Etiket: post

  • Ali ve Melisa Taşkın çifti, cemlerde birlikte zakirlik yapıyor-VİDEO

    Ali ve Melisa Taşkın çifti, cemlerde birlikte zakirlik yapıyor-VİDEO

    PİRHA-Aşure ayında tanıştıktan sonra evlenen Ali Taşkın ve Melisa Taşkın cemlerde birlikte zakirlik yapıyorlar. Küçük yaşlarından itibaren deyiş söyleyip saz çalan Taşkın çifti, “İkimizin zakir olması bizim için umut vericidir” diye kaydettiler. 

    Antep Alevi Kültür Derneği’nde (AKD) zakirlik hizmeti için gittikleri cemevinde tanışan Ali Taşkın ve Melisa Taşkın, evlendikten sonra da beraber zakirlik yapmaya devam ediyorlar.

    Ali Taşkın hemşire, Melisa Taşkın ise cemevinde bağlama kursu veriyor. Mesleklerini yapan Taşkın ailesi, önemli anmalarda ve etkinlerde birlikte zakirlik hizmetini yürütüyorlar.

    “KÜÇÜK YAŞLARDAN BERİDİR ZAKİRLİK YAPIYORUM”

    Bağlama çalmaya küçük yaşlarda başlayan Zakir Ali Taşkın, “15 yaşında zakirliğe başladım. O günden bugüne kadar zakirliği devam ettiriyorum. Adıyaman dışında da çeşitli bölgelere gidip anmalarda ve etkinlerde zakirlik hizmeti yapıyoruz. Şartlarımız el verdiği sürece bu işin içinde olmaya çalışıyoruz” dedi.

    “HAYAT ARKADAŞIMIN ZAKİR OLMASI BENİM İÇİN BÜYÜK BİR MUTLULUK”

    Melisa Taşkın ile bir rastlantı sonucu tanıştıklarını söyleyen Ali Taşkın, gitmek istemediği halde İslahiye’de cemevinde birbirlerini tanıdıklarını, sonrasında evlenmeye karar verdiklerini belirtti. Ali Taşkın, “Hayat arkadaşımın zakir olması benim için çok büyük bir mutluluk” diye belirtti.

    “BİZİ HAK BİR ARAYA GETİRMEK İSTİYORDU SANKİ”

    Antep’te doğan ve 7 yaşından beridir saz çalan Melisa Taşkın ise 12 yaşından sonra Antep Alevi Kültür Derneği’nde zakirlik yapmaya başladığını belirtti. Nasıl tanıştıklarına dair de konuşan Melise Taşkın, “Bizi Hak bir araya getirmek istiyordu sanki. Kendisini sanki yüz yıldır tanıyormuşum gibi hissetim. 8 senedir Adıyaman’da yaşıyorum, buraları çok sevdim, insanları çok sıcak… Burada hiç yabancılık çekmedim, beni aileleri gibi görüyorlar. Dillerimiz farklı olmasına rağmen sanki burada doğup büyümüş gibi hissediyorum” ifadelerini kullandı.

    “POSTA OTURAN HERKES CANDIR”

    Kadın olarak zakir olmaktan gurur duyduğunu ifade eden Melise Taşkın, kadınlar için bir örnek olduğunu dile getirdi. Taşkın, kadınların zakirlik yapmasının önünde bir engel olunmadığını belirterek şunları kaydetti:

    “Kadınlar da istediği gibi seslerini duyurabilirler. Posta oturan herkes candır. Ben de o postta bir can olarak oturuyorum. Bana daha önceden de ‘Kadın zakir hiç görmedik, sizi burada gördüğümüzde çok şaşırdık’ demişlerdi. Bence bu bir örnektir, inşallah daha da çoğalır.”

