar) masasında hazırlanan taslak raporda cemlerde kadın erkek eşitliğine özen gösterilmesi, mürşit-pir-dede-talip ilişkisinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesinin sağlanması gerektiği belirtildi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çağrısıyla Balıkesir Edremit’te biraraya gelen Alevilerin ‘Alevi çalıştay program taslağı‘ toplantısı ikinci gününde sürüyor.

    Alevi inancı (Dar-Didar) ve (İkrar) masası Alevi çalıştay taslak raporunu açıkladı. Nurettin AKSOY, Adı Güzel ERBAŞ, Sefa ÖZTÜRK, Ali ERDEM, Zeynel KETE, Ali YAMAN tarafından hazırlanan taslak rapor, Pir Zeynel Kete tarafından açıklandı.

    Alevi inancı (Dar-Didar) taslak raporunda, “Alevilik tek başına sadece dini ritüelleri olan bir inanç değil aynı zamanda toplumsal yaşam projesidir. Dar, Alevi inancında terim olarak Hallac-ı Mansur’un asıldığı ağaç direk anlamında kullanılır. Alevi inancında yola yalip olan ikarlık ve rızalık gösteren her canın kendisini halkın ve hakkın adaletine teslim ettiği ikrar, bend olduğu yerin adıdır” denildi.

    Raporda şunlar dile getirildi:

    “Alevi toplumunun her türlü hukuksal sorunları başta olmak üzere şikayet, sorgulama, yargılama, cezalandırma ikrar verme, müsahip tutma, cem erkanında hizmet verme dar olayının içindedir. Cemevlerinde dar, pirin huzurunda dara durması kendini dara alması dar anlamına gelir. Her darın bir amacı vardır.

    -Mansur Darı

    -Nesimi Darı

    -Fazlı Darı

    -Hüseyin ve Fatma Darı

    Mevcut Alevi kurumlarımız Dar-Didar hukukuna uyuyor mu? Kurumlarda yönetim ilişkisi, pirler, analar, dernek başkanları nasıl ilişki içinde olmalıdırlar?

    Alevi hukuk sistemi hangi metinler üzerinden inşa edilmelidir. Geleneksel olanın yeniden değerlendirilmesi, uygulanması için neler yapılmalıdır?

    Sanayi toplumunda bunu nasıl uygularız? Bu sorular üzerinde tartışmalıyız.

    “CEMEVLERİNDE İNANÇ KURULU OLMALI, KADINLAR KURULDA MUTLAKA OLMALI”

    Cemevlerinde bir inanç kurulu oluşturulmalıdır. Kadınlar bu kurulda mutlaka olmalıdır. Gelinen aşamada Alevilik kadınsız bırkılmaya çalışılıyor. Cemevlerinde kadın özgürlüğü esas olan bir kadın birimi meclisi komisyonu bir kadın bütçesi olmalıdır.

    Talibi olan, erkan yürüten, görgüden geçenlerden oluşan bir inanç kuruludur.

    Her canın sorunlarına eğilmeli, dara çekilmelidir. Bunların müdahale alanını aşarsa ocağına havale edilmelidir. Cemevi inanç kurulu, bölgeler inanç kurulu, ocağın inanç kurumu oluşturulabilir.

    “BAŞKAN VE YÖNETİM KURULLARI ERKANA VE İNANCA MÜDAHALE ETMEMELİDİR”

    Kentlerdeki mevcut kurumlarda iç hukuk nasıl uygulanır?

    Alevilikte ulu divan vardır. Somut düzeyde ulu divan cem meclisidir. Birey toplum ve doğaya karşı geçmiş yöntemlerle geleneksel hukuk formlarıyla sorunlar çözülemez duruma gelmiştir.

    Derneklerimizde talip gören, görgüden geçen, ocağını bilen dedeler, pirler tarafından erkan yürütülmelidir. Yönetim kurulunda bir canın inanç kuruluna, inanç kurulundan bir canın ise yönetim kuruluna kalmalıdır. Bunların oy hakkı olmamalıdır. Başkan ve yönetim kurulları erkana ve inanca müdahale etmemelidir.

    “YENİ BİR ALEVİLİK YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR” 

    Pir Eren Yıldırım da Alevi inancı (İkrar) taslak raporunu sundu. Pirler Celal FIRAT, Eren YILDIRIM, Cengiz GÜLEÇ, Kemal BÜLBÜL, Türabı SALTUK, Bektaş PİROĞLU, Mustafa ŞEN, Mehmet TIRYAKI, Ali DERELİ, Pire ER tarafından hazırlanan taslak raporda yeni bir Alevilik akımı yaratılmaya çalışıldığını, egemenler tarafından tarif edilmiş bir inanç dünyası ile devletin Alevisi yaklaşımının da var olduğu belirtilirken, “Aleviler son 70 yıllık süreçte göç ve kentleşmeyle birlikte büyük bir değişim, dönüşüm yaşadılar. Geleneksel kurumlarını sürdürmekte büyük sorunlarla karşılaştılar” denildi.

    Taslak raporda şunlara değinildi:

    “Biz, Aleviliğin tanımı üzerinden yürütülen tartışmalara katılmayı doğru bulmuyoruz. Çünkü; Aleviliğin yazılı ve sözlü kaynaklarında ve pratiklerinde, Yol ulularımızdan, aşığı sadıklardan, nefeslerden, gülbenglerden, hak için hakk’a yürüyen mürşitlerimizden yapılmış bir tanım vardır.
    Tam da bu nedenle, hem tartışmalarımızda hem de ibadetlerimizde Alevi yol dilini kullanmaya daha fazla özen göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Yaşadığımız en önemli sorunlardan birisi de, sürekli ve çok yönlü yürütülen asimilasyon girişimlerine ve baskılara maruz kalmamızdır. Fakat, bunlara rağmen, Aleviler, ikrarından dönmediler, dönmeyecekler.

    Bildiğimiz gibi, Alevilikte ikrar, yola girmenin, yola bağlı kalmanın ve insan-ı kamil olmanın ilk adımdır. Yol ikrar üstüne kuruludur. İkrar vermek, bizi birbirimize bağlayan, birliğimiz ve dirliğimizi sağlama alan bir ilkedir. Bu nedenle, yolumuzun temeli olan, ikrar vermeyi, kent ortamında sürdürmenin yollarını bulmayı en önemli önceliklerimizden birisi olarak görüyoruz.

