PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği ‘nde bağlama ve halk müziği eğitimi alan kursiyerler yaptıkları çalışmaları ve duygularını anlattı. Bağlama çalışırken çok güzel duygular yaşadıklarını belirten kursiyerler, kadınlara çağrıda bulunarak, “Bu tür aktivite içerisinde olmayan kadınlar buraya gelsinler. Gerçekten terapi gibi oluyor. Onun için çıksın gelip bizlere katılsınlar” dediler.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneğinde bağlama ve halk müziği eğitimi alan kursiyerler yaptıkları çalışmaları ve yaşadıkları duyguları PİRHA’ya anlattılar.
“SAZ ÇALMAYI VE ŞARKI SÖYLEMEYİ ÇOK SEVİYORUZ”
Çalışmalardan duydukları mutluluğu anlatan Filiz Aydemir, Hüseyin Şimşek, Nurten Doğan, Cemile Mertoğlu, Sakine Yıldırım, “Çalışmalarımız çok iyi gidiyor. Ortam çok güzel. En azından evime mutlu gidiyoruz. Evde iş bitmez. Bu tür aktivite içerisinde olmayan kadınlar buraya gelsinler. Gerçekten terapi gibi oluyor. Onun için çıksın gelip bizlere katılsınlar” dediler.
“ÇALIŞMALARIMIZ BAŞARILI GEÇİYOR”
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneğinde hem bağlama hem Kore şefi hem de keman hocalığı yaptığını belirten Serdar Baysal, cemevindeki çalışmalar hakkında bilgi paylaştı. 2, 3 ayda bir konser yaptıklarını belirten Baysal, konserlerinin başarılı geçtiğini söyledi. Cemevinde ders alan kursiyerlerin yaş sınırının olmadığını ifade eden Baysal, “9 yaşından başlayıp 80 yaşına kadar bizim öğrencimiz kursiyerimiz var” diye konuştu.
Yeni bir projeye başlattıkların dile getiren Baysal, “Şu anki bir projemiz 50’nin üzerinde bağlama çalan canımızla, deyişlerimizi söyleyebilmek ve semahımızı dönmek. Cemevi yönetiminin de bize desteği sonsuz” dedi.
26 Nisan’da Kaleiçi Yat Limanı’nda bulunan amfi tiyatroda etkinlik yapacaklarını belirten Kore şefi Serdar Baysal, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Bu etkinliğin içerisinde sadece bağlama, semah ya da deyişler olmayacak. Bunun yanında piyano dersimiz veren arkadaşlarımız gelecek. Onlar da bir gösteri yapacaklar. Keman çalan çocuklarımız var. Onlar da bir gösteri yapacak. Bizim gitar hocamız var. Gitar hocamız da tabii 35’e yakın 40’a yakın öğrenci gitar çaldıracak. Akabinde bunlarla birlikte aynı zamanda bendir çalan kursiyerler performans gösterecek.”
PİRHA – Suriye’de Alevilere yönelik yapılanların dehşet verici olduğunu belirten Antalya Tahtacılar Kültür Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Akar, “Yanı başımızda işlenen, Alevi Kırımını lanetliyorum. Buna tahammül etmemiz, kabul etmemiz mümkün değil. Bu yüzyılda inançlarından ötürü insanların yok edilmesi, kırıma uğraması kabul edilir bir şey değil” dedi.
Antalya Tahtacılar Kültür Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Akar Akar, “Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırılarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“İNSANDAN YANA OLAN HERKES SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMI LANETLEMESİ GEREKİYOR”
İnsandan yana, vicdanı olan herkesin de bu iradeyi, dirayeti göstermesi gerektiğini belirten Akar, “Bütün insanlığın bu kırımı lanetlemesi gerektiğini düşünüyorum” diye belirtti.
Alevi inancının Alevi yolunun kadim bir inanç olduğunu vurgulayan Akar, “Bu inanç iki günde oluşmadı, iki günde de katlederek yok edemezler. Osmanlı’dan bu tarafa Aleviler her zaman kırıma ve ötekileştirilmeye uğramışlardır. Ancak yok olmamışlardır” diye konuştu.
“YÜZ YILLARDIR KATLEDİLDİK AMA HİÇBİR CANI KATLEDEN TOPLUM OLMADIK”
Alevi toplumunun barışçıl bir toplum olduğunu dile getiren Akar, “Yedi ulu ozanımızın deyişlerine, şiirlerine bakıldığında sevgiden, hoşgörüden bahseder. Aleviler bir başka bir cana kasteden bir toplum hiçbir zaman olmamıştır. Bizim sevgiyi çoğaltmaktan başka bir şansımız da yok. Ama bunu yaparken de bir arada yan yana durmak, örgütlü ve birlikte olmak önemli” dedi.
“ANTALYA’DA ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİ KURUMLARINI ELE GEÇİRME ÇALIŞMALARI HIZ KAZANMIŞ DURUMDA”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına dönük faliyetlerine de dikkat çeken Akar, “Bunlarla birlikte hareket eden düşkün ve meyilli olan insanlar hep olmuştur. Nasıl ki tarihimizde Pir Sultanlar vardı ise bu yoldan sapanlar da vardı ve bunlar bugünde yarınde olacak. Onun için bizler Yol’umuzun içeriğinden, güzelliğinden vazgeçmememiz lazım” diye belirtti.
“ALEVİLER OLARAK KENDİ CANLARIMLA SIK SIK BİR ARAYA GELMEMİZ ÇOK ÇOK ÖNEMLİ”
Akar, son olarak katliam ve asimilasyon politikalarına karşı Alevi kurumlarının toplumla sık sık bir araya gelmesi çağrısında bulundu.
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Suriye’deki Alevi katliamının ‘terörle mücadele’ gibi bütün dünya kamuoyunu anlatmaya çalışıldığına işaret ederek, “Bu terörle mücadele değil bu resmen bir Alevi kıyımıdır. Suriye’yi Alevsiz bir Suriye haline getirmek istiyorlar, izin vermeyeceğiz” dedi. Öcalan’la İmralı’da yaptıkları görüşmenin detaylarını da paylaşan Hatimoğulları, “Sayın Öcalan, demokratik toplumu inşa etmenin yolunun ’72 millete aynı nazarla bakmak’tan geçtiğinin vurgusunu yaptı” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, gündemdeki gelişmelere dair ajansımıza konuştu.
“KATLİAM MEŞRULAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”
PİRHA: Suriye’de Alevi Katliamı yaşanıyor. Buna dair ne söylersiniz?
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Suriye’de yaşanan katliam hakikaten çok elim acı bir katliam ve Alevilerin tarihleri boyunca yaşadıkları en büyük katliamlardan biri. Ölümle ilgili telaffuz edilen rakamlar korkunç rakamlar, binlerle ifade edilen rakamlar ve hala devam ediyor. Bunu kabullenmek mümkün değil normal görmek mümkün değil. Bugün Suriye’de özellikle kıyı kenarındaki Lazkiye’de Tatrus’ta ayrıca Hama, Humus civarındaki Alevilere dönük çoluk çocuk demeden bir katliam gerçekleşiyor. İnsanların kapıları çalınıyor ve kim çıksa aynı şekilde katlediliyor. Bunu bir ‘terörle mücadele’ gibi bütün dünya kamuoyunu anlatmaya çalışıyorlar. Bu terörle mücadele değil bu resmen bir Alevi kıyımı ve de bir Alevi katliamındır.
Bugün bütün Alevilere ‘Esad artığı’ söylemiyle Alevilerin hepsini potansiyel bir suçlu gibi göstermeye çalışarak dünya kamuoyuna bu katliam meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Biz şunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz; Aleviler hiç kimsenin artığı değildir. Aleviler, Alevidir.
Yavuz Sultan Selim döneminde Lazkiye’den Mersin’e kadar varan bütün o kıyı hattındaki Alevilere dönük zaten çok büyük bir katliam gerçekleşmişti. Geçmiş zamanda Yavuz Sultan Selim’in kılıcından geçmişti Aleviler. Şimdi de benzer bir katliamı yaşamaktayız.