    “BU HOŞGÖRÜNÜN HİÇBİR İNANÇTA OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM”

    Alevi inancında kadın ve erkek eşitliğinin önemine değinen Melisa Taşkın, Alevi inancının diğer inançlardan ayrı olduğunu, hoşgörüye dayandığını belirterek şunları söyledi:

    “Küçük yaşlarda saz çaldığında insanların kendisine şaşırdığını söyleyen Melisa Taşkın, “Bu hoşgörünün, bu anlayışın başka hiçbir inançta olduğunu düşünmüyorum. Küçükken sırtımda sazı gördüklerinde ‘acaba saz çalabilecek mi söyleyebilecek mi’ diye düşünüyorlardı. Sazı çalıp türküyü okuduğum zaman herkes gelip beni tebrik ediyordu. İnsanlar bizim beraber deyiş okuduğumuzu gördüklerinde ‘Arkadaş mısınız?’ şeklinde sorular soruyordu. Evli olduğumuzu söylediğimizde de çok mutlu oluyorlardı. Türkiye’de kadın zakir sayısı çok azdır. Evli zakir ise daha azdır.”

    “İkimiz de Hakk’a, Ehlibeyt’e, 12 İmamlara gönlümüzü vermişiz, ruhumuzu teslim etmişiz. Hak aşkıyla yaşıyoruz. Ceme girdiğimizde çok büyüleyici bir duygu oluşuyor bende. Zakirlik hizmetinin asıl amacı cemde bulunan halka o heyecanı verebilmek.”

    Kamber YILDIZ / ADIYAMAN

     

     

  • Yalıncakoğlu: Var olan makamlardan soyutlanmış olsa da ‘Analık’ yok olmadı-VİDEO

    Yalıncakoğlu: Var olan makamlardan soyutlanmış olsa da ‘Analık’ yok olmadı-VİDEO

    PİRHA- Alevilikte inanç önderinin tek görevinin posta oturmak olmadığını vurgulayan Yalıncakoğlu, “Kazan kaynatmak da bir Alevi önderliğidir, lokma sunmak da paylaşmak da bir Alevi hizmetidir. Muhabbet erkanları, cemaat erkanları, Hakk’a yürüme erkanlarına vakıf olmak da inanç önderliğidir” dedi. 

    Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, Cem yürüten anaların sayısının yetersiz olmasını PİRHA‘ya değerlendirdi. 

    Alevi inancının Anadolu coğrafyasında kök saldığını ve dünyanın birçok yerinde var olduğunu belirten Yalıncak Sultan Ocağı’ndan Sevim Yalıncakoğlu, Afganistan’dan İran Ehl-i Haklara, Arap Alevilerden, Suriye’ye, Irak’taki Kakailere kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada kendi özgün inançlarıyla ve kendi özgün ritüelleriyle yaşayan ve bin bir süreği olan bir inançtır” dedi.

    “ALEVİLİKTE KADIN ERKEK AYRIMI YOKTUR, SADECE CAN VARDIR”

    Alevi süreklerinin tamamında erkek kadın ayrımı olmadığını sadece can kavramı olduğunu vurgulayan Yalıncakoğlu, “Alevilikte post ve hizmet sahibinin cinsiyeti yoktur. Bunların misyonları vardır. Kendilerinin ocaklarından dergahlarından ve ocak soylarından gelenlerin üzerinden yürüyen bir inanç önderliği, post sahipliği gibi görevleri vardır. İkisi de bu yoldan ve soydan gelen dedenin kadını da erkeği de aynı eşitlikte, bu yolu geçmişten günümüze getiren Alevi Yol erkanının hizmet sahipleridir” dedi.

    Alevilikte inanç önderinin tek görevinin posta oturmak olmadığını vurgulayan Yalıncakoğlu, “Kazan kaynatmak da bir Alevi önderliğidir, lokma sunmak da paylaşmak da bir Alevi hizmetidir. Muhabbet erkanları, cemaat erkanları, Hakk’a yürüme erkanlarına vakıf olmak da inanç önderliğidir” diye ifade etti.