    “CEMLERDE KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİNE ÖZEN GÖSTERİLMELİDİR”

    Günümüzde, uzun ve zorlu bir mücadele sonucunda, artık kentlerde de Alevi itikat-inancının temeli olan cemler yürütülmektedir. Alevilikte kadın ve erkek (ana-bacı) bir ve eşittir. Özellikle cemlerde bu eşitliğin tüm boyutlarıyla yaşanmasına özen gösterilmelidir. Öte yandan, cemlerde inancın temel değer ve uygulamalarıyla bağdaşmayan türden anlayış ve ifadelere yer verilmesi gizli bir asimilasyona da kapı açmaktadır. Diğer bir sorun ise, bazen cemlerimizde semahların folklorik bir gösteri gibi gerçekleştirilmesidir.
    Hem gizli asimilasyona kapı açacak uygulamalardan kaçınmalıyız hem de cemlerimizin seyirlik bir etkinlik düzeyine indirgenmesini önlemeliyiz.

    “MÜRŞİT-PİR-DEDE-TALİP İLİŞKİSİ SAĞLIKLI YÜRÜTÜLMELİ”

    Alevi inancının geleneksel örgütlenmesi ocaklardır. Bu temel kurumun işlevi mürşit-pir-dede-talip ilişkisinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Bu aynı zamanda yolun sürdürülmesinin de güvencesidir. Alevilikte bu anlayış yol bir sürek bin bir söyleyişi ile dile getirilmektedir. Kent koşullarında geleneksel ocak sisteminin korunması ve sürdürülmesinde çeşitli sorunların yaşandığı bilinmektedir. Bu sorunların, Alevilerin iç çeşitliliğini ve geleneklerini zedelemeden ele alınması ve yeni çözüm yollarının aranması gerekmektedir.

    “ZORUNLU KALDIKÇA BİTKİ VE HAYVANDA DA RIZALIK ALINIR”

    Kentleşmenin yol açtığı dönüşümlerden birisi de doğa ile ilişkimizin temelden değişmesidir. Bu nedenle, Alevilik inancının doğaya bakışının tekrar hatırlatılması gerekmektedir. Alevi inancı bütün varlıklara eşit ve dostça bakar. Her şeyin bir canı vardır. Doğadaki canlı cansız varlıklar arasında bir hiyerarşi gözetmez. Alevi öğretisindeki 4 Kapı 40 Makam’ın her kapısında simgesel olarak da derin anlamlar vardır. Bu anlamlardan birisi de kadim bilgelikteki kurucu 4 temel element karşılığına denk gelir. Evrenin kurucu elementleri olarak bilinen bu ilkelere Alevilik batini bir anlam yüklemektedir. Alevilikte doğa bizim yararlanacağımız bir imkan ve fırsatlar kümesi değil varoluşu kuşatan bir gerçekliktir. Bu anlayışın gereği olarak zorunlu kalmadıkça can incitilmez. Zorunlu kalındığında ise, bitki veya hayvandan rızalık alınır.

    Sonuç olarak; bir yandan geleneğimizi sürdürmemiz diğer yandan yeni çözüm yolları üretmemiz gerekmektedir. Tüm bunları Alevi edep ve erkanı çerçevesinde yapmamız ve Alevi yolunun dilinden ayrılmadan sürdürmeliyiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hacı Bektaş Veli Dergah’ında özel izinle ceme pirlerden tepki: Dergahlarımızı geri istiyoruz

    Hacı Bektaş Veli Dergah’ında özel izinle ceme pirlerden tepki: Dergahlarımızı geri istiyoruz

    PİRHA- Hacı Bektaş Dergâh’ında kaymakamlıktan alınan özel izinle muhabbet cemi yürütüldü. Cem erkânını yürüten Pir Hasan Kılavuz ve Pir Mehmet Tural, “Hünkâr’ın huzurunda olmak, cemal cemale cem yürütmek çok anlamlı ancak dergâhlarımıza özel izinle girebiliyoruz, bir an önce dergahlarımızı geri istiyoruz” dedi.

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun Hacı Bektaş Veli Dergâhı önünde yaptığı açıklama sonrası dergah içinde, alınan özel izinle Muhabbet Cemi yürütüldü. Pir Hasan Kılavuz ve Pir Mehmet Tural’ın yanı sıra Hüseyin Güzelgül ve birçok dede, onlarca Alevi can cem erkânında hazır bulundu.

    12 hizmetin yürütüldüğü cemde Talipoğlu kardeşlerin zakirliğinde Mersin Cemevi semahzenleri deyişler eşliğinde semah döndü.

    Cem erkanı sonunda, lokmalar gelenlere pay edildi.

    Diren KESER-Suay ABAK /Hacı Bektaş

  • “Asimilasyona direnmek için İnanç Kurulu’na ihtiyaç var”-VİDEO

    “Asimilasyona direnmek için İnanç Kurulu’na ihtiyaç var”-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından Ankara’da Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı genel merkezinde  İnanç Kurulu’nun 2’ncisi gerçekleştirildi.   

    HABERİN VİDEOSU

    Hacı Bektaşı Veli Kültür Vakfının düzenlediği 2. inanç kuruluna ilişkin Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş, Alevi Bektaşi Genel Sekreteri Müslüm Metin ve Seyit Ali Kureyşan Ocağından Hüseyin Yıldırım PİRHA’ya konuştu.

    “İNANCIMIZI YAŞAYABİLMEK İÇİN İNANÇ KURULUNA İHTİYAÇ VAR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu ve Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından 2’ncisi düzenlenen İnanç Kurulu’na ilişkin  Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş şunları ifade etti:

    “İkincisi gerçekleştirilen İnanç Kurulu Alevi Bektaşi Federasyonu ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı himayesinde düzenlendi. Toplantıyı düzenlemekteki amacımız bugüne kadar Alevi toplumu kendi koşullarında cemevleri inşa etti, dernekler, vakıflar kurdu ve mitingler, kurultaylar yaptı. Ve bugün epey bir yol aldık. Ama asimilasyona direnmek noktasında inancımızı yaşayabilmek için gerçekten İnanç Kurulu’na bir ihtiyaç var. Bu konuda özellikle dedelerimize pirlerimize, analarımıza ve bu yolda hizmet veren tüm canlarımıza teşekkür ediyoruz. Ankara’da bu kurultayı yapmaktaki amacımız özellikle Ankara’da yaşayan Alevilerin Alevilik inancına dair sorunlarını dinlemek ve inanç kurulu olarak çözüm getirmektir.”