DEZENFORMASYONU ENGELLEMELİYİZ
Şunun altını çizmek isteri; hiçbir zaman Aleviler Suriye’yi tam anlamıyla yönetmiş değildir. Esat ailesinin Alevi olması bütün BAAS parti rejiminin Alevi olduğu anlamına gelmez. Orayı bilenler bilir. Suriye ağırlıklı olarak Sünni Arapların yönetiminde ve etkisinde olan bir yer. Alevi olan bir tek Esat ailesidir, devletin bütün mekanizmalarından ağırlıklı olarak Sünni Araplar vardır. Bunu neden açıklama gereği duydum; bu dezenformasyonu gerekçe haline getirmeye çalışanlara dönük vermemiz gereken bir yanıttır.
KATLİAMIN YAPILMASINI ASLA VE HİÇ KİMSE KABUL EDEMEZ
Ne olursa olsun bu kadar büyük bir insan dramı bu kadar büyük bir katliamın yapılmasını asla ve hiç kime kabul edemez, hiç kimse bunu savunamaz. Bir kısmı HTŞ rejimine bağlı, bir kısmının da SMO’ya bağlı olduğu ifade edilen kimi örgütlerin bu katliamı ciddi bir biçimde gerçekleştirdiklerinin bilgileri var. Bu katliamla çoluk çocuk demeden, kadın erkek ayırmadan herkes katledildi. Bugüne kadar Aleviler hiç kimseye zarar vermemiştir. Aleviler herkesi insan olarak kabul eden ve yaratılan bütün varlıklara eşit nazardan bakan bir toplumdur.
SURİYE’Yİ ALEVSİZ BİR SURİYE HALİNE GETİRMEK İSTİYORLAR
Aleviler bu coğrafyada Gazi’de, Sivas’ta, Çorum’da katledildi. Bunun evveliyatında Dersim Katliamı, Koçgiri Katliamı gerçekleşti. Bu coğrafya ne yazık ki Alevilerin yaşadığı katliamların acılarıyla yoğrulmuş bir coğrafya ve şimdi 21. yüzyılda bu kadar bütün dünyanın gözü önünde orada Aleviler katlediliyor. Bu katliamı gerçekleşmesinin en önemli nedenlerinden biri de oradaki demografik yapıyı değiştirmek olduğunu çok iyi biliyoruz. Bugün Alevilerin çoğu Lazkiye’den koparılmak isteniyor. Evini terk etmeyen katlediliyor ya da kalanlar göçe zorlanmaktadırlar. Onların evlerine başkalarını getirip yerleştirmek istiyorlar. Yani Suriye’yi Alevsiz bir Suriye haline getirmek istiyorlar. Bu katliamın arkasında olan bütün güçlerin böyle bir hedefi olduğunu bizler de farkındayız bunu asla kabul etmiyoruz ve yaşanan Alevi katliamının en şiddetli şekilde DEM Parti olarak kınadık, kınamaya da devam edeceğiz. Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, Avrupa’nın dört bir yanında gücümüzün yettiği her yerde bizler Alevi katliamını durdurmak için çağrılarımızı yaptık, yapmaya devam edeceğiz.
ALEVİLERİ SAHİPLENMEYE ÇAĞIRIYORUZ
DEM Parti olarak diplomatik faaliyetlerimizi de sürdürdük. Bir yandan alanlarda, meydanlarda Alevi canlarımıza sahip çıktık, öte yandan da Alevi canlarımıza yönelik gerçekleşen tarihin görebileceği en büyük soykırımlarından birinin acilen durdurulması için gerek HTŞ’ye etki edebilecek güçler, gerekse bağlı olan diğer örgütlere etki edecek bütün güçlerle elimizden geldiğince görüşmeler de yaptık. Türkiye hükümeti de, Suriye’deki güçler de Avrupa’daki hükümetler de buna dahildir. Biz her kesimi Alevileri sahiplenmeye, aynı zamanda da HTŞ üzerinde ve oradaki örgütler üzerinde etkili olan bütün hükümetleri görev ve sorumluluklarını da yerine getirmeye çağırıyoruz.
ALEVİLERİN BULUNDUKLARI HER ALANDA DAHA FAZLA ÖRGÜTLENMESİNE İHTİYAÇ VAR
Ama aslı şudur, bunu hiçbir zaman unutmayalım; biz Aleviler daha çok örgütlenmeliyiz. Daha çok öz örgütlenmemize önem vermeliyiz. Bugün Suriye’de bizler çok daha fazla örgütlü olsaydık belki bu kadar büyük bir kıyımla karşılaşmayacak, daha güçlü bir mücadele yürütecektik. O yüzden gerek Türkiye’deki Aleviler, gerekse Suriye’deki Aleviler ya da diasporadaki her kesimin çok daha güçlü bir biçimde örgütlenmesi, toplumsal bilinç yaratması ve kendimizi savunabileceğimiz bir örgütlü bilince ve duruşa sahip bir mücadeleyi yürütmemiz gerekiyor.
“HER YERDEN BİR ATEŞKESİN GERÇEKLEŞMESİ VE KATLİAMLARIN DURDURULMASINI HEDEFLEYEN BİR ANLAŞMA”
Demokratik Suriye Güçleri ile Suriye Geçici Hükümeti arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Esad’tan sonra HTŞ’nin, Şam yönetimini ele geçirdiği günden bugüne kadar zaten SDG ile HTŞ arasında bir görüşme vardı. Ben öncelikle şunu belirteyim Kürt halkı oradan güçlü bir örgütlenmeye sahip olmasaydı bugün HTŞ ve benzeri örgütler ya da IŞİD artığı olarak anımlayacağımız örgütler Alevilere yaptığının çok daha fazlasını Kürt halkına yapacaktı. Ama orada Kürt halkının örgütlü duruşu, Kürt halkının IŞİD’e, El-Nüsra ve uzantısı örgütlere karşı verdikleri güçlü mücadeleyle orada güçlü bir öz yönetim oluşturdular. Bu öz yönetim sayesinde de gerçekten Kürt halkı şu anda kendi haklarını güçlü bir biçimde korumaktalar ve ayrıca demokratik Suriye’nin inşası için de önemli bir inisiyatif almaya çalışmaktadırlar.
Bu anlaşma elbette Alevi dünyasında, özellikle Alevi katliamlarının o kadar yoğun yaşandığı günlerde gerçekleşmesine dönük Alevi dünyasında tabii ki kimi eleştirileri var ve aynı biçimde 6’ncı maddeye dönük kimi eleştirilen var. Alevilerin bu eleştirilerini elbette çok iyi anlamaktayız. Yani Aleviler büyük bir katliamla karşı karşıyalar, büyük bir acı içindeler. Alevilerin yürekleri çok ciddi bir biçimde yanıyor. Ancak ben açıklamayla ilgili ayrıca şunu belirtmeliyim; anlaşmanın diğer maddeleri özellikle 1’inci ve 3’ncü maddesi Suriye’de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların yeni oluşacak Suriye’de demokratik bir zeminde haklarına sahip olacakları bir şekilde yaşamasını öngören bir maddelerdir. Aynı zamanda bu anlaşmada sadece Kuzey Doğu Suriye üzerinde değil, Suriye’nin tamamı buna Lazkiye, Hama, Humus bütün kesimler dahildir. Her yerden bir ateşkesin gerçekleşmesi ve katliamların durdurulmasını hedefleyen bir anlaşma aynı zamanda.
ANLAŞMANIN ÇERÇEVESİ KONUŞULDU
Ben Alevi canlarımızın bütün eleştirilerini anlamakla hepsinin farkında olmakla beraber anlaşmanın bu diğer boyutlarına bakmalarını önemle rica ediyorum. PYD’den Alevi canlarımızla ilgili yapılan açıklamaları önemli buluyoruz. Bu anlaşma imzalanmadan önce hem Dürzilerle, hem Hristiyanlarla hem de o bölgede yaşayan Alevilerle bu anlaşmanın çerçevesinin konuşulduğu bilgisi kamuoyuna verildi.
ANLAŞMA BİR BAŞLANGIÇ
Yine aynı şekilde PYD’den, Kuzey Doğu Suriye’nin siyasi temsilcilerinden doğru yapılan açıklamalara dönüp baktığımızda, aslında bunun bir başlangıç olduğunu, bu süreçteki amaçlarının Hristiyanlara, Alevilere, Dürzilere dönük gerçekleşen bütün baskıların ve katliamların durdurulması olduğunu belirttiler.