    “ANALARIN POSTA OTURMAMASININ NEDENİ ZAMANIN KOŞULLARINDAN BAĞIMSIZ DEĞİL”

    Anaların posta oturmaması cem yürütmemesinin zamanın koşullarından kaynaklandığını belirten Yalıncakoğlu, şunları kaydetti:

    “Analar çocuklarını, torunlarına bırakıp bir köyden başka bir köye karda, kışta, soğukta gidip başka köylerde post sahipliği yapamadıkları bir yana aynı zamanda Sünnilerin Aleviler üzerinde de sirayet etmiş olan kadını eve kapatma, kadının yeri evidir, kadın çocuklarına bakar, kadın yemek yapar kısmının da etkisiyle var olan makamlardan soyutlanmış hizmet olan sadece mutfak kısmına sıkıştırılmış olsa da tabii ki analık yok olmamıştır.”

    “ÇAY GETİRMEK DE, GÜLBENK OKUMAK DA BİRBİRİNDEN ÜSTÜN DEĞİL, HEPSİ BİR HİZMET MAKAMI”

    Kara kazan sahipliğinin post makamı kadar bir mertebe olduğunu belirten Sevim Yalıncakoğlu, “Alevi inancında Alevi Yol erkanında talibe hizmet etmek, Hakk’a hizmet etmektir. Bunu bir çay getirerek, gülbeng okuyarak, bir tas su vererek, oturacağınız döşeği temizleyerek yaparsınız. Bunların hepsi bir hizmet makamıdır. Bu hizmetler ne biri birinden üstündür ne birbirinden farklıdır. Kadınlar kara kazanın başında lokma kaynatsın, erkekler de posta oturup cem erkanı yürütsün ya da Hakk’a yürüme erkanı yürütsün, dar erkanı yürüsün, diye bir şey yok. Bunların hepsi inanç erkanlarının, inanç hizmetinin bir parçasıdır. Bu hizmetler yoldan gelen cana ocak sahibi ve ocak evlatlarına, dergâh evlatlarına talipler tarafından verilmiş yol hizmetleridir. Bunun kadını erkeği olmaz” ifadesini kullandı.

    Aleviliğin dönemin şartlarına göre yaşayan bir inanç olduğunu vurgulayan Yalıncakoğlu, Bundan 50 yıl önce cemevi diye bir şey yoktu. Neden yoktu? Çünkü herkes köyde evin en büyük odasında ya da dedenin odasında ya da kimin evi daha büyükse onun evinde cem mekanları sürüldü. Ama şehirlerde böyle bir şey yaşamak mümkün değil. 35 metrekare odalarda yaşıyoruz artık. Bu odalarda cem erkanı yürütülemeyeceği için bizim cem hanelere ihtiyacımız oldu, cemevlerine ihtiyacımız oldu. Zamana göre bunu geliştirdik” dedi.

    Hakk’a yürüme erkânlarının artık evlerin önünde yapılmadığını da belirten Yalıncakoğlu, şöyle devam etti:

    “Şimdi şu sokakta bu caddede Hakk’a yürüme erkanı yapılamayacağına göre cemevini kendimize dergâh kurduk ve oralarda hizmetimizi sürdürüyoruz. Artık bu cemevlerinde yürütülen hizmetleri kadınlar da yapabilir. Çünkü evimizden kalkıyoruz, geliyoruz, hizmetimizi görüyoruz. Ne yaşam alanından herhangi bir kopuş yaşanıyor ne de hizmetimizden bir kopuşa gerek var.