    “İNANÇ KURULU ALEVİLERİ BİRARAYA GETİREN GÜZEL BİR PROJE”

    Alevi Bektaşi Federasyonu ve Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından ikincisi düzenlenen İnanç Kurulu’na ilişkin Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Müslüm Metin ise şunları ifade etti:

    “İnanç Kurulu biz Alevileri biraraya getiren güzel bir proje ve çalışmadır. Bizler her yerde söylediğimiz gibi burada da barış sözcüğünü hep önde tutacağız. Noksan aramayacak, tamamlayacağız. Bizler gelecek kuşaklara ileride kullanacakları çok güzel bir Alevilik dili bırakacağız. Çalışmalar başta Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri olmak üzere birleşenlerin katkısı ile daha iyi bir ivme yakalayacak ve başarılı olacaktır. Bu konuda benim inancım tam ve umutluyum.”

    “ALEVİLER HER BÖLGEDE FARKLILIK GÖSTERMEKTEDİR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu ve Hacı Bektaşi Veli vakfı tarafından ikincisi düzenlenen inanç kuruluna ilişkin Seyit Ali Kureyş ocağından Hüseyin Yıldırım ise şunları belirtti:

    “İkincisi yapılan bu İnanç Kurulu, dedelerin, pirlerin ve anaların bir araya geldiği bir kuru meclisti. Türkiye’de her bölgede yaşayan Alevilerimiz var. O nedenle kimi bölgelerdeki Aleviler dergâhlara, kimi bölgelerde ocaklara ve kimi bölgelerde babalara bağlıdır. Her bölgede farklı. Bu farklılıklar Alevilerin zenginliğini bizlere göstermektedir. Ancak bu dağınıklığı gidermek amacıyla Alevi Bektaşi Federasyonu ve Hünkar Hacı Bektaş-i Veli, Pir Sultan Abdal Alevi Kültür Derneği bir araya gelerek  İnanç Kurulu çatısı altında toplandı.  Ve burada yapılan İnanç Kurulu toplantısı sadece iç Anadolu’daki dedelerin, anaların katıldığı bir toplantıydı. Buradaki toplantıdaki öncelikli amacımız inanç tabi ki. Ama yapılan bu inanç çalışmalarını  kurumlarımız değil, yol önderlerimiz olan babalarımız, pirlerimiz ve ocak zadelerimiz yapacak.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Alevi pirlerinden Özakça ve Gülmen için ‘Omuz ver, ses ver’ çağrısı/VİDEO

    Alevi pirlerinden Özakça ve Gülmen için ‘Omuz ver, ses ver’ çağrısı/VİDEO

    PİRHA- OHAL koşullarında Kanun Hükmünde Kararname ile işlerinden çıkarılan Öğretmen Semih Özakça ve Akademisyen Nuriye Gülmen, “İşimizi geri istiyoruz” diyerek başlattıkları açlık grevi 65 gününde Alevi Pirler de hazırladıkları video ile destek çağrısında bulundu.

     

    Eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın başlattığı açlık grevlerinin 65. gününde Alevi pirleri de yayınladıkları video ile destek mesajı verdiler. Alevi pirlerinden, İmam Rıza Ocağı Piri Celal Fırat, Baba Mansur Ocağı Piri Eren Yıldırım, Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Sefa Öztürk, Baba Mansur Ocağı Piri Gökmen Savak, Derviş Cemal Ocağı Piri Hasan Hayri Şanlı ve Hüseyin Abdal Ocağı Piri Hüseyin Gazi Metin yayınladıkları videoyla destek çağrısında bulundu.

    Yaşamın kutsal olduğuna dikkat çeken pirler, işleri için mücadele eden eğitimcilere, herkesin ses vermesi, mücadeleye ortak olma çağrısında bulundu.

    Alevi Pirleri, “İnancımız gereği, bu ölüme sessiz kalmayız. Değerli hocalarımız ölmesin, sakat kalmasın. Yolumuzun ışığıdır onlar” ifadelerini kullandı

    Öte yandan yazılı bir mesaj yayınlayarak hükumete seslenen, Hüseyin Abdal Ocağı Piri Hüseyin Gazi Metin Dede, “Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni, Süryani, Ezidi, Sendika Örgütleri ve Demokratik kitle örgütleri, halkların kardeşliğini savunan, iki akademisyen iki aydır işi, aşı için açlık grevindeler. Neden bu canların ölümlerini bekliyorsunuz. Bizi yönetenler, neden sesimizi duymuyorsunuz, çare aramıyorsunuz? sorusunu sorarak tepki gösterdi. Destek verenlere teşekkür ederim, seyirci kalanları kınıyorum. Alevi kanaat önderi olarak iki canımızı destekliyorum” dedi.

    CHP vekilleri 1 günlük açlık grevi yaparak sanatçı ve aydınlar da hazırladıkları video ile hükumete çağrıda bulunarak destek vermişti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ise bugün Gülmen ve Özakça’ya destek olma amacıyla 1 günlük açlık grevi kararı aldı. PSAKD bu akşam saat:18.00’de  tüm şubeleriyle bir günlük açlık grevine girecek.

    NE OLMUŞTU?

    Akademisyen Nuriye Gülmen, FETÖ’ iddiasıyla açılan soruşturma gerekçesiyle Selçuk Üniversitesi’ndeki görevinden uzaklaştırılmış, 6 Ocak’ta yayınlanan 679 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle ihraç edilmişti. Semih Özakça da Mardin Mazıdağı Cumhuriyet İlkokulu’ndaki sınıf öğretmenliği görevinden 675 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle ihraç edilmişti. Gülmen ve Özakça, 10 Mart’ta Ankara’da açlık grevine başlamıştı. Gülmen ve Özakça eylem esnasında birçok kez gözaltına alındılar. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevi çocuklarına İslam’ın beş şartı öğretiliyor’ VİDEO

    ‘Alevi çocuklarına İslam’ın beş şartı öğretiliyor’ VİDEO

    PİRHA – Sadece sünni öğretinin yer aldığı zorunlu din derslerine sert tepki veren Alevi Yazar Abbas Tan, “Bizim çocuklarımıza Alevilik inancı değil, İslam’ın beş şartı öğretiliyor” dedi.

    AİHM, din dersi kitaplarında Alevi inancının gereği gibi yer almaması nedeniyle Türkiye’yi Alevi vatandaşlara ayrımcılıktan mahkûm etmesine, Alevilerin itiraz etmesine rağmen din dersi okullarda zorunlu okutulmaya devam ediliyor.

    Sadece sünni öğretilerin yer aldığı derste Alevi öğrenciler çeşitli sıkıntılar yaşarken, bir de yıllardır din öğretmeninin hakaretlerine maruz kaldılar.

    Alevi Yazar Abbas Tan zorunlu din derslerine tepkisini PİRHA’da dile getirdi.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ İLE ALEVİLİĞE YENİ BİR DON BİÇİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Aleviliği 1925’lerde çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına ilişkin yasa ile zaten yok saydığını belirten Tan, “Ancak Aleviler talipleri, pirleri ve mürşitleriyle birlikte verdikleri mücadeleyle kendi inançlarını yaşatmışlardır. Ama bundan rahatsızlık duyan anlayış bu defa zorunlu din dersleriyle Alevilere yeni bir don biçmeye çalışmaktadır. Buradan şu sonucu çıkarmaktayız. Geçmişten günümüze kadar yok edemedikleri Aleviliği yok etmeye çalışıyorlar.” diye konuştu.

    “DAYATMACI BİR MÜFRADATI ÖNÜMÜZE KOYMAKTALAR”

    “Milli Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte ortaya koyduğu müfredatı çirkin bulmaktayım” diyen Tan, “Ahlaki kurallara uymayan dayatmacı bir müfredatı önümüze koymaktalar. Bu şekilde bir yere varamazlar” dedi.

    “İNGİLTERE HÜKÜMETİ ALEVİLİK ÜZERİNE ÇALIŞMA YÜRÜTMEKTEDİR”

    Yazar Abbas Tan, “ABF’den iki arkadaş üç yıldır İngiltere hükümetiyle birlikte devlet okullarında Alevilik dersleriyle ilgili müfredat çalışması yürütmektedir. O müfredat çalışmasında Aleviler kendi inancını, kendi yaşam koşullarında nasıl hayata geçirebilirliğinin üzerinde durulmakta ve imkanı sağlanmaktadır” dedi.

    “ALEVİLİK DERSİNDE İSLAMIN BEŞ ŞARTI YER ALMAKTADIR”

    Bugünki zorunlu din derslerinde Alevilik konulu derse baktığımızda çok çirkin bir ifade yer aldığının altını çizen Tan, zorunlu din derslerine ilişkin şunları ifade etti:

    “Alevilik dersinde dört kapı anlayışı demişler ancak dört kapı anlayışının içerisinde şeriatta Alevilerin yapması gereken ve İslam’ın beş şartına yer verilmiştir. Şimdi bu anlayış şu an müfredatta var ve çocuklarımıza İslam’ın beş şartı öğretiliyor. Oysa Alevilik inancında İslam’in beş şartı diye bir şey yoktur. Alevilikte namaz kılmak, oruç tutmak, şehadet kelimesi getirmek, hacca gitmek gibi bir anlayış yoktur. Alevilikte cem var, dem var, bağlama, deyiş, duaz, ikrar, görgü ve musahiplik var. Ancak bunların hiçbiri okullarda Alevilik dersinde anlatılmıyor. Ama İslam’ın beş şartı anlatılıyor.”

    “ALEVİ ÇOCUKLARI PİRLERİNDEN ÖĞRENDİKLERİ İLE İNANCINI YAŞATACAKLAR”

    Biz Alevilerin çocuklarına, Devlet, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı ne kadar zorunlu dayatırlarsa dayatsınlar hiçbir önemi yok” diyen Yazar Abbas Tan, “Alevi çocukları dervişlerinden, pirlerinden ve mürşitlerinden öğrendikleriyle kendi inançlarını yaşamaya devam edecekler. Onların yaptıkları da kendilerine ders olarak kalacak diye düşünüyorum.” ifadesini kullandı. HABER MERKEZİ

    HABERİN VİDEOSU

  • Hızır Cemi’nde Vali’yi posta oturtanlardan açıklama-VİDEO

    Hızır Cemi’nde Vali’yi posta oturtanlardan açıklama-VİDEO

    PİRHA –1 Mart 2017 tarihli “Xızır Ceminde Vali, posta oturdu” başlıklı haberimize muhataplarından yaklaşık bir ay sonra cevap geldi. “Gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek insani düşüncelere ve ALEVİLİK ilkelerine ters düşer. İnsanları yok yere karalamak ve İNCİTMEK ALEVİLİK inancında yoktur” denilen açıklamayı olduğu gibi veriyoruz. PİRHA olarak cevabi yazımızla birlikte haberi olduğu gibi bir kez daha yayınlıyoruz.

    Ali BÜYÜKŞAHİN, Naci DEDEOĞLU, Garip BOZKURT, Mahmut DOLAŞ Dedeler ve Alevi Kültür Dernekleri Adıyaman şub. Baş. Rıza TANRIVERDİ imzasıyla yayınlanan açıklamada Pir Haber Ajansı’nın, “Xızır Ceminde Vali, posta oturdu” başlığıyla yalan, yanlış haber yaptığını iddia etmektedirler.

    Yine “Gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek insani düşüncelere ve ALEVİLİK ilkelerine ters düşer. İnsanları yok yere karalamak ve İNCİTMEK ALEVİLİK inancında yoktur” denilerek hem karalama yaptığımız hem de Alevilik ilkelerine ters düştüğümüz belirtilmektedir.

    Pirlerimizden kendi hatalarını gören ve kendilerini dara çeken bir açıklama beklerken böyle talihsiz bir açıklama geldi. Bu talihsiz açıklamaya karşı zorunlu olarak savunma hakkımızı kullanmak durumunda kaldık.

    Biz biliyoruz ki bu inançta sorgulananmaz hiçbir  makam, mevki yoktur. Her talibin bir Piri her pirin bir piri piranı vardır. Yani talip piri, pir talibi yolu esas alarak dara çekebilir. Kal û Beladan bu güne bu inancın taşınmasında rol oynayan en temel ilkelerinden biri de bu eşitlik kavramıdır. Amaç yolu yürürken yola hizmettir. Yolun gerçek manada sürdürülmesidir. Yolun yozlaştırılmadan, sağa sola saptırılmadan, asimilasyona uğratılmadan, başka güçler tarafından kullanılmadan sürdürülmesidir. Bu nedenle açık davranılır ve “Gönül kalsın yol kalmasın” ilkesi esas alınır.

    Bu haberi yapmaktaki amacımız yola hizmet ettiğine inandığımız pirlerimizi rencide etmek değil, tam tersine yürüdüğümüz yola döşenmiş dikenleri birlikte ayıklamaktı.

    Bu esastan yola çıkarak birkaç noktaya değindikten sonra Pirlerimizin açıklamasını olduğu gibi vereceğiz. Ayrıca yaptığımız haberi, görüntüleriyle birlikte verip takdiri okuyuculara ve Alevi kamuoyuna bırakacağız.

    “PİRLERİMİZ İNANCIMIZIN ÖNCÜLERİDİR”

    * Herhangi bir siyasetçi veya devlet yetkilisi herhangi bir camiye, kiliseye veya sinagoga girip hadi bana inancınızın bazı kesitlerinden -örneğin hadi bana bir namaz kıl gibi- gösteri olarak sunun diyebilir mi? Yanlış anlaşılmasın kimse Cemevlerine gelmesin demiyoruz. Gelen misafirler olur bunların ağırlanması yönetim odalarında, konferans salonlarında vb olmalıdır. Cem salonunda Cem anında değil.

    * Orası bizim ibadet yerimiz. Pirlerimiz de bizim inancımızın öncüleridir. O posta oturan pirlerimiz basit bir rütüeli yerine getirmenin ötesinde kendilerinden önceki kuşaklardan aldıklarıyla yeni kuşakları eğitmek ve inancımızı geleceğe taşımak misyonuna sahiptir. Bunun da en temel yeri cemdir. İnancımızda protokollere yer yoktur. Cemlerimizde Pirlerimizin dışında otoriteler, yetkili makamlar konuşmaya başlamış ve hele hele bunu seçim öncesi seçim propagandasına çevirmiş ise orada bir sıkıntı var demektir. “Posta oturtmadık” deniliyor. Kaldı ki görüntüler onu söylemiyor. Hadi posta oturtmadığınızı kabul edelim. Ceme almadığınızı da iddia edebilir misiniz?

    Ancak elimizdeki görüntülere baktığımızda Garip Bozkurt dede ceme başlamak için ceme katılanlardan rızalık alıyor. Yine aynı dede semaha durulup, deyişler okunduktan sonra “Giden, Duran” duası okuyor. Yani ceme başlama ve bitirme duaları veriliyor. Bu cem değil de nedir?

    “BİR DEFAYA MAHSUS SEMAH DÖNÜLEBİLİR Mİ?”

    * “Konukların isteği üzerine deyişler eşliğinde bir defaya mahsus semah dönüldü. Yani orada CEM amaçlı hiç bir şey yapılmadı” deniyor. Bu cümle bile tek başına orada yaşananların inancımıza aykırı olduğunu gösteriyor. Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal “Bir defa delmekle anayasa delinmez” diyordu. “Ne demek bir defaya mahsus semah dönüldü?” İnancımızda derin bir anlama sahip olan semahlarımızı gösteri aracına dönüştürmek ne kadar doğru?

    * Bizim inancımızda semaha durmak cemlerimizin 12 hizmetinden biri olarak bilinir ve herhangi bir şekilde gösteri amaçlı kullanılamaz. Çarka durmak anı hariç semaha duranlar hiçbir şekilde posta oturan Pirlere sırtını dönmez. Önünden geçerken yüzünü döner ve niyaz eder. Çünkü o post Pirlerin pirini temsil eder. Görüntüler bize gösteriyor ki Niyaz edilen pirlerin yanında oturanlar vali, asker vb yetkililerden oluşmaktadır. “Posta oturtmadık” deniyor. Pir niyaz edilirken hemen yanındakiler de niyaz edilmiş olmuyor mu? Post deyince aklımıza ne geliyor?

    “PİRLERİMİZLE BİRLİKTE DARA DURMAYA HAZIRIZ”

    Son olarak: Pir haber ajansı olarak gücümüz oranında yola hizmet etmeye talip olmuşuz. Yaptığımız her şey doğrudur, hatasız bir habercilik yapıyoruz iddiasında değiliz. İnancımızda yaşanan bir tartışma veya sıkıntıdan dolayı canlar birbirinden razı değilse bunun yolu Pirlerinin huzurunda dara durmaktan geçiyor. İmzacı pirlerimiz “Gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek insani düşüncelere ve ALEVİLİK ilkelerine ters düşer” diyerek PİRHA’yı suçluyor. Biz de o ceme o insanların alınmasını doğru bulmadık, cem erkanına propaganda yapmalarını doğru bulmadık. O cemi yöneten pirlerimizin hata yaptığını düşünerek haberimizi yaptık ve haberimizin arkasındayız.

    Yakın tarihte İnanç Kurulu adı altında bir Pirler Meclisi Kuruldu. Bizler Pir Haber Ajansı’nın tüm çalışanları olarak Pirler Meclisi’nde dara durmaya hazırız. Yalan haber yaptığımızı iddia eden Adıyamanlı pirlerimiz de buna razıysa Pirler Meclisi’nde veya kendilerinin önereceği Pirlerin huzurunda birlikte dara durmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz. 29 Mart 2017

    Saygılarımızla /Pir Haber Ajansı

    ****

    Pir Ali BÜYÜKŞAHİN, Pir Naci DEDEOĞLU, Pir Garip BOZKURT, Pir Mahmut DOLAŞ ve Alevi Kültür Dernekleri Adıyaman şub. Baş. Rıza TANRIVERDİ’nin Pirha hakkında kamuoyu ile paylaştığı metnin tamamı aşağıdaki gibidir

    Kamuoyuna Duyurulur-

    21/02/2017 tarihinde Adıyaman Karapınar Cemev’inde Alevi Kültür dernekleri şubesinin düzenlediği Hızır etkinliğine, Vali, protokol, Sivil toplum kuruluşları, siyasi parti teşkilatları ve çok sayıda sivil halk ilgi göstererek yoğun bir kalabalık oluşturmuştu.

    İddia edildiği gibi konuk olarak gelen devlet erkanı, Dedeler postuna oturtulmadı. Çünkü post serilmedi. Cem amaçlı bir işlem yapılmadı. 12 Hizmet görülmedi, İkrar Cem’i veya Görgü Cem’i yapılmadı. Dolaysıyla Hızır lokması günü sadece bir etkinlik olarak düzenlenmiştir. İkram edilen Hızır lokmasından sonra konuşmalar yapıldı. Günün önemine ve Hz. Hızır’ın barışın, sevginin, hoşgörünün, birlik ve beraberliğin sembolü olduğuna ilişkin konuşmalar yapıldı. Daha sonra konukların isteği üzerine deyişler eşliğinde bir defaya mahsus semah dönüldü. Yani orada CEM amaçlı hiç bir şey yapılmadı.

    Ne var ki “Pirha – Pir Haber Ajansi” adlı haber sitesi ilgilileri konuyu başka yöne çekip, yanlış bir haber yaparak “Dedeler ile dernek başkanı Vali ve protokolü pir postuna oturttular” şeklinde yayınladıkları haberi gördük. Bundan Pirha – Pir Haber Ajansi adlı haber sitesi sahiplerini kınıyor ve üzüntülerimizi belirtiyoruz. Orada söz konusu edilen Dedeler ne yaptıklarının farkında ve bilincinde olan kişilerdir. Onları haksız yere eleştirmek yerine, Alevilerin sorunlarını dile getirmek ve çözüm yollarını aramak daha iyi olur diye düşünüyoruz. Gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek insani düşüncelere ve ALEVİLİK ilkelerine ters düşer. İnsanları yok yere karalamak ve İNCİTMEK ALEVİLİK inancında yoktur. ALEVİLİK’te sevgi, saygı, hoşgörü ve konukseverlik (Mihmandarlık) ilkeleri daima ön plandadır.

    Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur…….

    ****

    Sözkonusu haberimizi de hiçbir değişikliğe uğratmadan olduğu gibi burada görüntüleriyle birlikte bir kez daha yayınlayarak takdiri kamuoyuna, bizi takip eden okuyucu ve izleyicilere bırakıyoruz.

    XIZIR CEMİNDE VALİ, POSTA OTURDU

    PİRHA -Adıyaman Yeni Mahalle Cemevinde yapılan Hızır Ceminde bir skandal yaşandı. Cemde Adıyaman Valisi Abdullah Erin, Cemi yürüten Pir Ali Büyükşahin, Pir Garip Bozkurt ve zakirler ile birlikte Posta oturdu. Oysa Cemde posta pirler ve zakirler dışında kimse posta oturamaz. 

    Adıyaman Yeni Mahalle Cemevinde yapılan Hızır Ceminde Adıyaman Valisi Abdullah Erin’in posta oturması gözlerden kaçmadı.

    Adıyaman’da Yeni Mahalle Cemevinde Hızır cemi yapıldı. Yapılan Ceme Pir Ali Büyükşahin, Pir Garip Bozkurt, Pir Mahmut Dolaş, Adıyaman Valisi Abdullah Erin, Belediye Başkanı Hüsrev Kutlu, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcısı, Garnizon Komutanı, Emniyet Müdürü, CHP il ve ilçe yöneticileri, AKP il yöneticileri, Ülkü ocakları temsilcileri ve ilde bulunan birçok STK temsilcisi katıldı.

    Alevi Kültür Dernekleri Yeni Mahalle Cemevinde verilen lokmaya halkın yoğun ilgisi vardı. Cemevi salonunda verilen lokmaların ardından Hızır Ceminin yapılacağı salona geçildi.

    Burada açılış konuşmasını yapan AKD Adıyaman Şube Başkanı Rıza Tanrıverdi, Adıyaman’ın bütün kesimlerinden yurttaşların ceme katıldığından dolayı mutlu olduğunu ifade ederek ceme katılanlara teşekkür etti.

    Üryan Hızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin ise Hızır ayının hoşgörü ve darda olana yardımcı olmak olduğunu ifade ederek, Hızır orucu hakkında bilgi verdi. Pir Büyükşahin’in ardından cemevinde kurulan konuşma kürsüsüne çağrılan Adıyaman Valisi Abdullah Erin Cemevinde bulunan yurttaşlara hitap etti.

    Yapılan konuşmaların ardından Hızır Cemi yapılırken, cem sırasında Adıyaman Valisi Abdullah Erin’in, Cemi yürüten Pir Ali Büyükşahin, Pir Garip Bozkurt ve zakirler ile birlikte Posta oturması ise gözlerden kaçmadı.

    HABERİN VİDEOSU

  • TV10 çalışanlarının eylemi yarın 25. haftasında

    TV10 çalışanlarının eylemi yarın 25. haftasında

    PİRHA – OHAL’in ardından KHK ile 28 Eylül’de kapatılan Ekim ayı başında ise kapısı kilitlenen TV10’un çalışanlarının başlatmış olduğu eylem, 25’nci haftasında devam edecek. 

    İstanbul’da Galatasaray meydanında her cumartesi saat 14.00’te başlayan eyleme bu hafta destek vermeye Alevi Bektaşi İnanç Kurulu pirleri gelecek.

    Alevilerin sesi TV10 çalışanlarının her hafta Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde yaptığı eyleme, Alevi kurumları, sanatçıları, TV10 izleyicileri ve birçok sivil toplum örgütü destek veriyor.

  • ‘Alevi İnanç Kurulu hataların karşısında olmalı’

    ‘Alevi İnanç Kurulu hataların karşısında olmalı’

    PİRHA- Alevi Bektaşi İnanç Kurulu, bugün İstanbul’da Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde toplandı.  Türkiye’den ve Avrupa’dan pirler, dedeler, analar, zakirler  ve Alevi kurum başkanları ve yurttaşların katıldığı toplantı 2 oturumdan oluştu.

    Birinci oturumdan itibaren sabah saatlerinde platforma, pirler, dedeler, analar, baba erenler meclisi olarak, “Ela gözlü pirim geldi, duyan gelsin işte meydan. Dört kapıyı kırk makamı, bilen gelsin işte meydan” sözlerinin yer aldığı afiş asıldı.

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül ve Alevi kurum başkanlarının yaptığı 1. oturum sonrasında ara verildi.

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun ilk günün ikinci oturumunda ise divan kuruldu. Divan üyeleri arasında Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanları Hüseyin Güzelgül ve Nurettin Aksoy, Türkan Akbıyık, Şehriban Mutluer ve Ali Haydar Kurt yer aldı.

    Divan kurulmasının ardından katılımcılara söz verildi.

    İlk söz alan Zakir Gani Pekşen ‘Hakk aşıkları’ başka ifade ile aşık, sazandar, kamber, güvende olarak da adlandırılan zakirleri ve zakirlik geleneğinden bahsetti.

    GANİ PEKŞEN: SEMAHLAR, ZAKİRLİK VE BAĞLAMA TEK TİPLEŞTİRİLİYOR 

    Zakirlerin orkestranın gizli şefi olduğunu söyleyen Pekşen, zakirlerin kuşaklar arası iletişimin ve köprünün kurulup inancın taşınmasında en büyük etken ve görevlilerinden biri olduğuna değindi. Pekşen, “Aktarım yaratıcı ve icra olarak günümüze kadar sözlü olarak yaşatılmıştır. Alevi inancına ait teolojik sosyal hukuksal kültürel edebi bilgi ve birikimleri içeren bir ritüeldir. Cem zakirlik hizmeti varlığını farklı ortamlarda da sürdürerek kendine özgü bir yapı oluşturmuştur. Dedelik hizmetinden sonra en önemli hizmet zakirlik, cemin gerçekleştirilmesinde dededen sonra en önemli ve gereklidir.  Zakirlik diğer hizmetlerden bağımsız olarak icra edilen bir hizmet değildir” ifadelerini kullandı. Telli kuran olarak adlandırdığı bağlama üzerine de konuşan Pekşen zakir ile bağını şöyle anlattı:

    “Bu söylenilen kelamlar dil kalemleri ile gönüllere yazılıp anlamlarını hiçbir zaman kaybetmezler. Telli kuran eşliğinde ve geleneksel ezgisine uygun olarak icraya hizmet hakkı denir. Zakirlik hizmetinin her yönüyle dedelik hizmetine benzediği görülmektedir. Pirlik ve zakirlik geçmişte tek bir icracı tarafından gerçekleştirilmekteydi.”

    İnançta da çalma ve söyleme biçimlerinin farklılık arz ettiğini söyleyen Pekşen, Tokat’tan Arguvan’a çalma ve söyleme biçimlerinin birbirinden oldukça ayrıldığını videolarla anlattı.

    “SEMAHLAR TEK KALIBA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİSİ

    Pekşen, yörelerin kendine has semahlarının ise tek kalıba dönüştürülmeye başladığını eleştirerek, sazın perdelerinin deforme edildiğini söyledi. Pekşen, “12 ve 24 perdeli sazlar vardı. Yurttan sesler ile sazlar perdeler bağlanmaya başladı. 12 perdeliyle çalan dedenin seslendirdiği karakteristik yapısını belirleyen perde günümüzde yok. Bu kültürü deforme etmektir.

    50’li yıllardan sonra özellikle kentli yaşama tarzına geçiş ile sözlü geleneğin, Alevilik ve bunun uzantısı olan dedelik ile zakirliğin çok ciddi bir şekilde etkilendiğini söyleyen Pekşen sözlerine şöyle son verdi:

    “Günümüzde halen geleneksel erkana bağlı az sayıda olsa da, zakirliğin geleneksel icra ortamına yaratım ve aktarım hakkında doğrudan bilgi sahibi olmamız açısından önemli bir şanstır. Son bir şans olan bu yapının bilimsel olarak tespiti yapılıp, gelecek kuşaklara yazılı ve görsel olarak bırakmak da hepimizin görevidir.”

    HASAN KILAVUZ: PİR, YOL GÖSTEREN KILAVUZLUK YAPANDIR

    Pir Hasan Kılavuz ise Alevi inancında pir ve dededen bahsetti.

    Kılavuz, “Pirler hizmet alanlarında olmalıdır. Yol gösteren, kılavuzluk yapandır. Camiye götüren pir değildir. Pir talibini yaşamı yapmışsa, bütün sıkıntılarda talibinin yanında ve önündedir. Korkutulup susturulmasına rağmen yıllardır Alevi örgütlenmesi mücadelesini sürdürüyor. Pirlerin sakalları kesiliyor, cezaevlerine atılıyordu. O günlerden bugünlere geldik. Alevi pirleri, ocakzadeleri örgütlenmelerin içinde olacaksınız, elini taşın altında bırakacaksınız. Talibinizi imama müftüye muhtaç etmeyeceksiniz. Hizmet alanında talibe kılavuzluk yapacaksınız. Hizmet ile pir olursun. Pirlerimiz ulu sözü olan ittifaklar soğuyabilir ama hiçbir zaman dedeler nüfussuz olmaz” dedi.

    ŞENAY MALKOÇ: YOL KADINSIZ OLMAZ

    Almanya Alevi Birliği Federasyonu İnanç Kurulu’ndan olan Kureyşan Ocağı analarından Şenay Malkoç da Almanya’da Alevilere hizmet yürütüyor.

    Malkoç, “Bütün hizmetleri analar da yapıyor. Çünkü yolda can vardır. Yaşlılarımız sabahın ilk ışıklarında yönünü güneşe verirler, Ana Fatma’ya yakarırlar. Ana Fatma ile başlarız. Hiçbir gulbeng okultulmaz, ilk o vardır. Nur ve sırdır. Bu yol kadınsız olmaz. Kırklar meclisinin 17’si kadındır. Cem erkanını da kadınsız yapamazsınız. Semahı düşünemezsiniz. Cinsiyet aramayız yolumuzda. Cinsiyetimizi, mevkimizi bırakıp can olarak gireriz cemevlerimize” dedi.

    Malkoç, çocukların Aleviliği bilmemesinin yine anne babalardan kaynaklandığını sözlerine ekledi.

    KAZIM GENÇ: İNANÇ KURULU HATALARIN KARŞISINDA OLMALI

    Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kazım Genç de, “Anadolu’nun yasaklı inancı Alevilik, dedelerin pirlerin mürşitlerin yüreklerinde sözlü kültür olarak geldi. Bugüne getiren taşıyanlara selam olsun” sözleriyle konuşmasına başladı.

    Alevilere yönelik baskıların yıllardır sürdüğünü söyleyen Genç, “İnancımızı umudumuzu hiçbir zaman yitirmeyeceğiz. Nasıl gülbengimizi söylüyorsak, inancımızı yaşamaya devam edeceğiz. Ülkede asimilasyon var planlı olarak hem de. Biz zorunlu din derslerine karşı mücadeleyi yarı yolda bıraktık. 2004’de AİHM’e başvurduğumuz davalar çok az oldu. Bu mücadelede ayıbımızdır. Bugün her alanda mücadele yürütebiliyoruz ama bunları geliştirmek ve yaygınlaştırmak zorundayız. İnanç kurulumuzu oluşturuyoruz, ikrar veren dedelerimize inancım tam. Ancak hatalara karşı her zaman dik durmak zorundayız” sözleriyle eleştirilerini de dile getirdi.

    “VALİ POSTA OTURTULURSA MİNARE DE DİKERLER CEMEVLERİNE”

    Öte yandan Adıyaman’da Cemevinde vali ve jandarmanın posta oturması olayına da değinin Genç, şunları kaydetti:

    “Tunceli de cumhurbaşkanı posta oturdu, Erzincan’da aynı şekilde yaşandı. Kapıdan her içeri giren mihmanımızdır. Bize yakışan izzetimiz yapacağız. Ama hiçbirinin yeri post değildir. Bu anlamda emri vaki ile içeri girip dedeyi zor durumda bırakan ve cemevinden çıkardıktan sonra ibadetini yapmasını sorunun çözümü olarak görmüyorum ve bu konuda çok uyanık olmamız gerekiyor. Cemevinin bir tarafına abdest yeri yapıp, valileri posta oturtursak, minare dikince de ses çıkartamayız” ifadelerini kullandı.

    “YANLIŞ YAPTIYSAK ÖZÜR DİLEMESİNİ BİLİRİZ”

    Bunun üzerine Adıyaman’dan gelen bir kişi söz alarak itirazını şu sözlerle dile getirdi:

    “Hızır Ceminde 35 senedir bu yola hizmet ederiz. Abartılı ve yanlı haberden dolayı ne ihanetçiliğimiz ne de yezid zihniyetimiz kaldı. Biz o gün Hızır cemimizi 22 Şubat’a erteledik. Dernek yöneticilerimiz ile davet vardı. Devlet erkanı ‘Cem görmedik’ diyerek içeri girdiler kenarda oturttuk. Cem hazırlığı yaparken yaşlı bir dede gidip valiyi yanına oturttu. Evet orası bir makam. Bu iş olduktan sonra 12 hizmet yapmadık. Biz ev sahibiydik iki deyiş ile semahla dışarı gönderdik. Ardından Hızır Cemi yaptık. Biz yanlış yaptıysak özür dilemesini de biliriz. Yerden yere vurulması gerekmez.”

    KEMAL BÜLBÜL: OCAKSIZ ALEVİLİK OLMAZ

    Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanlarından Kemal Bülbül’de konuşmasında eleştirilerde bulunarak şunlara değindi:

    “Bu divanın sorumluluğu bilmesi lazım. Aleviliği kitaplardan öğrenemedik. Burada duvarlar örülüyor. Alevi İnanç Kurulu oluşturulmasıyla diyanet arasında fark yoktur. Alevi ocaklar kurabiliriz. Kimse ocağını bir kenara bırakmadı. Ocaksız Alevilik olmaz. Biz inancımızı erkanımızı öğrenirken dergahlar ve ocaklar vardı. Ozan değil mesela, aşıklık vardır. Önce dilimizi düzelteceğiz. Tarihimizi kendimiz yazacağız.

    “ANADİLDE İBADET YAPMA SORUNU VAR”

    İttihat terakkinin oluşturduğu zihniyet üzerinden konuşuyor, asimilasyon yapıyorlar. Alevilerin anadilde ibadet yapma sorunu vardır. Niye buna değinmiyoruz. Bölücülük mü oluyor? Anadolu Aleviliği ne demek? Bu misaki milli aklıdır. Kendinizi kutsamış olursunuz. Başkanlar çıkıyor hükümetlerle görüşeceğiz diyor. Görüşün ama şeffaf olsun. Bu dedikodulara açıklık getirin. Dışarıda burası için ‘Dedeler bilmiyor biz eğiteceğiz’ deniyor. Dedeyi, ocağı ve mürşidi eğitir. Biz devletin ve referandumun ne anlama geldiğini bilerek hükümetle görüşmeye devam edeceğiz. Ama hükümet tanımımız yezit- muaviye huyludur tanımında Alevilik yoktu. CHP ve HDP Alevilerin sorununa ilişkin politika geliştirmelidir. 2 Temmuz’a gitmek cemevine gitmek değil, sorunları çözecek politikalar üretmek gerekiyor.”

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu toplantısı yarında Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde devam edecek.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

     

     

  • Pirler Meclisi son toplantısını Balıkesir’de gerçekleştirdi

    Pirler Meclisi son toplantısını Balıkesir’de gerçekleştirdi

    PİRHA-Türkiye’nin birçok kentinde ‘yola revan oluyor’ şiarıyla yapılan pirler meclisinin 9. bölge toplantısı bugün Balıkesir Altınoluk’ta yapıldı. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu ve Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı şubeleri ile bu kurumların müsaip kurumları ve cemevlerinde hizmet yürüten pirler, dedeler, analar, baba erenler, dervişler, zakirler, aşıklar, sadıklar, muhiplerin katılımı ile yapılacak olan büyük meclis çalışmalarının 9. bölge toplantısı Balıkesir Altınoluk Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Cemevi’nde bugün toplandı.

    Türkiye’nin birçok kentinde bu kapsamda toplantıların ilki İstanbul Alibeyköy Cemevi’nde gerçekleşti. Diğerleri ise Antalya, İzmir, Mersin, Adıyaman, Amasya, Erzincan, Ankara  ve son olarak da bugün Altınoluk’ta yapıldı.

    Alevilik ile ilgili genel hatlar üzerinden açılış konuşması yapılan toplantıda taliplere soru sormaları için söz hakkı verildi. Genelde sorulan sorular örgütlenme üzerine oldu.

    Toplantıda şu konulara dikkat çekildi. Kadınların ve çocukların yola daha fazla katkı sunmaları, eğitim kurumları oluşturularak gençlerin eğitimi, derneklerde özellikle kadın kolları ve gençlik kollarının kurulması ve bunların aktif hale getirilmesi, derneklerdeki ekonomik sıkıntıların giderilmesi.

    Çanakkale, Bandırma, Balıkesir ve civarı, Körfez, Ayvalık, Dikili’ye kadar olan bölgedeki zakirler, dedeler, analar ve pirler katkı sundular.

    Toplantıya ilişkin PİRHA’ya konuşan Ağuçan Ocağı Piri Vedat Tekten, her vesile ile bir arada olmanın önemli olduğuna dikkat çekti. Şehre savrulduktan sonra yoldan uzaklaşıldığını vurgulayan Tekten, “Bu tür toplantılarda bir araya gelerek fikir birliğini, yol birliğini ve yol kardeşliğini pekiştirmek geleceğimiz için bir sigortadır. Böyle toplantılar bu yüzden önemli ve yapılmalı” dedi. Tekten, ayrıca derin fikir ayrılıklarının yaşanmadığını ve bilgi alışverişinin olduğu güzel bir toplantı olduğunu kaydetti.

    Bu toplantıların ardından Alevi Bektaşi Federasyonu inanç komisyonu öncülüğünde pirler, dedeler, analar, baba erenler, dervişler, zakirler, aşıklar, sadıklar, muhipler “yola revan oluyor” şiarıyla 3-4 Mart’da İstanbul’da bir araya gelerek toplantını sonuç bildirgesi kamuoyuyla paylaşılacak.

    Suay Abak/BALIKESİR