SURİYE’DEKİ BÜTÜN HALKLAR VE İNANÇLAR ÖZGÜRCE YAŞAYACAK
Bugün Suriye’de HTŞ’nin, ÖSO’ nun El-Nusra ve El Kaide uzantısı örgütlerin inisiyatif aldığı bölgeler var, bu doğrudur. Ancak özellikle Kuzey Doğu Suriye’deki özerk yönetimin’in atmak istediği çok önemli adımlar var. Bunların en önemlisi Suriye’de yaşayan bütün farklı halklar ve inançların eşit yurttaşlık hakkı temelinde, hem can güvenliklerini, hem mal güvenliklerini, hem de inançlarını özgürce yaşayabilmelerini garanti altına alınmasını hedeflemesidir.
KÜRT HALKININ DEMOKRATİK, KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ YAKLAŞIMLARI ÖNEMLİ
Bugün özellikle işte HTŞ gibi IŞİD artığı örgütlere ve IŞİD’in bizatihi kendisinin Suriye’de bir siyasi egemenlik kurmaya çalıştığı bir dönemde burada Kürt halkının demokratik özgürlükçü, kadın özgürlükçü yaklaşımları önemli. En önemlisi de seküler yaklaşımlardır. Bunun altını özel olarak çizmek istiyorum. Bugün Kuzey Doğu Suriye’de Kürt halkının yaratmış olduğu özerk yönetimin kendi toplumsal mutabakatın maddelerine baktığımızda bütün farklılıkları içermektedir. Sadece Kürtleri değil, Arapları, Alevileri, Dürzileri, Ezidileri, orada kim yaşıyorsa hepsini kapsamaktadır.
HALKLAR ARASI DAYANIŞMAYI ÖRGÜTLEMELİYİZ
Ben de Alevi canlarımıza bu taraftan bakmalarını rica ediyorum. Bu sürecin bitmediğini, kırılgan bir süreç olduğunu, bir anlaşmanın her şeye bir şifa olmayacağının hepimiz farkındayız. Mühim olan bundan sonraki süreçte halklar arası dayanışmayı örgütlemek, bundan sonra da yol almak.
Şu an da en mühim ve acil olanı Suriye’de sahil bölgesinde yaşayan Alevilerin üzerindeki katliamın bir an önce, bir dakika bile kaybetmeksizin durdurulmasının sağlanması gerekiyor.
“BU ÇAĞRI ALEVİ CANLARIMIZI DA KAPSAMAKTADIR”
Türkiye’de İmralı merkezli süren bir barış süreci var. Sizde giden heyet içindeydiniz. O görüşmede neler konuşuldu, Alevi toplumunun beklentilerine dair bir değerlendirme oldu mu?
Elbette bugün sayın Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu çağrı tarihi öneme sahip bir çağrı. Türkiye’de yaşanan çatışmalar ve bugüne kadar 10 yıllardır devam eden Kürt sorununun çözümüne ışık tutan bir yaklaşım. Bu çağrı Türkiye’deki demokratik zeminin geliştirilmesi ve örgütlenmesi bakımından çok önemli bir çağrı. Bu çağrı gerçek bir demokratik toplum çağrısı. Bu çağrı Alevilere de, Rumlara da, Türkiye’de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların kendi öz örgütlenmelerini yaratmasının çağrısıdır. Demokratik zeminde bir öz örgütlenmesini yaratmasının çağrısıdır. Sayın Öcalan, bu vurguyu çok fazla ifade etti. Bizler de 1 Ekim’den bu yana gerek Türkiye’de, gerek Avrupa’da hem demokrasi güçleriyle, sosyalist bileşenlerle ittifak yaptığımız güçlerle ve parlamentoda temsili bulunan partilerle, Alevi canlarımız da dahil çok büyük buluşmalar gerçekleştirdik.
ALEVİLERİN TALEPLERİNİ İLETTİK
Özellikle ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ adı altında Türkiye’de, Londra’da, Frankfurt’ta çok önemli toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantılarda Alevi kurumlarının büyük bir temsiliyeti vardı. Bu toplantılarda onların bir mesajı vardı. İmralı’ya dediler ki yapacağı çağrının içinde Alevilerin eşit yurttaşlık hakları olacak mı? Bunu kendisine lütfen iletir misiniz dediler. Bizler de heyette yer aldığımız için, doğrudan ben ve Tuncer eş başkanımıza söylenen bu sözleri sayın Öcalan’a ilettik.
Sayın Öcalan’ın bu konudaki yaklaşımı tam olarak şöyle oldu; biz demokratik toplum çağrısı yapıyoruz. Lütfen bunu bütün Alevi dünyasına anlatın dedi. Alevilere dönük ‘Biz demokrasiyi sadece bir kesim için istemiyoruz, bu çağrı tek başına Kürtlerin demokratik haklarını alması çağrısı değil, Türkiye’nin topyekûn demokratikleşme toplumun topyekûn bir demokratik örgütlenme zeminini güçlendirme çağrısıdır. O nedenle bu çağrı Alevi canlarımızı da kapsamaktadır’ dedi. Ve ayrıca bizlerin çok önemsediği ve bizim ana paradigmamız olan Demokratik Cumhuriyet yaklaşımımız tezimiz, paradigmamız var. Burada zaten demokratik bir cumhuriyeti inşa etme hedefiyle mücadele yürütüyoruz.
TOPYEKÛN BİR TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM ÇAĞRISIDIR
Haklı olarak bütün bileşenleri bizimle beraber ve Demokratik Cumhuriyeti inşa ederken başta Aleviler olmak üzere Türkiye’de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların, eşit yurttaşlık hakkı temelinde haklarının tamamının alınması konusunda ısrarımız yüksekti ve böyle kalacaktır. Hiç kimse bu çağırıyı salt dar manada Kürt halkının dar manadaki talepleri gibi okumasın. Bu topyekûn bir toplumsal değişim ve dönüşüm çağrısıdır.
Sayın Abdullah Öcalan ayrıca çağrısındaki asıl olan metninde şunları da ifade etmektedir. Her sosyal ve kültürel yapı her inanç kendi demokratik zemindeki öz örgütlenmesini hayata geçirmelidir demokratik topluma giden yol buradan geçmektedir. Bunun bugüne kadar Türkiye’de ağzını açan özgürlük talep eden, demokrasi talep eden herkes hapishanelere konuyor. Bunun en büyük gerekçesi olarak da “terörle iltisaklı” diyerek bunu yapmaktadırlar. Sayın Öcalan ‘PKK’ye yaptığım çağrıyla devletin özgürlükleri kısıtlamak, demokratik mücadelenin önünü tıkayan yaklaşımında kullandığı silah olan “terörü” elinden almak istiyorum’ dedi. Çok önemli, tarihi bir tespit. Alevi canlarımızla çok ama çok önemli ve derin görüşmeler toplantılar, buluşmalar yaptık. Biz bu mesajları Alevi canlarımızla paylaştık. Ben buradan sizler aracılığıyla bu çağrının Alevi dünyası açısından öneminin altını bir kez daha çizmek isterim.
“ADIMLARI ATACAK OLAN AKP HÜKÜMETİDİR”
Son olarak Erdoğan’la görüşme için randevu talep edilidi. Erdoğan’da talep gelirse olumlu cevap vereceğini aktardı. Bu görüşmede neler konuşacaksınız?
Tabii bu görüşmenin olması çok önemli. Biz Türkiye’deki bütün partilerle, parlamento temsili olan bütün siyasi partilerle, sol sosyalist bütün güçlerle, demokrasi güçleriyle, emek meslek örgütleriyle, sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yaptık, inanç topluluklarıyla buluşmalar gerçekleştirdik. Şimdi ikinci etabını gerçekleştiriyoruz. Bizler DEM Parti olarak kiminle görüştüysek herkes şunu söyledi; Türkiye’yi de Suriye’yi de kastederek coğrafyamızın barışa ihtiyacı var. Bu çağrının barışa hizmet edeceğine canı gönülden inanıyoruz dediler. Aynı şekilde biliyorsunuz dünya ölçeğinde bu çağrı çok önemli destek mesajları aldı hem devletler hem hükümetler düzeyinde, hem insan hakları kurumları nezdinde, dünyanın her yerinden Suudi Arabistan’a kadar ise Avrupa ülkelerine, Amerika’ya her kesimden destek açıklamaları geldi. Şimdi bütün bu kadar destek oluşmuşken en geniş yelpazede bir mutabakat varken bu barış ve çağrıyla, barışın tesis edilmesiyle ilgili şimdi hiç konuşmayan ya da çok az konuşan kimdir sayın cumhurbaşkanı. Bugüne kadar daha AKP’den doğru henüz yeterince bir açıklama gelmedi, belli başlı iyi niyet mesajları dışında. Fakat bu süreç hayata geçecekse şayet sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısının hayata geçmesi sağlanacaksa, burada pratik adımları atacak ve örgütleyecek olan kimdir, icra makamı kimdir? AKP hükümetidir. Çünkü icra makamı onlar. Bugün devlet adına atılacak adımları icra makamı yapar ve AKP yapmalıdır.
CUMHURBAŞKANI NEDEN BİR ULUSA SESLENİŞ YAPMIYOR?
Bugüne kadar bu konuyla ilgili net bir açıklama yapmamış olmaları, bir zemini güçlendirecek somut adımları atmamış olmaları elbette toplumda kaygı vericidir. Ziyaret ettiğimiz bütün siyasi parti temsilcilerinin hem bizim yaptığımız basına kapalı görüşmede hem de basına açık bölümde şunu ifade ettiler. Hatta bunu gurup toplantılarında parlamentoda grup toplantılarında kürsülerinden de ifade ettiler. Herkesin hazır olduğu bir yerde Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı neden yeterince konuşmuyor, neden ne olacağına dair bir fikir belirtmiyor? Mesela siyasi partilerden biri ‘neden bir ulusa seslenişi yapmıyor?’ diye söylemişti. Bu konuda bütün dünyanın ve Türkiye’nin bir beklentisi var. O bakımdan biz tabii bu görüşme başvurumuz da oldu DEM Parti heyetinin bir başvurusu oldu. Bu görüşme gerçekleşirken elbette bütün bunları kendileriyle de müzakere edeceğiz. Tabii bütün kamuoyu bilgisi dahilindedir. Aslında bu anlaşmanın altyapısını uzun zamandan beri örülmeye çalışılıyordu.
Demokratik barış ve demokratik toplum çağrısı Türkiye’de yaşayan bütün faklı halkları ve inançları içeren bir çağrı. Kürt halkı bugüne kadar çok önemli bir mücadele yürüttü ve siyasi özne olmayı başarabildi. Kürt halkı kendi taleplerini bir siyasal ve toplumsal talebe dönüştürmeyi başarabildi, sesini de bütün dünyaya duyurdu.
KÜRT SORUNUNUN ÇATIŞMA VE ŞİDDETTEN ARINDIRILMASIDIR
Bu bağlamda Türkiye’de de sayın Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu çağrı evet bir yandan Kürt halkının haklarının kazanımıyla ilgili ama çok daha kapsayıcı bir şey. PKK’ye kendini dönüştür diye bir çağrı yaparken, Kürt halkının demokratik siyasete daha büyük bir katılım sağlamasını talep etti ve Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak yasal, hukuki, demokratik bir zeminde çözülmesinin kapılarının aralanmasını istedi.
DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA ETMENİN YOLUNUN ’72 MİLLETE AYNI NAZARLA BAKMAKTAN GEÇTİĞİNİN VURGUSU YAPILMIŞTIR”
Öcalan’ın paylaştığı ‘Barış ve Demokratik Çözüm Çağrısı’ Aleviler için ne ifade ediyor?
Biz 100 yıllık Türkiye tarihine dönüp baktığımızda Aleviler bu coğrafyada 100 yıldır katledilmektedir. Biraz önce yaşadığımız katliamları tek tek sıraladık hala katledilmekteyiz. Hâlâ Türkiye’de bu koşullarda evleri işaretlenen Aleviler var. Bunun son bulması gerekiyor.
Aslında bu çağrı Alevilerin çok önemli felsefesi olan “bizler 72 millete aynı nazarda bakanlarız”ın ana fikrini içermektedir. Bu çağrıda demokratik toplumu inşa etmenin yolunun ’72 millete aynı nazarla bakmaktan geçtiğinin vurgusu yapılmıştır. Bunları sayın Abdullah Öcalan kendisine Alevilerin bu konudaki görüş ve önerilerini sunduğumuzda, bunları ifade etti. Bu anlamıyla da kendisinin yaklaşımı Alevi inancını özgürce yaşayacağı, hiç kimsenin Alevilerin inanç merkezlerine cümbüş evi diyemeyeceği, Alevilerin evlerini işaretlemeyeceği ve katletmeyeceği üzerinedir. Herkesin öz haklarına kavuşmuş oldukları bir demokratik cumhuriyetin inşasının kapılarını açıyorum diyor bu çağrıda.
“SAYIN ÖCALAN’IN BU ÇAĞRISI AYNI ZAMANDA BU VAHŞETİ, BU KATLİAMLARI BİTİRME ÇAĞRISIDIR”
Son olarak ne söylemek istersiniz?
Gerek Türkiye’de, gerek Avrupa’da, gerekse Ortadoğu’da yaşayan bütün Alevi canlarımıza şu çağrıda bulunmak isterim; sayın Abdullah Öcalan’ın toplumu demokratikleştirmeyi hedefleyen barış çağrısına hep birlikte sahip çıkalım. Bu çağrı önemli bir çağrıdır. Bu çağrı bizim coğrafyamızın bu kanayan yarası olan savaş ve çatışmaların, kanayan yarası olan din ve mezhep çatışmalarının bitirilmesi için oldukça önemli bir çağrı.
Bu çağrıya bizler gerçekten Alevi canlar olarak güçlü bir destek vermeyi başarabilirsek, sahiplenmeyi başarabilirsek, biz hem Türkiye’de hem Suriye’de Alevi canlarımızın görmüş olduğu bu muameleye, yaşamış olunan bu acı dolu katliamların son bulması için önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz.
Lazkiye’deki canlarımızı unutmayalım. Alevi katliamına karşı nerede olursak olalım sesimizi demokratik zemin içinde mücadelemizi en güçlü şekilde, hep birlikte sergileyelim. Alevi canlarımıza her yerde ve her şekilde sahip çıkmaya çalışalım. Şunu unutmayalım ki sayın Öcalan’ın bu çağrısı aynı zamanda bu vahşeti, bu katliamları bitirme çağrısı da.
PİRHA-AKP tarafından 300 dede için planlanan Kerbela gezisine tepki gösteren Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, “Siyasi iktidar Alevileri yok sayıyor. Yok sayılan Alevilerin Kerbela’ya gitmek gibi bir dertleri olmaz. Biz eşit vatandaşlık istiyoruz. Hak ve özgürlüklerimizi istiyoruz” dedi.
Abdal Musa Dergâhı postnişini Hüseyin Eriş, belirlenecek 300 dedenin AKP hükümeti tarafından organize edilen program kapsamında Kerbela’ya götürülmek istenmesine ilişkin PİRHA‘ya konuştu. Siyasi iktidarın Alevileri yok saydığını belirten Eriş, “Biz eşit vatandaşlık istiyoruz. Hak ve özgürlüklerimizi istiyoruz” dedi.
“Bu mevcut iktidarın siyasi bir tercihi” diyerek sözlerine başlayan Eriş, iktidarın Alevileri tanımadığını söyledi. Eriş, planlanan programların çıkar amaçlı olduğunu belirtirken, şöyle konuştu:
“Bugüne kadar Alevilerin en elzem olan cemevleri yasal bir statüye kavuşmadıysa, bu iktidar bunu yasal olarak kabul etmediyse zaten Alevileri yok sayıyor demektir. Yok sayılan Alevilerin ne talebi olabilir ki? Yok sayılan Alevilerin Kerbela’ya gitmek gibi bir dertleri olmaz. Çünkü yoklar yani. Yok olan bir şey yoktan var olmaz ki. Dolayısıyla bu iktidarın tercihi. İktidar, “Alevi halkına biraz yakın olabilir miyiz? Bunlardan bir şeyler koparabilir miyiz?” diye düşünüyor.”
“EŞİT VATANDAŞLIK İSTİYORUZ BAŞKA DERDİMİZ YOK”
İçişleri Bakanlığı yetkililerinin kendilerini de ziyaret ettiğini kaydeden Eriş, “Bizim buraya kadar geldiler. Bizden taleplerimizi sordular. “Ne ihtiyacınız var? Ne tür talepleriniz var?” dediler. İlk talebimiz cemevlerinin yasal statüye kavuşmasıydı. Biz hiç kimseden bizi Kerbela’ya götürün demedik. Kerbela‘ya götürülme talebimiz olmadı. Olmaz da zaten. Dolayısıyla da bu konudaki düşüncelerimiz net. Biz eşit vatandaşlık istiyoruz. Hak ve özgürlüklerimizi istiyoruz. Cemevlerimizin yasal statüye kavuşmasını istiyoruz. Dolayısıyla biz de Türkiye’de birinci sınıf vatandaş olmak istiyoruz. Başka bir derdimiz yok” ifadelerini kullandı.
PİRHA- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek’in Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştirmesini değerlendiren Nazilli Cemevi Başkanı Veysel Adak, bu ziyaretin kendileri için bir anlam ifade etmediğini söyledi. Adak, 18 yıllık AKP iktidarı döneminde Alevilerin hak ve taleplerinin görmezden gelindiğini hatırlatarak, “18 yıldır cemevleri talepleri dile getirilmedi de bugün mü aklınıza geldik?” diye sordu.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek, Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştiriyor. Alevi toplumu haklarının, somut taleplerinin hükümet tarafından kabul edilmesini beklerken, bu tarz ziyaretlerin iyi niyetli olmadığını belirtiyor.
PİRHA‘ya konuşan Nazilli Cemevi Başkanı Veysel Adak, Alevilerin hak ve ve taleplerinin AİHM kararlarına rağmen uygulanmadığına işaret ederek, Aleviler olarak hükümetten bir beklentileri olmadığına vurgu yaptı.
“18 YILDIR TALEPLER DİLE GETİRİLMEDİ, BİR PARMAK BALA KANMAYAYIZ”
Adak, İçişleri Bakan danışmanı Ali Arif Zeybek’in kendilerini arayıp ziyaret edeceklerini bildirdiğini söyleyerek, “Bizi de aradılar içişleri müsteşarı gelip bizi ziyaret edecekmiş. İçişleri Bakanı Sekreteri bizi de aradı. Konu nedir diye sordum. Cemevlerinin talepleri neyse dile getireceksiniz, onun için gelip sizi ziyaret edecek denildi. Kendisine 18 yıldır cemevleri talepleri dile getirilmedi de bugün mü aklınıza geldik, diye sordum. Gelip görüşebileceğimizi söyledik” diye konuştu.
AKP iktidarının bu konudaki samimiyetsizliğini eleştiren Adak, “Maraş, Çorum, Sivas, Ankara Gar katliamı var. Katliamlar durmadan devam ediyor. Bizim bunlara karnımız toktur. Ağzımıza bir parmak pal çalacaklar biz onların çaldığı bala da kanmayız. Biz yine dik duruşumuza devam edeceğiz” diyerek tepki gösterdi.
“AİHM KARARLARI İHLAL EDİLİYOR”
Alevilerin hak ve ve taleplerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen uygulanmadığına işaret eden Adak, şunları kaydetti:
“Bizim haklarımız ne yazık ki verilmiyor. Bizim davamız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti. AHİM kararına rağmen haklarımız hala da bize verilmiyor. Ceza ödüyor ama haklarımızı bize vermiyor, vermez de. Bizim bu hükümetten herhangi bir beklentimiz yoktur.”
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri, halk arasında Khale Xızır ismiyle bilinen Dersimli 65 yaşındaki Veli Yıldız’ın tutuklanmasına tepki göstererek, derhal serbest bırakılmasını istedi.
Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, evine yapılan jandarma baskınıyla gözaltına alınan ve tutuklanarak Elazığ Cezaevine gönderilen Dersimli Veli Yıldız için adalet çağrısında bulundu.
Halk arasında Khale Xızır ismi ile bilinen Veli Yıldız’ın serbest bırakılması istenen açıklamada, “65 yaşında beyazlar içerisinde, mahkemede ifadesi şu oldu; “Biz Xızır’ın torunlarıyız. Atalarımız da haksızlık kurbanı olup Elazığ cezaevlerinde yattı. Biz de haksızlığın kurbanı olduk. Hiçbir insana ve canlıya zarar vermedim. Herkese kapımı açtım, iyilik yaptım. İnancımın yolunu sürdüm. Adaletsizliğe kurban gittim…” sözlerine dikkat çekildi.
“NEHAK’IN ZORUNA GİDEN, HAKİKAT AŞKIDIR”
Veli Yıldız’ın gece kapısına kilit vurmayan, gönlünün kapılarını külli varlığa açmış kamil bir insan olduğunun belirtildiği açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
“Evet Veli Yıldız Harde Dewreş’in hakikatini her hali ile yaşamış, jiyar ve diyarlarına niyaz olmuştur. Kurda, kuşa, börtü, böceğe Kamil İnsan düsturu ile haldaş olmuştur. Hakkın emri rızası olan ikrarlı yaşama dönmüş yüzünü. Avrupa’da yaşarken de Harde Dewreş’in özlemi ile yaşamış ve cemalini topraklarına dönmüştür. Toplumunun, toprağının derdine yoldaş olmuştur. Nehak’ın zoruna giden de bu hakikat aşkıdır. En değerlimize, hakikat haldaşına zulüm bu nedenledir. Nehak Dersim’i görmek istemez; yüzüne değen hakikat renginden, ışığından korkar. Suçunu, zulmünü hatırlatır hakikat. Onu teslim almak ister. Esir etmek ister.”
“REY HEQ, ALEVİLİĞİN DÜNYAYA AÇILAN VİCDANINA, ZİNDAN KAPILARINI GÖSTERMİŞTİR YİNE”
Veli Yıldız’ın Xızır’ın dilini söylediği ve Xızır’ın aşkına cümle varlığa niyaz olduğu ifade edilen açıklama şöyle devam etti:
“Khale Xızır yaşayan Dersim’in görünen ‘Beyaz Donlu’ vicdanlı duruşunun örnek olmasına katlanamamıştır. Reya Heq Aleviliğin dünyaya açılan vicdanına zindan kapılarını göstermiştir yine. Korkutan; meşeden gıdasını alan köklerine olan aşkıdır. Munzur’dan gıdasını alan ikrarlı duruşudur. Köklerine çağırıyordu. Bulduğu şifanın kıymetini anlatıyordu. Çocuklara rehber oluyordu. Dilini konuşmaktan uzaklaşan Dersimliye Xızır’ın dilini hatırlatıyordu. Dönmek ne de kıymetli gerçektir diyordu. Giyindiği beyazlar içerisinde Kamil İnsanın barış kokan sevgisinin muazzam kapsayıcılığı Nehak zulümkarları korkutuyordu. Dünya ile kendisi gibi olunca da ilişki kurabileceğini gösteriyordu. Devşirme akla karşı dirençti o kıyafet, o niyaz, o ikrar. Karanlığa gömülmüş devşirmeler (gizli tanıklar) bu zamanlarda ortaya çıkarılır. Karanlık emeller için. Onlara yalanlar dizdirilir. Kalan son Dersim renkleri, Hakk Yol Aleviliğin derwişane kemalini yok etmek için. İbret olsun diye herkesin gözü önünde yapılır bu işler. Dersim Katliamı’nda yaptıkları gibi. Mesele artık son zerresine kadar teslim almaktır. Gerisi ile baş edeceğini bilir Nehak. Lakin Munzur’a benzedi mi can, Düzgün Baba’ya döndü mü cemalini, Haskar’a, Jele’ye döndü mü ruhunu o teslim alınamaz, ona zalimin ne bakacak yüzü ne de gücü vardır. O Harde Dewreş’e boyun büktürmek istiyor.”
“BİZ ALEVİLER İÇİN TEMEL DÜSTUR ŞUDUR: KÜÇÜK DEVLET, BÜYÜK ADALET”
Açıklamada, “Biz Aleviler için temel düstur şudur: ‘Küçük Devlet, Büyük Adalet’. Xızır günlerinde Hakk Yol Alevilere yapılan bu zulme karşı her Alevi can, durduğumuz yerden karşı durmalıyız. Herkes gayreti kadar. Bu zulmü kabul etmiyoruz. Veli Yıldız derhal serbest bırakılmalıdır. Mazlum çaresiz, mekan rızasız, zaman sahipsiz değildir” ifadeleri kullanılarak Veli Yıldız’ın serbest bırakılması için çağrıda bulunuldu.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Sivas Katliamı’nın 27. yılı vesilesiyle yazılı açıklama yaparak, katliamda hayatını kaybedenleri andı. Açıklamada, devletin Alevi katliamlarını unutturma çalıştığına dikkat çekildi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Sivas Katliamı’nın 27. yılı vesilesiyle yazılı açıklama yaptı. Bu toprakların kadim halklarından ve kültürlerinden olan Alevi halklarına karşı insanlık suçu işlendiğine dikkat çekilen açıklamada, “2 Temmuz; Sivas’ta Hakikat ve özgürlük arayışında bulunan Reya Heq Alevilerine karşı, tekçi ulus devlet anlayışının Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı’dan devraldığı sistematik katliam politikalarının devamı niteliğindedir” denildi.
Dersim, Koçgiri, Çorum, Malatya ve Maraş katliamlarının hatırlatıldığı açıklamada, Sivas Katliamı’nda sadece Alevilerin hedef alınmadığı, mazlumların ve ötekilerin de hedef alındığı belirtildi.
Açıklamada, “Özgürlük, eşit yurttaşlık isteyen Kürtleri, hak arama mücadelesi veren emekçileri, toplumun tüm ötekilerini hedef aldı. Bu katliamla toplum topyekün bir sessizliğe sokulmak istendi. Özgürlük isteyen Aleviyi, Kürdü, aydını, öğrenciyi, emekçiyi dilsizleştirmek istediler. Ancak başaramadılar!” denildi.
TALEPLER YENİLENDİ
Hakikat ve adalet arayışlarının devam ettiğinin altı çizilen açıklamaya şöyle devam edildi:
” 27 yıldır katiller hala adil olarak yargılanmadı. Başta Madımak Katliamı olmak üzere tüm Alevi katliamlarıyla yüzleşme olmadı. Yüzleşme olmadığı sürece yaralarımız hep kanayacak ve bu travma ile yaşayacağız. Çünkü katliama uğramış halklar hep bu travma ile yaşarlar. Söz konusu travmayı aşmanın yolu, hakikatlerle yüzleşme, adil bir barış, demokratikleşme ve helalleşmedir.”
Sivas Katliamı’nın 27. yılında katliamla yüzleşme talepleri şöyle sıralandı:
Madımak Oteli “utanç müzesine” dönüştürülmelidir.
Devlet katliamı planlayanların, uygulayanların bağımsız adil bir yargı önünde hesap vermelerini sağlamalıdır.
Katliamla ilgili arşivler açılmalıdır.
Haklarında kırmızı bülten olmasına karşın Avrupa ülkeleri arananları iade etmemişlerdir. Bu ülkeler katilleri iade etmelidir.
“BULUNDUĞUMUZ HER YERDEN SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMELİYİZ”
Devlet yetkililerinin Alevi katliamlarını unutturmaya çalıştığına dikkat çekilen açıklamada şunlar ifade edildi:
“Bizler yüzleşmek ve adalet için Madımak’taki 33 canımızın katillerinin peşini bırakmayacağımızın sözünü veriyoruz. Fakat acılar birdir, anaların gözyaşları aynıdır. Herkes kendi acısına yanarak bu katliamlarla yüzleşemez. Bunu biliyoruz. Bizler zalimin zulmüne uğrayanlar olarak, bu coğrafyada zulme uğrayan musahip halklarla, onların acılarını da acılarımıza katarak aynı duyarlılıkta hareket etmeliyiz.Onlarla birlikte yüzleşme talebimizi güçlü bir demokrasi mücadelesine dönüştürmeliyiz.
Cemevlerimize, inanç mekanlarımıza, kutsal alanlarımıza, mezarlarımıza saldırıların olduğu, kendisinden olmayana nefret söyleminin arttığı, Alevilere karşı işlenen nefret ve hakaret suçlarının cezasız kaldığı, halk iradesinin gasp edildiği, pandemi sürecinde devletin politik tutum izleyip cezaevinde yaşanan hak ihlalleri ve salgın kapsamında yetersiz önlemleri ile siyasi tutsakların adeta ölüme terk edildiği bir süreçte, bulunduğumuz yerden meydan kurup sözümüzü daha güçlü söylemeliyiz.”
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, anma etkinliğini 29 Haziran Pazartesi günü saat:17:00’de gerçekleştirecek.
PİRHA- Sivas Divriği Kültür Derneği 1993’te Sivas Madımak’ta gericiler tarafından yakılarak katledilen 33 candan biri olan gazeteci ve fotoğrafçı Mehmet Atay için ‘Karanlıktan Aydınlığa’ şiarıyla Mehmet Atay Fotoğraf sergisi gerçekleştirecek.
İstanbul Taksim Suriye Pasajı’nda yer alan Sivas Divriği Kültür Derneği 1993’te Sivas Madımak’ta gericiler tarafından katledilen 33 candan biri olan gazeteci, fotoğrafçı Mehmet Atay anısına ‘Karanlıktan Aydınlığa’ şiarıyla fotoğraf sergisi etkinliği gerçekleştirecek.
Her yıl gerçekleşen etkinliğe katılım herkese açık ve ücretsiz olacak.
Etkinliğe katılım şartları şunlar:
– Katılımcılar en fazla 2 fotoğraf ile katılabilirler.
-Yapıt gönderenler, yapıtların kendilerine ait olduğunu beyan ve kabul ederler.
-Seçici kurul yapıtların kurallara aykırılığını saptarsa yapıtı geri çevirme yetkisine sahiptir.
Yapıtların Özellikleri ve Boyutları:
-Fotoğraflar dijital olarak kabul edilecektir.
-Fotoğrafların JPEG formatında. en az 20×30 cm boyutunda ve 300 dpi çözünürlükte olması gerekmektedir.
-Yapıtlar etkinliğin konusuna uygun olmalıdır.
Yapıtların Gönderilmesi ve işaretlenmesi:
-Yapıtlar internet üzerinden gönderilecektir. Katılımcıların kişisel bilgilerini (isim adres, telefon ve mail) ve eserlerini
infoldivrigi.org.tr ve redfotograf@gmail.com adreslerine e-mail olarak göndermeleri gerekmektedir.
Son Katılım Tarihi: 29 KASIM 2019 Sergi yeri ve etkinlik programı daha sonra açıklanacaktır
Mehmet Atay Kimdir?
1968 baharında, Sivas Divriği Göndüren Köyü’nde doğdu. Gazi Üniversitesi Maliye Yüksekokulu mezunuydu. Oluşum Tiyatrosu oyuncusu, Çağdaş Divriği Gazetesi muhabiri, amatör fotoğrafçıydı. Aynı zamanda İstanbul Divriği Kültür Derneği yönetim kurulu üyesiydi.
Bu düzenin sömürüsüne, gericiliğine ve haksızlığına karşı koymuş, herkesin bir koyup üç almak için savaş çığırtkanlığı yaptığı o dönemde barışı, hem de koşulsuz barışı dillendirenlerin ön saflarında yar almıştır. Çocukları bombalar değil de sevgi büyütsün istiyordu. Bütün derdi barış ve insanca bir yaşamdı, özgürlük, dostluk ve barış için gittiği ozanların diyarı Sivas’ta yıllarca mücadele ettiği gericiler tarafından 2 Temmuz 1993’ta 32 aydınımızla birlikte Madımak Otelinde yakılarak katledildi.
Emine Bulut’un, eski eşi tarafından katledilmesinin ardından birçok ilde kadın cinayetlerine tepki için yurttaşlar sokağa çıktı.
Kırıkkale’de, Emine Bulut’un 4 yıl önce boşandığı eşi Fedai Baran tarafından 10 yaşındaki çocuğunun gözü önünde bıçaklanarak katledilmesinin ardından kadın cinayetlerine tepkiler artıyor. Sosyal medyada gün boyu tepkilerin dile getirildiği vahşete karşı farklı illerde sokağa çıkıldı.
TEKİRDAĞ – ÇORLU
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde kadınlar cinayetlere tepki için sokaktaydı. Çorlu Kadın Platformu tarafından Heykel Meydanı’nda bir basın açıklaması yapıldı.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Artık bir kişi daha eksilmeyeceğiz. Öfkemizle, hıncımızla kadın düşmanı politikalarına karşı duracağız. İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatacağız, nakafa hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, kadınların can simidi olan Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasasından taviz vermeyeceğiz. Kadınların bu ülkede can güvenliği sorunu varken bizler yaşam hakkımız için sokakta, adliye koridorlarında olmaya devam edeceğiz. ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’, ‘Ölmek İstemiyoruz’, ‘Bir kişi daha eksilmeyeceğiz’ diyerek kadın dayanışmasını ve mücadelemizi yükselteceğiz.”
İSTANBUL – KADIKÖY
İstanbul Kadıköy’ de cinayetlere tepki için Mehmet Ayvalıtaş Parkı’nda buluşan kadınlar, buradan Moda’ya yürüdü. HDP İzmir Milletvekilleri Serpil Kemalbay ve Oya Ersoy’un da katıldığı yürüyüşte sık sık “Erkek vuruyor, devlet koruyor”, “Kadın cinayetleri politiktir” ve “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” sloganları atıldı.
Moda’ya yapılın yürüyüşün ardından burada bir basın açıklaması yapıldı. Kadınlar Birlikte Güçlü’nün açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Biz kadınlar yaşamak istiyoruz! Şiddetin, tacizin; ölüm tehditlerinin ve baskıların olmadığı eşit ve özgür bir hayatı istiyoruz! Son 3 günde: Ağrı’da Emine Nuyan’ı ayrı yaşadığı kocası Özkan Nuyan ‘gel, boşanmayı kabul ediyorum’ diye kandırarak buluşmaya çağırdı ve öldürdü. Konya’da uzaklaştırma kararı almış olan Tuba Erkol’u çocuklarının önünde 20 kere bıçaklayarak öldüren kocası ‘pişman mısın?’ sorusuna ‘namus için pişman mı olunur?’ dedi. Kırıkkale’de Emine Bulut boşandığı kocası tarafından kızının önünde öldürüldü, geriye Emine’nin ‘ölmek istemiyorum’ sözleri kaldı.
Hiçbir kadın ölmek, şiddete, tacize, tecavüze maruz bırakılmak istemiyor. İşte tam da bu yüzden erkek şiddetini önleyen yasalara, 6284 sayılı kanuna, İstanbul Sözleşmesi’ne, kadınları koruyan mekanizmalara ihtiyacımız var. Ama her gün hayatlarımızı dar eden bu şiddete rağmen bir de haklarımız ellerimizden alınmak isteniyor. Kadınlar boşan(a)masın diye ‘zorunlu arabuluculuk’ getiriliyor, şiddet uygulayan erkek ‘evden uzaklaştırılmasın ki canı sıkılmasın’ deniyor, ‘İstanbul Sözleşmesi feshedilsin’ sesleri yükseliyor. Bu gibi sözler şiddetin, kadın cinayetlerinin ortağı! Üstüne üstlük metrobüsteki tacizci Fatih Özdemir gibileri, cinsel istismarcılar, katiller serbest bırakılırken kendini savunmak zorunda kalan kadınlar cezalandırılıyor… Biz failleri aklayan, şiddeti önleyici mekanizmaları uygulamayan, tam tersine şiddetten yine kadınları ‘suçlu bulan’ düzene isyan ediyoruz! İsyanımız hayatımız için!”
İSTANBUL – AVCILAR
İstanbul’un Avcılar ilçesinde Kent Konseyi çağrısıyla Havuzlar Meydanı’nda bir araya gelen demokratik kitle örgütü temsilcileri, kadın cinayetlerine tepki gösterdi. CHP Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli’nin de katıldığı eylemde bir basın açıklaması okundu.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Sabah saatlerinde sosyal medya hesaplarına bir kadının, bir çocuğun çığlıkları düştü. Çocuğunun gözünün önünde öldürülen Emine Bulut’un görüntüleri ise her yerde… Kimse bu cinayetten kendini aklayamaz: Kadın katillerine indirim uygulayanlar, haklarımıza saldıranlar, Emine’nin cinayetine ortaktır. Boşanmaları engellemeye çalışan, boşanan kadınları ‘ahlaksız hayatlar yaşamakla’ suçlayan, nafakayı kaldırmaya çalışan, 6284 sayılı Koruma Yasası ile alınan koruma kararlarını kadınların suistimal ettiğini söyleyen, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilelim diyen siyasal iktidar ve onların yanındakiler duydunuz mu Emine’nin çığlıklarını?
İktidarın kadınlara çizdiği muhafazakar sınırlar nedeniyle öldürüldü Emine Bulut. Hükümet, ‘Bu ülkede kadınların öldürülmesine izin vermeyiz, yasaları güçlendiririz, bir kadının burnu kanasa devlet onu oradan alır, güvenli bir yere yerleştirir ve asla erkeği haklı görmez’ demediği için, bu ülkede her gün kadınlar öldürülüyor. Siyasi iktidarın 18 yıldır söylediği aile, ailenin kutsallığı, aileleri koruma siyaseti kadınların ölümü demek. Bunu bugün Türkiye bir kez daha gördü.
Emine’nin ölümü ile ilgili haberler sosyal medyada yer aldıktan sonra ‘cani eski koca’, ‘cezasını bulacak’, ‘yargılanacak’, ‘erkeklik bu değil…’ gibi sözler yükselmeye başladı bile… Bunlara bizim karnımız tok. Bu bir cani adam cinayeti değil, sinirlerine hakim olamamış ruh hastası bir adamın yaptığı münferit bir cinayet ise hiç değil. Devletin kadınları ısrarla sıkıştırdığı şiddet cenderesinin sonuçları bunlar.
O yüzden şimdi siyasal iktidarın bütün temsilcileri susun, tek bir kelime bile etmeyin. Söyleyeceklerinizi biliyoruz ve artık o sözleri duymaya tahammülümüz kalmadı. Biz kadınlar, bugün Emine’nin, kız kardeşimizin yasını tutuyoruz. Tıpkı diğer kadın cinayetlerinde olduğu gibi susmayacağız. Emine’nin ‘ölmek istemiyorum’ diyen çığlıkları kulaklarımızda, yaşam hakkımızı savunacağız. Nafaka ile ilgili değişiklik yapmanıza izin vermeyeceğiz, 6284 sayılı yasaya dokunamayacaksınız, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenize engel olacağız. Aile içinde çizdiğiniz o sınırda yaşamayı kabul etmeyeceğiz.
ANKARA
Ankara Kadın Platfromu, yaptığı eylemle kadın cinayetlerine tepki gösterdi. Kuğulu Park’ta bir araya gelen kadınlar, burada bir basın açıklaması yaptı.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Öfkeliyiz, kızgınız, üzgünüz. Emine’nin ölümüne neden olanları bildiğimiz için ama en çok. Kadınların şiddete uğradığı, cinayetlerin hiç hız kesmediği bu ülkede, kadınlara ısrarla ‘boşanmayacaksınız’ denildiği için öldürüldü. Dünyanın en normal şeylerinden biri olan boşanmak bu ülkede aile üzerinden inşa edilen politikalar nedeniyle adeta suçmuş gibi konuşuluyor. Boşanan kadınları sapkın hayatlar yaşamakla suçlayan, boşanmaları ne pahasına engellemek için Meclis’te komisyonlar kuran, aileleri parçalatmayacağız diye dört bir yerden açıklamalar yaptıran, nafakayı kaldırmak için yasa hazırlıkları yapan, şiddete ilişkin koruma kararları almamızı sağlayan 6284 sayılı yasayı kaldırmak isteyen, İstanbul Sözleşmesi’nden devletin imzasını çekmesi için uğraşan siyasal iktidar Emine Bulut’un ölümünün sorumlusudur.
MERSİN
Mersin Kadın Platformu da kadın cinayetlerine tepki göstermek için sokağa çıktı. Pozcu İş Bankası önünde toplanan kadınlar, burada “Kadın cinayetleri politiktir”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” ve “Emine Bulut isyanımızdır” sloganı attı.
Yapılan basın açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi:
“Bu ülkede kadın katliamı var. Bu ülkede kadınlar erkekler tarafından her gün, herkesin gözleri önünde sistemli olarak öldürüyor. Ama kadınlar ölmek istemiyor! Bizler yaşamı istiyoruz! Emine Bulut hepimizin gözleri önünde öldü. Son sözü ‘ölmek istemiyorum’du. Bir kadın katledilirken son sözü ‘ölmek istemiyorum’ ise, bugün burada bu saatte Mersin’de yan yana gelmişsek ve dişlerimiz kenetli, yumruklarımız sıkılmışsa bu yan yana geliş bir öfke çığlığı olacak ve Emine Bulut’u öldüren düzen artık yerle bir olacaktır. Sözlerimizi isyanımızla birleştirip, öfkemizi mücadeleye dönüştüreceğiz.
PİRHA – PSAKD’nin 15. Olağan Kongresi’ne katılan delegeler, AKP’nin tekrar ilan ettiği OHAL’in ardından, 24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleşecek erken seçim kararına ilişkin, Alevilerin tavrının ne olması gerektiğini PİRHA’ya değerlendirdi.
PSAKD’nin 15. Olağan Kongresi’ne katılan delegeler erken seçim kararına ilişkin PİRHA’ya konuştular.
“BASKIYLA SEÇİM OLMAZ”
İstanbul Güngören PSAKD Yöneticisi Gülender Kaygusuz “Seçime gitmiyoruz, birisinin istediği doğrultuda bir seçim olmaz, adaletli olmaz kesinlikle kabul etmiyorum. Kesinlikle onaylamıyorum. Baskıyla seçim olmaz. CHP, HDP ve herkes birleşmelidir. Yoksa kesinlikle olmaz, başka yolu yok” diye konuştu.
Diyarbakır Cemevi Dedesi Hidayet Ulugerçek ise şunları aktardı:
“Bu seçim 24 Haziran’dan çok önce hazırlanmıştır. Aniden ortaya çıkardılar. Ne zaman seçim yapılacak olursa olsun biz Alevi toplumu olarak birlik ve beraberlik içerisinde olmamız gerektiği bir gündeyiz. Bu, Alevi ve Kürtler için son şanstır.”
PİRHA – KHK ile kapatılan Tv10’un yeniden açılması için kanal emekçilerinin başlattığı eylem 43. haftasında da devam etti. Galatasaray Meydanı’ndaki Tv10 eylemini destekleyen Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Ülkede yaşanan haksızlıkların, hukuksuzlukların dışarıya yansımaması, dünyayla ve Alevilerle buluşmaması adına operasyon yapılan Tv10’u biz derhal geri istiyoruz” dedi.
Haberin Videosu
43. haftasında İstanbul Galatasaray Meydanı’nda kapatılan Tv10 eylemine Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Munzur Çevre Derneği Başkanı Ali Yıldız, Devrimci Halkın Birliği temsilcileri, Anadolu Erenler Cemevi Başkanı Ali Çiftçi, yazar Mukaddes Çelik, yazar Mehmet Akar, İnsan Hakları Aktivisti Hasan Hayri Alkan, cumartesi insanları ve insan hakları savunucuları katıldı. “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”, “Nuriye ve Semih yalnız değildir” sloganları atıldı.
“ÜLKE TEK SESLİ BİR KOROYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”
Tv10 emekçileri adına konuşan Tv10 Programcısı Veli Haydar Güleç, 43 haftadır bu toplumun kesilen nefes damarlarının açılması için çaba gösterdiklerini kaydetti. Halkın haber alma hakkının ve ifade özgürlüğünün engellendiğini vurgulayan Güleç, ülkenin tek sesli bir koroya dönüştürüldüğünü belirtti.
NURİYE VE SEMİH’TEN HABERDAR MISINIZ?
Cezaevi koşullarında işlerine geri dönmek için açlık grevine devam eden eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı unutmayan Güleç, “Bu ülkede insanlar açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. 150 güne yakındır Nuriye ve Semih açlık grevinde. Bu toplumun kaçta kaçı bundan haberdar” şeklinde konuştu.
“HUKUK AYAKLAR ALTINDA ÇİĞNENDİ”
HDP’nin Diyarbakır’da başlattığı ‘Adalet ve Vicdan Nöbeti’nin beşinci gününde olduğunu hatırlatan Güleç, bu tür eylemlerin bu ülkenin geleceği açısından önemli olduğunu vurguladı. Çağlayan Adliyesi’nde beş gün boyunca görülen Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarının davasına da dikkat çeken Güleç “Hukuk bugün yok denecek noktaya getirilmiş durumda. Bu ülkede adalet ve hukuk diyenler aslında bu ülkede hukukun ve adaletin nasıl ayaklar altında çiğnendiğini son davalarda hep birlikte tanık olduk” dedi.
“TV10 ALEVİLERİN MEDYASIYDI”
Güleç’in ardından konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Alevilerin sesi olan Tv10’un 43 haftadır sessiz sakin, Alevilerden bihaber kendi mücadelesini sürdürmeye çalıştığını belirterek, Tv10’un Alevi kurumları için çok önemli bir yayın aracı olduğunu vurguladı.
Deniz sözlerini şöyle sürdürdü:
“Alevilerin medyasıydı. Eksikliğini özellikle Alevi takvimlerinde görmüş olduk. 2 Temmuz’da Sivas’ta, 3 Temmuz’da Çorum’da şehitlerimizi anarken, 4 Temmuz’da Hacıbektaş’ta dergahımıza sahip çıkarken canlı yayınlarıyla bizim anmalarımızı, eylemlerimizi bırakın Türkiye’yi tüm dünyayla buluşturuyordu. Bu sene bunun yokluğunu ciddi bir şekilde hissettik.”
“EKSİKLİĞİNİ HİSSEDİYORUZ”
5 Ağustos’ta Hacıbektaş Dergahı’nda cem yapacaklarını söyleyen Deniz, Tv10’un geçen yıl Hacıbektaş’tan yaptığı canlı yayınlarla Alevileri dünya ile buluşturduğunu, bu sene de bunun eksikliğini hissedeceklerini belirtti. “Ülkede yaşanan haksızlıkların, hukuksuzlukların dışarıya yansımaması, dünyayla ve Alevilerle buluşmaması adına operasyon yapılan Tv10’u biz derhal geri istiyoruz” diyen Deniz, “Özellikle 143 gündür açlık grevinde olan Nuriye ve Semih arkadaşın seslerinin kısılması Tv10’un sesinin kısılmasının ve dünyaya duyurulmasının bir etkenidir. Bizim sesimiz kulağımız olan Tv10’u derhal geri istiyoruz ve Alevilerin sesinin susturulmasını kınıyoruz” şeklinde ifade etti.
Karanlık süreçlerden geçildiğini ve herkesin tedirgin olduğunu söyleyen Veli Haydar Güleç “Karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın da en yakın olduğu andır” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Adalet Yürüyüşü’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu Adalet Yürüyüşü’nün başlangıcındaki tekilliğine ve kişiselliğine rağmen bütün hayırcıların yürüyüşü olduğunu hatta Erdoğan ve Bahçeli sevdalısı olmayan evetçileri bile kapsadığını belirtti.
Haberin Videosu
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu Adalet Yürüyüşü’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’de toplumsal muhalefetin referandum süreciyle birlikte yükseldiğini belirten Hamzaoğlu, 1 Mayıs’ın bu yükselişi perçinlediğini ve Adalet Yürüyüşü’nün de bu toplumsal muhalefetin üzerinde yer aldığını kaydetti.
“BÜTÜN EKSİKLİKLERİNE RAĞMEN SAHİP ÇIKILMALI”
9 Temmuz’daki Maltepe Mitingi’nin milyonları birleştirdiğine vurgu yapan Hamzaoğlu, yürüyüşün başlangıcındaki her türlü tekilliğine ve kişiselliğine rağmen bütün hayırcıların yürüyüşü olduğunun hatta Erdoğan ve Bahçeli bağımlıları dışındaki evetçileri bile kapsadığının altını çizdi. Sürecin herkes için kıymetli bir muhalefetin yükselme süreci olduğunu söyleyen Hamzaoğlu, bütün eksikliklerine rağmen buna sahip çıkılması gerektiğine vurgu yaptı.
“GÜN SOKAĞIN GÜNÜDÜR”
Toplumsal muhalefetin öncüsüz bırakılmasının muhalefetin yükselişini depresyona götüreceğini ifade eden Hamzaoğlu, Gezi direnişi ve referandum süreçlerindeki sokak deneyimlerini hatırlatarak sokağa sahip çıkılması gerektiğini dile getirdi. Şu anda yaşanmakta olan sorunların çözümünün barış talebiyle başlayacağını söyleyen Hamzaoğlu, “Gün sokağın günüdür. Gün, yüzü sola ve sosyaliste dönük hakçı taleplerin gündeme getirilmesinin günüdür. Buna kısa bir mola bile verilmemelidir” dedi.