    “ÖZÜMÜZE DÖNELİM DİYORUZ”

    O yüzden diyoruz ki biraz bizden aldığınız yerlerden bize yer verin. Biz gelip sizin yerinizi almayacağız, bunu yapmayacağız. Biz sadece yanınızda şöyle birazcık boşluk bırakın, oraya da biz gelip oturacağız, diyoruz. Siz de bu kazanın başına dönün artık. Hep beraber kara kazanı beraber kaynatalım, cemi de beraber yürütelim, erkanımızı da beraber yapalım diyoruz. Yani özümüze dönelim diyoruz. Yol bize ne söylediyse biz onu yapalım diyoruz. Er kişinin kadını erkeği olmaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Tahsin Akpınar: Cumhurbaşkanı inanç önderi değil, cemevinde posta oturmamalıydı-VİDEO

    Tahsin Akpınar: Cumhurbaşkanı inanç önderi değil, cemevinde posta oturmamalıydı-VİDEO

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine yönelik ziyaretinde yaşananları eleştiren Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, “Cumhurbaşkanı bir inanç önderi değildir, bir siyasidir. Hiçbir zaman bir siyasi insan, bir inanç önderinin postuna oturamaz. Cumhurbaşkanı kendi Alevisini oluşturup üç, beş yağcıyla “Ben Alevilerden oy alırım” düşüncesiyle böyle bir ziyarette bulundu” dedi.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’daki Hüseyin Gazi Cemevine yönelik ziyaretini PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “CUMHURBAŞKANI BİR İNANÇ ÖNDERİ DEĞİLDİR”

    Sözlerine “Cumhurbaşkanlığı çok değerli bir makamdır. Cumhurbaşkanlığı makamında oturan bir kişi sizi ziyaret ediyorsa bunu duyduğunuz zaman sevinçten uçmanız lazım” diyerek başlayan Tahsin Akpınar, AKP’nin Alevi politikasını eleştirdi.

    Akpınar, Erdoğan’ın cemevine ve Alevilere bakışını hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Cumhurbaşkanı, belediye başkanıyken cemevine “cümbüş evi” diyor. Başbakanken Alevilere “Alili, Alisiz Alevilik” gibi sıfatları kullandı. Sonra cumhurbaşkanı oldu ve 6 yıldır haklarımızı, cemevimizin yasallaşmasını ve bizim için çok değerli olan cumhuriyetin laiklik ilkelerinin gereğini yapmıyor ve hayata geçirmiyor. Bir gün çıkıp geliyor ve cemevini ziyaret ediyor. Önce o cemevinin yönetimini saf dışı bırakıyor. Sonra o cemevindeki “Alisiz Alevi” diye şikâyet ettiği Hz. Ali’nin yerini değiştiriyor, cumhuriyetin kurucusu sayesinde cumhurbaşkanı olduğu Mustafa Kemal’in yerini değiştiriyor. Sonra inancımızın önderi olan Hacı Bektaş Veli’nin yerini değiştiriyor. Sonra kendine yakın inanç boyutundaki Arapça bir sürü yazılar arkasına astırarak ve Alevilerin en kutsal olan postuna oturuyor. Cumhurbaşkanı bir inanç önderi değildir, bir siyasidir. Hiçbir zaman bir siyasi insan, bir inanç önderinin postuna oturamaz. Bir dedenin, babanın bizim ocaklarımızdan ve Hacıbektaş Postnişininden el almış canlarımızın dışında o posta hiç kimse oturamaz. Cumhurbaşkanının asıl niyeti bir cemevini ziyaret etmek, Alevileri eşit yurttaşlık duygusuyla kucaklamak için değil, tam tersine genel seçim için bazı Alevilere şirin görünmek ve Alevileri ayrıştırarak kendine göre yeni bir Alevilik tarifini oluşturmak.”

    “ALEVİLER BU OYUNA GELMEYECEKTİR”

    Akpınar, yaşanan gelişmelerin Aleviler arasında ikilik çıkarma amaçlı olduğunu belirtirken, “Arap kültürüne yakın, Sünnileştirilen, Şiileştirilen bir Alevi ve Aleviler arasında ikilik çıkarmak gibi bir amacı var. Oysa biz isterdik ki bu ülkenin cumhurbaşkanı, bu ülkenin laik bir devlet olduğunu, 85 milyon insana aynı nazarla bakan, onlara eşit yurttaşlık haklarını veren, Alevilerin cemevlerini inanç merkezi olarak gören ve yasallaştırarak hayata geçiren ve katliama uğrayan, diri diri yakılan Alevi yurttaşlarından özür dileyip onlarla kucaklaşsın. Cumhurbaşkanı bunun yerine kendi Alevisini oluşturup üç, beş yağcıyla “Ben Alevilerden oy alırım” düşüncesiyle böyle bir ziyarette bulundu. Bu ülkenin en çağdaş, en aydın, en okumuş insanları Alevilerdir. Aleviler bu oyuna gelmeyecektir” ifadelerini kullandı.

    “ONLARI DEDE OLARAK GÖRMÜYORUZ”

    Hüseyin Gazi Cemevi dedesini de eleştiren Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, şunları söyledi:

    “Belki dedelik sıfatını kullanıyorlar ama biz dedeliklerini kabul etmiyor ve de hakkımızı helal etmiyoruz. Çünkü dede dediğimiz kişi adaletlidir, haksızlığa karşı çıkandır, yoksulluğa, sömürüye karşı çıkan ve de tüm değerleri koruyan kişidir Onun için biz dede olarak görmüyoruz, sadece kişisel çıkarları için bugün Cumhurbaşkanının arkasında koşan, yarın bir başkasının arkasında koşan çıkarcılardır. Bunların sayıları çok az. Ama bu ülkenin binlerce Alevisinin onları kınadığını ve yaptıklarının doğru olmadığını onlar da anlamıştır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Dede Moğultay: Cumhurbaşkanını o posta oturtanlar emanete, ceddine ihanet ediyorlar-VİDEO

    Dede Moğultay: Cumhurbaşkanını o posta oturtanlar emanete, ceddine ihanet ediyorlar-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Antalya Altınova Cemevi Dedesi ve Baba Mansur Ocağı evlatlarından Hüseyin Moğultay, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevi’ne gitmesine, cemevinin yeniden dizayn edilmesine ve Dede Hüseyin Öz’e tepki gösterdi. Moğultay, “Bizi çok yaraladı. Hiçbir Alevinin hoşuna gitmedi. Ne öyle bir idareci ne de öyle bir dede olamaz. Onlar benim nazarımda zalime boyun eğdiği için düşkündür” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara Mamak’ta bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ne gitmesi ve öncesinde cemevinin dizayn edilmesine yönelik tepkiler devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Altınova Cemevi Dedesi ve Baba Mansur Ocağı evlatlarından Hüseyin Moğultay konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “HÜSEYİN GAZİ CEMEVİ’NDE BAHTSIZ BİR OLAY YAŞANDI”

    Erdoğan’ın ziyaretine dair “Hüseyin Gazi Cemevi’nde çok bahtsız, çok şansız bir olay yaşandı” yorumunda bulunan Moğultay, “Bu yaşanan olay bizi çok derinden üzdü. Sayın Cumhurbaşkanı “Ben Ali’yi seviyorum. Daha büyük Alevi benim” diyor. Hakikaten Ali’yi seviyorsan Ali’nin fotoğraflarından neden rahatsız oldun? Bir diğer şey Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den niye rahatsız oldun?” diye sordu.

    Moğultay, “Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin resminin tam altında bir ocak var. “O ocak neyi teşkil eder?” ona bakmak lazım. O ocağın başında Hünkâr Hacı Bektaş Veli duruyor. Onu oradan kaldırıp, Arapça yazılar asıyorsun. Bizim rahmetli Mahsuni Şerif şöyle diyordu: ‘Ey Arapça okuyanlar, Allah Türkçe bilmiyor mu? İngilizce, Fransızca size hitap etmiyor mu?’ Şimdi bu Arapça sevdalılığı nedir? Bunu anlamış değilim. Biz Aleviler asırlardan beridir hem ibadetlerimizi hem duaz-ı imamlarımızı hem deyişlerimizi hem de gülbenglerimizi Türkçe söyleriz. Onun için oradaki dedeye de ben çok görmüyorum. Niye? O dede ne ettiğini bilmiyor, ceddini bilse ne pahasına olursa olsun oraya götürüp cumhurbaşkanını oturtmaz. Herkes şah olur padişah olur, sır sari peygamberi resul olamaz” dedi.

    “VEKALETEN OTURDUĞUN POSTU NASIL BİR BAŞKASINA BIRAKIRSIN?”

    Posta oturmadan önce üç defa rızalık alındığını belirten Moğultay, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bizler posta oturmadan önce canlarımızdan üç defa rızalık alıyoruz. Canlar vekaleten oturacağımız post Hz. Muhammed Mustafa’nın postudur rızalığınız var mıdır? Ali-el Mürteza’nın postudur rızalığınız var mıdır? İmam Hüseyin’i Kerbela’nın postudur rızanız var mıdır? Canlardan biri rızalık göstermezse bizim o postta oturma şansımız yok. Kaldı ki sen vekaleten oturduğun bir posttu, bir başkasına nasıl bırakırsın.

    “CUMHURBAŞKANININ ALEVİLERİN RİTÜELLERİNE UYMASI LAZIMDI”

    Sen o zaman emanete ihanet ediyorsun, sen ceddine ihanet ediyorsun. Sen nasıl götürür oraya oturtursun. Kaldı ki cumhurbaşkanı oraya gittiği zaman en azından oranın ritüellerine uyması lazımdı. Bizim orası irfan meclisidir. Ham insanların piştiği yerdir. Cemevlerimizde ilim irfan öğrenilir. Orada hamlar pişer, kâmil insan olur. Bizim aş evlerimiz var. Cem odasında aş yemek bir marifet midir?

    “ERDOĞAN’IN ZİYARETİ HİÇBİR ALEVİNİN HOŞUNA GİTMEDİ”

    Açıkçası orada sap ile samanı birbirine karıştırdılar. Bizi çok yaraladı. Hiçbir Alevinin hoşuna gitmedi. Ne öyle bir idareci ne de öyle bir dede olamaz. Onlar benim nazarımda düşkündür. Bizim nazarımızda da düşkün olan insan, insan değildir. İnsan sıfatındadır ama bizim nazarımızda insan değildir. Zalime boyun eğdiği için. Biz her zaman Hakk ve haklının yanında olduğumuz için. Her daim Hz. Muhammed Mustafa, Ali-el Mürteza Şah-ı Merdan Ali’den ve 12 İmamlardan Ehlibeyt’ten aldığımıza göre hep haklının yanında olmalıyız. Her zaman zalime karşı, haklının yanında olmalıyız.”

    “AVF’NİN KARARI BAŞKA YERLERE DE ÖRNEK OLUR”

    Moğultay son olarak Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) tarafından Hüseyin Gazi Vakfı hakkında duyurulan ihraç kararına da değinirken, “AVF bunları ihraç ederse bir başka yerdeki derneklere de örnek olur. Kendilerine çeki düzen verirler. Bir daha bu hataya düşmezler” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Diyarbakır’da Birlik Ceminde kadınlar da posta oturdu-VİDEO

    Diyarbakır’da Birlik Ceminde kadınlar da posta oturdu-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi /Cemevinde, Birlik Cemi yapıldı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Diyarbakır Şubesi/Cemevinde Birlik Cemi yapıldı. Cemi, Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın dede yürütürken, zakirliği Türkmen Hacı köyünden Cumali Baykut yaptı.

    Kadınların da posta oturduğu cemde 12 hizmet görülüp, semahlar dönüldü.

    PİRHA/ DİYARBAKIR

     

     

  • ‘Anaların postta olmamasının nedeni ‘devlet baskısı, İslam inancı ve Alevi erkekleridir’-VİDEO

    ‘Anaların postta olmamasının nedeni ‘devlet baskısı, İslam inancı ve Alevi erkekleridir’-VİDEO

    PİRHA-Cem yürüten anaların yetersizliğine dair açıklamalarda bulunan Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça, Aleviliğin kadıncıl bir inanç olduğunu söyledi. Akça, “Onlar yapamazlar, beceremezler şeklinde bir müdahale ile yine analarımızın önü kesildi. Eğer siz burada posta oturuyorsanız mutlaka yanınızda bir ananın olması gerekiyor” dedi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça, cemi yürüten anaların sayıca yetersizliğine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİLİK KADINCIL BİR İNANÇ SİSTEMİ”

    “Alevilik, kadıncıl bir inanç” diyen Akça, Alevi deyişlerine değinirken, “Kandildeki nurda Fatma Ana der. Buradan yola çıkarsak Alevi inancı kadıncıl bir inanç sistemi. Anadolu’daki ocaklarımızı düşünelim. Ocaklarımızda dedelerimiz var ama dedelerimizle birlikte analarımızın da olması gerekiyor. Eğer 100 dede varsa mantıken 100 de ana olması gerekiyor. Alevilik inancında bize aktarıldığı kadarıyla kadın, erkek eşit. Böyle aktarılıyor. Teorik olarak böyle ama pratikte kadın erkek eşit değil. Tamamen erkek dilinin hâkim olduğu şu anda bir inanç sisteminin içinde bizler mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ŞU ANDA DEDELER VAR AMA ANALAR YOK”

    Akça, eşitsizliğe neden olan etmenleri ise şöyle sıraladı:

    “Eril dile dönmesindeki en büyük etkenlerden birisi devletin baskısıdır. Diğer taraftan İslam inancının baskısı ve üçüncü seçenek de Alevi erkekleri.”

    Cem yürüten ana sayısının çok az olduğunu belirten Akça, “Alevi erkekleri sistemin etkisi altında kalarak örgütlerde, ailede, sosyal alanlarda kadınların görünmesini istemiyorlar. Ocaklardaki dedelerle birlikte analar, ana bacılarımız bu geleneğini sürdürüp, Alevi inancını yürüten kişilerdi. Ama maalesef şu anda sadece dedelerimiz var, analarımız yok. Cem yürüten şu anda bildiğim kadarıyla 5-6 Türkiye’de, yine o civarda 5-6 da Avrupa’da anamız var” dedi.

    “KADINLARIN POSTTA OLMASI GEREKİYOR”

    “Maalesef dedeler, erkek zihniyeti burada da anaların önüne geçti” diyen Akça, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Onlar yapamazlar, beceremezler şeklinde bir müdahale ile yine analarımızın önü kesildi. Eğer siz burada posta oturuyorsanız mutlaka yanınızda bir ananın olması gerekiyor. Eşi olmasa da bacısı olabilir ya da bir kadın kimliğinin bu postta olması gerekiyor. Bizi bu şekilde görünmez kılıyorlar.

    Ocakların o dönemlerinde kadınlar vardı, kadınlar sorunları çözüyorlardı. Müdahale edilmesi gereken yerde müdahale ediyorlardı. Benim büyük annem Kayseri’de kendisine Efili Ana derler. Dedemin annesi öylesine güçlü kimlikli bir kadınmış ki, yöredeki kadınların sorunları olduğu zaman “Efili bacıya gidelim o çözer” derlermiş. Atına atlar köyden köye gider; danışılacak, gerekirse müdahale edilecek bir iş varsa yaparmış. Çok güçlü bir kadınmış ve dedemin adını “Efili’nin Yusuf” diye yani annesinin kimliği ile anlatırlar. Böylesine güçlü bir gelenekten gelmişiz ama maalesef şimdi analarımız yok. Var fakat yok.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA