Etiket: platformu

  • Adıyaman’da deprem açıklaması: Affetmek yok, helalleşmek yok, unutmak yok-VİDEO

    Adıyaman’da deprem açıklaması: Affetmek yok, helalleşmek yok, unutmak yok-VİDEO

    PİRHAAdıyaman’da bir araya gelen Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri, son bir senedir depremde yaşanan hak ihlallerini açıkladı. İktidarın Adıyaman’a gitmediğini belirten platform üyeleri, “Affetmek yok, helalleşmek yok, unutmak yok” pankartı açtı. 

     

    Adıyaman’da deprem birinci yılını doldururken Emek ve Demokrasi Platformu, kentte bir basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Yönetimi, Adıyaman, Batman, Van, Urfa İnsan Hakları Dernekleri (İHD) Şubeleri, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) bağlı bölge il, ilçe ve şubeleri, Devrimci Halk Partisi il ve ilçe yönetimleri, Petrol İş Sendikası da dahil oldu.

    Basın açıklamasında konuşan kurum temsilcileri, depremden bu yana yaşanılan ihlaller hakkında bilgi verdi. Depremde yaşamını yitiren insanlar saygı duruşunda bulunulurken, sık sık ‘Ranta, sermayeye kurban edildik. Unutmadık, unutmayacağız, helalleşmeyeceğiz’ şeklinde sloganlar atıldı.

    Açıklamada hükümete seslenen SES üyeleri platformu, “Depremden sonra milli dayanışma paketini çıkardınız. Temmuz 2023’te 762 milyar lirasını depremle ilgili harcamalara ayırmak üzere 1 trilyon 120 milyarlık ek bütçe yaptınız; aradan geçen bir yıla rağmen, deprem bölgesinde hala tek çivinin çakılmadığını, molozların dahi kaldırılmadığını görüyoruz. Barınma, sağlıklı beslenme ve eğitim sorunları başta olmak üzere; en temel ihtiyaçların karşılamasındaki sorunlar devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “ADIYAMANA TEK BİR  ADIM ATILMAMIŞ”

    Daha önce Hatay’da yaptığı bir yerel seçim konuşmasında “Yerel yönetimler ile merkezi yönetimler uyumlu çalışmalıdır. Yoksa hizmet gelmez” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da  tepki gösteren TTB Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Peki Adıyaman’da merkezi yönetimler ile yerel yönetimler uyumlu çalışmıyor muydu? Aynı partinin insanları değil miydi? Adıyaman’a tek bir adım atılmamış, hala hasarlı binalar duruyor ve enkazların, molozların arasından geçerek yaşamını sürdürmek zorunda bırakılıyor” dedi.

    “DEVLET ENKAZ ALTINDA KALDI”

    Devletin üç gün boyunca deprem enkaz alanlarına gelmediğine dikkat çeken İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban ise, şunları kaydetti:

    “Enkaz altında kalan bir devletten bahsediyoruz. Bunu cumhurbaşkanı Adıyaman’a geldiğinde itiraf etti. Daha depremin ilk gününden itibaren ayrımcılık, güvenlikçi politikalar, olağanüstü hal ile depremde tepki gösterenlerin sesini bastıralım anlayışıyla bir OHAL ilan edildi.”

    Küçükbalaban ayrıca, AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’un bir televizyonda 130 bin insan öldüğü açıklamasına da tepki göstererek, “Daha geçen hafta Ankara’da depremzedeler bir açıklama yaptı. Binlerce kayıplarının olduğunu söyledi. Devletin derhal kayıplar bulmasını, kayıp varsa, yakınları varsa bunlarla ilgili bilgi vermesini talep ediyoruz.” dedi.

    “BAKANLIK BİR SİYASİ KURUM GİBİ ÇALIŞTI”

    SES Adıyaman Şube Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın da, “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın korumaya yönelik çalışma yapması gerekirken o dönemde yardım dağıtan bir yer haline geldi. Siyasi partinin çalışmalarını yürüten bir kurum durumuna geldi. Deprem döneminde en çok kadınlar mağdur oldu. Hala kayıplarına ulaşamayanlar var. Bakanlık herkese ulaşıldı dese de böyle bir bilgi yok” diye belirtti.

    PİRHA-ADIYAMAN

     

     

     

  • KESK’lilere müdahale-VİDEO

    KESK’lilere müdahale-VİDEO

    PİRHA –KESK Ankara Şubeler Platformunun Sakarya Meydanı ve Eğitim Sen 5 Nolu Üniversiteler Şubesi önünde yapmak istedikleri açıklama polis tarafından engellendi. Bunun üzerine Eğitim Sen 2 Nolu Şube binasında yaptıkları açıklamada, “İktidar ve onun atadığı komisyon tüm bu yaşananların hesabını vicdanen olmasa da hukuken er ya da geç verecektir” dedi.

    Haberin videosu;

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Ankara Şubeler Platformu, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilenlerin işlerine geri dönmesi için Sakarya Meydanı’nda yapmak istedikleri basın açıklamasına izin verilmedi.

    Saatler öncesinden çok sayıda çevik kuvvet ve sivil polisler tarafından ablukaya alınan Sakarya Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen kamu emekçileri, polis tarafından engellendi. Sakarya Meydanı metro çıkışında ablukaya alınan emekçiler, polisler tarafından zor kullanarak, alandan çıkarılmak istendi.

    “SAKARYA MEYDANI  VE ÇEVRESİ YÜZLERCE POLİS YATRAFINDAN ABLUKAYA ALINDI”

    Kamu emekçileri, “AKP’ye niye pandemi yok. Onlar her yerde miting yapıyor. Kamu emekçilerine gelince mi pandemi var” sözleriyle polise tepki gösterdi. Polisler tarafından itilerek, çıkarılmaya çalışılan kamu emekçileri, “Bize dokunamazsınız” diyerek, karşı çıktı. Yaşanan kısa gerginlik ardından emekçiler, polis ablukası altında Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim- Sen) 5 Nolu Şube binası önüne geçti.

    “POLİS GAZETECİLERİ ALANDAN UZAKLAŞTIRDI”

    Polis, ablukaya alınan bina önünde de pandemi gerekçesiyle açıklama yapılmasına izin verilmeyeceği belirtildi. Duruma burada da tepki gösteren emekçiler, “Kendi sendika binamız önünde de mi açıklama yapamayacağız. Kim yasakladı” dedi. Açıklama yapmakta ısrar eden emekçilerle polis arasında yaşanan gerginlik ardından polis gazetecileri alandan uzaklaştırdı. Yolun karşı tarafında biriken yurttaşlara da “beklemeyin” anonsu geçildi. Polisin bu tutumu bazı yurttaşlar tarafından “Tam bir polis” devleti sözleriyle tepki gösterdi.

    İHRAÇLARINIZA, AÇIĞA ALMALARINIZA, BASKILARINIZA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Polis emekçilerin Eğitim Sen 5 Nolu Şube binası önünde açıklama yapmasına izin vermemesi ardından emekçiler Eğitim Sen 2 Nolu şube binasına geçti. Şube binası önünde de çok sayıda polis beklemesi dikkati çekerken, polisler binaya giren ve binaların pencerelerinde olan yurttaşları da kamera kaydına aldı.

    Şube binasında yapılan açıklamada “İhraçlarınıza, Açığa almalarınıza, Baskılarınıza Teslim Olmayacağız. Biz Kazanacağız, Geri Döneceğiz” yazılı pankart açıldı.

    Açıklamada konuşan KESK Ankara Şubeler Platformu Yürütme Kurulu Üyesi İhsan Gülhan, 18 yıllık AKP iktidarında Meclis’in işlevsiz kaldığı, yargının adalet yerine adaletsizlik dağıttığı, yürütmenin tek adamda toplandığı bir rejim kriziyle karşı karşıya olunduğunu belirtti.

    “ÜZERİNDEN ‘4 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN  HALA 16 BİN DOSYA KARARA BAĞLANMADI”

    “Allah’ın lütfu” olarak görülen askeri kalkışmanın ardından iktidarın Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamalarını kalıcı hale getirdiğine vurgu yapan Gülhan, “OHAL döneminde Cumhuriyet tarihinin en büyük kamu görevlisi tasfiyesinin yapıldı. 12 Eylül Askeri Darbe döneminde 5 bin kişi ihraç edilirken, 20 Temmuz sonrasında 130 bin kişi kamudan ihraç edildi. 23 Ocak 2017 yılında kurulan OHAL İnceleme Komisyonu 4 yıl geçmesine rağmen hala 16 bin 50 dosyayı karara bağlamamıştır. Karara bağladığı dosyalarında yüzde 88,5’ini ret etmiştir. Karara bağlamadığı dosyaların 2 bin 441’i KESK’lilere aittir” dedi.

    KESK’lilerin bilinçli bir şekilde dosyalarının geciktirildiğini ifade eden Gülhan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Karara bağlanmayı bekleyen dosyaların çoğunluğunun barış akademisyenlerinden ve haklarında istihbarat raporları, mahkeme kararları, savcılık soruşturmaları vb. herhangi en ufak bir isnat bulunmayanlardan oluştuğu bilinmektedir. Bir kez daha çağrıda bulunuyoruz, süreç daha fazla uzatılmamalı, hukuksuzca ihraç edilenler derhal iade edilmelidir.”

    “ER YADA GEÇ  HESAP VERECEKELER”

    Gülhan, “Güvenlik soruşturmaları” adı altında yaşanan keyfilik, ayrımcılık ve haksızlıklara da son verilmesini talep etti. İktidar ortaklarının iktidarda kalma ve kendi iktidarlarını mutlaklaştırma amacıyla en temel insan hak ve özgürlükleri dahi yok saydığını kaydeden Gülhan, “Tıpkı 12 Eylül, 28 Şubat generalleri gibi kurdukları düzenin bin yıl süreceğini sanmaktalar. İktidar ve onun atadığı komisyon tüm bu yaşananların hesabını vicdanen olmasa da hukuken er ya da geç verecektir” ifadelerinde bulundu.

    Gülhan, sözlerini şöyle tamamladı: “Faşizan politikalarda daha fazla ısrar edilmemelidir. OHAL Komisyonu derhal lağvedilmeli. İhraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmeli. Hukuksuz ihraçlardan dolayı mağdur olan tüm kamu emekçilerinin maddi ve manevi hak kayıpları karşılanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara Kadın Platformu: İstanbul Sözleşmesini sahiplenmek için mücadeleye devam-VİDEO

    Ankara Kadın Platformu: İstanbul Sözleşmesini sahiplenmek için mücadeleye devam-VİDEO

    PİRHA-Ankara Kadın Platformu öncülüğünde İstanbul Sözleşmesi’nin çerçevesinde bir araya gelen kadınlar, son dönemlerde iktidar tarafından İstanbul Sözleşmesinin hedef alınmasına karşı “Sözleşme tam olarak uygulanana kadar, her yerde mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi. 

    Ankara Kadın Platformunun çağrısıyla kadınlar İstanbul Sözleşmesinin hedef alınmasına karşı Kurtuluş Parkında bir araya geldiler. Etkinliğe HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm DKÖ, STÖ üyesi kadınlar ile çok sayıda kadın aktivist katılım gösterdi.

    Açılışta Kadın aktivistlerden Fatma Kılıçarslan, “Bugün buraya İstanbul sözleşmesini tartışmak için bir araya geldik. Biliyorsunuz İstanbul Sözleşmesi son zamanlarda sıkça gündeme geliyor, iktidar İstanbul sözleşmesinden çekilmeyi gündemine alıyor. Bizde burada Ankara’da buna dair neler yapabiliriz nasıl çözüm önerileri geliştirebiliriz, birlikte mücadeleyi nasıl büyütebiliriz bunları tartışmak için bir araya geldik” dedi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞAMIMIZIN GARANTİSİ”

    Daha sonra söz alan Avukat Betül Çelik, İstanbul Sözleşmesinin içeriği, kapsamı hakkında bilgilendirme bulundu. Çelik, sözleşmenin kadına yönelik şiddet, aile içi şiddetin önlenmesi ve buna karşı mücadeleyi kapsadığını ifade etti. Çelik, sözleşmenin imzalanmasından önce kadınların güçlü bir mücadelesinin olduğuna değinerek, “Sözleşmenin imzalanmasına kadar sokaklarda, eylemlerde, her yerde kadınların büyük bir mücadelesi oldu. İstanbul Sözleşmesi, bizim hayatlarımızın, kadın olarak yaşamamızın ve özgürlüğümüzün garantisi. Hem İstanbul Sözleşmesi hem 6284 sayılı koruma kanunu eşit olarak yaşamamız için çok önemli. Eğer sözleşme tam olarak uygulanırsa, hiçbirimiz yara almayacağız. İstanbul Sözleşmesi tam olarak uygulanana kadar, adliyelerde, sokaklarda her yerde mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    MİTİNG ÖNERİLERİ

    Forum şeklinde devam eden buluşmada, kadınlar kürsüye çıkarak başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere kadın kazanımlarını korumak adına nasıl mücadele yapılması gerektiğine dair önerilerde bulundu. Kadınların önerilerinde örgütlü mücadelenin gerekliliği vurgusu ön plana çıkarken, bundan sonra hayata geçirilmek üzere buluşmalar, söyleşiler, bildiri dağıtımı ve miting gibi öneriler yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara Eğitim-Sen Şubeleri : Süreç, MEB’in yetersizliğini bir kez daha ortaya koydu

    Ankara Eğitim-Sen Şubeleri : Süreç, MEB’in yetersizliğini bir kez daha ortaya koydu

    PİRHA- Eğitim -Sen Şubeleri adına Ankara Şubeler Platformu, koronavirüs salgını süreciyle birlikte başlatılan uzaktan eğitim modelini eleştirdi. Platform Dönem Sözcüsü Eğitim-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Sultan Saygılı, içinden geçilen salgın sürecinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) liyakatsizliğini, yetersizliğini ortaya koyduğunu belirterek, eğitim emekçilerinin durumunu maddeler halinde sırladı. 

    Eğitim -Sen Şubeleri adına Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Eğitim-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Sultan Saygılı, bir basın açıklaması yaparak, koronavirüs salgını süreciyle birlikte başlatılan uzaktan eğitim modelini eleştirdi.

    İçinden geçilen salgın sürecinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) liyakatsizliğini, yetersizliğini ve asli görevlerini yapmak konusundaki isteksizliğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Saygılı, “Tümüyle yapılandırılmamış uzaktan eğitim projesi, öğretmenlere mobbing uygulamak dışında hiçbir amaca ulaşmamıştır. Öğrencilerinin, öğretmenlerinin sorunlarını çözüm merci olması gereken MEB dikkatini orta öğretime geçiş sınavına vermiş, 100 binlerce öğrenci eğitim ortamından uzaklaştığı, işsizliğin tavan yaptığı süreçte MEB hala sınav tarihi açıklama peşindedir. Bu son durum bile MEB’in vahim ve kabul edilemez halini gözler önüne sermektedir” dedi.

    Saygılı, eğitim emekçilerinin durumunu maddeler halinde şöyle sıraladı: 

    1. Zaten bir ekonomik kriz nedeniyle ağırlaşan eğitim emekçilerinin durumu, salgın nedeniyle ek derslerin kesilmesi tehdidiyle daha da ağırlaşmış, eğitim emekçilerinde gelecek kaygısı, borçlarını ödeyebilme kaygısı derinleşmiştir. 
    2. Ücretli öğretmenlerin ve usta öğreticilerin durumu hala belirsizdir. Ücretli öğretmenler ve usta öğreticilere ek ders ücreti ödenmesi ile ilgili karar Resmi Gazete’de yayınlandı. Fakat yapılan  sadece mağduriyeti geciktirmek oldu. Ücretli öğretmenler ve usta öğreticiler yine aynı işi yaptıkları öğretmenlerle eşit değil ve mağduriyetleri devam ediyor. Ücretli öğretmenler ve usta öğreticilerin telafi döneminde yaşamlarını nasıl sürdüreceklerdir. Meslek liselerinde usta öğreticilere sağlık sorunu olanlar ve belgeledikleri durumda gerekçeleri kabul edilerek ücretli izinli sayılır fakat onun dışında gerekçeleri kabul etmiyoruz diyerek emrivaki ve tehditkar bir biçimde okula çağrılıyor. İş güvencesi olmayan çalışanlara ya iş ya da açlık tehdidi devam ediyor. 
    3. 20 yaş altı gençlerin sokağa çıkmasının yasaklanması, staj yapan meslek lisesi öğrencilerinin durumunun ne olacağı sorusunu gündeme getirmiştir. Bu öğrencilerimizin bir kısmı yoksulluk nedeniyle, çalışmak ve evine ekmek götürmek zorundadır. Kaldı ki bu öğrencilerin bu sene mezun olabilmeleri için stajlarını da tamamlamaları gerekmektedir. 

    MEB’in bu öğrencilerimizin somut sorunlarını çözecek ve de salgından koruyacak bir planı var mıdır?  

    1. Uzaktan Eğitim: 
    2. Hiçbir alt yapı hazırladığı yapmadan sözde uzaktan eğitime geçen MEB, tamamıyla popülizm ve öğretmenlere mobbing peşindedir.  

    Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü yayınladığı yazı ile öğretmenleri internet üzerinde uzaktan eğitime zorlamıştır. İnternet üzerinden uzaktan eğitim kimi programların kullanılmasını zorunlu kılar ve Milli Eğitim Müdürlüğü adını zikretmese de güvenirliği şüpheli kimi yazılımları n kullanılması için öğretmenleri zorlamış hatta iki haftada bir rapor istemiştir. Bu işlemlerden kaynaklı tüm sorumluluk Ankara İl Milli eğitim Müdürlüğüne ait olacaktır.  

    1. MEB, sınırladı olsa bir uzaktan eğitim çalışması yapacak ise, böyle bir hedefi varsa öğretmenlere ve öğrencilere resmi telefon hattı, ücretsiz internet ve bilgisayar sağlamalıydı. 
    2. Tüm uzaktan eğitim için güvenilir yazılım sağlamakta MEB’in görevidir. 
    3. EBA üzerinden yapılmaya çalışılan pilot uygulamaların da başarısız olduğu görülmektedir. 
    4. Birçok okul müdürü, il ve ilçelerin zorlamasıyla öğretmenleri zoom gibi programları kullanmaya adeta zorlamıştır. Bu programların güvenirliği tartışmalıdır. Ayrıca öğretmenleri de bugünden öngörülemeyecek birçok riskin altına itmektedir.  
    5. Sosyal Devlet, Uzaktan Eğitimde ile ortaya çıkan eşitsizlikler ve EBA ile yaşanan problemler:
    6. MEB,7 Haziranda LGS sınavını yapacağını duyurmuştur. Öğrencilerimizi mahallesindeki bir kuruma yerleştirmek yerine sorunların kaynaklarından bir olduğu ortada olan sınav sisteminden korona salgını koşullarında bile vazgeçmemesi akılla açıklanabilir değildir. Salgın koşulları açık ki öğrenciler arasındaki eşitsizliği artırmıştır. Evlerinde kapalı ve stres altında olan öğrencilerimizden birde sınava mı hazırlanılması beklenmektedir.  Orta öğretime geçiş sınavsız,  her öğrencinin isteği ve ikamet deresi dikkate alınarak yerleşebileceği şekilde şimdiden planlanmalı ve kamuoyuna ilan edilmelidir.  Hiçbir öğrenci istemediği bir eğitim kurumuna yerleşmeye asla zorlanmamalıdır. Zaten salgının yarattığı mağduriyetlere birde MEB’in yaratacağı mağduriyetler eklenerek öğrencilerimizin geleceği karartılmamalıdır.  
    7. Uzaktan eğitim dezavantajlı grupları yok sayarak sürdürülmektedir. Kamusal eğitimin eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir olması özelliklerinden hareketle, MEB, bilgisayar ve televizyon gereksinimi olan öğrencilerin ihtiyacını karşılaması gerekmektedir. Çalışmak durumunda olan, özellikle kırsal bölgelerde bulunan öğrenciler, uzaktan eğitimden yeterince yararlanamamaktadır.Yoksul aileler çaresizce süreci izliyor, sanal ortamlara, televizyondan eğitime hiç hazır değiller. Yoksun, eğitim düzeyi görece daha düşük aileler hiçbir şey anlamamış bulunuyor. Çocuklar da bu derslerde öğretmen ve aile desteği almadan bir şey anlamıyor. Bu süreç sonunda zümre ve sınıf farklılaşmaları daha da artacak gibi gözüküyor. Eğitimli aile çocukları daha avantajlı hale gelecek, yoksul çocuklar okullardan daha da kopacak. Bilgisayarı olmayan, internet bağlantısı bulunmayan evlerde öğrencilerin EBA kullanımı mümkün olmamaktadır. Öğretmenler ve özellikle de yoksul ve yoksun veli ve öğrenciler için bu sürece aktif katılımlarını sağlayacak donatılarla, bilgisayar ve internet altyapısı ile donatılmalı. 
    8. Ders içerikleri, sunuş şekli ve hızı hala uzaktan eğitimden beklenen fayda ile uyumlu değildir. İçerik düzeltilmeli, zenginleştirilmeli ve diyalog kanalları güçlendirilmelidir. EBA’da aynı videonun sürekli tekrarlanması, derslere günün her saatinde erişilememiş olması sürekli veli ve öğrencilerin tarafından dile getirilmektedir.  
    9. Özel okullar kendi sanal gruplarını oluşturuyor, Sosyoekonomik farklılaşma okullar arasındaki farkla daha da belirginleşecek. Okul olmayışının boşluğunu, diyalog boşluğunu özel okullar ve kolejler kendi alt gruplarını ve interaktif destek ağlarını oluşturmaya başlayarak kendileri için avantaja dönüştürmeye çalışıyor. 
    10. YÖK Eğitim-Öğretim Dairesi Başkanlığı tarafından 31 Mart 2020 tarihinde üniversitelere gönderilen acil bir yazı ile alınan kimi kararlar iletildi. Bu kararlardan birincisi, bulunduğu yerde İnternet bağlantısı veya bilgisayar temininde yaşanan sorunlardan dolayı uzaktan eğitim almakta güçlük çeken öğrencilere kayıt dondurma hakkının verilmesi ile ilgiliydi. Ön lisans, lisans ve lisansüstü öğrencilere tanınan bu haktan dolayı kayıt dondurulan sürenin azami süreden sayılmayacağı da söz konusu yazıda ifade edilmekte. Sosyal devletin görevi eşit olmayanı, ihtiyacı olanı desteklemek ve mağduriyet yaşanmasını engellemektir. Öğrencilerin mezun olacağı süreyi etkileyecek, eğitim yaşantısını belirleyecek bir kararın bu şekilde alınmasını doğru bulmuyoruz. Ekonomik olanakları olmayana “seneye gel” demek yerine bu öğrencilere uygun koşulların ve olanakların sağlanması gerekmektedir. Tek bir öğrencinin dahi yokluktan kaynaklı kayıt dondurmasının açıklanabilir bir tarafı yoktur. 
    11. Öğretmenlerin istekleri dışında görevlendirilmesi.

    ÖĞRETMENLERİN GÖREVLENDİRİLMESİNE TEPKİ

    Mülki amirler tarafından, öğretmenler resen ve zorunlu olarak, “Vefa Gruplarına” görevlendirmeler yapılmaktadır. Yönetici ve öğretmenlerden oluşan ekiplerin PTT Şubelerinden çektikleri yardım paralarını, evleri dolaşarak dağıtmaları istenmektedir. Öğretmenlerin mesleki formasyonuna ve uzmanlık alanlarına uygun olmayan mutemetlik gibi işlerde görevlendirilmelerinden toplumsal fayda beklemek gerçekçi değildir. Öğretmenlerin sağlıkları açısından sorun oluşturabilecek her tür girişimden kaçınılmalı, yapılacak tüm görevlendirmeler uzmanlık temelli ve isteğe bağlı olarak yapılmalıdır. Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde, yardım paraları tüm yurttaşların hesabına doğrudan yatırmak yerine, bu paranın eğitim çalışanlarına dağıttırılması kabul etmemiz mümkün değildir. 

    1. Eğitim kurumlarında çalışan memur, teknisyen ve yardımcı hizmet alanında çalışanlar ile ilgili keyfi uygulamalar.Eğitim yöneticileri, keyfi olarak çalışanlar mazeret bildirdiği halde mazeretlerini kabul etmeyerek sağlık raporu için hastaneler yönlendirmektedir.  
    2. Özel öğrenci yurtlarında barınmakta

    Özel öğrenci yurtlarında barınmakta olan öğrenciler üniversiteler kapalı olduğu için evlerine dönmek durumunda kalmıştır. Ancak, öğrenciler oluşan olağanüstü durum ve salgından kaynaklı yurtları boşaltmalarına rağmen, yurt sahipleri normal zamanlara göre ücret talep etmektedir. Konu ile İlgili kendisinden görüş istenen MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü ise mevzuatı hatırlatarak, buna göre işlem yapmanın uygun olduğunu ifade etmiştir. MEB’in bu görüşü acilen değiştirmesi ve öğrenciler için mağduriyet oluşturan bu duruma müdahale etmesi gerekmektedir. Olağanüstü bir dönemde olağan dönemin işleyişini sürdürmek kamu yararı açısından doğru değildir.  

    1. Ücretsiz izin, çalışanlara yasalarla verilmiş bir haktır

    Aylıksız izinde olan çalışanların göreve geri dönmek istemesini sadece ücret ödememek için kabul etmemeyi hukuken de, etik olarak da anlamamız ve kabul etmemiz mümkün değildir. Bir MEB çalışanının göreve başlaması nasıl bir zafiyet oluşturabilir, anlamak mümkün değil. Ücretsiz izin, çalışanlara yasalarla verilmiş bir haktır. MEB çalışanlarının bu hakkı hangi koşullarda, nasıl kullanacakları ilgili mevzuatla belirlenmiştir. Çalışanların ücretsiz izinden görevlerine dönmek istediklerinde yapmaları gereken de yine MEB mevzuatında açık olarak düzenlenmiştir. Okulların kapalı olduğu dönemde ücretsiz izinden göreve dönmek isteyenlerin başvurusu, MEB işleyişinde olmayan “kötü niyet” ölçüsüne göre değerlendirilmekte ve çoğunluğu reddedilmektedir. MEB’i yürürlükte olan mevzuatı uygulamaya çağırıyoruz.  

    1. Ek ders ücreti ödemeleri

    28 Mart 2020 tarihinde, öğretmenlere kimi ödemelerin yapılmaması için, MEB tarafından bazı faaliyetler durdurulmuştu.  01 Nisan 2020 yayınlanan yeni bir yazı ile bazı faaliyetler durdurulan faaliyetler kapsamından çıkarılarak, meslek liselerinde çalışan arkadaşlarımızın mağduriyeti kısmi de olsa giderilmiş oldu fakat mağduriyet tam olarak giderilmemiştir. Meslek lisesi öğretmenleri için geri adım atılmasını olumlu bulmakla beraber, ortada bütünlüklü bir çözüm olmaması ve öğretmelere ödenmesi gereken ücretler eksiksiz ödenmediği için bizim açımızdan sorun devam etmektedir. Ek ders ücreti ile ilgili bir başka tezat oluşturan uygulama da MEB’in, bir taraftan okullara gönderdiği yazı ile öğretmenlerin öğrencileri araması ve psikolojik destek vermesi ve bunu rapor edilmesi istemiş, diğer taraftan bu rehberlik çalışmaları için size ek ders ücret ödemiyoruz demiştir.  Bu yanlış uygulamadan vazgeçilmelidir.   

    1. Bağış yapmaya zorlanılamaz  

    Mağdur kesimlere destek, sorunların çözümü için kaynak beklerken, 30 Mart 2020 tarihinde bağış kampanyası başlatılmış, okullara “iban” numarasını gönderilerek, çalışanlardan bağış istenmeye başlanmıştır. Yardım kampanyasının başlamasının hemen ardından, okul iletişim gruplarına okul müdürleri kampanyaya katılımla ilgili zorlayıcı mesajlar atılmıştır. Yardım kampanyaları gönüllü olarak yürütülür, hiç kimse veya hiçbir makam bağış yapmaya zorlayamaz. Her kademedeki eğitim yöneticilerinin yardım kampanyasına katılım konusunda zorlama yapmaması gerektiğini bir kez daha ifade etmek isteriz.  

    1. Gökkuşağı” çizme

    İçerisinden geçilen zor günlerde, özellikle çocukların bu dönemden etkilenmemesi için pek çok etkinlik planlanmakta ve uygulanmaktadır. Bu etkinliklerden bir tanesi de çocukların, evde kalanın sadece kendisi olmadığını, yalnız olmadığını düşünmesi için geliştirilen “Gökkuşağı” çizme ve evin penceresine asması etkinliğidir. Bu kadar masum ve iyi niyetli bir etkinliği dahi algılamakta güçlük çeken zihniyet hızlıca devreye girmiş ve okul müdürlerinin okul iletişim gruplarına mesajlar atarak, öğretmenlerden bu etkinliğe engel olunmasının istenmesini sağlamıştır. Yapılanın öncelikle bir nefret suçu ve ayrımcılık olduğunu, toplumun bir kesimini hedef göstermek anlamına geldiğini ve bunu kabullenmemizin mümkün olmadığını belirtmemiz gerekir. Ayrıca, öğretmenlerin bu şekilde baskı ve kontrol altına alınmaya çalışılmasını da doğru bulmadığımızı ve konunun takipçisi olacağımızın bilinmesini kamuoyu ile paylaşırız. 

    1. Türkiye’den sadece Eğitim Sen’in üyesi olduğu Eğitim Enternasyonali, salgına karşı gözetilmesi gereken temel ilkeleri yayınladı. Hükumetlere ve karar vericilere, süreci eğitim sendikaları ve örgütleri ile beraber sürdürme çağrısı yapıldı. Bu çağrılar, dikkate alınarak hareket edilmelidir.
    2. UNESCO tarafından koordine edilen, MEB’in de dâhilolduğu Eğitim Bakanlıklarının, Eğitim Enternasyonali’nin ve pek çok uluslararası eğitim örgütünün üyesi olduğu “Uluslararası Öğretmen Görev Gücü”, salgından etkilenen öğretmenlerin desteklenmesi (#SupportTeachers) için bir kampanya başlattı. Yapılan açıklamada kampanya ile ilgili salgından 5 Milyardan fazla öğrenci ve 63 Milyon öğretmenin etkilendiği belirtilerek, Devletlere, resmi ve özel eğitim sağlayıcılara, tüm bileşenlere çağrıda bulunuldu: 
    • İstihdamı ve ücretleri koruyun.
    • Öğretmenlerin ve öğrenenlerin sağlık, güvenlik ve refahını önceleyin.
    • Öğretmenleri Covid19 ile ilgili alınacak eğitim önlemleri kararlarına dahil
    • Yeterli profesyonel destek ve eğitim sağlayın.
    • Eğitim alanında alınacak önlemlerin merkezinde “eşitlik” olsun.
    • Yardım önlemleri ile ilgili kararlara öğretmenleri dâhil

     PİRHA/ANKARA

     

     

  • Mamak Platformu, Grup Yorum için dayanışma etkinliği yaptı-VİDEO

    Mamak Platformu, Grup Yorum için dayanışma etkinliği yaptı-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da Mamak Platformu, Grup Yorum’a ve cezaevinde üç aydır açlık grevinde olan ve eylemini ölüm orucuna dönüştüren Grup yorum üyesi Mustafa Koçak’a özgürlük için dayanışma etkinliği düzenledi.

    Mamak Platform bileşenleri Aka-Der, Alınteri, DAP, Devrimci Parti, ESP, HDP, HDK, Partizan, Halkevleri, Grup Yorum’a ve Mustafa Koçak’ın direnişine ses vermek için dayanışma etkinliği gerçekleştirdi.

    Mamak Platformu adına yapılan kısa konuşmanın ardından Yoldaşca Türküler, Grup Yorum ezgilerini seslendirdi. İdilcan Kültür Evi adına yapılan konuşmada da Grup Yorum ile dayanışma içinde oldukları belirtildi.

    Grup Tersname’nin ardından Edip Gözeger’in seslendirdiği  Kürtçe ezgiler eşliğinde halaylar çekildi. Bu arada sivil polisler halayı engellemek istediler ancak kitle halaya devam etti. Etkinlik, Grup Yorum ve Mustafa Koçak’a özgürlük sloganıyla sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA